Ukrayna’da 2024: Putin'in arzuları ile Batı'nın imkanları arasında asılı kalan bir kader

Kiev'de daha fazla anlaşmazlık bekleniyor.

Ukrayna ordusu Donetsk bölgesinde, ön cepheye yakın bölgede eğitim tatbikatı düzenledi. (Reuters)
Ukrayna ordusu Donetsk bölgesinde, ön cepheye yakın bölgede eğitim tatbikatı düzenledi. (Reuters)
TT

Ukrayna’da 2024: Putin'in arzuları ile Batı'nın imkanları arasında asılı kalan bir kader

Ukrayna ordusu Donetsk bölgesinde, ön cepheye yakın bölgede eğitim tatbikatı düzenledi. (Reuters)
Ukrayna ordusu Donetsk bölgesinde, ön cepheye yakın bölgede eğitim tatbikatı düzenledi. (Reuters)

Samir İlyas

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin yeni yılını, zafer ve iktidarı koruma güveniyle karşılıyor. Sadece iktidarda kaldığı sürenin uzunluğuyla değil, aynı zamanda mirasını koruma ve Osmanlı İmparatorluğu'ndan geri almak için çok sayıda savaş verilen Yeni Rusya’ bölgelerini geri alma yoluyla 2. Katerina ve 1. Petro ile birlikte tarihe geçmeyi umut ediyor. Rusya İmparatorluğu ve Sovyetler Birliği dönemlerinde altyapısını, şehirlerini inşa etmek ve geliştirmek için büyük bütçeler harcandı.

Diğer yandan Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, zor bir yıl geçirdi ve kaderinin Batı'nın kendisini askeri ve ekonomik olarak kurtarma kararına bağlı hale gelmesinden sonra daha da zor olabilecek bir yıl bekliyor.

erwfewr
Zelenskiy, cumhurbaşkanlığı ofisindeki yardımcılarıyla birlikte 29 Aralık 2023'te Donetsk bölgesine ziyaret gerçekleştirdi. (AP)

Zelenskiy, olağanüstü hal devam ettiği için 2024 yılının baharında yapılması planlanan devlet başkanlığı seçimlerini düzenlemeyi reddetti. Bu seçim, Zelenskiy'nin meşruiyetini yeniden tesis edip, 2023'te karşı saldırının başarısız olmasıyla önemli ölçüde azalan popülaritesini yeniden inşa etmesine yardımcı olabilirdi. Ayrıca, Zelenskiy ile Genelkurmay Başkanı General Valeriy Zaluzhnyi arasındaki anlaşmazlıkların arttığı ve Ukrayna ordusunun güney ve doğudaki Rus askeri planlarına karşı koymak için yaklaşık yarım milyon yeni savaşçıya ihtiyaç duyduğuna dair artan söylentiler de var. Batı'nın cephelerde bir atılım veya Rus saldırılarına karşı direnci sağlamaya yetecek kadar askeri ve siyasi destek sağlayamadığına dair işaretler arttıkça, Ukrayna'da daha fazla bölünme ve anlaşmazlık yaşanması muhtemel. Bu durum, 2022'de meydan okumayı kabul eden ve Ukrayna'dan kaçma veya Lviv (batı) şehrine taşınma tekliflerini reddeden ve Rusya'ya karşı savaşı yöneten tartışmasız ‘Yılın Adamı’ Zelenskiy'nin popülaritesinde ek bir düşüşle de sonuçlanacak. Ancak, ‘iyi aktörün’ 2023'te bu rolü oynamaya devam etmesine izin verecek koşulların sağlanmadığı görülüyor. Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığına göre bu nedenle, Zelenskiy'nin muhtemelen rakibi Vladimir Putin'in lehine zorla görevden alınması gündeme gelebilir.

Demokratlar kazanırsa, Rusya'nın NATO ile çatışması riski ve yeni bölgesel savaş olasılığı artacak.

Washington'da kaderi belirleyecek seçimler...

Savaşın başından bu yana Rus yetkililer, Batı'nın Rusya'yla son Ukraynalıya kadar savaşacağını, Zelenskiy'nin Batılı başkentlerin elinde bir kukla olduğunu tekrarladı.

Rusya'nın varoluşsal savaşta sonuna kadar gitmeye kararlı göründüğü bir dönemde, Slovakya ve Hollanda gibi Avrupa ülkelerindeki seçimler Rusya için olumlu haberler getirdi. Bu ülkelerde, Ukrayna'ya sınırsız destek sağlamaya karşı olan aşırı sağcı partiler kazandı. Rusya, 2024 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde de benzer bir sağcı ve milliyetçi dalga bekliyor. Ancak Batı ile ilişkilerdeki köklü bir değişimin, ABD'deki seçimlerden önce gerçekleşmesi pek olası değil. O zamana kadar, seçimlerde kim kazanacağı belirleyici olacak: Cumhuriyetçiler mi yoksa Demokratlar mı?

Cumhuriyetçiler kazanırsa, çatışma uzun bir süre dondurulabilir. Çünkü Kiev'e askeri yardımlar durdurulacak. Cumhuriyetçiler zaten buna karşı oy verdiler. Alternatif olarak, bir tür barış anlaşması imzalanabilir.

Demokratların kazanması durumunda NATO ile çatışma riski artacak, yeni bölgesel savaş olasılığı da artacaktır.

Ukrayna'daki askeri çatışma donmuş olsa bile (ki Demokrat Parti'nin kazanması garanti değil), Rusya ile Batı arasındaki çatışma bundan sonra da sürecek. Gerginlik, Moskova'nın ABD liderliğindeki tek kutuplu dünyanın çöküşünün yıkıntıları üzerine inşa etmeyi umduğu bir dünyanın temel özelliği olmaya devam edecek.

Bu, ABD'nin dünya çapındaki egemenliğinin azaldığına dair işaretlerin arttığı bir zamanda gerçekleşiyor. Ancak yeni dengelerin ve ittifakların net bir şekilde tanımlanmadığı bir zamanda, yeni bir dünyanın ortaya çıkmasına kapı aralıyor. Bununla birlikte, Avrupa Birliği, Atlantik ötesi ABD ile daha fazla entegrasyona doğru çekilirken, Rusya da Asya'ya benzer bir yol izliyor ve ‘emperyalist egemen Batı’ya karşı ‘küresel güney’ cephesi oluşturmaya çalışıyor.

Kesin olan şu ki, ABD ve Avrupa'nın daha fazla askeri ve ekonomik desteği olmazsa Ukrayna'nın bir ülke ve halk olarak kaderi tehlikede olacaktır”

Avrupa Birliği ülkeleri, özellikle de Rusya'ya sınırı olanlar, Rusya'nın Ukrayna'ya karşı savaşında denklemin tersine dönmesinden ve Ukrayna'nın yenilmesinden korkuyor. 2022 yılı sonunda hâkim olan iyimser analizlerin aksine, bugün analizlerin çoğuna karamsar bir görünüm hâkim. Pek çok analiz, ABD ve Avrupa'nın yardımlarının azalmasıyla birlikte Ukrayna'nın içinde bulunduğu kritik durumdan ve Rusya'nın savaşın kapsamını genişletme ve topraklarında daha geniş alanları işgal etme planlarının varlığına işaret ediyor.

Genel olarak daha fazla ABD, Avrupa ve Batı askeri ve ekonomik desteği ve bu desteğin sürdürülebilirliği olmadan Ukrayna'nın bir devlet ve halk olarak kaderinin tehlikede olacağı kesin. Son birkaç haftadır Kiev için işler tersine dönüyor gibi görünüyor. Ukrayna'nın son Avrupa Zirvesi'nde Avrupa Birliği'ne katılım müzakerelerine başlama kararıyla elde ettiği tek umut ışığı, kırılmaz bir söze dönüşebilir. Rusya'ya direnemediği ve devlet kurumlarının çalışmalarını sürdürebilecek mali kaynakları sağlayamadığı sürece, en iyimser beklentiler Ukrayna'nın 2030'da katılım müzakerelerini sonlandırmasından kaynaklanıyor.

ascvdew
Zelenskiy ve Hollanda Başbakanı Mark Rutte, 20 Ağustos 2023'te Hollanda'nın Eindhoven kentinde bir araya geldi. (Reuters)

Ukrayna'nın durumu, Macaristan'ın 15 Aralık 2023'te yapılan son Avrupa Zirvesi'nde, Ukrayna'ya 50 milyar euro değerinde bir yardım paketi sunmasını engellemek için veto hakkını kullanmasının ardından daha da kötüleşti. Bu, ABD Kongresi'nin Ukrayna için 61 milyar dolarlık yeni bir yardım paketini devre dışı bırakmasının birkaç gün ardından gerçekleşti.

Rusya, Batı'daki büyük kesimlerin savaştan sıkılmaya başladığını ve Ukrayna'ya açık destek sağlamaya devam etme konusunda isteksiz olduğunu öne sürüyor. Bu değerlendirme, Putin'i, ülkesinin savaşın başlamasının ardından ‘Nazizmi ortadan kaldırmak, Ukrayna'yı silahsızlandırmak ve tarafsız kalmak’ hedeflerini yeniden sunmaya teşvik etti. Görünüşe göre ‘Çar’, Rusya'nın 2014 yılında ilhak ettiği Kırım Yarımadası'nın yanı sıra geçen yıl ilhak ettiği dört vilayetin sorununu da çözmüş görünüyordu. Hiçbir şekilde müzakereye açık olmayan konular oldukları gerçeğine dayanıyor. Odessa'nın Sovyetler Birliği döneminde Ukrayna'ya devredilen Rusya toprağı olduğunu vurgulaması dikkat çekti.

Rusya şu anda savunmaya ABD'nin Irak Savaşı sırasında harcadığından daha fazla harcıyor.

Savaş sayesinde büyüme

Rusya'ya karşı 12 yaptırım paketi uygulanmış ve bireylere ve kuruluşlara 18 binden fazla yaptırım getirilmiş olmasına rağmen, Rusya ekonomisinin 2023 yılı göstergeleri, enerji fiyatlarının yükselmesi, birçok ülkenin yaptırımlara uymaması, yaptırımların atlatmak için üçüncü taraflar aracılığıyla ihracat ve ithalat yapılması ve yeni pazarların açılması sayesinde beklenenden daha iyi sonuçlar verdi. Ek olarak, Rusya hükümetinin dev yatırımları ve alım siparişleri de eklendi. Rusya ekonomisi, rekor kıran rakamlarıyla herkesi şaşırttı. Gayri safi yurtiçi hasıla, küresel ortalamadan daha hızlı büyüyor. Sanayi ve ücretler genel olarak iki kat daha hızlı büyüyor. İşsizlik ise tarihi en düşük seviyesinde.

dfvee
Putin, 7 Aralık 2023'te Moskova'da İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ile görüştü. (Reuters)

Bu olumlu sonuçlar, yalnızca Vladimir Putin rejimindeki siyasi unsur için değil, ekonomik yapının da onun etrafında şekillendiği varoluşsal bir faktör haline gelen savaş sayesinde geldi. Devletin 2024 yılı öncelikleri Ukrayna'ya yönelik askeri operasyonların sürdürülmesi, dolayısıyla ordu ve güvenlik güçlerine harcama yapılması ve ilhak edilen bölgelerin entegrasyonudur.

Hükümet verilerine göre savaşa yapılan harcamalar GSYİH'nın yüzde 6'sını aşacak, güvenlik güçlerine yapılan harcamalarla birlikte GSYİH'nın yüzde 8'inin üzerine çıkacak. Rusya artık savunmaya ABD'nin Irak Savaşı sırasında harcadığından daha fazlasını (GSYİH'nın yüzde 3,8'i) harcıyor. Sovyet döneminden bu yana ilk kez, askeri harcamalar sosyal harcamaları geride bıraktı ve bu da gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 5'inin altına düştü. Zaporijya, Donetsk, Luhansk ve Herson olmak üzere dört bölgede halihazırda 1,7 trilyon ruble (18 milyar dolar) yatırım yapıldı. 2024 yılında bu bölgelerin yalnızca kendileri, yeni transferler yoluyla yaklaşık yarım trilyon ruble daha alacak.

Gelecekte, işçi ve personel arzındaki eksiklik nedeniyle Rusya ekonomisinin yavaşlaması bekleniyor.

Resmi verilere göre bu harcamalar sayesinde Rusya ekonomisi küresel ekonomiden daha hızlı büyüyecek. Rusya ekonomisinin 2023 yılı sonu itibarıyla gayri safi yurtiçi hasıla büyümesinin yüzde 3'ün üzerine çıkması bekleniyor. Rus propagandası tarafından övülecek ve Başkan Putin'in seçim konuşmalarında vurgulanacaktır. Ancak, bu büyümenin üçte birinden fazlasının savaştan kaynaklandığı gerçeği göz ardı edilecek.

Savaşla ilgili üretim yüzde 10'u aşan oranlarda artıyor. Biraz gerisinde ayakkabıdan ilaca kadar cepheye malzeme üreten sivil sanayiler var. Savaş, Rus endüstrisinin yapısını öyle değiştirdi ki askeri alanlar sivil sektörler üzerinde hakimiyet kurmaya başladı.

cdsv
Moskova'nın batısındaki Ukrayna'da, Rus ordusunun amblemi olan Z harfini taşıyan yılbaşı süsleri. (AFP)

Devlet, savunma ve güvenlik harcamalarını artırmanın yanı sıra altyapı ve ulusal ekonomiye yönelik harcamaları da azaltmak için çalışıyor. Askeri sektör sadece mali kaynakları değil aynı zamanda sivil sektördeki işgücü kaynaklarını da tüketiyor. Başkan Putin'in işsizlik oranının Sovyetler Birliği'nin çöküşünden bu yana en düşük seviyeye düştüğünü söylemesine rağmen işsizlikteki düşüşün gerçek nedenleri, seferberlik sonrası ciddi insan gücü sıkıntısının yaşanması ve mücadele edecek gönüllülerin sayısının artmasıdır. Ancak, işsizliğin düşmesinin gerçek nedenleri, seferberlik sonrası işçi eksikliği, savaşa gönüllü olarak katılanların sayısındaki artış ve savaşın başında ve 2022 sonbaharında kısmi seferberlikten kaçmak için Rusya'dan iki grup halinde göç eden yüz binlerce kişidir. Gelecekte, işçi ve kalifiye personel arzındaki yetersizlik nedeniyle Rus ekonomisinin yavaşlaması bekleniyor.

Yukarıdakilere ek olarak en büyük tehlike, Rusya'nın sivil sektörde askeri sanayilerden yararlanamaması, uzay ve kıtalararası füzeler ile birçok silah geliştirmeyi başaran Sovyetler Birliği'nin deneyiminin tekrarlanmasıdır. Ancak Sovyet pazarında kıyafet ve ayakkabıdan gelişmiş arabalara, ev aletlerine, mobilyalara ve daha fazlasına kadar iyi yerel ürünler yoktu.

Bir günlük silahlı çatışmanın Kiev'e maliyeti 100 milyon dolar oldu 

                                                                                                           Eski Savunma Bakanı Oleksii Reznikov

Rusya ekonomisinin aksine Ukrayna ekonomisi sıkıntı çekiyor ve tamamen Batının yardımına bağımlı hale geldi. Ukrayna Savunma Bakanlığı'na göre savunma harcamaları 2021'e kıyasla altı kattan fazla arttı. Eski Savunma Bakanı Oleksii Reznikov, bir günlük silahlı çatışmanın Kiev'e 100 milyon dolara mal olacağını, bu tahminler doğruysa savaşın Ukrayna'ya 2023 yılı sonuna kadar yaklaşık 68 milyar dolara mal olacağını açıkladı. 2023 bütçesi 1 trilyon 296 milyon Grivna (35,1 milyar dolar) açıkla onaylandı. Geçtiğimiz ekim ayında devlet hazinesi açığı 54,6 milyar dolar ile rekor seviyeye ulaştı. Ukrayna Merkez Bankası'nın tahminlerine göre ülke, 2023 yılını GSYİH'nın yüzde 29'u oranında devlet bütçe açığıyla kapatacak.

Bütçedeki boşlukların acilen doldurulması ihtiyacı, kamu borcunun da artmasına yol açtı: 2023 yılının ocak ayında 111 milyar dolara, yani GSYİH'nın yüzde 84,4'üne ulaşan borç, geçen ekim ayında 136,35 milyar dolara yükseldi.

Ukrayna, Türkiye ve Birleşmiş Milletler'in sponsorluğunda Rusya ile yapılan tahıl anlaşması sonrasında tahıl ihracatından yaklaşık 20 milyar dolar elde etmeyi başardı. Moskova'nın bu anlaşmadan çekilmesi, özellikle Polonya ve Romanya üzerinden tahıl ihracatında karşılaşılan ve Kiev'in en yakın müttefiki Varşova ile büyük bir krize yol açan sorunlar göz önüne alındığında, Ukrayna'yı önemli kaynaklardan mahrum bıraktı.

Ukrayna daha fazla asker toplamakta zorluk yaşıyor ve ihtiyacının 450 ila 500 bin arasında olduğu tahmin ediliyor.

Savaş beklentileri

Ukrayna'daki savaş, Rusya'nın kesin bir sonuç elde edememesi ve 4 Haziran 2023'te başlayan Ukrayna karşı saldırısının Rusya savunmasının sağlamlığı nedeniyle sınırlı sonuçları nedeniyle geçen Ekim ayının başından bu yana bir yıpratma savaşına dönüştü. Bu, iki tarafın taktiklerini değiştirecek. Pratikte Ukrayna, bin kilometreden uzun cephenin çeşitli bölgelerinde saldırıdan ‘stratejik savunmaya’ geçti. Her iki taraf da düşmanın derinliklerine vurmaya odaklanmaya devam edecek. Rusya, son iki ayda, 2023 sonbaharındaki saldırılara benzer bir senaryoyla, Ukrayna'nın enerji altyapısına füze ve insansız hava araçlarıyla yaptığı yoğun saldırılarla önemli hasar verdi. Ukrayna ise İHA’larla Rus derinliğini vurmaya ve Kırım Yarımadası'nın batısındaki deniz hedeflerine saldırmaya devam ediyor ve Rusya'nın 2014 baharında ilhak ettiği yarımadadaki askeri yapıları vurmaya odaklanıyor.

dsvsvsd
Ukrayna Müşterek Taarruz Tugayı askerleri, 21 Aralık 2023'te Bakhmut kasabası yakınlarındaki Rus kuvvetleri ile çatıştı. (Reuters)

Savaşın orta vadedeki gibi önümüzdeki aylardaki sonucu da üç temel faktöre bağlı:

Birincisi: Her iki tarafın da insan kaynağı yani asker sağlama kabiliyeti ve 2023'te gönüllü sayısının yarım milyona ulaşacağını açıklamasıyla Rusya'nın bu konuda üstünlük sağladığı görülüyor. Her iki tarafın da insan gücü, yani asker sağlama kapasitesi, savaşın gidişatını belirleyen önemli faktörlerden biridir. Şu ana kadar, Rusya'nın bu alanda üstünlüğü olduğu görülüyor. Rusya, 2023 yılında yarım milyon gönüllü asker topladı ve Ukrayna'dan üç kat daha fazla nüfusa sahip olduğu için daha büyük bir asker rezervine sahip. Öte yandan, Ukrayna daha fazla asker göndermekte zorluk çekiyor. Savunma Bakanlığı, ek olarak 450 ila 500 bin asker ihtiyacı olduğunu tahmin ediyor. Kiev bu sayıyı toplayabilse bile, saldırılar başlatamayacak. Çünkü askeri uzmanlara göre, her savunmacı için üç saldırgana ihtiyaç var.

Ukrayna, Rus ordusunu vurmak için Batı silahlarına ve bilgilerine güveniyor, ancak bunların hepsi yeterli olmayabilir.

İkincisi: Savaş makinesini devam ettirecek finansal kaynakların sağlanması ve buradaki denge, petrol ve gaz ithalatındaki düşüşe rağmen ekonomisi güçlü kalan Rusya'ya ve Batı'nın daha önceki yaptırımlardaki boşlukları kapatma çabalarına da dengeyi bozuyor. Diğer yandan Ukrayna, altyapının tahrip olması ve ekonominin çökmesi nedeniyle ülkenin ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Stockholm Enstitüsü'nün tahminlerine göre Rusya'nın askeri harcamaları 2022'de yüzde 9,2 artışla 86,9 milyar dolara, 2023'ün ilk yarısında ise tüm yıl için planlananın üzerine çıkarak 72,2 milyar dolara çıktı.

Öte yandan, Ukrayna'nın savunma bütçesi aynı dönemde 27,9 milyar avro idi. Ancak, Alman İstatistik Bürosu'na göre, 24 Ocak 2022 ile 13 Temmuz 2023 tarihleri arasında yalnızca ABD, Ukrayna'ya 69,5 milyar euro yardım etti. Bu miktarın 42,1 milyar eurosu doğrudan askeri yardımdı. Avrupa Birliği kurumları (bireysel ülkeler hariç) de aynı dönemde Kiev'e 76,96 milyar euro yardımda bulundu. Bu miktarlara, yalnızca Almanya'nın verdiği 22 milyar euroluk ikili yardım da eklenmeli.

sce
ABD Başkanı Joe Biden ile Zelenskiy arasında 20 Şubat 2023'te Kiev'deki Mariinsky Sarayı'nda görüşme gerçekleşti. (Reuters)

Üçüncüsü: Savaşın devamı için gerekli silah ve mühimmatın sağlanması; Rusya, İHA’lar da dahil olmak üzere askeri üretimini artırırken, İran ve Kuzey Kore ile ilişkilerini güçlendirdi ve gerekli miktarda füzeyi güvence altına aldı. Ukrayna, 2024 yılı başında F-16 uçakları alma sözü aldı. Uzak menzilli füzelere sahip olmasının da mümkün olduğu belirtiliyor. ABD ve diğer Batılı ülkelerdeki fabrikalar, savaşta ihtiyaç duyulan mühimmat ve top mühimmatı üretimini artırmaya devam ediyor. Ancak bu üretim, savunmayı sürdürmek için kesinlikle yeterli değil ve yeni saldırılar düzenlemeyi garanti etmiyor.

Ukrayna, Rus ordusuna karşı saldırılar düzenlemek için Batı'dan gelen modern silahlara ve istihbarat bilgilerine güveniyor. Ancak, bu yeterli olmayabilir. Batı, Ukrayna'nın çökmesini önlemek için NATO askerleriyle destekleyebilir, ancak bu seçenek Rusya ile NATO arasında doğrudan bir çatışma riski taşıdığı için tehlikelidir. Ancak, Ukrayna ordusu çökerse, çatışma o zaman Ukrayna topraklarında değil, Çekya, Romanya, Polonya ve Baltık devletleri sınırlarında olacak. Batılılar, Rusya'nın Ukrayna'yı kontrol altına almasının gerçek bir felaket olacağını düşünüyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



İsrail ordusu, Refah’ta bir tünelden çıkan dört ‘silahlı kişiyi’ öldürdü

Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binalar (AFP)
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binalar (AFP)
TT

İsrail ordusu, Refah’ta bir tünelden çıkan dört ‘silahlı kişiyi’ öldürdü

Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binalar (AFP)
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binalar (AFP)

İsrail ordusu bugün yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah bölgesinde bir tünelden çıkan dört silahlı kişiyi öldürdüğünü duyurdu. Ordu, söz konusu kişilerin İsrail askerlerine ateş açtığını iddia etti.

Ordu tarafından yapılan açıklamada, “Dört silahlı terörist az önce bir tünelden çıkarak askerlerimize ateş açtı… Kuvvetlerimiz teröristleri etkisiz hale getirdi” denildi.

İsrail Ordu Sözcüsü de resmi X hesabından yaptığı paylaşımda, “Bölgeyi sabotajcılar ve terör altyapılarından temizleme faaliyetleri kapsamında, askerlerimiz Refah’ın doğusunda yer altı tünel ağı içinde bir tünel çıkışında dört sabotajcıyı fark etti. Sabotajcılar askerlerimize ateş açınca, askerlerimiz karşılık vererek dört sabotajcıyı etkisiz hale getirdi” ifadelerini kullandı.

İsrail, bir hafta önce Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki sınır kapısını yeniden yaya geçişine açtı. Bu adım, Filistinlilerin Gazze Şeridi’nden çıkmasına ve savaş nedeniyle bölgeden kaçanların geri dönmesine imkân tanıyacak. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre İsrail, Refah Sınır Kapısı’ndan giriş-çıkış yapan Filistinlilere güvenlik taraması yapılmasını şart koşuyor.

İsrail, sınır kapısını Mayıs 2024’te kontrol altına almıştı; bu, Gazze Şeridi’ne yönelik savaşın başlamasından yaklaşık dokuz ay sonra gerçekleşti. Savaş, ABD Başkanı Donald Trump’ın arabuluculuğunda ekim ayında uygulamaya konan ateşkesle geçici olarak sona ermişti. Sınır kapısının yeniden açılması, Trump’ın çatışmayı durdurmayı amaçlayan planının ilk aşamasında önemli bir adım olarak öne çıkıyor.


Trump, uluslararası liderleri Barış Konseyi’nin ilk toplantısına davet etti

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
TT

Trump, uluslararası liderleri Barış Konseyi’nin ilk toplantısına davet etti

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump tarafından kurulan Barış Konseyi’nin 19 Şubat’ta yapılması planlanan ilk toplantısına bir dizi dünya lideri davet edildi.

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei ve Macaristan Başbakanı Viktor Orban toplantıya katılmayı kabul ederken, Fransa, İtalya, Norveç, Çekya ve Hırvatistan liderleri daveti reddetti.

Romanya Cumhurbaşkanı Nicușor Dan dün Facebook üzerinden yaptığı açıklamada, toplantıya davet edildiğini duyurdu. Dan, ülkesinin Barış Konseyi’nin ilk oturumuna katılıp katılmama konusunda henüz nihai bir karar vermediğini ifade etti.

Dan, kararın ‘Romanya gibi fiilen konsey üyesi olmayan ancak tüzüğünün gözden geçirilmesi şartıyla katılmak isteyen ülkeler açısından toplantının formatına ilişkin Amerikalı ortaklarla yürütülecek görüşmelere’ bağlı olduğunu belirtti.

Macaristan Başbakanı Viktor Orban ise cumartesi günü yaptığı açıklamada, toplantıya davet edildiğini ve katılmayı planladığını duyurdu.

Buna karşılık Çekya Başbakanı Andrej Babis, cumartesi günü Barış Konseyi toplantısına katılmayı düşünmediğini açıkladı. Babis, TV Nova’ya yaptığı açıklamada, “Avrupa Birliği’ne (AB) üye diğer ülkelerle istişare içinde hareket edeceğiz. Bu ülkelerden bazıları konseye katılmayacaklarını ifade etti” dedi.

ABD Başkanı’nın Gazze savaşını sona erdirmeye yönelik planı uyarınca, Gazze Şeridi’nin yönetiminin, Donald Trump’ın başkanlığını yaptığı Barış Konseyi’ne bağlı olarak kurulacak Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi tarafından geçici olarak üstlenilmesi öngörülüyor.

Ancak konseyin tüzüğünde Gazze’ye açık bir atıf yer almıyor. Metin, konseye daha geniş bir misyon yükleyerek, dünyadaki silahlı çatışmaların çözümüne katkı sunmayı hedef olarak tanımlıyor.

Konseyin önsözünde ise Barış Konseyi’nin, ‘çoğu zaman başarısız olmuş yaklaşımları ve kurumları terk etme cesaretine sahip olması gerektiği’ vurgulanarak, Birleşmiş Milletler’e (BM) örtük bir eleştiri yöneltiliyor.

Bu durum, başta Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva olmak üzere bazı liderlerin tepkisini çekti. Macron ve Lula da Silva, geçtiğimiz haftanın başlarında yaptıkları açıklamalarda, ABD Başkanı’nın çağrısına karşılık olarak BM’nin güçlendirilmesi gerektiğini savunmuştu.

Hoşnutsuzluk

İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani ise ülkesinin anayasal engeller nedeniyle Barış Konseyi’ne katılmayacağını yineledi.

Tajani cumartesi günü İtalyan haber ajansı ANSA’ya yaptığı açıklamada, “Anayasal kısıtlamalar nedeniyle Barış Konseyi’ne katılamıyoruz” dedi ve İtalya Anayasası’nın, tek bir liderin yönetiminde bir kuruluşa katılmayı öngörmediğini hatırlattı.

Geçtiğimiz cuma günü Brezilya Devlet Başkanı, 79 yaşındaki ABD Başkanı Donald Trump’ı, ‘yeni bir milletler topluluğunun efendisi’ olmaya çalışmakla suçladı.

Lula da Silva tek taraflılığa karşı çoğulculuğu savundu ve BM tüzüğünün adeta parçalanmasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

Donald Trump, Barış Konseyi’ni geçtiğimiz ocak ayında Davos’ta düzenlenen forumda ilan etmişti.

Tüzüğe göre, Cumhuriyetçi Başkan Trump her şeye tam hâkim; yalnızca o diğer liderleri davet edebiliyor ve katılımlarını iptal edebiliyor. Sadece ‘üye devletlerin üçte ikisinin veto hakkını kullanması’ durumunda bu yetkisi sınırlanabiliyor.

Diğer liderlerin tepkisini çeken noktalar arasında, metinde Gazze’ye açık bir atıf bulunmaması ve üyelik maliyetlerinin yüksekliği yer alıyor. Konseyde kalıcı bir sandalye almak isteyen ülkelerin 1 milyar dolar ödemesi gerekiyor.


Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
TT

Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinin cumartesi gecesi yaptığı ve çarşamba günü Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini duyurduğu çarpıcı açıklama, İran’la müzakerelerin ele alınacağı ve İsrail’in taleplerinin gündeme getirileceği iddiasına rağmen, bu dosyada gerçekte yeni bir gelişmeye işaret etmiyor. Aksine, söz konusu açıklamanın esas olarak Netanyahu’nun başta iç siyasi hesapları olmak üzere gerçek hedeflerini örtmeyi amaçladığı, bunların da büyük ölçüde İsrail’de fiilen başlamış olan seçim süreciyle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.

Bu değerlendirmeyi güçlendiren bir diğer unsur da Netanyahu’nun Washington ziyaretinin tarihini değiştirmesini gerekçelendirirken, ‘İran dosyasının aciliyeti’ olarak nitelediği unsuru öne sürmesi oldu.

Bilindiği üzere Netanyahu, bir hafta önce Washington’a ziyaret talebinde bulunmuş, ABD yönetimi de bu talebi kabul etmişti. Ziyaretin, başta İran dosyası olmak üzere, Başkan Donald Trump’ın Filistin meselesine ilişkin planı ve Netanyahu’nun karşı karşıya olduğu yolsuzluk davalarında olası bir af konusu gibi bir dizi başlığın ele alınması amacıyla ayın 18’inde gerçekleştirilmesi planlanıyordu. Trump’ın ertesi gün, yani ayın 19’unda Washington’da Barış Konseyi’ni toplantıya çağırması üzerine, Netanyahu’nun da konsey üyesi olması nedeniyle bu toplantıya katılacağı yönünde bir beklenti oluşmuştu.

dfert
ABD Başkanı Donald Trump, İran Dini Lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)

Ancak Netanyahu daha sonra, toplantıya katılma ihtimali konusunda tereddütlerini dile getirdi ve gündemdeki planın ilerlemesi önünde koyduğu engelleri kaldırmasının istenmesinden çekindiğini ima etti. İsrail’in Kanal 12 televizyonu, ziyaret tarihinin öne çekilmesinin Netanyahu’nun 18’inde planlandığı gibi Washington’a gitmemesine ve dolayısıyla Barış Konseyi liderler toplantısına katılmamasına yol açabileceğini bildirdi. Fiiliyatta Netanyahu’nun, konsey üyelerinin Gazze konusunda yerine getirmesini talep edeceği yükümlülüklerden kaçınmak için toplantıya katılmaktan geri durduğu izlenimi oluştu.

Bu değerlendirme, Netanyahu’nun anlaşmanın ikinci aşamasının, hatta ilk aşamasının uygulanması önüne ciddi engeller koyduğuna dair uluslararası alanda giderek güçlenen kanaate dayanıyor. Tahminlere göre İsrail, anlaşmayı günde üç ila dört kez ihlal ediyor. Refah Sınır Kapısı, sahada yaşananların niteliğine dair bu bağlamdaki örneklerden yalnızca biri olarak öne çıkıyor.

Netanyahu’nun tutumundaki bu değişiklik neden oldu?

Merkezi iddia, İran dosyası etrafında şekilleniyor. İsrail Kan 11 televizyonuna göre Netanyahu, cumartesi sabahı ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘Umman müzakerelerinde olumlu ilerleme’ sağlandığı ve İran’ın gerçekten bir anlaşmaya varmak istediği yönünde bir hissiyat oluştuğuna dair açıklamalarını takip etmesinin ardından, Washington ziyaretini ayın 18’inden öne çekme kararı aldı.

Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamada, ziyaret tarihinin öne alınmasının gerekçesi olarak İran’ın ‘aldatıcı’ olduğu ve kendisine herhangi bir taviz verilmemesi gerektiği görüşü öne çıkarıldı. Açıklamada, bu tutumu pekiştirmek amacıyla, ‘Tahran’la yürütülecek her türlü müzakerenin, balistik füze programının sınırlandırılmasını ve İran ekseni olarak tanımlanan yapıya verdiği desteğin durdurulmasını içermesi gerektiği’ vurgulandı. Netanyahu’ya yakın kaynaklar ise İsrail Başbakanı’nın, Trump’tan İran’ın İsrail’i tanımasını ‘gerçek barış niyetinin kanıtı’ olarak dayatmasını talep etmeyi planladığını aktardı.

Kan 11, Tel Aviv’in, Başkan Trump’ın İran’la müzakerelere başlanmadan önce ‘İsrail’le önceden üzerinde uzlaşılan bazı noktalardan geri adım atmasından’ endişe duyduğunu bildirdi. Bu çerçevede İsrail basınında yer alan değerlendirmelerde, Netanyahu’nun ofisinin açıklaması bir güç gösterisi olarak yorumlandı; İsrail’in süreci pasif biçimde izlemediğini göstermek ve karar alma sürecinde geç kalınmadan önce ABD yönetimi üzerinde etki oluşturmak amacı taşıdığı belirtildi.

İsrail’in altı talebi

Siyasi dramanın unsurlarını tamamlamak istercesine Netanyahu, İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı’nın da kendisine Washington ziyaretinde eşlik edeceğini açıkladı. Netanyahu, bu adımın amacının, İran’a yönelik bir saldırının gerekliliğini anlatmak olduğunu belirterek, böyle bir darbenin İran’ın kapasitesini felç edeceğini ve özgüvenini sarsacağını savundu. Netanyahu ayrıca dün hükümet koalisyonunu oluşturan parti liderleriyle bir toplantı ve bunun yanı sıra Bakanlar Kurulu’nun ayrı bir oturumunu toplama çağrısı yaptı.

Netanyahu’nun çarşamba ve perşembe günleri bir dizi görüşme gerçekleştirmesi, cuma günü ise İsrail’e dönmesi planlanıyor. Program kapsamında ABD Başkanı ile görüşmenin yanı sıra, Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Brad Cooper ve müzakere dosyasından sorumlu özel temsilciler Steve Witkoff ile Jared Kushner’la da bir araya gelmesi öngörülüyor.

fvev
İsrail'in Demir Kubbe füze savunma sistemi, İran’dan Tel Aviv’e fırlatılan balistik füzeleri önlüyor. (EPA)

Sağcı İsrail gazetesi Israel Hayom, bu çarpıcı ziyareti, Netanyahu’nun İran dosyası konusunda Trump’ı altı İsrail talebini benimsemeye ikna etme girişimi olarak yorumladı. Buna göre ilk iki talep, balistik füze dosyasının müzakerelere dahil edilmesi ve bu füzelerin menzilinin 300 kilometreyle sınırlandırılması ile İsrail’in bölgede ‘vekil güçler’ olarak tanımladığı yapılara verilen İran desteğinin sona erdirilmesini kapsıyor.

Nükleer başlık altında ise İsrail’in dört ek talep ileri sürdüğü belirtiliyor. Bu talepler; İran’ın nükleer programının tamamen ortadan kaldırılmasının garanti altına alınması, tüm zenginleştirilmiş uranyum stoklarının ülke dışına çıkarılması, oranı ne olursa olsun her türlü uranyum zenginleştirme faaliyetinden vazgeçilmesi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin İran’a geri dönerek nükleer tesislere ani denetimler yapma yetkisine sahip olmalarını içeriyor.

Beyaz Saray’ın içindeki lobi

Gazete, Netanyahu’nun bu yaklaşımı Witkoff ve Kushner’a kabul ettirmeye çalıştığını, ancak müzakereler sürecinde bu iki ismin kendi tezlerine ne ölçüde bağlı kalacağından kuşku duyduğunu aktardı. Bu nedenle Netanyahu’nun, doğrudan Trump’la görüşmenin belirleyici seçenek olduğu kanaatini taşıdığı ve ABD Başkanı’nı ikna edebilecek tek kişinin kendisi olduğuna inandığı belirtildi.

Netanyahu’nun, ABD ekibinin diğer üyelerine kıyasla daha sert bir çizgide gördüğü Başkan Yardımcısı JD Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun desteğini arkasına almayı hedeflediği, bu yolla İran’la anlaşmaya varılmasından yana olan eğilime karşı Beyaz Saray içinde bir baskı grubu oluşturmayı amaçladığı ifade ediliyor.

Buna karşılık İsrailli uzmanlar, füze dosyasının nükleer programla ilgili her türlü müzakerenin zaten doğal bir parçası olduğunu vurguluyor. Uzmanlara göre, nükleer başlık taşıyabilecek gelişmiş balistik füzeler olmadan bir nükleer silah üretmenin herhangi bir anlamı bulunmuyor ve ABD’li müzakereciler de bu gerçeğin farkında. Bu nedenle söz konusu çevreler, İsrail’in bu bağlamda sergilediği paniğin büyük ölçüde yapay olduğu görüşünde.

Nitekim daha önce Netanyahu hükümetinde bakan olarak görev yapan ve halen savunma sanayii şirketi Rafael’in Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürüten Yuval Steinitz’in de dile getirdiği üzere, İsrail’in esasen bir nükleer anlaşmaya varılmasını istemediği belirtiliyor. Bu bakış açısına göre, koşulları ne olursa olsun her türlü anlaşma kötü kabul ediliyor ve yaptırımların kaldırılması ile mali kaynak akışının yeniden başlaması nedeniyle Tahran’daki rejimin gücünü artıracağı savunuluyor. İsrail tarafı, söz konusu kaynakların Hizbullah’tan Iraklı gruplara, Hamas ve İslami Cihad Hareketi’nden Yemen’deki Husilere kadar İran’ın bölgedeki müttefiklerine aktarılacağını öne sürüyor.

cdf
İran’ın başkenti Tahran’da ABD ve İsrail’i kınayan bir duvar resmi (AFP)

Netanyahu’ya yakın isimlerden Steinitz’e göre masadaki alternatifler ya askerî bir saldırı düzenlenmesi ya da mevcut durumun dondurulması. Steinitz, askerî seçeneği en ideal çözüm olarak görürken, böyle bir adımın İran’daki yönetimi zayıflatacağını ve çöküşe giden süreci hızlandıracağını savundu. Mevcut durumun dondurulması ise ikinci en önemli seçenek olarak değerlendiriliyor; zira bu yol, bir anlaşmaya varılmasını engelliyor, yaptırımların yürürlükte kalmasını sağlıyor ve rejimi ekonomik ve toplumsal açıdan zayıflatmayı hedefliyor.

Steinitz, bu bağlamda Netanyahu’nun elinde haziran ayındaki savaşla ilgili önemli bir koz bulunduğunu da vurguladı. O dönemde ağır darbeler indirildiğini, buna karşın tek bir Amerikan askerinin dahi zarar görmediğini hatırlattı.

Steinitz’e göre Netanyahu, her hâlükârda Trump’tan, İsrail’in geleneksel tutumuna destek vermesini sağlamaya çalışıyor. Bu tutum, İsrail’in İran’la yapılabilecek herhangi bir anlaşmanın tarafı olmadığı ve böyle bir anlaşmanın kendisini bağlamadığı anlayışına dayanıyor. Steinitz, bu yaklaşımın ardında, İran üzerinde savaş tehdidi kılıcını sürekli olarak sallandırma gerekliliğine dair güçlü bir inancın yattığını belirtiyor.

Bu durum, Netanyahu’nun söz konusu tutumu Trump’ın otoritesine zarar vermeden nasıl dile getireceği ve Witkoff ile Kushner’a karşı Beyaz Saray içinde bir lobi oluşturup oluşturamayacağı sorularını gündeme getiriyor. Aynı zamanda Netanyahu’nun, İran liderliğini provoke edecek ve müzakerelerden çekilmeye zorlayacak adımlar atmayı mı hedeflediği, yoksa İranlı yetkililerin yeterli siyasi olgunluk göstererek Netanyahu’nun hamlelerini boşa çıkarıp Trump’la bir anlaşmaya doğru ilerleyip ilerlemeyeceği de tartışma konusu oluyor.

Netanyahu’nun bu aşamada asıl odağının, fiilen başlamış olan seçim süreciyle birlikte derinleşen iç siyasi krizi ve kamuoyu yoklamalarında gerileyen konumu olduğu dikkate alındığında, şu anki temel hedefinin iç kamuoyundaki yerini güçlendirecek bir Amerikan tutumunun ortaya çıkması olduğu değerlendiriliyor. Netanyahu’nun, İran’a karşı duran lider, hatta Trump’ın ifadesiyle bir ‘savaşçı’ ya da ‘kahraman’ olarak sunulmasının, mevcut koşullarda kendisi açısından özel bir önem taşıdığı ifade ediliyor.