7 Ekim, İsraillilerin düşüncelerini nasıl şekillendirdi?

Hamas Hareketi’nin saldırısı, İsrail solunun Filistinlilerle ortak bir geleceğe olan inancını baltalarken aşırılık yanlısı Yahudileri İsrail ordusuna yaklaştırdı.

Ultra-Ortodoks Yahudiler, Gazze’deki çatışmalardan dönen askerlerin ibadet yapmalarına yardım etti. 14 Aralık (EPA)
Ultra-Ortodoks Yahudiler, Gazze’deki çatışmalardan dönen askerlerin ibadet yapmalarına yardım etti. 14 Aralık (EPA)
TT

7 Ekim, İsraillilerin düşüncelerini nasıl şekillendirdi?

Ultra-Ortodoks Yahudiler, Gazze’deki çatışmalardan dönen askerlerin ibadet yapmalarına yardım etti. 14 Aralık (EPA)
Ultra-Ortodoks Yahudiler, Gazze’deki çatışmalardan dönen askerlerin ibadet yapmalarına yardım etti. 14 Aralık (EPA)

Hamas Hareketi’nin 7 Ekim’de İsrail'e karşı gerçekleştirdiği saldırı, İsrail solunun kendisini muhasebeye çekmesine yol açarken Filistinlilerle ortak bir geleceğe olan inancını baltaladı. Diğer yandan saldırı, İsrail sağında bir güven krizi yaratarak Başbakan Binyamin Netanyahu'ya verilen desteği azalttı.  İsrail devleti ile ilişkileri konusunda çoğu zaman kararsız olan ultra-Ortodoks Yahudiler ile ana akım arasındaki mesafeyi ise bir miktar kapattı.

İsrailliler, dini ve siyasi ayrımlar karşısında Hamas saldırısının bir devlet olarak İsrail, bir toplum olarak İsrailliler ve birey olarak İsrail vatandaşları için ne anlama geldiğiyle yüzleşiyor. İsrail’in 1973 Arap-İsrail Savaşı'ndaki başarısızlıkları nasıl siyasi ve kültürel hayatını alt üst ettiyse, 7 Ekim saldırısında ve sonrasında yaşananların da önümüzdeki yıllarda İsrail'in çehresini yeniden şekillendirmesi bekleniyor.

İsrailliler, yaklaşık bin 200 kişinin ölümüne yol açan saldırı nedeniyle güvenlik duygularını kaybederken liderlerine olan güvenleri de sarsıldı. Saldırı aynı zamanda İsrail'in Gazze Şeridi'ne uyguladığı ablukanın ve Batı Şeria'daki işgalin İsrailliler açısından ciddi bir yansıma olmaksızın süresiz olarak devam edebileceği düşüncesinin de sonu oldu. Bu durum, İsrail'deki Yahudi çoğunluğunun inandığı ülkenin üzerine kurulu olduğu temel vaadin çökmesi anlamına geliyor.

İsrail’in 1948 yılında kurulduğu dönemdeki özel amaç, iki bin yıl boyunca kendilerine ait bir ülkeleri olmayan Yahudilere sığınacakları bir ülke vermekti. Ancak 7 Ekim'de aynı ülkenin Holokost'tan (Yahudi soykırımı) bu yana Yahudilere yönelik şiddetin en kötü gününün yaşanmasını engelleyemediği ortaya çıktı.

Fotoğraf Altı: Ultra-Ortodoks Yahudiler 4 Nisan’da Kudüs'te Hamursuz (Fısıh) Bayramı’nı kutladı. (AP)
Ultra-Ortodoks Yahudiler 4 Nisan’da Kudüs'te Hamursuz (Fısıh) Bayramı’nı kutladı. (AP)

İsrailli roman yazarı Dorit Rabinyan, bu düşünceyi şöyle dile getirdi:

“O an İsrailli kimliğimizin tamamen ezildiğini hissetti. Sanki 75 yıllık egemenlik, İsraillilik bir anda yok olmuştu. Biz İsrailliydik, ama artık sadece Yahudiyiz.”

7 Ekim saldırısı aynı zamanda Başbakan Binyamin Netanyahu'nun yargının yetkilerini sınırlama çabaları konusunda büyük bir bölünme yaşayan ve dinin kamusal yaşamdaki rolü ve Netanyahu'nun siyasi geleceği konusunda da anlaşmazlıkların olduğu İsrail toplumunun birleşmesine hayal edilemeyecek ölçüde katkıda bulundu.

İsrailli liderler yıl boyunca iç savaş tehdidine karşı uyarılar yaptılar. Ancak 7 Ekim'deki saldırılardan sonra her kesimden İsrailliler göz açıp kapayıncaya kadar ortak bir davaya kavuşmuşlardı. Saldırıyı İsrail'in geleceği için bir beka savaşı olarak değerlendiren İsrailliler, 7 Ekim’den bu yana İsrail'in Gazze'deki misillemesine karşı uluslararası toplumdan gelen eleştirilerden hep birlikte etkilendiler.

Savaştan önce İsrail ordusunda hizmet etmekteki isteksizlikleri toplumda bir bölünme kaynağı olan ultra-Ortodoks Yahudilerin bazı kesimlerinde de orduyu övdüğü ve bazı durumlarda orduya katılımın arttığı görüldü.

Son yapılan anketlerin verileri, İsrail’de Hamas saldırısından bu yana derin bir değişim içinde olan bir toplumun tablosunu çizdi.

Kudüs merkezli bir araştırma grubu olan Haredi Genel İşleri Enstitüsü tarafından aralık ayında yapılan bir ankete göre ultra-Ortodoks Yahudilerin yaklaşık yüzde 30'u askerlik fikrini destekliyor. Bu da savaş öncesine göre bu fikri desteleyen ultra-Ortodoks Yahudiler arasında yüzde 20’lik bir artış olduğunu gösteriyor.

Fotoğraf Altı: Filistinlilerin Ürdün Vadisi'ndeki bir su deposunu onarmasına yardım eden İsrailli solcular, 22 Aralık (AFP)
 Filistinlilerin Ürdün Vadisi'ndeki bir su deposunu onarmasına yardım eden İsrailli solcular, 22 Aralık (AFP)

Kudüs merkezli bir diğer araştırma grubu olan İsrail Demokrasi Enstitüsü tarafından kasım ayında yapılan bir ankete göre İsrail’deki Arapların yüzde 70'i kendilerini İsrail Devleti'nin bir parçası olarak hissettiklerini söylemesi belki de en şaşırtıcı olan nokta. Bu yüzde, geçtiğimiz haziran ayına kıyasla yüzde 22’lik bir artış gösterirken aynı zamanda enstitünün yirmi yıl önce bu konuyla ilgili anketler yürütmeye başlamasından bu yana ulaşılan en yüksek oran.

Saldırıdan bu yana yapılan İsrail’de yapılan tüm anketler, Netanyahu'nun lideri olduğu sağcı Likud Partisi seçmenlerinin neredeyse üçte birinin 7 Ekim'den bu yana partiyi desteklemeyi bıraktığını gösterdi.

Kudüs merkezli bir düşünce kuruluşu olan Shalom Hartman Enstitüsü’nde araştırmacı olan yazar Yossi Klein Halevi, “Burada temel olan bir şey değişti. Bunun ne olduğunu henüz bilmiyoruz, ama bu değişimin bu ülkenin son şansı olduğunu biliyoruz” ifadelerini kullandı.

Kudüslü bir otobüs şoförü olan Aryeh Tsaiger da bu değişimlerin bir kısmını temsil ediyor. 2000 yılında askere alınan küçük bir grup ultra-Ortodoks İsraillilerden biri olan Tsaiger, o zamanlar kendisini toplumdan dışlanmış gibi hissettiğini söyledi. Tsaiger, “O dönem orduya katılmak kabul edilemezdi” dedi.

Fotoğraf Altı: İsrailli sağcılar, Yahudilerin Mescid-i Aksa üzerindeki kontrolünün artırılması talebiyle Eski Kudüs sokaklarında yürüdü, 7 Aralık 2023 (Reuters)
İsrailli sağcılar, Yahudilerin Mescid-i Aksa üzerindeki kontrolünün artırılması talebiyle Eski Kudüs sokaklarında yürüdü, 7 Aralık 2023 (Reuters)

‘Harediler’ olarak da bilinen ultra-Ortodoks Yahudiler, devlet destekli dini kurumlarda Yahudi fıkhı ve Tevrat okuyabilmeleri için askerlik hizmetin muaf tutuluyorlar. Haredilerin onlarca yıldır bu muafiyet haklarını korumak için mücadele etmesi İsrailli laikleri kızdırdı. Çünkü İsrailli laiklere göre Harediler bir yandan devlet bütçesinden yararlanırken diğer yandan ülkeyi korumak için çok az şey yapıyor.

Tsaiger, 7 Ekim’den sonra orduya katılmak istediğinde bunun Harediler tarafından hoş karşılandığını hissettiğini söyledi. Arkadaşlarının kendisini tebrik ettiğini belirten Tsaiger, bir Haredi hahamın kendisine özel bir dua ayini düzenlediğini ve çok sayıda Haredi sinagogundan, Şabat ayinlerine silahıyla katılıp katılamayacağının sorulduğunu aktardı.

“Bunun çok büyük bir değişiklik” olduğunu belirten 45 yaşındaki Tsaiger, “Beni orada istiyorlar” dedi.

Tsaiger’in yaşadığı bu deneyim, ultra-Ortodoks toplumdaki küçük ama önemli bir değişimi yansıttı.

Askeri istatistiklere göre Tsaiger, 7 Ekim'den bu yana son on hafta boyunca orduya katılmak isteyen 2 binden fazla Harediden sadece biri. Ordu tarafından yapılan açıklamaya göre bu sayı, 7 Ekim'den sonra orduya çağrılan çağrılan 360 bin yedek askerin yüzde 1'inden az olsa da ortalamanın iki katı.

İsrailli ultra - Ortodoks camiası hakkındaki önde gelen uzmanlardan olan Neri Horowitz, bu değişimin önemli olamayacak kadar küçük olduğunu ve büyüyen toplumsal dayanışma dalgasının, daha önce de olduğu bu tarihi dönüm noktalar geçildikten sonra aynı hızda gerileyeceğini düşünüyor. Gerçekten de nüfuz sahibi bir Haredi hahamın askerleri çöp toplayıcıları olarak gördüğünü söylediği bir video kaydı ortaya çıktı. Başka bir video kaydında Haredi dini okulunun öğrencileri, aralarından orduya asker çekme girişimlerine olan öfkeleri yüzünden askeri kurumlardan atıldıkları görüldü.

Fotoğraf Altı: İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Tel Aviv’deki askeri üste kabine toplantısı yaptı, 24 Aralık. (EPA)
 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Tel Aviv’deki askeri üste kabine toplantısı yaptı, 24 Aralık. (EPA)

Diğer yandan daha uzun vadeli bir değişimin gerçekleştiğini düşünen Tsaiger, “20 yıl önce benimle bağlarını kesenler şimdi benimle gurur duyuyor” şeklinde konuştu.

İsrail’deki Arap azınlığa (48 Arapları) gelince gelişen bu dinamikler onları kafa karıştırıcı ve çelişkili bir duruma soktu.

İsrail’in dokuz milyonun üzerindeki nüfusunun yaklaşık beşte birinin Arap olması dikkati çekerken İsrail’deki Arapların birçoğu İsrail vatandaşlığına sahip olmalarına rağmen kendilerini Filistinli olarak görüyorlar ve İsrail baskınlarında öldürülen Gazze sakinleriyle dayanışma içindeler. Gazze’de öldürülen Filistinlilerin sayısı yükseldikçe (20 binin üzerinde) onlar için bu duygu daha da güçleniyor.

İsrailli Arapların liderinden birçoğunun kasım ayında onay almadan çok sayıda savaş karşıtı protesto düzenleme girişiminde bulunmasının ardından tutuklanması dikkati çekerken İsrail polisi, Hamas'ı desteklediği düşünülen sosyal medya paylaşımları nedeniyle bazılarının hakkında soruşturma başlattı.

Bu noktada 7 Ekim'de onlarca İsrail vatandaşı Arap’ın Hamas tarafından öldürüldüğünü ya da kaçırıldığını belirtilmeli. Bu da İsrailli Araplara İsrailli Yahudilerle daha büyük bir dayanışma duygusu kazandırdı.

İsrailli bir Arap olan hukuk öğrencisi Beşir Zeyadine, “Hamas mı İsrail mi diye iki seçenekle karşı karşıya kalsaydım, hiç tereddüt etmeden İsrail'i seçerdim” dedi.

Saldırı sırasında aile üyelerinden birçoğunun öldürüldüğünü ve kaçırıldığını kaydetti.

Ailesi adına da konuşan Zeyadine, ailesinin hükümete rehin alınan yakınlarının kurtarılması için daha fazlasını yapması yönünde baskı yaptığını söyledi. Zeyadine, (26) bu süreçte Yahudi cemaatiyle daha fazla ilgilenmeye, diğer rehinelerin aileleriyle bağ kurmaya ve İsrailli politikacı ve liderleri tanımaya başladığını da sözlerine ekledi.

Fotoğraf Altı: Salı günü İsrail'in Batı Şeria’nın El-Halil şehrinin güneyinde yer alan el-Favara Mülteci Kampı’na düzenlediği baskında öldürülen iki kişinin cenaze törenine katılan Filistinliler. (AFP)
Salı günü İsrail'in Batı Şeria’nın El-Halil şehrinin güneyinde yer alan el-Favara Mülteci Kampı’na düzenlediği baskında öldürülen iki kişinin cenaze törenine katılan Filistinliler. (AFP)

Kendisini halen bir Filistinli gibi hissetmesine ve hükümetin Filistinlilere yönelik muamelesiyle ilgili büyük sorunları olmasına rağmen 7 Ekim'in dehşeti ve kendisinin de öldürülebileceği hissi baskın çıktı. Zeyadine’nin kendisini daha fazla İsrailli gibi hissetmesine ve İsrail'deki kamusal yaşamda daha büyük bir rol oynamaya çalışmasına neden oldu.

Zeyadine, “Artık topluluğuma sistemi eleştirerek değil, sistemin bir parçası olup onu daha iyi hale getirerek yardım etmek istiyorum” şeklinde konuştu.

Şarku’l Avsat’ın The New York Times’tan aktardığına göre Netanyahu'nun varlığına rağmen toplumda giderek bir fikir birliği ortaya çıktı. Bu fikir birliği giderek büyüyor.

İsrailliler, Netanyahu liderliğindeki askeri operasyonun önemine inanıyorlar. Ancak bu inançları çerçevesinde Başbakan Netanyahu’nun değil, birbirlerinin etrafında toplandılar.

İsrail sağının Netanyahu'ya yönelik hayal kırıklığının bir kısmı, hükümetinin daha önce Gazze’ye karşı olan kayıtsızlığı güçlendirmesinden kaynaklanıyor. Yetkililer, düzenli olarak Hamas'ı nasıl caydıracaklarının aksine İsrail'e yönelik en büyük doğrudan tehditlerin İran’dan ve Lübnan'dan geldiği konusunda konuşuyorlardı.

Öfkenin bir diğer nedeni ise İsrail toplumunun yapısındaki derin bölünmelerin ve kamuoyundaki toksik söylemin arkasında Netanyahu'nun olması.

Böylesi bir kaosun ortasında, Batı Şeria'daki bir yerleşim biriminde yaşayan haham ve yayıncı Netanel Elyashiv, böylesi bir kaosun olduğu bir dönemde sağcı İsraillilerin bazılarının daha dengeli bir kamusal söylem istediğinin altını çizdi.

Dikkat çeken bir diğer nokta, Netanyahu'nun şahsi geleceği ne olursa olsun, Filistinlilerle ilişkiler konusunda, bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasına karşı çıkmak ve Batı Şeria'da yerleşim birimlerine destek vermek gibi yaklaşımlar popüler hale gelmeye devam ediyor.

İsrail Demokrasi Enstitüsü'nün kasım ayı sonlarında gerçekleştirdiği bir anketin sonuçlarına göre İsrailli Yahudilerin yarısından fazlası, bağımsız bir Filistin devleti kurulmasına yönelik müzakerelerin yeniden başlatılmasına karşı.

Batı Şeria'daki yerleşimciler, İsrail'in Filistin topraklarındaki varlığını sürdürmesi gerektiği tartışmasını kesin bir şekilde kazandıklarını düşünüyor.

Eliashiv'e göre İsrail ordusu ve yerleşimciler Gazze'de kalsaydı, 7 Ekim saldırısı gerçekleşmeyecekti.

Eliashiv, Batı Şeria’nın Tevrat’taki adını kullanarak ‘Yahudiye ve Samiriye Bölgesi’nde bunun gerçekleşmemesinin nedeni burada yerleşim birimlerinin olması. Güvenlik açısından burada (Gazze’de) olmamız gerekiyor’ ifadelerini kullandı. Yerleşimci haham sözlerine, “Nereden çekilsek, durum kabusa dönüşüyor” diye ekledi.

Diğer taraftan İsraillilerin bazıları, halen Gazze’de ve Batı Şeria'da faaliyet gösteren bir Filistin devletinin kurulmasıyla sorunun çözülebileceğini düşünüyorlar.

Yazar Yossi Klein Halevi, 2018 yılında hayali bir Filistinli karaktere hitaben yazılan “Letters to My Palestinian Neighbor” (Filistinli Komşuma Mektuplar) adlı bir kitap yazdı. Halevi, kitapta Ortadoğu'daki Araplar ve Yahudiler arasında ortak bir gelecek vizyonunu dile getirmeye çalışsa da 7 Ekim'den bu yana böyle bir geleceğin nasıl görüneceğini düşünmekte zorlandığını ifade etti. Kendisini ‘dikkatli bir Yahudi’ olarak tanımlayan Halevi, halen Filistinliler için dua ettiğini, ancak bunu sempatiden ziyade görev duygusuyla yaptığını belirtti.

Halevi, şikayet edercesine sözlerini şöyle sürdürdü:

“İsrail söylemini açıklamak ve Filistin söylemini anlamak için yıllarımı harcadım. İkisinin bir arada yaşayabileceği bir alan bulmaya çalıştım, ama şu an o dile sahip değilim. Artık duygusal olarak bunu yapmaya müsait değilim.”

*New York Times



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.