Hamideti'nin danışmanı İbrahim Muhayr, Şarku'l Avsat’a konuştu: ‘HDK, siyasi süreci güvence altına almak için gerekli bir ortak’

Hartum ve El Cezire eyaletinden yerinden edilenler el-Gadarif'te yardım almayı bekliyor. (AFP)
Hartum ve El Cezire eyaletinden yerinden edilenler el-Gadarif'te yardım almayı bekliyor. (AFP)
TT

Hamideti'nin danışmanı İbrahim Muhayr, Şarku'l Avsat’a konuştu: ‘HDK, siyasi süreci güvence altına almak için gerekli bir ortak’

Hartum ve El Cezire eyaletinden yerinden edilenler el-Gadarif'te yardım almayı bekliyor. (AFP)
Hartum ve El Cezire eyaletinden yerinden edilenler el-Gadarif'te yardım almayı bekliyor. (AFP)

Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu'nun (Hamideti) danışma bürosu üyesi Dr. İbrahim Muhayr, Şarku’l Avsat’a özel açıklamalarda bulundu. Muhayr, HDK’nın Sudan’da oynadığı role ilişkin şunları söyledi:

“Savaş, HDK'ye yeni bir rol yükledi. HDK, eski rejime ve aşırılık yanlılarına karşı sadece bir savaşçı olmaktan, savaşın insani yükünü ve etkilerini hafifletmede ve istikrarı sağlamada aktif bir üyeye dönüştü. Siyasi süreci güvence altına almak ve modern, medeni Sudan devletini kurmak için gerekli bir ortak haline geldi. Uluslararası ve bölgesel güçlerin bile farkına vardığı şey budur.”

Şarku'l Avsat'a verdiği röportajda Muhayr, HDK’nin El Cezire eyaletinin başkenti Vad Medeni şehrine saldırısını ve şehrin ele geçirilmesini haklı olarak savundu. Bunu, ‘yaklaşık 40 bin savaşçıyı seferber eden, askeri tümenini bir savaş birimi halinde yeniden yapılandıran ve HDK'ye El Cezire üzerinden saldıracağını kamuoyuna açıklayan Sudan Ordusu Komutanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan'a’ bağladı. Muhayr, “Bu tür düşmanca eylem ve konuşmaların farklı bölgelerde tekrarını dikkatle izliyoruz. Bizi onlara saldırmaya zorlamamalarını umuyoruz” dedi.

Muhayr, HDK'nin sivilleri hedef aldığı yönündeki suçlamalara karşı çıkarak şunları söyledi:

“Biz sivilleri, hatta askeri personeli bile hedef almıyoruz. Ordunun herhangi bir düşmanca eylemde bulunmama taahhüdünün bir sonucu olarak Kuzey Darfur eyaletinin başkenti el-Faşir şehrine girmememiz de bunu kanıtlıyor. Ancak güçlerimize veya sivillere yönelik herhangi bir tehdit olursa, uygun şekilde karşılık vereceğiz. Pozisyonlarımız veya vatandaşlarımız için tehlikeli olabilecek bilgi veya hareketlere sahip olmadığımız sürece yeni alanları hedeflemiyoruz. Uçaklara veya aşırılık yanlısı saldırganlara ve gölge tugaylara karşı koymak gibi meşru müdafaa çerçevesi dışında muharebe operasyonlarına girişmiyoruz.”

Fotoğraf Altı: Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu'nun (Hamideti) danışma bürosu üyesi Dr. İbrahim Muhayr. (Şarku’l Avsat)
Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu'nun (Hamideti) danışma bürosu üyesi Dr. İbrahim Muhayr. (Şarku’l Avsat)

Muhayr, HDK’nin kontrolü altında bulunan El Cezire eyaletindeki duruma ilişkin de şu açıklamada bulundu:

“Bölge, elektrik, su ve hastaneler gibi temel tesisleri vuran, ayrım gözetmeyen ve acımasız bombalamalara rağmen hızlı adımlarla toparlanmaya başladı. İnsanları işlerine, çocukları okullarına, sporcuları futbol sahalarına döndüren bir istikrara tanık oluyor.”

Muhayr, HDK’nin Cidde Müzakere Platformu’na dönme hazırlığının boyutuyla ilgili açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Cidde Platformu, HDK ile ordu arasındadır ve orada herhangi bir Egemenlik Konseyi’nden söz edilmiyor. Burhan'ın Cidde Platformu’na ani dönüş arzusunun değerlendirilmesi gerekiyor. Çünkü bizim ve kendisinin talep ettiği sürenin uzatılması konusunda anlaşmamıza rağmen, savaşın başlamasına sebep olan İslamcıları tutuklayarak güven inşa etmenin ilk şartını yerine getiremedi.”

Muhayr, ‘İslamcıların tutuklanması’ adımına ‘sivillerin korunması, insani yardımın ulaştırılması ve Cidde Bildirgesi'nin yedi hükmünün yerine getirilmesi konusunda anlaşmaya varılmasının şartı’ olarak bağlı kaldı.

Burhan’a göre ise ateşkes, Cidde Bildirgesi’nin yükümlülüklerinin, özellikle de HDK’nin vatandaşların evlerinden çıkışının uygulanması şartına bağlıydı. Ancak HDK, duyurunun ‘her iki tarafça uygulanacak tek bir paket’ olduğunu savunuyor.

Muhayr, önümüzdeki siyasi denklemde HDK’nin katılımına ilişkin olarak, rollerinin ‘Sivil Demokratik Güçler Koordinasyonu (Tekaddum) ile yaptıkları anlaşmada öngörülenlere veya karmaşık pratik gerçekliğin ve siyasi sürecin birleşik bir ordu kurma ve ülkeyi parçalanmaktan koruma hedefinin dayattığı şeylere göre şekilleneceğini’ söyledi.

Sudan'ın karşı karşıya olduğu ciddi siyasi ve toplumsal karmaşıklıklara ilişkin olarak Muhayr, Hamideti'nin ‘uyuyan terörist hücrelerin varlığı, mayınların, bombaların ve yasadışı silahların yayılması, altyapının tahrip edilmesi ve bozulması olasılığı da dahil olmak üzere çeşitli tehlikelerin’ farkında olduğunu vurguladı.

Muhayr, Hamideti'nin Tekaddum ile imzaladığı Addis Ababa Bildirgesi'ne başkalarını da dahil ederek genişletmeyi umduğunu doğruladı. Bu, söz konusu bildirgenin tüm Sudanlılara açık olması anlamına geliyor. Muhayr sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Politikacılarla, halk ve kabile liderleriyle, Sufilerle ve her kesimden sıradan insanlarla neredeyse her gün iletişim var. Bu, HDK’nin kontrolü altındaki bölgelerde güvenlik, istikrar ve hizmetler sağlayarak Sudanlıların ihtiyaçlarına yanıt vermesine de yansıdı.”



Fırtınalı görüşmenin sonuçları: İsrail ve Lübnan'da yeni bir gerçeklik

Güney Lübnan’da ilerleyen İsrail güçleri (Reuters)
Güney Lübnan’da ilerleyen İsrail güçleri (Reuters)
TT

Fırtınalı görüşmenin sonuçları: İsrail ve Lübnan'da yeni bir gerçeklik

Güney Lübnan’da ilerleyen İsrail güçleri (Reuters)
Güney Lübnan’da ilerleyen İsrail güçleri (Reuters)

Emel Şehade

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Savunma Bakanı Yisrael Katz ile birlikte İsrail ordusuna Beyrut'u bombalama talimatı verdiklerini ilan etmelerinden sadece birkaç saat sonra, ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmenin ayrıntılarını açıklayan haberlere uyandı. Bu ayrıntılar, Netanyahu'yu, tehditleri sonucunda Trump'ın görüşme sırasında kullandığı dil nedeniyle geniş çaplı eleştirilere, tartışmalara ve hatta alaylara maruz bıraktı.

Ancak İsrailliler için tüm bunlardan daha tehlikeli olan husus, Lübnan'daki ateşkesin orduya ve Kuzey İsrail sakinlerinin güvenliğini sağlama hedefine bir darbe oluşturmasıdır. Nitekim yetkililere göre bu durum Hizbullah'a, kapasitesini ve askeri altyapısını güçlendirmesi için yeni bir fırsat sunuyor.

Netanyahu'ya gelince, Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından ve ayrıntıları açıklanmadan önce, çıkıp görüşmenin “önemli” olduğunu vurguladı. Görüşme sırasında Beyrut'u kuzeydeki kasabalarla eşitleyen bir denklem kurmakta ısrar ettiğini belirtti. İsrail Başbakanı, “Başkan Trump ile görüştüm ve ona, Hizbullah şehirlerimize ve vatandaşlarımıza yönelik saldırılarını durdurmazsa, İsrail'in Beyrut'ta bazı hedefleri vuracağını, bu tutumumuzun değişmediğini söyledim. Aynı zamanda, İsrail ordusunun Güney Lübnan'daki planlı operasyonlarına devam edeceğini de belirttim” ifadelerini kullandı.

Hükümetin politikalarına ve “Netanyahu'nun Başkan Trump'a boyun eğmesi ve kuzey sakinlerini ve güvenliklerini satması” olarak tanımlanan duruma yönelik geniş çaplı eleştirilerin ardından, Savunma Bakanı Yisrael Katz da salı günü çıkıp bu denklemin üzerinde durdu. Katz şu tehditleri savurdu: “Beyrut ve güney banliyösü, İsrail'in kuzey kasabaları ile eşdeğerdir. Bu, Başbakan ve benim ilgili taraflara açıkladığımız ve netleştirdiğimiz denklemdir. Kuzey bombalanmaya devam ederse, Hizbullah'ın kalesi olan güney banliyösünün büyük bir bölümünü hedef alacağımızı vurguladık. Bu saldırılar, sakinlerin yerinden edilmesine yol açacak ve bu da Hizbullah ve Lübnan hükümetine baskı uygulayacaktır. Bu tutumumuzu Amerika Birleşik Devletleri'ne açıkladık ve aynı şekilde Lübnan hükümetini de bilgilendirdik.”

İsrail Savunma Bakanı, Lübnan içinde ateşkesin gerçekleşmediğini vurgulayarak şunları söyledi: “Ateşkes olmadı ve olmayacak da... Ordu, Sarı Hat'ın ötesindeki tüm Litani bölgesini ve kontrolümüz altındaki tüm alanı silahtan arındırma ve temizleme hedefini gerçekleştirene kadar operasyonlarına devam etmektedir. Biz savaşmaya devam edeceğiz.”

Netanyahu ve Katz'ın ardı ardına gelen tehditleri, Axios'un Trump'ın Netanyahu'ya yönelik sert eleştirilerini, onu “çılgın” ve “nankör” olarak nitelendirdiğini ifşa etmesinin ardından Netanyahu'nun aleyhine sonuçlandı. Dahası İsrailli askeri yetkililer, Trump'ın askerleri ve Beyrut'u bombalamaya giden uçakları geri çağırdığı ve bir gerilimi önlediği açıklamasının aksine, Netanyahu ve Katz'ın Beyrut'u bombalama tehditleri aceleci ve sorumsuz olduğu için operasyonun iptal edilmesine neden olduğunu açıkladı.

İsrail ordusu, Trump ile telefon görüşmesini ve sınırın iki tarafı arasında bir ateşkes anlaşmasından bahsedilmesini bile beklemedi ve askeri yetkililer, pazartesi günü yetkililer arasında koordinasyon olmadan yapılan açıklamaların “yalan olduğunu ve durumun gerçekliğini yansıtmadığını” belirtmekte acele etti.

Ciddi zarar

Askeri analist Avi Ashkenazi, Netanyahu ve Katz'ın açıklamalarının ne koordineli ne de askeri yetkililerle kararlaştırılmış olması nedeniyle İsrail ordusunun operasyonlarına ciddi zarar verdiğini ilk açıklayan kişi oldu. Bir askeri yetkilinin şu sözlerini aktardı: “Beyrut'a saldırmak, Hizbullah'ın ağırlık merkezini vurmak için bir hedef listesi hazırlamayı gerektiriyor. Ordu gerçekten de Hizbullah liderliğini, operasyon odalarını ve komuta merkezlerini hedef almayı amaçlamıştı. Ancak Başbakan ve Savunma Bakanı'nın ortak açıklaması, Hizbullah'ı şaşırtmayı ve Beyrut'taki ağırlık merkezine ağır bir darbe indirmeyi amaçlayan askeri planın iptaline neden oldu, çünkü bu açıklama sürpriz unsurunu ortadan kaldırdı.”

Trump ve Netanyahu’nun geçmişteki bir görüşmesi (Reuters)Trump ve Netanyahu’nun geçmişteki bir görüşmesi (Reuters)

Askeri yetkili şunu belirtti: “Hizbullah liderleri tehdit üzerine Beyrut'ta bulundukları yerlerden derhal ayrıldılar. Aralarında düşük rütbeli Hizbullah militanlarının ve aktivistlerin de bulunduğu bölge sakinlerinin çoğu onlarla birlikte ayrıldı.”

 Devam eden çatışmalar

Trump'ın ateşkes duyurusuna rağmen, sınırın her iki tarafında da güvenlik durumu yüksek gerilim düzeyinde kalmaya devam etti. İsrail ordusu operasyonlarına devam etti ve Güney Lübnan'da çatışmalar yoğunlaştı; bu da 24 saatten kısa bir süre içinde üçüncü bir askerin ölümüne ve en az 10 askerin yaralanmasına neden oldu. Bu arada, Kuzey İsrail'de alarm durumu devam ederken, Lübnan'dan en az 10 roket ve insansız hava aracı (İHA) fırlatılmasının ardından bölge sakinleri akşam ve sabah saatlerini sığınaklarda ve güvenli odalarda geçirdi.

Netanyahu ve Katz'ın tehditleri ile kendisini yok saymasına öfkelenen İsrail ordusu, “İranlıların Amerikan Başkanına dayattığı ve Trump'ın da İsrail'e dayattığı ateşkesin çerçevesini tanımadığını” açıkladı.

Ashkenazi, “İsrail ordusu, Hizbullah'ın denklemine dayalı bir anlaşmanın, yani sükunete karşı sükunetin çok tehlikeli bir tuzak olduğunun farkında. Böyle bir anlaşma, İkinci Lübnan Savaşı'ndan Hizbullah'ın Aksa Tufanı Savaşı'na katıldığı 8 Ekim 2023'e kadar kuzeyde var olan stratejik gerçekliği yeniden tesis edecektir” dedi.

“Askeri kurumun en büyük endişesinin, İran'ın müdahalesinden sonra Trump'ın Netanyahu'ya uyguladığı baskının Hizbullah'ın tehlikeli bir emsal oluşturmasına neden olması olduğunu; zira denklemin artık sadece kuzey sınırlarıyla sınırlı kalmayıp Hürmüz Boğazı'na da uzandığını” belirtti.

Güvenlik bölgesinin daraltılması

Haaretz'de yayınlanan bir haberde, İsrail ordusunun Güney Lübnan'da düzenlediği operasyonların stratejik kazanımlar sağlamadığı, aksine binlerce Lübnanlı sivilin ve onlarca İsrail askerinin ölümüne yol açtığı belirtildi. Habere göre “Hizbullah, 36. Tümen tarafından ele geçirilen bölgeden kademeli olarak geri çekilse de tümenin ilerleyişine insansız hava aracı saldırılarını artırarak ve yoğunlaştırarak karşılık verdi. Ordu, fiber optik insansız hava araçlarına karşı savunma ve teknolojik bir çözüm bulmakta zorluk çektiğini itiraf etti.”

İsrail'de, Washington görüşmeleri sırasında Lübnan'da bir çözüm bulunmasına yardımcı olması için çeşitli istişareler yapıldı ve öneriler formüle edildi. Bu istişareler, Hizbullah'ın İHA’larının yarattığı artan tehdit, İsrail askerleri arasında neredeyse her gün yaşanan can kayıpları ve yaralanmalar, ayrıca bu İHA’ların İsrail'in kuzeyine ulaşma, ordu mevzilerinde ve yerleşim alanlarında patlama riski de dahil olmak üzere Lübnan'daki durumun gerçekliğinin gölgesinde düzenlendi. Askeri ve güvenlik yetkililerinin, ordunun Washington tarafından ellerinin bağlı olduğu ve Lübnanlı örgütü zayıflatma ve çökertme hedefine ulaşmasını engellediği yönündeki tekrar eden iddiası da var.

Bu iki gerçeklik arasında İsrail, hava kuvvetlerinin hareket özgürlüğünü korumayı ve geniş bir güvenlik bölgesini kontrol altında tutmaya devam etmeyi amaçlıyor. Ancak Amerikan baskısı altında, Hizbullah ve kapasitesi ile mücadele etmek ve zayıflatmak için Lübnan ordusunun İsrail kontrolündeki bölgelerde faaliyet göstermesine izin veren bir öneri sundu. Buna göre İsrail, Lübnan ordusunun bu hedefe ulaşmak için yüksek bir hızla çalıştığını gözlemlediğinde, başarılı olduğu bölgelerden kademeli olarak geri çekilecek ve bu da güvenlik bölgesini kademeli olarak daraltacak.

Öte yandan İsrail, Lübnan ile İran'ı ayırmak için yoğun bir çaba sarf ediyor. Askeri analist Zvi Bar'el'e göre, Netanyahu hükümeti Washington'a şunu açıkça belirtmeli “Lübnan ile yürüttüğü müzakerelerde İran'a hiçbir şekilde yer yok.” Ancak Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Bar’el, şimdi Tel Aviv'in kendi taktiksel başarılarının Tahran'a Lübnan'da kilit bir konum kazandırdığını, dahası Beyrut'a kıyasla Tahran'ın İsrail ile Lübnan müzakerelerinde daha fazla kazanabilecek kozu olduğunu düşünüyor.

Bar'el, Trump'ın Beyrut'un güney banliyösünün bombalanmaması talimatının, ABD Başkanının İran ve Lübnan'ın ayrı arenalar olduğu yönündeki anlatısını kesin olarak çürüttüğünü de belirtiyor.

Son olarak Bar'el, “Henüz diplomatik kanalı terk etmemiş ve Hizbullah'ın etkisini azaltmaya kararlı olan Lübnan hükümetinin aksine, İsrail, Washington'daki müzakereleri sonuçsuz bir diyaloğa dönüştürebilecek imkânsız koşullar öne sürüyor. Bu nedenle, Tel Aviv, İran arenasında yaşanan gelişmelerin gölgesinde, ateşkes için bir koşul olarak Hizbullah'ın silahsızlandırılmasının önemini yitirdiğini anlamalıdır.”

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.


UNIFIL: Lübnan'ın güneydoğusunda bir barış gücü askeri aldığı yaralar sonucu hayatını kaybetti

Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Gücü'ne (UNIFIL) ait bir konvoy, İsrail'in kuzeyindeki Yukarı Celile'de, (EPA)
Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Gücü'ne (UNIFIL) ait bir konvoy, İsrail'in kuzeyindeki Yukarı Celile'de, (EPA)
TT

UNIFIL: Lübnan'ın güneydoğusunda bir barış gücü askeri aldığı yaralar sonucu hayatını kaybetti

Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Gücü'ne (UNIFIL) ait bir konvoy, İsrail'in kuzeyindeki Yukarı Celile'de, (EPA)
Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Gücü'ne (UNIFIL) ait bir konvoy, İsrail'in kuzeyindeki Yukarı Celile'de, (EPA)

Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL), Güneydoğu Lübnan'daki Mercayun yakınlarında bulunan bir mevziye dün gece havan topu mermilerinin isabet etmesi sonucu yaralanan barış gücü askerinin bugün hayatını kaybettiğini duyurdu.

Sırbistan Savunma Bakanlığı da Güney Lübnan'da yaşamını yitiren UNIFIL personelinin Sırp vatandaşı olduğunu açıkadı. Bakanlık açıklamasında, askerin “Birleşmiş Milletler üssüne isabet eden bir roket nedeniyle aldığı yaralar sonucu hayatını kaybettiği” belirtildi.

Açıklamada, 1989 doğumlu Çavuş Milovan Jovanović'in yaralanmasının ardından üs içerisindeki hastanede ilk müdahalesinin yapıldığı, daha sonra helikopterle Beyrut'taki bir üniversite hastanesine sevk edildiği ve yerel saatle yaklaşık 04.00 sıralarında yaşamını yitirdiği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Lübnan Ulusal Haber Ajansından aktardığına göre UNIFIL tarafından yapılan ve tarafından yapılan açıklamada, “Barış gücü askerlerinden biri, Güneydoğu Lübnan'daki Mercayun yakınlarında konuşlu bulunduğu mevziye havan topu mermilerinin düşmesi sonucu aldığı ağır yaralar nedeniyle bugün erken saatlerde hayatını kaybetti” ifadeleri yer aldı.

Açıklamada ayrıca, olayda yaralanan iki barış gücü askerinin UNIFIL üssündeki sağlık tesisinde tedavi gördüğü kaydedildi.

UNIFIL, olayın dün gece geç saatlerde meydana geldiğini, ağır yaralanan askerin kısa süre içinde hava yoluyla Beyrut'taki bir hastaneye nakledildiğini, ancak tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadığını bildirdi.

Öte yandan Lübnan ve İsrail, kırılgan ateşkesin yenilenmesini ve Hizbullah'ın dışında tutulacağı Lübnan güvenlik bölgelerinin oluşturulmasını kabul ettiklerini açıkladı.

ABD'nin arabuluculuğunda Washington'da gerçekleştirilen dördüncü tur görüşmelerin ardından yayımlanan ortak bildiride, ateşkesin, “Hizbullah'ın bütün saldırılarını durdurması ve örgüte bağlı unsurların Litani Nehri'nin güneyindeki bölgelerden tamamen çekilmesi” şartına bağlı olduğu belirtildi.


İsrail'in engelleri Refah'tan geçişi kısıtlarken üzerinde mutabık kalınan günlük kota tutturulmuyor

Tedavi olmak üzere Mısır'daki hastanelere giden Filistinliler (Mısır Kızılayı)
Tedavi olmak üzere Mısır'daki hastanelere giden Filistinliler (Mısır Kızılayı)
TT

İsrail'in engelleri Refah'tan geçişi kısıtlarken üzerinde mutabık kalınan günlük kota tutturulmuyor

Tedavi olmak üzere Mısır'daki hastanelere giden Filistinliler (Mısır Kızılayı)
Tedavi olmak üzere Mısır'daki hastanelere giden Filistinliler (Mısır Kızılayı)

İsrail, Refah Sınır Kapısı'ndan geçişlere yönelik kısıtlamalarını sürdürüyor. Bu durum Gazze'deki ateşkes planında ‘üzerinde mutabık kalınan sayıda’ kişinin geçişini engelliyor.

Şarku’l Avsat'a konuşan yardım kuruluşlarından kaynaklara göre sınır kapısından günlük olarak sadece hasta ve yaralıların geçişine izin veriliyor. Öğrenciler ve iş insanları gibi diğer gruplar ise geçiş hakkından yararlanamıyor. Kaynaklar, İsrail’in Refah Sınır Kapısı'ndan geçişe izin verilen kişiler için bazı güvenlik şartları öne sürdüğünü ve bu uygulamanın izin verilen geçiş sayısını yarıya indirdiğini belirtti.

Refah Sınır Kapısı, Mısır'ın Gazze Şeridi ile olan doğu sınırında yer alıyor. İsrail’in 7 Ekim 2023'teki Aksa Tufanı Operasyonu’nun ardından başlayan saldırılarından bu yana Filistinlilere yönelik insani yardımların taşınmasında ana damar işlevi görüyor. Sınır kapısı, Mısır ile çeşitli Arap ve yabancı ülkelerden gelen yüzlerce yardım TIR'ını kabul etti. Kahire ise İsrail’in sınır kapısına defalarca kez saldırı düzenlediğini, ardından yardımların geçişini kolaylaştırmak amacıyla kapıyı yeniden işler hale getirdiğini belirtti.

ABD Başkanı Donald Trump'ın planına verilen yanıt olarak geçtiğimiz ekim ayında yürürlüğe giren Hamas-İsrail ateşkes anlaşmasının şartları arasında ‘Refah Sınır Kapısı'nın yeniden açılması ve yardım ile kişi geçişine izin verilmesi’ yer alıyor. Ancak Tel Aviv, uluslararası toplumun insani kriz yaşayan bölgenin desteklenmesi yönündeki çağrılarına karşın, insani yardım geçişlerine yeni kısıtlamalar getirdi ve kişi geçişini yalnızca hasta ve yaralılarla sınırlı tuttu.

Refah Sınır Kapısı’ndan sadece hasta ve yaralılar geçebiliyor (Mısır Kızılayı)Refah Sınır Kapısı’ndan sadece hasta ve yaralılar geçebiliyor (Mısır Kızılayı)

Mısır Kızılay'ı, Refah Sınır Kapısı'ndan Filistinli hasta ve yaralıları kabul etmeyi sürdürüyor. Kuruluş tarafından dün yapılan açıklamada ‘46’ncı yaralı ve hasta kafilesinin refakatçileriyle birlikte teslim alındığı’ duyuruldu. Açıklamada, gerekli destek ve bakımın sağlandığı, aynı zamanda Gazze'ye geri dönen Filistinlilerin de uğurlandığı ifade edildi.

Mısır Kızılayı'nın açıklamasına göre yaralı ve hastalara yönelik hizmetler; geçiş işlemlerinin kolaylaştırılması, sıcak yemek, giysi ve kişisel bakım malzemesi dağıtımını kapsıyor. Böylece yaralıların ve refakatçilerinin bulundukları süre boyunca temel ihtiyaçlarının karşılanması sağlanıyor.

Mısır, Kuzey Sina'daki hastanelerde ve komşu illerde tam hazırlık durumuna geçti. Sağlık Bakanlığı daha önce yaptığı açıklamada tıbbi ekipler, cihazlar ve malzemelerin Filistinli yaralıları karşılamaya ve sevk etmeye hazır olduğunu vurguladı. Kritik vakaların hızla nakledilmesi ve sağlık hizmetine kavuşturulması amacıyla Kuzey Sina iline 150 ambulans tahsis edildiğini de açıkladı.

Filistin Halkını Destekleme Uluslararası Komisyonu Başkanı Salah Abdulati, İsrail'in Refah Kapısı'ndan her iki yönde Filistinlilerin geçişine engel koymayı sürdürdüğünü söyledi. Abdulati, ateşkes anlaşmasının günlük 150 kişinin geçişini öngörmesine karşın fiili geçiş sayısının hasta ve yaralılar dahil 70 kişiyi geçmediğini belirtti.

Sınır Kapısı’ndan bireysel geçişin yalnızca hasta ve yaralılarla sınırlı tutulduğunu belirten Abdulati, geçiş hakkına ihtiyaç duyan öğrencilerin ve iş insanlarının İsrail tarafından engellendiğini açıkladı. Güvenlik onayı alma zorunluluğu dahil İsrail tarafından dayatılan koşulların insani yükü daha da ağırlaştırdığına dikkat çeken Abdulati, günlük geçiş rakamlarının Gazze halkının ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak olduğunu kaydetti.

Abdulati ayrıca Gazze'ye dönmek isteyen ancak geçişi engellenen mahsur kişilerin bulunduğunu belirterek, uygulanan kısıtlamaların bölgedeki yardım kuruluşları üzerinde ciddi bir baskı ve yük oluşturduğunu ifade etti.

Mısır Kızılayı, bir grup Filistinli hasta ve yaralıyı kabul etti (Mısır Kızılayı)Mısır Kızılayı, bir grup Filistinli hasta ve yaralıyı kabul etti (Mısır Kızılayı)

Öte yandan Mısır Gazze Komitesi Sözcüsü Muhammed Mansur, Mısır'ın Refah Sınır Kapısı'nı bireysel geçişlere kapatmadığını açıkladı. Mansur, geçişi engelleyenin Filistin tarafında Refah bölgesini işgal eden ve Filistinlilerin kapıya ulaşmasını önleyen İsrail tarafı olduğunu vurguladı.

Mansur, İsrail kısıtlamalarının Gazze'ye gönderilen yardım miktarını da etkilediğini belirtti. Günlük tır sayısının hem bölgenin ihtiyaçlarını hem de ateşkes anlaşmasında öngörülen miktarı karşılamadığını kaydetti.

Ateşkes anlaşması, aralarında 50 yakıt TIR'ının da bulunduğu günlük 600 yardım tırının Gazze'ye girişini ve bunların 300'ünün ise kuzeye tahsis edilmesini öngörüyor. Mısır Kızılayı dün, ‘Zadu’l İzze’ konvoy serisinin 207’nci kafilesini düzenlediğini açıkladı. Mısır Kızılayı, kafilenin yaklaşık 2 bin 415 ton kapsamlı insani yardım taşıyan tırlardan oluştuğunu bildirdi.