Uzmanlara sorduk: 2023'te dünya gündemine damga vuran 10 olay

Unutmanın konforunu geçen yılın belli başlı olaylarını hatırlayarak bozmaya ne dersiniz?

Çocukların II. Dünya Savaşı'ndan kalma Sovyet tanklarının maketinde oynadığı St. Petersburg'da çekilen bu fotoğraf ve Gazze'deki annelerin acısı hem geçmişe hem de geleceğe dair ipuçları sunuyor (AP/Reuters)
Çocukların II. Dünya Savaşı'ndan kalma Sovyet tanklarının maketinde oynadığı St. Petersburg'da çekilen bu fotoğraf ve Gazze'deki annelerin acısı hem geçmişe hem de geleceğe dair ipuçları sunuyor (AP/Reuters)
TT

Uzmanlara sorduk: 2023'te dünya gündemine damga vuran 10 olay

Çocukların II. Dünya Savaşı'ndan kalma Sovyet tanklarının maketinde oynadığı St. Petersburg'da çekilen bu fotoğraf ve Gazze'deki annelerin acısı hem geçmişe hem de geleceğe dair ipuçları sunuyor (AP/Reuters)
Çocukların II. Dünya Savaşı'ndan kalma Sovyet tanklarının maketinde oynadığı St. Petersburg'da çekilen bu fotoğraf ve Gazze'deki annelerin acısı hem geçmişe hem de geleceğe dair ipuçları sunuyor (AP/Reuters)

Eren Umurbilir 

İnsanlığın döngüsü her sene olduğu gibi 2023'te de savaş, kan, ölüm, gözyaşı, umutsuzluk, çaresizlik, kabullenme, direniş ve mücadeleyi içerdi. Geçmişe bakıldığında görülen enkaz, aynı zamanda halihazırda olduğumuz yeri belirleyen bir eşik. Geleceği dair umutların eksik olmadığı bu nokta, büyük ya da küçük fark etmez, yıkımların tortularıyla belirleniyor.

Belki de "Bu çağda böyle bir şey olmamalıydı" dedirten olaylar, beklentileri de aşacak gelişmelerin kapısını aralıyor. 

2024'le birlikte henüz keşfedilmemiş ve şekillendirilebilir bir zamana girmişken öngörülemez geleceğe dair bilgiler edinmek adına bir kez daha geçmişe bakıyoruz. 

Konularında uzman akademisyenler, yazarlar ve gazeteciler dünyayı etkileyen 10 olay hakkındaki yorumlarını ve bunların geleceği nasıl şekillendirebileceğini anlatıyor. Önceki yıllardan farklı olarak bu sene olayların buradaki yankılarına göre sıralama yapıp Gazze savaşıyla başlıyoruz.

Hamas'ın saldırısı ve Gazze savaşı

7 Ekim'deki Aksa Tufanı Operasyonu'nun hemen ertesi günü İsrail hava saldırılarıyla Gazze'yi hedef almaya başladı ve yıl sonuna kadar yaklaşık 22 bin Filistinliyi öldürdü (AP)
7 Ekim'deki Aksa Tufanı Operasyonu'nun hemen ertesi günü İsrail hava saldırılarıyla Gazze'yi hedef almaya başladı ve yıl sonuna kadar yaklaşık 22 bin Filistinliyi öldürdü (AP)

Bülent Şahin Erdeğer (Gazeteci)

Gazze uzun yıllardır abluka altında. Yavaşlatılmış ölüme mahkum edilmiş bir halktı Gazze halkı. İsrail'deki aşırı sağcı hükümetin sadece Gazze değil tüm Filistin çapında arttırdığı baskılar bardağı taşıran son damla oldu. Zaten Gazze'deki direniş örgütleri uzun süredir direnişten taarruza geçmek için planlar yapıyorlardı. Filistin 1948'ten beri sürekli bir savunma ve direniş halinde. 7 Ekim 2023 saldırılarıysa direnişten saldırıya geçiş demek. İlk kez İsrail içlerine doğru giren kısa süreli de olsa karasal olarak kontrol sağladılar. Bu uluslararası planda, İsrail'in imajı için büyük değer kaybı anlamına geldi. 

Netanyahu iktidarının bu darbeye cevabı çok sert oldu. II. Dünya Savaşı sonrası kabul edilen "soykırım" tanımına tamı tamına uyan bir vahşete imza atıyor İsrail yönetimi. Tabii 7 Ekim'in Rusya'nın teşviki ve İran'ın aklıyla planlandığını belirtmek gerekir. Putin ve Hamaney, Gazze'deki örgütleri kullanarak İsrail'i destekleyen Batı cephesine "gol atmış" oldular. Şiddet sarmalından, sivil kayıpların doğurduğu insani dramdan çıkar devşiren Rusya-İran-Çin cephesi için 7 Ekim ve sonrası yaşanan Soykırım bir mevzi kazanmak demek. Bu sayede Batı yanlısı Türkiye ve Arap dünyasının itibarını daha da yaralamış oldular. İran silahlandırıp finanse ettiği Yemen'deki maşası Husiler aracılığıyla krizi Kızıldeniz'e kadar yaymayı başardı. Buna mukabil Gazze'ye somut olarak faydası olabilecekken Lübnan'daki maşası Hizbullah'ı düşük yoğunluklu çatışma düzeyinde tutarak İsrail'i Gazze'de daha da cesaretlendiriyor. 

Independent Türkçe
Bülent Şahin Erdeğer

Dünya için bu krizin sonuçları acı oluyor. Başta canlı yayında tüm dünyaya izletilen bir soykırım 1945'ten sonra inşa edilen insan hakları ve özgürlükler, uluslararası hukuk gibi değerlerin konu İsrail olunca çöpe atıldığını görmek başta İslam dünyası olmak üzere tüm dünyasa bu değerlere karşı derin bir güvensizlik yarattı. Bunun sonucu zaten son yıllarda yükselen küresel aşırı sağ dalganın daha da azgınlaşması olacaktır. İnsan hakları ve hukuka yönelik "inançsızlık" aşırı sağı beslemesinin karşılığında dini radikalizmin de taban bulmasını sağlamakta. 11 Eylül sonrası olduğu gibi 7 Ekim sonrası da çok daha yaralayıcı biçimde bu durum "Medeniyetler Çatışması"nı arttıracaktır. İsrail'in sistematik olarak sürdürdüğü "Gazze Soykırımı" ironik biçimde Siyonizm'in eliyle Anti-Semitizm'in yükselmesini sağlamakta. Bu sebeple 7 Ekim sonrası süreç fiziksel olarak Gazze'nin felaketi olsa da orta ve uzun vaadede hem İsrail halkının hem de dünyadaki Yahudilerin aleyhine bir antipati dalgasıdır.

57 Müslüman ülkenin büyük çoğunluğunun İsrail'le geliştirdiği gizli ve açık ticari, siyasi ittifak ve iş birlikleri de İsrail'in soykırım yaparken rahat davranmasının sebeplerinden biriydi. Öyle ki söylemsel olarak İsrail'e çok sert tavır alsa da Türkiye yönetiminin İsrail'e olan ticari sevkiyatı durdurmaması dahası iktidar yanlısı bir çok şirketin bu ticareti yürüttüğünün açığa çıkması tam bir skandaldı. Bu çelişki Türkiye'de 2024'te de tartışılacaktır. Filistin meselesinin Türkiye iç siyasetinde yaklaşan yerel seçimler kapsamında bir malzeme olarak kullanılacağı muhakkak. Hem tümünden olmasa da bir kısım muhaliften Arap düşmanlığı-Türk ırkçılığının sloganlarını, hem de iktidarın muhalefeti İsrail yandaşlığıyla suçlayarak kendisinin Filistin hamisi olduğuna dair propagandasını çok duyacağız. 

2024'te çok fazla konuşulacak en önemli husus Filistin-İsrail sorununun çözümü için Netanyahu, Abbas ve Hamas gibi aktörlerin tasfiyesi, iki devletli çözüm yolunda yeni figürlerin ve yeni dengelerin oluşturulması için çaba sarfedilmesi olacaktır.

Prigojin'in ölümü ve Rusya-Ukrayna savaşı

Uçakta ölmeden bir gün önce Yevgeni Prigojin'in videosu internete düşmüştü (AFP)
Uçakta ölmeden bir gün önce Yevgeni Prigojin'in videosu internete düşmüştü (AFP)

Doç. Dr. Helin Sarı Ertem (İstanbul Medeniyet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü)

2023'ün en çarpıcı olaylarından biri de Rus paralı asker grubu Wagner'in lideri Yevgeni Prigojin'in 23 Ağustos'ta şüpheli bir uçak kazasında ölmesiydi. Prigojin'i özel kılan Ukrayna'dan Libya'ya, Suriye'den Mali'ye çok sayıda ülkede devam eden hibrit savaşların önemli bir aktörü olmasından çok, ölümünden kısa bir süre önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e kafa tutması; bunun da darbe girişimi söylentilerine sebep olmasıydı. Otoriter yönetimlerde bıçak sırtında ilerleyen iktidar dengeleri açısından bakıldığında Prigojin'in bu cüretkâr çıkışı, Rusya için önemli bir güvenlik zafiyeti demekti ve eşyanın tabiatı gereği cezasız kalması beklenemezdi.      

Putin, 24 Şubat 2022'de, Ukrayna'ya kendi deyişiyle "özel bir askeri operasyon", pek çoğumuza göreyse "savaş" ilan ettiğinde, en çok akılda kalan yorumlardan biri şuydu:

Rus tarihinde, savaş kaybeden lider hep iktidardan olmuştur. Bu iktidar kaybıysa dışarıdan müdahaleler yerine, içeriden, özellikle de iktidar çevrelerinden kaynaklanan baskılar neticesinde gerçekleşmiştir. 

Prigojin'in açık isyanı ve Putin'le sözde uzlaşmasının hemen ardından sahneden silinmesi tam da bu yorumla örtüşen bir durum oldu. Belli ki Putin ipleri sıkı sıkı tutmasını gerektiren, zor bir durumdaydı. Wagner gibi, devletle iç içe ilişkilerden beslenen, ancak fazlasıyla afişe olmuş bir askeri grubun kontrolünü yitirmek Putin için sonun başlangıcı olurdu. Nitekim buna izin vermedi.  

Doç. Dr. Helin Sarı Ertem
Doç. Dr. Helin Sarı Ertem

Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü ve ulusal birliğini hedef alan Rus saldırıları ikinci yılına yaklaşırken, Putin için belirgin bir zaferden bahsetmek hâlâ mümkün değil. Bugün Ukrayna'nın yaklaşık yüzde 17'lik kısmı Rus işgali altında olsa da Rusya devlet başkanının kamuoyunu, daha da önemlisi iktidar çevrelerini ikna etmek için bundan fazlasına ihtiyacı var. Yukarıda bahsi geçen yorumda da işaret edildiği üzere, Putin'in siyasi geleceği Ukrayna Savaşı'nın gidişatı ile yakından ilişkili.

Görünen o ki, sık sık "Bizim olandan vazgeçmeyeceğiz" ve "Ulusal çıkarlarımızı ve ulusal değerlerimizi korumaya devam edeceğiz" vurguları yapan Putin'in asıl hedefi, Rus askeri ve siyasi elitini kendi arkasında durmaya ikna etmek. Bunun akla gelen ilk yolu sadece Ukrayna'da değil, Rus iktidar çevreleri içinde de daha fazla baskı ve güç kullanımı demek. Ancak bu yolun Putin'in istediğinin tam tersi bir sonuç yaratması da ihtimaller dahilinde. Rusya'nın sıkça örnek teşkil ettiği hibrit savaşlar çağında, paralı askerleri şirketler ve suç örgütlerinin, devletlerle kurduğu pragmatik karşılıklı bağımlılık ilişkisinin riskleri 2024 ve sonrasının önemli gündem maddelerinden olmaya devam edeceğe benziyor. 

Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ operasyonu 

Son operasyonla birlikte Dağlık Karabağ'daki 120 bin kişilik Ermeni nüfusun büyük bir kısmı Ermenistan'a gitti (AP)
Son operasyonla birlikte Dağlık Karabağ'daki 120 bin kişilik Ermeni nüfusun büyük bir kısmı Ermenistan'a gitti (AP)

Prof. Dr. Yıldız Deveci Bozkuş (Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi)

Dağlık Karabağ operasyonu sadece 2023'e değil önümüzdeki dönemde uzun yıllar etkileri devam edecek olan önemli bir sürece de damgasını vurdu. Zira 30 yıldır işgal altında olan Azerbaycan topraklarının bu operasyonla işgalden kurtarılmasının hem bölgesel hem de küresel ölçekte önemli yansımaları oldu.

Bölgesel çapta Türkiye-Azerbaycan ve Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde yeni bir dönem başladı. Geçmişten günümüze "Tek Millet İki Devlet" söylemiyle hareket eden Türkiye'nin bu operasyondaki desteği Azerbaycan'a güç verdi ve Şuşa Beyannamesi'yle ikili ilişkiler stratejik müttefiklik mertebesine ulaştı. İki ülke arasında siyasi, ekonomik ve askerî entegrasyon konusunda önemli adımlar atıldı.

Bölgede barış, güvenlik, refah ve kalıcı istikrar için tek çözümün normalleşme olduğuna vurgu yapan Türkiye, Ermenistan'la normalleşme yolunda da adımlar attı ve özel temsilciler aracılığıyla ikili görüşmeler başladı.

Prof. Dr. Yıldız Deveci Bozkuş
Prof. Dr. Yıldız Deveci Bozkuş

2023'te küresel çapta ABD ve AB ülkelerinin Güney Kafkasya politikalarında bazı değişimler ve dönüşümler de yaşandı. ABD ve AB bölgede arabuluculuk konusunda rol kapmaya çalıştı. Özellikle ABD, Eagle Partner 2023 tatbikatıyla Ermenistan üzerinden Rusya'ya yeni bir cephe açtırmaya çalıştı. Paşinyan bu operasyonun ardından Rusya'ya bağımlılığın stratejik bir hata olduğunu açıkladı ve yüzünü tamamen Batı'ya çevirdi. 

Ukrayna savaşıyla birlikte stratejik önemi her geçen gün daha da artan Güney Kafkasya bu kez alternatif koridorlar aracılığıyla gündeme geldi ve Azerbaycan bölgenin adeta parlayan bir yıldızına dönüştü.

Ermenistan'ın dile getirdiği Barış Kavşağı projesiyle Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan arasında bölgesel ulaşım güzergahlarının gelişmesi ve ilişkilerin normalleşmesi süreci hızlandı.

Bu operasyonun dünya açısından etkilerine bakıldığında dondurulmuş bölgesel sorunların çözümünün küresel çapta pozitif etkileri olabileceğini gösterdi. Bu konuda en önemli adım Zengezur koridoru oldu, bu koridorun hayata geçirilmesiyle bölgesel ve küresel ölçekte pozitif etkilerinin görüleceği anlaşıldı. Böylece tüm dünyada Azerbaycan'ın enerji ve koridorlar aracılığıyla öneminin giderek daha da artmaya başladığı bir dönem başladı.

Yeni dönemde Kafkasya jeopolitiğinde Türkiye ve Azerbaycan'ın daha etkin bir aktöre dönüştüğü bölgesel barış, refah, istikrar ve entegrasyonun ön plana çıktığı bir döneme girildi. 

Esad'ın Arap Birliği'ne dönüşü

2011'de başlayan Suriye iç savaşında BM'nin tahminlerine göre 300 bini aşkın kişi öldü (AP)
2011'de başlayan Suriye iç savaşında BM'nin tahminlerine göre 300 bini aşkın kişi öldü (AP)

İbrahim Varlı (BirGün Gazetesi Yayın Koordinatörü)

Jeopolitiğin esiri olan Ortadoğu coğrafyasının temel aktörlerinden Suriye'deki çok denklemli hesaplaşmada geçen yıl önemli kırılmalar yaşandı. ABD, Rusya, İran, Türkiye, İsrail, SDG/YPG, Hizbullah, ÖSO, HTŞ, IŞİD, cihatçılar gibi pek çok yerel, bölgesel, küresel "oyuncunun" varlık gösterdiği ülkede geride bıraktığımız yılda çatışmalar "düşük yoğunluklu" seyretse de Şam'ın sahadaki "kilitlenmeye" karşın diplomasi masasında istediğini önemli ölçüde aldığı görüldü. 

Erdoğan'ın Esad'la görüşme ısrarı, Astana görüşmelerinde Ankara'yla kurulan resmi temas, Arap Birliği'ne geri dönüş ve Esad'ın 10-12 yıl sonra Suudi Arabistan gibi Körfez ülkelerine yaptığı ziyaretler yıla damga vurdu.

İbrahim Varlı
İbrahim Varlı

"Çatışmaların seyrelmesi"yle beraber enerjisini "toplumsal inşa"ya ve uluslararası kazanımlara yönlendiren Şam'ın bu hamlelerinin en önemli meyvesi, kuşkusuz ki Suriye'nin Arap dünyasına yeniden kabulüydü. Arap Baharı sonrası başlayan iç çatışmalar nedeniyle  Arap Birliği'nden atılan Suriye'nin bu dönüşü sadece Ortadoğu değil, küresel hegemonya mücadelesi açısından da bir kırılma demek.

Suriye'de taraflar ve onların etrafında şekillenen ittifaklar pozisyonlarını tahkim etmeye çalışırken Esad yönetiminin hem Arap dünyası hem de bölge nezdinde diplomatik kazanımlar elde etmesi sahadaki denkleme de tesir etmeye başladı. Petro-dolar sahibi Körfez ülkeleri Selefi yapılarla (en azından bazılarına) mesafe koymaya, "normalleşme" karşılığında Şam'a önemli finansal destek de sağlamaya başladılar. 

Sahadaki iç içe geçen çetrefilli denkleme rağmen diplomasi sahasında atılan bu adımlar Esad yönetimine mutlak bir psikolojik üstünlük sağladı. 

Rusya ve İran destekli Şam, "kontrollü bir iyimserlik" içerisinde hareket ederken unutmamak gerek ki, Suriye hala çok parçalı bir coğrafya. Kuzeybatıdaki İdlib'te cihatçılar, ülkenin kuzeyinde boydan boya ÖSO'yla Türkiye, Fırat'ın doğusunda ABD destekli SDG, güneydeki Ürdün sınırındaysa ABD var. İdlib gibi bazı bölgelerdeki sorunlar bir süreliğine "dondurulsa" da her an patlamaya hazır. 

ABD-SDG kontrolündeki Fırat'ın doğusuna yönelik kısmi hamleler geri tepse de Kürt güçlerle Arap aşiretler arasında zaman zaman nükseden çatışmalar Şam'ın lehine bir iklim yaratıyor. 

Şam bir taraftan büyük vilayetlerde toplumsal inşaya öncelik verirken İdlib ve TSK-ÖSO kontrolündeki bölgelerin de takibinde. Bu mevcut parçalı durum olumsuzluk içerisinde her şeye rağmen bir avantaja dönüşebiliyor. 

Suriye, Ortadoğu jeopolitiğinde kilit önemde. Her türlü gelişme sadece bu ülkeyi değil, bir silsile şeklinde çevresindeki ülkeleri de derinden sarsıyor. Bu denklemde İsrail'in Suriye'ye yönelik durmayan saldırıları, bu ülkeyi İran'la kapışmasında av sahasına dönüştürmesi sonuçları itibariyle daha büyük bir yarışmanın başlangıcı olabilir.

Yunanistan seçimleri 

55 yaşındaki Miçotakis uzun yıllar iktidarını sürdürmeye aday (Reuters)
55 yaşındaki Miçotakis uzun yıllar iktidarını sürdürmeye aday (Reuters)

Ioanna Kleftogianni (Gazeteci)

Kiryakos Miçotakis'un Yunanistan siyasi sahnesindeki mutlak hakimiyeti 21 Mayıs'ta sandıkta doğrulandı. Yeni Demokrasi 4 yıllık iktidarın verdiği hasara rağmen etkileyici bir rahatlık ve özgüvenle oyların yüzde 40,55'ini almayı başardı. 

Bu zaferin anamuhalefet SYRIZA'daki yankısı, değişim oldu. Sandığa karışık ve muğlak mesajlarla giden partinin oyu yüzde 17,84 oldu. Bu da bu kötü sonucun sorumluluğunu zımnen üstlenen Aleksis Çipras'ın parti içi seçime katılmamasına yol açtı. 

Ioanna Kleftogianni
Ioanna Kleftogianni

 

SYRIZA'nın parti kongresinde partinin anahtarları ABD'den gelen eşcinsel Stefanos Kasselakis'e verildi ki bu durum da sonrasında partinin bölünmesine yol açtı. Yeni Sol adındaki yeni örgütte SYRIZA kongresinde Kasselakis'e karşı yarışan adaylarla Çipras'ın hükümetindeki isimler de yer aldı. 

Nikos Androulakis'in liderliğindeki Panhelenik Sosyalist Hareket-Değişim Hareketi (PASOK-KINAL) ittifakıysa oyların yüzde 11,85'ini alarak parlamentodaki 32 koltuğu ele geçirse de SYRIZA'nın kayıplarını kâr hanesini ekleyecek bir momentum yakalayamadı. 

Hazirandaki seçimlerin ardından Yunanistan yangınlarla sarsıldı (AFP)
Hazirandaki seçimlerin ardından Yunanistan yangınlarla sarsıldı (AFP)

Sekiz partili yeni parlamentodaki ilk tatsız sürpriz, yasaklanan Altın Şafak Partisi'nin halefi Spartalıların barajı geçmesi oldu. Altın Şafak'ın iki numaralı lideri Elias Kasidiaris, hapisten tam destek verdiğini açıklamıştı. 

İkinci siyasi şoksa Rusya'yla yakın bağları olan Yunan manastırlarının desteklediği NİKİ'nin barajı geçmesi oldu. 

Eski SYRIZA üyesi ve meclis başkanı Zoe Konstantopoulou'nun kurduğu Özgürlük Rotası milliyetçi duygulara seslenerek barajı geçerken SYRIZA'nın eski Ekonomi Bakanı Yanis Varufakis'in partisi MeRa25 bu başarıyı gösteremedi. Yüzde 3'lük seçim barajını geçemeyerek meclisteki sandalyelerini kaybettiler.

Sonuç olarak Yunanistan genel seçimleri SYRIZA'ya yönelik hoşnutsuzluğu, Miçotakis'e yönelik muhalefetin yetersizliğini ve Yunan seçmenlerin muhafazakarlaştığını gösterdi. 

Şi Cinping'in üçüncü kez Çin Devlet Başkanı seçilmesi

Şi, Çin'in Mao'dan sonraki en güçlü lideri olarak görülüyor (İllüstrasyon: Marc Burckhardt/WSJ) 
Şi, Çin'in Mao'dan sonraki en güçlü lideri olarak görülüyor (İllüstrasyon: Marc Burckhardt/WSJ) 

Meriç Şenyüz (Gazeteci - Independent Türkçe)

Şi Cinping'in 14 Mart 2023'te üçüncü kez Çin Halk Cumhuriyeti'nin (ÇHC) Cumhurbaşkanı seçilmesi tarihi bir olaydı. Zira dünyanın ikinci büyük süper gücünün yönetiminde uzun süredir uygulanan usül ve geleneklerden nihai bir kopuşu temsil ediyordu.

Mao'nun ölümünden birkaç yıl sonra parti ve devlet aygıtına hakim olan Deng Şiaoping bir daha güç tek kişinin elinde toplanmasın diye bazı önlemler geliştirmişti. Bunların en önemlilerinden biri de tüm kritik mevkiler için azami iki yıllık görev süresi getirilmesiydi.

Deng'in kendinden sonraki dönem için bizzat seçip yetiştirdiği iki lider tam da bu şablona uygun hareket etti. Ancak Şi, önceki yıl parti genel sekreterliğine ve bu yıl da devlet başkanlığına 3. kez seçilerek bu geleneği yıktı ve ölünceye dek Çin'in lideri olarak kalmasının önünü açmış oldu.

Meriç Şenyüz
Meriç Şenyüz

ÇHC tarihiyle Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) tarihi arasında kabaca bir anoloji kurduğumuzda şöyle bir tabloyla karşılaşıyoruz; her iki ülkede de sosyalist inşayı temsil eden kurucu liderlerin ölümünün ardından, özünde kapitalizme geri dönüş anlamına gelen hızlı bir reform/revizyon (tanımı nereden baktığınıza göre değişir) yaşanıyor, ülkeyi tümden dağıtma potansiyeli bulunan bu dönemi de yeniden "güçlü" bir liderin sahneyi çıktığı bir konsolidasyon süreci izliyor.

SSCB'de bu konsolidasyon döneminin adı Leonid Brejnev olmuştu. 18 yıl süren bu dönemde Kruşçev döneminin revizyonları esasen sürdürülürken bir yandan da parti otoritesinin yeniden güçlendirilmesi amaçlanmıştı. Bazı Batılı gözlemciler bu dönemi "neo-Stalinizm" diye nitelendirse de sonraki gelişmeler SSCB'de bu dönemde inşa edilenin sosyalizm değil kapitalizm olduğunu netlikle gösterdi.

"Casus balon krizi" gibi olayların yaşandığı ABD'yle gergin ilişkiler sürerken Çin lideri Cinping, 15 Kasım'da Joe Biden'la Kaliforniya'da bir araya geldi (Reuters)
"Casus balon krizi" gibi olayların yaşandığı ABD'yle gergin ilişkiler sürerken Çin lideri Cinping, 15 Kasım'da Joe Biden'la Kaliforniya'da bir araya geldi (Reuters)

Benzer şekilde, Şi'nin güçlenmesine "neo-Maoizm" etiketini yapıştırmakta gayet aceleci olan Batılı gözlemciler mevcut oysa yüksek ihtimalle tanık olduğumuz, Brejnev dönemine benzer bir konsolidasyon dönemi. İki lider arasında benzerlik çok ama bunları saymaya burada bize ayrılan yer yetmez.

Peki, eğer anolojiyi doğal sonuçlarına kadar uzatırsak ve gerçekten de "bütün büyük tarihsel olaylar iki kez yaşanıyorsa" önümüzdeki yıllarda ne beklemeliyiz?

Dışarıda; Brejnev dönemi Sovyet dış politikasının en "aktif" (saldırgan diye de okunabilir) dönemini temsil ediyordu. Bu dönemde Sovyetler, Çekoslovakya ve Afganistan'ı işgal etmiş ve Polonya'daki 1981 darbesini desteklemişti. Çin de Şi döneminde Myanmar ve birçok Afrika ülkesindeki cuntalarla sıcak ilişkiler kurdu. Tayvan'da atağa geçti. Tayvan sorununu çözmeye yönelik daha riskli adımlar atması da sürpriz olmayacaktır.

İçeride; Brejnev'in konsolidasyon girişimi, nihayetinde; Kruşçev'le girilen yolun yalnızca sosyalizmden vazgeçmekle değil aynı zamanda tek parti iktidarını da kaybetmekle sonuçlanacağını fark eden nomenklaturanın umutsuz bir çabası olarak tarihe geçti. Brejnev'in başta parlak görülen 18 yıllık döneminin ardından hızlı bir dağılma dönemine girildi. Şi'nin arkasında nasıl bir miras bırakacağını zaman gösterecek ama Çin'in Sovyetler'in akıbetine uğrama ihtimali de azımsanmamalı.

Arjantin'de Javier Milei'nin zaferi 

22 Ekim'de düzenlenen seçimlerden 4 gün önce başkent Buenos Aires'te halka seslenen Javier Milei sert çıkışlarıyla popülaritesini artırmış bir isim (AP)
22 Ekim'de düzenlenen seçimlerden 4 gün önce başkent Buenos Aires'te halka seslenen Javier Milei sert çıkışlarıyla popülaritesini artırmış bir isim (AP)

Özgür Uyanık (Latin Amerika uzmanı, gazeteci)

Tarihteki ilk "liberteryen" başkan Arjantin'de seçildi ve 2023 Arjantin başkanlık seçimleri dünya siyaseti için de sürpriz bir aday olan Javier Milei'i iktidara taşıdı. 

53 yaşında bir ekonomist olan Milei'nin 2017'den bu yana yaptığı radyo programında dikkat çeken çılgın liberteryen fikirleri şunlar olmuştu: 

Organ satışının serbest bırakılması, çocukların alınıp satılabilmesi, herkesin silah taşımasına izin verilmesi, tecavüz durumunda bile kürtaja izin verilmemesi, sosyal adaletin sadece mali açık yaratması, vergilerin bir kölelik biçimi olması, tam bir uyuşturucu serbestisi ilanı, herkesin istediği gibi intihar etmekte özgür olması, eğitimin bir insan hakkı olduğunu söyleyenlere tam bir itiraz, iktidara gelirse merkez bankasını bombalayacağı vaadi. 

Özgür Uyanık
Özgür Uyanık

Pandemi döneminde, tüm politikacılara yönelik ağır hakaret ve küfürleri içeren TikTok'taki videoları viral oldu. WhatsApp yoluyla yayılan video kesitleri onu ülke çapında bir fenomen haline getirdi.

Milei, 2021'de Buenos Aires otonom başkent meclisinde milletvekili seçilerek siyasete atıldıktan iki yıl sonra devlet başkanlığının favori adayı haline geldi. Ön seçimlerde yüzde 17, başkanlık seçimlerinin ilk turundaysa yüzde 30 oy alarak adaylar arasında ilk sıraya yerleşti. 

19 Aralık'ta, yüz yıllık Arjantin seçim tarihinde ilk kez, iki köklü parti dışından biri devlet başkanı seçildi. Bu, uzun süren ekonomik krizin sonucunda iki partiye dayanan temsil rejiminin çöküşüne ve cuntanın düşüşünden tam 40 yıl sonra halkın kurumsal demokrasiye güveninin kalmayışına işaret.  

İran'ın Şanghay İşbirliği Örgütü'ne katılması 

Çin, Rusya ve Hindistan'ın yanı sıra Pakistan'la Türkmenistan dışındaki Orta Asya ülkelerinin üye olduğu Şanghay İşbirliği Örgütü, 4 Temmuz Salı düzenlediği çevrimiçi zirveyle İran'ın örgüte üyeliğinin kesin olarak onaylandığını duyurdu (Reuters)​​​​​​
Çin, Rusya ve Hindistan'ın yanı sıra Pakistan'la Türkmenistan dışındaki Orta Asya ülkelerinin üye olduğu Şanghay İşbirliği Örgütü, 4 Temmuz Salı düzenlediği çevrimiçi zirveyle İran'ın örgüte üyeliğinin kesin olarak onaylandığını duyurdu (Reuters)​​​​​​

Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak (Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Rektörü)

II. Dünya Savaşı'nın 2 Eylül 1945'te resmen bitmesinden itibaren, ABD ve SSCB liderliğinde iki kutuplu yeni bir dünya düzeni kuruldu. ABD ve Avrupa'dan oluşan Batı dünyası, askeri ve siyasi amaçlarla SSCB'nin Doğu Avrupa'da kurduğu demir perdeye karşı 4 Nisan 1949'da 12 üyeyle Kuzey Atlantik İttifakı yani NATO'yu kurdu.1957'deyse ekonomik amaçlarla da Avrupa Ekonomik Topluluğu kuruldu. 

Buna tepki olarak 14 Mayıs 1955'te SSCB liderliğinde kurulan Doğu Bloku'ysa Varşova Paktı'nı ilan etti. Yarım asra yaklaşan ömrüyle Soğuk Savaş olarak da bilinen iki kutuplu dünya düzeni, SSCB'nin 25 Aralık 1991'de resmen dağılmasıyla sona erdi. Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından yeniden şekillenen tek kutuplu dünya düzeni, Şanghay İşbirliği Örgütü'yle (ŞİÖ) birlikte çok kutuplu bir uluslararası sisteme geri dönülmekte olduğunu gösteriyor. 

Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak
Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak

ŞİÖ'nün Ağustos 2007 tarihli Bişkek Zirvesi'nde Rusya Devlet Başkanı Putin'in ortaya koyduğu "Tek kutuplu dünya kabul edilemez" söylemi, bir anlamda bunu doğrular niteliktedir ve birliğin amacını belirmiştir. Bu bağlamda, 2023'te İran'ın ŞİÖ'ye resmen üye olması, uluslararası ilişkilerde önemli bir dönemeç olarak değerlendirilmelidir. 

Bu gelişmenin elbette bölgesel ve küresel düzeyde dengeler üzerinde çeşitli sonuçları olacaktır. Zira İran'ın stratejik konumu ve karşısında bulunan devletlerle kurduğu ilişkiler bu sürecin hassas noktasıdır. İran'ın sahip olduğu zengin kaynaklar, güç dinamiklerinde önemli değişikliklere neden olabilir. 

ŞİÖ'nün  İran'ı bünyesine dahil etmesi, Ortadoğu'da güç hakimiyeti kurmak isteyen ABD ve müttefiklerinin planlarını zorlaştırmış, Rusya ve Çin'in liderlik ettiği işbirliği örgütünün elini güçlendirmiştir. Bu durum, bölgedeki gerilimleri etkileyebilir ve bölgesel dengeyi yeniden şekillendirebilir. Yeni yılda, bölgesel işbirliği, güvenlik ve ekonomik entegrasyon konularında yeni tartışmaların ortaya çıkması muhtemeldir. Bu durum dünya genelinde devletlerin politikalarını gözden geçirmelerine neden olacaktır. 

Ülkemiz açısından durumu değerlendirdiğimizde İran'ın Zengezur koridorunu nasıl değerlendireceği önemli bir konudur. Daha önce açılacak koridora karşı olduğunu beyan eden İran'ın bu koridora ŞİÖ üyesi olarak daha ılımlı bir yaklaşım sergilemesi muhtemeldir. Bu durum örgütün çıkarlarına hizmet edecek ve bölgedeki ekonomik entegrasyonu artırabilecek bir adım olabilir. Bunun yanı sıra İran'ın Zengezur koridorunu bir tehdit olarak gören politikasındaki değişiklik, bölgesel istikrarın sağlanmasına olumlu bir katkı sunacak ve Türkiye'nin de içinde bulunduğu enerji güvenliği konularındaki işbirliklerinin artmasına zemin hazırlayacaktır. 

Sonuç olarak, İran'ın ŞİÖ üyeliği, küresel ve bölgesel siyasette yeni dinamikleri tetikleyerek uluslararası ilişkilerde önemli değişikliklere neden olacaktır. Bu değişiklikleri ülkemiz lehine fırsata döndürdüğümüz taktirde bölgesel ve küresel ölçekte kazançlı çıkmamız muhtemeldir.

Nijer darbesi 

Temmuzdaki darbe bölgesel savaş korkularını tetikledi (AA)​​​​​​
Temmuzdaki darbe bölgesel savaş korkularını tetikledi (AA)​​​​​​

Prof. Dr. Sezai Özçelik (Çankırı Karatekin Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü)

Batı Afrika'nın Sahel bölgesinde yer alan Nijer'deki darbe bölgeyi, Afrika'yı hatta tüm dünyayı etkileyen sonuçlar doğurdu. 

Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik Topluluğu'nun (ECOWAS) Nijer'le tüm ilişkileri askıya alması ve hatta askeri müdahale düzenlemesinin masaya konduğu bu kriz Kuzey, Batı ve Orta Afrika'nın ortasında Nijer'in jeostratejik önemini göstermekteydi. 

Ayrıca maden ve petrol açısından zengin olan, yenilenebilir enerji kaynaklarını geliştirme potansiyeline sahip ve güçlü demografik yapısı nedeniyle bu ülkeye ilk kez üst düzey Amerikan diplomat olarak ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken'ın Mart'taki ziyareti de anlamlıydı. 

Fransa dışında Amerika'nın da Nijer'de 1100 askerinin üslerde konuşlanması, Libya ve Sahel bölgesinde Rus ve Çin etkisine karşı Amerika'nın etki alanı oluşturma çabasının sonucuydu. 

Prof. Dr. Sezai Özçelik
Prof. Dr. Sezai Özçelik

Ocak ayında Amerika'nın Cibuti dışındaki Afrika'daki ikinci büyük askeri üssü olacak olan Orta Nijer'de Agadez yakınlarındaki Air Base 201'in drone üssü olarak kullanılması planlanmıştı. 

Eski Nijer lideri Bazoum'un devrilmesi ve darbe destekçilerinin Rus bayraklarıyla gösteri yapması, Nijer'in komşuları olan Mali ve Burkina Faso'daki senaryoların tekrarlanacağını göstermekteydi. 

Nijer, Moskova'nın Afrika'daki en yakın müttefiki değildi. Örneğin, Mart 2022'de BM Genel Kurulu'ndaki Rusya'nın Ukrayna'da güç kullanmasını sonlandırması kararına olumlu oy kullanmıştı. 

Belki Nijer'deki darbenin en önemli sonucu, Paris'in Sahel bölgesindeki etkisinin azalmasıyla (Almanya ve İtalya'yla birlikte) Avrupa'nın bu bölgedeki üç önemli güvenlik meselesinde zayıflığını göstermesi oldu: Silahlı cihatçı gruplarla mücadele, kuzeyde Libya'nın çökmüş devlet olması ve Sahel bölgesinden Avrupa'ya düzensiz göç. 

Nijer'in dünyanın yedinci uranyum üreticisi olması ve dünyaki uranyumun yüzde 5'ini sağlaması da önemli. Sahel, Batı Afrika ve ECOWAS en önemlisi Nijer için bu darbenin sonucu: Belirsizlik ve istikrarsızlık…

Lübnan'daki yüzde 90'lık devalüasyon

Krizden kurtulamayan ülkede Mayıs'ta yapılması planlanan yerel seçimlerin bir yıl ertelenmesi yönünde karar alındıktan sonra aralarında eski güvenlik görevlilerinin de olduğu göstericiler, Beyrut'taki hükümet binalarına doğru yürüyerek Lübnan ordusu mensuplarıyla itişti (AP)
Krizden kurtulamayan ülkede Mayıs'ta yapılması planlanan yerel seçimlerin bir yıl ertelenmesi yönünde karar alındıktan sonra aralarında eski güvenlik görevlilerinin de olduğu göstericiler, Beyrut'taki hükümet binalarına doğru yürüyerek Lübnan ordusu mensuplarıyla itişti (AP)

Nalan Yazgan (Lübnan Uzmanı) 

Ekonomik krizin ağırlığına dayanamayan Lübnanlılar, 17 Ekim 2019'da sokaklara çıkarak protestolara başladılar. Sonrasında başlayan korona salgını ve kapanmalarla zaten kötü giden Lübnan ekonomisi daha büyük bir darbe aldı. Lübnan, 4 Ağustos 2020'de gerçekleşen Beyrut Limanı patlamasıyla sosyal, ekonomik ve politik olarak bir daha belini doğrultamayan bir ülkeye dönüştü.

Nalan Yazgan
Nalan Yazgan

Devlet 1 Şubat 2023'te yüzde 90'lık devalüasyon kararını uygulamaya geçirse de serbest piyasada 2019'da 1 Amerikan doları 1500 Lübnan lirasıydı. 2022'de  bu oran 140 bin liraya kadar çıkarken 2023'ü 89 bin 700 lira olarak bitiriyoruz.

15 Mayıs 2022'de gerçekleşen genel seçimlerden bu yana hala yeni bir hükümet kurulamadı. Cumhurbaşkanı Mişel Avn'ın görev süresi 31 Ekim 2022'de bitmesine rağmen henüz yeni bir isim üzerinde mecliste mutabakata varılmış değil. Uzlaşmaya da yakın zamanda ulaşılabileceğinin emareleri yok.

Tarihi mezhepler arası çatışma ve gerilimlerle dolu ülke için son aylarda yeni bir kaygı ön plana çıktı: İsrail'le potansiyel bir çatışma ve evrilebileceği devasa bir savaş ve yıkım. İsrail'le Lübnan sınırında yaşanan kontrollü gerginliğin, ülkeler arası bir savaşa sebep olmaması için Hizbullah özen gösteriyor gibi görünüyor. Bunun arkasındaki ana nedenlerinden biri Lübnan iç politikası.

Olası savaşın getireceği yıkım son dört yılını ağır bir ekonomik krizle boğuşarak geçiren Lübnan'ı altından kalkamayacağı bir noktaya sürükleyebilir. Bu da büyük ölçüde kendilerini ülkenin sahibi gören Maruni Hristiyanlar gibi gruplar tarafından Hizbullah'a ülkeyi geniş çaplı çatışmalara dahil etmemesi konusunda baskı yapılması anlamına geliyor. Lübnan'ın içine çekileceği bölgesel bir savaş sadece Ortadoğu'da değil tüm dünyada dengeleri rayından çıkarır.

Independent Türkçe



ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
TT

ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)

Pazar gününden bu yana, 30 Nisan’a kadar sürecek olan “Orion 26” tatbikatları başladı. Tatbikatlara çoğunluğu Avrupa ülkeleri olmak üzere 24 ülkeden birlikler katılıyor. ABD ve Kanada’nın yanı sıra Japonya, Avustralya, Güney Kore, Singapur ve Brezilya gibi ülkeler de yer alıyor. İki Arap ülkesi Fas ve Katar da tatbikata iştirak ediyor.

“Orion 26”, üç yıl önce “Orion 23” adıyla gerçekleştirilen tatbikatın ikinci versiyonu. Her iki tatbikatın ortak özelliği Fransa’nın girişimi ve liderliğinde yapılmaları olsa da, “Orion 26” hem kapsam hem de içinde gerçekleştiği son derece karmaşık jeostratejik ortam bakımından öne çıkıyor. Zira ABD’de Başkan Donald Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Washington artık NATO’nun Avrupa kanadı için eskisi kadar güvenilir bir müttefik olarak görülmüyor. Bu durum Avrupalıları, savunmalarını güçlendirmeye ve kendi orduları ile kapasitelerine daha fazla dayanma arayışına itiyor.

Avrupa’nın endişelerini artıran bir diğer unsur ise Trump’ın, egemenliği NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait olan Grönland üzerinde kontrol kurma yönündeki söylemleri oldu. Ayrıca Washington’un, Kuzey Kutbu’ndaki yeni deniz geçitlerinde Rusya ve Çin’in emellerine dikkat çekmesi de bu tatbikatların hedeflerinden ayrı düşünülemiyor.

cdf vcfv
Fransız Donanması’na ait Tonnerre helikopter gemisi, Fransa kıyılarında Toulon üssü açıklarında Akdeniz’de gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında askerî manevralara katılırken (Reuters)

Ukrayna’daki çatışmalar uzadıkça, Avrupa’da Rusya’nın yeni hedefler belirleyebileceği yönündeki endişeler de güç kazanıyor. Özellikle Almanya ve Fransa’daki askerî planlama birimleri, Moskova’nın Kuzey Avrupa’yı veya 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin parçası olan Baltık ülkelerini hedef almasının ihtimal dâhilinde olduğunu belirtiyor.

Rus saldırısına karşı senaryo

Bu çerçevede, Fransa Genelkurmay Başkanlığı tarafından planlanan “Orion 26”, bir Avrupa ülkesine yönelik hayali bir saldırıya karşı koordineli savunma planını simüle ediyor. Tatbikatta hayali adlandırmalar kullanılsa da, hedefin olası bir Rus saldırısını püskürtmek olduğu açık. Amaç, farklı milletlerden kuvvetler arasında müşterek çalışmaya uyum sağlamak; bu tür tatbikatlara NATO çerçevesinde zaten alışkın olan birliklerin eşgüdümünü pekiştirmek.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un göreve gelişinden bu yana Avrupa Birliği ülkelerini kendi savunma kapasitelerini inşa etmeye teşvik eden Fransa, tatbikatın lideri olarak en büyük kuvvet ve teçhizat katkısını sağlıyor. Kara ve hava tatbikatları Fransa toprakları ve hava sahasında, deniz tatbikatları ise Kuzey Atlantik’te icra ediliyor.

dfrvgf
Akdeniz’de düzenlenen bir tatbikat sırasında, Tonnerre helikopter gemisinin güvenliğini sağlamak üzere bot üzerinde görev yapan Fransız Deniz Kuvvetleri askerleri (Reuters)

Fransa, toplam 12 bin 500 askerin 8 binini, 140 uçak ve helikopter, 1200 insansız hava aracı, 6 hava savunma sistemi, ülke geneline yayılmış 10 hava üssü ve 2500 zırhlı araç ile tatbikata katılıyor. Deniz kuvvetleri kapsamında ise “Charles de Gaulle” uçak gemisi, refakat grubu ve 25 deniz muharebe unsuru görev alıyor. Tatbikat için biri Akdeniz’de, diğeri Atlas Okyanusu kıyısında olmak üzere iki deniz üssü hazırlandı. Operasyonların yönetimi için, katılımcı ülkelerden subayların yer aldığı müşterek bir karargâh kuruldu.

Mevcut bilgiler, tatbikatların amfibi harekâtlar, kara operasyonları, hava indirme, hava üstünlüğü, siber savaş, sızma riski taşıyan bölgelerin korunması ve güvence altına alınması gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor. Tatbikatın hedefleri üç başlıkta toplanıyor:

  • Yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık (hibrit savaş senaryoları dâhil)
  • Katılımcı kuvvetler arasında müşterek çalışabilirliğin test edilmesi
  •  Farklı kuvvetler ve müttefikler arasında müşterek komuta usullerinin ve operasyonel alanlar arası entegrasyonun sınanması.

Kuzey Atlantik’in korunması

Orion 26’nın en dikkat çekici boyutu, özellikle Kuzey Atlantik’teki deniz operasyonları. Askerî raporlar, bu bölgede Rusya’nın farklı biçimlerde artan “düşmanca” faaliyetlerine işaret ediyor. Bu durum, Avrupalıların bölgenin korunması konusunda yeterince çaba göstermediğini savunan ABD baskılarından bağımsız değil. Nitekim Trump, Grönland üzerindeki iddialarını bu argümanla gerekçelendirmişti.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin girişimleriyle Trump’ın, askerî güç kullanımını da içerecek şekilde Grönland’ı kontrol altına alma niyetinden şimdilik geri adım atmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, Avrupalılar ve NATO’nun ciddiyetle ele alması gereken gerçek bir güvenlik krizi bulunduğu vurgulanıyor.

Bu nedenle başlayan tatbikatlar, Batılıların bu stratejik deniz bölgesinde atacağı adımların bir “ön hazırlığı” olarak görülüyor.

Le Parisien gazetesinin pazar günkü sayısına konuşan ve tatbikatlardan sorumlu isimler arasında yer alan General Goudellier, “bir güç gösterisi” olarak tanımladığı tatbikatın temel hedefinin, “kapasiteleri bizden geri olmayan, hatta eşdeğer bir rakiple yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık seviyesini yükseltmek” olduğunu söyledi. Goudellier, bu hazırlıkların uzay, siber, elektronik ve bilgi harbi tehditlerinin yanı sıra uydu istihbaratı ve elektromanyetik karıştırma gibi yeni nesil savaş unsurlarını da kapsadığını vurguladı.

General Goudellier, hava üstünlüğünün önemine dikkat çekerek, “Hava-uzay muharebesi kilit bir unsurdur; hatta düşmanın iradesini ve hareket özgürlüğünü kırmanın ön koşuludur” dedi. Bu nedenle, savaş alanının kontrolünün sağlanmasında hava hâkimiyetinin belirleyici olduğunun altını çizdi.


Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
TT

Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’la yapılacak herhangi bir müzakerede “kırmızı çizgilerin” belirlenmesine ilişkin kararın münhasıran Başkan Donald Trump’a ait olduğunu söyledi. Vance’in açıklaması, Tahran’ın nükleer kapasitelere yaklaşmasına dair ABD’li yetkililerin söylemlerinin sertleştiği bir dönemde, Washington’da İran dosyasına nasıl yaklaşılması gerektiğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Trump, pazar akşamı yaptığı açıklamada, geçen haziran ayında İran’ın nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırısı gerçekleşmeden önce Tahran’ın “bir ay içinde” nükleer silaha sahip olmanın eşiğine geldiğini söylemişti. Bu ifade, Ortadoğu’daki en önemli jeopolitik dosyalardan biri olan İran meselesinin nasıl yönetileceğine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Vance’e, müzakereler çerçevesinde İran’ın sınırlı düzeyde uranyum zenginleştirmesine izin verilip verilmeyeceği ya da bunun “kırmızı çizgi” olup olmadığı sorulduğunda, “Kırmızı çizgilerin nerede çizileceğine ilişkin nihai kararı başkan verecek” dedi. Pazartesi günü Ermenistan ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Vance, “Müzakerelerde sınırın tam olarak nerede çekileceğini başkanın netleştirmesine bırakıyorum” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray içinde iki ana kamp bulunuyor: İran’ın nükleer ve füze kapasitelerini zayıflatmak için kesin askeri müdahale çağrısı yapan şahinler ve bölgesel tırmanmayı önleyecek bir anlaşmaya varmak amacıyla diplomatik müzakere yolunu savunan güvercinler.

Bu bölünmeye, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sert koşullar dayatılması yönündeki baskısı da ekleniyor. Netanyahu, taleplerinin karşılanmaması hâlinde tek taraflı saldırılarla tehdit ediyor.

Çarşamba günü Washington’da yapılması planlanan Trump–Netanyahu görüşmesi öncesinde, gözlemciler anlaşmaların adamı olarak anılan Trump’ın hangi yönde karar alacağını yakından izliyor. Önde gelen ABD’li analistler, bir yanda tırmanma risklerine karşı uyarılarda bulunurken, diğer yanda diplomasiye öncelik verilmesi çağrıları yapıyor.

Şahinler cephesi

ABD yönetimi içindeki şahinler ve en sert kanat, İran’ı dizginlemenin tek yolunun askerî baskı olduğu görüşünde. Bu çizginin başında Savunma Bakanı Pete Hegseth yer alıyor. Hegseth, son açıklamalarında Pentagon’un Tahran’ın müzakereleri reddetmesi hâlinde “tamamen hazır” olduğunu belirterek, güvenlik ve komuta unsurları, balistik füze tesisleri ya da nükleer zenginleştirme programını hedef alabilecek askerî seçeneklere işaret etti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndaki (CENTCOM) bazı sertlik yanlısı danışmanlar da Trump’a, İran’ın füze kabiliyetlerini felce uğratmayı hedefleyen “kararlı” önleyici saldırı seçenekleri sundu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, füze programı ve bölgesel vekil güçler dosyasını içermeyen müzakerelerin anlamlı olmadığı görüşünü savunarak askerî baskının temel bir araç olduğunu vurguluyor. Bu ekip, yalnızca diplomasinin, özellikle Aralık 2025’ten bu yana 6 bin 400’den fazla göstericinin hayatını kaybettiği protestoların bastırılmasının ardından, İran rejimini “meşrulaştırma” riski taşıdığı görüşünde.

Saldırı senaryoları

Şahinler, esas olarak USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubundan ve ABD ya da Avrupa’daki üslerden kalkacak stratejik bombardıman uçaklarından düzenlenecek saldırılara dayanan birden fazla senaryo hazırladı. Bu paketler, hayalet uçaklar, hassas güdümlü mühimmat ve İran hava savunmasını şaşırtmayı amaçlayan eşgüdümlü bombardımanları içeriyor; ABD uçaklarının kayıplarını asgariye indirmeyi hedefliyor.

Pentagon yetkilileri, hipersonik silah teknolojilerindeki ilerlemelerin yanı sıra elektronik ve siber harp alanlarındaki kabiliyet artışının ABD’ye sahada ciddi avantajlar sağlayacağını ifade ediyor. Buna karşılık, İran’ın olası bir askerî senaryoya hazırlık kapsamında kritik altyapısını tahkim ettiği, varlıklarını coğrafi olarak dağıttığı, yedek komuta-kontrol ağları oluşturduğu ve ilk saldırı dalgalarına dirençli geniş yeraltı tesisleri inşa ettiği de kabul ediliyor.

Güvercinler cephesi

Buna karşılık “güvercinler”, askerî tehdidi bir baskı aracı olarak kullanan, ancak ilk seçenek olarak görmeyen “güç yoluyla barış” ilkesine dayalı diplomatik bir hattı savunuyor. Bu yaklaşımın öncülüğünü Özel Temsilci Steve Witkoff yapıyor. Witkoff, geçen cuma Umman’ın Maskat kentinde yürütülen dolaylı müzakere turunu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

dvfe
Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte “Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde (ABD Donanması–AFP)

Trump’ın damadı Jared Kushner de Witkoff’a, Arap Denizi’nde USS Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaretinde eşlik etti. Bu ziyaret, müzakerelerin askerî güç gölgesi altında yürütüldüğü mesajını verirken, görüşmelerin nükleer dosyayla sınırlı bir anlaşmaya odaklandığını gösterdi. Başkan Yardımcısı Vance de bu çizgiyi destekleyerek aceleci saldırıların ters sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Güvercinler, ABD taleplerinin zenginleştirmenin durdurulması, füze programının sınırlandırılması ve bölgesel müttefiklere desteğin sona erdirilmesini içerdiğini; İran’ın ise füzeler ve bölgesel dosyaların “müzakere edilemez” olduğu görüşünde ısrar ettiğini belirtiyor.

Bu ekip, askerî bir saldırının İran’ı en güçlü kozlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya sevk edebileceği uyarısını yapıyor. Günde yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, küresel arzın yaklaşık yüzde 21’ini oluşturuyor. Böyle bir adımın petrol fiyatlarını varil başına 200 dolar ve üzerine taşıyabileceği, ciddi ekonomik hasara yol açabileceği belirtiliyor. Güvercinler, ABD’nin askerî üstünlüğüne rağmen Tahran’ın herhangi bir Amerikan zaferini son derece maliyetli hâle getirebileceğini savunuyor.

sdfrg
ABD uçak gemisi “Abraham Lincoln” ve taarruz grubu, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) harekât sahasında (AFP)

Beyaz Saray kaynakları, Witkoff ekibinin müzakereler yoluyla rasyonel kararların alınabileceğine inandığını ve İran’ın, kendi ekonomisine vereceği ağır zarar nedeniyle Hürmüz’de seyrüseferi aksatma riskini göze almayacağını düşündüğünü aktarıyor. Witkoff’un ayrıca Mısır, Türkiye ve Katar’dan kıdemli diplomatların önerilerini masaya koyduğu; bu çerçevede İran’ın üç yıl boyunca zenginleştirmeyi durdurması, zenginleştirilmiş stoklarını ülke dışına çıkarması ve balistik füzeleri “kullanmamayı taahhüt etmesi” gibi maddelerin yer aldığı belirtiliyor.

Müzakerelerin anlamı

Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığı analize göre  Trump’ın uzun soluklu müzakerelere sabrının sınırlı olduğunu İran’ın muhtemel tepkilerine karşı bölgedeki ABD kuvvetlerini takviye etmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Gazete, Trump’ın diplomasiye bir şans verebileceğini, ancak bunun süresine dair soru işaretleri bulunduğunu kaydetti.

zxvdfgbh
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yer aldığı kolaj fotoğraf (AFP)

Fox News’te ulusal güvenlik analisti olan emekli General Jack Keane ise pazartesi sabahı, İran’la müzakerelerin geçmişte de askerî operasyonlardan önce tekrar eden bir aşama olduğunu belirterek sürecin faydasına şüpheyle yaklaştı. Keane, “İran’ın bu süreçte iki amacı var: Birincisi, olası bir ABD askerî harekâtını geciktirmek için müzakereleri mümkün olduğunca uzatmak; ikincisi ise ekonomisi kötü durumda olduğu için yaptırımların hafifletilmesini sağlayacak bir anlaşma elde etmek” dedi.

1999–2003 yılları arasında ABD Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Keane, tercih edilmesi gereken seçeneğin askerî yol olduğunu savundu. Keane’e göre, bir anlaşma sağlansa bile İran “hile yapmaya ve Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmaya devam edecek”; rejimin ömrünü birkaç yıl daha uzatmak “mantıklı değil”.

Keane, en iyi seçeneğin İran rejiminin çöküşüne zemin hazırlamak olduğunu, İsrail ve ABD’nin ortak bir operasyon yürütmesinin muhtemel bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, İran’ın misillemelerine karşı bölgeye askerî kaynak transferinin sürdürülmesi, operasyonun sınırlı ve kısa süreli değil; rejimin tüm unsurları ve destekçileriyle birlikte askerî, özellikle de füze kapasitelerinin yok edilmesini hedefleyen kapsamlı bir kampanya olması gerektiğini savundu.


İran’da reformist aktivistlere yönelik gözaltıların kapsamı genişliyor

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Reform Cephesi Merkez Komitesi üyeleriyle hatıra fotoğrafı çektirirken; yanında Âzer Mansuri yer alıyor, Şekuri Rad görülüyor; arkada İran bayrağı bulunuyor. Kasım 2024 (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Reform Cephesi Merkez Komitesi üyeleriyle hatıra fotoğrafı çektirirken; yanında Âzer Mansuri yer alıyor, Şekuri Rad görülüyor; arkada İran bayrağı bulunuyor. Kasım 2024 (İran Cumhurbaşkanlığı)
TT

İran’da reformist aktivistlere yönelik gözaltıların kapsamı genişliyor

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Reform Cephesi Merkez Komitesi üyeleriyle hatıra fotoğrafı çektirirken; yanında Âzer Mansuri yer alıyor, Şekuri Rad görülüyor; arkada İran bayrağı bulunuyor. Kasım 2024 (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Reform Cephesi Merkez Komitesi üyeleriyle hatıra fotoğrafı çektirirken; yanında Âzer Mansuri yer alıyor, Şekuri Rad görülüyor; arkada İran bayrağı bulunuyor. Kasım 2024 (İran Cumhurbaşkanlığı)

İranlı yetkililer, son günlerde reformist akıma mensup siyasetçi ve aktivistlere yönelik gözaltı dalgasını genişletti. Resmî ve reformist medyada yer alan haberlere göre, Ocak ayındaki protestolara ilişkin tutumları gerekçe gösterilerek aralarında parti yöneticileri ve eski milletvekillerinin de bulunduğu çok sayıda isim gözaltına alındı.

Bu adımlar, Tahran’ın içeride güvenlik önlemlerini sıkılaştırdığı bir döneme denk geliyor. Aynı zamanda İran, ABD ile yürütülmesi muhtemel müzakerelerde uranyum zenginleştirmeden vazgeçmeyeceğini ve füze programının hiçbir müzakere sürecine dâhil edilmeyeceğini vurgulayarak Washington’a güvenmediğini yineledi.

Yerel ve reformist basın, son gösteriler sırasında protestoculara destek verdiği belirtilen dört önde gelen reformist ismin güvenlik ve yargı organları tarafından gözaltına alındığını bildirdi. Çeşitli kaynaklara göre operasyonlar pazar günü başladı. Gözaltına alınanlar arasında Reform Cephesi Başkanı ve reformist İran Ulus Birliği Partisi Genel Sekreteri Âzer Mansuri, eski milletvekili İbrahim Asgarzade ile Hatemi döneminde dışişleri bakan yardımcılığı yapan Muhsin Eminzade yer aldı.

dc
İranlılar, 9 Ocak 2026’da Tahran’da hükümet karşıtı gösteri düzenledi (AP)

Devrim Muhafızları’na yakınlığıyla bilinen Fars Haber Ajansı, “güvenlik ve yargı kurumlarının” söz konusu isimleri gözaltına aldığını, yöneltilen suçlamalar arasında “ulusal bütünlüğü hedef almak, anayasa karşıtı tutum almak, düşman propagandasıyla uyum içinde hareket etmek, teslimiyetçi bir çizgiyi teşvik etmek ve gizli yıkıcı mekanizmalar oluşturmak” bulunduğunu aktardı.

Yargı erkinin yayın organı Mizan Ajansı da isim vermeden “bazı siyasi şahsiyetlerin” gözaltına alındığını ve bu adımların “Siyonist yapı ve ABD’yi destekleyen bazı önemli siyasi unsurların faaliyetlerine ilişkin soruşturmaların tamamlanmasının ardından” atıldığını duyurdu.

Devrim Muhafızları’na bağlı Tesnim Ajansı ise Tahran Savcılığı’nın, Ocak olaylarıyla bağlantılı olarak Siyonist rejim ve ABD’ye destek suçlamasıyla bazı önde gelen siyasi isimler hakkında dava açtığını bildirdi; ancak isim ve parti bilgisi paylaşmadı. Ajans, terör eylemleri olarak nitelediği olayların İsrail ve küresel istikbarla operasyonel bağlar taşıdığını, perde arkasında ve sanal ortamda faaliyet gösteren örgütsel ve medya ağlarıyla güvenliğin hedef alındığını öne sürdü.

Gözaltı çemberi genişliyor

Pazartesi sabahı gözaltılar sürdü. Reform Cephesi Sözcüsü Cevad İmam’ın, pazar günü şafak vakti Devrim Muhafızları İstihbaratı tarafından evine düzenlenen baskınla gözaltına alındığı bildirildi. Reformist Şark gazetesi ve Fars Ajansı bu bilgiyi doğruladı.

dfrgt
Cevad İmam, Kasım 2024’te Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile yapılan görüşmede soldan ikinci sırada (İran Cumhurbaşkanlığı)

Ayrıca reformist lider Mehdi Kerrubi’nin oğlu Hüseyin Kerrubi’nin, Kültür ve Medya Savcılığı’na çağrıldıktan sonra gözaltına alındığı aktarıldı. Fars, “darbe yanlısı ve kargaşayı körükleyen halka” karşı yürütülen operasyonlar kapsamında İran Ulus Birliği Partisi Merkez Komitesi üyesi Ali Şekuri Rad’ın da yargı kararıyla tutuklandığını duyurdu.

Bunun yanı sıra Reform Cephesi Merkez Komitesi üyeleri Muhsin Armin, Bedr es-Sadat Mufidi ve Ferac Kemicani hakkında da adli tebligatla ifadeye çağrılma kararı alındı. Bir gün önce ise Mir Hüseyin Musevi’nin danışmanı ve 2009 seçim kampanyasının başkanı Kurban Behzadiyan Nejad’ın gözaltına alındığı açıklanmıştı.

İran’da 28 Aralık’ta yaşam koşulları ve artan hayat pahalılığına karşı başlayan protestolar kısa sürede siyasi talepler içeren geniş çaplı bir harekete dönüşmüş, bazı sloganlar rejimin devrilmesi çağrılarına kadar varmıştı. Yetkililere göre barışçıl gösteriler zamanla “isyan ve vandalizme” dönüştü; olaylardan ABD ve İsrail sorumlu tutuldu.

Takip eden sert güvenlik müdahaleleriyle protestolar sona erdirildi. Resmî söylemde bu süreç, 1979’dan bu yana İslam Cumhuriyeti’nin karşılaştığı “en büyük siyasi meydan okuma” olarak tanımlandı. ABD merkezli insan hakları örgütü HRANA’ya göre olaylarda çoğu protestocu olmak üzere 6 bin 971 kişi hayatını kaybetti, 51 binden fazla kişi gözaltına alındı.

Yargıdan sert uyarılar

Gözaltıların genişlemesinden kısa süre önce Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, protestolar sırasında reform çağrısı yapan ve ulusal bir gerçekleri araştırma komisyonu kurulmasını isteyen iç aktörleri sert sözlerle eleştirdi. Ejei, “İslam Cumhuriyeti aleyhine içeriden bildiriler yayımlayanlar Siyonist rejim ve ABD’nin yankısıdır” diyerek, “Velâyet-i Fakih’in yanında durmayanların sonunun, savaş sırasında Saddam Hüseyin’e sığınanlarla aynı olacağını” söyledi.

Reformistlardan tepki

İran Ulus Birliği Partisi, Âzer Mansuri ve diğer reformist isimlerin tutuklanmasını “stratejik bir hata” olarak niteledi ve bunun krizleri derinleştireceğini savundu. Parti, tüm siyasi tutukluların koşulsuz serbest bırakılmasını istedi ve barışçıl siyasi güçlere karşı “güvenlikçi yaklaşımı” eleştirdi.

Reform Cephesi de yayımladığı bildiride, İran toplumunun geniş kesimlerinin kendilerini temsil etmesi gereken kurumlara olan güvenini kaybettiğini belirterek bağımsız bir soruşturma komisyonu kurulmasını ve şeffaf bir rapor hazırlanmasını talep etti.

Güvenlik güçlerine yönelik suçlamalar

Gözaltılar, eski Reform Cephesi Başkanı ve eski milletvekili Ali Şekuri Rad’ın güvenlik güçlerini protestolar sırasında “kendi unsurları içinden öldürmeler tertiplemek” ve “camileri ateşe vermekle” suçlayan açıklamalarıyla eş zamanlı olarak gündeme geldi. Bu sözler, muhafazakâr milletvekilleri arasında sert tepkiye yol açtı. Bazı isimler, Şekuri Rad’ın delil sunmaması hâlinde yargılanması gerektiğini savundu.

c78k
Mansuri, geçen temmuz ayında düzenlenen bir toplantıda İran Cumhurbaşkanlığı Ofisi Başkanı Muhsin Mirzayi’nin yanında otururken (İran Cumhurbaşkanlığı)

Şekuri Rad, geçen hafta yayımlanan bir ses kaydında 8–9 Ocak olaylarına ilişkin ayrıntılı bir anlatım yaparak, resmî anlatıyı reddetti; protestocuların “eşkıya” olarak tanımlanmasını eleştirdi ve “orta yolcu gücün” kriz dönemlerinde temel bir toplumsal sermaye olduğunu vurguladı.

‘İran’ı Kurtarma Cephesi’ tartışması

Mir Hüseyin Musevi’ye yakın Kelime sitesi, son gözaltıların Musevi’nin önerdiği “İran’ı Kurtarma Cephesi” fikrini destekleyen isimleri hedef aldığını yazdı. Musevi’nin danışmanı Emir Ercumend, rejimin muhalefetin ağırlığının ülke içine kaymasını ve ulusal bir muhalefetin şekillenmesini “varoluşsal bir tehdit” olarak gördüğünü söyledi.

Reformist analist Ahmed Zeydabadi ise bu dönemde reform cephesine yönelik tutuklama ve çağrıların “derin bir üzüntü verici” olduğunu belirterek, kısa vadede psikolojik gerilimi artıracağını, uzun vadede ise siyasi kamplaşmayı derinleştireceğini ifade etti. Buna rağmen İran’ın krizleri çöküşe sürüklenmeden aşabileceğine dair “küçük de olsa bir umut” bulunduğunu dile getirdi.