Yapay zeka ve geleceğe dair beklentimiz

Önümüzde ya korkunç bir karanlık çağa ya da insanlığın altın çağına gidecek iki yol var

İllüstratör: Nicola Ferrari
İllüstratör: Nicola Ferrari
TT

Yapay zeka ve geleceğe dair beklentimiz

İllüstratör: Nicola Ferrari
İllüstratör: Nicola Ferrari

Halid el-Kassar

ChatGPT, 2022 yılı sonlarında insan hayatını kasıp kavuran ve bir gecede kontrol edilemeyen bir yangın gibi tüm dünyaya yayılan üretken yapay zekanın fitilini ateşledi. Terim, yavaş yavaş her dilde ve her durumda kullanılmaya başlandı. İster yapay zekanın (AI) itidalli ya da coşkulu bir destekçi olsun, ister katı bir eleştirmeni ya da yapay zekanın yapabileceklerinden korkan bir karşıt olsun herkesin zihinlerine nüfuz etti. Şirketler bu durumdan memnundu. Buna karşın üniversiteler, yapay zeka karşısında bocaladı. Yazarlar, düşünürler ve sanatçılar tarafından davalar açıldı. Yapay zeka alanındaki gelişmeler, çalışanları, uzmanları, şirketleri ve büyük ülkeleri rahatsız etti.

ChatGPT, yapay zekanın ilk keşfi ya da diğer bir deyişle devrim niteliğindeki ürünü değildi. Teknoloji onlarca yıldır ortalıkta dolaşıyor. Teknoloji ilk insansı robotun 1950'lerde gün ışığına çıkmasından bu yana çeşitli alanlarda kullanılıyor. Günümüzde kullanılan elektronik cihazların yüzde 77'sinin öyle ya da böyle yapay zeka tarafından desteklendiği tahmin ediliyor.

ChatGPT’yi insanların konuşma diline yanıt verme, insanla iletişim kurma ve korkutucu bir hızla insandan öğrenme konusunda üstün bir yeteneğe sahip olması öne çıkardı. Ancak yapay zekanın insanlığın varlığına yönelik tehlikeleri, Geoffrey Hinton ve diğerleri gibi üretken yapay zekanın öncülerini, çok uluslu büyük teknoloji şirketlerini, hükümetleri, hukuk uzmanlarını ve askeri yetkilileri uyarmak için harekete geçirdi. Zira makine öğrenimi, makine zekasının ana unsurudur ve özellikle insanları rekabetçi ve otoriter eğilimlerden koruyacak etkili yasalar ve önlemlerle uygun bir şekilde yönetilmediği takdirde ölümcül sonuçlar doğurabilir.

Yapay zeka, bugünkü haliyle, dengelerin değiştiği ve insanlığın bir mekandan diğerine sorunsuz bir şekilde hareket ettiği yeni bir modern çağ olarak gelişmesi ve istikrar kazanması yıllar süren geleneksel bir teknoloji değil. Çünkü yeni iş becerileri ve hedefleriyle birlikte, geçmişteki teknolojik keşifler, enerji hatları, yeni tip motorlar ve cihazlar ile fabrikalar gibi çok sayıda tamamlayıcı fiziksel altyapıya ihtiyaç duyuyor. Halihazırda üretken yapay zeka sistemlerini çalıştırmak için gerekli olan bulut sistemi, yazılım ve uygulama mağazaları ve diğer ileri teknolojiler gibi altyapı sistemlerinin çoğu mevcut. Bunlar, yeni bilgi sistemlerini başlatmak için gereken süre, çaba, deneyim ve harcamalardan tasarruf olanağı sağlayan diğer ileri teknolojilerdir.

Geçmişe dönüp bakıldığında yapay zeka alanındaki girişimlerin 2000 yılından bu yana 14 kat hızlandığı görülüyor. Ticari açıdan bakıldığında ise yapay zeka teknolojisi şirketleri, yerleşik kurallar çerçevesinde faaliyet göstermiyor. Bu alana ilk girenler mutlaka kazananlar olmayabilir. Çünkü bayrağı diğerlerinin düştüğü yerden alıp taşımaya başlıyorlar. Teknoloji alanındaki yoğun rekabet çerçevesinde yapay zeka gelişiminden sonraki dönemlere geçiş, var olanı kökten değiştirebilecek inanılmaz bir hızla gerçekleşiyor.

Bir yıl, bildiğimiz teknolojilerle ilgili olarak belki on yıllarca süren keşif ve uygulamaya eşdeğer, muazzam ve hesaba katılmamış ilerlemeye tanık olmak için yeterli.

ChatGPT'yi ele alalım. ChatGPT duyurulmasından iki ay sonra bir rekora imza atarak 100 milyon kullanıcıya ulaştı. Bu durum, Google'ın ChatGPT'nin dayandığı büyük ve üretken dil modellerine ilişkin yürüttüğü ve yürütmekte olduğu araştırmaları ön plana çıkarsa da bu başarıya ulaşan ilk kişi o olmadı. Ancak Google, Microsoft, Meta ve diğer rakip teknoloji şirketlerinin üzerinde çalıştığı benzer uygulamalar hızla gün yüzüne çıktı. Bu da ChatGPT'nin geliştiricisi olan OpenAI'yi, bireysel şirketlerin ihtiyaçlarına uyarlama açısından daha modern ve esnek bir model geliştirmek için çalışmalarını başlatmaya itti.

dsve
Verilerin alındığı kaynak Stanford Üniversitesi. Tasarım: Diana Estefana Rubio

Bu yerelleştirme, ürün ve hizmet kullanıcılarının, şirketlere güvenmek yerine, ihtiyaç duydukları şeyi kendilerinin nasıl geliştirebilecekleri hakkında araştırmalar yapan bir yazar olan Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nden (MIT) Eric von Hippel tarafından ortaya atılan ve 1970'li yılların ortalarından bu yana var olan ‘inovasyonu demokratikleştirmek’ (democratizing innovation) kavramına atfedilebilir.

Yapay zekayı ve bu alandaki gelişmeleri kontrol eden 4 mesele

Bu sahne karşısında zihin, yapay zekanın sürekli değişen geleceğini net bir şekilde tasavvur edemeyebilir, ancak insanların bu teknoloji üzerinde kontrol sahibi olmalarını sağlayacak bazı etkilere sahip olabileceği dört mesele var.

Bu meselelerden ilki teknolojinin kendisidir. Teknoloji şirketleri, bu teknolojiyi herkesin kullanımına mı sunacaklar yoksa siber tehlikeler, önyargılı davranışlar ve mahremiyet ihlallerinden biyolojik silahların nasıl yapılacağına dair rehberler gibi, yanıltıcı ya da tehlikeli bilgiler veren algoritmaları elde mi tutacaklar. Bunun yanı sıra insanların metinlerini, sanatlarını, çizimlerini, şiirlerini ve belki de yüz milyonlar değerindeki işlerini çalmaya daha da kötüsü insanlığı yok etmeye kadar çeşitli riskleri kontrol altına almaya yönelik yeterli hazırlığın olmayışından dolayı bu teknolojinin herkes tarafından kullanımından kaynaklanabilecek tehlikelerden kaçınma iddiasıyla söz konusu firmaların tekelinde kalmaya mı devam edecekler?

İkinci mesele, yeni olmamakla birlikte her teknolojik kavşakta gündeme getiriliyor. Burada insanın daha etkin ve verimli performansının yerini makinelerin almasına neden olduğu ortaya çıkıyor. Örneğin programlar yapay zeka ile kendiliğinden kodlandığından Londra merkezli Stability AI Şirketi’nin CEO tarafından iddia edildiği gibi iki yıl içinde beş milyon Hintli yazılımcının işsiz kaldığını görür müyüz?

Üçüncü ve en önemli mesele, yapay zeka geliştiren şirketlerin ve teknolojinin kendisini yönetecek kontroller ve yasalardır. Bu kontroller ve yasalar, gözetimden muhasebeye kadar kolektif olarak uygulanan standartlara uygun, etkili ve adil olmalıdır.

Dördüncü ve son konu ise insanların kendileriyle, makinelerle nasıl başa çıktıklarıyla ve üretken yapay zeka teknolojisini kullanırken ve işlerini daha kolay, insanların hayatlarını daha iyi hale getirmek için sağladığı faydadan yararlandığı, değişimlere ayak uydurduğunda ahlaki sorumluluğa ne ölçüde sahip olduğu ve kendi işlerini yönetmek için sağladığı değerden ne ölçüde yararlandığı ile ilgili.

dvgr
Çizim: Nicola Ferrarese

Yapay zekanın coşkulu destekçileri ile itidalli eleştirmenleri arasında gelecekte neler olacak?

Bilim insanları bile yapay zekanın gelecekte neler getireceğini gerçekten bilmiyor. Dünyanın en azından 2024 yılında nasıl olacağını kesin olarak tahmin etmek zor. Çünkü bildiğimiz teknolojilerle ilgili yıllarca süren keşif ve uygulamayla birlikte çok büyük bir ilerlemeye tanık olmak için bir yıl yeterli bir süre.

Ayrıca, geçtiğimiz yılın büyük bir bölümü bu teknolojinin denemeleriyle geçti. Büyük şirketlerin üretken yapay zekayı benimseme hazırlığı çok ilerlemiş olabilir. Bu durum, mali tablolarda da görülüyor. Yatırımcılar, 2023 yılında üretken yapay zekaya 36 milyar doların üzerinde para harcadı. Bu rakam, 2022’deki harcamalarının iki katı.

Mevcut duruma ve yapay zeka geliştiricilerinden bu teknolojinin coşkulu destekçileri ile itidalli eleştirmenleri arasındaki anlaşmazlığa gelince, yapay zekanın hızlı ve kontrolsüz bir şekilde gelişmesiyle ilgili endişelerini dile getiren itidalli eleştirmenler, çekinceleri nedeniyle geliştirdikleri modellerin ya da yazdıkları kodların kaynaklarının özel kalmasını ve açık kaynak kodlu olmamasını istiyor. Coşkulu destekçiler ise geliştirdikleri modellerin kaynaklarını, insani, pratik ve ticari faydalar yerine bu teknolojinin yaratabileceği varoluşsal risklere yol açabilecek modeller geliştirmek isteyen diğer kişilerin kullanımına sunulmasının engellenmesine karşı çıkıyorlar. Örneğin Open AI, sonunda ChatGPT’nin daha gelişmiş bir sürümü olan ve kullanıcılara, özellikle de şirketlere, kendi chatbot yazılımlarını ve uygulamalarını oluşturma olanağı sağlayan GPT-4’ü piyasaya sürdü. Meta ise ‘LLaMA’ adlı üretken yapay zeka modelini piyasaya sürerek aynısını yaptı. Google da aralık ayında ‘Gemini’ adlı üretken yapay zeka modelini piyasaya sürdü.

Açık kaynak modelleri, profesyonel ve seçici bir şekilde eğitildiğinde GPT-4'ü taklit ediyor. Bu da rekabeti teşvik etmek ve çeşitli alanlarda yeni ve yenilikçi modellerin geliştirilmesi açısından iyi bir durum olarak değerlendiriliyor. Ancak bu, aynı zamanda teknoloji seçkinlerini tetikte tutan felaket riskinin daha gerçek hale geldiği anlamına da geliyor.

Meta'nın baş yapay zeka bilimcisi Jan Lucan, açık kaynak kodlu yapay zeka modellerinin rekabeti teşvik ettiğini ve daha geniş bir yelpazedeki tarafların yapay zeka sistemleri oluşturmasına ve kullanmasına olanak sağladığını söyledi. Ancak eleştirmenler, üretken yapay zeka modellerinin sorumsuz kişilerin eline bırakılmasının dezenformasyon, siber savaş ve biyo-terörizm tehlikelerini artıracağından endişe ediyor. İnternet çağının başlangıcında da aynı senaryonun olduğunu söyleyerek kendi bakış açısını açıklayan Lucan, bu teknolojinin yalnızca açık bir platform olarak kalması ve merkezi olmayan yapısını sürdürmesi nedeniyle geliştiğini belirtti.

Açık kaynak kodlu, güvenli ve sorumlu yapay zeka ittifakı

Meta ve IBM buradan yola çıkarak teknolojinin araştırma ve geliştirmesinde yer alan 50'den fazla kurumla ‘açık, güvenli ve sorumlu yapay zekayı teşvik etmek’ amacıyla aralık ayı başlarında ‘Yapay Zeka İttifakı’nı (AI Alliance) kurdu. Teknoloji şirketleri ve araştırma alanında önde gelen üniversiteler ve bilimsel kuruluşlar arasında Advanced Micro Devices (AMD), Dell Technologies, Intel, NASA, Cleveland Clinic ve diğerleri yer alıyor. İttifak, açık kaynak kodlu yapay zeka yazılımları yaklaşımını teşvik edip benimsiyor. Bu da Meta'nın nüfuzunu artırmak, Open AI ve Google Anthropic gibi kapalı kaynak kodlu yapay zeka modellerinin büyük üreticileriyle mücadelesine yardımcı olmayı hedefliyor.

Burada Jan Lucan’ın meslektaşları Geoffrey Hinton ve Joshua Bengio ile birlikte bu teknolojinin ‘derin öğrenme’ (deep learning) özelliğine yönelik araştırmaları nedeniyle 2018 Turing Ödülü'nü kazanmış olması oldukça ironik. Google’dan çılgın yapay zeka yarışındaki ‘pervasızca davrandığı’ yönündeki endişeler nedeniyle geçtiğimiz mayıs ayında istifa eden Hinton, şirketin baş yapay zeka bilimcisi olarak anılıyordu.

Zekanın üstünlük kurma arzusuyla hiçbir ilgisi olmadığında ısrar eden Lucan’a göre, eğer en zeki insanların başkalarına hükmetmek istediği doğru olsaydı, Albert Einstein ve diğer bilim insanları zengin ve güçlü olurlardı ama değiller. Yapay zeka alanında önde gelen ve güvenilir bir bilim insanı olan Lucan, makine zekasının üstünlüğünün, insanların iklim değişikliğiyle mücadele ve hastalıkların tedavisi gibi büyük zorlukların üstesinden gelmesine yardımcı olacağına inanıyor. Lucan, aynı zamanda makinenin insanın kontrolü altında olacağı ve onun komutlarını yerine getireceği için bu gerçeğin heyecan verici olduğunu düşünüyor.

Yapay zeka teknolojileri, kullanımlarından kaynaklanabilecek siber risklerin önlenmesi iddiasıyla şirketlerin tekelinde mi kalacak?

Yapay zekanın gelişiminde karşı karşıya olunan bir diğer zorluk ise yapay zeka modelleri üretmek için ihtiyaç duyulan, veri girişlerinden süper hesaplama gücüne, elektrik enerjisine ve beyinlere kadar kaynakların büyük miktarda yatırımlara ihtiyaç duyması. Örneğin, GPT-3 makine öğrenimi için 3,1 gigawatt-saat elektrik kullanıldı. Bu rakam, ABD’deki 121 eve bir yıl boyunca sağlanan elektrik tedarikiyle aynı. Açık kaynak kodlu yapay zeka ise yaklaşık 4,6 milyon dolara mal oldu. GPT-3’e göre çok daha büyük bir model olan GPT-4’ün makine öğrenmesi ise yatırım ve finansal getiri kavramıyla orantısız olduğundan çok daha pahalıya mal oldu. Burada hesaplamalı güç gereksinimlerinin girdi verilerinden daha hızlı arttığı gözden kaçırılmamalı. Bu da yukarıda bahsi geçen yapay zeka modellerin makine öğrenimi maliyetinin, kendileriyle ilgili iyileştirmelerden daha hızlı bir şekilde pahalanacağı anlamına geliyor.

Bu çerçevede şu son iki gelişmeden bahsedilmesi gerekiyor. Bunlardan ilki, Google'ın Gemini modelinin sundukları. Üretken yapay zekanın, büyük teknoloji gruplarının çalıştırdığı sunuculardaki bulut sistemi aracılığıyla zorunlu hale getirilmesi yerine, cep telefonlarında kullanılabilir hale getirilmesi, bu tür sistemleri çalıştırmanın maliyetlerini önemli ölçüde azaltacaktır. İkincisi ise Microsoft'un başlattığı ve verileri kuvars kristalinde depolamaya dayalı dünyanın ilk sürdürülebilir, uzun vadeli depolama teknolojisinin geliştirildiği ‘Silica Projesi’ (Project Silica). Bu depolama türü, dayanıklı olmasının yanında düşük maliyetli olmasıyla ön plana çıkıyor. Aynı zamanda elektromanyetik alanlara dayanıklı ve düşük maliyetli bir malzeme olan kuvars kristali, yüz binlerce yıl dayanabilir ve lazer ışın rehberliği kullanılarak kare bir kristal katmanda yedi terabaytın (tb) üzerinde veri barındırabilir.

Geriye yapay zeka modellerinin geliştirilmesine yatırım yapmayı çekici kılacak bir dönüm noktasına ulaşılmasını beklemek kalıyor. Belki de bu yıl itibarıyla bu noktaya ulaşabiliriz.

Burada süper hesaplamalı işlemlerin tamamlanmasını önemli ölçüde hızlandırma ve problem çözmede klasik algoritmalardan daha verimli olma konusunda üstün bir yetenek vaat eden ‘kuantum hesaplama’ teknolojisini unutmamak gerek. Bu alandaki gelişmeler, yapay zeka modellerinin performansının artırılmasını ve maliyetlerin azaltılmasını sağlayabilir.

The Economist’te 2022 yılının ekim ayında yayınlanan bir araştırma makalesi, her zamankinden daha acı verici bir sonucu ortaya koydu. Makaleye göre, yüksek kaliteli dilsel veri tedariki yakında, muhtemelen 2026 yılından önce tükenecek. Daha fazla yeni metin olduğu şüphesiz, ancak bunlar kurumsal veri tabanlarında ya da kişisel cihazlarda olabilir ve erişilemeyebilir.

Yapay zeka teknolojisinin insanlık için karanlık çağ mı yoksa altın çağ mı olacağını bilmiyoruz. Bu sınıflandırmayı ancak yapay zeka teknolojisinden sorumlu olanlar yapabilir. Ancak sonuçta işlerin gidişatının tarafların tahsis ettiği yatırımların hacmi ile siyaset, güvenlik ve ekonomik olarak ulusal güvenliğin korunması anlamına gelebilecek çıkarlara bağlı olduğunu biliyoruz.

Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Bilim insanlarından "uzayda üreme" çağrısı: "Acil işbirliği gerekli"

(AFP)
(AFP)
TT

Bilim insanlarından "uzayda üreme" çağrısı: "Acil işbirliği gerekli"

(AFP)
(AFP)

Andrew Griffin 

Araştırmacılar, insanların uzayda nasıl üreyebileceğini araştırmacıların acilen düşünmesi gerektiğini söylüyor.

İnsanlık Dünya'nın ötesinde yaşamayı hedeflerken, insan üremesinin gerçekte nasıl işleyeceğini anlamamız gerektiğini belirtiyorlar.

Ancak bu soru "soyut bir olasılıktan pratik bir meseleye" dönüşmesine rağmen uzayda insan doğurganlığı ve üreme sağlığını yönetmek için net standartlar hâlâ yok.

Bunlar, üreme sağlığından uzay tıbbına kadar farklı alanlardan 9 uzmanın bir araya gelerek insanların uzayda nasıl üreyebileceğini anlamak için yeni bir çerçeve önerdiği yeni bir çalışmanın sonuçları.

Uzayın insan yaşamı için "düşmanca bir ortam" sunduğu gerçeğine dayanan araştırmacılar, halihazırda bilinen bir dizi zorluk olduğunu belirtiyor. Bunlar arasında yerçekimindeki değişiklikler, artan radyasyon ve uyku döngülerindeki bozulmalar yer alıyor, ki bunların hepsi üreme sağlığını etkileyebilir.

Bu soruları incelemeden uzay araştırmalarına devam etmenin tehlikeli olabileceği uyarısı yapan uzmanlar, gerçek anlamda pratik sorunlara dönüşmeden önce bu meseleleri ele almamız gerektiğini belirtiyor. Üreme teknolojileri genellikle adım adım tanıtılır ve biz çoğunlukla sonradan bunları kavrarız ama uzay araştırmalarında bundan kaçınmak gerekiyor.

NASA'nın araştırmacı bilim insanı ve çalışmanın kıdemli yazarı Fathi Karouia "İnsan uzayda daha geniş bir alana yayıldıkça üreme sağlığı artık politikanın kör noktası olmaya devam edemez" diyor. 

Kritik bilgi boşluklarını kapatmak, hem profesyonel hem de özel astronotları koruyan etik yönergeler belirlemek ve nihayetinde Dünya'nın ötesinde sürdürülebilir bir yaşantıya doğru ilerlerken insanlığı korumak için acilen uluslararası işbirliğine ihtiyaç var.

"Reproductive biomedicine in space: implications for gametogenesis, fertility and ethical considerations in the era of commercial spaceflight" (Uzayda üremenin biyotıbbı: Ticari uzay uçuşları çağında gametogenez, doğurganlık ve etik değerlendirmelerin etkileri) başlıklı rapor, hakemli dergi Reproductive BioMedicine Online'da yayımlandı.

Independent Türkçe, independent.co.uk/space


Paris’te savcılık X’in ofislerine baskın düzenleyerek Musk’ı ifadeye çağırdı

X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)
X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)
TT

Paris’te savcılık X’in ofislerine baskın düzenleyerek Musk’ı ifadeye çağırdı

X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)
X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)

Paris Savcılığı dün X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, bu sosyal medya platformunu terk ettiğini duyurdu. Açıklamada, Fransa’daki X ofislerinde çeşitli ihlaller şüphesiyle gerçekleştirilen bir aramaya atıfta bulunuldu.

Savcılık, ilave ayrıntı vermeden, “Bizi LinkedIn ve Instagram’dan takip edin” ifadelerini kullandı. Mesajda ayrıca, Ocak 2025’te başlatılan bir soruşturma kapsamında, Fransa’daki X ofislerinde Ulusal Siber Suçlarla Mücadele Birimi’nin, Avrupa polis teşkilatı Europol ile  iş birliği içinde bir arama gerçekleştirdiği belirtildi.

Paris Savcılığı daha önce, X platformunun sahibi Elon Musk’ın 20 Nisan’da ifade vermek üzere çağrıldığını açıklamıştı. Fransa Başsavcısı Laure Beccuau, Musk ile X’in eski CEO’su Linda Yaccarino’nun, “iddia edilen ihlallerin gerçekleştiği dönemde X platformunun fiili ve hukuki yöneticileri sıfatıyla” 20 Nisan’da ifade vermeye çağrıldıklarını bildirdi.

2025 yılının başlarında milletvekillerinin yaptığı şikâyetler üzerine başlatılan bir soruşturma kapsamında bu gelişmeler yaşandı. Şikâyetlerde, Musk’a ait X platformunun algoritmalarının taraflı olduğu ve bunun platformun işleyişini olumsuz etkilediği öne sürüldü.

Soruşturma daha sonra genişletilerek, çocuk pornografisi görüntülerinin bulundurulması ve yayılması ya da sistematik biçimde erişime sunulmasına iştirak, cinsel içerikli deepfake üretimi ve Holokost inkârı gibi başka iddialarla da genişleyerek kapsamlı hale geldi. X platformu ise dün yayımladığı bir açıklamada, Fransız makamlarını, siyasi adımlar atmakla nitelendirdi.

Platformun “uluslararası hükümet ilişkileri” ekibi, “Paris Savcılığı, bugünkü baskını geniş biçimde duyurarak, bunun siyasi amaçlar doğrultusunda tasarlanmış, istismarcı ve gösterişli bir kolluk kuvveti eylemi olduğunu açıkça ortaya koymuştur” ifadelerini kullandı. Açıklamada ayrıca, “Bugünkü baskına dayanak oluşturan iddiaların hiçbir temeli yoktur ve X platformu herhangi bir ihlal gerçekleştirdiği iddiasını kesin bir dille reddetmektedir” ifadeleri yer aldı.

Beccuau’nun açıklamasına göre Musk ve Yaccarino’nun yanı sıra X’te çalışan bazı personel de 20-24 Nisan 2026 tarihleri arasında ifade vermeye çağrıldı. Başsavcı, “Yöneticilerle yapılacak bu gönüllü ifadeler, kendilerine olaylara ilişkin görüşlerini sunma ve gerekirse kurallara uyum için önerilen tedbirleri açıklama imkânı tanıyacaktır” dedi.

Öte yandan, Birleşik Krallık Veri Koruma Düzenleme Kurumu da dün, Elon Musk’ın platformu ve yapay zekâ şirketi xAI hakkında, sohbet botu Grok tarafından oluşturulan cinsel içerikli açık görüntüler nedeniyle soruşturma başlatıldığını duyurdu. Söz konusu görüntüler dünya genelinde tepkilere yol açmıştı.


Protezlerde insan eli benzeri kavrama mümkün mü? Yapay zekâ destekli protezlerde hassas kavrama dönemi

Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
TT

Protezlerde insan eli benzeri kavrama mümkün mü? Yapay zekâ destekli protezlerde hassas kavrama dönemi

Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)

Protez uzuvlar alanı, robotik, yapay zekâ ve hassas sensör teknolojilerindeki hızlı ilerlemelerin etkisiyle son yıllarda dikkat çekici bir atılım yaşıyor. Buna karşın, en önemli zorluklardan biri, kullanıcının kavradığı nesnenin niteliğine uygun kavrama gücünün ayarlanması olmaya devam ediyor. Bir yumurtayı tutmak son derece hassas bir dokunuş gerektirirken, bir su şişesini açmak daha fazla güç ve daha ince bir kontrol gerektiriyor.

Şarku’l Avsat’ın ABD Hastalık ve Kontrol Önleme Merkezleri’den (CDC) aktardığı verilere göre ülkede her yıl yaklaşık 50 bin ampütasyon vakası kaydediliyor. Bu durum, el kaybının bireylerin günlük yaşam görevlerini doğal biçimde yerine getirme kapasitesi üzerinde ciddi bir etki yarattığını gösteriyor.

Daha duyarlı akıllı sistemler

Bu alandaki en yeni yenilikler, insan elinin doğal hissini taklit edebilen, daha akıllı ve daha duyarlı protez uzuvların geliştirilmesine odaklanıyor. Bu teknolojiler, kullanıcılara daha yüksek düzeyde bağımsızlık sağlarken, günlük faaliyetleri daha kolay ve güvenle yerine getirmelerine yardımcı oluyor; kullanım sırasında konfor ve güvenliği de artırıyor.

fvdfv
Utah Üniversitesi’nde geliştirilen, insan düşüncesini taklit eden akıllı protez uzuv. (Utah Üniversitesi)

Bu kapsamda, Çin’de Guilin Elektronik Teknoloji Üniversitesi’nden araştırmacılar, makine öğrenimi, bilgisayarla görme ve gelişmiş sensörlere dayanan yenilikçi bir protez sistem geliştirdi. Sistem, her nesne için uygun kavrama gücünü gerçek zamanlı olarak belirlemeyi amaçlıyor. Çalışmanın sonuçları, 20 Ocak 2026 tarihli Nanotechnology and Precision Engineering dergisinde yayımlandı.

Araştırma, kalemler, şişeler, bardaklar, toplar ve anahtarlar gibi günlük hayatta yaygın kullanılan nesnelerin yanı sıra yumurta gibi hassas objeler de dâhil olmak üzere, nesnelerin yüzde 90’ından fazlasıyla etkileşim için gerekli kavrama gücünün ölçülmesine odaklandı. Amaç, kullanıcının her seferinde kavrama gücünü manuel olarak ayarlamasına gerek kalmadan çevresiyle doğal biçimde etkileşim kurabilmesini sağlamak.

Sistem; avuç içine yakın bir noktaya yerleştirilmiş küçük bir kamera, parmak uçlarındaki basınç sensörleri ve kullanıcının ön kolundaki kasların elektriksel aktivitesini ölçen bir elektromiyografi (EMG) cihazından oluşuyor. Bu sayede nesneyi kavrama niyeti belirleniyor ve kavrama gücü otomatik olarak ayarlanıyor.

Çalışmanın başyazarı, Guilin Elektronik Teknoloji Üniversitesi’nden Dr. Hua Li, sistemin bilgisayarla görme ile kasların elektriksel sinyallerini birleştirerek nesnelerin akıllı biçimde tanınmasını ve kavrama gücünün uyarlanabilir şekilde kontrol edilmesini sağladığını belirtti. Dr. Li, bunun protez kullanıcılarının yaşamında somut bir fark yaratabileceğini söyledi.

Dr. Li, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, sistemin gelişmiş bir algoritma aracılığıyla hedef nesneyi otomatik olarak analiz ettiğini; türünü, dokusunu ve boyutunu belirledikten sonra uygun kavrama gücünü seçtiğini ifade etti. Buna göre yumurta gibi hassas nesneler için hafif bir güç, su dolu bardaklar için ise orta düzeyde bir güç uygulanıyor. Bu yaklaşım, nesnelerin zarar görmesi ya da elden kayması ihtimalini azaltıyor.

Kullanıcının niyetini tespit etmek için EMG sinyallerinden yararlanan sistem, “görsel tanıma, güç eşleştirme ve hareketin uygulanması” aşamalarını, insan kas hafızasını taklit eden bir biçimde otomatik olarak tamamlıyor. Bu da sürekli manuel ayarlama ihtiyacını azaltıyor ve günlük görevlerin daha doğal bir şekilde yerine getirilmesini mümkün kılıyor. Sonuç olarak kullanıcıların yaşam kalitesi artıyor.

Geleceğin tasarımlarına etkisi

Bu teknolojinin gelecekteki protez tasarımlarına etkisine değinen Dr. Li, sistemin daha gelişmiş yapay el tasarımları için yeni ufuklar açtığını söyledi. Bilgisayarla görme ve kas sinyallerine dayalı çift kontrol yaklaşımının, “aktif algılama ve otomatik uygulama” temelli akıllı bir mantık sunduğunu belirten Li, bunun protez eli pasif bir tepki aracından çıkarıp, nesneleri kavramada insan davranışına daha yakın bir seviyeye taşıdığını vurguladı.

sfdef
İtalyan Teknoloji Enstitüsü’nde geliştirilen, doğal el hareketini taklit eden yenilikçi protez el. (İtalyan Teknoloji Enstitüsü)

Sistemin diğer protezler veya robotik uygulamalar için uyarlanabilirliğine ilişkin olarak ise Dr. Li, temel teknolojinin uzvun yapısına bağımlı olmadığını kaydetti. Görsel tanıma modellerinde yapılacak basit uyarlamalar ve uygun güç eşiklerinin ayarlanmasıyla, sistemin bacak veya kol protezlerine, hatta robot kollarına da uygulanabileceğini söyledi. Bu durumun, rehabilitasyon cihazları ve robotik teknolojiler için etkili ve düşük maliyetli çözümler sunarak, farklı alanlarda geniş uygulama imkânları yaratacağını ifade etti.

Paralel araştırma girişimleri

Bu gelişmeler, doğal hareketin daha hassas biçimde taklit edilmesini hedefleyen küresel araştırma çabalarıyla da örtüşüyor. Aralık 2025’te ABD’de Utah Üniversitesi’nden bir ekip, yapay zekâya dayalı ve basınç ile görsel sensörlerle donatılmış, “öz-düşünme” yeteneğine sahip akıllı bir protez el geliştirmeyi başardı. Sinir ağı kullanılarak farklı kavrama pozisyonlarıyla eğitilen bu el, her parmağın bağımsız ve kullanıcıyla eşzamanlı hareket etmesine olanak tanıyarak, günlük görevlerde gerekli zihinsel çabayı azalttı.

Ayrıca İtalya Teknoloji Enstitüsü ile Imperial College London’dan araştırmacılar, nöromüsküler uyum ve yumuşak robotik teknolojilere dayalı protez uzuvlar üzerinde çalışıyor. Haziran 2025’te ekip, iki hareket derecesine sahip yumuşak bir protez el tasarladı. Bu tasarım, çok parmaklı ve hassas kontrol gerektiren, geleneksel yöntemlerle mümkün olmayan karmaşık görevlerde umut verici sonuçlar ortaya koydu.

Temmuz 2024’te ise Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden (MIT) araştırmacılar, protez bir bacak için gelişmiş bir sinirsel arayüz geliştirdi. Elektronik uzvun insan sinir sistemiyle doğrudan etkileşimini sağlayan bu arayüz, cerrahi olarak bağlanan kaslar ve sinir sinyallerini algılayan elektrotlara dayanıyor. Bu sayede kullanıcılar, motor ve duyusal kontrolü yeniden kazanarak yürüme hızında, kas gücünde ve farklı ortamlara uyumda kayda değer iyileşmeler elde etti.

Araştırmacılara göre, tüm bu gelişmeler, protez uzuvların geleceğinin; giderek daha akıllı, uyarlanabilir ve sinir sistemiyle bağlantılı sistemlere doğru ilerlediğini gösteriyor. Bu sistemler, biyolojik uzuvların performansına her geçen gün daha fazla yaklaşarak, kullanıcılara hareketin sadeliğini ve günlük yaşamda özgüveni yeniden kazandırmayı hedefliyor.