İsrail lobisi Gazze’deki Yahudi yerleşimini yeniden canlandırmaya çalışıyor

Bir ABD lobisiyle ortaklaşa bir şekilde… İsrailli bir yetkili, Filistinlilerin sınır dışı edilmesini gerçekçi olmayan hayaller olarak görüyor.

Yerinden edilmiş Filistinliler Gazze’nin el-Mavasi bölgesindeki geçici çadır kampında yemek pişiriyor (AP)
Yerinden edilmiş Filistinliler Gazze’nin el-Mavasi bölgesindeki geçici çadır kampında yemek pişiriyor (AP)
TT

İsrail lobisi Gazze’deki Yahudi yerleşimini yeniden canlandırmaya çalışıyor

Yerinden edilmiş Filistinliler Gazze’nin el-Mavasi bölgesindeki geçici çadır kampında yemek pişiriyor (AP)
Yerinden edilmiş Filistinliler Gazze’nin el-Mavasi bölgesindeki geçici çadır kampında yemek pişiriyor (AP)

İsrail ve ABD’de faaliyet gösteren İsrail’in Zafer Projesi için Parlamento Lobisi, ABD yönetimine ve İsrail hükümetine ‘Filistinlilerin gönüllü yer değiştirmesi projesi üzerinde ciddi şekilde müzakere edilmesi’ talebinde bulundu. Lobi, bunun İsrail ve Filistinliler için en iyi insani çözüm olduğunu iddia etti. Ayrıca lobi, ABD’nin Filistin Otoritesi’nin Gazze’yi yeniden yönetmesini sağlama planı ve iki devletli çözüm konusunda uyarıda bulunarak, bunun Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırısının birkaç kez tekrarlanması için bir ‘reçete’ olduğunu dile getirdi.

Bu tutum, Güvenlik ve Siyasi İşlerden Sorumlu Mini Bakanlar Konseyi’nin Gazze’deki savaşın ertesi günü konusunu tartışmak için dün gerçekleştirdiği toplantının arifesinde ortaya koyuldu. Lobi, Gazze halkının sınır dışı edilmesine yönelik resmi projenin yazarı olan İstihbarat Bakanı Gila Gamliel’in hazırladığı planı kabul ettiğini duyurdu. Bakan, lobi üyeleriyle yaptığı toplantıda, Gazze’de yaşamı neredeyse imkânsız hale getirecek tedbirlerle Gazze’ye geçişin önünü açmanın öneminden bahsetti.

4R5G
Gazze Şeridi’nin güneyinde bulunan Han Yunus’taki Nasır Hastanesi yakınındaki UNRWA kampında yerinden edilmiş bir kız (EPA)

Gamliel, “Savaştan sonra Gazze’de olması gereken; Hamas yönetiminin çökmesi, sitelerinin ve tünellerinin tamamen yok edilmesi, belediyelerin ve köy meclislerinin çökmesi ve yüzbinlerce evin yaşanmaz hale gelmesi, sakinlerinin yabancı insani yardıma bağımlı hale gelmesi, işyerlerinin yok olması, yaygın işsizliğin ortaya çıkması ve tarım arazilerinin yüzde 60’ını İsrail'in güvenlik kuşağı haline getirilmesidir. Ayrıca İsrail ordusunun, tüm sınır geçişlerini kontrol altında tutması ve operasyonel faaliyetlerine devam edebilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.

UNRWA malzemelerinin aktarılması

“Yönetim yetkisinin Filistin Otoritesi’ne devredilmesi, İsrail için çok tehlikeli bir konudur” diyen Bakan, “Otorite’nin orada yönetici olduğunu ve Hamas tarafından zorla kovulduğunu unutmayalım. Otoritenin liderleri, pozisyonları açısından Hamas’tan farklı değil, hatta 7 Ekim katliamına desteklerini bile dile getirdiler” dedi.

Gila Gamliel, projesinin Gazze Şeridi’nde ABD, Mısır ve Ürdün liderliğinde geçici bir sivil yönetimin kurulmasını ve İsrail ordusunun güvenlik kontrolünü sürdürmesini öngördüğünü dile getirdi. Acil görevler arasında tamamen silahsızlanma süreci ve Filistinlilerin bilincini değiştirmeye yönelik bir planın uygulanması, Filistinli mülteci sorununun ve onu devam ettiren her şeyin ortadan kaldırılması ve mültecilerin ülke dışında yeni bir hayat kurabilmeleri için gönüllü göç projesini finanse etmek amacıyla UNRWA’ya kaynakların aktarılması yer alacak.

ERGR4
İsrail Hava Kuvvetleri’nin 669. Birimi üyeleri yaralı bir İsrail askerini Gazze’deki bir uçağa taşıyor (AFP)

Bu lobinin 2017 yılında hem koalisyon hem de muhalefet temsilcilerinden oluşan bir parlamento lobisi olan ‘İsrail Zafer Projesi’ adı altında kurulmuş olması dikkat çekicidir. Başkanlığını Likud’dan milletvekilleri Avraham Nagusa, (Yair Lapid’in başkanlığını yaptığı) Yeş Atid partisinden Elazar Stern ve Liberman’ın partisinden Oded Forer yaptı. Lobi, tüm Siyonist partilerden 20 temsilci içeriyor. 2019’da Knesset değişti ve lobinin başına, Likud’dan Yuval Steinitz, Gideon Saar’ın partisinden Zvi Hauser (daha sonra Benny Gantz liderliğindeki koalisyonun parçası oldu) ve Liberman’ın partisinden Yevgeni Suba geçti. Mevcut Knesset’te lobi, Dini Siyonizm’den Ohad Tal ve Lieberman'ın partisinden Yevgeni Suba tarafından yönetiliyor.

Gerçek dışı hayaller

Öte yandan İsrail Başbakanı, İsrail medyasına verdiği brifingde, aralarında Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in de bulunduğu İsrail hükümetindeki bakanlar tarafından Filistinlilerin Gazze Şeridi’nden sürülmesi yönünde yapılan çağrıları ‘gerçeklikle bağlantısı olmayan hayaller’ olarak nitelendirdi.

Netanyahu, “İsrail, Gazze halkını yerinden edip dünyanın başka yerlerine yerleştirmeye çalışmıyor. Biz istesek bile İsrail’in Gazzelileri başka bir ülkeye göç etmeye zorlama gücü yoktur” diyerek, yasal kısıtlamalara atıfta bulundu. İsrail’in Gazzelilerin göçü konusunda hiçbir ülke ile pazarlık yapmadığını belirten Netanyahu, “İsrail, bu yaklaşımdan vazgeçmeli. Bir kısır döngü içinde değiliz. İsrail’de Gazze’de gönüllü göç konusunda bir istek olabileceğine inanan çok sayıda kişi var. Kurulmuş hiçbir hayal olmamalıdır. Hiçbir ülke Filistinlilerin yeniden yurtlandırılmasını kabul etmeyecektir” dedi.

ER
Gazze Şeridi’nin güneyindeki yerinden edilmiş Filistinliler, su almak için sırada bekliyor (Reuters)

Netanyahu’nun bakanlarına bu konuyla ilgili özel bir ekip kuracağına dair söz verdiği biliniyor. Ancak aynı zamanda Başbakan, bugün bu adımın büyük bir siyasi ve hukuki ikilem oluşturacağını ve ABD Başkanı Joe Biden yönetimiyle çatışmaya yol açacağını da düşünüyor.

ABD’li iki isim

Lobinin çalışmalarının başlangıcından bu yana liderliğinde iki ABD’li isim yer aldı; Bunlardan ilki, Washington’daki Ortadoğu Enstitüsü Başkanı Prof. Daniel Weibas. Kendisi, ulusal güvenlik ve terörle mücadele konularındaki geniş nüfuzuyla biliniyor. Diğer isim ise söz konusu enstitünün Genel Müdürü Greg Roman. Kendisi, Yahudi kurumlarının eski bir lideridir ve İsrail Savunma Bakanlığı’nda görev almış ve İsrail Dışişleri Bakanı’nın danışmanı olarak çalışmıştır. Lobinin bu toplantıda açıklanan hedefi, Filistin’in reddetme politikasına son vermek ve Filistinlilerle çatışmayı sonlandırıp kan dökülmesini durduracak atmosferi hazırlamaktır. Bu da ancak Filistinliler ve destekçilerinin yenilgiyi kabul edip silahlarını bırakmalarından sonra müzakere yoluyla başarılabilir.

DEVRBT
İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki savaşının başlangıcında Gazze’den güneye göç eden Filistinliler (AFP)

Lobi, İsrail hükümeti ile ABD yönetiminin 30 yıllık müzakereler sırasında anlaşmazlığı çözmede başarısız olduğuna inanıyor. Lobiye göre ABD’li yetkililer, İsrail’e ‘acı verici tavizler’ dayatmaya odaklanırken, onlar Filistin’in reddetme politikasını da uygun şekilde ele almadılar. Ayrıca lobi, “Artık bir kez daha düşünmeli, Filistinlileri İsrail’i bir Yahudi devleti olarak tanımaya ve İsrail’i yok etme düşüncesinden vazgeçtiklerini ilan etmeye zorlamalı” açıklamasında bulundu.

ABD lobisine benzer

İsrail lobisi, 1988’den bu yana Kongre’de kurulan, ABD liderliğindeki siyasi isimler tarafından yönetilen ve işbirliği yapılan benzer bir Amerikan lobisinin ortağıdır. ABD desteğiyle finanse ediliyor.

İsrail sağının gönüllü sınır dışı etme projesini desteklemeye yönelik bu yaygın saldırısı, öyle görünüyor ki ABD yönetimini ve bunu İsrail’i siyasi ve hukuki olarak uluslararası forumlara dahil etmek olarak gören İsrail’deki birçok gücü rahatsız ediyor. Lobi toplantısının bitiminden sonra İsrailli üst düzey güvenlik yetkililerinin medya organlarına “Ordu, sınır dışı etme konusunu gerekli görmüyor. Aksine İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki savaşının bir sonraki aşamasının bir parçası olarak kuzey Gazze sakinlerinin evlerine dönmelerine izin verilmesini tavsiye ediyor’ yönünde açıklama yapması tesadüf değil. Ayrıca yetkililer, İsrail’in ‘yasal ve siyasi’ kısıtlamalarla sakinleri engelleyemeyeceğini vurguladı.

EDFR
Yerinden edilmiş Filistinliler, Gazze’nin el-Mavasi bölgesindeki geçici çadır kampında yemek pişiriyor (AP)

Muhalif bir siyasi kaynak, “Sınır dışı etme çağrısı artık yalnızca bazı aşırı sağcı bakanlar ve temsilcilerle sınırlı değil. İsrail ve ABD'deki siyasi, popüler ve akademik güçler de bu çağrının arkasında duruyor. Bu güçler bu projeye ivme kazandırmaya çalışıyor ve savaşın siyasi çözüm yoluyla sona erdirilmesini her türlü şekilde reddediyor” dedi.

“Savaşın ertesi günü”

Mevcut yerinden etme kampanyası da tesadüf değil. Aksine İsrail Güvenlik ve Siyasi İşler Bakanlar Konseyi’nin ABD yönetiminin baskısıyla ‘savaşın ertesi günü’ konusunu görüşmek üzere yürüteceği görüşmelerin arifesinde gerçekleşti.

İsrail merkezli Kanal 13’ün haberine göre güvenlik yetkilileri, güvenlik hizmetlerinin de vizyonlarını sunmaya hazırlandığını açıkladı. Güvenlik teşkilatındaki üst düzey yetkililer tarafından formüle edilen pozisyon, “(Uluslararası toplumu İsrail’i desteklemek üzere harekete geçirmeyi amaçlayan) Uluslararası hukuki ve siyasi koşullara bağlı olarak İsrail, kuzey Gazze sakinlerinin kendi bölgelerine dönmesini engelleyemeyecektir” ifadeleriyle açıklandı.

Habere göre güvenlik servisleri, yerlerinden edilmiş Filistinlilerin kuzey Gazze Şeridi’nden kendi bölgelerine dönüşlerine izin verilmesine başlamak için belirli bir tarih önermedi. Ancak güvenlik servislerindeki üst düzey yetkililer, İsrail siyasi liderleriyle yaptıkları görüşmelerde, “Bu, Gazze’deki savaşın üçüncü aşamasının başlamasıyla gerçekleşmelidir” dedi.

Kanal 13 bir haberinde, “Güvenlik hizmetlerindeki yetkililer, bu tutumlarına diğer hususların yanı sıra, uluslararası hukuka göre bölge sakinlerinin süresiz olarak evlerinden tahliye edilemeyeceği gerçeğini gerekçe sunuyor” değerlendirmesinde bulundu. Kanala göre bu değerlendirmeler, aynı zamanda Güney Afrika’nın ‘savaş kurallarının ihlali ve Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilere soykırım yapılmasıyla’ ilgili olarak İsrail’e açtığı dava çerçevesinde Uluslararası Adalet Divanı’nın gelecek hafta Lahey’de yapacağı oturumda da gündeme getirilecek.



Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
TT

Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinin cumartesi gecesi yaptığı ve çarşamba günü Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini duyurduğu çarpıcı açıklama, İran’la müzakerelerin ele alınacağı ve İsrail’in taleplerinin gündeme getirileceği iddiasına rağmen, bu dosyada gerçekte yeni bir gelişmeye işaret etmiyor. Aksine, söz konusu açıklamanın esas olarak Netanyahu’nun başta iç siyasi hesapları olmak üzere gerçek hedeflerini örtmeyi amaçladığı, bunların da büyük ölçüde İsrail’de fiilen başlamış olan seçim süreciyle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.

Bu değerlendirmeyi güçlendiren bir diğer unsur da Netanyahu’nun Washington ziyaretinin tarihini değiştirmesini gerekçelendirirken, ‘İran dosyasının aciliyeti’ olarak nitelediği unsuru öne sürmesi oldu.

Bilindiği üzere Netanyahu, bir hafta önce Washington’a ziyaret talebinde bulunmuş, ABD yönetimi de bu talebi kabul etmişti. Ziyaretin, başta İran dosyası olmak üzere, Başkan Donald Trump’ın Filistin meselesine ilişkin planı ve Netanyahu’nun karşı karşıya olduğu yolsuzluk davalarında olası bir af konusu gibi bir dizi başlığın ele alınması amacıyla ayın 18’inde gerçekleştirilmesi planlanıyordu. Trump’ın ertesi gün, yani ayın 19’unda Washington’da Barış Konseyi’ni toplantıya çağırması üzerine, Netanyahu’nun da konsey üyesi olması nedeniyle bu toplantıya katılacağı yönünde bir beklenti oluşmuştu.

dfert
ABD Başkanı Donald Trump, İran Dini Lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)

Ancak Netanyahu daha sonra, toplantıya katılma ihtimali konusunda tereddütlerini dile getirdi ve gündemdeki planın ilerlemesi önünde koyduğu engelleri kaldırmasının istenmesinden çekindiğini ima etti. İsrail’in Kanal 12 televizyonu, ziyaret tarihinin öne çekilmesinin Netanyahu’nun 18’inde planlandığı gibi Washington’a gitmemesine ve dolayısıyla Barış Konseyi liderler toplantısına katılmamasına yol açabileceğini bildirdi. Fiiliyatta Netanyahu’nun, konsey üyelerinin Gazze konusunda yerine getirmesini talep edeceği yükümlülüklerden kaçınmak için toplantıya katılmaktan geri durduğu izlenimi oluştu.

Bu değerlendirme, Netanyahu’nun anlaşmanın ikinci aşamasının, hatta ilk aşamasının uygulanması önüne ciddi engeller koyduğuna dair uluslararası alanda giderek güçlenen kanaate dayanıyor. Tahminlere göre İsrail, anlaşmayı günde üç ila dört kez ihlal ediyor. Refah Sınır Kapısı, sahada yaşananların niteliğine dair bu bağlamdaki örneklerden yalnızca biri olarak öne çıkıyor.

Netanyahu’nun tutumundaki bu değişiklik neden oldu?

Merkezi iddia, İran dosyası etrafında şekilleniyor. İsrail Kan 11 televizyonuna göre Netanyahu, cumartesi sabahı ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘Umman müzakerelerinde olumlu ilerleme’ sağlandığı ve İran’ın gerçekten bir anlaşmaya varmak istediği yönünde bir hissiyat oluştuğuna dair açıklamalarını takip etmesinin ardından, Washington ziyaretini ayın 18’inden öne çekme kararı aldı.

Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamada, ziyaret tarihinin öne alınmasının gerekçesi olarak İran’ın ‘aldatıcı’ olduğu ve kendisine herhangi bir taviz verilmemesi gerektiği görüşü öne çıkarıldı. Açıklamada, bu tutumu pekiştirmek amacıyla, ‘Tahran’la yürütülecek her türlü müzakerenin, balistik füze programının sınırlandırılmasını ve İran ekseni olarak tanımlanan yapıya verdiği desteğin durdurulmasını içermesi gerektiği’ vurgulandı. Netanyahu’ya yakın kaynaklar ise İsrail Başbakanı’nın, Trump’tan İran’ın İsrail’i tanımasını ‘gerçek barış niyetinin kanıtı’ olarak dayatmasını talep etmeyi planladığını aktardı.

Kan 11, Tel Aviv’in, Başkan Trump’ın İran’la müzakerelere başlanmadan önce ‘İsrail’le önceden üzerinde uzlaşılan bazı noktalardan geri adım atmasından’ endişe duyduğunu bildirdi. Bu çerçevede İsrail basınında yer alan değerlendirmelerde, Netanyahu’nun ofisinin açıklaması bir güç gösterisi olarak yorumlandı; İsrail’in süreci pasif biçimde izlemediğini göstermek ve karar alma sürecinde geç kalınmadan önce ABD yönetimi üzerinde etki oluşturmak amacı taşıdığı belirtildi.

İsrail’in altı talebi

Siyasi dramanın unsurlarını tamamlamak istercesine Netanyahu, İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı’nın da kendisine Washington ziyaretinde eşlik edeceğini açıkladı. Netanyahu, bu adımın amacının, İran’a yönelik bir saldırının gerekliliğini anlatmak olduğunu belirterek, böyle bir darbenin İran’ın kapasitesini felç edeceğini ve özgüvenini sarsacağını savundu. Netanyahu ayrıca dün hükümet koalisyonunu oluşturan parti liderleriyle bir toplantı ve bunun yanı sıra Bakanlar Kurulu’nun ayrı bir oturumunu toplama çağrısı yaptı.

Netanyahu’nun çarşamba ve perşembe günleri bir dizi görüşme gerçekleştirmesi, cuma günü ise İsrail’e dönmesi planlanıyor. Program kapsamında ABD Başkanı ile görüşmenin yanı sıra, Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Brad Cooper ve müzakere dosyasından sorumlu özel temsilciler Steve Witkoff ile Jared Kushner’la da bir araya gelmesi öngörülüyor.

fvev
İsrail'in Demir Kubbe füze savunma sistemi, İran’dan Tel Aviv’e fırlatılan balistik füzeleri önlüyor. (EPA)

Sağcı İsrail gazetesi Israel Hayom, bu çarpıcı ziyareti, Netanyahu’nun İran dosyası konusunda Trump’ı altı İsrail talebini benimsemeye ikna etme girişimi olarak yorumladı. Buna göre ilk iki talep, balistik füze dosyasının müzakerelere dahil edilmesi ve bu füzelerin menzilinin 300 kilometreyle sınırlandırılması ile İsrail’in bölgede ‘vekil güçler’ olarak tanımladığı yapılara verilen İran desteğinin sona erdirilmesini kapsıyor.

Nükleer başlık altında ise İsrail’in dört ek talep ileri sürdüğü belirtiliyor. Bu talepler; İran’ın nükleer programının tamamen ortadan kaldırılmasının garanti altına alınması, tüm zenginleştirilmiş uranyum stoklarının ülke dışına çıkarılması, oranı ne olursa olsun her türlü uranyum zenginleştirme faaliyetinden vazgeçilmesi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin İran’a geri dönerek nükleer tesislere ani denetimler yapma yetkisine sahip olmalarını içeriyor.

Beyaz Saray’ın içindeki lobi

Gazete, Netanyahu’nun bu yaklaşımı Witkoff ve Kushner’a kabul ettirmeye çalıştığını, ancak müzakereler sürecinde bu iki ismin kendi tezlerine ne ölçüde bağlı kalacağından kuşku duyduğunu aktardı. Bu nedenle Netanyahu’nun, doğrudan Trump’la görüşmenin belirleyici seçenek olduğu kanaatini taşıdığı ve ABD Başkanı’nı ikna edebilecek tek kişinin kendisi olduğuna inandığı belirtildi.

Netanyahu’nun, ABD ekibinin diğer üyelerine kıyasla daha sert bir çizgide gördüğü Başkan Yardımcısı JD Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun desteğini arkasına almayı hedeflediği, bu yolla İran’la anlaşmaya varılmasından yana olan eğilime karşı Beyaz Saray içinde bir baskı grubu oluşturmayı amaçladığı ifade ediliyor.

Buna karşılık İsrailli uzmanlar, füze dosyasının nükleer programla ilgili her türlü müzakerenin zaten doğal bir parçası olduğunu vurguluyor. Uzmanlara göre, nükleer başlık taşıyabilecek gelişmiş balistik füzeler olmadan bir nükleer silah üretmenin herhangi bir anlamı bulunmuyor ve ABD’li müzakereciler de bu gerçeğin farkında. Bu nedenle söz konusu çevreler, İsrail’in bu bağlamda sergilediği paniğin büyük ölçüde yapay olduğu görüşünde.

Nitekim daha önce Netanyahu hükümetinde bakan olarak görev yapan ve halen savunma sanayii şirketi Rafael’in Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürüten Yuval Steinitz’in de dile getirdiği üzere, İsrail’in esasen bir nükleer anlaşmaya varılmasını istemediği belirtiliyor. Bu bakış açısına göre, koşulları ne olursa olsun her türlü anlaşma kötü kabul ediliyor ve yaptırımların kaldırılması ile mali kaynak akışının yeniden başlaması nedeniyle Tahran’daki rejimin gücünü artıracağı savunuluyor. İsrail tarafı, söz konusu kaynakların Hizbullah’tan Iraklı gruplara, Hamas ve İslami Cihad Hareketi’nden Yemen’deki Husilere kadar İran’ın bölgedeki müttefiklerine aktarılacağını öne sürüyor.

cdf
İran’ın başkenti Tahran’da ABD ve İsrail’i kınayan bir duvar resmi (AFP)

Netanyahu’ya yakın isimlerden Steinitz’e göre masadaki alternatifler ya askerî bir saldırı düzenlenmesi ya da mevcut durumun dondurulması. Steinitz, askerî seçeneği en ideal çözüm olarak görürken, böyle bir adımın İran’daki yönetimi zayıflatacağını ve çöküşe giden süreci hızlandıracağını savundu. Mevcut durumun dondurulması ise ikinci en önemli seçenek olarak değerlendiriliyor; zira bu yol, bir anlaşmaya varılmasını engelliyor, yaptırımların yürürlükte kalmasını sağlıyor ve rejimi ekonomik ve toplumsal açıdan zayıflatmayı hedefliyor.

Steinitz, bu bağlamda Netanyahu’nun elinde haziran ayındaki savaşla ilgili önemli bir koz bulunduğunu da vurguladı. O dönemde ağır darbeler indirildiğini, buna karşın tek bir Amerikan askerinin dahi zarar görmediğini hatırlattı.

Steinitz’e göre Netanyahu, her hâlükârda Trump’tan, İsrail’in geleneksel tutumuna destek vermesini sağlamaya çalışıyor. Bu tutum, İsrail’in İran’la yapılabilecek herhangi bir anlaşmanın tarafı olmadığı ve böyle bir anlaşmanın kendisini bağlamadığı anlayışına dayanıyor. Steinitz, bu yaklaşımın ardında, İran üzerinde savaş tehdidi kılıcını sürekli olarak sallandırma gerekliliğine dair güçlü bir inancın yattığını belirtiyor.

Bu durum, Netanyahu’nun söz konusu tutumu Trump’ın otoritesine zarar vermeden nasıl dile getireceği ve Witkoff ile Kushner’a karşı Beyaz Saray içinde bir lobi oluşturup oluşturamayacağı sorularını gündeme getiriyor. Aynı zamanda Netanyahu’nun, İran liderliğini provoke edecek ve müzakerelerden çekilmeye zorlayacak adımlar atmayı mı hedeflediği, yoksa İranlı yetkililerin yeterli siyasi olgunluk göstererek Netanyahu’nun hamlelerini boşa çıkarıp Trump’la bir anlaşmaya doğru ilerleyip ilerlemeyeceği de tartışma konusu oluyor.

Netanyahu’nun bu aşamada asıl odağının, fiilen başlamış olan seçim süreciyle birlikte derinleşen iç siyasi krizi ve kamuoyu yoklamalarında gerileyen konumu olduğu dikkate alındığında, şu anki temel hedefinin iç kamuoyundaki yerini güçlendirecek bir Amerikan tutumunun ortaya çıkması olduğu değerlendiriliyor. Netanyahu’nun, İran’a karşı duran lider, hatta Trump’ın ifadesiyle bir ‘savaşçı’ ya da ‘kahraman’ olarak sunulmasının, mevcut koşullarda kendisi açısından özel bir önem taşıdığı ifade ediliyor.


Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
TT

Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)

Venezuela muhalefet lideri ve Nobel Barış Ödülü sahibi Maria Corina Machado, muhalefet üyesi Juan Pablo Guanipa'nın dün hapisten çıktıktan kısa bir süre sonra Karakas'ta "ağır silahlı adamlar" tarafından kaçırıldığını duyurdu.

Machado, X platformunda yaptığı paylaşımda, "Dakikalar önce Juan Pablo Guanipa, Karakas'ın Los Choros mahallesinde kaçırıldı. Sivil kıyafetli, ağır silahlı dört araç geldi ve onu zorla götürdü. Derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz" ifadelerini kullandı.


Güney Kore: Eğitim tatbikatı sırasında askeri helikopter kazasında iki kişi hayatını kaybetti

Askeri helikopterin düştüğü yer, (Reuters)
Askeri helikopterin düştüğü yer, (Reuters)
TT

Güney Kore: Eğitim tatbikatı sırasında askeri helikopter kazasında iki kişi hayatını kaybetti

Askeri helikopterin düştüğü yer, (Reuters)
Askeri helikopterin düştüğü yer, (Reuters)

Güney Kore ordusu, bugün Kuzey Gapyeong eyaletinde rutin bir eğitim görevi sırasında bir AH-1S Cobra askeri helikopterinin düştüğünü ve iki kişilik mürettebatının hayatını kaybettiğini açıkladı.

Ordu yaptığı açıklamada, helikopterin saat 11:00 civarında, nedeni henüz netleşmeyen bir şekilde düştüğünü belirtti. İki mürettebat yakındaki bir hastaneye kaldırıldı ancak yaralanmaları nedeniyle hayatlarını kaybetti.

Kaza sonrasında, ordu bu modeldeki tüm helikopterlerin uçuşlarını durdurdu ve kaza nedenini araştırmak üzere bir acil müdahale ekibi oluşturdu. Ordu, eğitim görevinin motor çalışır haldeyken acil iniş prosedürlerinin uygulanmasını içerdiğini belirtti.