İsrail, Gazze'deki savaşın devamını tartışıyor

İsraillilerin çoğunluğunun yüz günlük deneyimden anladığı üzere askeri bir çözüm imkânsız.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (sağdan üçüncü) Savaş Kabinesi üyeleriyle birlikte. (DPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (sağdan üçüncü) Savaş Kabinesi üyeleriyle birlikte. (DPA)
TT

İsrail, Gazze'deki savaşın devamını tartışıyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (sağdan üçüncü) Savaş Kabinesi üyeleriyle birlikte. (DPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (sağdan üçüncü) Savaş Kabinesi üyeleriyle birlikte. (DPA)

Esad Ganem

Gazze'deki savaşın başlamasının üzerinden yüz günden fazla bir süre geçmesinin ardından, İsraillilerin savaşı sürdürmenin uygulanabilirliğine ilişkin tartışmaları daha önceki hiçbir dönemde olmadığı kadar net görünüyor. Bilindiği üzere, 7 Ekim'de İzzeddin el-Kassam Tugayları ve Kudüs Tugayları tarafından gerçekleştirilen operasyonun ardından Gazze Şeridi'nde meydana gelen ölümler, yıkımlar, buna eşlik eden yenilgi hissi ve İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ndeki vatandaşlarını savunmadaki yetersizliği gibi tüm bu sahneler, çatışma yılları boyunca benzerini bulamayacağımız bir şekilde, İsrail ordusunun askere alım sayısında ciddi bir artışa ve tüm İsrailliler üzerinde rehabilitasyon ihtiyacına yol açtı.

Aşağılanmışlık duygusu, iade-i itibara olan ihtiyaç, Hamas, İslami Cihad ve genel olarak tüm Gazzelilerden intikam alma ihtiyacı, Filistinlilere karşı eşi benzeri görülmemiş bir düşmanlık dalgasına dönüşerek öldürülmelerini, zulme uğramalarını ve tutuklanmalarını meşrulaştırdı. Bu konuda 7 Ekim'den bu yana pek çok şey yazıldı. Bunlar temelde bir yandan savaşın hedeflerini yükseltmek için kamuya açık bir yarış, diğer yandan da Filistinlilere karşı gaddarlık ve küstahlıkta eşi benzeri görülmemiş soykırım açıklamaları şeklinde özetlenebilir. Öyle ki bunların büyük bir kısmı Güney Afrika’nın Gazze'de soykırım yapmakla suçlanan İsrail'e karşı açtığı davada belgelendi.

Filistinlilere yönelik düşmanlık, Gazze'deki sivillerin ayrım gözetmeksizin öldürülmesi ve barbarca bombalanmasının gerekçesi, İsrail'in iç düzeyinde, savaşa ve çeşitli düzeylerde belgelenen savaş suçlarına yönelik kapsamlı bir güç desteği oluşturularak siyasi olarak temsil ediliyor.

Hamas tarafından serbest bırakılan rehinelerin esaret altındaki deneyimleri hakkında konuşmalarını engellemek de dahil olmak üzere savaşı, hedeflerini ve taktiklerini eleştiren neredeyse hiçbir sese izin verilmedi.

Birincisi, özel olarak Gazze'de ve genel olarak Filistin'de savaşı ve ona eşlik eden adımları destekleyen ezici bir halk uyumu ve farkındalığı yoluyla bunlar gerçekleşti. Güvenilir kamuoyu yoklamaları, İsraillilerin ezici çoğunluğunun, hükümetin ve güvenlik güçlerinin, genel olarak medyada ve özellikle yukarıda bahsedilen Güney Afrika davasında belgelenen öldürme ve yerinden etme araçlarının kullanımı da dahil olmak üzere intikam arzusunu paylaştığını gösteriyor.

İkinci olarak, savaş fikrini teşvik etmenin ve Gazzelileri hedef almanın yanı sıra geniş çaplı medya operasyonlarını kullandılar. Sadece birkaç gazeteci ve sosyal medya fenomeni bu kuralın dışına çıktı. Özellikle İsrail ile Hamas arasındaki esir takasının ilk turunda serbest bırakılan bir kadının Hamas esaretindeki deneyimi hakkında olumlu konuşmasının ardından, Hamas tarafından serbest bırakılan rehinelerin esaret altındaki deneyimleri hakkında konuşmalarını engellemek de dahil olmak üzere savaşı, hedeflerini ve taktiklerini eleştiren neredeyse hiçbir sese izin verilmedi.

Üçüncü olarak ise savaş ve intikam ile siyasi uyum kurdular. Bu uyum Benny Gantz ve Gadi Eisenkot'un Savaş Kabinesi’ne girmesiyle kendini gösterdi. Pratikte, savaş sırasında bir ulusal koalisyon hükümetinin kurulması, Netanyahu'nun Hamas'ı ortadan kaldırmak ve esir alınan İsraillileri esaretten kurtarmak da dahil olmak üzere belirlediği savaş hedeflerine ulaşmak için safları sıklaştırmak amacıyla yaptığı bir şeydi.

(foto altı) Gazze Şeridi’nde esir tutulan İsraillilerin aileleri Tel Aviv'de bir gösteri düzenledi. (DPA)
Gazze Şeridi’nde esir tutulan İsraillilerin aileleri Tel Aviv'de bir gösteri düzenledi. (DPA)

Bilindiği üzere, Gazze'ye yönelik askeri operasyonların başlamasının üzerinden yüz günden fazla bir süre geçmesine rağmen İsrail, ilan ettiği hedeflerden hiçbirine ulaşamadı. İşte İsrail'in 7 Ekim'den bu yana savaşla ilgili benzeri görülmemiş anlaşmazlıkların patlak vermesini ve en azından şu ana kadarki gidişatıyla devam etmesini açıklayan faktör tam olarak bu.

Bu anlaşmazlıkların belki de en önemli tezahürü Savaş Kabinesi tartışmalarında ortaya çıkanlardır. Basında çıkan haberlerde, İsrail'de üst düzey askeri itibara sahip eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot'un, savaşın devamı ya da savaş ve gidişatı hakkında yeni bir düşünce tarzına duyulan ihtiyaç hakkındaki tartışma sırasında söylediklerine değinildi: “Kendimize yalan söylemeyi bırakmalı, cesur olmalı ve kaçırılan insanları eve getirecek büyük bir takasa yönelmeliyiz. Zamanları hızla tükeniyor ve her geçen gün hayatları tehlikeye giriyor. Kaçırılan insanlar oradayken (Gazze'de) kör gibi yürümeye devam etmemize gerek yok. Bu, cesur kararlar almak için kritik bir zaman. Bunun dışında burada (kabine toplantılarında) yapılacak hiçbir şey yok.”

İsrail'in Gazze'deki savaşı yöneten en üst düzey organındaki tartışma, İsrail'in ilan ettiği hedeflere ulaşmada yaşadığı bocalamaların sonuçlarından biri. Ayrıca İsrailli rehinelerin ailelerinin, yakınlarının Hamas esaretinden geri dönmesini sağlayacak bir anlaşmayı desteklemek üzere ülke sokaklarında başlattıkları acımasız kampanyanın da bundaki etkisi büyük.

Eisenkot'un açıklamaları, aynı zamanda eski bir genelkurmay başkanı olan ve İsrail'de erken seçimlerin yapılması halinde başbakanlık için ciddi bir aday olarak gösterilen Gantz'ın tutumunu destekledi. “Hamas’ı (kaçırılan kişiler konusunda) ileri adım attıracak yeni yöntemler ve fikirler aramanın gerekliliğine” işaret eden Gantz, Mısır ve Katarlı arabulucuların ateşkese varılması ve tüm Filistinli mahkumlara karşılık tüm İsrailli esirlerin takas edilmesi için sundukları fikirlere atıfta bulundu.

Gantz ve Eisenkot'un fikirlerine Likud Partisi’nin Savaş Kabinesi’ndeki temsilcileri Binyamin Netanyahu ve Yoav Gallant şiddetle karşı çıktı. İkili, askeri operasyonları durdurmayı ya da İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkumların serbest bırakılması karşılığında İsrailli esirlerin serbest bırakılmasını öngören bir anlaşmayı kabul etmeyi kesinlikle reddettiklerini vurguladı.

İsrailli gözlemci ve yorumcular, Savaş Kabinesi’nin mevcut haliyle dağılma yolunda olduğu, Gantz ve Eisenkot’un kabineden çekilebileceği, Netanyahu'nun da Savaş Kabinesi’nde onların yerine geçmesi için Yisrael Beiteinu (Evimiz İsrail) Partisi lideri Avigdor Liberman ile temasa geçerek bunun önünü açtığı yönünde değerlendirmelerde bulundu.

İsrail'in Gazze'deki savaşı yöneten en üst düzey organındaki tartışma, İsrail'in ilan ettiği hedeflere ulaşmada yaşadığı bocalamaların sonuçlarından biri. Ayrıca İsrailli rehinelerin ailelerinin, yakınlarının Hamas esaretinden geri dönmesini sağlayacak bir anlaşmayı desteklemek üzere ülke sokaklarında başlattıkları acımasız kampanyanın da bundaki etkisi büyük. İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un söz konusu kabine toplantısıyla aynı gün yaptığı konuşma, göstericilerin konuşma sırasında sevdiklerinin evlerine dönmesini sağlayacak bir anlaşmaya derhal varılması gerektiğini haykırmaları nedeniyle büyük bir kesintiye ve karışıklığa uğradı. Esirlerin ailelerinin gerçekleştirdiği gösterilerde genel olarak hükümetin, özel olarak da Netanyahu'nun istifasını isteyen sloganlar atılırken, erken seçim çağrısıyla da savaştan kaynaklanan güvenlik ve ekonomik zorluklarla yüzleşebilecek farklı bir hükümetin kurulması talep ediliyor.

Savaş propagandasında belirgin ve güçlü bir şekilde kendini göstermeye başlayan dikkate değer bir düşüş var. İsrail medyasında, esir alınan İsraillilerin serbest bırakılmasına ve kapsamlı bir anlaşmaya varılmasına yol açabilecek alternatiflerin değerlendirilmesi çağrısında bulunuluyor.

Bu durum, Netanyahu ve partisine verilen halk desteğindeki düşüşe kıyasla Gantz ve partisine verilen halk desteğinin arttığı bir ortamda ortaya çıkıyor. Maariv gazetesinin savaşın yüzüncü gününde sonuçlarını paylaştığı bir anket, bugün seçimler yapılsaydı Gantz'ın hükümeti yönetmek için en iyi aday olarak görüleceğini (yüzde 51) ve Netanyahu'nun (yüzde 28) büyük bir farkla kaybedeceğini gösterdi. Anket sonuçlarına göre Knesset'te 120 sandalyeden 64'üne sahip olan Netanyahu'nun koalisyonu, yirmi sandalye kaybederek 44'e düşecek. Muhalefet koalisyonu ise 120 sandalyenin 71'ini alacak. İsraillileri Netanyahu'dan uzaklaştırıp alternatif aramaya iten bu atmosfer, kuşkusuz 7 Ekim'deki güvenlik başarısızlığının sonuçlarından biri. Ancak bu aynı zamanda Netanyahu'nun İsraillilere yüz günden fazla bir süre önce çatışmaların başlamasıyla Gazze'de gerçekleştirmeyi vaat ettiği hedeflere ulaşılamamasının da doğrudan bir sonucu.

7 Ekim sonrasında savaşa ve intikama destek için tam seferberlik halinde olan medya sahasında ise mevcut haliyle savaşın desteklenmesinde dikkate değer bir gerileme durumu açık ve güçlü bir şekilde ortaya çıkmaya başladı. Son dönemde medyada, durumun gözden geçirilmesi ve esir alınan İsraillilerin serbest bırakılmasını sağlayacak alternatiflerin değerlendirilmesi çağrısında bulunuluyor. Ayrıca Filistinli mahkumların serbest bırakılmasına da yol açacak kapsamlı bir anlaşmaya varılması talebine yanıt verilmesi de konuşuluyor.

(foto altı) Gazze şehrindeki Şeyh Rıdvan mahallesinin yıkıntıları arasında yürüyen Filistinliler. (DPA)
Gazze şehrindeki Şeyh Rıdvan mahallesinin yıkıntıları arasında yürüyen Filistinliler. (DPA)

İsrail'de kamusal alanda en etkili gazetecilerden biri olarak kabul edilen, Haaretz gazetesi siyasi analisti Raviv Drucker, yakın tarihli bir yazısında (15 Ocak 2024) şunları kaydetti: “Savaşın başında Hamas'ın Gazze Şeridi'ndeki yönetimini ortadan kaldırmanın, esir alınan insanların geri dönüşünden daha önemli bir hedef olduğuna inanıyordum. O zamanki soru, bunun pratik bir hedef olup olmadığıydı. O zamanlar karar verecek araçlara sahip değildim. Artık bunun yakın gelecekte ulaşılabilecek bir hedef olmadığı açıkça ortaya çıktı. Bu durumda tam tersi bir plan izlemek daha doğru olacaktır: Esirler şimdilik tamamen geri dönsün ve çatışma sona erdirilsin. Bunu kabul etmek çok zor, çünkü bu gerçekleştiğinde Hamas zafer ilan edecek.”

Drucker’in meslektaşı Nitsa Ben-David, daha cesur yorumlar içeren bir makale (Haaretz, 25 Aralık 2023) kaleme aldı. Ben-David, makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Kahramanca bir şey yapıp ayağa kalkmalı ve Gazze’den çıkmalıyız. Eğer Binyamin Netanyahu'nun kendi amaçları için, özellikle de arı kovanlarından, taş yığınlarından, kuşatılmış tünellerden çıkmak için savaşı uzatmak istediği doğruysa, maalesef çifte hayalden vazgeçmek zorunda kalıyoruz: Entebbe Operasyonu’na benzer sürpriz bir operasyonla, esirleri serbest bırakmak ve Yahya es-Sinvar'ı ortadan kaldırmak. Esirler tek bir yerde değil ve Sinvar, tünel girişinde oturup ortadan kaldırılmayı beklemiyor. Savaşta çok sayıda ölü, esir ve kayıp kişi var. Peki falancanın oğlunu nasıl ararsınız? Savaş fırtınasında bir toz zerresi… Bu nedenle Gazze'den çıkış ve düşmanlıkların durdurulması, esir alınan insanların serbest bırakılması ve Sinvar'ın ortadan kaldırılmasının er ya da geç uygun bir zamana ertelenmesi anlaşmanın bir parçası olmalı.”

İsrail'in büyük kesimleri, ordunun ve güvenlik güçlerinin Netanyahu ve Gallant'ın kendilerine emanet ettiği görevleri yerine getirebileceğine dair güvenlerini birçok düzeyde kaybediyor.

Bu, bugünlerde hızla değişen İsrail basınındaki tartışmaların kısa bir örneği. İsrail'in her geçen gün büyüyen ruh halinin bir parçası ve özeti. Bu, Hamas'ı ortadan kaldırmanın, hatta onun yönetimini ortadan kaldırmanın ulaşılamaz ve hatta imkânsız olduğunun kabul edilmesidir. İsrail'in Netanyahu ve Gallant liderliğinde varlığını sürdürmesi, İsrail'in Gazze'deki varlığının ve kanamasının devamına, ayrıca siyasi bir ufuk olmaksızın Gazzelilerin öldürülmesine, yerlerinden edilmesine ve aç bırakılmasına devam etmesine yol açabilir. Bu da uluslararası duruşunun giderek bozulmasına, iç kutuplaşmanın artmasına ve çatışmaların yaşanmasına neden olabilir. Bütün bunlar, kamuoyunda, tüm bunların Netanyahu'nun başbakanlık koltuğunu koruma ve yolsuzluk davalarında mahkemeye çıkmamak için iktidara devam etme konusundaki ısrarı nedeniyle geldiği yönünde. Netanyahu şimdiyse, bir savaş soruşturma komitesinin kendisini İsrail'in 7 Ekim'deki başarısızlığının ana sorumlusu olarak mahkûm etme olasılığını ertelemek için çabalıyor.

Sonuç olarak İsrail'in büyük kesimleri, ordunun ve güvenlik güçlerinin Netanyahu ve Gallant'ın kendilerine emanet ettiği görevleri yerine getirebileceğine dair güvenlerini birçok düzeyde kaybediyor. Bu durum elbette savaşın devam etmesi, esirlerin ailelerinin baskıları ve bu savaştaki ana müttefikinden (ABD) gelen baskı tehdidi de dahil olmak üzere İsrail'in konumunun sürekli erozyona uğramasıyla daha da kötüleşiyor. Bütün bunlar, Uluslararası Adalet Divanı'nın, İsrail'in pozisyonunun çökmesine ve esirler ya da kuzey ve güney İsrail'deki evlerinden tahliye edilenlerle ilgili nedenlerle iç protestoların hızının artmasına yol açabilecek kararlarını açıklamasından önce geliyor. Ayrıca İsrail üzerinde uzun vadeli etkileri olacak olan savaşın çok yüksek maliyeti ve tabii ki ölü ve yaralı askerler açısından devam eden insani kayıplarla ilgili nedenleri de var. Bütün bunlar, İsraillilerin çoğunluğunun yüz küsur günlük deneyimlerden anladığı gibi, askeri bir çözümün imkansızlığına rağmen gerçekleşiyor.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Cezayir Genelkurmay Başkanı: Askeri üstünlük silahın kalitesiyle değil direniş gücüyle ölçülür

General Şangariha, ordu personeline hitaben konuşurken (Savunma Bakanlığı)
General Şangariha, ordu personeline hitaben konuşurken (Savunma Bakanlığı)
TT

Cezayir Genelkurmay Başkanı: Askeri üstünlük silahın kalitesiyle değil direniş gücüyle ölçülür

General Şangariha, ordu personeline hitaben konuşurken (Savunma Bakanlığı)
General Şangariha, ordu personeline hitaben konuşurken (Savunma Bakanlığı)

Cezayir Genelkurmay Başkanı ve Savunma Bakanı nezdinde devlet bakanı olan General Said Şangariha dün yaptığı konuşmada, gerçek askeri üstünlüğün yalnızca silah kalitesiyle ölçülmediğini; asıl belirleyicinin direniş gücü, taktik alternatifler geliştirme ve nitelikli operasyonel hazırlık olduğunu vurguladı.

General Şangariha, ülkenin doğusundaki 5. Askeri Bölge'ye gerçekleştirdiği çalışma ve denetleme ziyaretinde yaptığı konuşmada, Cezayir ordusunun askeri kapasitesini geliştirme ve operasyonel hazırlığını artırma sürecini kararlılıkla sürdüreceğini belirtti. General Şangariha, bu sayede ordunun anayasal görevlerini en üst düzeyde yerine getirebileceğini, güvenlik araçları üzerinde tam kontrol sağlayabileceğini ve egemenliği ile yüksek ulusal çıkarları savunabileceğini ifade etti.

Buna ancak muharebe hazırlık programlarının ciddiyetle ve titizlikle sürdürülmesiyle ulaşılabileceğinin altını çizen General Şangariha, yüksek düzeyde hazırlık, operasyonel tatbikatlar ve kapsamlı sağlamlık üzerine kurulu bir savunma sistemi inşa edilmesini hedeflendiğini belirtti.

General Şangariha, “Bu hazırlığa giden en doğru yol her şeyden önce eğitim sahasından ve her profesyonel adımın, her hassasiyetle uygulanan planın caydırıcılık ile belirleyicilik kapasitesi oluşturmaya etkin biçimde katkı sağlayacağına dair köklü inançtan geçiyor" diye vurguladı.

General Şangariha, bu bağlamda Tunus sınırı yakınlarındaki hassas sınır bölgesindeki ordu mensuplarını son terörist unsurları Cezayir topraklarından söküp atmak, destek ve lojistik ağlarını çökertmek ve böylece güçlerin hazırlanması ile yetiştirilmesi görevlerine tam anlamıyla yoğunlaşmak için daha büyük bir azimle çalışmaya davet etti. Bunun cumhuriyetçi taahhütlerimizle örtüşeceğini ve hem bölgesel hem de uluslararası güncel konjonktürün zorluklarıyla baş etmemizi sağlayacağını vurguladı.

Bu vesileyle terör ve sabotaj eylemleriyle mücadelede görev yapan birliklerin üyelerini tebrik eden General Şangariha, bu birliklerin elde ettiği nitelikli sonuçların pek çok terörist ve suçlu ile vatan haininin etkisiz hale getirilmesini ve vatanın ile vatandaşın güvenliğini hedef alan alçakça planlarının boşa çıkarılmasını mümkün kıldığını kaydetti.


“Beyaz oylar” Hamas liderliğinin belirlenmesini engelledi

Gazze Şeridi'nin Han Yunus kentinde Hamas destekçileri, 16 Mayıs 2026 (Reuters)
Gazze Şeridi'nin Han Yunus kentinde Hamas destekçileri, 16 Mayıs 2026 (Reuters)
TT

“Beyaz oylar” Hamas liderliğinin belirlenmesini engelledi

Gazze Şeridi'nin Han Yunus kentinde Hamas destekçileri, 16 Mayıs 2026 (Reuters)
Gazze Şeridi'nin Han Yunus kentinde Hamas destekçileri, 16 Mayıs 2026 (Reuters)

Hamas Hareketi’nden kaynaklar, Şarku'l-Avsat gazetesine yaptıkları açıklamalarda yeni bir liderin seçilememesini, bazı üyelerin iki rakipten herhangi birine taraf olmaktan kaçınmak amacıyla kullandığı ‘beyaz oyların’ fazla olmasına bağladı. Söz konusu rakipler, Hamas'ın Gazze'deki Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye ile hareketin yurt dışındaki liderlerinden Halid Meşal'di.

Hamas, geçtiğimiz cumartesi günü şaşırtıcı ve nadir görülen bir açıklama yaparak birinci turda sonucun netleştirilemediğini ve ikinci tura gidileceğini duyurdu.

Gazze dışındaki hareket liderliğinden iki kaynak, bu durumun Hamas'ın en üst organı olan siyasi büro başkanlığı düzeyinde yaşanan ilk örnek olduğu konusunda hemfikir olduğunu vurguladı.

Kaynaklardan biri, beyaz oyların iki rakip isme yönelik bir hoşnutsuzluğa, belki de hareketin bazı dosyalardaki politikalarına karşı bir protesto havasına ve genç bir liderliğe kapıyı aralama çabasına işaret ettiği görüşünü paylaştı.

Öte yandan diğer bir kaynak, bunun her iki adaya karşı bir protesto olmaktan çok çeşitli dosyalardaki bazı politikaların reddedilmesine, geçici bir lider seçimi fikrinin ertelenerek kapsamlı seçimler yapılana dek beklenmesine ve mevcut liderlik konseyinin çalışmalarını sürdürmesine yönelik bir eğilime işaret ettiğini değerlendirdi.


İsrail'in güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırısında 10 kişi öldü

19 Mayıs 2026'da Lübnan'ın güneyindeki Deyr Kanun el-Nehr kasabasını hedef alan İsrail hava saldırısından yükselen dumanlar (AFP)
19 Mayıs 2026'da Lübnan'ın güneyindeki Deyr Kanun el-Nehr kasabasını hedef alan İsrail hava saldırısından yükselen dumanlar (AFP)
TT

İsrail'in güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırısında 10 kişi öldü

19 Mayıs 2026'da Lübnan'ın güneyindeki Deyr Kanun el-Nehr kasabasını hedef alan İsrail hava saldırısından yükselen dumanlar (AFP)
19 Mayıs 2026'da Lübnan'ın güneyindeki Deyr Kanun el-Nehr kasabasını hedef alan İsrail hava saldırısından yükselen dumanlar (AFP)

Lübnan Sağlık Bakanlığı, İsrail ile Hizbullah arasında varılan ateşkes anlaşmasına rağmen, İsrail'in güney Lübnan'daki bir kasabaya düzenlediği baskında aralarında çocuk ve kadınların da bulunduğu en az 10 kişinin öldüğünü açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre bakanlıktan yapılan açıklamada, İsrail'in Sur ilçesine bağlı Deyr Kanun el-Nehr kasabasına düzenlediği hava saldırısında ilk belirlemelere göre aralarında 3 çocuk ve 3 kadının da bulunduğu 10 kişinin hayatını kaybettiği, biri kız çocuğu olmak üzere 3 kişinin de yaralandığı belirtildi."