Irak-ABD ilişkileri: Mevcut üç seçenek nedir?

Dış politika, artık sadece hükümetin elinde değil

Haşd-i Şabi unsurları, liderlerinden birinin 4 Ocak’ta Bağdat’taki cenaze töreninde ABD karşıtı sloganlar attı (EPA)
Haşd-i Şabi unsurları, liderlerinden birinin 4 Ocak’ta Bağdat’taki cenaze töreninde ABD karşıtı sloganlar attı (EPA)
TT

Irak-ABD ilişkileri: Mevcut üç seçenek nedir?

Haşd-i Şabi unsurları, liderlerinden birinin 4 Ocak’ta Bağdat’taki cenaze töreninde ABD karşıtı sloganlar attı (EPA)
Haşd-i Şabi unsurları, liderlerinden birinin 4 Ocak’ta Bağdat’taki cenaze töreninde ABD karşıtı sloganlar attı (EPA)

İyad el-Anber

Bir yıl biter, yeni bir yıl başlarken uydu kanalları, burç yorumcularının ya da astrologların geleceğe yönelik tahminlerini sıraladıkları görüşmelerin tanıtımını yapmaya başlar! Iraklılar da Michel Hayek, Leyla Abdullatif ve Ebu Ali eş-Şeybani’nin öngörülerini dikkate aldılar. Bu öngörüler, Irak’a ve onun güvenliği ile egemenliğine ilişkin uyarılar ve tehditler içeriyordu.

Görünüşe bakılırsa 2024 yılının başlangıcı, onların kehanetlerini boşa çıkarmadı. Nitekim yeni yılın olayları, Irak’ın güvenliğini ve egemenliğini tehdit eden tehlikeli bir güvenlik gerilimine doğru gidildiğine işaret etmeye başladı. Zira ‘Irak’taki İslami Direniş’ grupları, Amerikan askerî karargâhlarına yönelik saldırıları sürdürüyor. ABD güçleri de bu saldırılara, Irak’taki silahlı grupların karargâhlarına ve önde gelen isimlerine saldırılar düzenleyerek karşılık veriyor. Son saldırısında ABD, başkent Bağdat’taki Haşd-i Şabi (Halk Seferberlik Güçleri) karargâhında ‘Hizbullah-en-Nüceba’ hareketinin bir liderini hedef aldı.

Önemli olan, astrologların tahminleri ve onların rivayetlerinin güvenilirliği değil. Önemli olan, bu olayların, İsrail’in Filistin’de Gazze Şeridi’ne karşı yürüttüğü savaşın devam etmesiyle bağlantılı olarak, Irak’taki güvenlik koşullarının gelişimine olan yansımalarıdır. Uzun bir süre çelişkili tutumlar labirentinde kalacağız gibi görünüyor. Zira resmî açıklamalar ve siyasi söylemler, kamuoyuna karşı uyumlu gibi görünse de gerçeklik ve uygulama düzeyinde çelişkili!

Denebilir ki Irak, dünyada dost ve düşman ülkeler için net ve belirli kriterler koymayan tek ülkedir

Asıl sorun, Irak’taki Amerikan askerî varlığına ilişkin tutumdur. Irak hükümeti, 2003 yılında rejim değişikliğine katkıda bulunan, siyasi ve ekonomik krizleri çözmek veya tırmandırmak için pek çok anahtarı elinde tutan büyük bir ülkeyle stratejik çıkarlar ve ortaklık ilkesine göre bu varlığı gerekli görüyor. Bununla birlikte Iraklı siyasetçiler, bu gerçeklik hakkında yüksek sesle konuşmuyorlar. ABD’nin Irak Büyükelçisi Alina Romanowski ise bunun tam aksine, X platformundaki paylaşımlarını çoğunlukla “#KapsamlıAmerikanIrakOrtaklığı” etiketiyle yayınlıyor.

dffrg4e
5 Kasım 2023’te ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, ABD’nin Bağdat’taki büyükelçiliğinde Amerikan güçleriyle bir araya geldi (Reuters)

Öte yandan grupların sembol isimlerine ya da Haşd-i Şabi karargâhlarına yönelik her Amerikan saldırısından sonra ‘Koordinasyon Çerçevesi’ liderleri, Irak’taki Amerikan askerî varlığının sona erdirilmesi ve bu varlığın gayri meşru olduğunun gösterilmesi, dolayısıyla da ona direnilmesi ve karşı koyulması gerektiği yönündeki söylemlerini tekrarlıyor. ‘ABD ile Irak Cumhuriyeti Arasında Dostluk ve İş Birliği İlişkisi İçin Stratejik Çerçeve Anlaşması’na dayalı olarak bu varlığı talep edense Irak hükümetiydi.

Kritik sorular

Iraklıların çoğunluğu, telefonlarına ‘Amerikan güçlerinin Irak’ta kalmasından yana mısınız yoksa gitmesinden mi’ sorusuna muhatap oldukları kısa mesajlar aldı. Bu anketi Irak hükümetinin mi yoksa siyasi güçlerin ve partilerin mi teşvik ettiği tespit edilemedi. Ancak sonuç olarak bu, hükümetin ve hükümete ortak olan siyasi güçlerin, Amerikalılarla ilişkiler ve Irak’taki Amerikan askerî varlığına ilişkin tutum konusunda net bir cevap vermesini gerektiren önemli sorularla yüzleşmekten kaçış politikasının bir ifadesidir.

Alman filozof Carl Schmitt, siyasi eylemi öne çıkaran temel özelliğin özetle ‘dost ile düşman arasında ayrım yapma’ olduğunu ve bu ayrımın siyasetin biçimini ve içeriğini belirlediğini söylemiştir. Bu ayrım ışığında denebilir ki dünyada dost ve düşman ülkeler için net ve belirli kriterler koymayan tek ülke Irak’tır! Zira bu konu, Irak devletinin çıkarlarını ve egemenliğini belirleme esasına dayalı açık ilkelerden ziyade, siyasi ‘liderlerin’ ruh haline bağlıdır.

Koordinasyon Çerçevesi güçleri ve hatta es-Sudani hükümeti, ABD’yle ilişkilere ve ABD’nin bir düşman mı yoksa dost mu olduğuna dair sorulara net bir cevap vermek istemiyor

Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani’nin Irak’taki silahlı grupların liderlerinden birinin hedef alınmasından sonra yaptığı açıklamalar, bir nevi kaçamak ve kelime oyunu içeriyordu. Mesela Irak’taki uluslararası koalisyon güçlerinin askerî varlığının sona erdirilmesi yönündeki çabalardan bahsederken, silahlı grupların veya liderlerinin karargâhlarını uluslararası koalisyon güçlerinin değil, Amerikalıların bombaladığını söyledi. Bu sözler, Amerikan gazetesi Politico’nun Şiya es-Sudani’nin bir danışmanından ve ABD Dışişleri Bakanlığı’nın bir telgrafından alıntı yaparak yayınladığı haberle de çelişki arz ediyor. Bu habere göre, Sudani’nin Amerikan güçlerinin sınır dışı edilmesine dair sözleri, medyaya malzeme vermek ve Koordinasyon Çerçevesi kitlesini memnun etmek içindir!

dfergth5
Irak parlamentosunun 11 Haziran 2023’teki oturumu (AP)

Irak’ın sorunu, siyasetçilerin söylemlerinde ve açıklamalarında bir devlet mantığının olmayışıdır. Zira ABD gibi büyük bir devletle ilişkinin biçimine ve geleceğine ilişkin stratejik bir konuda, Irak devletinin çıkarları pahasına başka bir devletin işine gelen ülkülerin ve ideolojik sloganların değil, siyasi akılcılığın hüküm sürmesi gerekir!

Dış politika meseleleri ve Irak’ın bölgesel ve uluslararası ilişkileri konusunda söylem çeşitliliğine ilişkin bir başka sorun daha var. Görünüşe bakılırsa bu sorun, sadece hükümet ve dışişleri bakanlığı ile de sınırlı değil. Nitekim tüm siyasi ‘liderler’, kendilerini Irak’ın dış ilişkilerinde hükümete paralel isimler olarak sunmaya çalışıyor. Bu siyasi tavır, dış politika kararı alma konusunda birden fazla merkezin var olması açısından Irak devletinin kırılganlığını gözler önüne sermeye başladı.

Bu yüzden Koordinasyon Çerçevesi güçleri ve hatta Sudani hükümeti, ABD’yle ilişkilere, ABD’nin bir düşman mı yoksa dost mu, bir müttefik mi yoksa stratejik bir ortak mı olduğu sorusuna net bir cevap vermek istemiyor.

Amerika’ya düşmanlık ve onunla ilişkiye itiraz sloganını dillendirenlerin, siyasi ve ekonomik düzeyde Amerikalılara bağlılığını kabul eden bu hükümete ortak olması mümkün değil

Üç seçenek var; dördüncüsü yok

Siyasi liderler, Amerikan güçlerinin Irak’tan çıkarılmasına ilişkin olarak tekrarlanan hamasi söylemlerin Irak kamuoyunda ve hatta medyada varlığını ve önemini yitirmeye başladığının farkında değiller. Çünkü bu söylemlerin pek çok toplantıda ve etkinlikte tekrarlanması, inandırıcılığını kaybetmeye başladı. Özellikle bu liderlerin hükümette ve meclisteki siyasi çoğunlukta siyasi karar sahibi haline gelmesinden sonra. Direniş ile iktidarı birleştirmek; hem Amerikalılara karşı ‘direniş’ çatısını ve silahlarını korumayı hem de Amerikalılarla ortaklığa ihtiyaç hissettiren iktidar kazanımlarını, konforunu ve ganimetlerini korumayı isteyen söylemlere değil, açık ve net bir kararı gerektiren tutumlar imtihanı karşısında uzun süre direnemez!

Koordinasyon Çerçevesi’nin kurduğu hükümet, siyasi ve ekonomik düzeyde Amerikalılara bağlılığı kabul ediyor. Dolayısıyla Amerika’ya düşmanlık ve onunla ilişkilere itiraz sloganını dillendirenlerin bu hükümete ortak olması mümkün değil. Bu ilişkiyi bitirmek için sloganlarda ve söylemlerde öyle gerekçeler ve basmakalıp ifadeler sıralamaya gerek yok aslında. Irak’ta Amerikan güçlerinin varlığına karşı olan hükümetin ve güçlerin önünde üç seçenek var:

Birinci seçenek, ABD ile Irak Cumhuriyeti Arasında Dostluk ve İş Birliği İlişkisi İçin Stratejik Çerçeve Anlaşması’nı sona erdirmektir. Bu anlaşmanın 31’inci maddesinin 2’nci fıkrasına göre taraflardan birinin diğer taraftan yazılı bir bildirim almasının üzerinden bir yıl geçtikten sonra anlaşmanın geçerliliği sona erecek. Yani Irak Başbakanı ya da Dışişleri Bakanlığı, Irak’ın bu anlaşmayı feshetmek istediğini ABD Dışişleri Bakanlığı’na iletip, anlaşmanın yürürlükten kalkması için bir yıl bekleyebilir. Bunun için bir meclis oylamasına da gerek yok.

İkinci seçenek, hükümetin veya meclisteki Koordinasyon Çerçevesi temsilcilerinin Irak topraklarındaki yabancı güçlerin varlığının sonlandırılması talebiyle Temsilciler Meclisi’ne bir yasa tasarısı sunmasıdır. Bunun yasa hükmünü kazanabilmesi için mutlak çoğunluğun sağlanması gerekir. 

Üçüncü seçenek, tutumlar ile söylemler arasındaki tutarsızlığa son vermek ve ABD ile ilişkilerin geleceği ve sınırları meselesini federal hükümete bırakmaktır. Böylece federal hükümet, bu ilişkinin bir ortaklık mı, iş birliği mi, yoksa stratejik bir ittifak düzeyinde mi olacağının belirlenmesinde devletin çıkarından sorumlu olur.

Görünüşe göre Amerikalılar şu an için Irak’taki silahlı gruplara karşı önleyici saldırılar düzenlemek yerine, ‘tepki’ stratejisi sınırları içerisinde kalmak istiyor

Zorlu seçenekler

2003 yılından bu yana ABD, Irak’a yaklaşımda belirgin bir strateji ortaya koymadı. Nitekim birbiri ardı sıra gelen ABD yönetimlerinin tutumları, çoğunlukla olayların ve gelişmelerin ele alınış biçimlerine göre şekilleniyor. ABD’nin Irak’taki varlığını tehdit eden silahlı gruplarla çatışma ve gerilimi artırma seçenekleri, grupların varlığına veya yokluğuna değil, bu tehdidin ne ölçüde olduğuna bağlı oluyor. Bu yüzden 2019 yılında Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği binasına saldırı girişimine tepkisi açıktı. Aynı şekilde Gazze’ye yönelik savaştan sonra Amerikan askerî güçlerinin bulunduğu karargâhların defalarca hedef alınmasından sonra da askerî tepki verildi. Görünüşe göre Amerikalılar şu an için Irak’taki silahlı gruplara karşı önleyici saldırılar düzenlemek yerine, ‘tepki’ stratejisi çerçevesinde kalmak istiyor.

efvrerb
Haşd-i Şabi unsurları, 4 Ocak’ta Bağdat’ta iki savaşçı için düzenlenen cenaze töreninde (AFP)

Buna karşılık Amerikalılarla ilişkiye itiraz eden ve Amerika’yla savaşıp onu Irak’tan çıkarma sloganları atan hükümetin ve güçlerin, Amerika’nın ikiyüzlü tutumlara veya Amerikan diplomatik ve askerî varlığının bulunduğu karargâhların tekrar tekrar hedef alınmasına karşı gösterdiği stratejik sabra çok güvenmemesi gerekir. Zira Amerikalıların elindeki çatışma kartları çok ve çeşitli olup, askerî harekât bu kartlar arasında olmayabilir. Irak ekonomisinin dolarla bağlantısından kaynaklı kırılganlığı, Irak’taki siyasi ve ekonomik istikrarı etkileyebilecek ve Irak toplumunun yüzde 20’sini geçen yoksul sınıfla çatışmanın kapısını aralayabilecek en tehlikeli Amerikan siyasi kartlarından biridir.

Amerikalılarla çatışmayı tırmandırma seçeneklerinin en büyük kaybedeni ise Şii siyasi güçler olabilir. Kürt siyasetçiler, Amerikalılarla stratejik ittifak kararı aldılar; kazanımlarını korumanın, onların bölgedeki varlığını reddeden bölgesel güçlere karşı Amerika’nın himayesiyle bağlantılı olduğuna tamamen ikna olmuş durumdalar. Sünni siyasi güçlere gelince… DEAŞ’ın kontrolü elinde bulundurduğu dönemde vilayetlerinin yaşadığı yıkım ve kargaşa tecrübesi, Sünnileri bu trajedilerin yeniden yaşanmaması, himaye aranması, bu himayenin sürekliliğinin sağlanması ve bölgenin istikrarı için bir tehdit kaynağı olmamaları konusunda ciddi düşünmeye sevk ediyor. Irak’ın parçalanması halinde Şii siyasi güçler, zorlu bir meydan okumayla karşı karşıya kalacak ve ardından Şii bölgelerde silahlı güçlerin nüfuz ve ganimet uğrunda çatışmasına tanık olunacak.

Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.

 



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.