İran ne zaman İran oldu?

Oryantalistlerin uydurduğu hayali bir ırka ilişkin ırkçı bir anlayıştan türetilen İran adı, ülkenin Türkler ve Araplar başta olmak üzere tüm sakinlerini kapsamıyor

Şah Rıza Pehlevi’nin kendisini ülkenin kralı ilan etmesinden sonra Tahran’da askerî geçit töreni yapan İranlı askerler (Getty Images)
Şah Rıza Pehlevi’nin kendisini ülkenin kralı ilan etmesinden sonra Tahran’da askerî geçit töreni yapan İranlı askerler (Getty Images)
TT

İran ne zaman İran oldu?

Şah Rıza Pehlevi’nin kendisini ülkenin kralı ilan etmesinden sonra Tahran’da askerî geçit töreni yapan İranlı askerler (Getty Images)
Şah Rıza Pehlevi’nin kendisini ülkenin kralı ilan etmesinden sonra Tahran’da askerî geçit töreni yapan İranlı askerler (Getty Images)

‘İran’ ve ‘Anêrân’ isimleri ilk kez Sasani İmparatorluğu’na ait coğrafi bölgelerin adı olarak Sasani Hanedanlığı döneminde (MS 224-651) ortaya çıkmıştır. Bu iki ismin, esasında dinî karakteriyle öne çıkan imparatorluklar çağında, yani Orta Çağ’da Zerdüştîlik dini çerçevesinde anlaşılabilecek tamamen dinî anlamları vardır. Zerdüştîlik dinini benimseyen bölgeler ‘İran’, Zerdüştîlik dışındaki dinleri benimseyen bölgeler ise ‘Anêrân’ olarak adlandırılırdı. Bu, İslam tarihinde gördüğümüz üzere dünyanın ‘dârülislâm’ ve ‘dârülharp’ (Müslüman olmayan bir devletin hâkimiyetindeki topraklar) şeklinde ikiye ayrılmasına benziyor. Aradaki fark şu: Anêrân, Sasani İmparatorluğu’na tâbi iken dârülharp, İslam İmparatorluğu’na tâbi değildi. 

O dönemde İran adı, herhangi bir ulusal veya etnik bir anlam taşımıyordu. Daha ziyade 19’uncu ve 20’nci yüzyıllarda Avrupa oryantalizmi, İran adına ulusal ve etnik siyasi anlamlar atfetmiş, 20’nci yüzyıldaki İranlı tarihçiler de bu anlamları Avrupalılardan almıştır. Günümüzde İran olarak adlandırılan bölgeye Pers ülkesi anlamında ‘Persia’ adını veren ilk halk ise Yunanlardır. Halbuki bu coğrafya, İslam’dan önce de sonra da sadece Persleri değil, çeşitli halkları, kavimleri ve ırkları barındırıyordu.

Grekler (eski Yunanlar), Pers bölgesinde (bugün İran’ın güneyindeki Fars eyaletinde) Ahameniş krallarına ait mezarları gördükten sonra bu toprakları ‘Persia’ olarak tanımlamışlardı. Aslında Ahameniş devletinin Pers’ten daha büyük ve geniş olduğunu ve başka kralları ve şahları kapsadığını düşünüyorlardı. Görünüşe bakılırsa Araplar ve Müslümanlar da ‘Fars (Pers)’ ve ‘Bilâd-ı Fars (Pers ülkesi)’ adını Yunanlardan aldı.

İslam’dan sonra İran

İslam fetihlerinden ve Sasani devletinin çöküşünden sonra ‘İran’ adı görülmedi. Bu fetihlere sadece Araplar değil, diğer halklardan oluşan gruplar ve Sasani yönetimine karşı çıkan Persler de katılmıştı. Emeviler ve Abbasiler, Pers ülkesine, yani Persia’ya hükmederken Araplar, bu coğrafya için hep ‘Pers ülkesi’ ismini kullanıyorlardı. 1935 yılına kadar da böyleydi. Ama 1935 yılında Şah Rıza Pehlevi hükümeti, resmî olarak ülkelerden ‘Pers ülkesi’ yerine ‘İran’ adını kullanmalarını talep etti.

Mesela Alaaddin Atâ Melik el-Cüveynî, Târîh-i Cihângüşâ adlı kitabında İran adını kullanmadı. Halbuki MS 13’ncü yüzyılda yayımlanan bu önemli tarihî kaynağın üç bölümü, bugün İran olarak adlandırılan coğrafyada hüküm süren Moğolların, Hârizmşahların ve İsmâilîlerin siyasi ve sosyal durumundan bahseder, ancak İran adını hiç zikretmez. Nizâmî-i Gencevî, Dakîkî ve Firdevsî gibi az sayıda şair de İran kelimesini edebi alanda kullanmıştır. Bunlardan Firdevsî, bu adı coğrafi bir kavram olarak kullanmak istediğinde günümüzdeki ‘İran’ anlamından tamamen farklı bir anlam ortaya koydu. O, Şehname adlı divanında İran’ı tanımlamak için Büyük Horasan’a, yani günümüzün Kuzey Afganistan bölgesine odaklanıyor; Ahvaz’ı bağımsız bir krallık olarak kabul ediyor ve Taberistan’ı, Mâzenderan’ı, Zâbul’ü ve başka pek çok bölgeyi İran kapsamının dışında değerlendiriyor.

Pers milliyetçilerinin İran ulusal devletinin geri dönüşü için bir hareket noktası olarak gördükleri Safevi hanedanı döneminde de devlet, İran devleti olarak tanımlanmadı. İki yüzyıldan fazla hüküm süren Safevi şahlarının kendileri de İran adını kullanmadı. Bâkır Sadri Niya, ‘memalik-i mahrusenin’ (korunan krallıklar) siyasi sisteminin meşruiyeti hakkında şu açıklamayı yapıyor:

“Tarihî belgelere ve metinlere bakacak olursak Safevi döneminde ‘memalik-i mahruse’ terimi, siyasi bir terim olarak yaygındı. Bu dönemde İran ile Britanya arasında imzalanan (ve Batılı tarzda düzenlenmiş ilk anlaşma gibi görünen), Birinci Şah Abbas döneminden kalma bir anlaşmanın başlığında, girişinde ve yirmi maddesinde memalik-i mahruse yani müttefik krallıklar (guarded kingdoms) terimi 19 kez geçiyor. Bu 19 kullanımın üçünde ‘memalik-i şahiyye-i mahruse’, ikisinde ‘memalik-i mahruse ve biladü’l-melik’ ve birinde de ‘memalik-i mahruse-i şahiyye ve biladü’l-melik’ ibareleri kullanılmış; geri kalanlar da hep ‘memalik-i mahruse’ şeklinde geçmiştir. Bu anlaşmanın hiçbir yerinde ‘memalik-i İran-ı mahruse’ ifadesine rastlamıyoruz. İran yerine ‘memalik-i mahruse’ terimi kullanılmış ve anlaşmanın hiçbir bölümünde ve maddesinde İran adı zikredilmemiş. Bu anlaşmanın müsvedde metni, Ulusal Şura Meclisi Kütüphanesi’nde 5032 numarayla el yazması mecmuası olarak muhafaza ediliyor.”

Türkmen kökenli olan Nadir Şah Afşarî’nin, kendisini İran şahı olarak nitelediği söylenir. Ancak onun ve haleflerinin dönemi boyunca Afşar devletinde hiçbir şah, devletin idari ve siyasi sistemini tanımlamak için İran adını kullanmadı ve müttefik (korunan) krallıklar sistemi, Afşarlılar döneminde de ‘İran’ adı eklenmeden devam etti. Aynı durum, Zend ve Kaçar hanedanları için de geçerli.

19’uncu yüzyılda İran araştırmaları dalı, Fransa’dan başlayan ve Almanya’ya ve Birleşik Krallık’a uzanan Avrupa oryantalizmi alanında özel bir yer işgal etmeye başladı. Nitekim bu ülkelerdeki akademik çevrelerde Hint-Avrupa dil ailesinin tek bir ortak atadan geldiği tezi ileri sürüldü. Ancak ülkelerinin hükümetlerine bir ölçüde tâbi olan bu çevreler, bununla da yetinmeyerek bu tezi, Aryanizm ve Ari ırkın üstünlüğü tezini doğuran ırkçı bir teze dönüştürdü. Bu tez, yukarıda adı geçen ülkelerin Asya, Afrika ve Yakın Doğu’daki sömürgeci çıkarlarına hizmet ediyordu.

Kaçarlar dönemindeki entelektüeller, bazı yazılarında zaman zaman ‘İran’ kelimesini kullanmakla birlikte İran’a aidiyet anlamında ‘İranlılar’ kelimesini kullanmayıp, onun yerine ‘İran reayası/halkı’ ifadesini kullandılar. İranlılara işaret etmek için başka kelimeler de kullanılmıştır. Örneğin seyyah ve coğrafya alimi Necmülmülk el-Isfahanî, Arabistan Yolculuğu adlı kitabında İranlıları tanımlamak için, Arabistan Krallığı’nda tanıştığı Ahvazilerden naklen, ‘Acem’ kelimesini kullanmıştır.

İran kelimesi, Meşrutiyet Devrimi’nden (1906-1909) sonra revaç buldu, ancak yine de Kaçar devletinin resmî adı olmadı. Bu devrimin anayasasının 19’uncu maddesinde, “Ulusal Şura Meclisi, Senato tarafından onaylandıktan sonra devlet adamlarından, vergi reformu yapmak, İran eyaletleri ve krallıkları (memalik) haritasında resmî ilişkileri kolaylaştırmak ve buraların hükümetlerini belirlemek amacıyla onayladığı hususların uygulanmasını talep etme hakkına sahiptir” ifadesi yer alıyor.

Bu anayasanın ekinin 90’ıncı maddesi ise “tüm müttefik krallıklardaki (memalik) eyalet meclislerinin kendi iç nizamına göre teşkilatlanmasını” öngörüyor.

Meşrutiyet Devrimi anayasasının 19’uncu maddesinde ‘memalik (müttefik krallık)’ kelimesinden önce İran kelimesinin kullanıldığını görüyoruz, ancak 90’ıncı maddede anayasa, müttefik krallıklardan bahsederken İran kelimesini kullanmıyor. Bu da demek oluyor ki devrimin o dönemine kadar İran kelimesi, resmî ve hukuki bağlamlarda tamamen yer almamış; bazen zikredilirken bazen de zikredilmemiştir.

‘İran’ kelimesi, Meşrutiyet Devrimi anayasasında sadece iki kez, ekinde de beş kez, böylece anayasayla ekinde toplamda yedi kez geçmiştir. İran İslam Cumhuriyeti anayasasında ise 32 kez geçmektedir. Bu, İran’da İran milliyetçiliği söyleminin pekişmesinin ve Pers-dışı söylemin zayıflamasının Pehlevi dönemine (1925-1979) dayandığını gösteriyor.

Resmî boyut kazandırılması

27 Aralık 1934’te İran hükümeti resmî bir açıklama yaparak, yabancı ülkelerden resmî yazışmalarında ‘Persia’, ‘Pers’ ve ‘Perse’ kelimeleri yerine ‘İran’ kelimesini kullanmalarını istedi. Şah Rıza Pehlevi’nin yakın danışmanlarından Said en-Nefisi, bu konuda bir makale de yazdı. Bu talep, Tahran’daki tüm yabancı ülke temsilciliklerine ve büyükelçiliklere bir genelgeyle iletildi. Bu genelge, 21 Mart 1935’te de yürürlüğe girdi.

‘Iranian Diplomacy’ adlı internet sitesinde bu konuda şu ifadelere yer veriyor:

“20’nci yüzyılın başına kadar dünya halkları, ülkemizi resmî adıyla ‘Pers’ ya da ‘Persia’ şeklinde tanıyordu. Ancak Şah Rıza Pehlevi döneminde eski İran’a dönme ve İslam öncesi İran’ı yüceltme tartışması hız kazanınca Said en-Nefisi, Muhammed Ali Furuği ve Seyyid Hasan Takizade gibi İslam öncesi İran dönemini yücelten bir grup aydın, doğrudan Şah’ın desteğiyle Şah Rıza hükümetinde bir araya geldi ve bu yönde bazı adımlar attı. Said Nefisi, ülkenin adının resmî olarak İran şeklinde değiştirilmesini önerdi ve bu öneri, Aralık 1934’te hayata geçirildi. Üzerinden 76 yıl geçmesine rağmen bu karar, halen tartışılmaktadır.

Bu değişikliğe karşı çıkanlar, ‘İran’ın, İranlı olmayanların uzun bir zamandır benimsediği ‘Pers ülkesi’ teriminde saklı olan manayı, kültürü ve medeniyeti aktaramadığını düşünüyor. Bir kesim, Şah Rıza’nın bu kararı, sırf kendi otoriter yönetimini güçlendirmek üzere siyasi nedenlerden ötürü aldığını düşünüyor. Analistlerden oluşan bu kesime göre bu eylemin başlangıç noktası, söz konusu kişileri içeren ve Şah Rıza hükümetinin iktidarında şahsi çıkarlarının peşinde koşan, dönemin bazı kültürel ve siyasi seçkinlerine bakarak değerlendirilmelidir.”

Yeni adlandırmanın sebepleri

Bahsi geçen makalesinde Said Nefisi, önceki isimlerin tarihini tartışır ve şöyle der:

“Avrupalılar nazarında bu İran kelimesi, yalnızca coğrafi bir terimdir. Coğrafya kitaplarında bugün İran’ı, Afganistan’ı ve Belucistan’ı kapsayan geniş ovaya İran Platosu deniyordu. Ülkemiz ise Fransızca ‘Perse’, İngilizce ‘Persia’, Almanca ‘Persien’, İtalyanca ‘Persia’ ve Rusçada ‘Berse’ olarak anılıyordu. Bu dört kelimeye benzer kelimeler, diğer Avrupa ülkelerinde de yaygındı. Bu, MÖ 550 yılında, yani 2 bin 484 yıl önce Ahameniş hükümeti kurulduğu ve Ahameniş Kralı Büyük Kiros’un tüm medeni dünyayı kendi yönetimi altında topladığı zamana dayanır. Nitekim Büyük Kiros’un ataları, daha önce Parsa ya da Parsua denen toprakların krallarıydı.”

Said Nefisi, bu noktada abartıya kaçıyor. Zira Kiros (MÖ 559-529) Enşan’ı, Hegmetane’yi, Part’ı, Cürcan’ı (Gürgan), Lidya’yı ve Babil’i ele geçirdi ve sonunda Massagetler tarafından öldürüldü. Enşan; Ahvaz bölgesinin kuzeyini, Çaharmahal ve Bahtiyari eyaletini ve Fars eyaletinin batısındaki bölgeleri kapsar ve Elam eyaletinin bir ili olarak kabul edilir. Hegmetane, bugünkü Hemedan’dır. Part, İran’ın doğusundaki Horasan bölgesindedir. Cürcan, bugünkü İran’ın kuzeydoğusunda; Lidya, günümüz Türkiye’sinde ve Babil de günümüz Irak’ındadır. Bugünkü İran’ın kuzeyinde yer alan Taberistan, Kiros’un hükmü altında değildi; aslında Taberistan, Ahamenişlerin ve Sasanilerin hükmü altına da girmedi. Tarihçiler, Kiros’un Ermenistan’a ulaştığından da şüpheli. Dolayısıyla medeni dünya, Kiros’un işgal ettiği bu bölgelerden çok daha genişti. Bazı tarihçiler de Kiros isminin, Farsça değil, Elamca bir isim olduğunu düşünüyor.

Said Nefisi, şöyle devam ediyor:

“’İranlı’ kelimesi, Ari ırkın medeniyet dairesine kattığı en eski kelimelerden biridir. Avrupalı bilim adamları, insan medeniyetinin üreticisi olan beyaz ırkın bu koluna Hint-Avrupa, Hint-Cermen, Hint-İran veya Hint-Aryan adını verdiler. Dünyada adlandırıldığı ilk günden itibaren kendisine Ari ismini verdi. Avrupa dillerinde de Ari ırka nispetle bir sıfat olarak ‘Aryan’ kelimesi kullanılır.”

FOTO: Şahname adlı eserde İran, (Afganistan’ın kuzeyini de kapsayacak şekilde) Büyük Horasan’a işaret eder ve Ahvaz’ı, Mâzenderan’ı ve Taberistan’ı içermez (AFP)
Şahname adlı eserde İran, (Afganistan’ın kuzeyini de kapsayacak şekilde) Büyük Horasan’a işaret eder ve Ahvaz’ı, Mâzenderan’ı ve Taberistan’ı içermez (AFP)

Said Nefisi burada, bilimsel açıdan var olmayan Ari ırkından bahsediyor. Bu, elbette onun aklının ürünü değil, Avrupalı oryantalistlerin uydurmasıydı. Bu oryantalistler, 19’uncu ve 20’nci yüzyıllarda Hint-Avrupa dil ailesi ve onun kolları, yani Hint-İran dilleri teorisini benimsemiş ve buna dayanarak sömürgeci amaçları doğrultusunda Ari ırkçılık tezini ileri sürmüşlerdi. Bu tez, sadece Said Nefisi’yi değil, pek çok İranlı entelektüeli, yazarı, tarihçiyi ve siyasetçiyi de etkilemişti.

Daha sonra İkinci Dünya Savaşı sırasında insanlığın başına gelen insani felaketin ardından Ari ırkının bilimsel bir anlayıştan yoksun bir hurafeden ibaret olduğu ortaya çıktı. Said Nefisi; kendisini, Şah Pehlevi hükümetini ve İran’ı, güçlerinin zirvesindeki Almanlara yakınlaştırmak için Hint-Alman ırkına da atıfta bulunuyordu. Şah Rıza Pehlevi ile Hitler Almanya’sı arasındaki yakın ilişkiyi biliyoruz. Bugün yaşadığımız çağda ise ırkçı arka plana sahip ‘Arya’, ‘Aryan’ ve ‘Ari’ gibi terimler, İranlı halkların çoğunun midesini bulandırıyor.

Bazılarına göre ‘Persia’ adı yerine ‘İran’ın tercih edilmesi, Adolf Hitler ve Nazi Almanya’sı yöneticileri tarafından ortaya konan ve Tahran’daki Almanya Büyükelçiliği aracılığıyla Said Nefisi’ye iletilen bir girişimdir.

Nefisi, daha sonra bu ırkın yayılma alanına değiniyor:

“Bir yandan Sind (İndus) Nehri kıyılarını ve diğer yandan Mağrip Denizi kıyılarını, yani tüm Mağrip (Arap Batısı) sakinlerini, Hindistan’ın kuzeybatısını, Afganistan’ı, Türkistan’ı, İran’ı, Mezopotamya’nın bir kısmını, Kafkasya’yı, Rusya’yı, tüm Avrupa’yı, Küçük Asya’yı, Filistin’i, Suriye’yi ve zamanla toprakları haline gelen Kuzey ve Güney Amerika’yı kapsıyor.”

Nefisi, “Atalarımız her zaman Aryan olmakla iftihar ediyordu” diye ekliyor. Bu ifade de doğru değil. Zira ırk, ırkla iftihar etme ve ırkçılık meseleleri, 19’uncu ve 20’nci yüzyılın özellikleridir. Said Nefisi’nin bahsettiği o kadim çağlarda ırkçılık ve bu türden meseleler değil, yalnızca dinî bakış açısı, ülkelerin fethi, yayılma ve imparatorların topraklarının coğrafi alanının genişletilmesi gibi meseleler hâkimdi. Yani aslında Nefisi, kendi milliyetçiliğini bu kavramlara yabancı olan geçmiş zamanlara dayandırıyor. Tarihçilere göre Pers İmparatorluğu, Ahameniş döneminde dahi homojen değildi ve Perslerin yanı sıra sözde ‘Arilerden’ olmayan başka halkları da içeriyordu. Nitekim bu halkların torunlarının çoğu, halen bu topraklarda yaşıyor ve kendilerini iftihar edilecek Ariler olarak görmüyor. Buna Arapları, Türkleri, Taberîleri örnek olarak verebiliriz.

FOTO: Pehlevi ve daha sonraki İslami yönetimin hedefi, ülkenin (İran) (Pers) kimliğini dil (Farsça) kimliğiyle uyuşturmaktı (AFP)
Pehlevi ve daha sonraki İslami yönetimin hedefi, ülkenin (İran) (Pers) kimliğini dil (Farsça) kimliğiyle uyuşturmaktı (AFP)

Said Nefisi, makalesinde şu ifadelere de yer veriyor:

“Ahameniş hanedanı İran’ı tümüyle kendi hükmüne aldığında bu ülkeler grubunun nasıl adlandırıldığı bilinmiyor. Zira Ahameniş kitabelerinde Ahameniş topraklarının farklı eyalet ve bölgelerinin isimleri zikredilmiş, ancak bu ülkelerin genel adı belirtilmemiş. Şurası muhakkak ki o dönemde tüm bu ülkelerin adı ‘Aray’ kelimesinden türetilmiş olsa gerek. Çünkü bu bölgelerin tüm sakinleri, kendilerini Ariler olarak anıyor ve ‘Arya’ kelimesi, bu ülkelerin soylularının isimlerinde de görülüyordu. İran kelimesinin kadim kaydının bulunabileceği dünyanın en eski yazılı belgesi, MÖ 3’üncü yüzyılda yaşamış meşhur Yunan coğrafyacı Eratosthenes’in ifadesidir. Eratosthenes’in kitabı kayıptır, ancak ünlü Yunan coğrafyacı Strabon, bu ifadeyi alıntılayarak ‘Aryana’ şeklinde kaydetti. Bu yüzden diyebiliriz ki bu kelime en az 2 bin 200 yıl önce yaygındı.”

Said Nefisi, Ahameniş bayrağı altındaki ‘krallıklar grubunun’ adını bilmediğinden, çünkü onların bu grubun adını zikretmediklerinden bahsediyor. Ancak değerli cehalet itirafına rağmen kuruyla yaşı karıştırarak bu toprakların adının ‘İran’ olduğunu söylüyor. O, Mart 1935’e kadar ne Ahameniş İmparatorluğu’na bağlı eyaletlerin, bölgelerin ve ülkelerin halkının ne de diğerlerinin bu yeri İran adıyla tanıdıklarını bilmiyor ya da bilmiyormuş gibi yapıyor. Onun 3’üncü yüzyılda, yani Ahamenişlerin çöküşünden bir asır sonra yaşayan ve kitabı kaybolan Yunan Eratosthenes’in çalışmalarında İran adına rastlandığını vurgulaması anlamsızdır. Genel olarak, sadece Ahameniş döneminde değil, aynı zamanda Seleukos, Part ve Sasani dönemlerinde, ardından Gazneliler, Selçuklular, Hârizmşahlar, Moğollar, Atabekler, Safeviler, Afşariler, Zendler ve Kaçarlar gibi İslamiyet’ten sonra hüküm yürüten hanedanlar döneminde de bu topraklar; ‘İran’, ‘Arya’ veya ‘Aray’ adıyla değil, bugün İran olarak adlandırılan yerde hüküm süren bu hanedanların adıyla, Yunanistan’da ve Avrupa’da ‘Persia’ ve bundan türetilen isimlerle ve İslam dünyasında da ‘Pers ülkesi’ adıyla anılıyordu.

Makalenin bir başka yerinde Nefisi, şöyle diyor:

“Ülkemizin en eski adı, ‘İran’ kelimesinin ta kendisidir. Bu da demek oluyor ki bu isim, başlangıçta ırk adı olan ‘İriya’ idi, daha sonra ülkenin adını ‘Ebriyan’ şeklinde değiştirdiler. Zamanla ‘Ebriyan, ‘Eyran’ oldu. Sasaniler zamanında da ‘İyran’ halini aldı. ‘İran’ dedikleri de oluyordu.”

Oryantalistlerin icadı

Daha önce İran kelimesinden ve bu kelimenin Sasani dönemindeki dinî anlamından bahsetmiştim. Said Nefisi, bu noktada bir kez daha ‘İriya’ ırkı dediği şeye işaret ediyor. Bu, Avrupalı oryantalistlerin milliyetçiliğe ve ırkçılığa dayalı zihniyetinin bir uydurmasıdır ve bilimsel hiçbir geçerliliği yoktur. Gerçekte bu isimde bir ırk yok. Çağımızda ırk taksimi; siyah ırk, beyaz ırk ve sarı ırk taksiminde olduğu gibi başka herhangi bir şeyi değil, insanın yalnızca dış ve fiziksel özelliklerini dikkate alır. Hatta bazı bilim adamları bunun da ötesine geçerek, insanlar arasında zihinsel ve entelektüel farklılıkların varlığını reddederek, insan türünden bahsetmekle yetindiler. Irkçılık kavramı çağımızda etnik olmaktan ziyade kültürel bir hal aldı. Bu yüzden İran’daki Araplara veya Türklere yönelik ırkçılıktan bahsettiğimizde, aslında Araplar veya Türkler adında bir ırkın varlığını değil, onlara yönelik ırkçılığı kastediyoruz.

Said Nefisi, Firdevsî’ye ait Şehnâme’de geçen ‘İran’, ‘İran-şehr’ ve ‘İran-zemin’ kelimelerine dikkat çekiyor. Bu doğru. Ancak Firdevsî’nin bu kelimeleri kullanırken aklından geçen düşünce, Nefisi’nin düşüncesinden çok farklı. Zira Firdevsî’nin İran’ı, (Afganistan’ın kuzeyini de kapsayacak şekilde) Büyük Horasan’dır ve Ahvaz’ı, Mâzenderan’ı, Taberistan’ı ve bugünkü İran’ın diğer bazı bölgelerini içermez. Gazneliler dönemindeki şairler, ‘İran’ ve ‘İran-şehr’ kelimelerini siyasi, idari veya bu türden başka bir manada değil, sadece edebi ve coğrafi anlamlarda kullanmıştır.

FOTO: Bu toprakların ve kültürün sistematik olarak Persleştirilmesi, bazı yönlerden eski adı olan ‘Persia’ya ya da ‘Pers ülkesine’ daha uygundu (AFP)
Bu toprakların ve kültürün sistematik olarak Persleştirilmesi, bazı yönlerden eski adı olan ‘Persia’ya ya da ‘Pers ülkesine’ daha uygundu (AFP)

Nefisi, makalesini şu ifadelerle bitiriyor:

“Sasani döneminin ve İranlı edebiyatçıların eski terminolojisini de geri getirmemiz ve İran Krallığını (sözlü ve yazılı olarak) ‘İran-şehr’ adıyla anmamız doğru olur. Çünkü Sasanilerin şanını ve ihtişamını canlandırmanın yanı sıra, Sasanilerin önde gelen iki hükümdarı Erdeşîr-i Bâbekân ile Enûşirvân’ın yurtlarını da onların verdiği isimle anmış oluruz. Biz, birleşik iki kelime yerine, basit bir kelime kullandık.”

Nefisi’nin bu sözleri, romantik bir şekilde tasvir edilen kadim tarihe ya da Rıza Pehlevi ve onun Said Nefisi, Muhammed Ali Furuği ve Hasan Takizade gibi siyasetçi ve yazar arkadaşları için Ari bir karakter ve ırkçı bir anlam taşıyan isme dönüş anlamına geldiği gibi, uydurma Ari ırka mensup olmayan diğer halklar aleyhine olarak İran’daki halklardan yalnızca biri için tarihî bir ayrıcalık anlamına da geliyor ki bu, söz konusu halklar için rahatsız edici ve aşağılayıcı bir durum.

‘Pers ülkesi’ ve ‘İran’ isimlerine baktığımızda her ikisinin de içlerindeki çeşitli ve çoğulcu kimlikleri ifade etmediğini görürüz. ‘Persia’ veya ‘Pers ülkesi’, sadece tek bir halkın, yani dünyanın bu bölgesine yerleşen birçok ulusal bileşenden yalnızca biri olan Pers halkının varlığına işaret eder. ‘İran’ da yukarıda bahsettiğimiz gibi ırkçı bir anlayıştan türemiştir ve hayalî de olsa özel bir ırka hastır. Dolayısıyla diğerlerini kapsamadığı için bu bölgenin tüm sakinlerine işaret etmez. Ya da en azından Türkler ve Araplar, bu ırkın bir parçası sayılamaz.

Öyleyse, çözüm nedir? Farklı dilleri ve milletleri içeren bu haritaya ne ad verelim?

Aslında Şah Rıza Pehlevi zamanına kadar bu toprakların ve haritanın resmî bir adı yoktu. Daha önce de belirttiğimiz gibi ülke dışında Avrupalılar tarafından ‘Persia’ (ve türevleri) ve Araplarla Müslümanlar tarafından da ‘Pers ülkesi’ şeklinde; ülke içinde ise Ahameniş, Part, Seleukos, Sasani, Gazneli, Selçuklu, Safevi ve Kaçar hanedanları gibi hükümdar ailelerin adıyla anılıyordu. Şimdi ise bu topraklarda yaşayan tüm ulusal bileşenlerin buranın siyasi sisteminin türüne ve içeriğine karar vermesi, hatta devletin adı, sembolleri ve simgeleri ile ilgili görüşlerini ifade etmesi gerekir. İran ismi kabul edilirse aynı isim gelecekte de varlığını sürdürülebilir; elbette söz ve eylem düzeyinde ırkçı herhangi bir çağrışımı ortadan kaldırılarak. Kabul edilmezse de UK ya da United Kingdom resmî adını taşıyan Birleşik Krallık halklarının devleti gibi, egemen halkın ırkçı geleneklerinden uzak olarak, ülkenin geçmişine ve bugününe uygun bir isim seçilebilir. Mesela ‘Müttefik Krallıklar’ veya ‘Birleşik Krallıklar Cumhuriyeti’ ya da günümüz İran haritasında yer alan halkların çoğunluğunun hemfikir olduğu başka bir isim olabilir.

Kaçar döneminin sonunda bir ‘İranlı’ olmanız İran topraklarının bir parçası olarak kabul edildiğiniz anlamına geliyorduysa, Rıza Pehlevi döneminde bir ‘İranlı’ olmanız da Pers olduğunuz anlamına geliyordu. Burada Rıza Pehlevi hükümetinin ‘Pers ülkesi’ yerine ‘İran’ kelimesini yerleştirme konusundaki ısrarı, ironiktir. Çünkü bu toprakların ve kültürün sistematik olarak Persleştirilmesi, bazı yönlerden eski ‘Persia’ veya ‘Pers ülkesi’ adıyla daha uyumluydu. Onların Arapça, Türkçe, Kürtçe, Beluçça vb. isimleri değiştirmekteki hedefleri, İran’ın yalnızca ‘Pers’ kimliğini vurgulamaktı. Buna Şah Rıza’nın Pers olmayan bölgelerin yöneticilerine yönelik askerî hamlesi de eşlik etmişti.

1923 yılında Arabistan’ın adı Huzistan, 1925 yılında (İran’ın kuzeyindeki) Enzeli’nin adı Pehlevi ve 1926 yılında da (İran’ın kuzeybatısındaki) Urmiye’nin adı Rızaiye olarak değiştirildi. Gariptir ki 1979 İslam Devrimi’nden sonra bile bu iki şehir ve diğer şehirler, eski isimlerini geri aldı, ancak ne Huzistan, Arabistan oldu ne de Hürremşehr, Abadan, Şadgan, Susengerd ve Mahşehr, eski adlarıyla Muhammara, İbadan, el-Felahiye ve Ma’şur oldu.

Diyebiliriz ki Pehlevi iktidarının ve sonrasında İslam Cumhuriyeti’nin hedefi, İran ülkesinin Pers kimliğini dil (Farsça) kimliğiyle uyuşturmaktı. Bu, 19’uncu yüzyılda ortaya çıkan ulus-devletlerin özelliklerinden biridir: Egemen milliyetin dilsel ve kültürel sınırlarını çok uluslu devletin siyasi sınırlarıyla zorla uyuşturmak. Ancak bu politika sonunda başarısız oldu. Nitekim 20’nci yüzyılda Avrupa ve Amerika ülkeleri bu yaklaşımı terk ederek İspanya, Belçika, Büyük Britanya, Kanada, Almanya, ABD ve İsveç gibi, ademimerkeziyetçiliğe ve etnik azınlıklara hak tanınmasına dayalı ulus devletler inşa edildi. Hatta İsveç ve Çekoslovakya gibi ülkeler, Norveç ve Slovakya halklarının barışçıl bir şekilde ayrılmalarına izin verdi. Hindistan’da da ülkenin İngiliz sömürgeciliğinden bağımsızlaştığı andan itibaren ulus-devlet yerine ‘çok uluslu-devlet’ temelinde bir devlet kuruldu ki bu, Hindistan’daki ulusal çeşitliliğin ve milletlerin haklarının tanındığı anlamına geliyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Beyaz Saray yakınlarında güvenlik güçlerine ateş açan silahlı kişi etkisiz hale getirildi

Ateş açılan yeri inceleyen Gizli Servis personeli (AP)
Ateş açılan yeri inceleyen Gizli Servis personeli (AP)
TT

Beyaz Saray yakınlarında güvenlik güçlerine ateş açan silahlı kişi etkisiz hale getirildi

Ateş açılan yeri inceleyen Gizli Servis personeli (AP)
Ateş açılan yeri inceleyen Gizli Servis personeli (AP)

Dün akşam Washington'daki Beyaz Saray yakınlarındaki güvenlik kontrol noktasında ateş açıldı. Yetkililerin açıklamasına göre ateş açan kişi, Gizli Servis personelinin karşılık vermesi sonucu etkisiz hale getirildi. Yetkililer ayrıca açılan ateşte bir yayanın da yaralandığını bildirdi.

Fransız Haber Ajansı AFP'nin aktardığına göre son iki yılda birkaç kez suikast girişimiyle karşılaşan ABD Başkanı Donald Trump, olay sırasında İran'la müzakere çalışmaları yürütmekte olduğu Beyaz Saray'daydı.

Gizli Servis Sözcüsü Anthony Guglielmi yaptığı açıklamada, Başkan Trump’ın olaydan etkilenmediğini belirtti.

Guglielmi, saat 18.00'i (22.00 GMT) biraz geçe Beyaz Saray'ın güvenlik alanı yakınlarında bir kişinin çantasından silah çıkararak ateş açtığını ifade etti.

xsd
Beyaz Saray kompleksinin yakınlarında meydana gelen silahlı çatışmanın olduğu yerde bulunan Gizli Servis üyeleri (EPA)

Guglielmi, sözlerini şöyle sürdüdü:

“Gizli Servis personeli ateşle karşılık vererek şüpheliyi yaraladı; şüpheli yerel bir hastaneye kaldırıldı ve orada hayatını kaybettiği açıklandı. Ateş sırasında bir yaya da yaralandı."

Guglielmi, yaralanan yayanın durumuna ilişkin ayrıntı verilmedi.

Gizli Servis tarafından yapılan ve çeşitli medya kuruluşlarının aktarılan bir başka açıklamada, söz konusu kişinin silahlının ateş açmaya başlamasıyla mı yoksa ardından çıkan çatışmada mı yaralandığının henüz netlik kazanmadığı belirtildi.

Öte yandan Gizli Servis personelinden hiçbiri yaralanmadı.

ABD merkezli bazı medya kuruluşları, şüphelinin Maryland eyaletinden 21 yaşındaki Nasser Best olduğunu ve psikolojik sorunları bulunduğunu ve daha önce Gizli Servis ile karşı karşıya geldiğini bildirdi.

ededv
Polis, Beyaz Saray'ın çevresindeki caddeleri trafiğe kapattı (AP)

AFP'ye konuşan Kanadalı turist Reid Adrian, olay sırasında bölgede bulunduğunu ve 20 ila 25 arasında önce havai fişek sandıkları, ama aslında silah sesi olan sesler duyduğunu, ardından herkesin koşmaya başladığını anlattı.

Polis, Beyaz Saray girişlerinin etrafını sardı. Olay sırasında Kuzey Bahçesi'nde bulunan gazeteciler sosyal medya platformu X üzerinden Beyaz Saray'daki basın brifing odasına koşarak sığınmaları yönünde emir aldıklarını bildirdi.

Trump'ın tepkisi

Diğer taraftan ABD Başkanı Donald Trump, ateş açan kişinin ‘şiddet geçmişi bulunduğunu ve Başkanlık konutuna takıntılı göründüğünü’ söyledi.

Trump, sosyal medya platformu Truth Social hesabından şunları yazdı:

“Gizli Servis'imize ve kolluk kuvvetlerine, bu akşam Beyaz Saray yakınlarında silahlı bir kişiye karşı aldıkları hızlı ve profesyonel önlem için teşekkürler. Şiddet geçmişi olan ve ülkemizin en değerli yapısına takıntılı olduğu değerlendirilen bu silahlı kişi, Beyaz Saray kapıları yakınlarında Gizli Servis ajanlarıyla girdiği çatışmada hayatını kaybetti.”

Önceki suikast girişimleri

79 yaşındaki Trump, siyasi kariyeri boyunca özellikle 2024 yılındaki seçimlerden bu yana birçok silahlı saldırı ve suikast girişimiyle karşılaştı. Bunların en sonuncusu 25 Nisan'da Washington'daki Beyaz Saray Muhabirleri Yemeği sırasında yaşandı.

Temmuz 2024'te Pennsylvania'nın Butler şehrindeki bir seçim mitinginde silahlı bir kişi birkaç el ateş etti. Saldırıda bir katılımcı hayatını kaybederken Trump kulağından yaralandı.

Birkaç ay sonra ise Trump'ın golf oynadığı West Palm Beach'teki bir golf sahası yakınlarında başka bir silahlı kişi yakalandı.

Geçtiğimiz şubat ayında ise bir kişi Trump'ın Florida'daki ikametgahı sayılan Mar-a-Lago tatil köyüne girmeye çalıştı.

Dün akşam yaşanan silahlı saldırı olayının ardından Temsilciler Meclisi'ndeki Cumhuriyetçiler X platformundan, “Şükür olsun ki Başkan Trump iyi. Gizli Servis personelinin anlık ve kahramanca müdahalesi için minnettarlığımızı ifade ediyoruz. Siyasi şiddete son verilmeli” diye yazdılar.


Pakistan’ın güneybatısında askerleri taşıyan bir trene düzenlenen bombalı saldırıda en az 24 kişi hayatını kaybetti

Pakistan’ın Ketta kentinde askerleri taşıyan bir trene düzenlenen bombalı saldırının ardından kurbanları arayan gönüllüler (AP)
Pakistan’ın Ketta kentinde askerleri taşıyan bir trene düzenlenen bombalı saldırının ardından kurbanları arayan gönüllüler (AP)
TT

Pakistan’ın güneybatısında askerleri taşıyan bir trene düzenlenen bombalı saldırıda en az 24 kişi hayatını kaybetti

Pakistan’ın Ketta kentinde askerleri taşıyan bir trene düzenlenen bombalı saldırının ardından kurbanları arayan gönüllüler (AP)
Pakistan’ın Ketta kentinde askerleri taşıyan bir trene düzenlenen bombalı saldırının ardından kurbanları arayan gönüllüler (AP)

Pakistan’ın güneybatısında yer alan ve istikrarsızlığıyla bilinen Belucistan eyaletinde, askerleri taşıyan bir treni hedef alan bombalı saldırıda en az 24 kişi hayatını kaybetti.

AFP’ye konuşan üst düzey bir yetkili, eyaletin başkenti Ketta’da gerçekleşen saldırıda 50’den fazla kişinin yaralandığını, yaralılar arasında Pakistan ordusuna mensup askerlerin de bulunduğunu açıkladı.

Patlamanın ardından sosyal medyada paylaşılan görüntülerde, raydan çıkarak devrilen ve yan yatan bir tren vagonu dikkat çekti. Enkaz alanında kurtarma ekipleri ve sivillerin hayatta kalanları aradığı görüldü.

Görüntülerde ayrıca, kanlar içinde kalan yaralıların sedyelerle vagon enkazından uzaklaştırıldığı, olay yerinin ise güvenlik güçleri tarafından kordon altına alındığı görüldü.

xsdvfdvfd
Pakistan’ın Ketta kentinde meydana gelen patlama sonucu çıkan yangını söndürmek için çalışan itfaiyeciler (AP)

AFP’ye konuşan bir yetkili, trenin askerler ve ailelerini taşıdığını, Ketta’dan Pakistan’ın kuzeybatısındaki Peşaver’e doğru hareket ettiğini açıkladı.

Yetkili, trenin Ketta kentinde Chaman Patak bölgesindeki bir demiryolu geçidinden geçtiği sırada, bir intihar aracının vagonlardan birine çarptığını ve bunun büyük bir patlamaya yol açtığını söyledi. Patlamanın etkisiyle trenin camlarının kırıldığı, çevredeki araçların ise ağır hasar gördüğü bildirildi.

Bir başka yetkili ise trendeki askerlerin Kurban Bayramı izni dolayısıyla seyahat ettiğini ifade etti.

fvfvf
Pakistan’ın Ketta kentinde bir trene düzenlenen bombalı saldırıda yaralanan bir kişiyi taşıyan askerler ve gönüllüler (AP)

Belucistan, Pakistan’ın en yoksul ve yüzölçümü en büyük eyaleti olarak biliniyor. Bölge, eğitim, istihdam ve ekonomik kalkınma dahil olmak üzere neredeyse tüm göstergelerde ülkenin diğer bölgelerinin gerisinde kalıyor.

Bölgedeki ayrılıkçı Beluç gruplar ise Pakistan hükümetini, eyaletteki zengin doğal gaz ve mineral kaynaklarını yerel halka fayda sağlamadan sömürmekle suçluyor.


Rusya, Ukrayna’ya 600 İHA ve 90 füze ile saldırdı

Kiev’e yönelik Rus saldırısı kapsamında gece saatlerinde gerçekleştirilen bir füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırısının ardından enkazla kaplı bir caddede yürüyen bir kadın (Reuters)
Kiev’e yönelik Rus saldırısı kapsamında gece saatlerinde gerçekleştirilen bir füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırısının ardından enkazla kaplı bir caddede yürüyen bir kadın (Reuters)
TT

Rusya, Ukrayna’ya 600 İHA ve 90 füze ile saldırdı

Kiev’e yönelik Rus saldırısı kapsamında gece saatlerinde gerçekleştirilen bir füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırısının ardından enkazla kaplı bir caddede yürüyen bir kadın (Reuters)
Kiev’e yönelik Rus saldırısı kapsamında gece saatlerinde gerçekleştirilen bir füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırısının ardından enkazla kaplı bir caddede yürüyen bir kadın (Reuters)

Ukraynalı yerel yetkililer, gece saatlerinde gerçekleşen Rus saldırısı sonucu başkent Kiev ve çevresinde 4 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, Rusya’nın Kiev yakınlarındaki Bila Tserkva kentini Oreshnik tipi orta menzilli balistik füze ile vurduğunu söyledi. Söz konusu saldırının gece boyunca süren operasyonların bir parçası olduğu ifade edildi.

Ukrayna Hava Kuvvetleri, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, Rusya’nın saldırıda 600 insansız hava aracı (İHA) ve 90 füze kullandığını belirtti. Açıklamada, bunlardan birinin türü belirtilmeyen orta menzilli balistik füze olduğu kaydedildi.

Rusya Savunma Bakanlığı ise daha sonra yaptığı açıklamada, Ukrayna’ya yönelik gece saldırılarında nükleer kapasiteli Oreshnik orta menzilli füzelerinin kullanıldığını doğruladı ve saldırının yalnızca askeri hedefleri vurduğunu ileri sürdü.

Bakanlık ayrıca, Ukrayna’nın Rusya topraklarındaki sivil altyapılara yönelik ‘terör saldırılarına’ karşılık verildiğini belirterek, Oreshnik balistik füzeleri, İskender balistik füzeleri, hipersonik Kinjal füzeleri, Zirkon seyir füzeleri ve İHA’ların kullanıldığı geniş çaplı bir saldırı düzenlendiğini açıkladı.

cghyj
Kiev’de Rus saldırısının hedef aldığı bölgedeki yangını söndürmek için çalışan itfaiyeciler (AFP)

Kiev Belediye Başkanı Vitali Kliçko, Telegram üzerinden yaptığı açıklamada, gece boyunca düzenlenen füze ve İHA saldırılarında en az 2 kişinin hayatını kaybettiğini, 13 kişinin ise yaralandığını bildirdi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre yaralılardan 7’si hastaneye kaldırıldı.

AFP’nin Kiev’de bulunan muhabirleri, başkentte binaları sarsan bir dizi patlama sesi duyulduğunu aktardı. Gökyüzünde parlak izler bırakan mühimmatların görüldüğü belirtildi. Muhabirler ayrıca, yoğun hava savunma ateşi açıldığını ve bu ateşin, başkent merkezinde uçan bir İHA’yı düşürmeye yönelik bir girişim gibi göründüğünü ifade etti. Söz konusu İHA’nın vızıltısının şehir merkezinde net şekilde duyulduğu kaydedildi.

vfbhyju
Gece saatlerinde Kiev’e düzenlenen Rus füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırısı sırasında ateşe verilen bir binadan yükselen duman sütununun yakınındaki caddede yürüyen insanlar (Reuters)

Saldırının gerçekleşmesinden birkaç saat önce Zelenskiy, Rusya’nın yakın zamanda Oreshnik tipi füzeyi de kullanabileceği büyük çaplı bir saldırı düzenleyebileceği uyarısında bulunmuştu. ABD Büyükelçiliği de 24 saat içinde bir saldırı riski bulunduğunu belirterek benzer bir uyarı yayımlamıştı.

Patlamaların duyulduğu sırada Ukrayna ordusu Telegram üzerinden yaptığı açıklamada, “Başkent şu anda düşman tarafından büyük bir füze saldırısının hedefi. Sığınaklarda kalın!” ifadelerine yer verdi.

cdfgth
Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırısı kapsamında Kiev’de gece saatlerinde düzenlenen füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırısı sonucu alev alan binaya bakan bir adam (Reuters)

Kliçko, Şevçenkivski bölgesinde bir okulun saldırıda isabet aldığını, başka bir okulun yakınında gerçekleşen bombardımanın ise sığınak girişini kapatarak içeride barınan sivillerin çıkışını zorlaştırdığını belirtti.

Ukrayna genelinde hava saldırısı sirenlerinin devreye alındığı bildirildi. Ukrayna ordusu, başkente yönelik saldırının ‘farklı türlerde füzeler ve İHA’lar’ içerdiğini açıkladı.

Saldırı hazırlıklarının işaretleri

Zelenskiy dün yaptığı açıklamada, Rusya’nın yakın zamanda Oreshnik tipi füze de dahil olmak üzere büyük çaplı bir saldırı düzenleyebileceği uyarısında bulundu.

Zelenskiy, “Kiev de dahil olmak üzere Ukrayna topraklarına yönelik farklı silah türlerinin kullanıldığı karma bir saldırıya hazırlık işaretleri görüyoruz” ifadesini kullanarak, bunlar arasında orta menzilli Oreshnik füzesinin de bulunduğunu söyledi. Halkı sorumlu davranmaya ve hava saldırısı sirenleri çaldığında sığınaklara gitmeye çağırdı.

ABD’nin Kiev Büyükelçiliği de internet sitesinde yayımladığı açıklamada, ‘önümüzdeki 24 saat içinde herhangi bir zamanda gerçekleşebilecek büyük bir hava saldırısına’ ilişkin bilgi aldıklarını duyurdu.

Öte yandan Rusya’nın Oreshnik füzelerini geçen yıl Belarus’ta konuşlandırdığı hatırlatıldı. Hipersonik kapasiteye sahip ve nükleer başlık taşıyabilen bu füzenin, Rusya’nın müttefiki olan ve NATO ile Avrupa Birliği (AB) üyesi üç ülke (Polonya, Litvanya ve Letonya) ile Ukrayna’ya komşu Belarus’ta bulunduğu belirtildi.

Moskova’nın bu füzeyi, Ukrayna’ya yönelik Şubat 2022’de başlayan işgalden bu yana iki kez kullandığı bildirildi. İlk kullanımın Kasım 2024’te bir askeri fabrikaya yönelik saldırıda, ikinci kullanımın ise Ocak 2026’da Ukrayna’nın batısında, NATO sınırına yakın bir askeri havacılık tesisine karşı gerçekleştirildiği ifade edildi.

Her iki saldırıda da füzelerin nükleer başlık taşımadığı kaydedildi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, perşembeyi cumaya bağlayan gece Ukrayna’ya ait İHA’ların, Rusya’nın işgali altında bulunan doğudaki Luhansk bölgesinde bir meslek okulunu hedef alarak en az 18 kişinin ölümüne ve 40’tan fazla kişinin yaralanmasına yol açmasına karşılık askeri yanıt tehdidinde bulunduğu aktarıldı.

Kiev ise sivil hedefleri vurduğu iddialarını reddederek, bölgede Rusya’ya ait İHA birimini hedef aldığını açıkladı.

Zelenskiy, uluslararası topluma Rusya’yı bu tür saldırılardan caydırmak için ‘baskı’ yapılması çağrısında bulunurken, Ukrayna’nın her Rus saldırısına ‘tam ve eşdeğer şekilde karşılık vereceğini’ söyledi.