BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Gazze’deki acıların boyutu kelimelerle anlatılamaz’

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri: “Gazze’de öldürülenlerin yüzde 70’i kadın ve çocuklardan oluşuyor.”

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Gazze’deki acıların boyutu kelimelerle anlatılamaz’
TT

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Gazze’deki acıların boyutu kelimelerle anlatılamaz’

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Gazze’deki acıların boyutu kelimelerle anlatılamaz’

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Gazze halkının acısını anlatacak kelime bulamadığını söylerken, insani gerekçelerle acil ateşkes çağrısında bulundu. İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik bombardımanı devam ederken Türk, ölenlerin yüzde 70’inin çocuk ve kadın olduğuna dikkat çekerek, Gazze’de hiçbir yerin güvenli olmadığı yönündeki uyarısını yineledi.

Gazze savaşı, 84 gündür devam ediyor. Bu çerçevede BM Yüksek Komiseri, Gazze Şeridi’ndeki gıda güvensizliği konusunda alarma geçti. Türk, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda 500 bin kişinin açlık tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu vurguladı.

BM Komiseri, artan yerleşimci şiddetine tanık olan Batı Şeria’yla ilgili olarak ise hesap verebilirliğin önemini vurguladı ve Filistinlilere yönelik korkunç olaylarla ilgili soruşturma yapılması çağrısında bulundu.

Volker Türk’ün gündeminde Sudan’daki savaş da vardı. İki general arasındaki saçma çatışmanın devam etmesini kınadı ve çatışmaların durdurulması, sivillere ülkenin geleceği hakkında söz hakkı verilmesi çağrısı yaptı.

Dünya genelinde insanlığın dörtte biri çatışma ve silahlı şiddete saplanmış bölgelerde yaşarken Türk, iğrenç ihlallerin devamını önlemek için savaş kurallarına saygı gösterilmesinin gerekliliği çağrısında bulundu. Ancak zorluğun onaylanmış standartlarda değil uygulamada yattığını belirtti.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın Gazze’den Yemen’e, uluslararası ve bölgesel gelişmelerden Birleşmiş Milletler gündemine kadar birçok başlıkta açıklamalarda bulundu:

Gazze’de hiçbir yer güvenli değil

İnsan Hakları Yüksek Komiseri, Gazze’de insani ateşkes yönündeki acil çağrısını yineleyerek, savaşın başlangıcından bu yana Gazze Şeridi’nde yüzde 70’i çocuk ve kadın olmak üzere 20 bin kişinin öldürüldüğünü belirtti.

Hamas savaşçılarının 7 Ekim’de güney İsrail’e başlattığı ve Tel Aviv’e göre bin 200 kişinin ölümüne ve 240 kişinin rehin alınmasına neden olan saldırıdan 12 hafta sonra İsrail güçleri, Gazze Şeridi’nin büyük bir bölümünü yok eden, 20 binden fazla insanı öldüren ve Şerid’in 2,3 milyonluk nüfusunun çoğunluğunu birden fazla yerinden eden bir savaş başlattı.

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik şiddetli bombardımanı devam ederken Türk, Şerid’deki tüm nüfusun etkilendiği ve 500 bin kişinin kıtlık riskiyle karşı karşıya olduğu gerekçesiyle gıda güvensizliği konusunda uyardı. Volker Türk ayrıca, sıcaklıkların düşmesiyle yerinden edilen Filistinlilerin acılarının daha da kötüleştiğine dikkat çekerek, “Sıcaklıkların düştüğü, insanların doğru dürüst uyuyamadığı, insani yardım alamadıkları bir dönemde kışın gelmesinin bu şartlarda ne anlama geldiğini tahmin edebilirsiniz” dedi.

Türk, devam eden bombardımana ilişkin olarak ise Türk, “Gazze Şeridi’nde güvenli bir yer yok” dedi. İsrail ordusunun bazı tahliye emirlerinin çok kısa bir süre içinde verildiğine dikkat çeken Türk, “İnsanlar bu emirleri doğru düzgün takip edemiyor. Şunu da söylemek gerekir ki Gazze’de şu anda güvenli bir yer yok. Hiçbir yerde güvenlikten bahsedemeyiz. Peki insanlar nereye gidecek?” ifadesini kullandı.

BM Komiseri sözlerini şöyle sürdürdü:

“Gazze’deki durum felaket. Bugün Refah’ın güneyinde bir milyondan fazla Filistinli var. İnsanlar sokaklarda, açıkta uyuyor. Bazıları tahliye emirlerine bile uymadı. Çok vahim bir durumla karşı karşıyayız. Durumun ne kadar felaket olduğuna dair güçlü bir kanıt oluşturmak için ne olması gerekiyor? Bugün acilen ihtiyacımız olan şey, bu trajedinin sona ermesi için insani ateşkestir.”

BM içerisinde hayal kırıklığı var mı?

BM yetkililerinin Gazze savaşıyla ilgili art arda yaptığı açıklamalar, uluslararası toplumun Şerid’de acil ve kalıcı bir ateşkes çağrısında bulunamamasından duyulan hayal kırıklığını yansıtıyor.

Ancak Türk, geçen hafta ‘insani yardımın derhal, güvenli ve engelsiz bir şekilde ulaştırılmasına olanak sağlamak ve düşmanlıkların sürdürülebilir bir şekilde durdurulması için gerekli koşulların yaratılmasına yönelik acil adımların atılması’ çağrısında bulunan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararını ‘açık bir sinyal’ olarak nitelendirdi.

Fotoğraf Altı: BMGK, Gazze gündemiyle 22 Aralık’ta toplantı düzenledi. (AP)
BMGK, Gazze gündemiyle 22 Aralık’ta toplantı düzenledi. (AP)

Türk sözlerini şöyle sürdürdü:

“BMGK geçen hafta, düşmanlıkların sona ermesine yönelik bir yol bulunması gerektiğini çok açık bir şekilde ilan etti. Bu yüzden BMGK’nın çok net bir sinyal verme yönünde hareket ettiğine inanıyorum. Umarım İsrail ve Hamas üzerinde etkisi olan herkes, ‘iki taraf akılları başına gelip tek çıkışın kavgayı bırakmak olduğunu görene kadar’ nüfuzunu kullanır. Bu şiddete devam edemeyiz. Çünkü insanlar anlatamayacağım kadar acı çekecekler. Bu durumu tanımlayacak doğru kelimeleri bulamıyorum ve tek çıkış yolunun şiddeti durdurmak olduğuna inanıyorum.”

Savaş suçlarına soruşturma

Ofisinin Gazze Şeridi’ndeki olası ‘İsrail’in savaş suçlarına’ ilişkin soruşturmaya katılıp katılmayacağı sorusuna ise “Her iki tarafın (Hamas hareketi ve İsrail) gerçekleştirdiği insan hakları ihlallerinin hesap verebilirliği ciddiye alınmalı, soruşturulmalı ve iki taraf da adalet önüne çıkarılmalıdır” cevabını vererek açıklamalarına şöyle devam etti:

“Cezasızlık hiçbir amaca hizmet etmeyecek. Çatışmalar sona erdiğinde, İsrailliler ve Filistinliler arasında barış içinde gerçekleşmesini umduğumuz bir arada yaşamın merkezinde insan hakları yer almalıdır. Hesap verebilirlik oldukça önemlidir. Dünyadaki pek çok çatışmada gördüğümüz şey, hesap verebilirliğin ciddiye alınmamasıdır. Bunlar ciddiye alınmazsa tekrarlanan şiddet ve çatışma eylemlerine tanık olacağız.”

Ertesi gün için bir umut ışığı

Gazze’de sivillerin yaşadığı acılara rağmen Türk, ertesi gün için umut ışığını koruyor:

“Açıkçası kişisel düzeyde umutsuz hissediyorum. Acı çeken tüm insanlarla derin bir endişe, derin bir sempati ve dayanışma hissediyorum. Ama ertesi günün olduğu da doğrudur. Çünkü bunu tüm çatışmalarda gördük. Ertesi gün olacak ve ona hazırlanmalıyız.”

Üst düzey BM yetkilisi, bu krizden çıkmanın tek yolunun İsraillilerin ve Filistinlilerin yan yana barış içinde yaşayabileceğine olan inanç olduğuna dikkat çekti.

Türk, umuda tutunmasına Ortadoğu ziyaretlerinin beraberinde getirdiği görüşmeleri gerekçe gösterdi:

 “Mısır ve Ürdün’e gittiğimde ve İsrailli insan hakları aktivistleriyle etkileşime geçme fırsatı bulduğumda bölgede, özellikle de barışa ve insan haklarına olan umudunu ve inancını kaybetmemiş gençler arasında yaptığım tartışmalarda umut gördüm. Bu, bana ertesi günün bizi bu korkunç durumdan kurtarabileceğine dair umut veriyor.”

Batı Şeria’da koşullar kötüleşiyor

Türk’ün Şarku’l Avsat’a verdiği röportaja paralel olarak 7 Ekim 2023’ten sonra Doğu Kudüs de dahil olmak üzere işgal altındaki Batı Şeria’da insan haklarının hızla kötüleştiğini ayrıntılarıyla anlatan bir BM raporu yayınlandı. Rapor, İsrail’e, Filistin halkına yönelik yasadışı cinayetlere ve yerleşimci şiddetine son vermesi çağrısında bulunuyor.

Türk, Batı Şeria’da yaşananlardan derin endişe duyduğunu ifade etti:

 “7 Ekim’den önce bile yaklaşık 200 Filistinlinin öldürüldüğü Batı Şeria’da insan hakları durumunun hızlı bir şekilde kötüleştiğine tanık olduk. 7 Ekim’den 27 Aralık’a kadar 70’ten fazlası çocuk olmak üzere 300 kişinin daha öldürüldüğüne tanık olduk. Bu durum şok edici. Daha fazla yerleşimci akınına tanık olduk. Birçok Filistinli aile için cankurtaran halatı olarak kabul edilen zeytin hasadı süreci de ciddi şekilde sekteye uğradı. Kabul edilemez şiddetin korkunç görüntülerini görüyoruz. Hesap verebilirliğin sağlanması, olayların soruşturulması ve şiddetin durdurulması çok önemli.”

BM raporunda, kolluk kuvvetleri operasyonları sırasında askeri silahların ve askeri yöntem ve taktiklerin kullanımına derhal son verilmesi, Filistinlilere yönelik kitlesel keyfi gözaltı ve kötü muameleye son verilmesi çağrısı yapıldı. Ayrıca hareket özgürlüğüne uygulanan ayrımcı kısıtlamaların kaldırılması talep edildi.

Rapor, 7 Ekim’den bu yana Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te öldürülen 300 Filistinliden İsrail güçlerinin en az 291 Filistinliyi öldürdüğünü, yerleşimcilerin sekizini öldürdüğünü, bir Filistinlinin ise İsrail güçleri ya da yerleşimciler tarafından öldürüldüğünü dile getirdi.

Sudan’da saçma bir çatışma

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri, Sudan’daki ‘saçma çatışmanın’ devam etmesinden duyduğu memnuniyetsizliği dile getirerek, savaşan iki general olan Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan ve Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Muhammed Hamdan Daklu’ya da ‘akıllarını başlarına toplama ve çatışmaları durdurma’ çağrısında bulundu.

Volker Türk, bir yıldan fazla bir süre önce Sudan’a yaptığı ziyareti hatırlattı. Türk, otuz yıllık askeri diktatörlüğü devirmek için devrimin parçası olan insan hakları savunucuları, gençler ve kadınlarla son derece cesaret verici toplantılar gerçekleştirmişti. Türk, “Geçen yıl nisan ayında bu iki ordu arasında, bu iki adam ve onların orduları arasında çatışmalar yeniden başladığında, tüm Sudanlıların acılarından dolayı kalbim param parça oldu” şeklinde konuştu.

BM Komiseri, Hartum’un hızla bozulmaya tanık olduğuna dikkat çekti:

“Çalışanlarımızı tahliye etmek zorunda kaldık. Bunun insanlar için ne anlama geldiğini hayal edebilirsiniz. Hastaneler artık çalışmıyor ve insani yardım artık gerektiği gibi gelmiyor.”

Volker Türk, Darfur’la ilgili olarak da olayların çok ileri gittiğini düşündükleri, etnik temelli de dahil olmak üzere, korkunç çatışmaların yeniden başlamasını kınadı.

BM yetkilisi, anlamsız gerginliğin devam etmesini kınadı ve herhangi bir tarafın askeri çatışmalar yoluyla çözüme ulaşabileceği iddialarına karşı çıktı:

“Sivillerin söz sahibi olduğu bir ülke inşa etmeye geri dönmemiz gerekecek. Çünkü onların istediği bu. İnsan hakları önemli ve merkezi bir rol oynamaktadır. Sudan halkının onlarca yıldır istediği şey buydu. Onlara ancak bu konuda destek olabiliriz. Umarım her iki lider de aklını başına toplar ve bu anlamsız savaşa son verir.”

BM Komiseri defalarca hem Sudan ordusunu hem de Hızlı Destek Kuvvetleri’ni uluslararası insancıl hukuka ve insan hakları hukukuna saygı göstermeye, sivilleri ve sivil oluşumları korumaya çağırdı. Ayrıca bu tür zor koşullarda çalışmaları son derece önemli olan çatışmanın her iki tarafının, yardım çalışanlarının ve insan hakları savunucularının korunması ve sivillerin çaresizce ihtiyaç duydukları insani yardıma ulaşmalarının sağlanması gerektiğini de vurguladı.

Çatışma kuralları

Sudan ve Gazze savaşlarında temel insani yardım sağlamanın zorluğuna ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Volker Türk, insani yardıma ücretsiz ve sınırsız erişim, insani yardım çalışanlarının korunması ve insani yardımın keyfi olarak reddedilmesinin ‘savaş suçu" olarak sınıflandırılmasını içeren insani eylem ilkelerini hatırlattı.

“Bunlar gerçekten yeniden teyit edilmesi gereken alanlardır ve saygı duyulması gereken temel insani ilkeler olarak düşünülmelidir” diyen Volker Türk, “Dünyanın bunu fark etmesi ve dünyadaki tüm savaşan taraflardan bunu talep etmesi gerektiğini düşünüyorum. Dünya çapında 50’den fazla çatışma ve şiddet vakası var. İhlallerin niteliğinin o kadar iğrenç ve korkunç hale geldiğini görüyoruz ki, bu savaşları yürütenlerin ve bunların arkasında duranların gerçekten insanlığın özünü bilip bilmediğini merak ediyorsunuz.”

Türk ayrıca, “Savaşlar saygı duyulması gereken kurallara göre yapılır” dedi.

Uluslararası insan hakları çerçevesinde reform yapılması

Türk, Şarku’l Avsat’ın uluslararası insan hakları çerçevesinin gözden geçirilmeye mi yoksa reforma mı ihtiyaç duyduğu sorusuna  “Sorun, uluslararası düzeyde kabul edilen standartlarda değil, uygulama mekanizmalarında yatıyor” cevabını verdi.

BM yetkilisi sözlerini şöyle sürdürdü:

“Standartlarımızın ve onaylanmış bir normatif çerçevemizin olduğunun farkına varmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Sorun uygulamayla ilgili. Bu standartlara sahibiz. Onlarca yıldır denenip test ediliyorlar. Bunlar genellikle uluslararası topluluk, BM’ye üye devletler ve sivil toplum tarafından onlarca yıldır titizlikle geliştirilmiştir. Bu yüzden bu kurallar veya standartlarla ilgili değil, bunların uygulanmasıyla ilgilidir.”

Türk, çatışmalar bağlamında ve çatışmaların dışında da insan hakları ve temel özgürlükler konusunda çalışma yapılması ve temel özgürlüklerin garanti altına alınması yönünde açık bir çağrının olduğunu belirterek “İnsan haklarının değeri konusunda daha fazla eğitim verilmesi gerektiğine inanıyorum. Böylece siyasi kararları da etkileyebilirler” dedi.

Şu an yaklaşık 70 ülkede seçimlere hazırlanıyor. Yaklaşık 4 milyar kişi yeni hükümetlerini, liderlerini ve parlamentolar seçmeye hazırlanıyor. Türk, seçmenlerin öne sürülen siyasi programlara ve bu siyasi programların insan haklarına uygun olup olmadığına çok dikkatli bakmalarının önemli olduğunu vurguladı. Ayrıca, “Aksi halde bu adaylara oy vermek istemeyebilirler” dedi.

Göç krizi ve Avrupa’nın geleceği

Avrupa’da da bazı ülkeler 2024’te yeni seçimlere tanık olacak. Türk, göç ve mültecilerin korunması meselesinin ‘siyasi bir ihale kartına’ dönüşmesine karşı uyarıda bulunarak, göçmenlerin insanlıklarının elinden alınmaması gerektiğini vurguladı.

BM yetkilisi ayrıca şunları söyledi:

“Göç ve mülteci sorunları gerçeklere ve kanıtlara dayanarak, apolitik bir şekilde ele alınmalıdır. Çünkü bunun yerine daha sık gördüğüm şey, konunun kimlik temelinde siyasallaştırılmasıdır. Irkçılık da bazen bu tartışmalarda açıkça ortaya çıkıyor. Bunun üstesinden gelmemiz, göçü iyilik için bir güç ve toplumların ihtiyaç duyduğu bir şey olarak görmemiz gerçekten önemli.”

Türk ayrıca, Avrupa’nın geleceğinin göçe bağlı olduğunu belirtirken, medyanın bunun yalnızca olumsuz tarafını göstermesinden üzüntü duyduğunu ifade etti.

Sığınma meselesiyle ilgili olarak da Avrupa politikalarının bu konuda sıkılaştığını dile getiren Türk, savaştan, zulümden ve insan hakları ihlallerinden kaçanlar için sığınma hakkını güvence altına alan insan hakları hareketinin başlangıcına dönüş çağrısında bulundu. “Bu kanundur ve buna saygı duyulması gerekir” dedi.

Volker Türk’ün gündeminde İngiltere’nin göçle mücadelede izlediği politikalar da vardı:

“Beni endişelendiren, göçmenlerin ve mültecilerin kamusal tartışmalarda insanlıktan çıkarılmasıdır. Bu iyi bir şey değil, her topluma zararlıdır.”

Kendisin bu eğilimi daha geniş bir ölçekte ele aldığını dile getiren Türk, göçmenlerin ve mültecilerin insanlıklarından yoksun bırakıldıklarını ifade etti. BM yetkilisi ayrıca, “Onlar ihtiyaçları ve hakları olan insanlar olarak görülmüyorlar” dedi.



Suudi Arabistan ve Mısır, İran, Filistin ve Sudan'daki son gelişmeleri ele aldı

Bin Ferhan ve Abdulati arasında geçen haziran ayında Kahire'de yapılan görüşme (Dışişleri Bakanlığı'nın Facebook sayfası)
Bin Ferhan ve Abdulati arasında geçen haziran ayında Kahire'de yapılan görüşme (Dışişleri Bakanlığı'nın Facebook sayfası)
TT

Suudi Arabistan ve Mısır, İran, Filistin ve Sudan'daki son gelişmeleri ele aldı

Bin Ferhan ve Abdulati arasında geçen haziran ayında Kahire'de yapılan görüşme (Dışişleri Bakanlığı'nın Facebook sayfası)
Bin Ferhan ve Abdulati arasında geçen haziran ayında Kahire'de yapılan görüşme (Dışişleri Bakanlığı'nın Facebook sayfası)

Suudi Arabistan ve Mısır, bölgedeki son gelişmeleri görüştü. Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile yaptığı telefon görüşmesinde ikili ilişkilerin daha da güçlendirilmesi yollarını ele aldıklarını bildirdi. Abdulati, "İran, Filistin ve Sudan'daki gelişmeler başta olmak üzere bazı bölgesel dosyalar hakkında görüş alışverişinde bulunduk" dedi.

Bugün X platformundaki resmi hesabından paylaşımda bulunan Abdulati, Prens Faysal bin Ferhan ile "iki ülke arasındaki mümtaz kardeşlik ilişkilerini" ele aldıklarını belirtti.

Geçtiğimiz ağustos ortasında da Suudi Arabistan ve Mısır Dışişleri Bakanları bir telefon görüşmesi gerçekleştirmişti. Görüşmede iki ülke arasındaki "kardeşlik ve stratejik ilişkilerin derinliği ile özel niteliğine" övgüde bulunulmuş, çeşitli alanlardaki ikili iş birliği süreçlerini geliştirmeye devam etme yönündeki ortak kararlılık vurgulanmıştı.

Bakanlar o dönemde ayrıca, iki kardeş ülke de dahil olmak üzere bölgesel ortakların gerilimi düşürmek ve bölgedeki tırmanışı dizginlemek amacıyla yürüttüğü yoğun çabaları ele almıştı. Görüşmede, "mevcut bölgesel güvenlik kaygılarının giderilmesi, devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesi, bu egemenliğin ihlal edilmemesi ve çatışma çemberinin genişlemesinden kaçınılması" gerektiğinin altı çizilmiş; uluslararası su yollarında seyrüsefer emniyeti, güvenliği ve özgürlüğünün sağlanmasının önemine vurgu yapılmıştı.

Geçtiğimiz haziran ayında ise Bin Ferhan ve Abdulati, Kahire'de gerçekleştirdikleri görüşmede iki kardeş ülke arasındaki ikili ilişkilerin her alanda geliştirilmesi yollarını değerlendirmişti. Mısır-Suudi Arabistan ilişkilerinde yaşanan ivmeyi ve yakın koordinasyonu takdir eden bakanlar, iki ülke ve halklarının ortak çıkarlarına hizmet edecek şekilde iş birliğini sürdürme iradesini teyit etmişti.

Görüşmede bakanlar, bölgesel gelişmeler karşısında iki kardeş ülke arasındaki koordinasyon ve istişarenin aralıksız sürdürülmesinin önemine dikkat çekmişti.


Kızılhaç, İsrail tarafından serbest bırakılan dört kişinin Lübnan'a nakledildiğini açıkladı

Lübnan sınırındaki bir köyde yıkılmış binanın yanındaki duvara çizilmiş İsrail bayrağı (AFP)
Lübnan sınırındaki bir köyde yıkılmış binanın yanındaki duvara çizilmiş İsrail bayrağı (AFP)
TT

Kızılhaç, İsrail tarafından serbest bırakılan dört kişinin Lübnan'a nakledildiğini açıkladı

Lübnan sınırındaki bir köyde yıkılmış binanın yanındaki duvara çizilmiş İsrail bayrağı (AFP)
Lübnan sınırındaki bir köyde yıkılmış binanın yanındaki duvara çizilmiş İsrail bayrağı (AFP)

Uluslararası Kızılhaç Komitesi bugün yaptığı açıklamada, bir sivilin serbest bırakılmasının ertesi günü, İsrail tarafından serbest bırakılan dört kişiyi daha Lübnan’a naklettiğini bildirdi.

Uluslararası örgütten yapılan yazılı açıklamada, "İlgili tarafların talebi üzerine Uluslararası Kızılhaç Komitesi, serbest bırakılan beş kişinin Lübnan’a naklini kolaylaştırmıştır" denilerek, kişilerden birinin Perşembe, diğer dördünün ise bugün nakledildiği belirtildi.

Şarku’l Avsatın AFP’nin aktardığına göre Lübnanlı resmi bir kaynak verdiği bilgide, Lübnan hükümetinin ağustos ayında Roma’da ABD arabuluculuğunda gerçekleşen son müzakere turunda İsrail’den bu tutukluların ilk grubunu serbest bırakmasını talep etti.

BM Lübnan Geçici Barış Gücü (UNIFIL) askerleri, Lübnan'ın güneyinde İsrail sınırındaki tel örgüler yakınında yaya devriye geziyor (UNIFIL)
BM Lübnan Geçici Barış Gücü (UNIFIL) askerleri, Lübnan'ın güneyinde İsrail sınırındaki tel örgüler yakınında yaya devriye geziyor (UNIFIL)

Lübnanlı bir askeri kaynak, Lübnan ordusunun dün öğleden sonra Uluslararası Kızılhaç Komitesi aracılığıyla bu beş kişiden birini teslim aldığını bildirdi. Kaynak, Kızılhaç'ın serbest bırakılan kişiyi Güney Lübnan’daki Nakura sınır kapısından geçirdiğini açıkladı. Eş zamanlı olarak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamada, "Güney Lübnan’da İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde gözaltına alınan beş Lübnanlı sivilin serbest bırakılmasına karar verilmiştir" ifadesi kullanıldı.

Açıklamada, "Sorgulamalarının tamamlanmasının ardından, bu kişilerin herhangi bir terör örgütüne üye olmayan, terör eylemlerine katılmayan siviller olduğu ve İsrail’de gözaltında tutulmaya devam edilmeleri için bir neden bulunmadığı anlaşılmıştır" denildi. Daha sonra Lübnanlı resmi bir kaynak; ikisi Lübnanlı, ikisi Suriyeli olan diğer dört sivilin serbest bırakılma işleminin bugüne ertelendiğini bildirdi.

Kaynak, bu kişilerin serbest bırakılmasının, henüz bir sonraki tur tarihi belirlenmeyen Roma müzakerelerinin tamamlanmasına zemin hazırlama amacı taşıdığını belirtti. Netanyahu’nun office ise beş sivilin serbest bırakılmasını; Roma görüşmelerinin ardından Lübnan ve İsrail’in, Lübnan İç Savaşı (1975-1990) sırasında kaçırılarak öldürülen Lübnanlı Yahudi şahsiyetlerin gömüldüğü yerleri tespit etmek amacıyla yürüttüğü "yoğun çabalara" bağladı.


Şarku’l Avsat, Hamas’ın önde gelen bir yetkilisinin kaçırılma operasyonunun ayrıntılarını açıklıyor

Geçtiğimiz salı günü Gazze şehrinde İsrail’in düzenlediği ve bir Hamas güvenlik görevlisinin kaçırılmasıyla aynı zamana denk gelen hava saldırısının gerçekleştiği bölgedeki Filistinliler (EPA)
Geçtiğimiz salı günü Gazze şehrinde İsrail’in düzenlediği ve bir Hamas güvenlik görevlisinin kaçırılmasıyla aynı zamana denk gelen hava saldırısının gerçekleştiği bölgedeki Filistinliler (EPA)
TT

Şarku’l Avsat, Hamas’ın önde gelen bir yetkilisinin kaçırılma operasyonunun ayrıntılarını açıklıyor

Geçtiğimiz salı günü Gazze şehrinde İsrail’in düzenlediği ve bir Hamas güvenlik görevlisinin kaçırılmasıyla aynı zamana denk gelen hava saldırısının gerçekleştiği bölgedeki Filistinliler (EPA)
Geçtiğimiz salı günü Gazze şehrinde İsrail’in düzenlediği ve bir Hamas güvenlik görevlisinin kaçırılmasıyla aynı zamana denk gelen hava saldırısının gerçekleştiği bölgedeki Filistinliler (EPA)

Hamas kaynakları, hareketin önde gelen güvenlik yetkililerinden Muin el-Arabid’in geçtiğimiz salı günü kaçırılmasına ilişkin yeni ayrıntıları açıkladı. El-Arabid’in, Gazze kentinin batısında Hamas’ın kontrolündeki bölgelerin kalbine düzenlenen nadir bir operasyonla İsrail’e ait özel bir birlik tarafından kaçırıldığı belirtildi.

Operasyon sırasında kaçırılan yetkilinin eşi Samah el-Arabid hayatını kaybederken, iki oğlu ve kızı ile iki refakatçisi yaralandı. İsrail özel kuvvetlerinin operasyonu gerçekleştirdiği sırada bölgede bulunan iki çocuk da hayatını kaybetti.

Sürecin başlangıcı

Soruşturmanın ayrıntılarına vakıf kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, güvenlik operasyonunun yaklaşık iki ay önce başladığını belirtti. Kaynaklara göre İsrail iç istihbarat servisi Şin-Bet mensubu ajanlar, uluslararası bir yardım kuruluşunun çalışanları kimliğine bürünerek bölgede yaşayan Filistinlilere destek sağlamak amacıyla küçük ölçekli projeler hayata geçireceklerini bildirdi. Söz konusu projeler arasında, Gazze kentinin batısındaki Ketibe mahallesinde, özellikle Villalar Caddesi olarak bilinen bölgede sebze, içecek ve benzeri ürünlerin satıldığı seyyar tezgâhların kurulması da yer aldı.

Geçtiğimiz salı günü Gazze şehrinde bir Hamas güvenlik yetkilisinin kaçırılmasına yol açan İsrail saldırısının gerçekleştiği yerde kanla lekelenmiş oyuncaklar (EPA)
Geçtiğimiz salı günü Gazze şehrinde bir Hamas güvenlik yetkilisinin kaçırılmasına yol açan İsrail saldırısının gerçekleştiği yerde kanla lekelenmiş oyuncaklar (EPA)

Kaynaklara göre Şin-Bet, söz konusu projeyi hayata geçirmek için aralarında kadınların da bulunduğu Filistinli kişileri kullandı. Bu kişilere her gün sebze temin edilerek bunların yardım kuruluşundan sağlanan destek olduğu, satışlardan elde edilen gelirin ise projeden yararlananlara verileceği söylendi. Ancak daha sonra bu kişilerden bazı evleri ve bölgede bulunan belirli kişilerin hareketlerini, bunlar arasında el-Arabid’in de bulunduğu kişileri izlemeleri istendi.

Kaynaklar, projeyi yürüten kişilerin operasyonun ardından Şin-Bet adına çalışan muhbirler olduğunun ortaya çıktığını belirtti. Operasyon günü ise bazı tezgâhların başında daha önce görülmeyen yeni kişilerin bulunduğu, bazı kişilerin ise bir gün önceden bölgeye gelerek sebze satmaya başladığı kaydedildi. Bunların Şin-Bet mensupları olduğu ve silahlarını tezgâhların içine gizledikleri sonradan anlaşıldı. Saldırının gerçekleştirilmesi için belirlenen saat geldiğinde operasyona katılan bu kişiler, daha sonra ortadan kaybolarak bölgeden çekildi.

İsrail’in Gazze Şeridi içinde operasyon düzenlemek amacıyla uluslararası kuruluşların kimliğini kullanması ilk kez yaşanmıyor. Bunlardan biri, Mart 2024’te İsrail özel kuvvetlerinin Şifa Hastanesi kompleksine sızması sırasında gerçekleşmişti. Operasyon, bölgeye askeri takviye birliklerinin ulaşmasının ardından devam etmiş ve yaklaşık iki hafta sürmüştü. Bu süreçte Hamas ve farklı güvenlik birimlerine bağlı çok sayıda militan öldürülmüş veya yakalanmış, aralarında İzzeddin el-Kassam Tugayları komutanlarının da bulunduğu bazı üst düzey isimler de hedef alınmıştı.

Önceden var olma

Gazze kentinin batısında düzenlenen son operasyona ilişkin ayrıntıları aktaran kaynaklar, İsrail özel kuvvetleri mensuplarının operasyon öncesinde bölgeye yalnızca birkaç kez ve kısa süreliğine girmiş göründüğünü belirtti. Bu girişlerin, operasyon için hazırlanan nihai planın oluşturulabilmesi amacıyla bölgenin durumu hakkında daha kapsamlı bilgi edinmeye yönelik olduğu ifade edildi. Ancak İsrail güçlerinin, kendileri adına çalışan muhbirlerin daha önce yaptığı gözlemlere dayandığı kaydedildi. Süren soruşturmaya göre muhbirlerin operasyonun asıl hedefini bilmedikleri ve gerçek planın farkında olmadıkları anlaşılıyor. Bazılarının ise İsrailli yöneticileri tarafından kendilerinden istenen hususları görüntülediği belirtildi.

Soruşturmalara göre operasyonu gerçekleştiren Şin-Bet mensuplarından bazıları, operasyondan bir veya iki gün önce hareket halindeki araçlarla bölgede bulunuyordu. Bu araçlardan en az birinin, olayın ardından İsrail savaş uçakları tarafından bombalanarak imha edildiği kaydedildi.

Geçtiğimiz salı günü İsrail saldırısında kaçırılan Hamas güvenlik görevlisinin evinin yakınlarında bulunan Filistinliler (EPA)
Geçtiğimiz salı günü İsrail saldırısında kaçırılan Hamas güvenlik görevlisinin evinin yakınlarında bulunan Filistinliler (EPA)

Sıfır anı

Saldırının başlamasıyla birlikte özel kuvvet, evinden refakatçisiyle birlikte çıktığı sırada el-Arabid’e ateş açarak onu gafil avlamaya çalıştı. Ancak el-Arabid, İsrail güçlerine ateş açmayı başardı. Özel kuvvet mensupları ise el-Arabid’e uyuşturucu madde içeren mermilerle ateş etti. Bu sırada başka bir refakatçisi de İsrail güçlerine ateş açarken, iki oğlu ve eşi de özel kuvvete ateş etti. Ancak kısa süre içinde hepsi vuruldu. Ayrıca küçük bir insansız hava aracı (İHA) eve bomba attı.

Saldırı sonucunda eşi hayatını kaybederken, oğullarından biri ağır yaralandı. Diğer oğlunun ise gözü ameliyatla çıkarıldı. Bu oğlunun aynı gün nişan töreninin yapılmasının planlandığı belirtildi. Refakatçilerden ve aile üyelerinden bazıları da yaralandı.

Yaralılarla yapılan soruşturmaya göre çatışmalar sırasında el-Arabid, evin arka tarafından kaçmaya çalıştı. Ancak burada başka bir İsrail gücüyle karşılaştı. Yaralı halde ve sürünerek kaçmaya çalışan el-Arabid, bu güç tarafından takip edildi. Kendilerine ateş açmasına rağmen İsrail askerleri, yakınına ses bombası attıktan sonra onu kaçırdı.

Kaynaklardan biri, el-Arabid’in başlangıçta kaçırıldığı yönündeki haberlerin yalanlanmasının, oğlunun onun kaçmayı başardığı yönündeki ifadelerinden kaynaklandığını söyledi. Ailenin, bölgede bulunan başka bir İsrail gücünün el-Arabid’i kaçırdığını bilmediği ve olayın ilk saatlerinde bilgi karmaşasına yol açan hususun da bu olduğu belirtildi.

Soruşturmalara göre İsrail özel kuvveti, el-Arabid’in kaçmasının ardından yaralıların kimliğini belirlemeye çalışmak amacıyla onları kontrol etti. Daha sonra yaralıları, aralarında el-Arabid’in eşinin de bulunduğu ve bazılarının kanaması devam ettiği halde olay yerinde bıraktı. El-Arabid ise yaralı olmasına rağmen kaçmaya çalıştığı sırada evin arka tarafındaki sokakta yakalanarak götürüldü.

Casusların tutuklanması

Kaynaklardan birinin aktardığı bilgilere göre, şu ana kadar İsrail özel kuvvetine yardım ettikleri şüphesiyle en az 36 şüpheli gözaltına alındı ve haklarında soruşturma yürütülüyor. Kaynak, şüphelilerden bazılarının İsrail adına casusluk yaptıklarını itiraf ettiğini ve soruşturmaların sürdüğünü belirtti.

Şarku’l Avsat kaynaklarının aktardıklarına yakın bir anlatımda bulunan Gazze’deki el-Haris güvenlik platformu da aralarında bir kadının bulunduğu 3 muhbirin gözaltına alındığını açıkladı. Platform, söz konusu kişilerin bölgede daha rahat hareket edebilmek ve bilgi toplamak amacıyla uluslararası bir yardım kuruluşunun kimliğine büründüklerini bildirdi. Platformun aktardığına göre şüphelilerin ifadeleri, İsrail özel kuvvetinin fark edilmeden yalnızca birkaç saat önce operasyon bölgesine geldiğini ve daha öncesinde bölgede herhangi bir varlık göstermediğini ortaya koydu. İfadelerde ayrıca çatışmaların başlamasının ardından özel kuvvetin İsrail uçaklarından hava desteği talep ettiği belirtildi.

 İsrail’in geçtiğimiz salı günü Gazze Şeridi sınırında üst düzey bir Hamas yetkilisini kaçırdığı sırada bir İsrail askeri aracı (Reuters)
İsrail’in geçtiğimiz salı günü Gazze Şeridi sınırında üst düzey bir Hamas yetkilisini kaçırdığı sırada bir İsrail askeri aracı (Reuters)

Hamas, 2018 yılında da benzer bir operasyonun ardından, İsrail özel kuvvetlerinin Gazze Şeridi’ne sızarak aylar boyunca geniş çaplı faaliyet yürütmesi üzerine operasyona yardım ettiğinden şüphelenilen onlarca kişiyi gözaltına almıştı.

Yeni bir kaçırma girişimi...

Bu kapsamda, İslami Cihad Hareketi’nin silahlı kanadı Kudüs Seriyyeleri bugün erken saatlerde yaptığı açıklamada, silahlı gruplara mensup kişilerin Han Yunus’un kuzeydoğusundaki el-Karara beldesinde bulunan el-Cemize Caddesi’nde mensuplarından birini kaçırmaya çalıştığını duyurdu. Açıklamada, söz konusu kişilerin bölgeye İsrail’e ait İHA’ların desteğiyle ilerlediği, daha sonra fark edilmeleri üzerine bölgede çatışma çıktığı ve çatışmalarda söz konusu gruptan bazı kişilerin öldüğü ve yaralandığı belirtildi.

Kudüs Seriyyeleri, İsrail’e ait İHA’ların özel kuvvetin bölgeden çekilmesine yardımcı olmak amacıyla müdahalede bulunduğunu, gruba mensup kişilerin ise tugay mensubu Fadi el-Abadile’yi ateş açarak öldürdükten sonra cesedini olay yerinde bıraktığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan sahadaki bir kaynak, el-Abadile’nin elleri kelepçeli halde Nasır Tıp Kompleksi’ne ulaştığını belirterek, bunun kaçırma girişiminin başarılı olduğunu gösterdiğini söyledi. Kaynak, el-Abadile’nin kaçırılmaya çalışılmadan önce sorguya çekilmiş olabileceğini, ardından infaz edilmiş olabileceğini ifade ederken, bu konudaki soruşturmanın sürdüğünü kaydetti.