Tunus, Yasemin Devrimi’nin 13. yılına siyasi ve ekonomik istikrarsızlığın gölgesinde girdi

Tunus’ta 17 Aralık 2010’da Sidi Buzid kentinde kendini ateşe veren seyyar satıcı Muhammed Buazizi, ülkeyi 23 yıl boyunca yöneten Zeynel Abidin bin Ali’nin 14 Ocak 2011’de ülkeyi terk etmesiyle sonuçlanan sokak eylemlerini başlattı

(Arşiv-AA)
(Arşiv-AA)
TT

Tunus, Yasemin Devrimi’nin 13. yılına siyasi ve ekonomik istikrarsızlığın gölgesinde girdi

(Arşiv-AA)
(Arşiv-AA)

Tunus'un "Yasemin Devrimi", Arap dünyasının ise "Arap Baharı" olarak adlandırdığı sürecin başlamasına neden olan 26 yaşındaki üniversite mezunu seyyar satıcı Buazizi’nin, zabıta tarafından tezgahına el konulması ve yetkililerce hakarete uğramasının ardından hayatını kaybettiği eylemi gerçekleştirmesi halkı sokaklara taşıdı.

Bin Ali’nin ailesiyle beraber Tunus’tan kaçtığı 14 Ocak tarihine kadar devam eden halk gösterilerinin ardından ülkede siyasi olarak yeni bir sayfa açıldı.

Tunus’u 23 yıl boyunca demir yumrukla yöneten Bin Ali’nin ardından ülkede demokrasiye geçiş süreci hızlı şekilde başladı.

Demokrasi adına birçok adımı başarılı şekilde atan Tunus’ta, siyasi istikrar ise bir türlü sağlanamadı.

Yasemin Devrimi 10. yılını doldurmadan Cumhurbaşkanı Kays Said’in 25 Temmuz 2021'deki siyasi istikrarsızlığı neden göstererek aldığı "olağanüstü kararların" ardından ülkedeki siyasi ve ekonomik kriz derinleşerek devam etti.

Ülkede “başkanlık” sistemini aralayan 25 Temmuz “olağanüstü kararları” ile Cumhurbaşkanı Said, parlamentonun çalışmalarını dondurdu ve milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırdı.

Yetkileri kendinde toplayan Said, 25 Temmuz 2022'de Anayasa değişikliği için referandum, 2022 sonunda da erken genel seçimlerin yapılacağını açıkladı. Ayrıca genel seçimlere kadar Meclisin kapalı kalacağını duyurdu.

Her yıl Bin Ali’nin ülkeden kaçtığı 14 Ocak’ta devrim kutlanırken Said, 14 Aralık 2021’de devrimin kutlama tarihini değiştirerek Buazizi’nin kendini ateşe verdiği 17 Aralık’a alındığını ilan etti.

Tunus’ta diktatörlükten demokrasiye geçiş süreci

Tunus, Fransız sömürgesinden Mart 1956’da bağımsızlığını kazanmasının ardından Yasemin Devrimi’ne kadar devam eden 55 yılda sadece kurucu Cumhurbaşkanı Habib Burgiba ve ardından Bin Ali tarafından yönetildi.

Ülkeyi 32 yıla yakın süre yöneten Burgiba’yı 7 Kasım 1987'de Burgiba'nın hasta olduğunu öne sürerek yaptığı "sivil darbe" ile deviren Bin Ali, 2011'de ülkeyi terk etmek zorunda kalana kadar Tunus’u tek başına yönetti.

Aralık 2010’da başlayan Yasemin Devrimi’nin tamamlanmasının ardından Tunus halkı, diktatörlükten demokrasiye geçişin ilk adımını attı.

Yeni bir anayasanın hazırlanmasında görev alacak “Kurucu Meclis” için genel seçimler 23 Ekim 2011’de düzenlendi.

Yasemin Devrimi’nin ardından ülkeye dönen Nahda Hareketi lideri Raşid el-Gannuşi’nin partisi, 217 sandalyeli Meclise 89 milletvekili göndererek seçimleri birinci parti olarak tamamladı.

Halk oylamasıyla seçilen Kurucu Meclis, Tunus’un demokratik sisteme geçiş sürecinin en önemli adımlarından biri olan Anayasa'nın yazılması görevini, Ocak 2014’te 200’den fazla milletvekilinin onayıyla yeni Anayasa'nın kabul edilmesiyle tamamlamış oldu.

Tunus’ta siyasi partililerin iktidarı ve yeni cumhurbaşkanı

Genel seçimlerin ardından hükümeti kurma görevini alan Nahda Hareketi, Hammadi el-Cibali’nin Başbakan olarak görev aldığı Cumhuriyet Kongresi Partisi ve Tekettül Partisi ile 3’lü koalisyon hükümetini kurdu.

Kurucu Mecliste 12 Aralık’ta düzenlenen cumhurbaşkanlığı seçimi ile Cumhuriyet Kongresi Partisi Başkanı Munsif el-Merzuki Meclis tarafından seçilen ilk Tunus Cumhurbaşkanı olarak tarihe geçti.

Ülkede muhalefette yer alan sol eğilimli Demokrat Yurtseverler Partisi Genel Sekreteri Şükrü Beliyd, 6 Şubat 2013'te, muhalefetteki Halk Cephesi Koalisyonu yöneticilerinden Muhammed el-Berahimi de 25 Temmuz Cumhuriyet Bayramı'nda uğradıkları silahlı saldırıyla yaşamlarını yitirdiler.

Siyasetçilere yönelik faili meçhul cinayetlerin ardından ülkedeki siyasi ayrışma daha da derinleşti.

Faili meçhul cinayetlerden iktidarı sorumlu tutan muhalefet partileri halkı sokaklara çıkmaya davet etti.

“Hükümet düşene kadar” sloganıyla ülke genelinde gösteriler tertip eden muhalefetin baskısına dayanamayan Nahda Hareketi, ülkedeki gerginliği azaltmak adına 14 Mart 2013’te hükümeti feshetme kararı aldı.

Ülkenin, genel seçimlere kadar geçici olarak seçilen bağımsız aday Mehdi Cuma başkanlığındaki teknokrat hükümet tarafından yönetilmesi kararı alındı.

Tunus’ta devrimin ardından halk seçimiyle göreve gelen ilk Cumhurbaşkanı Sibsi

Ocak 2014’te yeni Anayasa'nın kabulünün ardından Ekim 2014’de düzenlenen genel seçimlerde merkez sol eğilimli Nida Tunus Partisi, 217 sandalyenin 85’ini alarak seçimlerden birinci parti olarak çıktı.

Nahda Hareketi’nin ise 79 milletvekili çıkardığı seçimlerin ardından Tunus’ta, siyasi çatlakların derinleştiği ve kısa süreli hükümetlerin iktidara geldiği bir süreç başladı.

Yeni Anayasa'ya göre 21 Aralık 2014’te düzenlenen ilk cumhurbaşkanlığı seçimiyle, Nida Tunus Partisi'nin kurucusu El-Baci Kaid es-Sibsi, Tunus’ta devrimin ardından halk tarafından doğrudan seçilen ilk cumhurbaşkanı oldu.

Burgiba döneminde Cumhurbaşkanı Danışmanlığı, Meclis Başkanlığı ve Dışişleri Bakanlığı dahil birçok görevde bulunan Sibsi, 25 Temmuz 2019'da cumhurbaşkanlığı görevini sürdürürken 92 yaşında hayatını kaybetti.

Yasemin Devrimi’ne Nobel Barış Ödülü

Tunus Barolar Birliği, Tunus Genel İşçi Sendikası, Tunus Ticaret ve Zanaat Sendikası ile Tunus İnsan Hakları Birliğinden oluşan Tunus Ulusal Diyalog Dörtlüsü, Yasemin Devrimi’nde gösterdikleri çaba nedeniyle 2015 Nobel Barış Ödülü'ne layık görüldü.

Devrimin ardından siyasi istikrarın sağlanamadığı ve ekonomik krizin büyüdüğü Tunus’ta "Tunus Ulusal Diyalog Dörtlüsü”nün Nobel Barış Ödülünü alması, ülkede Yasemin Devrimi'ne olan inancı tekrar yeşertti.

Tunus’ta 2015-2016 yıllarındaki terör olayları siyasi ve ekonomik krizi derinleştirdi

Tunus Parlamentosu ile aynı bahçeyi kullanan Bardo Müzesi'ne 18 Mart 2015’te düzenlenen silahlı saldırıyı gerçekleştiren terör örgütü DEAŞ çoğu turist 22 kişiyi öldürdü.

Haziran 2015'te yine turistleri hedef alan terör eyleminde, ülkenin turizm kentlerinden Susa'da bir otelin sahilinde düzenlenen silahlı saldırıda çoğu İngiliz vatandaşı 38 kişi hayatını kaybetti.

Aynı yılın kasım ayında ise Tunus merkezinde yer alan 5. Muhammed Caddesi'nde cumhurbaşkanlığı muhafızlarına yönelik intihar saldırısında 12 güvenlik görevlisi yaşamını yitirdi.

Libya sınırında yer alan ülkenin güneyindeki Bengirdan kentinde güvenlik güçlerini hedef alan DEAŞ saldırısında ise onlarca kişi öldü.

Siyasi kriz ekonomik krizi tetikliyor

Ocak 2014’teki genel seçimlerin ardından 2011’deki koalisyon hükümetinde içişleri bakanlığı yapan Habib es-Sıyd başkanlığında kurulan Tunus hükümeti, 2015-2016'daki terör saldırıları karşısında yetersiz kaldığı gerekçesiyle Meclisin güvenoyunu çekmesi üzerine düştü.

Siyasi krizin büyüdüğü Tunus’ta, peş peşe hükümetlerin düşmesi üzerine ekonomik kriz daha da şiddetlendi.

Nida Tunus Partisi'nden Yusuf Şahid başkanlığında Ağustos 2016’da kurulan koalisyon hükümeti ve devamında gelen İlyas Fahfah ve Hişam el-Meşişi hükümetleri ne siyasi ne de ekonomik krizi çözmekte başarılı olabildi.

Ekonomik krizin pençesindeki Tunus, 2017'nin sonunda, Uluslararası Para Fonunun (IMF) talebiyle cari açığı azaltmak ve gelirlerini artırmak için vergilerin yükseltildiği, kamu harcamalarının sınırlandırıldığı "kemer sıkma" tedbirlerini içeren bütçe yasasını yürürlüğe koymak zorunda kaldı.

Yeni bütçe yasasının ardından ürünlere yapılan büyük zamlar ve artan hayat pahalılığı, ülkede yeniden protestoların başlamasına neden oldu.

Başkent Tunus’un yakınında yer alan Mannuba vilayetinde 8 0cak 2018’de yapılan gösteride bir göstericinin hayatını kaybetmesi protestoların ülkedeki birçok kente sıçramasına yol açtı.

Tunus’ta siyasi krizin artması ve Said’in “olağanüstü kararları”

Tunus’ta devam eden siyasi krizlerin ortasında Ekim 2019’da düzenlenen cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda yüzde 70’in üzerinde oy alan Anayasa Profesörü Kays Said Cumhurbaşkanı seçildi.

Ülkede 6 Ekim’de düzenlenen parlamento seçimlerinde ise partiler birbirlerine yakın milletvekili sayılarına ulaştı.

Nahda Hareketi'nin 52, Tunus'un Kalbi Partisi'nin 38, Demokratik Akım'ın 22, Onur Koalisyonu'nun 21 milletvekili alması, koalisyon hükümetinin kurulmasını zorlaştırdı.

Cumhurbaşkanı Said tarafından görevlendirilen İlyas Fahfah'ın Şubat 2020'de kurduğu hükümet, krizlerle baş edemediği için parlamentodan güvenoyu alamadı.

Fahfah'ın ardından Eylül 2020’de hükümeti kuran Hişam el-Meşişi ise Cumhurbaşkanı Said'in 25 Temmuz 2021'deki "olağanüstü kararları”nın kurbanı oldu.

Said, siyasi partilerin ülkeyi yönetmede başarılı olamadığını öne sürerek 25 Temmuz 2021'de aldığı "olağanüstü kararlar" ile parlamentonun çalışmalarını dondurdu ve Meşişi hükümetini feshetti.

Devrimin 13. yılında siyasi ve ekonomik istikrarın sağlanması bekleniyor

Cumhurbaşkanı Said’in aldığı olağanüstü kararların ardından siyasi ve ekonomik krizin artarak devam ettiği Tunus’ta, 2022 ve 2023 yılları da siyasi ve ekonomik belirsizliklerle devam etti.

Halkın siyasi ve ekonomik istikrar için desteklediği Said ile Said'in kararlarını "darbe" olarak nitelendirerek karşı çıkan muhalif kesim arasındaki gerilim arttı.

Cumhurbaşkanı Said’in "siyasi krizden çıkışın "yol haritası” kapsamında, 25 Temmuz'da seçmenlerin yüzde 30,5 katılımıyla düzenlenen referandumda yeni Anayasa kabul edildi.

Siyasi partilerin boykot ettiği 17 Aralık'ta düzenlenen erken genel seçimlerin ardından ise Meclis tekrar açıldı.

Yeni Anayasa'da yer alan ve Meclis ile beraber çalışması öngörülen “Bölgesel ve Yerel Ulusal Konseyi” seçimlerinin ilk turu siyasi partilerin boykotu gölgesinde 24 Aralık 2023’te düzenlendi.

İkinci turunun Şubat 2024’te yapılması beklenen seçimlerin ardından oluşacak konsey, Cumhurbaşkanı Said’in yol haritasının son halkası olarak görülüyor.

Siyasi partilerin pasifize olduğu sürecin ardından 11 Şubat 2023’te başlayan operasyonlarla aralarında eski Meclis Başkanı ve Nahda Hareketi lideri Gannuşi’nin de olduğu onlarca siyasetçi, gazeteci, aktivist, hakim ve iş insanı "devlet güvenliğine karşı komplo kurmak" iddiasıyla tutuklu yargılanmak üzere cezaevine gönderildi.

Muhalif kesim, "devlet güvenliğine karşı komplo kurmak" soruşturmasını kendilerine yönelik "sindirme operasyonu" olarak niteliyor.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.