İsrail lobisi Gazze’deki Yahudi yerleşimini yeniden canlandırmaya çalışıyor

Bir ABD lobisiyle ortaklaşa bir şekilde… İsrailli bir yetkili, Filistinlilerin sınır dışı edilmesini gerçekçi olmayan hayaller olarak görüyor.

Yerinden edilmiş Filistinliler Gazze’nin el-Mavasi bölgesindeki geçici çadır kampında yemek pişiriyor (AP)
Yerinden edilmiş Filistinliler Gazze’nin el-Mavasi bölgesindeki geçici çadır kampında yemek pişiriyor (AP)
TT

İsrail lobisi Gazze’deki Yahudi yerleşimini yeniden canlandırmaya çalışıyor

Yerinden edilmiş Filistinliler Gazze’nin el-Mavasi bölgesindeki geçici çadır kampında yemek pişiriyor (AP)
Yerinden edilmiş Filistinliler Gazze’nin el-Mavasi bölgesindeki geçici çadır kampında yemek pişiriyor (AP)

İsrail ve ABD’de faaliyet gösteren İsrail’in Zafer Projesi için Parlamento Lobisi, ABD yönetimine ve İsrail hükümetine ‘Filistinlilerin gönüllü yer değiştirmesi projesi üzerinde ciddi şekilde müzakere edilmesi’ talebinde bulundu. Lobi, bunun İsrail ve Filistinliler için en iyi insani çözüm olduğunu iddia etti. Ayrıca lobi, ABD’nin Filistin Otoritesi’nin Gazze’yi yeniden yönetmesini sağlama planı ve iki devletli çözüm konusunda uyarıda bulunarak, bunun Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırısının birkaç kez tekrarlanması için bir ‘reçete’ olduğunu dile getirdi.

Bu tutum, Güvenlik ve Siyasi İşlerden Sorumlu Mini Bakanlar Konseyi’nin Gazze’deki savaşın ertesi günü konusunu tartışmak için dün gerçekleştirdiği toplantının arifesinde ortaya koyuldu. Lobi, Gazze halkının sınır dışı edilmesine yönelik resmi projenin yazarı olan İstihbarat Bakanı Gila Gamliel’in hazırladığı planı kabul ettiğini duyurdu. Bakan, lobi üyeleriyle yaptığı toplantıda, Gazze’de yaşamı neredeyse imkânsız hale getirecek tedbirlerle Gazze’ye geçişin önünü açmanın öneminden bahsetti.

4R5G
Gazze Şeridi’nin güneyinde bulunan Han Yunus’taki Nasır Hastanesi yakınındaki UNRWA kampında yerinden edilmiş bir kız (EPA)

Gamliel, “Savaştan sonra Gazze’de olması gereken; Hamas yönetiminin çökmesi, sitelerinin ve tünellerinin tamamen yok edilmesi, belediyelerin ve köy meclislerinin çökmesi ve yüzbinlerce evin yaşanmaz hale gelmesi, sakinlerinin yabancı insani yardıma bağımlı hale gelmesi, işyerlerinin yok olması, yaygın işsizliğin ortaya çıkması ve tarım arazilerinin yüzde 60’ını İsrail'in güvenlik kuşağı haline getirilmesidir. Ayrıca İsrail ordusunun, tüm sınır geçişlerini kontrol altında tutması ve operasyonel faaliyetlerine devam edebilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.

UNRWA malzemelerinin aktarılması

“Yönetim yetkisinin Filistin Otoritesi’ne devredilmesi, İsrail için çok tehlikeli bir konudur” diyen Bakan, “Otorite’nin orada yönetici olduğunu ve Hamas tarafından zorla kovulduğunu unutmayalım. Otoritenin liderleri, pozisyonları açısından Hamas’tan farklı değil, hatta 7 Ekim katliamına desteklerini bile dile getirdiler” dedi.

Gila Gamliel, projesinin Gazze Şeridi’nde ABD, Mısır ve Ürdün liderliğinde geçici bir sivil yönetimin kurulmasını ve İsrail ordusunun güvenlik kontrolünü sürdürmesini öngördüğünü dile getirdi. Acil görevler arasında tamamen silahsızlanma süreci ve Filistinlilerin bilincini değiştirmeye yönelik bir planın uygulanması, Filistinli mülteci sorununun ve onu devam ettiren her şeyin ortadan kaldırılması ve mültecilerin ülke dışında yeni bir hayat kurabilmeleri için gönüllü göç projesini finanse etmek amacıyla UNRWA’ya kaynakların aktarılması yer alacak.

ERGR4
İsrail Hava Kuvvetleri’nin 669. Birimi üyeleri yaralı bir İsrail askerini Gazze’deki bir uçağa taşıyor (AFP)

Bu lobinin 2017 yılında hem koalisyon hem de muhalefet temsilcilerinden oluşan bir parlamento lobisi olan ‘İsrail Zafer Projesi’ adı altında kurulmuş olması dikkat çekicidir. Başkanlığını Likud’dan milletvekilleri Avraham Nagusa, (Yair Lapid’in başkanlığını yaptığı) Yeş Atid partisinden Elazar Stern ve Liberman’ın partisinden Oded Forer yaptı. Lobi, tüm Siyonist partilerden 20 temsilci içeriyor. 2019’da Knesset değişti ve lobinin başına, Likud’dan Yuval Steinitz, Gideon Saar’ın partisinden Zvi Hauser (daha sonra Benny Gantz liderliğindeki koalisyonun parçası oldu) ve Liberman’ın partisinden Yevgeni Suba geçti. Mevcut Knesset’te lobi, Dini Siyonizm’den Ohad Tal ve Lieberman'ın partisinden Yevgeni Suba tarafından yönetiliyor.

Gerçek dışı hayaller

Öte yandan İsrail Başbakanı, İsrail medyasına verdiği brifingde, aralarında Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in de bulunduğu İsrail hükümetindeki bakanlar tarafından Filistinlilerin Gazze Şeridi’nden sürülmesi yönünde yapılan çağrıları ‘gerçeklikle bağlantısı olmayan hayaller’ olarak nitelendirdi.

Netanyahu, “İsrail, Gazze halkını yerinden edip dünyanın başka yerlerine yerleştirmeye çalışmıyor. Biz istesek bile İsrail’in Gazzelileri başka bir ülkeye göç etmeye zorlama gücü yoktur” diyerek, yasal kısıtlamalara atıfta bulundu. İsrail’in Gazzelilerin göçü konusunda hiçbir ülke ile pazarlık yapmadığını belirten Netanyahu, “İsrail, bu yaklaşımdan vazgeçmeli. Bir kısır döngü içinde değiliz. İsrail’de Gazze’de gönüllü göç konusunda bir istek olabileceğine inanan çok sayıda kişi var. Kurulmuş hiçbir hayal olmamalıdır. Hiçbir ülke Filistinlilerin yeniden yurtlandırılmasını kabul etmeyecektir” dedi.

ER
Gazze Şeridi’nin güneyindeki yerinden edilmiş Filistinliler, su almak için sırada bekliyor (Reuters)

Netanyahu’nun bakanlarına bu konuyla ilgili özel bir ekip kuracağına dair söz verdiği biliniyor. Ancak aynı zamanda Başbakan, bugün bu adımın büyük bir siyasi ve hukuki ikilem oluşturacağını ve ABD Başkanı Joe Biden yönetimiyle çatışmaya yol açacağını da düşünüyor.

ABD’li iki isim

Lobinin çalışmalarının başlangıcından bu yana liderliğinde iki ABD’li isim yer aldı; Bunlardan ilki, Washington’daki Ortadoğu Enstitüsü Başkanı Prof. Daniel Weibas. Kendisi, ulusal güvenlik ve terörle mücadele konularındaki geniş nüfuzuyla biliniyor. Diğer isim ise söz konusu enstitünün Genel Müdürü Greg Roman. Kendisi, Yahudi kurumlarının eski bir lideridir ve İsrail Savunma Bakanlığı’nda görev almış ve İsrail Dışişleri Bakanı’nın danışmanı olarak çalışmıştır. Lobinin bu toplantıda açıklanan hedefi, Filistin’in reddetme politikasına son vermek ve Filistinlilerle çatışmayı sonlandırıp kan dökülmesini durduracak atmosferi hazırlamaktır. Bu da ancak Filistinliler ve destekçilerinin yenilgiyi kabul edip silahlarını bırakmalarından sonra müzakere yoluyla başarılabilir.

DEVRBT
İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki savaşının başlangıcında Gazze’den güneye göç eden Filistinliler (AFP)

Lobi, İsrail hükümeti ile ABD yönetiminin 30 yıllık müzakereler sırasında anlaşmazlığı çözmede başarısız olduğuna inanıyor. Lobiye göre ABD’li yetkililer, İsrail’e ‘acı verici tavizler’ dayatmaya odaklanırken, onlar Filistin’in reddetme politikasını da uygun şekilde ele almadılar. Ayrıca lobi, “Artık bir kez daha düşünmeli, Filistinlileri İsrail’i bir Yahudi devleti olarak tanımaya ve İsrail’i yok etme düşüncesinden vazgeçtiklerini ilan etmeye zorlamalı” açıklamasında bulundu.

ABD lobisine benzer

İsrail lobisi, 1988’den bu yana Kongre’de kurulan, ABD liderliğindeki siyasi isimler tarafından yönetilen ve işbirliği yapılan benzer bir Amerikan lobisinin ortağıdır. ABD desteğiyle finanse ediliyor.

İsrail sağının gönüllü sınır dışı etme projesini desteklemeye yönelik bu yaygın saldırısı, öyle görünüyor ki ABD yönetimini ve bunu İsrail’i siyasi ve hukuki olarak uluslararası forumlara dahil etmek olarak gören İsrail’deki birçok gücü rahatsız ediyor. Lobi toplantısının bitiminden sonra İsrailli üst düzey güvenlik yetkililerinin medya organlarına “Ordu, sınır dışı etme konusunu gerekli görmüyor. Aksine İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki savaşının bir sonraki aşamasının bir parçası olarak kuzey Gazze sakinlerinin evlerine dönmelerine izin verilmesini tavsiye ediyor’ yönünde açıklama yapması tesadüf değil. Ayrıca yetkililer, İsrail’in ‘yasal ve siyasi’ kısıtlamalarla sakinleri engelleyemeyeceğini vurguladı.

EDFR
Yerinden edilmiş Filistinliler, Gazze’nin el-Mavasi bölgesindeki geçici çadır kampında yemek pişiriyor (AP)

Muhalif bir siyasi kaynak, “Sınır dışı etme çağrısı artık yalnızca bazı aşırı sağcı bakanlar ve temsilcilerle sınırlı değil. İsrail ve ABD'deki siyasi, popüler ve akademik güçler de bu çağrının arkasında duruyor. Bu güçler bu projeye ivme kazandırmaya çalışıyor ve savaşın siyasi çözüm yoluyla sona erdirilmesini her türlü şekilde reddediyor” dedi.

“Savaşın ertesi günü”

Mevcut yerinden etme kampanyası da tesadüf değil. Aksine İsrail Güvenlik ve Siyasi İşler Bakanlar Konseyi’nin ABD yönetiminin baskısıyla ‘savaşın ertesi günü’ konusunu görüşmek üzere yürüteceği görüşmelerin arifesinde gerçekleşti.

İsrail merkezli Kanal 13’ün haberine göre güvenlik yetkilileri, güvenlik hizmetlerinin de vizyonlarını sunmaya hazırlandığını açıkladı. Güvenlik teşkilatındaki üst düzey yetkililer tarafından formüle edilen pozisyon, “(Uluslararası toplumu İsrail’i desteklemek üzere harekete geçirmeyi amaçlayan) Uluslararası hukuki ve siyasi koşullara bağlı olarak İsrail, kuzey Gazze sakinlerinin kendi bölgelerine dönmesini engelleyemeyecektir” ifadeleriyle açıklandı.

Habere göre güvenlik servisleri, yerlerinden edilmiş Filistinlilerin kuzey Gazze Şeridi’nden kendi bölgelerine dönüşlerine izin verilmesine başlamak için belirli bir tarih önermedi. Ancak güvenlik servislerindeki üst düzey yetkililer, İsrail siyasi liderleriyle yaptıkları görüşmelerde, “Bu, Gazze’deki savaşın üçüncü aşamasının başlamasıyla gerçekleşmelidir” dedi.

Kanal 13 bir haberinde, “Güvenlik hizmetlerindeki yetkililer, bu tutumlarına diğer hususların yanı sıra, uluslararası hukuka göre bölge sakinlerinin süresiz olarak evlerinden tahliye edilemeyeceği gerçeğini gerekçe sunuyor” değerlendirmesinde bulundu. Kanala göre bu değerlendirmeler, aynı zamanda Güney Afrika’nın ‘savaş kurallarının ihlali ve Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilere soykırım yapılmasıyla’ ilgili olarak İsrail’e açtığı dava çerçevesinde Uluslararası Adalet Divanı’nın gelecek hafta Lahey’de yapacağı oturumda da gündeme getirilecek.



Maskat müzakereleri: Sadece nükleer dosya ile kapsamlı anlaşma arasında

ABD Başkanı Donald Trump ve Hürmüz Boğazı (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Hürmüz Boğazı (Reuters)
TT

Maskat müzakereleri: Sadece nükleer dosya ile kapsamlı anlaşma arasında

ABD Başkanı Donald Trump ve Hürmüz Boğazı (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Hürmüz Boğazı (Reuters)

Ömer Harkus

Umman'ın başkenti Maskat'ta Washington ve Tahran arasındaki müzakerelerin umut verici bir başlangıç ​​yaptığı yönündeki konuşmalar, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin Washington'un İran'a karşı askeri operasyon düzenlemesi durumunda, bölgedeki ABD üslerinin hedef alınacağı tehdidinde bulunmasını engellemedi.

İlk müzakere turunun sona ermesinden saatler sonra, İran ve ABD arasındaki gergin ilişki, askeri ve ekonomik hazırlıklar, bölgeyi açık çatışmanın eşiğine iten karşılıklı baskılar arasında bir kez daha sınanıyor. Tahran turu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirirken, Washington bunu angajman kurallarını yeniden tanımlama fırsatı olarak gördü.

Asgari güven düzeyinin testi olarak nitelendirilen bir turdan sonra Arakçi, müzakere gündeminin Tahran'ın caydırıcılık sisteminin kalbinde yer aldığını düşündüğü konuları da kapsamasını engelleyecek dar bir çerçeve belirlemek için gerçek bir ilerleme kaydedilmeden önce, askeri tehditlerin ve ekonomik baskıların kaldırılmasını talep eden bir dizi açıklama yayınladı.

Ancak ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, nükleer program ile yetinmeyen, İran'ın balistik füze programını ve bu füzelerin menzilini de içeren, ayrıca, Tahran'ın bölgedeki silahlı örgütlere verdiği desteği, insan hakları ve baskı konusundaki iç tutumunu da ele alan kapsamlı bir anlaşma için bastırıyor. Washington'un adımları, İran'ın enerji, madencilik ve petrokimya sektörlerindeki finansman kaynaklarını felç etme çabasıyla, Tahran ile ticaret yapan ülkelere yüzde 25 oranında gümrük tarifesi uygulayarak desteklediği “azami baskı” stratejisinin bir parçası.

Diplomatik değerlendirmelere göre ABD'nin baskıyı artırmadaki amacı, nükleer anlaşmayı bölgesel güç dengesini yeniden şekillendiren daha geniş bir müzakere platformuna dönüştürmek. Bu, İran'ın bölgesel müttefik ağını zayıflatarak nüfuzunu azaltmayı amaçlayan İsrail vizyonuyla örtüşüyor.

sxdcfrgt
Umman Dışişleri Bakanı Said Bedr el-Busaidi ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, 6 Şubat, Maskat (Umman Dışişleri Bakanlığı/Reuters)

Buna karşılık, Tahran, İranlı yetkililerin de vurguladığı gibi, başından beri açık olan “kırmızı çizgilerine” sıkıca bağlı. İran, arabuluculara nükleer program dışındaki herhangi bir konunun görüşülmesine kapının kapalı olduğunu bildirdi. Arakçi, “tehdit ve baskıdan vazgeçmek, herhangi bir diyalog için ön koşuldur” dedi. Tahran'ın “sadece nükleer konuyu görüşeceğini ve Washington ile başka hiçbir konuyu görüşmeyeceğini” ifade etti.

Diplomatik değerlendirmelere göre, ABD'nin baskıyı artırmadaki amacı, nükleer anlaşmayı bölgesel güç dengesini yeniden şekillendiren daha geniş bir müzakere platformuna dönüştürmek

İranlı bir kaynak, Tahran'ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasında ısrar ettiğini, ancak zenginleştirme seviyesi ve saflığı veya nükleer yakıtı yönetmek için bölgesel bir konsorsiyum oluşturmak gibi alternatif düzenlemeler konusunda görüşmeye istekli olduğunu ifade etti. Nükleer stokun doğrudan Amerikan gözetimi altında olması fikri ise orta yol olarak bir kısmının Rusya'ya devredilmesi olasılığı konuşulsa da kabul edilemez olmaya devam ediyor.

İran ne istiyor?

Tahran'ın vizyonu, zenginleştirme konusunda teknik bir anlaşmaya varmanın ötesine geçiyor. Başta bankacılık ve petrol sektörüne yönelik yaptırımlar olmak üzere ekonomik yaptırımların derhal ve etkili bir şekilde kaldırılması dahil çeşitli hedeflere ulaşmayı amaçlıyor. Buna ilave olarak, üzerindeki askeri baskıyı azaltmak için Amerikan askeri varlıklarını coğrafi çevresinden uzaklaştırmayı hedefliyor. Olası herhangi bir saldırıya karşı ilk savunma hattı olarak bölgesel müttefikler veya “vekiller” ağını korumayı amaçlıyor.

İranlı kaynağa göre bu hedefler, İran'ın askeri ve teknolojik ilerlemeleri göz önüne alındığında çok önemli gördüğü nükleer tavizler karşılığında bölgesel nüfuzunu pekiştirmeye dayalı bir vizyonunu yansıtıyor. Tahran'ın bu tutumu, Kudüs'teki bir Arap kaynağın belirttiği gibi, şimdilik diyalog devam etmesine rağmen, iki taraf arasındaki uçurumu daha da genişletiyor.

Maskat görüşmelerindeki en büyük sorun, müzakere gündemi. Amerikalılar, füzeler ve bölgesel nüfuz konularına değinilmeden varılacak bir nükleer anlaşmanın kırılgan olacağına inanırken, İranlılar bu konuların dahil edilmesinin müzakereleri bölgesel davranışlarına yönelik “siyasi bir yargılamaya” dönüştüreceğine inanıyor. Bu noktada müzakereler ilan edilmemiş bir savaş olarak tanımlanabilir. Washington ve Tel Aviv, Tahran ile müttefikleri arasındaki bağları koparmaya çalışıyor ve balistik füze sorunu İsrailliler için son derece önemli. Bu nedenle, Maskat'ta görüşülen her konu için son tarihler belirlenmesi konusunda ısrar ediliyor. Amerikalılar açısından nükleer dosya, birincisi kendisini tartışmak, karşılıklı olarak talepleri ve teklifleri sunmak için ikincisi ise bir karara varmak için sadece iki oturum gerektiriyor. Bu, önümüzdeki birkaç günde, cuma günü Maskat'ta görüşülen konulara ve bunlara ilişkin benimsenen tutumlara verilen yanıtları göreceğimiz anlamına geliyor; aksi takdirde, durum farklı gelişmeler gösterecektir.

Müzakereler başlamadan önce bölgedeki birçok ülke, balistik füze programının ve Tahran'ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin hızla müzakerelere dahil edilmesinin müzakerelerde bir çıkmaza yol açacağından ve ilerleme şansını baltalayacağından endişe ederek, ilk günkü görüşmelerin nükleer meseleyle sınırlı tutulmasını destekledi.

Tahran'daki bir kaynak, Maskat müzakerelerinin nihai bir sonuca varmayacağını tahmin ediyor ve katılımın, savaşın şu anda tercih edilen bir seçenek olmadığı konusunda karşılıklı bir anlayışı yansıttığına inanıyor

Washington için nükleer mesele endişe kaynağı olmaya devam ediyor, çünkü tahminler İran'ın yaklaşık 400 kilogram yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyuma sahip olduğunu gösteriyor. Bu miktar, zenginleştirme oranı yüzde 90'a çıkarılırsa teorik olarak dokuz nükleer savaş başlığı üretmek için gereken eşiğe yaklaşıyor.

İran, vekiller ve kollar

Bölgede yaşanan değişimin ışığında vekiller ağı savaşı dönüyor. Washington ve Tel Aviv, Tahran ile müttefikleri arasındaki bağları koparmaya çalışırken, İran, rolünü kaybetmesine rağmen, bu ağın beklenmedik saldırılara karşı gelişmiş bir savunma hattını temsil ettiğine inanıyor. Bu “kolların” her birinin kendine özgü krizleri var. Irak'ta siyasi güçler bakanlıkların ve başkanlıkların paylaşımına dalmış görünüyorlar. Kaldı ki Irak’ta daha önce ülkeyi Hamas hareketinin saldırısının ardından 7 Ekim 2023'ten bu yana bölgede devam eden çatışmadan uzak tutma çağrıları yapılmıştı. Ancak Hizbullah Tugayları liderliğindeki birkaç küçük örgüt, gelecekteki herhangi bir savaşta Tahran'a katılma konusunda ısrar etmeye devam ediyor. Lübnan'a gelince, İsrail’in liderlerini, askeri tesislerini, altyapısını hedef almaya odaklanmasıyla birlikte Hizbullah büyük bir askeri baskıyla karşı karşıya. Hatta iç çatışmalar siyasi yetkililerinin görevlerinden ayrılmasına yol açtı. Yemen'deki Husiler şu ana kadar en önemli güç olmaya devam ediyor; zira Kızıldeniz'de gerilimi yükseltmeleri küresel nakliye maliyetini artırmış ve İran'a yönelik herhangi bir saldırının hayati önem taşıyan deniz yollarını tehdit edebileceği mesajını vermişti.

cdfvgh
USS Abraham Lincoln uçak gemisi Kaliforniya'daki San Diego üssünde, 11 Ağustos (Reuters)

Bu koşullar çerçevesinde Tahran'daki bir kaynak, Maskat müzakerelerinin nihai bir sonuca varmayacağını tahmin ediyor. Kendisi, müzakerelere katılmanın, savaşın şu anda ne Tahran ne de Washington için tercih edilen bir seçenek olmadığı yönündeki karşılıklı farkındalığı yansıttığı değerlendirmesinde bulunuyor. Olan bitenin diyalog ve baskının birleşimi olduğuna inanıyor, ABD’nin İran içini etkilemek amacıyla ekonomik olarak gerilimi artırmaya yöneleceğini tahmin ediyor.

Önümüzdeki günler, yaptırımların sınırlı ölçüde hafifletilmesi karşılığında yüksek düzeydeki zenginleştirmenin dondurulmasını içeren geçici bir anlaşmaya sahne olabilir

İranlı kaynak, devam eden baskının “Tahran'ı uyarıda bulunmaya”, İsrail'den daha kolay hedefler oldukları ve tepkilerinin daha öngörülebilir olduğu göz önüne alındığında, belki de bölgedeki Amerikan çıkarlarına karşı proaktif bir saldırı yapmayı düşünmeye ittiğini belirtti.

Müzakerelere rağmen Tahran, olası saldırılara karşı güçlerini hazırladı. Bu hazırlıklar, müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanması ve yeni yaptırımlar ve belki de sınırlı askeri saldırılar yoluyla gerilimi tırmandırma olasılığına dayanıyor. Ülkenin en gelişmiş uzun menzilli balistik füzelerinden biri olan “Hürremşehr-4”ün konuşlandırıldığını duyuran silahlı kuvvetler, özellikle hava, kara ve deniz sınırlarındaki hazırlıklarını en üst seviyeye çıkardı.

Geçici bir anlaşma mı yoksa saldırı mı?

Önümüzdeki günler, yaptırımların sınırlı ölçüde hafifletilmesi karşılığında yüksek düzeydeki zenginleştirmenin dondurulmasını içeren geçici bir anlaşmaya sahne olabilir. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bölgedeki etkili ülkelerin istediği kapsamlı anlaşmaya gelince, bu şu anda çok uzak görünen bir senaryo. Sonuç olarak Maskat görüşmeleri “son şans” müzakerelerine daha yakın görünüyor. Yetkililer diyaloğun başladığını temkinli bir olumlu tavırla duyururken, arka planda denizdeki Amerikan savaş gemileri ve caydırıcılık mesajları olarak sergilenen İran füzeleriyle somutlaşan güç dili devam ediyor. En büyük sorular hâlâ cevapsız: Anlaşmaya varılmazsa “kötü şeyler” olabileceği uyarısında bulunan Trump, sadece sınırlı bir nükleer zaferle mi yetinecek? Yoksa İran'ın kırmızı çizgileriyle çatışan kapsamlı bir anlaşma için mi bastıracak? Bu iki seçenek arasında, tüm bölge kontrol altına alma olasılığı ile patlama olasılığı arasında gidip geliyor gibi görünüyor.


Starmer, İşçi Partisi milletvekillerini kendisini İngiltere başbakanı olarak tutmaya ikna etmeye çalışıyor

İngiliz Başbakanı Keir Starmer (AP)
İngiliz Başbakanı Keir Starmer (AP)
TT

Starmer, İşçi Partisi milletvekillerini kendisini İngiltere başbakanı olarak tutmaya ikna etmeye çalışıyor

İngiliz Başbakanı Keir Starmer (AP)
İngiliz Başbakanı Keir Starmer (AP)

İngiltere Başbakanı Keir Starmer'ın pozisyonu bugün, sadece bir buçuk yıldır sürdürdüğü görevinden alınmasını engellemek için İşçi Partisi milletvekillerini ikna etmeye çalışırken, pamuk ipliğine bağlı gibi görünüyor.

Starmer, son iki günde özel kalem müdürü Morgan McSweeney ve iletişim direktörü Tim Allen'ı kaybetti ve İngiltere'nin eski ABD Büyükelçisi Peter Mandelson ile hükümlü cinsel suçlu Jeffrey Epstein arasındaki ilişkinin ortaya çıkmasının ardından İşçi Partisi milletvekillerinden desteğini hıazla kaybediyor.

Allen, Starmer'ın özel kalem müdürü Morgan McSweeney'nin istifasından 24 saatten kısa bir süre sonra yaptığı açıklamada, "Downing Street'te yeni bir ekibin kurulmasına izin vermek için kenara çekilmeye karar verdim" dedi.

Starmer'ın kendisi de muhalefetten istifa çağrılarıyla karşı karşıya. Bugün, zayıflayan otoritesini yeniden inşa etme girişiminde bulunmak üzere İşçi Partisi milletvekilleriyle kapalı kapılar ardında bir toplantı yapması planlanıyor.

Siyasi gerilim, Starmer'ın Epstein ile olan ilişkisini bilmesine rağmen Mandelson'ı 2024 yılında İngiltere'nin ABD Büyükelçisi olarak atama kararından kaynaklanıyor.

Starmer, geçen eylül ayında, Mandelson'ın 2008'de bir çocukla cinsel suçlardan mahkum edildikten sonra Epstein ile arkadaşlığını sürdürdüğünü gösteren e-postaların ortaya çıkmasının ardından onu görevinden almıştı.

Starmer geçen hafta "Mandelson'ın yalanlarına inandığı" için özür diledi.

Starmer'ın en yakın danışmanı ve Temmuz 2024'teki İngiltere genel seçimlerinde İşçi Partisi liderinin başarısının mimarlarından biri olarak kabul edilen McSweeney yaptığı açıklamada, Mandelson'ın atanması kararında yakından yer aldığını söyledi. Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre "Peter Mandelson'ı atama kararı yanlıştı. Partimize, ülkemize ve siyasete olan güvene zarar verdi" ifadelerini kullandı. Sözlerine şöyle devam etti: "Fikrim sorulduğunda Başbakana bu atamayı yapmasını tavsiye ettim ve bu tavsiyenin sorumluluğunu tamamen üstleniyorum."

Mandelson'ın tazminatı

İngiliz hükümeti, Eylül 2025'te görevden alınmasının ardından Peter Mandelson'a ödenen kıdem tazminatı paketiyle ilgili bir soruşturma başlattığını duyurdu. Mandelson, özellikle 2008-2010 yılları arasında Gordon Brown hükümetinde bakanlık yaptığı dönemde, Epstein'e borsa hakkında potansiyel olarak zarar verici bilgiler sızdırdığı iddiasıyla şu anda bir güvenlik soruşturması altında bulunuyor. Cuma günü Mandelson ile bağlantılı iki adreste arama yapıldı.


BM: Suudi Arabistan’ın Yemen’deki kalkınmayı desteklemek için attığı son adım güçlü ve hızlı

Birleşmiş Milletler (BM) Yemen İnsani Yardım Koordinatörü Julien Harneis, Suudi Arabistan’ın Yemen’deki kalkınmayı desteklemek için attığı son adımı güçlü ve hızlı olarak nitelendirdi. (BM)
Birleşmiş Milletler (BM) Yemen İnsani Yardım Koordinatörü Julien Harneis, Suudi Arabistan’ın Yemen’deki kalkınmayı desteklemek için attığı son adımı güçlü ve hızlı olarak nitelendirdi. (BM)
TT

BM: Suudi Arabistan’ın Yemen’deki kalkınmayı desteklemek için attığı son adım güçlü ve hızlı

Birleşmiş Milletler (BM) Yemen İnsani Yardım Koordinatörü Julien Harneis, Suudi Arabistan’ın Yemen’deki kalkınmayı desteklemek için attığı son adımı güçlü ve hızlı olarak nitelendirdi. (BM)
Birleşmiş Milletler (BM) Yemen İnsani Yardım Koordinatörü Julien Harneis, Suudi Arabistan’ın Yemen’deki kalkınmayı desteklemek için attığı son adımı güçlü ve hızlı olarak nitelendirdi. (BM)

Birleşmiş Milletler (BM) Yemen İnsani Yardım Koordinatörü Julien Harneis, geçici başkent Aden’deki durumu “Artık jeneratör seslerini duymuyorum; çünkü elektrik şebekesi geri dönmeye başladı. Bu, Suudi Arabistan’ın hızlı müdahalesi sayesinde gerçekleşti. Ayrıca dün Aden Havalimanı’ndan ayrıldım ve pistin yeniden inşasını gördüm; bu da çok olumlu bir gelişme” sözleriyle değerlendirdi.

Şarku’l Avsat ile yaptığı röportajda, Suudi Arabistan’ın kalkınma müdahalelerinin insani yardımlar kadar önemli olduğunu vurgulayan Harneis, “Suudi Arabistan’ın Yemen Kalkınma ve Yeniden Yapılanma Programı kapsamında ülke genelinde pek çok proje yürütülüyor. Son günlerde ve haftalarda Suudi Arabistan, Yemen hükümetini destekleme konusunda hızlı ve etkili bir şekilde hareket etti” dedi.

yu7
Birleşmiş Milletler (BM) Yemen İnsani Yardım Koordinatörü Julien Harneis (Şarku’l Avsat)

Harneis, Husi güvenlik güçlerinin yaklaşık 73 BM çalışanını gözaltında tutmaya devam ettiğini ve BM’ye ait birçok ofisi kontrol altında bulundurduğunu açıkladı. Harneis, Husilerin yüzlerce iletişim cihazı ve gerekli ekipmana da el koyduğunu belirterek, durumun değişeceğine dair hiçbir işaret olmadığını ve bunun ‘son derece moral bozucu’ olduğunu ifade etti.

Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi

Harneis, Riyad ziyaretinin, küresel insani durumu ele almak üzere Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSRelief) ile yapılan bir toplantıya katılmak amacıyla gerçekleştiğini açıkladı. Harneis, “Son on yılda KSRelief büyük bir gelişim kaydetti ve bugün insani yardım alanında küresel ölçekte önemli bir aktör konumunda” dedi.

Harneis, merkezin Yemen’de insani yardıma büyük önem verdiğini belirterek, “Bu ziyarette Yemen’deki insani durum üzerinde yoğunlaştım. Yaptığımız görüş alışverişi çok faydalı oldu. KSRelief ile ilişki ve iş birliği her zaman mükemmel oldu. BM ve insani yardıma güçlü bir şekilde destek verdiler. Bugün amacımız, teknik ve liderlik boyutlarını da kapsayan daha derin tartışmalarla bu ilişkiyi bir üst seviyeye taşımak. İnsani yardımın nasıl organize edileceği konusu son derece kritik” ifadelerini kullandı.

Suudi Arabistan en büyük bağışçılardan biri

Yemen’deki kalkınma çalışmalarına da değinen Harneis sözlerini şöyle sürdürdü: “KSRelief, son on yılda olağanüstü destek sağladı ve her zaman en büyük bağışçılardan biri oldu. Bu yıl muhtemelen en büyük bağışçı olacak. Rolü yalnızca finansmanla sınırlı değil; Yemen’deki durumu derinlemesine anlamaları, bu çalışmaları son derece önemli kılıyor.”

hyju
Birleşmiş Milletler (BM) Yemen İnsani Yardım Koordinatörü Julien Harneis, Suudi Arabistan’ın Yemen’deki insani yardım faaliyetlerine en büyük bağışçılardan biri olduğunu doğruladı. (BM)

Harneis, Suudi Arabistan’ın kalkınma alanındaki katkılarını da vurgulayarak, “Kalkınma çabaları insani yardımlar kadar, hatta belki daha da önemli. Suudi Arabistan’ın Yemen Kalkınma ve Yeniden Yapılanma Programı, ülke genelinde çeşitli projeler yürütüyor. Son günlerde ve haftalarda Suudi Arabistan, Yemen hükümetini destekleme konusunda hızlı ve güçlü bir şekilde harekete geçti; bu oldukça belirgindi” dedi.

Elektrik altyapısını örnek gösteren Harneis sözlerine şöyle devam etti: “Bu sorun en az 15-20 yıldır var ve Yemenlilerin hayatında sürekli bir gerilim kaynağıydı. İnsanlar neredeyse tamamen jeneratörlere bağımlıydı. Ancak son bir hafta veya on gün içinde jeneratör seslerini artık duymuyorum; çünkü elektrik şebekesi geri dönmeye başladı. Bu da Suudi Arabistan’ın hızlı müdahalesi sayesinde gerçekleşti. Dün Aden Havalimanı’ndan ayrıldım ve pistin yeniden inşasını gördüm; bu çok olumlu bir gelişme.”

Harneis ayrıca, “Hükümet kontrolündeki bölgelerde güçlü bir devletin kalkınmanın faydalarını, hukukun üstünlüğünü ve iyi idareyi vatandaşlara gösterebilmesi gerekiyor” dedi.

BM personelinin gözaltına alınması

Harneis, “Anlam veremediğimiz bir şekilde, fiili otorite olan Husiler Sana’da 73 meslektaşımızı gözaltına aldı; bunlardan biri gözaltı sırasında hayatını kaybetti. Ayrıca BM’nin eski çalışanları da gözaltına alındı. Bu tek seferlik bir olay değil; Aralık 2021, 2023 ve 2024’te ve 2025’te üç kez daha yaşandı; en son olay sadece üç hafta önce gerçekleşti” şeklinde konuştu.

cvfghy
2026 Yemen İnsani Yardım Planı için yaklaşık 2,16 milyar dolarlık bir kaynak gerekli. Bunun 1,6 milyar doları en acil ihtiyaçlar için ayrılmış durumda. (BM)

BM Yemen İnsani Yardım Koordinatörü Harneis, “Ofislerimize ve varlıklarımıza el konuldu; birçok ofis ya Husi güvenlik güçlerinin kontrolü altında ya da kapalı durumda. Yüzlerce iletişim cihazı ve gerekli ekipman da alınmış durumda. Sana’dan bu durumun değişeceğine dair hiçbir işaret yok; bu özellikle Yemen halkı için kritik bir dönemde son derece moral bozucu” ifadelerini kullandı.

Saada ziyaretleri

Harneis, Husilerin kalesi sayılan Saada vilayetine son yıllarda yaklaşık altı kez ziyaret gerçekleştirdiğini ve Yemen’in diğer bölgelerinde de insani yardım çalışmalarını güvence altına almak için diyalog yürüttüğünü belirtti. Harneis, “İlk kez 2013’te Saada’yı ziyaret ettim; 2014, 2015 ve 2016’da da oradaydım, ardından iki yıl önce ve geçen yıl tekrar ziyaret ettim. Yemen’in çoğu bölgesini gezdim; birçok bölgede yönetim silahlı grupların elinde. İnsani yardımın devam etmesi için bu gruplarla diyalog kurmak gerekiyor” dedi. Son ziyaretinde vilayet valisiyle görüştüğünü de bildirdi.

Husilere yönelik eleştiriler

Harneis, BM’nin Husilere yönelik eleştirilerini operasyonel kolaylıklar veya başka gerekçelerle yumuşatmadığını kesin bir dille vurguladı. Harneis, “Genel Sekreter bile personelimizin gözaltına alınması konusunda defalarca konuştu, ajans başkanları da konuştu, yüzlerce açıklama yapıldı; hiçbir zaman susmadık… Üzücü olan, yüzlerce, belki de binlerce Yemenlinin gözaltında olmasına rağmen seslerinin duyulmaması” ifadelerini kullandı.

İnsani yardım harcamalarının denetimi

Harneis, BM fonlarının Yemen’de nasıl kullanıldığına dair yöneltilen sorulara şöyle yanıt verdi: “Yaptığımız her şey şeffaftır ve halka açıktır; bunu ‘fts.un.org’ üzerinden takip edebilirsiniz. Burada finansman kaynakları ve yıllardır yürütülen projeler görülebilir. Ayrıca tüm BM ajansları, yıllık iç ve dış denetimlere tabidir; bunun yanında bağışçılar tarafından da gözden geçirilmektedir.”

BM Yemen İnsani Yardım Koordinatörlüğü Ofisi’nin Aden’e taşınması

Harneis, BM Yemen İnsani Yardım Koordinatörlüğü Ofisi’nin Sana’dan Aden’e taşınması kararının BM Genel Sekreteri tarafından alındığını belirtti. Bu kararda etkili olan faktörlerden birinin ‘Yemen hükümetinin BM nezdinde resmi temsilci olması’ olduğunu söyleyen Harneis, diğer faktörün ise ‘Sana’daki yetkililerin BM’ye yönelik kötü muamelesi’ olduğunu vurguladı.

Hükümetle iyi ilişkiler

Uluslararası alanda tanınan Yemen hükümetiyle ilişkilerin ‘iyi’ olduğunu vurgulayan Harneis, “Tüm düzeylerde sürekli koordinasyon halindeyiz” dedi. Harneis, BM’nin hedefini ise şöyle açıkladı: “Amacımız her zaman hükümetle yakın çalışmak; çıkarlarımız ortak. Bunu güçlendirmeyi amaçlıyoruz. Bunun için net bir hükümet liderliği ve istikrarlı bir plan şart. Son iki yılda hükümeti bağışçılarla koordinasyon mekanizmalarına dahil etmeye çalıştık, kalkınma önceliklerini hükümetin öncelikleriyle ilişkilendirdik ve bu alanda somut ilerleme kaydettik.”

2026 için öncelikler

Harneis’e göre BM bu yıl Yemen’de, hükümetin kalkınma liderliğini ulusal öncelikler doğrultusunda desteklemeye odaklanıyor. İnsani alanda özellikle Husilerin kontrolündeki bölgelerde krizin etkilerini en aza indirmeye çalışacaklarını belirten Harneis, bu görevleri uluslararası sivil toplum kuruluşları aracılığıyla yürüteceklerini ve öncelikli alanların gıda güvenliği, sağlık ve beslenme olacağını vurguladı.

Harneis, 2026 Yemen İnsani Yardım Planı için gerekli bütçenin yaklaşık 2,16 milyar dolar olduğunu, bunun 1,6 milyar dolarının acil öncelikler için ayrıldığını açıkladı.