BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Gazze’deki acıların boyutu kelimelerle anlatılamaz’

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri: “Gazze’de öldürülenlerin yüzde 70’i kadın ve çocuklardan oluşuyor.”

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Gazze’deki acıların boyutu kelimelerle anlatılamaz’
TT

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Gazze’deki acıların boyutu kelimelerle anlatılamaz’

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Gazze’deki acıların boyutu kelimelerle anlatılamaz’

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Gazze halkının acısını anlatacak kelime bulamadığını söylerken, insani gerekçelerle acil ateşkes çağrısında bulundu. İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik bombardımanı devam ederken Türk, ölenlerin yüzde 70’inin çocuk ve kadın olduğuna dikkat çekerek, Gazze’de hiçbir yerin güvenli olmadığı yönündeki uyarısını yineledi.

Gazze savaşı, 84 gündür devam ediyor. Bu çerçevede BM Yüksek Komiseri, Gazze Şeridi’ndeki gıda güvensizliği konusunda alarma geçti. Türk, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda 500 bin kişinin açlık tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu vurguladı.

BM Komiseri, artan yerleşimci şiddetine tanık olan Batı Şeria’yla ilgili olarak ise hesap verebilirliğin önemini vurguladı ve Filistinlilere yönelik korkunç olaylarla ilgili soruşturma yapılması çağrısında bulundu.

Volker Türk’ün gündeminde Sudan’daki savaş da vardı. İki general arasındaki saçma çatışmanın devam etmesini kınadı ve çatışmaların durdurulması, sivillere ülkenin geleceği hakkında söz hakkı verilmesi çağrısı yaptı.

Dünya genelinde insanlığın dörtte biri çatışma ve silahlı şiddete saplanmış bölgelerde yaşarken Türk, iğrenç ihlallerin devamını önlemek için savaş kurallarına saygı gösterilmesinin gerekliliği çağrısında bulundu. Ancak zorluğun onaylanmış standartlarda değil uygulamada yattığını belirtti.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın Gazze’den Yemen’e, uluslararası ve bölgesel gelişmelerden Birleşmiş Milletler gündemine kadar birçok başlıkta açıklamalarda bulundu:

Gazze’de hiçbir yer güvenli değil

İnsan Hakları Yüksek Komiseri, Gazze’de insani ateşkes yönündeki acil çağrısını yineleyerek, savaşın başlangıcından bu yana Gazze Şeridi’nde yüzde 70’i çocuk ve kadın olmak üzere 20 bin kişinin öldürüldüğünü belirtti.

Hamas savaşçılarının 7 Ekim’de güney İsrail’e başlattığı ve Tel Aviv’e göre bin 200 kişinin ölümüne ve 240 kişinin rehin alınmasına neden olan saldırıdan 12 hafta sonra İsrail güçleri, Gazze Şeridi’nin büyük bir bölümünü yok eden, 20 binden fazla insanı öldüren ve Şerid’in 2,3 milyonluk nüfusunun çoğunluğunu birden fazla yerinden eden bir savaş başlattı.

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik şiddetli bombardımanı devam ederken Türk, Şerid’deki tüm nüfusun etkilendiği ve 500 bin kişinin kıtlık riskiyle karşı karşıya olduğu gerekçesiyle gıda güvensizliği konusunda uyardı. Volker Türk ayrıca, sıcaklıkların düşmesiyle yerinden edilen Filistinlilerin acılarının daha da kötüleştiğine dikkat çekerek, “Sıcaklıkların düştüğü, insanların doğru dürüst uyuyamadığı, insani yardım alamadıkları bir dönemde kışın gelmesinin bu şartlarda ne anlama geldiğini tahmin edebilirsiniz” dedi.

Türk, devam eden bombardımana ilişkin olarak ise Türk, “Gazze Şeridi’nde güvenli bir yer yok” dedi. İsrail ordusunun bazı tahliye emirlerinin çok kısa bir süre içinde verildiğine dikkat çeken Türk, “İnsanlar bu emirleri doğru düzgün takip edemiyor. Şunu da söylemek gerekir ki Gazze’de şu anda güvenli bir yer yok. Hiçbir yerde güvenlikten bahsedemeyiz. Peki insanlar nereye gidecek?” ifadesini kullandı.

BM Komiseri sözlerini şöyle sürdürdü:

“Gazze’deki durum felaket. Bugün Refah’ın güneyinde bir milyondan fazla Filistinli var. İnsanlar sokaklarda, açıkta uyuyor. Bazıları tahliye emirlerine bile uymadı. Çok vahim bir durumla karşı karşıyayız. Durumun ne kadar felaket olduğuna dair güçlü bir kanıt oluşturmak için ne olması gerekiyor? Bugün acilen ihtiyacımız olan şey, bu trajedinin sona ermesi için insani ateşkestir.”

BM içerisinde hayal kırıklığı var mı?

BM yetkililerinin Gazze savaşıyla ilgili art arda yaptığı açıklamalar, uluslararası toplumun Şerid’de acil ve kalıcı bir ateşkes çağrısında bulunamamasından duyulan hayal kırıklığını yansıtıyor.

Ancak Türk, geçen hafta ‘insani yardımın derhal, güvenli ve engelsiz bir şekilde ulaştırılmasına olanak sağlamak ve düşmanlıkların sürdürülebilir bir şekilde durdurulması için gerekli koşulların yaratılmasına yönelik acil adımların atılması’ çağrısında bulunan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararını ‘açık bir sinyal’ olarak nitelendirdi.

Fotoğraf Altı: BMGK, Gazze gündemiyle 22 Aralık’ta toplantı düzenledi. (AP)
BMGK, Gazze gündemiyle 22 Aralık’ta toplantı düzenledi. (AP)

Türk sözlerini şöyle sürdürdü:

“BMGK geçen hafta, düşmanlıkların sona ermesine yönelik bir yol bulunması gerektiğini çok açık bir şekilde ilan etti. Bu yüzden BMGK’nın çok net bir sinyal verme yönünde hareket ettiğine inanıyorum. Umarım İsrail ve Hamas üzerinde etkisi olan herkes, ‘iki taraf akılları başına gelip tek çıkışın kavgayı bırakmak olduğunu görene kadar’ nüfuzunu kullanır. Bu şiddete devam edemeyiz. Çünkü insanlar anlatamayacağım kadar acı çekecekler. Bu durumu tanımlayacak doğru kelimeleri bulamıyorum ve tek çıkış yolunun şiddeti durdurmak olduğuna inanıyorum.”

Savaş suçlarına soruşturma

Ofisinin Gazze Şeridi’ndeki olası ‘İsrail’in savaş suçlarına’ ilişkin soruşturmaya katılıp katılmayacağı sorusuna ise “Her iki tarafın (Hamas hareketi ve İsrail) gerçekleştirdiği insan hakları ihlallerinin hesap verebilirliği ciddiye alınmalı, soruşturulmalı ve iki taraf da adalet önüne çıkarılmalıdır” cevabını vererek açıklamalarına şöyle devam etti:

“Cezasızlık hiçbir amaca hizmet etmeyecek. Çatışmalar sona erdiğinde, İsrailliler ve Filistinliler arasında barış içinde gerçekleşmesini umduğumuz bir arada yaşamın merkezinde insan hakları yer almalıdır. Hesap verebilirlik oldukça önemlidir. Dünyadaki pek çok çatışmada gördüğümüz şey, hesap verebilirliğin ciddiye alınmamasıdır. Bunlar ciddiye alınmazsa tekrarlanan şiddet ve çatışma eylemlerine tanık olacağız.”

Ertesi gün için bir umut ışığı

Gazze’de sivillerin yaşadığı acılara rağmen Türk, ertesi gün için umut ışığını koruyor:

“Açıkçası kişisel düzeyde umutsuz hissediyorum. Acı çeken tüm insanlarla derin bir endişe, derin bir sempati ve dayanışma hissediyorum. Ama ertesi günün olduğu da doğrudur. Çünkü bunu tüm çatışmalarda gördük. Ertesi gün olacak ve ona hazırlanmalıyız.”

Üst düzey BM yetkilisi, bu krizden çıkmanın tek yolunun İsraillilerin ve Filistinlilerin yan yana barış içinde yaşayabileceğine olan inanç olduğuna dikkat çekti.

Türk, umuda tutunmasına Ortadoğu ziyaretlerinin beraberinde getirdiği görüşmeleri gerekçe gösterdi:

 “Mısır ve Ürdün’e gittiğimde ve İsrailli insan hakları aktivistleriyle etkileşime geçme fırsatı bulduğumda bölgede, özellikle de barışa ve insan haklarına olan umudunu ve inancını kaybetmemiş gençler arasında yaptığım tartışmalarda umut gördüm. Bu, bana ertesi günün bizi bu korkunç durumdan kurtarabileceğine dair umut veriyor.”

Batı Şeria’da koşullar kötüleşiyor

Türk’ün Şarku’l Avsat’a verdiği röportaja paralel olarak 7 Ekim 2023’ten sonra Doğu Kudüs de dahil olmak üzere işgal altındaki Batı Şeria’da insan haklarının hızla kötüleştiğini ayrıntılarıyla anlatan bir BM raporu yayınlandı. Rapor, İsrail’e, Filistin halkına yönelik yasadışı cinayetlere ve yerleşimci şiddetine son vermesi çağrısında bulunuyor.

Türk, Batı Şeria’da yaşananlardan derin endişe duyduğunu ifade etti:

 “7 Ekim’den önce bile yaklaşık 200 Filistinlinin öldürüldüğü Batı Şeria’da insan hakları durumunun hızlı bir şekilde kötüleştiğine tanık olduk. 7 Ekim’den 27 Aralık’a kadar 70’ten fazlası çocuk olmak üzere 300 kişinin daha öldürüldüğüne tanık olduk. Bu durum şok edici. Daha fazla yerleşimci akınına tanık olduk. Birçok Filistinli aile için cankurtaran halatı olarak kabul edilen zeytin hasadı süreci de ciddi şekilde sekteye uğradı. Kabul edilemez şiddetin korkunç görüntülerini görüyoruz. Hesap verebilirliğin sağlanması, olayların soruşturulması ve şiddetin durdurulması çok önemli.”

BM raporunda, kolluk kuvvetleri operasyonları sırasında askeri silahların ve askeri yöntem ve taktiklerin kullanımına derhal son verilmesi, Filistinlilere yönelik kitlesel keyfi gözaltı ve kötü muameleye son verilmesi çağrısı yapıldı. Ayrıca hareket özgürlüğüne uygulanan ayrımcı kısıtlamaların kaldırılması talep edildi.

Rapor, 7 Ekim’den bu yana Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te öldürülen 300 Filistinliden İsrail güçlerinin en az 291 Filistinliyi öldürdüğünü, yerleşimcilerin sekizini öldürdüğünü, bir Filistinlinin ise İsrail güçleri ya da yerleşimciler tarafından öldürüldüğünü dile getirdi.

Sudan’da saçma bir çatışma

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri, Sudan’daki ‘saçma çatışmanın’ devam etmesinden duyduğu memnuniyetsizliği dile getirerek, savaşan iki general olan Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan ve Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Muhammed Hamdan Daklu’ya da ‘akıllarını başlarına toplama ve çatışmaları durdurma’ çağrısında bulundu.

Volker Türk, bir yıldan fazla bir süre önce Sudan’a yaptığı ziyareti hatırlattı. Türk, otuz yıllık askeri diktatörlüğü devirmek için devrimin parçası olan insan hakları savunucuları, gençler ve kadınlarla son derece cesaret verici toplantılar gerçekleştirmişti. Türk, “Geçen yıl nisan ayında bu iki ordu arasında, bu iki adam ve onların orduları arasında çatışmalar yeniden başladığında, tüm Sudanlıların acılarından dolayı kalbim param parça oldu” şeklinde konuştu.

BM Komiseri, Hartum’un hızla bozulmaya tanık olduğuna dikkat çekti:

“Çalışanlarımızı tahliye etmek zorunda kaldık. Bunun insanlar için ne anlama geldiğini hayal edebilirsiniz. Hastaneler artık çalışmıyor ve insani yardım artık gerektiği gibi gelmiyor.”

Volker Türk, Darfur’la ilgili olarak da olayların çok ileri gittiğini düşündükleri, etnik temelli de dahil olmak üzere, korkunç çatışmaların yeniden başlamasını kınadı.

BM yetkilisi, anlamsız gerginliğin devam etmesini kınadı ve herhangi bir tarafın askeri çatışmalar yoluyla çözüme ulaşabileceği iddialarına karşı çıktı:

“Sivillerin söz sahibi olduğu bir ülke inşa etmeye geri dönmemiz gerekecek. Çünkü onların istediği bu. İnsan hakları önemli ve merkezi bir rol oynamaktadır. Sudan halkının onlarca yıldır istediği şey buydu. Onlara ancak bu konuda destek olabiliriz. Umarım her iki lider de aklını başına toplar ve bu anlamsız savaşa son verir.”

BM Komiseri defalarca hem Sudan ordusunu hem de Hızlı Destek Kuvvetleri’ni uluslararası insancıl hukuka ve insan hakları hukukuna saygı göstermeye, sivilleri ve sivil oluşumları korumaya çağırdı. Ayrıca bu tür zor koşullarda çalışmaları son derece önemli olan çatışmanın her iki tarafının, yardım çalışanlarının ve insan hakları savunucularının korunması ve sivillerin çaresizce ihtiyaç duydukları insani yardıma ulaşmalarının sağlanması gerektiğini de vurguladı.

Çatışma kuralları

Sudan ve Gazze savaşlarında temel insani yardım sağlamanın zorluğuna ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Volker Türk, insani yardıma ücretsiz ve sınırsız erişim, insani yardım çalışanlarının korunması ve insani yardımın keyfi olarak reddedilmesinin ‘savaş suçu" olarak sınıflandırılmasını içeren insani eylem ilkelerini hatırlattı.

“Bunlar gerçekten yeniden teyit edilmesi gereken alanlardır ve saygı duyulması gereken temel insani ilkeler olarak düşünülmelidir” diyen Volker Türk, “Dünyanın bunu fark etmesi ve dünyadaki tüm savaşan taraflardan bunu talep etmesi gerektiğini düşünüyorum. Dünya çapında 50’den fazla çatışma ve şiddet vakası var. İhlallerin niteliğinin o kadar iğrenç ve korkunç hale geldiğini görüyoruz ki, bu savaşları yürütenlerin ve bunların arkasında duranların gerçekten insanlığın özünü bilip bilmediğini merak ediyorsunuz.”

Türk ayrıca, “Savaşlar saygı duyulması gereken kurallara göre yapılır” dedi.

Uluslararası insan hakları çerçevesinde reform yapılması

Türk, Şarku’l Avsat’ın uluslararası insan hakları çerçevesinin gözden geçirilmeye mi yoksa reforma mı ihtiyaç duyduğu sorusuna  “Sorun, uluslararası düzeyde kabul edilen standartlarda değil, uygulama mekanizmalarında yatıyor” cevabını verdi.

BM yetkilisi sözlerini şöyle sürdürdü:

“Standartlarımızın ve onaylanmış bir normatif çerçevemizin olduğunun farkına varmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Sorun uygulamayla ilgili. Bu standartlara sahibiz. Onlarca yıldır denenip test ediliyorlar. Bunlar genellikle uluslararası topluluk, BM’ye üye devletler ve sivil toplum tarafından onlarca yıldır titizlikle geliştirilmiştir. Bu yüzden bu kurallar veya standartlarla ilgili değil, bunların uygulanmasıyla ilgilidir.”

Türk, çatışmalar bağlamında ve çatışmaların dışında da insan hakları ve temel özgürlükler konusunda çalışma yapılması ve temel özgürlüklerin garanti altına alınması yönünde açık bir çağrının olduğunu belirterek “İnsan haklarının değeri konusunda daha fazla eğitim verilmesi gerektiğine inanıyorum. Böylece siyasi kararları da etkileyebilirler” dedi.

Şu an yaklaşık 70 ülkede seçimlere hazırlanıyor. Yaklaşık 4 milyar kişi yeni hükümetlerini, liderlerini ve parlamentolar seçmeye hazırlanıyor. Türk, seçmenlerin öne sürülen siyasi programlara ve bu siyasi programların insan haklarına uygun olup olmadığına çok dikkatli bakmalarının önemli olduğunu vurguladı. Ayrıca, “Aksi halde bu adaylara oy vermek istemeyebilirler” dedi.

Göç krizi ve Avrupa’nın geleceği

Avrupa’da da bazı ülkeler 2024’te yeni seçimlere tanık olacak. Türk, göç ve mültecilerin korunması meselesinin ‘siyasi bir ihale kartına’ dönüşmesine karşı uyarıda bulunarak, göçmenlerin insanlıklarının elinden alınmaması gerektiğini vurguladı.

BM yetkilisi ayrıca şunları söyledi:

“Göç ve mülteci sorunları gerçeklere ve kanıtlara dayanarak, apolitik bir şekilde ele alınmalıdır. Çünkü bunun yerine daha sık gördüğüm şey, konunun kimlik temelinde siyasallaştırılmasıdır. Irkçılık da bazen bu tartışmalarda açıkça ortaya çıkıyor. Bunun üstesinden gelmemiz, göçü iyilik için bir güç ve toplumların ihtiyaç duyduğu bir şey olarak görmemiz gerçekten önemli.”

Türk ayrıca, Avrupa’nın geleceğinin göçe bağlı olduğunu belirtirken, medyanın bunun yalnızca olumsuz tarafını göstermesinden üzüntü duyduğunu ifade etti.

Sığınma meselesiyle ilgili olarak da Avrupa politikalarının bu konuda sıkılaştığını dile getiren Türk, savaştan, zulümden ve insan hakları ihlallerinden kaçanlar için sığınma hakkını güvence altına alan insan hakları hareketinin başlangıcına dönüş çağrısında bulundu. “Bu kanundur ve buna saygı duyulması gerekir” dedi.

Volker Türk’ün gündeminde İngiltere’nin göçle mücadelede izlediği politikalar da vardı:

“Beni endişelendiren, göçmenlerin ve mültecilerin kamusal tartışmalarda insanlıktan çıkarılmasıdır. Bu iyi bir şey değil, her topluma zararlıdır.”

Kendisin bu eğilimi daha geniş bir ölçekte ele aldığını dile getiren Türk, göçmenlerin ve mültecilerin insanlıklarından yoksun bırakıldıklarını ifade etti. BM yetkilisi ayrıca, “Onlar ihtiyaçları ve hakları olan insanlar olarak görülmüyorlar” dedi.



Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.


Irak: Cumhurbaşkanlığı seçim oturumu için tarih belirleme konusunda yine karar veremedi

Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)
Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)
TT

Irak: Cumhurbaşkanlığı seçim oturumu için tarih belirleme konusunda yine karar veremedi

Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)
Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)

Irak parlamentosu, bugün gündemine yeni bir cumhurbaşkanı seçimini dahil etmeyi başaramadı; bu, parlamento seçimlerinin üzerinden iki aydan fazla zaman geçmesine rağmen yaşanan üçüncü başarısızlık oldu.

Bu geri adım, Şii ve Kürt güçleri arasında devam eden siyasi anlaşmazlıkların ortasında geldi; bu anlaşmazlıklar, cumhurbaşkanı adayı konusunda uzlaşmaya varmalarını engelledi ve ülkedeki siyasi çıkmazın devam etmesine neden oldu.

Mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani, yeni bir hükümet kurma ve cumhurbaşkanı seçme için anayasal sürelerin aşılmasının ardından geçici hükümete liderlik ediyor; bu durum Irak siyasi sahnesini daha da karmaşıklaştırarak, anayasal kurumların etkinliğini zayıflatmaktadır.

Gözlemciler, bu durumun devam etmesinin, siyasi güçler arasındaki gerilim ve bölünme ortamında, devlet çalışmalarında daha fazla olumsuzluğa yol açabileceğine ve diğer anayasal hakların tamamlanmasını geciktirebileceğine dikkat çekiyor.


Meşal: Hamas, silah bırakmayı ve yabancı yönetimi reddediyor

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye mülteci kampında, dün yıkılan binaların enkazı arasında oynayan çocuklar (AFP)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye mülteci kampında, dün yıkılan binaların enkazı arasında oynayan çocuklar (AFP)
TT

Meşal: Hamas, silah bırakmayı ve yabancı yönetimi reddediyor

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye mülteci kampında, dün yıkılan binaların enkazı arasında oynayan çocuklar (AFP)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye mülteci kampında, dün yıkılan binaların enkazı arasında oynayan çocuklar (AFP)

Hamas'ın yurt dışı siyasi bürosunun başkanı Halid Meşal, hareketin silahlarından vazgeçmeyi ve Gazze Şeridi'nde "yabancı yönetimi" kabul etmeyi reddettiğini teyit etti.

Meşal, dün 17. Doha Forumu'nda yaptığı konuşmada, "direnişi, direniş silahlarını ve direnişi gerçekleştirenleri suçlu ilan etmenin" kabul edilemez bir şey olduğunu ifade etti. Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Meşal konuşmasına şöyle devam etti: "İşgal olduğu sürece direniş de vardır. Direniş, işgal altındaki halkların hakkıdır ve uluslararası hukukun, ilahi yasaların, ulusların hafızasının bir parçasıdır ve uluslar bununla gurur duyarlar."

Meşal, ABD Başkanı Donald Trump başkanlığındaki “Barış Konseyi”ne, Gazze Şeridi'nin yeniden inşasına ve yaklaşık 2,2 milyon sakinine yardım ulaştırılmasına olanak sağlayacak “dengeli bir yaklaşım” benimsemesi çağrısında bulundu.

Fetih ise İsrail'i, Gazze'yi yönetmekle görevli ulusal komitenin Şeride girişini engellemeye devam etmekle suçladı ve bunu, İsrail'in ateşkes anlaşmasının bir sonraki aşamasını uygulamaya geçmeyi reddetmesi olarak değerlendirdi.