Fransa’nın yeni hükümeti büyük zorluklarla karşı karşıya

Macron, bu akşam 2017 yılından bu yana ilk kez televizyon ekranlarında gazetecilerin sorularını yanıtlayacak

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 11 Ocak'ta Paris'te turizm sektörüne destek konuşması yaparken (EPA)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 11 Ocak'ta Paris'te turizm sektörüne destek konuşması yaparken (EPA)
TT

Fransa’nın yeni hükümeti büyük zorluklarla karşı karşıya

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 11 Ocak'ta Paris'te turizm sektörüne destek konuşması yaparken (EPA)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 11 Ocak'ta Paris'te turizm sektörüne destek konuşması yaparken (EPA)

Fransa Cumhurbaşkanı'nın gazetecilerle karşı kaşıya geldiği televizyon programlarından hoşlanmadığını herkes biliyor. Bu yüzden Elysee Sarayı ile anlaşarak seçilen iki gazeteciyle televizyonda yapılan görüşmeleri tercih ediyor. Kendisine sorulan soruların çoğunlukla görüşmenin gündemindeki konularla sınırlı olması nedeniyle uluslararası ya da Avrupa düzeyindeki zirvelerin ardından gazetecilerle buluşmaktan kaçınmayan Macron, 2017 yılı baharında cumhurbaşkanı seçilmesinden bu yana yalnızca bir kez gazetecilerle bir araya geldi. Bu yüzden bu akşam Elysee Sarayı’nda gerçekleştirilecek ve birçok televizyon kanalından canlı yayınlanacak olan, gazetecilerin sadece bir gün kala davet edildiği görüşme 7 yıllık aradan sonra bir ilk olacak.

Görüşme tarihi olarak 16 Ocak’ın seçilmesi tesadüf değil. Bu tarih, Macron’un hükümette değişiklik yapılmasını istemesinin ardından, Fransa’nın şimdiye kadarki en genç başbakanı olarak anılan Gabriel Attal'ı hükümeti kurmakla görevlendirdiği ikinci döneminde yeni bir başlangıcı temsil ediyor.

Bu değişiklik, sosyo-ekonomik hareketler, emeklilik yasasının ve göçmen kabul kurallarının değiştirilmesine yönelik gösteriler ve grevler nedeniyle ikinci dönemi için hiç iyi geçmeyen bir yılın ve Elizabeth Borne hükümetinin, Macron’un ikinci döneminde mutlak çoğunluğu kaybetmesi nedeniyle Temsilciler Meclisi'nde yasa tasarılarının oylanması için parlamento çoğunluğunu sağlamada karşılaştığı zorlukların ardından yapıldı. Borne hükümeti, tıpkı diğer Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde olduğu gibi Fransa’da da görülen yüksek enflasyon oranları nedeniyle ekonomik ve sosyal zorluklarla karşı karşıya kaldı. Yüksek enflasyon oranları, devletin alt sınıfa sağladığı maddi destekten yararlanabilecek kadar yoksul, buna karşın üst sınıf gibi vergilerin, yüksek fiyatların, satın alma gücünün çöküşünün yükünü taşıyacak kadar zengin olmamaları nedeniyle sıkıntı çeken orta sınıfın yaşam standardını etkilemeye devam ediyor. Daha önce Fransızlara, ulusal birliği güçlendirmek, geleceğe yönelik vizyonunu sunmak ve güvenlik, ekonomik ve sosyal düzeyde ‘Fransa'yı silahlandırmak’ amacıyla ‘ulusla buluşma’ sözü veren Macron, geçtiğimiz hafta kurulan hükümetin bu yolda atılan ilk adım olmasını istemişti.

​ Haziran ayında Avrupa seçimleri sınavı

Macron, 34 yaşındaki genç Eğitim Bakanı Gabriel Attal'ı hükümeti kurmakla görevlendirdi. Çünkü iktidarını başta önümüzdeki haziran ayında yapılması planlanan Avrupa seçimleri olmak üzere yaklaşmakta olan zorluklarla başa çıkabilecek şekilde donatmak amacıyla Attal’ın popülaritesinden faydalanmak istiyordu. Macron'un asıl sorunu, eski cumhurbaşkanı adayı Marine Le Pen’in yerine Fransa'nın aşırı sağcı partisi Ulusal Cephe'nin (RN) genel başkanlığına seçilen 28 yaşındaki Jordan Bardella liderliğindeki RN’nin popülaritesinin artmasından kaynaklanıyor.

Anketler, RN’nin oyların yüzde 30'unu alabileceğini gösteriyor. Aynı anketlere göre Macron'un partisi Renaissance (RE) ve müttefikleri olan Demokratik Hareket (MoDem) ile eski Başbakan Edouard Philippe'in partisi Horizons ise olayın yüzde 18’ini alıyor.

Cumhurbaşkanı Macron, gelecek Haziran'da yapılacak Avrupa seçimlerinde aşırı sağcı partilerin yükselişleriyle mücadelede edebilmek için Gabriel Attal’ı başbakan atadı (AFP)
Cumhurbaşkanı Macron, gelecek Haziran'da yapılacak Avrupa seçimlerinde aşırı sağcı partilerin yükselişleriyle mücadelede edebilmek için Gabriel Attal’ı başbakan atadı (AFP)

Macron, bu yüzden yeni hükümeti için genç bir adamla rekabet edebilecek genç bir başbakan istiyordu. Çünkü Bardella, Avrupa seçimlerinde aşırı sağcı listenin başında yer alacak. Macron kanadı ise listesine liderlik edecek ve bu büyük yarışta oy kaybını en aza indirecek ismi henüz bulamadı. Bu ismin yeni atanan ve Avrupa Parlamentosu milletvekilli Stephane Sejourne olması bekleniyordu, ancak Macron ve Gabriel Attal'a çok yakın olan Stephane Sejourne, görevde yalnızca yirmi ay kalan Catherine Colonna'nın yerine Dışişleri Bakanı olarak atandı. Şimdi bu zor görevin kime verileceği bilinmiyor.

Bir başka sorunla daha karşı karşıya olan Macron, anayasal olarak üçüncü kez cumhurbaşkanlığına aday olamayacak. Bu yüzden 3 yılın ardından görev süresinin sonuna yaklaşılmasıyla kendisini destekleyenler ve ülkenin siyaset sahnesi üzerindeki hakimiyeti azalıyor. Bugün cumhurbaşkanlığı yarışına katılması beklenen olası üç aday ismi var.Bunlar; yeni yıldır aynı görevi yürüten Ekonomi Bakanı Bruno Le Maire, İçişleri Bakanı Gerald Darmanin ve eski Başbakan Edouard Philipp.

Bundan beş ay önce Milli Eğitim Bakanı olarak atanan ve Müslüman kız öğrencilerin tercih ettiği çarşaf ve abaya gibi bol ve uzun elbiselerin devlet okullarında giyilmesinin yasaklanması gibi katı kurallar belirleyen Gabriel Attal'ın adı, son haftalarda artan popülaritesi nedeniyle potansiyel aday olarak öne çıktı. Attal, yasağın öğretmenlerin sınıftaki prestijini yeniden kazanmalarını sağlamak, okulun yalnızca bilgi aktarıcısı olarak rolünü vurgulamak ve ‘şiddet çağrısı veya nefret söylemi’ olarak kabul edilen her türlü simge ya da kıyafetle mücadele çerçevesine dahil etti. Attal'ı genç yaşta Cumhurbaşkanı’nın yanında yer alması ve asla sapmadığı Makronist çizgiye bağlılığı nedeniyle ‘Makronizmin mirasçısı’ olarak görenler var.

Macron'dan bakanlarına: Devrimci olun!

Macron, geçtiğimiz cuma günü gerçekleşen bakanlar kurulu toplantısının başında yaptığı kısa konuşmada, bakanlarına gecikmeden harekete geçmeleri ve ‘idareci’ değil ‘devrimci’ olmaları çağrısında bulunarak ‘sonuç’ istediğini vurguladı. Ekonomi, eğitim, sağlık ve çalışma gibi bakanlıklara atamaların yapılması beklenirken Macron ve Attal, sayısal olarak sınırlı bir hükümet (başbakanla birlikte 15 kişi) kurmayı hedefliyorlar. Bakanların sağ kanattan olması, yeni hükümete ve sağcı siyaseti benimseyen Macron'a yönelik eleştirilerin yapılmasına yol açtı. Bu eleştirilere rağmen hem Cumhurbaşkanı’nın hem de Başbakan’ın açıklamalarından Attal'ın ‘tüm mücadelelerin başlangıç noktası’ olarak nitelendirdiği ‘eğitimin’ yeni hükümetin en büyük önceliği olacağı anlaşılıyor. Aslında yeni hükümetin başlıca sorunu, her yeni bakanın gelişiyle eğitimde felsefi ve eğitimsel yönelimlerin değişmesinden kaynaklanıyor. Dolayısıyla Macron'un karşılaşacağı ikinci büyük iç zorluğun, özellikle ilköğretim ve tamamlayıcı düzeylerde düşüş gösteren eğitim düzeyinin yükseltilmesi olacağı düşünülebilir.

Fransa parlamentosu tarafından geçtiğimiz ayın sonlarında oylanan göç yasasının geri çekilmesi talebiyle pazar günü Bordeaux'da düzenlenen bir protesto gösterisi (AFP)
Fransa parlamentosu tarafından geçtiğimiz ayın sonlarında oylanan göç yasasının geri çekilmesi talebiyle pazar günü Bordeaux'da düzenlenen bir protesto gösterisi (AFP)

Yeni hükümetin, eğitim alanından sonra yüzleşmesi gereken ikinci zorluk sağlık alanı. Fransa’nın sağlık sistemi, son yıllarda tahsis edilen fonlara rağmen, ‘doktor, hemşire ve sağlık görevlisi’ eksikliğinin yanı sıra genellikle ‘tıbbi çöl’ olarak tanımlanan kırsal kesimde hastane ve tıbbi kurumların skandal niteliğindeki eksiklikleriyle hem insan gücü hem de tıbbi malzeme sıkıntısı çekiyor. Hem eğitim hem de sağlık alanlarına on milyarlarca dolarlık fon tahsis edilmesi gerekiyor, Ekonomi ve Maliye Bakanı Bruno Le Maire ise bütçe açığının ve borçların azaltılmasını istiyor. Bakan Le Maire, 2025 yılına kadar devlet harcamalarından en az 12 milyar euro tasarruf etmek isterken, Attal 2027 yılına kadar sağlık sektörüne 32 milyar euro ayrılmasını talep ediyor.

Güvenlik sorunu

Önümüzdeki yaz Olimpiyat Oyunları’nın başkent Paris ve Fransa’nın 10’dan fazla başka şehrinde düzenlenecek olması ve iki haftadan kısa bir süre içinde milyonlarca ziyaretçi, turist ve spor tutkununun akınına uğrayacak olması nedeniyle, Fransa birinci sınıf bir güvenlik sorunuyla karşı karşıya. Fransa İçişleri Bakanı Gerald Darmanin, yetkililerin sadece polis, jandarma ve iç istihbarat teşkilatından oluşan resmi güvenlik kuruluşlarından değil, Olimpiyat Oyunları’nın güvenliğini sağlamak üzere ordunun desteğinin yanı sıra özel güvenlik şirketlerinden de yardım almak için çalışmalar yaptıklarını söyledi.

Bakan Darmanin, geçtiğimiz hafta sağ eğimli Le Figaro gazetesine verdiği röportajda, Fransa'nın üzerinde ağır bir yük oluşturmaya devam eden ‘terör tehdidi’ hakkında konuştu. Darmanin, kimliği belirsiz tarafların, Olimpiyat Oyunları’nı fırsat bilerek Fransa'nın imajını ve güvenlik güçlerinin itibarını zedeleyecek terör eylemleri gerçekleştirmek isteyebileceğinden korkulduğunu söyledi.



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.