Husi füzeleri, Mısır- İran normalleşmesini de vurdu mu?

Mısır ve İran arasındaki resmi temaslara rağmen ilişkiler henüz normalleşmedi. Gözlemciler, Kahire’nin, bu adımı atmaması konusunda ABD ve İsrail’in siyasi baskısı altında olduğunu belirtti.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ve İranlı mevkidaşı İbrahim Reisi (AFP)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ve İranlı mevkidaşı İbrahim Reisi (AFP)
TT

Husi füzeleri, Mısır- İran normalleşmesini de vurdu mu?

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ve İranlı mevkidaşı İbrahim Reisi (AFP)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ve İranlı mevkidaşı İbrahim Reisi (AFP)

Mısır ve İran, 45 yıllık kopuşun ardından geçen yıl diplomatik düzeyde yoğun temaslar yoluyla ilişkilerini normalleştirmeye yönelik adımları hızlandırdı. Bu süreç, iki cumhurbaşkanı arasında görüşmelere dönüştü. Ancak bu çabalar, Mısır’ın son iki yıldır Türkiye ile izlediği yol olan ilişkilerin tamamen normalleşmesine ve büyükelçi mübadelesine dönüşmedi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, geçen pazartesi günü yaptığı açıklamada, ‘Kahire ve Tahran arasında olumlu bir atmosferin hakim olduğunu, iki ülke ilişkilerinin, iki ülke dışişleri bakanlarının New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu oturum aralarındaki görüşmeleri sırasında iki liderin vizyonları uyarınca çizdikleri yol haritası temelinde ilerlediğini’ dile getirdi.

Kenani, yaptığı basın açıklamasında İran ile Mısır arasında büyükelçi mübadelesine ilişkin bir soruya yanıt olarak, “Tahran, belirlenen yol çerçevesinde ilişkileri adım adım geliştirmekle ilgileniyor. İkili ilişkilere olumlu yansımalarını görmeyi umuyoruz” derken, iki ülkeyi bölgedeki iki önemli ve etkili İslam ülkesi olarak nitelendirdi. İki ülkenin dışişleri bakanları arasındaki görüşmelerin birkaç aşamada gerçekleştiğine dikkati çeken Kenani, iki ülkenin cumhurbaşkanlarının Riyad’da bir araya geldiğini ve geçtiğimiz günlerde telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini söyledi.

Riyad’daki Arap-İslam ortak zirvesinin oturum aralarında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, İranlı mevkidaşı İbrahim Reisi ile görüşerek, Gazze’deki duruma ilişkin görüş alışverişinde bulundu. Ayrıca Mısır Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre iki lider, bölgedeki çatışma çemberinin genişletilmemesine ve bölgesel güvenlik ve istikrarın korunmasının önemine değindi.

Husi saldırıları

İlişkilerin ne ölçüde normalleştiğiyle ilgili olarak ise eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Hüseyin Haridi, “İlk adım, diplomatik ilişkilerin yeniden başladığını duyurarak Tahran’dan gelmeli. Çünkü 1979’daki İran devriminden sonra Mısır’ı bölme girişiminde bulunan ve Mısır’a düşman olan oydu. Dolayısıyla hatayı yapan kim olursa olsun bunu düzeltmeli” diyerek, Mısır’ın İran ile ilişkileri onarmaktan çekinmediğini vurguladı.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Haridi’nin özel olarak yaptığı gazeteye yaptığı açıklamada, “Kızıldeniz’de İran’a bağlı Yemenli Husi grubunun başına gelenler, Süveyş Kanalı’nın gelirlerini etkilediği gibi Mısır’ın önce ulusal güvenliğini, ardından da ekonomisini temelden etkiliyor” ifadelerini kullandı. Ayrıca “Mevcut durumun ve ortaya çıkan bölgesel durumların, Mısır’ın İran’la ilişkilerin düzeldiğini duyurma adımını atmasına yardımcı olduğuna inanıyoruz” şeklinde konuştu.

Geçen Kasım ayında Husiler, ‘Gazze halkını desteklemek’ amacıyla İsrail limanlarına giden ticari gemilere bir dizi saldırı başlattı. Bu durum, büyük deniz taşımacılığı şirketlerinin Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı’ndan geçmekten kaçınmasına ve Ümit Burnu rotasına yönelmesine neden oldu.

Küresel ticaret trafiğinin yüzde 12’si, konteyner taşımacılığının ise yüzde 30’u Süveyş Kanalı’ndan geçiyor. Kanalın önceki 2022-2023 mali yılındaki geliri yaklaşık 9,4 milyar dolardı.

Cumhurbaşkanlığı ve bakanlık temaslarına ilişkin olarak Haridi, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin Mısırlı mevkidaşı Abdülfettah es-Sisi’yi yeniden seçilmesi nedeniyle tebrik etmesinin, ‘ülkeler arası ilişkilerde değişiklik anlamına gelmeyen bir protokol prosedüründen başka bir şey olmadığını’ söyledi. Yetkili, Husilerin Babu’l Mendeb’de seyrüseferi ve Süveyş Kanalı üzerindeki nüfuzunu hedef alması öncesinde bakanlar arasında yoğun bir iletişimin gerçekleştiğine dikkat çekti.

23 Aralık’ta Sisi, İran Cumhurbaşkanından kendisini son cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki zaferinden ve Mısır cumhurbaşkanı olarak yeniden seçilmesinden dolayı tebrik eden bir telefon aldı. Mısır Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre Sisi, bu takdire şayan jesti takdir etti.

Gazze Şeridi'ndeki durumla ilgili gelişmelerin tartışılmasının yanı sıra Mısır, yaptığı açıklamada iki cumhurbaşkanının görüşmelerinin ‘iki ülke arasında askıda kalmış sorunları çözmenin yolunu’ ele aldığını açıkladı.

Temkinli bakış

Öte yandan İran uzmanı Mısırlı araştırmacı Ahmed Faruk, İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün de belirttiği gibi, iki ülke arasındaki ilişkilerin iyileşmesinin doğal yolunda ilerlediğine dikkati çekti. Büyükelçi mübadelesinin zaman aldığını ve Suudi Arabistan ile İran arasındaki ilişkileri normalleştirmeye yönelik Pekin anlaşmasından sonra da aynı şeyin yaşandığını belirtti. Gazze savaşı ve Husi saldırıları gibi bölgedeki gerginliklerin de ‘ilişkiler için motive edici bir faktör’ olduğunu belirten Faruk, “Çünkü iki ülkenin çeşitli kurumları arasında iletişim hatları mevcut olmasına rağmen bu gerilimler, iki ülke arasındaki iletişimi artırıyor” dedi.

Mısırlı araştırmacı, her iki ülkenin de diğerine bir dereceye kadar ‘temkinli’ baktığını inkâr etmedi. Ancak İran’ın Mısır’la ilişkileri onarmaya ilgi duyduğunu belirten Ahmed Faruk, Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan’ın bunu kendisi için kişisel bir başarı olarak nitelendireceğini söyledi. Ona göre İbrahim Reisi yönetimi de tıpkı Suudi Arabistan ve Orta Asya ülkeleriyle ilişkileri onarmadaki başarısı gibi, mevcut hükümetin kredisini artıran bu meseleyle ilgileniyor.

Faruk, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, İran diplomasisinin bir süredir Mısır’da, aralarında İran Dışişleri Bakanlığı’nın mevcut sözcüsü ve Mısır’daki eski Maslahatgüzar olan Nasıl Kenani’nin ve mevcut Maslahatgüzar Büyükelçi Muhammed Hüseyin Sultani Ferd’in de bulunduğu özel bir çalışma ekibi oluşturmakla ilgilendiğini belirtti.

Ahmed Faruk’a göre ilişkileri resmi olarak normalleştirme kararının alınması, Kahire’nin önem gösterdiği Irak, Suriye ve Filistin’deki koşulların yanı sıra, İran’ın bölgedeki milislere verdiği destek ve mezhepsel mülahazalar gibi iç değerlendirmeler ve geleneksel tartışmalı konular tarafından yönetiliyor. Faruk, bu meselelerin hem Kahire’nin hem de Tahran’ın aktif rol oynadığı konular olduğunu vurguladı.

Mısır’a baskı

Öte yandan İranlı akademisyen ve yazar Imad Abşanas, Kahire ve Tahran’ın ilişkilerin tamamen normale döndüğünü resmi olarak duyurma aşamasına ulaşamamasının, ABD ve İsrail’in bu adımı atmaması yönünde Kahire’ye uyguladığı büyük siyasi baskıdan kaynaklandığını söyledi. Abşanas, bu baskıların bir süredir devam ettiğine ve Gazze Savaşı’nın başlamasından sonraki mevcut bölgesel durumun sonucu olmadığına dikkat çekti.

Imad Abşanas, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, Mısır ve İran arasındaki temasın, birçok konuda koordinasyon sağlamak amacıyla her zaman çeşitli düzeylerde devam ettiğini vurguladı. Ayrıca büyükelçi mübadelesi ilanının çok önemli olmadığını, çünkü İran maslahatgüzarının büyükelçi rütbesine sahip olduğunu belirtti.

ABD’deki Maryland Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde yardımcı doçent olan Merve Mezid, daha önce Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada İsrail ve ABD’nin Mısır üzerindeki baskısına değinmişti. Mezid, “Mısır, ABD ve İsrail’in olumsuz tepkisini çekmemek için İran’la ilişkilerine ilişkin diplomatik adımları yavaş atmaya istekli olabilir” demişti.

İran’ın girişimi

İki ülke arasındaki ilişkileri yeniden tesis etme konusundaki konuşmalar, Mısır Dışişleri Bakanı Sameh Şukri’nin Kasım 2022’de Şarm eş-Şeyh’te düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Anlaşması Taraflar Konferansı (COP27) oturum aralarında İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Ali Salajegheh ile yaptığı görüşmeyle, bir yıl önce yenilendi.

Ertesi ay Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, Ürdün’de düzenlenen Bağdat 2 konferansının oturum aralarında İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile yüzeysel bir görüşme gerçekleştirdi. Bunu da İranlı bakanın, Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani’nin Mısır- İran diyaloğunun başlatılması önerisinde bulunduğunu ilan etmesi takip etti.

Mart 2023’te Suudi Arabistan ile İran arasındaki ilişkileri normalleştirme anlaşması, Kahire ile Tahran arasında da benzer bir adımın yakın olduğu yönünde spekülasyonlara yol açtı. Bu durum, İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ali Kenani’nin Mısır’ı bölgede önemli bir ülke olarak nitelendiren açıklamalarıyla da güçlendirildi.

İran’ın açılımı, geçen Mayıs ayında, İran Cumhurbaşkanı’nın Dışişleri Bakanlığı’na ‘Mısır’la ilişkileri güçlendirmek için gerekli önlemleri alması’ talimatını vermesiyle tekrarlandı. Aynı şekilde Abdullahiyan, Mısır’la ilişkilerin ciddi ve karşılıklı gelişme ve açılıma sahne olmasını umduğunu da ifade etti. Kahire ile ilişkilerin İran’ın dış politika öncelikleri arasında yer aldığını belirten Abdullahiyan, iki ülkeyi ikili ilişkilerin seviyesini yükseltmeye teşvik eden ve bunun için çaba gösteren isimsiz ülkelerin var olduğunu da ifade etti. Basında çıkan haberlerde ise Umman Sultanlığı ve Irak’ın, Mısır ile İran arasındaki mesafenin kapatılmasında rol oynadığı belirtildi.

İran’ın bu iyimserliği, Mısır’ın ılımlı tepkisiyle karşılandı. Mısır Dışişleri Bakanı Sameh Şukri, Mısır- İran sürecinin varlığına ilişkin medyada çıkan haberleri yalanladı. İranlı bakanın açıklamalarından yaklaşık bir hafta sonra Şukri, açıklamaların ‘gerçekte hiçbir dayanağı olmadığını’ ifade etti.

Ancak ikili görüşmelerin hızı, iki ülke arasında durgun suların hareket ettiğini ortaya koydu. Öyle ki iki ülkenin dışişleri bakanları geçen Eylül ayında New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu oturum aralarında bir araya geldi. Birkaç gün sonra iki ülkenin maliye bakanları Şarm eş-Şeyh’te Asya Altyapı Bankası toplantısının oturum aralarında bir araya geldi. Ayrıca İran Şura Konseyi Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, BRICS’in parlamentolar topluluğunun Güney Afrika’daki toplantısı sırasında Mısır Parlamentosu Başkanı Hanefi Cibali ile bir araya geldi.

Mısır-İran ihtilafının tarihi

İran, İsrail’le barış anlaşması imzalamasının ardından ve 1979 yılının başında patlak veren devrimle devrilen Şah Muhammed Rıza Pehlevi’yi kabul etmesi sonrasında 1979’da Mısır’la diplomatik ilişkilerini keseceğini açıklamıştı.

1990’lı yılların başında Mısırlı ve İranlı yetkililer arasında uluslararası forumlarda bazı görüşmeler başladı. İki ülkedeki çıkar bölümü misyonlarının diplomatik temsil düzeyi, büyükelçi düzeyine çıkarıldı ve Mısır, Mısır bankalarındaki İran bakiyelerini serbest bıraktı.

Onlarca yıldır Tahran’ı ziyaret eden ilk Mısır cumhurbaşkanı olan eski Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi döneminde ilişkilerde gözle görülür bir iyileşme yaşandı. Ancak bu gelişme, İslam İşbirliği Konseyi zirvesine katılım amacı taşıyordu. Ayrıca İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad da Nisan 2013’te Kahire’yi ziyaret etti ve resmi alkışlarla karşılandı.

Ancak bu ziyaretler diplomatik ilişkilerin yeniden başlatılması yönünde resmi bir karara dönüşmedi. 30 Haziran 2013’teki devrimin ardından Mursi’nin devrilmesinden sonra, 2014 yılında Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi’nin göreve başlama törenine katılmak üzere İran Cumhurbaşkanı’na resmi bir davet gönderilmesi dışında, ilişkilerdeki donukluk yeniden baş gösterdi. O dönemde İran’ı, Mısır’da şu anda İran diplomasisinin başında bulunan dönemin Dışişleri Bakan Yardımcısı Hüseyin Emir Abdullahiyan temsil etti.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.