İsrail, Gazze'deki savaşın devamını tartışıyor

İsraillilerin çoğunluğunun yüz günlük deneyimden anladığı üzere askeri bir çözüm imkânsız.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (sağdan üçüncü) Savaş Kabinesi üyeleriyle birlikte. (DPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (sağdan üçüncü) Savaş Kabinesi üyeleriyle birlikte. (DPA)
TT

İsrail, Gazze'deki savaşın devamını tartışıyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (sağdan üçüncü) Savaş Kabinesi üyeleriyle birlikte. (DPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (sağdan üçüncü) Savaş Kabinesi üyeleriyle birlikte. (DPA)

Esad Ganem

Gazze'deki savaşın başlamasının üzerinden yüz günden fazla bir süre geçmesinin ardından, İsraillilerin savaşı sürdürmenin uygulanabilirliğine ilişkin tartışmaları daha önceki hiçbir dönemde olmadığı kadar net görünüyor. Bilindiği üzere, 7 Ekim'de İzzeddin el-Kassam Tugayları ve Kudüs Tugayları tarafından gerçekleştirilen operasyonun ardından Gazze Şeridi'nde meydana gelen ölümler, yıkımlar, buna eşlik eden yenilgi hissi ve İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ndeki vatandaşlarını savunmadaki yetersizliği gibi tüm bu sahneler, çatışma yılları boyunca benzerini bulamayacağımız bir şekilde, İsrail ordusunun askere alım sayısında ciddi bir artışa ve tüm İsrailliler üzerinde rehabilitasyon ihtiyacına yol açtı.

Aşağılanmışlık duygusu, iade-i itibara olan ihtiyaç, Hamas, İslami Cihad ve genel olarak tüm Gazzelilerden intikam alma ihtiyacı, Filistinlilere karşı eşi benzeri görülmemiş bir düşmanlık dalgasına dönüşerek öldürülmelerini, zulme uğramalarını ve tutuklanmalarını meşrulaştırdı. Bu konuda 7 Ekim'den bu yana pek çok şey yazıldı. Bunlar temelde bir yandan savaşın hedeflerini yükseltmek için kamuya açık bir yarış, diğer yandan da Filistinlilere karşı gaddarlık ve küstahlıkta eşi benzeri görülmemiş soykırım açıklamaları şeklinde özetlenebilir. Öyle ki bunların büyük bir kısmı Güney Afrika’nın Gazze'de soykırım yapmakla suçlanan İsrail'e karşı açtığı davada belgelendi.

Filistinlilere yönelik düşmanlık, Gazze'deki sivillerin ayrım gözetmeksizin öldürülmesi ve barbarca bombalanmasının gerekçesi, İsrail'in iç düzeyinde, savaşa ve çeşitli düzeylerde belgelenen savaş suçlarına yönelik kapsamlı bir güç desteği oluşturularak siyasi olarak temsil ediliyor.

Hamas tarafından serbest bırakılan rehinelerin esaret altındaki deneyimleri hakkında konuşmalarını engellemek de dahil olmak üzere savaşı, hedeflerini ve taktiklerini eleştiren neredeyse hiçbir sese izin verilmedi.

Birincisi, özel olarak Gazze'de ve genel olarak Filistin'de savaşı ve ona eşlik eden adımları destekleyen ezici bir halk uyumu ve farkındalığı yoluyla bunlar gerçekleşti. Güvenilir kamuoyu yoklamaları, İsraillilerin ezici çoğunluğunun, hükümetin ve güvenlik güçlerinin, genel olarak medyada ve özellikle yukarıda bahsedilen Güney Afrika davasında belgelenen öldürme ve yerinden etme araçlarının kullanımı da dahil olmak üzere intikam arzusunu paylaştığını gösteriyor.

İkinci olarak, savaş fikrini teşvik etmenin ve Gazzelileri hedef almanın yanı sıra geniş çaplı medya operasyonlarını kullandılar. Sadece birkaç gazeteci ve sosyal medya fenomeni bu kuralın dışına çıktı. Özellikle İsrail ile Hamas arasındaki esir takasının ilk turunda serbest bırakılan bir kadının Hamas esaretindeki deneyimi hakkında olumlu konuşmasının ardından, Hamas tarafından serbest bırakılan rehinelerin esaret altındaki deneyimleri hakkında konuşmalarını engellemek de dahil olmak üzere savaşı, hedeflerini ve taktiklerini eleştiren neredeyse hiçbir sese izin verilmedi.

Üçüncü olarak ise savaş ve intikam ile siyasi uyum kurdular. Bu uyum Benny Gantz ve Gadi Eisenkot'un Savaş Kabinesi’ne girmesiyle kendini gösterdi. Pratikte, savaş sırasında bir ulusal koalisyon hükümetinin kurulması, Netanyahu'nun Hamas'ı ortadan kaldırmak ve esir alınan İsraillileri esaretten kurtarmak da dahil olmak üzere belirlediği savaş hedeflerine ulaşmak için safları sıklaştırmak amacıyla yaptığı bir şeydi.

(foto altı) Gazze Şeridi’nde esir tutulan İsraillilerin aileleri Tel Aviv'de bir gösteri düzenledi. (DPA)
Gazze Şeridi’nde esir tutulan İsraillilerin aileleri Tel Aviv'de bir gösteri düzenledi. (DPA)

Bilindiği üzere, Gazze'ye yönelik askeri operasyonların başlamasının üzerinden yüz günden fazla bir süre geçmesine rağmen İsrail, ilan ettiği hedeflerden hiçbirine ulaşamadı. İşte İsrail'in 7 Ekim'den bu yana savaşla ilgili benzeri görülmemiş anlaşmazlıkların patlak vermesini ve en azından şu ana kadarki gidişatıyla devam etmesini açıklayan faktör tam olarak bu.

Bu anlaşmazlıkların belki de en önemli tezahürü Savaş Kabinesi tartışmalarında ortaya çıkanlardır. Basında çıkan haberlerde, İsrail'de üst düzey askeri itibara sahip eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot'un, savaşın devamı ya da savaş ve gidişatı hakkında yeni bir düşünce tarzına duyulan ihtiyaç hakkındaki tartışma sırasında söylediklerine değinildi: “Kendimize yalan söylemeyi bırakmalı, cesur olmalı ve kaçırılan insanları eve getirecek büyük bir takasa yönelmeliyiz. Zamanları hızla tükeniyor ve her geçen gün hayatları tehlikeye giriyor. Kaçırılan insanlar oradayken (Gazze'de) kör gibi yürümeye devam etmemize gerek yok. Bu, cesur kararlar almak için kritik bir zaman. Bunun dışında burada (kabine toplantılarında) yapılacak hiçbir şey yok.”

İsrail'in Gazze'deki savaşı yöneten en üst düzey organındaki tartışma, İsrail'in ilan ettiği hedeflere ulaşmada yaşadığı bocalamaların sonuçlarından biri. Ayrıca İsrailli rehinelerin ailelerinin, yakınlarının Hamas esaretinden geri dönmesini sağlayacak bir anlaşmayı desteklemek üzere ülke sokaklarında başlattıkları acımasız kampanyanın da bundaki etkisi büyük.

Eisenkot'un açıklamaları, aynı zamanda eski bir genelkurmay başkanı olan ve İsrail'de erken seçimlerin yapılması halinde başbakanlık için ciddi bir aday olarak gösterilen Gantz'ın tutumunu destekledi. “Hamas’ı (kaçırılan kişiler konusunda) ileri adım attıracak yeni yöntemler ve fikirler aramanın gerekliliğine” işaret eden Gantz, Mısır ve Katarlı arabulucuların ateşkese varılması ve tüm Filistinli mahkumlara karşılık tüm İsrailli esirlerin takas edilmesi için sundukları fikirlere atıfta bulundu.

Gantz ve Eisenkot'un fikirlerine Likud Partisi’nin Savaş Kabinesi’ndeki temsilcileri Binyamin Netanyahu ve Yoav Gallant şiddetle karşı çıktı. İkili, askeri operasyonları durdurmayı ya da İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkumların serbest bırakılması karşılığında İsrailli esirlerin serbest bırakılmasını öngören bir anlaşmayı kabul etmeyi kesinlikle reddettiklerini vurguladı.

İsrailli gözlemci ve yorumcular, Savaş Kabinesi’nin mevcut haliyle dağılma yolunda olduğu, Gantz ve Eisenkot’un kabineden çekilebileceği, Netanyahu'nun da Savaş Kabinesi’nde onların yerine geçmesi için Yisrael Beiteinu (Evimiz İsrail) Partisi lideri Avigdor Liberman ile temasa geçerek bunun önünü açtığı yönünde değerlendirmelerde bulundu.

İsrail'in Gazze'deki savaşı yöneten en üst düzey organındaki tartışma, İsrail'in ilan ettiği hedeflere ulaşmada yaşadığı bocalamaların sonuçlarından biri. Ayrıca İsrailli rehinelerin ailelerinin, yakınlarının Hamas esaretinden geri dönmesini sağlayacak bir anlaşmayı desteklemek üzere ülke sokaklarında başlattıkları acımasız kampanyanın da bundaki etkisi büyük. İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un söz konusu kabine toplantısıyla aynı gün yaptığı konuşma, göstericilerin konuşma sırasında sevdiklerinin evlerine dönmesini sağlayacak bir anlaşmaya derhal varılması gerektiğini haykırmaları nedeniyle büyük bir kesintiye ve karışıklığa uğradı. Esirlerin ailelerinin gerçekleştirdiği gösterilerde genel olarak hükümetin, özel olarak da Netanyahu'nun istifasını isteyen sloganlar atılırken, erken seçim çağrısıyla da savaştan kaynaklanan güvenlik ve ekonomik zorluklarla yüzleşebilecek farklı bir hükümetin kurulması talep ediliyor.

Savaş propagandasında belirgin ve güçlü bir şekilde kendini göstermeye başlayan dikkate değer bir düşüş var. İsrail medyasında, esir alınan İsraillilerin serbest bırakılmasına ve kapsamlı bir anlaşmaya varılmasına yol açabilecek alternatiflerin değerlendirilmesi çağrısında bulunuluyor.

Bu durum, Netanyahu ve partisine verilen halk desteğindeki düşüşe kıyasla Gantz ve partisine verilen halk desteğinin arttığı bir ortamda ortaya çıkıyor. Maariv gazetesinin savaşın yüzüncü gününde sonuçlarını paylaştığı bir anket, bugün seçimler yapılsaydı Gantz'ın hükümeti yönetmek için en iyi aday olarak görüleceğini (yüzde 51) ve Netanyahu'nun (yüzde 28) büyük bir farkla kaybedeceğini gösterdi. Anket sonuçlarına göre Knesset'te 120 sandalyeden 64'üne sahip olan Netanyahu'nun koalisyonu, yirmi sandalye kaybederek 44'e düşecek. Muhalefet koalisyonu ise 120 sandalyenin 71'ini alacak. İsraillileri Netanyahu'dan uzaklaştırıp alternatif aramaya iten bu atmosfer, kuşkusuz 7 Ekim'deki güvenlik başarısızlığının sonuçlarından biri. Ancak bu aynı zamanda Netanyahu'nun İsraillilere yüz günden fazla bir süre önce çatışmaların başlamasıyla Gazze'de gerçekleştirmeyi vaat ettiği hedeflere ulaşılamamasının da doğrudan bir sonucu.

7 Ekim sonrasında savaşa ve intikama destek için tam seferberlik halinde olan medya sahasında ise mevcut haliyle savaşın desteklenmesinde dikkate değer bir gerileme durumu açık ve güçlü bir şekilde ortaya çıkmaya başladı. Son dönemde medyada, durumun gözden geçirilmesi ve esir alınan İsraillilerin serbest bırakılmasını sağlayacak alternatiflerin değerlendirilmesi çağrısında bulunuluyor. Ayrıca Filistinli mahkumların serbest bırakılmasına da yol açacak kapsamlı bir anlaşmaya varılması talebine yanıt verilmesi de konuşuluyor.

(foto altı) Gazze şehrindeki Şeyh Rıdvan mahallesinin yıkıntıları arasında yürüyen Filistinliler. (DPA)
Gazze şehrindeki Şeyh Rıdvan mahallesinin yıkıntıları arasında yürüyen Filistinliler. (DPA)

İsrail'de kamusal alanda en etkili gazetecilerden biri olarak kabul edilen, Haaretz gazetesi siyasi analisti Raviv Drucker, yakın tarihli bir yazısında (15 Ocak 2024) şunları kaydetti: “Savaşın başında Hamas'ın Gazze Şeridi'ndeki yönetimini ortadan kaldırmanın, esir alınan insanların geri dönüşünden daha önemli bir hedef olduğuna inanıyordum. O zamanki soru, bunun pratik bir hedef olup olmadığıydı. O zamanlar karar verecek araçlara sahip değildim. Artık bunun yakın gelecekte ulaşılabilecek bir hedef olmadığı açıkça ortaya çıktı. Bu durumda tam tersi bir plan izlemek daha doğru olacaktır: Esirler şimdilik tamamen geri dönsün ve çatışma sona erdirilsin. Bunu kabul etmek çok zor, çünkü bu gerçekleştiğinde Hamas zafer ilan edecek.”

Drucker’in meslektaşı Nitsa Ben-David, daha cesur yorumlar içeren bir makale (Haaretz, 25 Aralık 2023) kaleme aldı. Ben-David, makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Kahramanca bir şey yapıp ayağa kalkmalı ve Gazze’den çıkmalıyız. Eğer Binyamin Netanyahu'nun kendi amaçları için, özellikle de arı kovanlarından, taş yığınlarından, kuşatılmış tünellerden çıkmak için savaşı uzatmak istediği doğruysa, maalesef çifte hayalden vazgeçmek zorunda kalıyoruz: Entebbe Operasyonu’na benzer sürpriz bir operasyonla, esirleri serbest bırakmak ve Yahya es-Sinvar'ı ortadan kaldırmak. Esirler tek bir yerde değil ve Sinvar, tünel girişinde oturup ortadan kaldırılmayı beklemiyor. Savaşta çok sayıda ölü, esir ve kayıp kişi var. Peki falancanın oğlunu nasıl ararsınız? Savaş fırtınasında bir toz zerresi… Bu nedenle Gazze'den çıkış ve düşmanlıkların durdurulması, esir alınan insanların serbest bırakılması ve Sinvar'ın ortadan kaldırılmasının er ya da geç uygun bir zamana ertelenmesi anlaşmanın bir parçası olmalı.”

İsrail'in büyük kesimleri, ordunun ve güvenlik güçlerinin Netanyahu ve Gallant'ın kendilerine emanet ettiği görevleri yerine getirebileceğine dair güvenlerini birçok düzeyde kaybediyor.

Bu, bugünlerde hızla değişen İsrail basınındaki tartışmaların kısa bir örneği. İsrail'in her geçen gün büyüyen ruh halinin bir parçası ve özeti. Bu, Hamas'ı ortadan kaldırmanın, hatta onun yönetimini ortadan kaldırmanın ulaşılamaz ve hatta imkânsız olduğunun kabul edilmesidir. İsrail'in Netanyahu ve Gallant liderliğinde varlığını sürdürmesi, İsrail'in Gazze'deki varlığının ve kanamasının devamına, ayrıca siyasi bir ufuk olmaksızın Gazzelilerin öldürülmesine, yerlerinden edilmesine ve aç bırakılmasına devam etmesine yol açabilir. Bu da uluslararası duruşunun giderek bozulmasına, iç kutuplaşmanın artmasına ve çatışmaların yaşanmasına neden olabilir. Bütün bunlar, kamuoyunda, tüm bunların Netanyahu'nun başbakanlık koltuğunu koruma ve yolsuzluk davalarında mahkemeye çıkmamak için iktidara devam etme konusundaki ısrarı nedeniyle geldiği yönünde. Netanyahu şimdiyse, bir savaş soruşturma komitesinin kendisini İsrail'in 7 Ekim'deki başarısızlığının ana sorumlusu olarak mahkûm etme olasılığını ertelemek için çabalıyor.

Sonuç olarak İsrail'in büyük kesimleri, ordunun ve güvenlik güçlerinin Netanyahu ve Gallant'ın kendilerine emanet ettiği görevleri yerine getirebileceğine dair güvenlerini birçok düzeyde kaybediyor. Bu durum elbette savaşın devam etmesi, esirlerin ailelerinin baskıları ve bu savaştaki ana müttefikinden (ABD) gelen baskı tehdidi de dahil olmak üzere İsrail'in konumunun sürekli erozyona uğramasıyla daha da kötüleşiyor. Bütün bunlar, Uluslararası Adalet Divanı'nın, İsrail'in pozisyonunun çökmesine ve esirler ya da kuzey ve güney İsrail'deki evlerinden tahliye edilenlerle ilgili nedenlerle iç protestoların hızının artmasına yol açabilecek kararlarını açıklamasından önce geliyor. Ayrıca İsrail üzerinde uzun vadeli etkileri olacak olan savaşın çok yüksek maliyeti ve tabii ki ölü ve yaralı askerler açısından devam eden insani kayıplarla ilgili nedenleri de var. Bütün bunlar, İsraillilerin çoğunluğunun yüz küsur günlük deneyimlerden anladığı gibi, askeri bir çözümün imkansızlığına rağmen gerçekleşiyor.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.