Kayıplar ve kazançlar... ABD ve İngiltere’nin Husilere yönelik saldırılarının ardından ne olacak?

Bir İngiliz savaş uçağı, Kızıldeniz’deki Amerikan- İngiliz kuvvetlerine katılmak üzere Kıbrıs’taki İngiliz Ağrotur üssünden hareket ediyor (İngiltere Savunma Bakanlığı)
Bir İngiliz savaş uçağı, Kızıldeniz’deki Amerikan- İngiliz kuvvetlerine katılmak üzere Kıbrıs’taki İngiliz Ağrotur üssünden hareket ediyor (İngiltere Savunma Bakanlığı)
TT

Kayıplar ve kazançlar... ABD ve İngiltere’nin Husilere yönelik saldırılarının ardından ne olacak?

Bir İngiliz savaş uçağı, Kızıldeniz’deki Amerikan- İngiliz kuvvetlerine katılmak üzere Kıbrıs’taki İngiliz Ağrotur üssünden hareket ediyor (İngiltere Savunma Bakanlığı)
Bir İngiliz savaş uçağı, Kızıldeniz’deki Amerikan- İngiliz kuvvetlerine katılmak üzere Kıbrıs’taki İngiliz Ağrotur üssünden hareket ediyor (İngiltere Savunma Bakanlığı)

ABD ve İngiltere’nin Kızıldeniz’deki Husi saldırganlığına yanıt olarak tehditte bulunmasından tam iki gün sonra Husilerin Yemen’deki silah tesislerine ve kamplarına yönelik saldırıları şaşırtıcı değil. Ancak bu saldırılar, Yemen krizi üzerindeki, özellikle de Husilerin gücü ve nüfuzu üzerindeki etkilerine ilişkin soruları gündeme getiriyor.

Bu saldırılar, Yemen’deki çatışmanın gidişatında tarihi bir olay sayılıyor. Birleşmiş Milletler’in (BM) barış için bir yol haritası ilan etmesinin ardından birçok gösterge, çatışmanın sona ermesi ümidiyle uzun vadeli bir siyasi sürecin başlatılmasını işaret ediyordu. Ancak bu saldırılar, çatışmaya yeni yollar ve önemli dönüşümler kazandırabilecek bir noktada. Bunun ayrıntılarının ise bu ay içerisinde netleşmesi bekleniyor.

Eski ABD Siyasi- Askeri İşlerden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı emekli Tuğgeneral Mark Kimmitt, Şarku’l Avsat’a “Saldırıların hedefine ulaşmada başarılı olduğuna ve çok geç gerçekleştirildiğine inanıyorum. Husilerin nasıl tepki vereceğini görmek ilginç olacak. Eğer daha fazla saldırı başlatmanın neden olacağı sonuçları anlamışlarsa, yanıt vermeden önce iki kez düşünmeliler. Ancak Husiler oldukları için cevap vermelerini bekliyorum” açıklamasında bulundu.

Daha fazla saldırı gerçekleştirilmesini bekleyen Kimmitt, “İstihbarat teşkilatlarımız saldırılara ilişkin hasar değerlendirmesi dediğimiz şeyi yaptıktan sonra daha fazla bilgi sahibi olacağız. Bazı hedefleri yalnızca kısmen vurmuş olabiliriz. Bu da ilave saldırı gerektirecektir. Bu tür operasyonlarda bu normaldir” dedi.

ABD ve İngiltere’nin Husi tesislerine yönelik saldırıları sürpriz değil. Öncesinde aleni tehditlerde bulunmuşlardı (X)
ABD ve İngiltere’nin Husi tesislerine yönelik saldırıları sürpriz değil. Öncesinde aleni tehditlerde bulunmuşlardı (X)

ABD’li eski yetkili, “Gerilimin tırmanması, İran’ın ne karar vereceğine bağlı. Bu örgütler İran tarafından eğitildi, donatıldı ve desteklendi. Tahran, bu gruplar üzerinde hiçbir kontrolünün olmadığını ve kendilerinin (Husiler) bağımsız kararlar aldığını söylerken, ABD’nin değerlendirmesi bunun tersidir” ifadelerini kullandı.

Husilerin yeniden terör listelerine alınması gerektiğine inanan Kimmitt, Biden yönetiminin onları listelerden çıkarma hedefinin başarıya ulaşmadığını açıkladı. Husilerin daha ılımlı, daha az düşmanca davranması ve daha az terör saldırısı gerçekleştirmesi bekleniyordu. Ancak örgüt Kızıldeniz’deki saldırılarını artırdı. Bu çerçevede Kimmitt, “Aslına bakılırsa bugün Husiler, terörle ilgili düzenlemelerin kaldırılmasından öncesine göre çok daha kötü durumdalar. Bu yüzden yönetimin onları tekrar listelere dahil etme kararı vereceğini düşünüyorum” dedi.

Yemen Başbakanı Danışmanı Ali es-Sarari, Husilerin bu saldırılar sonrasında siyasi kazanımlar elde ettiğine dikkati çekerek, Yemen içinde ve dışında destekçilerinin sayısının artacağını ifade etti. Yetkili ayrıca, Husilerin İsrail ve ABD ile karşı karşıya gelmesi sonrasında Hamas hareketiyle eş tutulacağını belirtti.

Suudi Arabistan ve Umman’ın bölgesel çabaları, Yemen’de barış sürecinin başlatılmasını hızlandırmaya devam ederse ve yol haritası üzerinde anlaşmaya varılırsa bu saldırılar, yerelde ve Arap dünyasında popülerlik ve destek kazandığına inanılan örgütün müzakere pozisyonunu güçlendirecek. Sarari’nin Şarku’l Avsat’a belirttiğine göre bu saldırılardan sonra barış çabaları devam edemeyecek.

Aynı zamanda Yemen Sosyalist Partisi’nin liderlerinden biri olan Sarari, bu saldırıların Husilerin askeri yeteneklerini etkilemeyeceğini söyledi. Ayrıca yayınlanan verilere göre 73 baskında ölen ve yaralanan Husi milis sayısının 6 kişiyi aşmaması, bu operasyonun anlamsızlığını ortaya koyuyor.

Sarari’nin dile getirdiği gibi bu saldırılar, dağınıklığı ve belirli hedeflere odaklanma eksikliğini gösterdi. Ayrıca çok sayıda hedef içeriyordu ki bu, sınırları aşan ve Batı çıkarlarını tehdit etmeye cesaret eden örgüte yönelik bir mesaj ve uyarıdan başka bir şey olmadığını gösteriyor.

Haklardan kaçış

Öyle görünüyor ki ABD ve Batılı müttefikleri, Yemen’de Husileri koruyan siyasi bir çözüme ulaşma arzuları ile deniz ulaşım rotalarını güvence altına alma ve ekonomik çıkarlarını koruma arzuları arasında büyük bir kafa karışıklığı yaşıyor.

Yemenli siyasi araştırmacı Abdulcelil el-Hagab, bu saldırıların Husilerin ‘İsrail ve Batı ile karşı karşıya olduğu’ yönündeki iddialarını doğrulayacağı konusunda Sarari ile aynı fikirde. Ona göre yaşananlar aslında, İsrail’e, Husilere ve İran’a hizmet ederken, tüm bu olaylar Yemenlilerin kendisine, devletine, siyasi geleceğine, ekonomisine ve geçim kaynaklarına ciddi zararlar verecektir.

ABD ve İngiltere saldırılarının ardından Husi grubunun barış haklarından kurtulma fırsatı bulması bekleniyor (AFP)
ABD ve İngiltere saldırılarının ardından Husi grubunun barış haklarından kurtulma fırsatı bulması bekleniyor (AFP)

Hagab, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Husilerin askeri yeteneklerinin bu saldırılardan etkilenmeyeceğini söyledi. Hagab, “Olaylar gelişip bu saldırılar uzun bir süre devam ederse ve kapsamlı bir çatışmaya dönüşürse, saha askeri bir çözüm olmadan ve bu grupla mücadelede Yemen toplumunun ve devletinin desteği olmadan Husiler, daha fazla savaşçı elde etme güdüsüyle yeteneklerini geliştirecek ve kayıplarını telafi edecek yeteneklere sahiptir” dedi.

Öte yandan Yemenli bir hükümet yetkilisi, Husi inatçılığının çatışmaların artmasına yol açacağını ve olayları, Yemen toplumuna ve bölgeye daha fazla felaket ve trajedi getirecek tehlikeli kaymalara doğru yönlendireceğini dile getirdi.

Şarku'l Avsat’ta verdiği demeçte ismini açıklamak istemeyen yetkili, uluslararası toplumun Kızıldeniz’deki gerilimi tanınmış meşru hükümete dönmeden ele almasını eleştirdi. Yetkili, geçtiğimiz yıllarda Husi grubunun nüfuzunun genişletilmesi yönündeki uluslararası baskının ardından artık uluslararası güçlerin ders alma zamanı geldiğini vurguladı. Yetkili ayrıca, “Çıkarlarının güvenliğinin, darbeye son verilmesi ve Yemen kıyıları ve limanlarındaki Husi varlığına son verilmesi dışında sağlanamayacağının bilincinde olmalıdır” dedi.

Kazanımların geri dönüşümü veya DEAŞ kaderi

Husler, ABD- İngiltere saldırılarına yanıt verme ve Kızıldeniz’deki ABD ve İngiltere deniz çıkarlarını ve gemilerini hedef alma sözü verdi. Husi liderlerinden bazıları, iki süper gücü, sonu kendilerinin belirleyemeyecekleri konusunda uyardı.

Siyasi araştırmacı Salah Ali Salah, ABD ve İngiltere’nin saldırılarının Husiler üzerindeki etkisinin çok sınırlı olacağına dikkati çekti. Salah, “Siyasi olarak grup artık, halk desteğiyle daha fazla savaşçı elde etmek için, dış düşmanlarla karşı karşıya olduğu yönündeki iddialarını doğrulamak üzere söylemini artırabilir. Askerî açıdan baskınlar çok sayıda olmasına rağmen sınırlıydı ve geniş bir coğrafyaya dağılmıştı” dedi.

Salah, bu saldırıların sürpriz unsurunu kaybettiğine ve grubun önlem almasına olanak sağladığına inanıyor. Bunun yanı sıra yetkili, “Saldırıların çoğunluğu, geçtiğimiz yıllarda meşruiyeti desteklemek amacıyla koalisyon uçakları tarafından daha önce hedef alınan bir grup hedefi vurdu. Husilerin gizli sığınakları ve kampları olması mantıklı” derken, bu saldırıların, örgütün askeri yeteneklerini etkisiz hale getirmeyi amaçlamadığını ve yalnızca belirli bir mesaj taşıyor olabileceğini ifade etti.

Husi grubu, Kızıldeniz’deki saldırıları için deniz kıyısındaki Yemen limanlarını fırlatma rampası olarak kullanıyor (Reuters)
Husi grubu, Kızıldeniz’deki saldırıları için deniz kıyısındaki Yemen limanlarını fırlatma rampası olarak kullanıyor (Reuters)

Salah, olayların tırmanması, gelişmesi ve karada askeri harekata dönüşmesi durumunda Husilerin askeri yeteneklerinin zayıflayacağını söyledi. Ayrıca Kızıldeniz’in kapatılması ve rotanın başka yöne çevrilmesi nedeniyle büyük askeri ve ekonomik maliyete maruz kalacağını dile getirdi.

Öte yandan başkent Sana’da ikamet eden Yemenli bir siyasi araştırmacı, Husilerin mali bağışlar ve savaşçılar da dahil olmak üzere Arap halkının desteğini elde etmek için bu gelişmelerden yararlanmaya çalışacağından korktuğunu ifade etti. Yetkili, bu durumun İran’ın bölgedeki nüfuzunu güçlendirdiğini söylerken, bunun da Arap toplumları arasındaki bölünmeyi artırdığını ve bunun da İsrail’in çıkarına olduğunu belirtti.

Şarku’l Avsat’tan kimliğinin açıklanmamasını isteyen araştırmacı, Husilerin ABD ve müttefiklerinin kendisiyle kapsamlı bir çatışmaya girmek istemedikleri inancına bel bağladıklarını söyledi. Araştırmacı, “Yaptığı her şey, herhangi bir müzakere masasına kendi kontrolünü empoze etmeye yöneliktir, ancak kapsamlı bir yüzleşme halinde durum tamamen farklı olacaktır” derken, ‘inatçılığına ve saldırılarına’ devam etmesi halinde Husileri, DEAŞ’ın Irak’taki akıbetinin beklediğini vurguladı.



Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.


Irak: Cumhurbaşkanlığı seçim oturumu için tarih belirleme konusunda yine karar veremedi

Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)
Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)
TT

Irak: Cumhurbaşkanlığı seçim oturumu için tarih belirleme konusunda yine karar veremedi

Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)
Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)

Irak parlamentosu, bugün gündemine yeni bir cumhurbaşkanı seçimini dahil etmeyi başaramadı; bu, parlamento seçimlerinin üzerinden iki aydan fazla zaman geçmesine rağmen yaşanan üçüncü başarısızlık oldu.

Bu geri adım, Şii ve Kürt güçleri arasında devam eden siyasi anlaşmazlıkların ortasında geldi; bu anlaşmazlıklar, cumhurbaşkanı adayı konusunda uzlaşmaya varmalarını engelledi ve ülkedeki siyasi çıkmazın devam etmesine neden oldu.

Mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani, yeni bir hükümet kurma ve cumhurbaşkanı seçme için anayasal sürelerin aşılmasının ardından geçici hükümete liderlik ediyor; bu durum Irak siyasi sahnesini daha da karmaşıklaştırarak, anayasal kurumların etkinliğini zayıflatmaktadır.

Gözlemciler, bu durumun devam etmesinin, siyasi güçler arasındaki gerilim ve bölünme ortamında, devlet çalışmalarında daha fazla olumsuzluğa yol açabileceğine ve diğer anayasal hakların tamamlanmasını geciktirebileceğine dikkat çekiyor.