Husi füzeleri, Mısır- İran normalleşmesini de vurdu mu?

Mısır ve İran arasındaki resmi temaslara rağmen ilişkiler henüz normalleşmedi. Gözlemciler, Kahire’nin, bu adımı atmaması konusunda ABD ve İsrail’in siyasi baskısı altında olduğunu belirtti.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ve İranlı mevkidaşı İbrahim Reisi (AFP)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ve İranlı mevkidaşı İbrahim Reisi (AFP)
TT

Husi füzeleri, Mısır- İran normalleşmesini de vurdu mu?

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ve İranlı mevkidaşı İbrahim Reisi (AFP)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ve İranlı mevkidaşı İbrahim Reisi (AFP)

Mısır ve İran, 45 yıllık kopuşun ardından geçen yıl diplomatik düzeyde yoğun temaslar yoluyla ilişkilerini normalleştirmeye yönelik adımları hızlandırdı. Bu süreç, iki cumhurbaşkanı arasında görüşmelere dönüştü. Ancak bu çabalar, Mısır’ın son iki yıldır Türkiye ile izlediği yol olan ilişkilerin tamamen normalleşmesine ve büyükelçi mübadelesine dönüşmedi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, geçen pazartesi günü yaptığı açıklamada, ‘Kahire ve Tahran arasında olumlu bir atmosferin hakim olduğunu, iki ülke ilişkilerinin, iki ülke dışişleri bakanlarının New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu oturum aralarındaki görüşmeleri sırasında iki liderin vizyonları uyarınca çizdikleri yol haritası temelinde ilerlediğini’ dile getirdi.

Kenani, yaptığı basın açıklamasında İran ile Mısır arasında büyükelçi mübadelesine ilişkin bir soruya yanıt olarak, “Tahran, belirlenen yol çerçevesinde ilişkileri adım adım geliştirmekle ilgileniyor. İkili ilişkilere olumlu yansımalarını görmeyi umuyoruz” derken, iki ülkeyi bölgedeki iki önemli ve etkili İslam ülkesi olarak nitelendirdi. İki ülkenin dışişleri bakanları arasındaki görüşmelerin birkaç aşamada gerçekleştiğine dikkati çeken Kenani, iki ülkenin cumhurbaşkanlarının Riyad’da bir araya geldiğini ve geçtiğimiz günlerde telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini söyledi.

Riyad’daki Arap-İslam ortak zirvesinin oturum aralarında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, İranlı mevkidaşı İbrahim Reisi ile görüşerek, Gazze’deki duruma ilişkin görüş alışverişinde bulundu. Ayrıca Mısır Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre iki lider, bölgedeki çatışma çemberinin genişletilmemesine ve bölgesel güvenlik ve istikrarın korunmasının önemine değindi.

Husi saldırıları

İlişkilerin ne ölçüde normalleştiğiyle ilgili olarak ise eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Hüseyin Haridi, “İlk adım, diplomatik ilişkilerin yeniden başladığını duyurarak Tahran’dan gelmeli. Çünkü 1979’daki İran devriminden sonra Mısır’ı bölme girişiminde bulunan ve Mısır’a düşman olan oydu. Dolayısıyla hatayı yapan kim olursa olsun bunu düzeltmeli” diyerek, Mısır’ın İran ile ilişkileri onarmaktan çekinmediğini vurguladı.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Haridi’nin özel olarak yaptığı gazeteye yaptığı açıklamada, “Kızıldeniz’de İran’a bağlı Yemenli Husi grubunun başına gelenler, Süveyş Kanalı’nın gelirlerini etkilediği gibi Mısır’ın önce ulusal güvenliğini, ardından da ekonomisini temelden etkiliyor” ifadelerini kullandı. Ayrıca “Mevcut durumun ve ortaya çıkan bölgesel durumların, Mısır’ın İran’la ilişkilerin düzeldiğini duyurma adımını atmasına yardımcı olduğuna inanıyoruz” şeklinde konuştu.

Geçen Kasım ayında Husiler, ‘Gazze halkını desteklemek’ amacıyla İsrail limanlarına giden ticari gemilere bir dizi saldırı başlattı. Bu durum, büyük deniz taşımacılığı şirketlerinin Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı’ndan geçmekten kaçınmasına ve Ümit Burnu rotasına yönelmesine neden oldu.

Küresel ticaret trafiğinin yüzde 12’si, konteyner taşımacılığının ise yüzde 30’u Süveyş Kanalı’ndan geçiyor. Kanalın önceki 2022-2023 mali yılındaki geliri yaklaşık 9,4 milyar dolardı.

Cumhurbaşkanlığı ve bakanlık temaslarına ilişkin olarak Haridi, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin Mısırlı mevkidaşı Abdülfettah es-Sisi’yi yeniden seçilmesi nedeniyle tebrik etmesinin, ‘ülkeler arası ilişkilerde değişiklik anlamına gelmeyen bir protokol prosedüründen başka bir şey olmadığını’ söyledi. Yetkili, Husilerin Babu’l Mendeb’de seyrüseferi ve Süveyş Kanalı üzerindeki nüfuzunu hedef alması öncesinde bakanlar arasında yoğun bir iletişimin gerçekleştiğine dikkat çekti.

23 Aralık’ta Sisi, İran Cumhurbaşkanından kendisini son cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki zaferinden ve Mısır cumhurbaşkanı olarak yeniden seçilmesinden dolayı tebrik eden bir telefon aldı. Mısır Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre Sisi, bu takdire şayan jesti takdir etti.

Gazze Şeridi'ndeki durumla ilgili gelişmelerin tartışılmasının yanı sıra Mısır, yaptığı açıklamada iki cumhurbaşkanının görüşmelerinin ‘iki ülke arasında askıda kalmış sorunları çözmenin yolunu’ ele aldığını açıkladı.

Temkinli bakış

Öte yandan İran uzmanı Mısırlı araştırmacı Ahmed Faruk, İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün de belirttiği gibi, iki ülke arasındaki ilişkilerin iyileşmesinin doğal yolunda ilerlediğine dikkati çekti. Büyükelçi mübadelesinin zaman aldığını ve Suudi Arabistan ile İran arasındaki ilişkileri normalleştirmeye yönelik Pekin anlaşmasından sonra da aynı şeyin yaşandığını belirtti. Gazze savaşı ve Husi saldırıları gibi bölgedeki gerginliklerin de ‘ilişkiler için motive edici bir faktör’ olduğunu belirten Faruk, “Çünkü iki ülkenin çeşitli kurumları arasında iletişim hatları mevcut olmasına rağmen bu gerilimler, iki ülke arasındaki iletişimi artırıyor” dedi.

Mısırlı araştırmacı, her iki ülkenin de diğerine bir dereceye kadar ‘temkinli’ baktığını inkâr etmedi. Ancak İran’ın Mısır’la ilişkileri onarmaya ilgi duyduğunu belirten Ahmed Faruk, Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan’ın bunu kendisi için kişisel bir başarı olarak nitelendireceğini söyledi. Ona göre İbrahim Reisi yönetimi de tıpkı Suudi Arabistan ve Orta Asya ülkeleriyle ilişkileri onarmadaki başarısı gibi, mevcut hükümetin kredisini artıran bu meseleyle ilgileniyor.

Faruk, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, İran diplomasisinin bir süredir Mısır’da, aralarında İran Dışişleri Bakanlığı’nın mevcut sözcüsü ve Mısır’daki eski Maslahatgüzar olan Nasıl Kenani’nin ve mevcut Maslahatgüzar Büyükelçi Muhammed Hüseyin Sultani Ferd’in de bulunduğu özel bir çalışma ekibi oluşturmakla ilgilendiğini belirtti.

Ahmed Faruk’a göre ilişkileri resmi olarak normalleştirme kararının alınması, Kahire’nin önem gösterdiği Irak, Suriye ve Filistin’deki koşulların yanı sıra, İran’ın bölgedeki milislere verdiği destek ve mezhepsel mülahazalar gibi iç değerlendirmeler ve geleneksel tartışmalı konular tarafından yönetiliyor. Faruk, bu meselelerin hem Kahire’nin hem de Tahran’ın aktif rol oynadığı konular olduğunu vurguladı.

Mısır’a baskı

Öte yandan İranlı akademisyen ve yazar Imad Abşanas, Kahire ve Tahran’ın ilişkilerin tamamen normale döndüğünü resmi olarak duyurma aşamasına ulaşamamasının, ABD ve İsrail’in bu adımı atmaması yönünde Kahire’ye uyguladığı büyük siyasi baskıdan kaynaklandığını söyledi. Abşanas, bu baskıların bir süredir devam ettiğine ve Gazze Savaşı’nın başlamasından sonraki mevcut bölgesel durumun sonucu olmadığına dikkat çekti.

Imad Abşanas, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, Mısır ve İran arasındaki temasın, birçok konuda koordinasyon sağlamak amacıyla her zaman çeşitli düzeylerde devam ettiğini vurguladı. Ayrıca büyükelçi mübadelesi ilanının çok önemli olmadığını, çünkü İran maslahatgüzarının büyükelçi rütbesine sahip olduğunu belirtti.

ABD’deki Maryland Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde yardımcı doçent olan Merve Mezid, daha önce Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada İsrail ve ABD’nin Mısır üzerindeki baskısına değinmişti. Mezid, “Mısır, ABD ve İsrail’in olumsuz tepkisini çekmemek için İran’la ilişkilerine ilişkin diplomatik adımları yavaş atmaya istekli olabilir” demişti.

İran’ın girişimi

İki ülke arasındaki ilişkileri yeniden tesis etme konusundaki konuşmalar, Mısır Dışişleri Bakanı Sameh Şukri’nin Kasım 2022’de Şarm eş-Şeyh’te düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Anlaşması Taraflar Konferansı (COP27) oturum aralarında İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Ali Salajegheh ile yaptığı görüşmeyle, bir yıl önce yenilendi.

Ertesi ay Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, Ürdün’de düzenlenen Bağdat 2 konferansının oturum aralarında İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile yüzeysel bir görüşme gerçekleştirdi. Bunu da İranlı bakanın, Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani’nin Mısır- İran diyaloğunun başlatılması önerisinde bulunduğunu ilan etmesi takip etti.

Mart 2023’te Suudi Arabistan ile İran arasındaki ilişkileri normalleştirme anlaşması, Kahire ile Tahran arasında da benzer bir adımın yakın olduğu yönünde spekülasyonlara yol açtı. Bu durum, İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ali Kenani’nin Mısır’ı bölgede önemli bir ülke olarak nitelendiren açıklamalarıyla da güçlendirildi.

İran’ın açılımı, geçen Mayıs ayında, İran Cumhurbaşkanı’nın Dışişleri Bakanlığı’na ‘Mısır’la ilişkileri güçlendirmek için gerekli önlemleri alması’ talimatını vermesiyle tekrarlandı. Aynı şekilde Abdullahiyan, Mısır’la ilişkilerin ciddi ve karşılıklı gelişme ve açılıma sahne olmasını umduğunu da ifade etti. Kahire ile ilişkilerin İran’ın dış politika öncelikleri arasında yer aldığını belirten Abdullahiyan, iki ülkeyi ikili ilişkilerin seviyesini yükseltmeye teşvik eden ve bunun için çaba gösteren isimsiz ülkelerin var olduğunu da ifade etti. Basında çıkan haberlerde ise Umman Sultanlığı ve Irak’ın, Mısır ile İran arasındaki mesafenin kapatılmasında rol oynadığı belirtildi.

İran’ın bu iyimserliği, Mısır’ın ılımlı tepkisiyle karşılandı. Mısır Dışişleri Bakanı Sameh Şukri, Mısır- İran sürecinin varlığına ilişkin medyada çıkan haberleri yalanladı. İranlı bakanın açıklamalarından yaklaşık bir hafta sonra Şukri, açıklamaların ‘gerçekte hiçbir dayanağı olmadığını’ ifade etti.

Ancak ikili görüşmelerin hızı, iki ülke arasında durgun suların hareket ettiğini ortaya koydu. Öyle ki iki ülkenin dışişleri bakanları geçen Eylül ayında New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu oturum aralarında bir araya geldi. Birkaç gün sonra iki ülkenin maliye bakanları Şarm eş-Şeyh’te Asya Altyapı Bankası toplantısının oturum aralarında bir araya geldi. Ayrıca İran Şura Konseyi Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, BRICS’in parlamentolar topluluğunun Güney Afrika’daki toplantısı sırasında Mısır Parlamentosu Başkanı Hanefi Cibali ile bir araya geldi.

Mısır-İran ihtilafının tarihi

İran, İsrail’le barış anlaşması imzalamasının ardından ve 1979 yılının başında patlak veren devrimle devrilen Şah Muhammed Rıza Pehlevi’yi kabul etmesi sonrasında 1979’da Mısır’la diplomatik ilişkilerini keseceğini açıklamıştı.

1990’lı yılların başında Mısırlı ve İranlı yetkililer arasında uluslararası forumlarda bazı görüşmeler başladı. İki ülkedeki çıkar bölümü misyonlarının diplomatik temsil düzeyi, büyükelçi düzeyine çıkarıldı ve Mısır, Mısır bankalarındaki İran bakiyelerini serbest bıraktı.

Onlarca yıldır Tahran’ı ziyaret eden ilk Mısır cumhurbaşkanı olan eski Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi döneminde ilişkilerde gözle görülür bir iyileşme yaşandı. Ancak bu gelişme, İslam İşbirliği Konseyi zirvesine katılım amacı taşıyordu. Ayrıca İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad da Nisan 2013’te Kahire’yi ziyaret etti ve resmi alkışlarla karşılandı.

Ancak bu ziyaretler diplomatik ilişkilerin yeniden başlatılması yönünde resmi bir karara dönüşmedi. 30 Haziran 2013’teki devrimin ardından Mursi’nin devrilmesinden sonra, 2014 yılında Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi’nin göreve başlama törenine katılmak üzere İran Cumhurbaşkanı’na resmi bir davet gönderilmesi dışında, ilişkilerdeki donukluk yeniden baş gösterdi. O dönemde İran’ı, Mısır’da şu anda İran diplomasisinin başında bulunan dönemin Dışişleri Bakan Yardımcısı Hüseyin Emir Abdullahiyan temsil etti.



DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
TT

DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)

Güvenlik kaynakları, DEAŞ mahkumlarının Suriye'den Irak'a nakledilirken Iraklı gardiyanları tehdit ettiklerini ve hapishanelerden kaçtıktan sonra onları öldüreceklerine dair yemin ettiklerini açıkladı.

Bu durum, Irak'ın hükümetin ulusal güvenliği korumak için önleyici hamle olarak nitelendirdiği yeni bir grup tutukluyu kabul etmesiyle eş zamanlı olarak ortaya çıktı.

Güvenlik kaynakları Şarku’l Avsat'a, "tutukluların çoğunun Bağdat ve Hilla'daki hapishanelerde ve gözaltı merkezlerinde tutulduğunu" belirtti; bu iki bölge de ağır güvenlik önlemleriyle korunan gözaltı tesislerine sahip.

"Terörle Mücadele Servisi'nin nakil ve dağıtımı denetlediğini" belirten kaynak, "mahkumların ellerinin ve ayaklarının kelepçelendiğini ve yüzlerinin örtüldüğünü", "bazılarının kaçmayı başarmaları halinde gardiyanları ölümle tehdit ettiğini" açıkladı.

Kaynaklar, "mahkumlarla konuşmayı veya onlarla etkileşim kurmayı kesin olarak yasaklayan emirler olduğunu" ve "gardiyanların çoğunun mahkumların hangi milletlerden geldiğinden habersiz olduğunu" ifade etti.


Suriye'nin güneyinde bir güvenlik görevlisi dört kişiyi öldürdü

Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
TT

Suriye'nin güneyinde bir güvenlik görevlisi dört kişiyi öldürdü

Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)

Suriye yetkilileri, ağırlıklı olarak Dürzi nüfusun yaşadığı Süveyda vilayetinde dört sivilin ölümüne ve bir kişinin de ağır yaralanmasına neden olan silahlı saldırıyla ilgili şüpheyle bir İç Güvenlik Kuvvetleri mensubunu gözaltına aldı.

Resmi haber ajansı SANA, Süveyda İç Güvenlik Şefi Hüseyin el-Tahhan'ın şu sözlerini aktardı: "Süveyda kırsalındaki el-Matouna köyünde korkunç bir suç işlendi ve dört vatandaş öldü, bir kişi de ağır yaralandı."

El-Tahhan, “bir mağdurla iş birliği içinde yapılan ilk soruşturmalar, şüphelilerden birinin bölgedeki İç Güvenlik Müdürlüğü personeli olduğunu ortaya koydu” açıklamasını yaptı ve “memur derhal gözaltına alındı ve yasal işlemlerin tamamlanması için soruşturmaya sevk edildi” ifadelerini kullandı.

Güney Suriye'deki Dürzi azınlığın kalesi olan Süveyda Valiliği, 13 Temmuz'dan itibaren bir hafta boyunca Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi savaşçılar arasında çatışmalara sahne oldu, hükümet güçlerinin ve ardından Bedevilerin yanında yer alan silahlı aşiret mensuplarının müdahalesiyle kanlı çatışmalar yaşandı.

20 Temmuz'da ateşkes sağlandı, ancak durum gerginliğini korudu ve Süveyda'ya erişim zorlaştı.

Bölge sakinleri, hükümeti eyaleti kuşatma altına almakla suçlarken, on binlerce insan yerinden edildi; Şam ise bu suçlamayı reddediyor. O zamandan beri birkaç yardım konvoyu bölgeye girdi.

Süveyda valiliğindeki iç güvenlik başkanı, "kurbanların ailelerine en içten taziyelerini" ileterek, "vatandaşlara karşı yapılan her türlü ihlalin kesinlikle kabul edilemez olduğunu ve halkın güvenliğini ve emniyetini tehdit eden hiçbir eyleme müsamaha gösterilmeyeceğini" vurguladı.


İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.