Katar’ın önerisi, tampon bölge ve Philadelphia Ekseni

Refah'taki çadırlarda kalan Filistinliler, 31 Aralık 2023 (Reuters)
Refah'taki çadırlarda kalan Filistinliler, 31 Aralık 2023 (Reuters)
TT

Katar’ın önerisi, tampon bölge ve Philadelphia Ekseni

Refah'taki çadırlarda kalan Filistinliler, 31 Aralık 2023 (Reuters)
Refah'taki çadırlarda kalan Filistinliler, 31 Aralık 2023 (Reuters)

Halid Hamade

Gazze'de sahadaki gelişmeler, İsrail savaş hükümetinin Filistinli silahlı gruplarla çatışmanın gidişatına ilişkin hazırladığı tüm planların ötesine geçti. Gazze Şeridi'nin kuzeyinden orta kesimlerine ve güneyine doğru devam eden çatışmalar, belirlenen tüm hedefleri ve bu hedeflere ulaşmak için beklenen zaman dilimlerini boşa çıkardı. İsrail’in askeri operasyonu, her açıdan bir imha savaşına dönüştü. ABD’nin İsrail’e verdiği açık destek ve İsrail’in saldırıları için ortaya atılan gerekçeler, Tel Aviv’in Batılı müttefiklerini kendi arzularına boyun eğdirmedeki ısrarı karşısında ABD Başkanı Joe Biden yönetimi için gerçek bir paradoksa dönüştü.

ABD’nin içine düştüğü bu paradoksun nedeni, savaşın sonlandırılmasına ilişkin bir vizyonun geliştirilememesi. Bu paradoksun asıl sorunu, sahadaki gerçekleri değiştirmek değil, Filistinli sivillerin siyasi yapısında ve kültürel geçmişinde savaş sonrası süreçten ayrı olarak, İsrail'in kendi mahallesinde rahat olduğu yeni bir Gazze'nin yaratılmasına yol açacak radikal değişiklikler yaratabileceği yanılsamasıdır.

Bölge, Gazze’deki krizi görüşmek üzere ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın gelecek hafta sonu İsrail, Batı Şeria, Ürdün, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar’ı kapsayan, ancak henüz doğrulanmamış olan ziyaretinin gerçekleşmesini dört gözle bekliyor. İsrail basını, bundan birkaç gün önce Katarlı müzakerecilerin İsrailli hükümet yetkililerine, Hamas'ın ikinci bir rehine takası ve ateşkes anlaşmasının şartları üzerinde ‘prensipte mutabakata vardığını’ bildirdiğini aktardı.

Bu haberler, Katar Haber Ajansı'nın (QNA) Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad es-Sani’nin ABD Başkanı Biden tarafından telefonla arandığı ve ortak ilgi alanına giren en önemli bölgesel ve uluslararası konuların yanı sıra iki dost ülke arasındaki stratejik ilişkilerin tartışıldığı bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini aktardıktan sonra basında yer aldı. Beyaz Saray’dan telefon görüşmesiyle ilgili yapılan açıklamada da Başkan Biden ile Katar Emiri es-Sani’nin, aralarında ABD vatandaşlarının da olduğu Hamas'ın elindeki tüm rehinelerin serbest bırakılmasını sağlayacak öncelikli çabaların görüşüldüğü belirtildi. Beyaz Saray’ın açıklamasına göre, iki lider ayrıca, Gazze'ye hayati öneme sahip insani yardımların daha fazla ulaştırılmasını ve sürdürülmesini kolaylaştıracak çabalar ele alındı. Bu da Katar'ın önerisine bağlayıcı bir ABD boyutu kazandırdı.

wdervewr
İsrail’in Gazze Şeridi’nin Han Yunus şehrinde düzenlediği bombardımanlar sonucu yıkılan bir binanın enkazı arasında hayatta kalanları ve cenazeleri arayan Filistinliler, 31 Aralık 2023 (EPA)

ABD’nin kazandırdığı bu boyut, Katarlı arabuluculara, siyasi çözümü İsrail ordusunun Gazze'den çekilmesini de kapsayan daha karmaşık bir anlaşmaya varma imkanı sunuyor. Belki İsrail devlet televizyonu KAN tarafından geçtiğimiz cuma günü yayınlanan bir haber bu bağlamda ele alınabilir. Söz konusu haberde, İsrail Dış İstihbarat Servisi (Mossad) Başkanı David Barnea’nın İsrail savaş kabinesine, ateşkesin süresi ve rehinelerin serbest bırakılması için İsrail'in ödemesi gereken bedelin bu kez daha pahalıya patlayacağını söylediği aktarıldı. Dolayısıyla İsrail savaş kabinesinin hiç vakit kaybetmeden Mossad Başkanı’na Katar'ın önerisi doğrultusunda ilerlemesi için ‘yeşil ışık’ yakmasının nedeni ABD’nin müdahalesi olabilir.

Katar'ın önerisine kim nasıl bakıyor?

Katar’ın önerisinde yer alan aşamaların ayrıntılarına göre, eğer öneri başarılı olursa, Tel Aviv’in Filistinli mahkumları serbest bırakması ve ateşkes anlaşması yapılması karşılığında İsrailli rehineler aşamalı olarak serbest bırakılacak. Kriz duvarında açılan delik, bazı sorunların olduğunu teyit ediyor.  Bunlardan ilki, ABD’nin sadece askeri seçenekten ilerlenirse mahkumların serbest bırakılmasının ve Washington ile Gazze Şeridi'ni yönetecek yeni bir Filistin Yönetimi kurulana kadar Gazze’yi işgal etmekte ısrar eden Tel Aviv arasında tartışmalı bir konu olan savaş sonrası döneme ilişkin bir vizyon geliştirilmesinin önünü açmayacağını düşünmesi. İkinci sorun, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, hükümetinin Hamas'ın nihai ve kalıcı bir ateşkes sağlanmadan hiçbir değişim sürecini kabul etmeyeceği yönündeki tutumundan taviz vermesi karşılığında, açıkladığı hedeflere ulaşılıncaya kadar savaşı sürdürmekte ısrar etme ikileminden çıkarılması.

ABD, sadece askeri seçenekten ilerlemenin mahkumların serbest bırakılmasının ve Washington ile Gazze Şeridi'ni yönetecek yeni bir Filistin Yönetimi kurulana kadar Gazze’yi işgal etmekte ısrar eden Tel Aviv arasında tartışmalı bir konu olan savaş sonrası döneme ilişkin bir vizyon geliştirilmesinin önünü açmayacağını düşünüyor.

İsrail'in Gazze Şeridi'nin orta kesimleri ve güneyinde sivil tesislere ve nüfusun yaşadığı alanlara karşı yürüttüğü acımasız savaş ile Filistinli grupların İsrail ordusuna karşı koyma ve kayıplar verdirme konusunda elde ettiği başarılar, müzakerelere başka bir alternatif bulmanın imkansız olduğunu teyit ediyor olabilir. Belki de ABD bu yüzden savaşan taraflar arasındaki diplomasisini koordine etme görevini Katar'a emanet etmiştir. Filistinli grupların taleplerini yumuşatabilecek tek merci Katar’ken, Netanyahu'yu sadece Washington geri adım atmaya zorlayabilir.

Hamas Hareketi, Filistinli grupların, ‘daha önceki müzakerelerde üzerinde mutabakata varılan hususların pratiğe dökülmesi için istisnasız tüm tarafları içeren kapsayıcı ve bağlayıcı bir ulusal toplantı düzenlenmesi çağrısı’ da dahil olmak üzere çeşitli öneriler sunma kararı aldığını açıkladı.

Hamas’ın açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

Filistinli gruplar, herkesi içeren saf (tam) nispi temsil sistemi çerçevesinde iç ilişkileri ulusal koalisyon, ulusal ortaklık temelleri ve ilkeleri üzerine yeniden inşa edecek şekilde başkanlık, yasama meclisi ve ulusal meclis için özgür, adil ve şeffaf olarak yapılacak genel seçimler yoluyla Filistin siyasi sistemini demokratik temeller üzerinde geliştirmeyi ve güçlendirmeyi kabul etti.

Bu açıklama, Katar'ın önerisini karşılayan bir siyasi sürecin önünü açmaya yönelik bir adım olarak okunabilir.

Katar'ın önerisi mi askeri operasyonun üçüncü aşaması mı?

İsrail'in askeri ve siyasi yetkilileri, geçtiğimiz hafta önceki iki aşamada hedeflerine ulaşılan askeri operasyonun üçüncü aşamasına geçmeyi planladıklarına dair açıklamalarda bulundu. Üçüncü aşama, Gazze Şeridi’nin doğusu boyunca, 1,5 kilometreye kadar derinlikte bir ‘tampon bölge’ oluşturulduktan sonra İsrail güçlerinin yeniden konuşlandırılmasını ve Filistinli grupların bölgeyi geçip, Gazze Şeridi çevresini tehdit etmesini önlemek için bu tampon bölgeye yedek tugayların konuşlandırılmasını öngörüyor. Ardından askeri operasyonların hızı düşecek ve açık bir yıpratma savaşını andıran bir şekilde İsrail Hava Kuvvetleri ya da seçkin piyade tugayları tarafından hedefleri derinlemesine vurmak için gerçekleştirilen sınırsız seçmeli operasyonlara dönüşecek. İsrailli yetkililer, Hamas Hareketi’ni zayıflatabilecek ve ortadan kaldıracak tek savaşın yıpratma savaşı olduğunu düşünüyorlar. Öyle ki Başbakan Netanyahu, Gazze'deki savaşın birkaç ay daha devam edeceğini söyledi.

İsrail'in Gazze Şeridi'nin orta kesimleri ve güneyinde sivil tesislere ve nüfusun yaşadığı alanlara karşı yürüttüğü acımasız savaş ile Filistinli grupların İsrail ordusuna karşı koyma ve kayıplar verdirme konusunda elde ettiği başarılar, müzakerelere başka bir alternatif bulmanın imkansız olduğunu teyit ediyor olabilir.

İsrail’in yeni seçeneğinin eleştirilmesi, askeri operasyonu aşamalara bölmek, her aşamanın bir sonraki aşamaya geçmeden önce ulaşılması planlanan birtakım hedefleri olduğu anlamına geliyor. İsrail’in ilan ettiği, Hamas Hareketi’nin ortadan kaldırılması ve rehinelerin bırakılması şeklindeki hedeflere ulaşılamadı. Bir tampon bölgenin kurulması, istikrarının sağlanması için bölgenin hem savaşan taraflarca hem de bölgeyi yönetecek, denetleyecek ve saldırıları engelleyecek üçüncü bir tarafça tanınması gerekiyor. Bu da ancak Filistinli ve İsrailli taraflar arasında yapılacak bir anlaşma ya da düzenlemeyle başarılabilir. Yedek tugayların tampon bölgeyi koruyabileceğini düşünmek, İsrail ordusunun seçkin piyade tugaylarının Gazze Şeridi’nde Cibaliye Mülteci Kampı, Gazze şehri ve diğer bölgelerdeki konumlarını koruyamamaları nedeniyle hiç gerçekçi değil. İsrail ordusunun seçkin piyade tugaylarından Golani’nin Şucaiye mahallesinde aldığı darbe, hafızalarımızda tazeliğini koruyor. Golani Tugayı, aldığı bu darbe sonucunda sahadan çekilmek zorunda kalmıştı.

Tüm bunlar, askeri operasyonun üçüncü aşamasının, Katar'ın önerisinin müzakere edilmesi çerçevesinde üzerinde anlaşmaya varılabilecek güvenlik düzenlemeleri haricinde hayata geçirilemeyeceğini gösteriyor.

Katar’ın önerisi ve Philadelphia Ekseni

Netanyahu, bir basın toplantısı düzenleyerek, burada Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki sınır hattı olan Philadelphia Ekseni’nin (Selahaddin Ekseni) İsrail'in kontrolü altında olması ve kapatılması gerektiğini söyledi. İsrail Başbakanı, bunun dışında hiçbir düzenlemenin ülkesi tarafından kabul edilmeyeceğini de sözlerine ekledi.

sdvgrev
Gazze'deki çatışmalar sırasında İsrail askerleri, 29 Aralık 2023 (AFP)

Philadelphia Ekseni’nin odak noktası ne? İsrail için bu neden önemli?

Mısır ile İsrail arasında 1979 yılında imzalanan barış anlaşması uyarınca belirlenen ‘D’ isimli tampon bölgesi, Mısır ile Gazze Şeridi arasında yer alan sınır şeridi (Philadelphia Ekseni ya da Selahaddin Ekseni) adıyla anılıyor. Kuzeyde Akdeniz'den güneyde Kerem Şalom Sınır Kapısı’na kadar uzanan eksenin uzunluğu yaklaşık 14 kilometredir. Kerem Şalom Sınır Kapısı, İsrail’in kontrolü altındaydı. Ta ki İsrail Gazze Şeridi’nden çekilene kadar. İsrail ile Mısır'ı Gazze'ye bağlayan Refah Sınır Kapısı da dahil olmak üzere sınır geçişlerini düzenleyen sınır kapıları anlaşmasının imzalanmasından sonra 2005 yılında Filistin Yönetimi'nin kontrolüne geçti.

Mısır sınır muhafız güçlerinin bölgeye konuşlandırılması amacıyla, İsrail ile Filistin Yönetimi arasındaki sınır kapıları anlaşması çerçevesinde ‘Philadelphia Anlaşması’ adıyla yeni bir anlaşma imzalandı. Böylece İsrail, kaçakçılık, sızma ve diğer suç faaliyetlerini önlemek için Philadelphia Ekseni’nin Mısır tarafında devriye gezmek üzere Mısır'la anlaştı. Anlaşmada, Mısır sınır muhafızlarının askeri bir güç olmadığı belirtildi.

İsrail'in tampon bölge kurma önerisi ve Gazze'de savaşın başlamasından üç ay sonra Philadelphia Ekseni’nin kontrolünü istemesi, İsrail'in işgal sürdürmekle güvenliği de sağlamayı bir arada götürmeyi başaramadığının açık bir şekilde kabul edildiğini gösteriyor. Netanyahu, İsrail ordusunun Gazze’de savaştaki başarısızlığını, Philadelphia Ekseni üzerinden Gazze Şeridi’ne süregelen silah ve lojistik malzeme akışına bağlıyor. Ayrıca, tampon bölge önerisini ise farklı bir şekilde de olsa Mısır sınırlarına da uygulamak istiyor. İsrail, Mısır'la imzalanan barış anlaşmasına aykırı olması nedeniyle Philadelphia Ekseni’nin statüsünün değiştirilip askeri bölgeye dönüştürülmesinin imkansız olduğunun farkında ve bunu değiştirmeyecek. Çünkü bu, 2005 yılında imzalanan ve İsrail’in Gazze’den çekilmesini sağlayan anlaşmayla da çelişiyor.

Katar'ın önerisini destekleyen ABD’nin, İsrail'i içinde bulunduğu çıkmazdan çekip kurtarmayı ve Gazze'deki savaşın Hamas-ABD savaşı gibi görülmemesini sağlamayı amaçladığına şüphe yok. Katar'ın önerisinin kalıcı ateşkes sağlama ve siyasi süreci başlatma şansı sınırlı gibi görünüyor. Ancak İsrail'i bekasıyla ilgili bir çıkmazdan kurtarmak için kritik bir anın yaklaştığı da aşikar. En fazla ABD ve Arap ülkelerinin arabuluculuğunda ve çeşitli isimler altında Hamas'la çatışmaya çözüm getirilebilir.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



İsrail’in bombardıman uyarısı, Lübnan’la Cideyde Yabus Sınır Kapısı geçişini durdurdu

Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı’nın karşısında bulunan Suriye’ye ait Cideyde Yabus Sınır Kapısı (Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi)
Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı’nın karşısında bulunan Suriye’ye ait Cideyde Yabus Sınır Kapısı (Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi)
TT

İsrail’in bombardıman uyarısı, Lübnan’la Cideyde Yabus Sınır Kapısı geçişini durdurdu

Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı’nın karşısında bulunan Suriye’ye ait Cideyde Yabus Sınır Kapısı (Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi)
Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı’nın karşısında bulunan Suriye’ye ait Cideyde Yabus Sınır Kapısı (Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi)

Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi Halkla İlişkiler Müdürü Mazen Alluş, Cideyde Yabus Sınır Kapısı’nın Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı üzerinden geçişlerin ikinci bir duyuruya kadar kapalı olduğunu açıkladı. Alluş, özellikle Beyrut Refik Hariri Uluslararası Havalimanı üzerinden uçuşu bulunan yolcuların, seyahatlerini sürdürebilmeleri için Humus kırsalındaki Cusiye Sınır Kapısı üzerinden geçiş yapabileceklerini belirtti.

Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi, cumartesiyi pazara bağlayan gece yarısı itibarıyla Cideyde Yabus Sınır Kapısı üzerinden geçişlerin geçici olarak durdurulduğunu duyurdu.

Bu karar, İsrail ordusunun Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı ile bu kapıya ulaşan M30 karayolunu hedef alacağı yönündeki uyarısının ardından geldi.

Alluş, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, Cideyde Yabus Sınır Kapısı’nın yalnızca sivillerin geçişi için kullanıldığını, herhangi bir askerî amaçla kullanılmadığını vurguladı.

İsrail ordusu ise cumartesi günü yaptığı açıklamada, Suriye–Lübnan sınırındaki Masnaa Sınır Kapısı çevresinde bulunanlara ve M30 yolunu kullananlara bölgeyi derhal boşaltmaları çağrısında bulundu. Açıklamada, bölgenin hedef alınacağı belirtilerek, Hizbullah’ın söz konusu geçiş noktasını askerî amaçlarla ve silah kaçakçılığı için kullandığı iddia edildi.

fdvfdv
İsrail bombardımanından kaçan Suriyeliler ve Lübnanlılar, Lübnan ile Suriye arasındaki Masnaa Sınır Kapısı’nda (Şarku’l Avsat)

Bir Lübnan güvenlik kaynağı da uyarının ardından Masnaa Sınır Kapısı’nda tahliye sürecinin başlatıldığını doğruladı.

Alluş, gece saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada ise sınır kapısının tamamen sivil amaçlarla kullanıldığını, herhangi bir silahlı grup ya da milis varlığının bulunmadığını ve yasal çerçeve dışı faaliyetlere izin verilmediğini yineledi.

Şarku’l Avsat’ın Alman Haber Ajansı DPA’dan aktardığı habere konuşan Alluş, “Mevcut uyarılar ışığında ve yolcuların güvenliği için, olası riskler ortadan kalkana kadar sınır kapısından geçişler geçici olarak durdurulacaktır. Durumun istikrara kavuşmasının ardından faaliyetlerin yeniden başladığı duyurulacaktır” dedi.

vrrv
Bir çocuk, sırtında eşyalarını taşırken 4 Ekim 2024’te İsrail bombardımanının oluşturduğu çukurun yanında, Masnaa Sınır Kapısı’ndan geçiyor (AP)

Suriye ile Lübnan arasındaki sınır kapılarında, özellikle İsrail’in Güney Lübnan’a yönelik yoğun hava saldırılarının ardından ülkelerine dönen Suriyelilerin oluşturduğu yoğun bir geçiş trafiği yaşanıyor. Saldırılarda çok sayıda Suriyeli hayatını kaybederken, çok sayıda kişi de yaralandı.

rbrg
Humus kırsalında, Lübnan sınırındaki Cusiye Sınır Kapısı (SANA)

Masnaa Sınır Kapısı, iki ülke arasındaki ana geçiş noktası olmasının yanı sıra, ticaret açısından hayati bir arter ve Lübnan’ın bölgeye açılan başlıca kara kapısı konumunda bulunuyor. İsrail, söz konusu sınır kapısını daha önce Ekim 2024’te İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışmalar sırasında hedef almıştı. Kapı, o dönemdeki ateşkesin ardından yaklaşık bir ay sonra başlatılan onarım çalışmalarıyla yeniden açılmıştı.


Cezayir'in İran Savaşı’na ilişkin endişelerinin ardında yatan gerçekler

Cezayir Körfezi'nin yakınlarında Cezayir bayrağı dalgalanırken başkentte ‘Kasbah’ olarak bilinen eski şehir (solda) ve nakliye konteynerleri (sağda) görülüyor, 25 Ağustos 2022 (AFP)
Cezayir Körfezi'nin yakınlarında Cezayir bayrağı dalgalanırken başkentte ‘Kasbah’ olarak bilinen eski şehir (solda) ve nakliye konteynerleri (sağda) görülüyor, 25 Ağustos 2022 (AFP)
TT

Cezayir'in İran Savaşı’na ilişkin endişelerinin ardında yatan gerçekler

Cezayir Körfezi'nin yakınlarında Cezayir bayrağı dalgalanırken başkentte ‘Kasbah’ olarak bilinen eski şehir (solda) ve nakliye konteynerleri (sağda) görülüyor, 25 Ağustos 2022 (AFP)
Cezayir Körfezi'nin yakınlarında Cezayir bayrağı dalgalanırken başkentte ‘Kasbah’ olarak bilinen eski şehir (solda) ve nakliye konteynerleri (sağda) görülüyor, 25 Ağustos 2022 (AFP)

Rabia Abdusselam

Cezayir’deki yetkililerin ve siyasi parti liderlerinin açıklamalarını dinleyen ya da yayınladıkları bildirileri okuyanlar, ‘sert güç’ olarak bilinen olguya ve uluslararası ortamın hiçbir kuralın geçerli olmadığı açık bir alana dönüşmesine yönelik ‘endişe ve gerginliği’ hissedebilir. Buna komşu ülkelerdeki (Libya, Mali ve Afrika Sahel Bölgesi) güvenlik istikrarsızlığından kaynaklanan karmaşık bölgesel tehditler de ekleniyor.

Bu bağlamda Cezayir Genelkurmay Başkanı General Said Şangariha, Ramazan Bayramı vesilesiyle komutanlarla gerçekleştirdiği toplantıda yaptığı konuşmanın büyük bir bölümünü, yumuşak güç araçları yerine askeri ve savunma varlıklarına öncelik veren ‘güç savaşları’ veya ‘sert güç’ olarak bilinen konuya değindi. General Şangariha konuşmasında, “Silahlı kuvvetler mensupları, uluslararası durumun tanık olduğu ve savaş seçeneğinin geri dönüşü, askeri müdahaleler, çok taraflı kuruluşların konumunun gerilemesi ve uluslararası hukuk kurallarının göz ardı edilmesi ile karakterize edilen, devletlerin egemenliğini ve ulusal tercihlerini etkileyen hızlanan jeopolitik dönüşümlerin gerçeklerini kavramaya davet ediliyor” dedi.

General Şangariha, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri komutanları, Cumhuriyet Muhafızları ve Ulusal Jandarma komutanları ile ordunun merkezi kurum ve birimlerinin komutanlarının da katıldığı toplantıda şunları söyledi:

“Ortadoğu’da yaşanan kaos ve şiddetli askeri gerginlik, ‘herkesin, dünyanın yaşadığı derin jeopolitik dönüşümler, özellikle de bunların Güney ülkeleri üzerindeki etkileri konusunda, yüksek profesyonellik ve öngörülü bir proaktiflikle farkındalık düzeyini artırmasını’ gerektiriyor.”

Aynı söylem, bir süredir ülkedeki siyasi liderler tarafından da tekrarlanıyor. Bu bağlamda, solcu İşçi Partisi lideri ve eski cumhurbaşkanlığı adayı Louisa Hanoune, başkent Cezayir’de Siyasi Büro ile yaptığı toplantıda, “Eğer dostlarına vurulduğunu görürsen, bunun sana da ulaşacağını bil” deyişini kullandı. Bu atasözü, ülkede başkalarına (arkadaşlara) gelen kötülük veya zarardan ders çıkarmaya ve tedbirli olmaya teşvik etmek için kullanılır. Zira Hanoune da öncelikle İran'a ve ayrıca ‘Mutlak Kararlılık Operasyonu’ adı verilen ABD askeri müdahalesine sahne olan Venezuela'ya atıfta bulunuyordu. Söz konusu operasyon, artan jeopolitik gerginlikler ortasında Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşinin tutuklanıp ABD’ye götürülmesiyle sonuçlanan bir operasyondu.

Hanoune’a göre Cezayir'in şu anda iç istikrarı ve toplumsal uyumu koruması gerekiyor. Zira arka arkaya gelen uluslararası krizler, devletlerin dış baskılara karşı koyabilecek güçlü bir iç cepheye sahip olmasının önemini teyit ediyor ve kanıtlıyor. Ayrıca bu durum ‘geniş çaplı bir siyasi seferberlik ve ulusal bilincin güçlendirilmesini’ de gerektiriyor.

Öte yandan (Cezayir'in en eski muhalefet partisi) Sosyalist Güçler Cephesi’nin birinci sekreteri Youcef Aouchiche, başkentte düzenlenen parti kadroları toplantısında yaptığı konuşmada, Ortadoğu'da tırmanan gerginliklerin ‘yüksek düzeyde uyanıklık ve ulusal sorumluluk’ gerektirdiğini vurguladı. Aouchiche, ulusal egemenliğin savunulması ve devletin stratejik direncinin güçlendirilmesinin, kalkınma ve demokrasiye dayalı bir ulusal proje gerektirdiğine dikkati çekti.

fvf
Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun, başkent Cezayir’de İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'yi ağırladı, 25 Mart 2026 (AFP)

Cezayir, tehditler ortak olduğundan ve bölgesel güvenlik ulusal güvenliğin savunma mekanizması bulunduğundan özellikle Mağrip ve Akdeniz bölgelerindeki komşu ülkelerle güçlü ortaklıklar ve ittifaklar kurmaya ihtiyaç duyuyor ve bunun için şu an çok uygun bir fırsat bulunuyor.

Daha önce 2024 cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday olan Youcef Aouchiche’e göre bir devletin gücü askeri kapasitesi veya doğal kaynaklarıyla değil, esas olarak toplumunun uyumu ve vatandaşlarının kurumlarına duyduğu güvenle ölçülür. Ayrıca Aouchiche, halkın kamu hayatına fiilen katılımı ve demokratik meşruiyete dayalı bir yönetimin varlığı olmadan hiçbir devletin güçlü, istikrarlı ve güvenli olmasının mümkün olmadığını düşünüyor. Aouchiche, dış zorluklar ve baskılarla mücadelenin, hukukun üstünlüğü ve özgürlüklerin sağlamlaştırılması, ekonomik bağımsızlığımızın güçlendirilmesi ve başta gıda, enerji, teknoloji ve dijital güvenlik olmak üzere hayati alanlarda kendi kendine yeterliliği sağlayabilecek bir ulusal ekonominin inşa edilmesi sayesinde gerçekleştirilebileceğini de sözlerine ekledi.

Endişenin sebebi ne?

Cezayir’deki askeri yetkililer ve parti liderleri arasında endişeli açıklamaların dikkat çekici şekilde artması, ‘İran’a karşı savaş, neden resmi yönetici kesimleri ve ülkenin siyasetçilerini endişelendiriyor?’ şeklindeki temel bir soruyu gündeme getiriyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre uzmanlar, Cezayir’in bugün, on binlerce kurbanın verildiği ve ülkenin 1990’lı yıllarda yaşadığı ‘kara on yıl’ diye adlandırılan döneme hakim olan türden bir ‘siyasi parçalanma’ ya da ‘çatışma’ yaşamadığı ve kurumsal bir kriz bulunmadığı konusunda hemfikir. Ancak dış faktörler güçlü bir şekilde kendini hissettiriyor. Stratejik çalışmalar uzmanı Prof. Muhammed Zenasni, Al Majalla’ya yaptığı değerlendirmede, Cezayir’in dengeleyici bir bölgesel aktör olarak büyük zorluklarla karşı karşıya kaldığını ve bugün egemenliğini ve bağımsızlığını korumak için karşı karşıya olduğu bu büyük tehditlerin farkında olduğunu, bu sebeple Cezayir’in askeri ve siyasi liderliğinin, herhangi bir acil duruma karşı iç cepheyi sağlamlaştırmayı amaçlayan bir dizi konuşma başlattığını belirtti.

Prof. Zenasni'ye göre Cezayir'in temel korku ve endişesinin arkasında, toplumsal güvenliği sarsmak amacıyla toplumu mezheplere bölme girişimleri yoluyla toprak bütünlüğüne ve toplumsal uyuma yönelik olası tehdit yatıyor. Bu da değerler düzeyindeki güvenliği sarsmaktan geçiyor. Bu yüzden Cezayir'den, liderleri ve halkı, sosyal güvenliğin bir emniyet valfi olarak fikri, değerler ve hukuki güvenliği sağlamaları ve böylece ulusal uyumu güçlendirmeleri bekleniyor.

Cezayir’in tehditler ortak olduğundan ve bölgesel güvenlik ulusal güvenliğin savunma mekanizması bulunduğundan özellikle Mağrip ve Akdeniz bölgelerindeki komşu ülkelerle güçlü ortaklıklar ve ittifaklar kurmaya ihtiyaç duyduğunu, bunun için diplomatik iletişim kanallarını açık tutmanın yanı sıra şu an çok uygun bir fırsatın olduğunu belirten Prof. Zenasni, “Şu and, kapsayıcı diplomasi uygulamanın, bazı düşman güçlerin hesaplanamayan tırmanışlarını önlemenin ve başta enerji dosyası olmak üzere mevcut tüm kozları kullanmanın en uygun zamanı” yorumunda bulundu.

Cezayir, bir enerji ülkesi olarak, petrol fiyatlarındaki artıştan geçici olarak fayda sağlayabilir. Ancak bunun karşılığında, büyük savaşların küresel ekonomik belirsizliğe yol açtığını ve tedarik zincirleri üzerinde baskı oluşturduğunu çok iyi biliyor.

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler alanında doktora sahibi Nabila Ben Yahya, Cezayir’deki askeri liderlikte güç savaşlarının şiddetlenmesi konusunda artan endişeye ilişkin özel bir açıklamada bulundu. Al Majalla’ya konuşan Ben Yahya, “Cezayir’deki resmi ve askeri elitler arasında artan endişe, yapısal, bölgesel ve iç olmak üzere üç analitik düzeyin kesişimi üzerinden açıklanabilir” ifadelerini kullandı.

Bunlardan birincisinin yapısal düzey olduğunu ifade eden Ben Yahya'ya göre Cezayir, ‘İran'a karşı savaşın sadece geleneksel bir çatışma olmadığını, aksine uluslararası sistemin doğasında, uluslararası hukuk kurallarının etkisinin azalarak sert güç dengelerinin öne çıktığı, yasal çerçevelerin dışındaki (güç savaşları) mantığına doğru bir dönüşümü yansıttığının’ farkında. Bu dönüşüm, Cezayir dahil olmak üzere orta büyüklükteki ülkeleri tehdit ediyor. Çünkü bu, müdahalelerin ve önleyici saldırıların meşrulaştırılmasına kapı açarak, 2003'ten beri bölgede tanık olduğumuz kaos modellerini yeniden üretiyor.

dfbfgb
Başkent Cezayir’deki sahil şeridi boyunca dalgalanan Cezayir bayrakları, 18 Eylül 2021 (AP)

Ben Yahya’ya göre ikincisi olan bölgesel düzeyde ise Cezayir, ulusal güvenliğinin stratejik derinliği olarak bölgesel istikrarı sağlamak için mevcut tüm mekanizmaları kullanıyor. Ben Yahya, Ortadoğu'da yaşanacak herhangi bir büyük patlamanın diğer etkileşimleri yeniden şekillendirebileceğini ve bölgedeki askerileşmenin artırabileceğini, bunun da özellikle zaten kırılgan olan Afrika Sahel bölgesinde uluslararası aktörlerin geri dönüşü için elverişli bir ortam yaratabileceğini söyledi.

Cezayir, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerini de kapsayan askeri tırmanışı kınadı ve İran-ABD müzakerelerinin tıkanmasından duyduğu derin üzüntüyü dile getirdi. Dışişleri Bakanlığı'nın daha önceki bir açıklamasında Cezayir, Umman'ın arabuluculuğunda yürütülen ve birçok kişinin İran-ABD müzakerelerinde barışçıl bir çözüme ulaşılabileceğine dair büyük umutlar beslediği müzakerelerin başarısız olmasından duyduğu üzüntüyü dile getirmişti.

Ben Yahya, üçüncü ve son olan iç düzeydeki endişenin ise ekonomik ve sosyal dengelerin yönetilmesiyle ilgili olduğunu ifade etti. Ben Yahya bu ayrıntıyı açıklarken Cezayir'in bir enerji ülkesi olarak petrol fiyatlarındaki artıştan geçici olarak faydalanabileceğini, ancak bunun karşılığında büyük savaşların küresel ekonomik belirsizlik yarattığını ve tedarik zincirleri üzerinde baskı oluşturduğunu tam olarak farkında olduğunu belirtti. Ben Yahya’ya göre bu durum, gelişmekte olan ülkelerin istikrarı pahasına büyük güçlerin önceliklerini yeniden düzenleyebilir. Bunun yanında, düzensiz göç veya sınır ötesi ağların büyümesi yoluyla bir ‘güvenlik bulaşması’ endişesi de bulunuyor.

Bu yüzden Cezayir'in güvenlik doktrini, saldırganlığı reddetme ve devletlerin egemenliğini destekleme üzerine kurulu ilkesel bir tutum benimsiyor. Bu da Cezayir'in, hegemonyayı meşrulaştırabilecek ve adalet dengesindeki bozulmayı pekiştirebilecek herhangi bir savaşa endişeyle bakmasına neden oluyor.


Suriye, İran savaşında ne kadar tarafsız kalabilecek?

Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
TT

Suriye, İran savaşında ne kadar tarafsız kalabilecek?

Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'tan beri yürüttüğü İran savaşı, Suriye yönetimini de tehdit ediyor.

Irak'taki Şii milislerin ve Tahran destekli Hizbullah'ın saldırılarının hedefindeki Suriye, İran savaşında tarafsız kalmaya çalışıyor.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Birleşik Krallık'a (BK) gerçekleştirdiği bu haftaki ziyaretinde Başbakanı Keir Starmer'la bir araya geldi.

Londra yönetiminden yapılan açıklamada, iki ülkenin de Hürmüz Boğazı'nın yeniden tam kapasite faaliyet göstermesi için uygulanabilir bir planın gerekliliği üzerinde durduğu belirtildi.

Şara, BK merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'un düzenlediği etkinlikte ülkesini savaşın dışında tutmak istediğini yineleyerek, "Yeterince savaş yaşadık. Başka bir savaş deneyimine hazır değiliz" dedi.

14 yıl süren yıkıcı iç savaşın ardından Suriye'yi yeni bir çatışmanın içine sokmak istemediğini vurgulayan lider, şöyle devam etti:

Suriye herhangi bir tarafın hedefi haline gelmedikçe, herhangi bir çatışmaya dahil olmayacak. Suriye'nin bir savaş alanı haline gelmesini istemiyoruz. Ancak ne yazık ki bugün işler akıllı kişiler tarafından yönetilmiyor. Durum istikrarsız ve öngörülemez.

Ancak Financial Times'ın analizinde, İran savaşının başından bu yana Suriye topraklarına düzenlenen saldırıların ülkenin tarafsızlık politikasını zora soktuğuna dikkat çekiliyor.

Beyrut'taki düşüne kuruluşu Carnegie Ortadoğu Merkezi'nden Suriye uzmanı Kheder Khaddour, savaşın uzamasıyla Şam yönetiminin çatışmalara çekilebileceğine işaret ediyor:

Suriye ne kadar süre tarafsız kalabilir? Bu savaş ne kadar uzun sürerse, bu çatışma ne kadar yayılırsa Suriye'ye sıçrama riski de o kadar artar.

Reuters'ın geçen ay yayımladığı haberde, ABD'nin Lübnan'daki Hizbullah'ın silahsızlandırılmasına yönelik operasyonlara katılması için Şara yönetimine baskı yaptığı öne sürülmüştü.

ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ise iddiaları yalanlayarak "ABD'nin, Suriye'yi Lübnan'a asker göndermeye teşvik ettiği yönündeki haberler yanlış ve gerçeğe aykırıdır" demişti.

Khaddour da "Suriye silahlı kuvvetlerinin böyle bir şey yapma imkanı yok. Kendi topraklarını zar zor koruyacak kadar güce sahipler" diyor.  

Diğer yandan Şam yönetimi, İran savaşının yarattığı krizi kullanarak yatırım çekmeyi de amaçlıyor.

Avrupa temaslarında Almanya'yı da ziyaret eden Şara, Berlin'deki iş insanlarının yer aldığı toplantıda, Hürmüz Boğazı'ndaki durumun yarattığı enerji krizinde Suriye'nin "güvenli bir alternatif rota" oluşturduğunu söyledi:

Suriye güvenli bir liman işlevi görebilir. Stratejik konumu sayesinde tedarik zincirlerinin güvenliğini sağlayabileceği gibi, Akdeniz kıyıları üzerinden enerji tedarikini de güvence altına alabilir.

Irak da yıllar sonra Suriye üzerinden karayoluyla petrol ihracatına bu hafta başladı. Politico'nun aktardığına göre Iraklı yetkililer, kamyonlarla sevkıyatın başarılı olması halinde Kerkük-Baniyas boru hattının tamir edilerek yeniden kullanılabileceğini söylüyor.

Analizde, İran savaşının yarattığı krizde Şara'nın "farklı bir yol çizmeye çalıştığı" yazılıyor. Medya kuruluşuna konuşan kaynaklardan biri şu ifadeleri kullanıyor:

Savaş, Ortadoğu'yu farklı şekilde düşünmeye zorluyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Politico, SANA