Putin’in Avrupa yakasındaki dikeni: Viktor Orban

Macaristan Başbakanı doğrudan Kremlin Efendisi için mi yoksa ülkesinin geleceği için mi çalışıyor? Neden Avrupa’nın Ukrayna’ya verdiği desteği engelliyor ve AB’ye katılmasına karşı çıkıyor?

Macaristan Başbakanı Viktor Orban, AB’de veto kartını oynuyor. (Reuters)
Macaristan Başbakanı Viktor Orban, AB’de veto kartını oynuyor. (Reuters)
TT

Putin’in Avrupa yakasındaki dikeni: Viktor Orban

Macaristan Başbakanı Viktor Orban, AB’de veto kartını oynuyor. (Reuters)
Macaristan Başbakanı Viktor Orban, AB’de veto kartını oynuyor. (Reuters)

Avrupalı bir isim, özellikle Ukrayna meselesiyle ilgiliyse, Kıta’daki ülkelerin çabalarını gerçekten engelleyebilir mi?

Özellikle de Ukrayna ordusunun askeri şansının bir yandan Rus kuvvetleri karşısında azaldığı, diğer yandan ABD’nin milyarlarca dolarlık askeri yardım sağlamaya isteksiz göründüğü bir dönemde, sözde ve eylemde durum böyle görünüyor. İki yıl önceye benzer şekilde Josep Borrell gibi önde gelen Avrupalı ​​isimler, Ukrayna’nın yenilgisine ve Rusya’nın zaferine karşı uyarıda bulundu.

Peki, Avrupalılardan daha fazla bir meblağ ile Ukrayna’yı desteklemeye çalışan genel eğilime karşı çıkan bu Avrupalı ​​kim?

Macaristan Başbakanı Viktor Orban aralık ayı ortasındaki Brüksel zirvesinde, Avrupa Birliği (AB) liderlerinin Ukrayna’ya mali yardım paketi sağlanması konusunda anlaşmaya varmasını engelledi. Kremlin’in en iyi dostu olan Orban’ın tavrı, Ukrayna ve destekçileri için bir yenilgiyi temsil ediyor.

Özellikle yaşanan olay, Orban’ın veto yetkisini ‘Avrupa’nın Ukrayna’ya yaptığı 50 milyar euro tutarındaki kredi ve bağış yardımının onaylanmasını’ engellemek için kullanmasıydı. Orban, X üzerinden yaptığı açıklamada “Gece oturumu özeti: Ukrayna için ek fonlar konusunda veto ve Avrupa’nın çok yıllı bütçesinin gözden geçirilmesi konusunda veto. Önümüzdeki yıl gerekli hazırlıkların ardından bu konuya tekrar döneceğiz” ifadelerini kullandı..

Özellikle Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy ve müttefiklerinin, Avrupa Zirvesi’nin Ukrayna’nın AB’ye katılımına yönelik müzakerelerin başlatılmasındaki başarısı konusunda karşılıklı tebriklerde bulunmaya devam etmesinden sonra Kremlin’in AB’deki en iyi dostu olan Orban’ın konumu hem Ukrayna hem de destekçileri için bir gerileme anlamına geliyor.

Fotoğraf Altı: Orban ve Putin’in ilişkisi Batı’yı endişelendiriyor. (Getty)
Orban ve Putin’in ilişkisi Batı’yı endişelendiriyor. (Getty)

Peki,Viktor Orban kim? Macaristan’ın konumu nerede? Bu adam, neden diğer Avrupalı ​​liderlerin dostu olmaktan çok Putin’in dostu gibi görünüyor? Macaristan için özellikle Orban’ın fikirlerinin kaynaklandığı bir tarihsel arka plan var mı?

Macaristan’ın oğlu Orban komünizme karşı

Orban, 1963 yılında Macaristan’ın Szekesfehervar şehrinde orta sınıf bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası çiftçiydi. Ancak Orban’ın lise yıllarında gösterdiği üstün başarı, onun Oxford’daki Pembroke Koleji’ne aday gösterilmesine katkı sağladı.

Mart 1988’de Orban, Fidesz (Genç Demokratlar Birliği) partisinin kurucu üyelerinden biriydi. Kendisi, örgütün ilk resmi sözcüsüydü. Ayrıca kendisi ve grubu, Sovyetler Birliği’nin kendilerine uyguladığı halk baskısını açıkça reddettiklerini ifade etti.

Orban, başlangıçta gayretli bir vatansever ve cesur bir lider gibi göründü. Doğu Avrupa’da Sovyetler Birliği’ne karşı devrim mayalanırken Orban, başkent Budapeşte’deki Kahramanlar Meydanı’nda eski Başbakan Imre Nagy ve Sovyetlerin tanklarla bastırdığı 1956 Macar Devrimi’nin diğer şehitlerinin anısına bir konuşma yaptı.

Orban konuşmasında özgür seçimler yapılmasını ve Sovyet güçlerinin geri çekilmesini talep etti. Konuşma ona geniş ulusal ve siyasi beğeni getirdi.

Orban, Oxford’dan döndükten sonra hızla ülkesinin parlamentosuna girdi ve ardından Fidesz parlamento bloğunun liderliğine atandı. Mayıs 1993’e kadar bu sıfatla görev yaptı.

Viktor Orban 1993 yılında Fidesz partisinin ilk başkanı oldu. 2010 parlamento seçimlerinde partisi, yüzde 52,73 oy alarak kendisinin ve partisinin anayasayı değiştirmesine olanak sağladı.

Geleneksel laik eğilimlerin aksine, Orban’ın geleneksel Avrupa dini köklerine sahip olduğu açık görünüyordu. Macaristan Anayasası değiştirilir değiştirilmez anayasaya geleneksel evliliği ve seçim reformunu destekleyen hükümler ekledi. Ayrıca Meclis’teki sandalye sayısının 386’dan 199’a düşürülmesi talimatını verdi. Ayrıca Eylül 2010’da terörle mücadelenin temeli olarak bir kolluk kuvvetinin ve yeni istihbarat teşkilatlarının kurulması emrini verdi. Partisi 2014, 2018 ve 2022 parlamento seçimlerini kazanırken, Orban’ın da zaferleri devam etti. Sanki Macarlar, Avrupa’yı güç ve şiddetle vuran kargaşa ve huzursuzluk ortamında güvenliklerini ve istikrarlarını korumak için aradıkları şeyi Orban’da bulmuşlardı.

Fotoğraf Altı: Macaristan Krallığı, Batı dünyasının kültür merkezlerinden biri olarak kabul ediliyordu. (AP)
Macaristan Krallığı, Batı dünyasının kültür merkezlerinden biri olarak kabul ediliyordu. (AP)

Tarihi Macaristan Krallığı’nın yeniden canlanması üzerine…

Tarih bilgisi olanlar Macaristan Krallığı’nın yaklaşık 946 yıl boyunca varlığını sürdürdüğünü ve Batı dünyasının kültür merkezlerinden biri olarak kabul edildiğini bilir.

Macaristan’ın 1541’den 1699’a kadar süren 150 yıllık Osmanlı hakimiyetinden sonra Macaristan, Habsburg İmparatorluğu’na ilhak edildi. Ardından Macaristan ve Avusturya’yı içeren bir devlet kuruldu. Bu, Avusturya- Macaristan İmparatorluğu olarak biliniyordu. Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar dünyanın süper güçlerinden biriydi. Savaş sonunda Macaristan’ı Birinci Dünya Savaşı’ndaki rolü nedeniyle cezalandıran Trianon Antlaşması’nın bir parçası olarak Macaristan, topraklarının yüzde 70’ini ve etnik Macarlardan oluşan nüfusunun üçte birini kaybetti.

Geçen kasım ayında İngiliz The Times gazetesinin haberine göre Orban, üzerinde Avusturya, Slovakya, Romanya, Hırvatistan ve Ukrayna’ya ilhak edilen bölgelerin de bulunduğu, Birinci Dünya Savaşı öncesinden kalma ülkesinin haritasını taşıyan bir atkı takmıştı.

4 Haziran 1920’de imzalanan ve 1921'de yürürlüğe giren Trianon Anlaşması’na göre Macaristan’ın eski Avusturya- Macaristan imparatorluğu içinde var olduğu döneme kıyasla yüzölçümünün yüzde 75’ini kaybettiği biliniyor.

Orban’ın atkıyı takması, sadece bir futbol takımına tezahürat yapma biçimi miydi, yoksa sınır anlaşmazlıklarını yeniden canlandırarak bir zamanlar Macaristan’ın egemenliği altında olan topraklara yönelik tarihi hak iddiaları fikrine geri mi dönmüştü?

Elbette Romanya gibi bazı komşu ülkelerin tepkileri, Macar sağının fikirlerinin ‘ideolojik teorileştirme çemberinden pratik uygulamaya kadar’ belirli bir noktada değişebileceğine dair gerçek korkuları gösterdi. Bunu mümkün kılan şey ise Orban ve Putin arasındaki ilişkiydi.

Romanya, Orban’ın ‘canavar atkısı’ yoluyla ortaya koyduğu ifade karşısında derin kaygı duyduğunu dile getiren ilk ülke oldu. Öyle ki Romanya Dışişleri Bakanlığı, tabiri caizse, Orban’ın bu atkıyı takmasını ‘güçlü bir şekilde reddettiğini’ açıkça belirtirken, Ukrayna ise resmi bir özür talep etti.

Ukrayna Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Facebook üzerinden yaptığı bir paylaşımda şu ifadeleri kullandı:

“Macaristan’da haritanın değiştirilmesine ilişkin herhangi bir revizyonist fikrin desteklenmesi, Ukrayna- Macaristan ilişkilerinin gelişmesine katkıda bulunmaz ve Avrupa politikasının ilkeleriyle tutarlı değildir.”

Atkı olayı, Orban’ın Büyük Macaristan’a atıfta bulunarak gerilim yarattığı ilk olay değildi. Öyle ki 2020’de, Birinci Dünya Savaşı’nın bitiminden önce Macaristan Krallığı’nın sınırlarını gösteren bir yerkürenin fotoğrafını yayınlamıştı. Bu fotoğraf, Hırvatistan ve Romanya gibi ülkeleri tepkilerine neden olmuştu.

Fotoğraf Altı: Macaristan, AB’nin kalbindeki ‘asi üye’ gibi görünüyor. (Reuters)
Macaristan, AB’nin kalbindeki ‘asi üye’ gibi görünüyor. (Reuters)

Macaristan, İngiltere’nin deneyimini tekrarlayacak mı?

Macaristan’ın AB’nin kalbindeki asi üye olduğu çok açık görünüyor. Diğer taraftan ise AB, Macaristan topraklarında medya özgürlüğünün bulunmadığı ve azınlık haklarının kısıtlandığı yönünde yaygın eleştirilerde bulunuyor. Ancak koşullar, Macaristan’ın AB ile yaşadığı krizin bundan çok daha geniş ve derin olduğunu gösteriyor. Bu da birçok siyasi analistin şu soruyu yöneltmesine neden oldu; Macaristan, AB’den çekilme anlamına gelen İngiliz deneyimini tekrarlayabilir mi?

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Macaristan’da yapılan kamuoyu anketleri, AB’ye üyeliğin devamlılığı fikrinin kabul edilmemesi yönünde dramatik değişiklikler olduğunu gösteriyor.

Avrobarometre’nin gerçekleştirdiği son araştırmaya göre, bu yıl Macarların yalnızca yüzde 29’u AB’ye destek verdi. Geçen yıl bu oran yüzde 51’di.

Bu gerilemeyle paralel olarak Bloomberg, Koronavirüs pandemisi sırasında Macar hükümeti tarafından ortaya koyulan test balonuna atıfta bulunan bir rapor yayınladı. Öyle ki Macaristan Maliye Bakanı, İngiltere’nin Brexit’ine benzer şekilde Huexit fikrini öne sürerken, Macaristan’ın blok bütçesine net katkıda bulunan bir ülke haline gelmesi durumunda AB üyeliğinin yeniden şekillenebileceğini belirtti.

Peki, Macaristan’ın AB ile yaşadığı kriz, dinsel kökenleri olan dogmatik bir kriz mi, yoksa yalnızca siyasi özellikleri olan ideolojik bir kriz mi?

Liberal laik eğilimlere dayanan ve Avrupa’nın dini kökenlerini fazla önemsemeyen AB ile arasında derin farklılıklar bulunuyor. Macaristan halen inancı ve manevi kökleriyle gurur duysa da bunun komünist yönetim yılları boyunca sarsılmaz kalmasını sağlayan şey olması da muhtemel. Bu, Rusya’da aynı Ortodoks ruhani deneyimini tekrarladığı ve yetmiş yıl boyunca üzerindeki komünist baskıların çirkinliğine rağmen, bir inanç kuluçka merkezi olarak kaldığı anlamına geliyor.

Ancak aslında bir başka boyut daha var. Özellikle Orban hükümetinin ekonominin büyümesini sağlamak için yatırımları çeşitlendirmek amacıyla ‘doğuya yönelme’ politikasını geliştirmesinden sonra gelişen ekonomik boyut.

Bu politika, AB üyeliğindeki Budapeşte’nin liberal seçkinleriyle aynı fırsatlardan yararlanamayan kırsal kesimdeki seçmenlerin özellikle ilgisini çekti. Batılı olmayan ülkelerle yaşanan bu yakınlaşmanın, kimlik söylemini güçlendirmesi de bu eğilimin parlaklığını pekiştirdi. Bu kimlik söylemi ise Orban ve destekçilerinin ‘Batı inançlarının, muhafazakâr Hıristiyan değerlerine düşman olduğunu’ inandığı şeyleri reddediyor.

Fotoğraf Altı: Avrupalıları Orban’a karşı kışkırtan atkı. (Reuters)
Avrupalıları Orban’a karşı kışkırtan atkı. (Reuters)

Orban, Rusya’nın Avrupa’daki adamı mı?

Macaristan Başbakanı Viktor Orban geçen ekim ayında, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Kremlin’in efendisini savaş suçlarıyla suçlamasından bu yana Rusya Devlet Başkanı Putin ile görüşen ilk Batılı lider oldu.

Bu görüşme, Pekin’deki Bir Kuşak Bir Yol Forumu’nun oturum aralarında gerçekleşirken Orban, Putin’e Macaristan’ın asla Rusya ile karşı karşıya gelmek istemediğini belirtti. Ayrıca Budapeşte’nin hedefinin, ‘her zaman karşılıklı olarak daha iyi iletişim sağlamak olduğunu’ da dile getirdi.

Bu toplantı, Ukrayna’yı işgalinden bu yana ‘özellikle yaptırımları erteleyerek, Kiev’e askeri yardım sağlamayı reddederek ve Kiev’in AB’ye katılmasına karşı çıkarak’ tavırları Putin’i şu ya da bu şekilde destekleyen Orban’a yönelik yaygın eleştirilere yol açtı.

Bu toplantı uzun süredir sorulan şu soruyu da güçlendirdi; Orban, AB’nin kalbinde yer alan bir Rus mu?

Avrupalı ​​ve Amerikalı çevreler Orban’ı, özellikle de Moskova ile Washington arasında barış görüşmeleri yapılması yönünde defalarca yaptığı çağrılar ışığında, Putin’den ek Rus gazı sevkiyatı yoluyla bir tür ödül almakla suçluyor.

Bu bağlamda Frankfurt Zeitung gibi bazı Alman gazeteleri, “Komşu ülkeler sinirlendiğinde, Budapeşte şaşkın ve masum numarası yaparak bunun yalnızca geçmiş bir durumun temsili olduğunu ve mevcut siyasetle hiçbir ilgisi olmadığını iddia ediyor” yorumunu yaptı.

Avrupalılar da “Orban’ın şu ana kadar bu tür provokasyonlardan kaçınmaması başlı başına bir skandal. Çünkü halen savaş suçlusu Putin’e yakınlık gösteriyor” açıklamalarında bulundu.

Orban, Putin’le görüşmesi nedeniyle oluşan Avrupa öfkesine nasıl tepki verdi?

Cevap çok ilginç. Rusya merkezli TASS ajansının 6 ve 20 Aralık tarihlerinde aktardığı açıklamalara göre Orban, “Macar milletinin çıkarları gerektiriyorsa Putin’le tekrar görüşmek mümkün” dedi. Orban ayrıca, “Brüksel’den gelenler de dahil olmak üzere dış görüşlerin, Rusya Devlet Başkanı ile yapılan hiçbir toplantıda hiçbir etkisi yoktur” şeklinde konuştu.

Orban bununla da yetinmedi. “Batı, uyuşmazlık ve karşı çıkma nedeniyle Rusya Devlet Başkanı ile görüşmekten çekiniyor. Ancak siyaset, gerçeklik ve sonuç anlamına gelir” açıklamasında bulundu. “Özel operasyonlar dışında her zaman bir araya gelip konuşmalıyız” diyen Orban, “Ukrayna krizinden çıkmanın tek yolunun müzakerelerden geçtiğini düşünüyoruz” ifadelerini kullandı. Bu, bu adamın Ukrayna’ya ve özellikle de Cumhurbaşkanı Zelenskiy’e karşı düşmanca bir yönelime sahip olduğu anlamına mı geliyor?

Fotoğraf Altı: Orban’ın Ukrayna’nın Rusya’yı yenme şansının olmadığı vurgusu rahatsızlığa neden oldu. (Getty)
Orban’ın Ukrayna’nın Rusya’yı yenme şansının olmadığı vurgusu rahatsızlığa neden oldu. (Getty)

Ukrayna kazanamayacak ve AB’de yeri yok

Viktor Orban’ın biyografisini ve kariyerini inceleyen bir araştırmacı analist, “Rusya ile arasında yaşanan askeri çatışmaya ilişkin tutumunun da gösterdiği gibi Orban’ın Ukrayna’ya karşı tarihi bir kini mi var?” ifadelerini kullandı.

Geçen mayıs ayında Katar Ekonomik Forumu’nda açıklama yapan Orban, “Askeri çözümün işe yaramadığı açık” diyerek, Ukrayna savaşının ‘diplomasinin başarısızlığının’ sonucu olduğunu vurguladı.

Orban, “Gerçekler, rakamlar, bağlam ve NATO’nun güçlerini göndermeye hazır olmadığı gerçeği göz önüne alındığında, Ukraynalıların savaş alanında zafer kazanamayacağı açıktır” dedi.

Orban, ilginç bir tutum sergileyerek, zavallı olmalarından yola çıkarak onlara sempati duyduğunu belirtti. Ayrıca Ukraynalıların acılarını anladığını ve bu nedenle tırmanışın durdurulması ve barışa ve müzakerelere doğru ilerlenmesi gerektiğini söyledi.

Bu tutum, aslında kaçamak bir tutum ve dolaylı da olsa Rusya’yı destekleme yönündeki derin arzusunu yansıtıyor.

Orban’ın birkaç gün önce Ukrayna’ya destek amaçlı 50 milyar doları veto etmesinden önce Macaristan da geçen mayıs ayında AB’nin benzer 500 milyon euroluk yardım sağlamasını engellemişti.

Macaristan, aynı zamanda Ukrayna’nın Rus işgalini püskürtmesine yardım etmek için silah sağlamayı reddeden birkaç NATO üyesinden biri. Bloomberg’e göre Orban’ı eleştirenler, onun AB’nin Kiev’e yaptığı fonları kesmesi yönündeki baskısının Rus saldırganlığına teslim olma talebine benzediğini söylüyor.

Avrupa’nın Ukrayna’ya karşı en düşmanca tutumu, Ukrayna’nın AB’ye üye olmasını reddetmesidir. Geçen kasım ayı sonlarında Yurttaş Birliği Partisi’nin altı aylık konferansında yaptığı konuşmada da bunu belirtti.

Orban, “Ukrayna, AB’ye katılmak için ışık yılı uzaklıkta” dedi. Ayrıca kendisinin ve hükümetinin, Ukrayna’nın üyelik müzakerelerine davet edilmesi konusunda planlanan görüşmelere direneceğini söyledi.

Yeni bir ülkenin AB’ye kabul edilmesi için tüm üye ülkelerin oybirliği gerekiyor. Bu durum da Orban’a güçlü veto yetkisi veriyor.

Fotoğraf Altı: Orban, Ukrayna’nın AB’ye katılmasını kabul etmedi. (Getty)
Orban, Ukrayna’nın AB’ye katılmasını kabul etmedi. (Getty)

Siyasi Püritenlik mi ekonomik pragmatizm mi?

Bu noktada Rusya ile Macaristan ve Putin ile Orban arasındaki ilişkilere dair şüpheler artıyor. Peki, Orban, AB’nin Rusya lehine dönmesinde hayati ve stratejik bir rol oynuyor mu?

Moskova’nın Ukrayna’nın NATO’ya veya AB’ye katılmasına izin vermediği biliniyor. Çünkü Rusya, iki kuruluşu da tarihi düşmanı olarak görüyor ve Ukrayna’yı kedi pençesi olarak kullanarak planladıklarına güvenmiyor.

Söz konusu konferansta Orban, Ukrayna’nın AB’ye katılımının önünde durma niyetini açıkça dile getirerek, “Misyonumuz, AB’den ışık yılı uzakta olan Ukrayna ile müzakerelerin başlatılması yönündeki yalan vaadi düzeltmek olacak” dedi.

Macaristan’ın Ukrayna’ya yönelik tutumu, göreceli avantajlar elde etme veya pragmatik hedeflere ulaşma amacıyla, neredeyse çelişkilerle oynamanın ötesine geçen bir konuma dönüşüyor. Buna kanıt olarak Avrupa bloğunun maliye bakanlarının Kovid-19 krizi sonrasında ekonomik toparlanma için ayrılan 10,4 milyar euronun 920 milyonluk kısmını Macaristan’a sağlamayı kabul etmiş olmaları gösterilebilir. Daha sonra Avrupa Komisyonu, fonların tamamının serbest bırakılacağını duyurdu. Bu durum, Komisyon’un ‘Orban’ın şantajına teslim olması’ olasılığına ilişkin bazı blok üyeleri arasında endişelere yol açtı. Çünkü geriye kalan 9 milyarın ödenmesi, yolsuzluk ve çıkar çatışmalarıyla mücadele, yargı bağımsızlığının desteklenmesi, ifade özgürlüğü, akademik özgürlükler, azınlıkların ve göçmenlerin haklarının korunmasına ilişkin reformlara bağlıydı. Özellikle de Macaristan’ın genel iç hasılasının yaklaşık yüzde 5’ini temsil ettiğini ve ülkede enflasyon oranlarının son dönemde yüzde 10 eşiğinin altına düştüğü göz önüne alırsak bu, önemsiz bir miktar değil.

Orban’ın Ukrayna konusundaki tutumunun arkasında belirsiz bir neden daha mı var?

Evet. Orban, ideolojik ve etnik açıdan masum yüzünü gösteren yetenekli bir siyasetçi. Ancak gerçekte, Ukrayna’nın tek başına girecek olmaması nedeniyle (Moldova kastediliyor) Ukrayna’nın AB’ye katılımının, otomatik olarak Avrupa’nın Orta Avrupa ülkelerine verdiği desteğin azalması anlamına gelmesinden korkuluyor.

Orban ayrıca, Avrupa’nın doğuya doğru genişlemesinin, 2023- 2027 dönemi için 264 milyar euroyla AB’nin en büyük bütçesini temsil eden Ortak Tarım Politikası’na (OTP) yansımasından da korkuyor. Eski kıtanın en büyük tarım ülkesi olan (41,5 milyon hektar ekilebilir alan) Ukrayna’nın katılımı, her ülke için tarımsal destek kartlarının yeniden dağıtılmasına yol açacaktır.

Financial Times tarafından yayınlanan ve resmi olmayan bir Avrupa araştırmasına göre Ukrayna’nın AB’ye katılımı, Kiev’in OTP programı kapsamında yedi yıllık bir süre içinde 96,5 milyar euro elde etmesini sağlayacak.

Orban, Fransız dergisi Le Point’e yaptığı açıklamada “Eğer bu (Ukrayna) tarımının AB’ye girmesini istiyorsanız ertesi gün Avrupa tarım sistemi çöker” dedi.

Orban ile zengin ve güçlü halkların zamanları

Orban’ın bir yanda ırklar ve dini inançlar, diğer yanda ‘Macaristan’ın imparatorluklar dünyasına dönüşüne’ dair hayalleri dahil olmak üzere mali ve ekonomik açgözlülük arasında gidip gelen zihniyetini anlamak neredeyse imkansız. Coğrafya ve tarih, Orban’ı bu arzularından neredeyse mahrum bırakıyor.

Ancak gerçekte göründüğü gibi bu adam, hayatında iki ana kurala odaklanmıştır; Birincisi para, ikincisi güç. Bunlar genellikle ayrılmaz bir şekilde bağlantılıdır.

Orban haziran ayı sonlarında X platformu üzerinden yaptığı açıklamada AB parasına ilişkin olarak “Yedi yıllık bütçeye henüz iki yıl kala Brüksel’de para bitiyor. Bu nasıl oldu? Bütçeye ne oldu? Para nerede?” diye sordu.

Bu açıklamadan bir gün sonra, özellikle de 1 Temmuz’da Orban, tüm dünyanın ancak güçlü insanların dayanabileceği ve geçebileceği zorlu sınavlardan geçtiğini, zayıfların ise tüketilip yok edileceğini vurguladı.

Orban, Budapeşte’de öğrenci kalabalığına yaptığı konuşmada ise şunları söyledi:

“Bugün tüm dünyanın temellerinden sarsıldığı bir dönemde yaşıyoruz. Depremin merkez üssünün sınırlarımızda, yani Ukrayna’da olması nedeniyle biz de bu bölgede bir istisna değiliz. Macaristan sınırlarında savaş sürüyor ve on binlerce, yüzbinlerce göçmen sınırlarımızı kuşatıyor. İşte bu nedenle ülkemizin, hükümetimizin, ordumuzun, sivil teşkilatımızın güçlü olması gerekir. Zayıf ulusların öldüğü ve yalnızca güçlü olanların ayakta kaldığı zamanlar vardır.”

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
TT

Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’li müzakerecilerle gerçekleştirdiği görüşmelerin ilk turunun sonuçları hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi. Diğer yandan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, Tahran ile Washington arasında nükleer müzakerelerde arabuluculuk rolü üstlenen Umman’a yarın bir heyetin başında gitmeyi planladığını açıkladı.

Laricani’nin ziyareti, geçen hafta sonu Umman’da yaklaşık dokuz aylık aranın ardından yapılan dolaylı görüşmelerin ilk turunu izleyen ve İran-ABD hattında ikinci bir müzakere turuna ilişkin beklentilerin arttığı bir döneme denk geliyor.

Söz konusu görüşmeler, ABD’nin İran yakınlarında deniz kuvvetlerini artırdığı ve Tahran’ın olası bir saldırıya sert karşılık vereceğini duyurduğu bir ortamda, diplomasiye yeni bir fırsat açmayı amaçlıyor.

Laricani, Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Umman’da üst düzey yetkililerle bir araya gelerek son bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele alacağını, bunun yanı sıra ikili iş birliğini farklı düzeylerde değerlendireceğini belirtti.

Müzakerelerin bir sonraki turunun tarih ve yerinin ise henüz açıklanmadığı kaydedildi. Nükleer görüşmelere, İran’da Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin nezaret ettiği ve nihai kararların, Dini Lider Ali Hamaney’in onayının ardından alındığı ifade edildi.

scdvfgth
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, 18 Ocak’ta Tahran’da Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin için düzenlenen resepsiyonun ardından ofisinden ayrılırken görülüyor. (Laricani’nin internet sitesi)

Laricani’nin Umman’a yapacağı ziyaretin duyurulması, Arakçi’nin bugün parlamentoyu, kapalı kapılar ardında yapılan bir oturumda görüşmelerin sonuçları hakkında bilgilendirmesiyle eş zamanlı gerçekleşti.

Parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkan Yardımcısı Abbas Muktedayi, oturumun yapıldığını doğrulayarak, İran Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin de Arakçi ile birlikte toplantıya katıldığını bildirdi.

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise “İran sıfır zenginleştirmeyi kabul etmeyecektir” diyerek, ‘ülkenin ulusal gücünün unsurlarından biri olan füze kapasitesinin hiçbir şekilde müzakere konusu yapılamayacağını’ vurguladı.

Parlamento Başkanlık Divanı Sözcüsü Abbas Guderzi de Dışişleri Bakanı ile Genelkurmay Başkanı’nın toplantı sırasında İran’ın uranyum zenginleştirmeden vazgeçmesine karşı olduklarını açıkça ifade ettiklerini söyledi.

Guderzi, ‘müzakerelerin yeri ve çerçevesinin tamamen İslam Cumhuriyeti tarafından belirlendiğinin’ teyit edildiğini belirterek, bunun ‘İran’ın diplomasi sahasındaki gücünü yansıttığını’ dile getirdi. Ancak bu tutumun hangi tarafça ilan edildiğine dair ayrıntı vermedi.

Öte yandan Arakçi dün düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin ‘gerçek müzakereler yürütme’ konusundaki ciddiyetine dair şüphelerini dile getirdi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Arakçi, İran’ın ‘tüm işaretleri değerlendirdikten sonra müzakerelere devam edip etmeme konusunda karar vereceğini’ söyledi ve bu kapsamda Çin ve Rusya ile istişareler yürütüldüğünü ifade etti.

frvfr
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte uçak gemisi “Abraham Lincoln” üzerinde (ABD Donanması – AFP).

İran, kırmızı çizgileri olarak gördüğü tutumunda ısrarcı davranıyor. Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı kalmasını kabul ediyor ve barışçıl bir nükleer programa sahip olma hakkını vurguluyor. Buna karşılık, Körfez’de geniş bir deniz gücü konuşlandıran ve bölgedeki üslerde askeri varlığını artıran ABD, iki ek başlığı da içeren daha kapsamlı bir anlaşma talep ediyor. Washington’un gündemindeki bu başlıklar, İran’ın füze kapasitesinin sınırlandırılması ve Tahran’ın İsrail’e düşman silahlı gruplara verdiği desteğin sona erdirilmesi olarak öne çıkıyor.

İsrail ise bu iki başlıkta herhangi bir taviz verilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu çerçevede İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun çarşamba günü Washington’a gitmesi bekleniyor.


Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
TT

Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)

Amerikalı, Hint kökenli ruhani öğretmen ve çok satan sağlık kitaplarının yazarı Deepak Chopra, İsrail’e övgüler yağdırırken, Jeffrey Epstein’ın kendisine Tel Aviv’de katılması fikrine de büyük bir heyecan duyuyordu.

İngiliz The Times gazetesinin haberine göre, 2019’daki tutuklanmasından iki yıl önce Epstein, Chopra’nın Tel Aviv’deki Menora Salonu’nda vereceği konferans sırasında onunla görüşmeye davet edildi. Epstein dosyaları kapsamında yayımlanan milyonlarca belgeden birinde Chopra’nın şu ifadeleri yer aldı:
“Bizimle İsrail’e gel. Rahatla, ilginç insanlarla vakit geçir. İstersen takma isim kullan. Kızlarını da getir. Burada olman çok eğlenceli olur. Sevgiler.”

Ancak Epstein bu davete mesafeli yaklaştı ve şu yanıtı verdi:
“Başka bir yer. İsrail’i hiç sevmiyorum.”

Epstein’ın Mart 2017’de daveti reddetmesinin nedenleri, ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı dosyalardaki gizemlerden biri olmayı sürdürüyor. Belgeler, Epstein’ın özellikle İsrail ve eski Başbakan Ehud Barak ile ilişkisine dair çelişkili ve kafa karıştırıcı bir tablo ortaya koyuyor.

“Epstein casusluk eğitimi aldı” iddiası

ABD’de, Epstein’ın yabancı bir istihbarat servisi adına çalışmış olabileceğine dair iddialar yeniden gündeme geldi. Bu iddialar özellikle sağcı yorumcu Tucker Carlson ve benzer isimler tarafından dillendirildi. Dosyalar arasında, FBI’a bilgi veren gizli bir kaynağın, Epstein’ın gerçekte İsrail istihbarat servisi Mossad için çalıştığını öne sürdüğü iddialar da yer aldı.

FBI’ın Los Angeles ofisinin Ekim 2020 tarihli bir raporunda, söz konusu kaynağın “Epstein’ın Mossad tarafından devşirilmiş bir ajan olduğuna ikna olduğu” ifade edildi. Raporda ayrıca Epstein’ın Mossad adına “casusluk eğitimi aldığı”, uzun yıllar kişisel avukatlığını yapan Harvard Hukuk Fakültesi profesörü Alan Dershowitz aracılığıyla Amerikan ve müttefik istihbarat operasyonlarıyla bağlantılar kurduğu iddia edildi. Raporda, Jared Kushner ile kardeşi Josh Kushner’ın da Dershowitz’in öğrencileri arasında olduğu ifade edildi.

Ancak Dershowitz bu iddiaları alaya alarak, “Herhangi bir istihbarat servisinin ona gerçekten güveneceğini sanmıyorum. Ayrıca böyle bir şeyi benden saklayamazdı” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise hafta sonunda yaptığı açıklamada, Epstein’ın Ehud Barak ile olan yakın ilişkisinin onun İsrail adına casusluk yapmadığının kanıtı olduğunu savundu. Netanyahu, X platformunda, “Jeffrey Epstein ile Ehud Barak arasında alışılmadık derecedeki yakın ilişki, onun İsrail için çalıştığını değil, tam tersini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Belgeler, Barak ve eşi Nili’nin defalarca Epstein’ın New York’taki dairesinde kaldığını ve Epstein’ın 2019’daki son tutuklanmasından kısa süre önce yeniden ziyaret planladıklarını ortaya koyuyor. Epstein’ın, 2006’da çocuk istismarı ve insan ticareti suçlamalarıyla ilk kez tutuklanmasından sonra da ilişkilerinin devam ettiği görülüyor. Barak daha sonra Epstein ile ilişkisi nedeniyle pişmanlık duyduğunu söyledi.

2018’de Epstein, Barak’tan bir e-postada “Mossad için çalışmadığımı netleştirmesini” istedi. Bir yıl önce ise Barak’a, kendisinden “eski Mossad ajanlarını kirli soruşturmalar için bulmasının istenip istenmediğini” sormuştu.

Belgelere göre Epstein, “Carbyne” adlı (eski adıyla Reporty Homeland Security) İsrailli bir girişime 1,5 milyon dolarlık yatırım yapılmasına katkıda bulundu. Barak, “Vergiden kaçınmak için Kıbrıs’ı kullanma yönündeki İsrail numarası eski ve tehlikelidir” uyarısında bulunurken, iş insanı Nicole Junkermann, Kıbrıs yerine Lüksemburg’un tercih edilmesini önerdi.

“Kesin kanıt yok”

Epstein’ın servetinin kaynağı da uzun süredir soru işaretleri yaratıyor. Eski İngiliz askeri istihbarat subayı Lynette Nusbacher, teorik olarak Epstein’ın bir istihbarat varlığı olmasının mümkün olduğunu, ancak “suçlarıyla mahkûm olmuş biri olmanın ötesine geçtiğini kanıtlayan hiçbir delil bulunmadığını” ifade etti.

2003 yılında Epstein, partneri Ghislaine Maxwell için “çelişkili vize damgalarından kaçınmak” gerekçesiyle ikinci bir pasaport başvurusunda bulundu. Başvuruda Maxwell’in İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan’a seyahat etmeyi planladığı belirtiliyordu. Maxwell’in babası, eski medya patronu Robert Maxwell’in Mossad ile bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyordu.

Epstein, Yahudi bir ailede dünyaya geldi ve New York’ta, çoğunluğu Yahudilerden oluşan Sea Gate adlı kapalı sitede büyüdü. 1985 yılında ailesiyle birlikte İsrail’i ziyaret etti, Tel Aviv’de Plaza Oteli’nde ve Kudüs’te King David Oteli’nde kaldı. Ailesini gezdirmek için limuzin kiraladığı da aktarılan bilgiler arasında.

Resmî kayıtlara geçmeyen başka ziyaretler de söz konusu. 20 Mayıs 2012 tarihli bir e-postada sekreterinden Paris’ten Tel Aviv’e, oradan New York’a ya da Tel Aviv’den Yalta’ya uçuşlar araştırmasını istedi. Bir gün sonra ise “24’ünde Tel Aviv, 27’sinde New York’a birinci sınıf” diye yazdı.

Epstein ayrıca, İsrail’deki en lüks mülklerin açık artırmalarını takip eden pahalı bir emlak sitesine üyeydi.

2017 itibarıyla İsrail’e seyahat etmeye hevesli görünmese de İsrailli kadınlara ilgisini gizlemedi. Chopra’dan “çekici sarışın bir İsrailli… zihin maddenin üstündedir” diye bir istekte bulundu. Chopra ise İsrailli kadınların “savaşçı, agresif ve son derece çekici” olduğu uyarısında bulundu.

Chopra geçen hafta yaptığı açıklamada, “Hiçbir zaman suç teşkil eden ya da sömürücü bir davranışın parçası olmadım. İstismar ve suistimalin her türlüsünü kesin bir dille kınıyorum” ifadesini kullandı.

Epstein ile halen çocuklara yönelik cinsel insan ticareti ağındaki rolü nedeniyle 20 yıl hapis cezası çeken Ghislaine Maxwell arasındaki derin ve uzun süreli ilişki de Epstein’ın İsrail ile bağlantılı olduğu yönündeki komplo teorilerini destekliyor.

Maxwell’in babası Robert Maxwell’in İsrail istihbaratıyla bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyor. Maxwell’in İsrail ekonomisine milyonlar aktardığı ve dönemin Başbakanı Yitzhak Shamir’e “en az 250 milyon dolar yatırım” sözü verdiği biliniyor.

Robert Maxwell, 1991 yılında “Lady Ghislaine” adlı yatından düşerek Kanarya Adaları açıklarında ölü bulundu. Cenazesi İsrail’e götürülerek, Kudüs’te devlet elitlerine ayrılan Zeytin Dağı Mezarlığı’na defnedildi.

“Mossad mı öldürdü?”

Epstein’ın bazı e-postalarında, Robert Maxwell’in Mossad tarafından öldürüldüğüne inandığına dair ifadeler yer aldı. 15 Mart 2018 tarihli bir e-postada Epstein, başlığı “İş bitirildi” olan mesajında Maxwell’in kaderine dair spekülasyonlarda bulundu.

Bu iddialar, Gordon Thomas ve Martin Dillon’un yazdığı “Robert Maxwell’in Suikastı: İsrail’in Süper Casusu” adlı kitapta ortaya atılan teoriyle örtüşüyor. Kitapta, Maxwell’in Mossad için çalıştığı, ancak 3 milyar doları aşan borçlarının faizi olarak talep ettiği 600 milyon dolar ödenmezse her şeyi ifşa etmekle tehdit ettiği ve bunun üzerine öldürüldüğü öne sürülüyor.

The Times’ın görüştüğü pek çok uzman, Maxwell’in Mossad ile bağlantılarını ya da Epstein’ın İsrail istihbaratıyla ilişkisini doğrulayan somut bir bilgiye rastlamadıklarını belirtiyor. Ancak İsrail istihbaratıyla bağlantıları olan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir İsrailli yazar, “Mossad’ın kimi işe alacağını asla bilemezsiniz. Herkes ajan olabilir” değerlendirmesinde bulundu.


İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, dün yaptığı açıklamada, Yahudilerin "bu kötülüğün üstesinden geleceğini" belirterek, Sidney'deki Bondi Plajı'nda Yahudi bayramını kutlayan 15 kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının kurbanlarına başsağlığı diledi.

Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşan Herzog, "Terör, şiddet ve nefret karşısında, tüm inançlardan ve tüm milletlerden iyi insanlar arasındaki bağlar güçlü kalacaktır" dedi.

Bu arada, Filistin yanlısı göstericiler, İsrail Cumhurbaşkanı'nın ziyaretini protesto etmek için Sidney'de toplanmayı planlıyordu. Yetkililer ziyareti büyük bir olay olarak nitelendirmiş ve kalabalığı kontrol etmek için binlerce polis memuru görevlendirmişti. Polis, kamu güvenliği gerekçesiyle göstericileri Sidney'in merkezindeki bir parkta toplanmaya çağırmıştı, ancak protesto organizatörleri bunun yerine şehrin tarihi Belediye Binası'nda toplanmayı planladıklarını söylemişti.

Yetkililer, ziyaret sırasında polise nadiren kullanılan yetkiler verdi; bunlar arasında kalabalıkları dağıtma ve yer değiştirme, belirli alanlara erişimi kısıtlama, insanları ayrılmaya yönlendirme ve araçları arama yetkisi de bulunuyordu.

Yeni Güney Galler Emniyet Müdür Yardımcısı Peter McKenna, Channel Nine News'e yaptığı açıklamada, "Protesto organizatörleriyle yakın temas halinde olduğumuz için bu yetkilerden herhangi birini kullanmak zorunda kalmayacağımızı umuyoruz" dedi. "Genel olarak, tüm toplumu güvende tutmak istiyoruz... Toplum güvenliğini sağlamak için ancak bu amaçla, büyük sayıda polis memuru görevlendireceğiz" dedi. Avustralya'nın en büyük şehri olan Sidney'de yaklaşık 3 bin polis memuru görevlendirilecek.

Herzog, Bondi Plajı'ndaki ölümcül silahlı saldırının ardından Avustralya Başbakanı Anthony Albanese'nin daveti üzerine Avustralya'yı ziyaret ediyor.

Herzog'un ziyareti, Filistin yanlısı grupların muhalefetiyle karşılandı ve Avustralya'nın büyük şehirlerinde protestolar planlandı. Filistin Eylem Grubu da beklenen protestolara getirilen kısıtlamalara karşı Sidney'deki bir mahkemede dava açtı.

Filistin Eylem Grubu yaptığı açıklamada, "BM Soruşturma Komisyonu'nun Gazze'de soykırımı kışkırttığı sonucuna varmasının ardından, bugün Isaac Herzog'un tutuklanmasını ve soruşturulmasını talep etmek için ulusal bir protesto günü olacak" ifadeleri yer aldı.

İsrail hükümetinin sert eleştirmeni olan Avustralya Yahudi Konseyi, pazartesi günü 1000'den fazla önde gelen Avustralyalı Yahudi akademisyen ve toplum figürünün imzaladığı açık bir mektup yayınlayarak Albanese'yi Herzog'a yaptığı daveti geri çekmeye çağırdı.