Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, Şarku’l Avsat’a konuştu: İsrail'e saldıramayan İran dost ve müttefik bir ülkeye saldırdı

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin’den Şarku’l Avsat’a: Irak'ta Mossad yok, ABD’lilerin ülkeden çıkışı ise müzakerelere bağlı.

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin'in Davos Forumu web sitesinde yayınlanan fotoğrafı
Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin'in Davos Forumu web sitesinde yayınlanan fotoğrafı
TT

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, Şarku’l Avsat’a konuştu: İsrail'e saldıramayan İran dost ve müttefik bir ülkeye saldırdı

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin'in Davos Forumu web sitesinde yayınlanan fotoğrafı
Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin'in Davos Forumu web sitesinde yayınlanan fotoğrafı

Irak İran'ı Güvenlik Konseyi'ne şikâyet etmeden önce Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, Şarku'l Avsat'a verdiği röportajda İran'ın Erbil'e yönelik saldırısını iç sorunlarını ihraç etme girişimi olarak nitelendirdi.

Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'nda (WEF) oturum aralarında konuşan Hüseyin, ülkesinin Erbil'de 4 sivilin ölümüne yol açan İran bombardımanına yanıt vermek için siyasi ve diplomatik adımlar attığını söyledi. Tahran'ın İsrail Dış İstihbarat Servisi Mossad’ın Irak topraklarındaki varlığına ilişkin iddialarını ise yalanladı.

Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) yönelik saldırıyı Gazze'deki savaş dolayısıyla Tahran ile Tel Aviv arasında artan gerilime bağlayan Irak Dışişleri Bakanı, İranlılar ile İsrailliler arasında angajman kuralları olabileceğini belirtti.

Bağdat'ın, Irak'taki askeri üslerde bulunan ABD kuvvetlerinin geri çekilmesi talebi hususunda ise hükümetinin Washington ile müzakere sürecine ulaşmaya çalıştığını söyleyen Bakan, Amerikalıların normal şartlar altında müzakere masasına oturmaya hazır olduğunu vurguladı.

Geçtiğimiz haftalarda ABD’nin Irak'taki varlığına karşı bir gerilim yaşanmış, Washington İran'a yakın Iraklı grupların karargahlarını hedef alarak karşılık vermişti.

Irak ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler hususunda ise ikili ilişkilerin mükemmel durumda olduğunu söyleyen Bakan Hüseyin, Irak’ın ekonomik iş birliğini pekiştirme ve Irak'taki Suudi yatırımını ilerletme arzusunu dile getirdi.

Şarku’l Avsat’ın Irak Dışişleri Bakanı ile gerçekleştirdiği röportajın tam metni:

*Öncelikle Devrim Muhafızları'nın IKBY’e bağlı bölgeyi hedef almasıyla, ardından Irak'ın resmi kınaması ve Tahran Büyükelçisi’ni ülkeye geri çağırmasıyla başlayayım. Irak bu gerilime yanıt vermek için ne gibi ek önlemler almayı düşünüyor?

Irak siyasi ve hukuki düzeyde diplomatik adımlar atmıştır. Diplomatik prosedürlere gelince, İran Büyükelçisi’nin Tahran'da olması nedeniyle büyükelçilikteki ikinci kişiye (Maslahatgüzar) İran'ın Erbil'de Irak topraklarına yönelik saldırısı ve Irak vatandaşlarının öldürülmesiyle ilgili bir protesto notası verdik.

Irak’ın Tahran'daki Büyükelçisi’ni geri çağırdık. Başbakan’ın yönlendirmesi ile federal ve bölgesel hükümetlerden bir soruşturma komitesi oluşturuldu.

Soruşturma Komitesi Başkanı Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı, bu konudaki raporunu çarşamba günü Başbakan'a sunacak. Ulusal Güvenlik Danışmanı'ndan duyduğuma göre, bombalanan evin sahibi olan meşhur Iraklı Kürt iş insanının ve kızının öldüğü doğrulandı. Diğer kızı ve eşi ise yaralandı. Musullu bir konuğu ve evin Filipinli çalışanı da hayatını kaybetti. Filipinli diğer üç çalışan ise şu an hastanede tedavi altında. Ev tamamen yıkıldı.

Bunlara ilave olarak, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) şikâyet mektubu sunduk.

İran, İsrail Dış İstihbarat Servisi Mossad’ın Erbil'deki merkezini hedef aldığını açıkladı. Peki, Irak topraklarında gerçekten İsrail istihbaratı mevcut mu?

İranlıların başkalarını suçlamaları tuhaf. İranlı yetkililerin başarısızlığı sonucu kendi ülkelerinde suikast, terör saldırısı gibi sorunlar kaydediliyor. Ancak bunları sınır dışına ihraç etmeye çalışıyorlar.

Yaklaşık bir yıl önce İran, başka bir Iraklı Kürt iş adamının evini 12 füzeyle vurmuştu. O dönemde bir hükümet heyeti, hedef alınan evin iş adamı ve ailesinin yaşadığı sıradan bir ev olduğunu kanıtlamak için soruşturma heyetiyle birlikte Tahran'a gitmişti.

İranlılar evin Mossad’a ait bir karargah olarak kulllanıldığını iddia ediyordu, ancak elbette bu iddianın yanlış olduğunu çok iyi biliyorlardı. Kirmanşah'a yakın bir terör operasyonu dolayısıyla İran'da yürütülen bir kampanyaya karşı koymak için bu sahte medya kampanyasını destekliyorlardı.

Aslında İsrail'in karşısına çıkamıyorlar, bu nedenle Erbil'e saldırıyorlar. Zirâ bu iddiaların hiçbir gerçekliği yok. Bu, İran’ın yurt dışına ihraç ettiği iç sorunudur. Suriye'de ve İsrail sınırında olmalarına rağmen İsrail'in karşısına çıkamıyorlar.

İsrail'e saldırmak istedikleri taktirde bunu yapabilirler. Suriye'de ve Lübnan'ın güneyinde bulunuyorlar. Ayrıca kendi topraklarından İsrail'e ulaşabilecek füzelere sahip olduklarını söylüyorlar.

Peki, neden Erbil’e saldırıyorlar? Erbil, Irak'ın bir parçası. Irak ise İran'ın komşusu ve dostu. Aralarında derin tarihi, coğrafi, dini, kültürel ve ekonomik ilişkiler var.

Biz İran'ı savunuyorduk. İran ile Arap ülkeleri arasında, bazen de İran ile Avrupa ülkeleri ve ABD arasındaki kötü ilişkileri onaran da bizdik.

İran ise müttefik bir hükümete saldırıyor. Bu stratejik bir hata. Tahran'da bu operasyonu kim yaptıysa, Irak konusunda stratejik bir hata yaptığını bir süre sonra anlayacağına inanıyorum.

* İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşı Irak'ı İran ile ABD arasındaki mesaj alışverişi için bir sahneye dönüştürmüş olabilir mi? Irak hükümetinin ABD kuvvetlerinin ülkeden çekilmesi yönündeki arzusunu açıklamasının nedeni bu muydu?

İran ile diğer ülkeler arasında ilişkiler gerginleştiğinde, gerilim aslında İran ve Washington arasında oluyor. Ancak bu gergin ilişkiler Irak sahasına olumsuz yansıyor.

Bugün İsrail ile İran arasındaki ilişkiler gergin ve tehlikeli. Ancak İranlılar savaşı İsrail'e taşımıyor, çünkü hesap yapıyorlar. Savaşı Irak Kürdistanı'na ya da Irak arenasına kaydırıyorlar ki bu büyük bir hata.

 -Irak Dışişleri Bakanı

İran İsrail'e saldırmak istese bunu yapabilir, ancak dost ve komşu bir ülkeye saldırmayı tercih etti.

Buradan anladığım kadarıyla İsrailliler ile İranlılar arasında mutabakata varılan angajman kuralları var. Erbil'e yapılan saldırının Tahran'daki bazı insanların zihniyetinde Kirman'da yaşananlara bir tepki olabileceğini düşünüyorum. Yani DEAŞ’ın Horasan'da duyurduğu terör operasyonuna.

İran ile fikri, ideolojik ve güvenlik çatışmaları yaşayan bu örgüt, eğer Kirman'da çok sayıda şehit veren terör saldırısının sorumlusu ise İran neden bu sorunu IKBY’ye ihraç ediyor? Eğer bu operasyon İran'ın beklediği gibi İsraillilere yönelikse, o halde İsrailliler İran’da da var demektir.

İranlılar İsraillilerle savaştıklarını iddia ediyorlar. İki taraf arasında angajman kurallarının olduğunu düşünüyorum. Ancak ülke içindeki tükenmişlik nedeniyle İranlılar zayıf halkayı bombaladı. Zirâ Irak, İran'ın dostudur. Dosta vururlar, ancak düşmanın karşısında durmazlar.

 -Irak Dışişleri Bakanı

Tahran'daki bazı insanların zihniyetine göre Erbil'e yapılan saldırı, Kirman'da yaşananlara bir tepki olabilir

*ABD kuvvetlerinin Irak'tan çekilmesine ilişkin bir takvim belirlediniz mi?

Irak hükümeti bu sorunun silahlarla değil müzakerelerle çözüleceğini söylüyor. Bu önemli bir nokta. Her iki tarafın da mutabakatı ile bizi bu hedefe götürecek müzakerelere ihtiyacımız var. Bugün hala ABD tarafıyla bu müzakerelerin başlatılması konusunda görüşmelerimiz devam ediyor.

Irak'ın son dönemde tanık olduğu şiddet bağlamında Amerikalılar, ateş gücü altında müzakere masasına gitmeyeceklerini söylüyor. Irak topraklarında Amerikan varlığını müzakere etmeye hazırlar, ancak normal şartlarda.

Burada geçmişe dönmemiz gerekiyor, Amerikalılar Irak hükümetinin daveti üzerine Irak'a geldi. Dolayısıyla ortak anlaşma temelinde ABD tarafına kolaylıkla ayrılma çağrısında bulunabiliriz.

Bir müzakere sürecine ihtiyacımız var. Müzakere sürecini başlatmak için anlaşmaya varmak ve ardından bunu duyurmak için Amerikan tarafıyla diyalog halindeyiz. Bu anlaşmaya hızla varmayı umuyoruz.

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin (Davos Forumu web sitesi)
Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin (Davos Forumu web sitesi)

*Bazı Kürt ve Sünni tarafların şu an ABD’nin ülkeden çıkışını desteklemediği anlaşılıyor. Irak’taki bileşenler arasında bu adım konusunda fikir birliği var mı?

Bazı konular milli meselelerdir ve bu bir realitedir. Irak hükümeti bir koalisyon hükümetidir. Bu hükümeti oluşturan Devlet Yönetimi Koalisyonu’nun temsil ettiği siyasi liderliğimiz var. Partiler aracılığıyla tüm bileşenlerin temsilcilerini içeriyor.

Dolayısıyla müzakerelere başladığımızda bunların içeriğini siyasi liderlik toplantısına sunmalıyız. Sonuçlar üzerinde mutabakata varıldığında karar, yasal çerçeveler aracılığıyla, Irak hükümetinin onayıyla ulusal bir karar olacaktır.  

Karşılıklı anlaşmaya ihtiyacımız var, bu konuları tartışacak siyasi bir çerçevemiz var.

 -Irak Dışişleri Bakanı

Amerikalılar Irak hükümetinin daveti üzerine Irak'a geldi. Dolayısıyla ortak anlaşma temelinde ABD tarafına kolaylıkla ayrılma çağrısında bulunabiliriz.

*Amerikan kuvvetlerinin Irak topraklarındaki varlığının gerekçesi, Irak kuvvetlerine terörle mücadelede yardımcı olmaktı. Irak güçleri bugün terör tehdidiyle yüzleşebilecek kapasitede mi?

Bu hususta bir denklem mevcut. Irak'taki Amerikan kuvvetleri ve Uluslararası Koalisyon güçlerinin DEAŞ ile mücadele için kurulduğu o dönemde hükümetin onayıyla Irak'a geldikleri doğru. Aksi takdirde Irak'a giremezlerdi. Irak ordusunun, Haşdi Şabi ve Peşmerge güçlerinin çabalarıyla, koalisyon güçlerinin ve İran dahil diğer ülkelerin desteğiyle, Irak halkı DEAŞ’ı yenilgiye uğratmayı ve sözde DEAŞ devletini engellemeyi başardı.

DEAŞ sona erdi ve bir terör çetesine dönüştü. Çetelere karşı savaş, orduların savaşı değildir. Bu bir istihbarat ve bilgi savaşıdır. Bugün bu çetelere saldırmak için inisiyatif alan biziz. Askeri konsept açısından bakıldığında ek bir güce ihtiyacımız yok. Ordu, Haşdi Şabi, Peşmerge ve güvenlik güçleri gibi Irak sahasında mevcut olan güçler yeterli.

Ülke olarak güvenlik konusunda tam egemen olmamız gerekiyor. Dost ülkeler ise ihtiyaç halinde Irak hükümetinin onayıyla eğitim ve tavsiye amacıyla Irak topraklarında bulunabiliyor.

Muharip kuvvetlere ihtiyacımız yok. Ancak bu güçlerin Irak topraklarından çekilme aşamasına gelmesi için müzakerelere ihtiyacımız var. Hükümete sunulan öneri ile diğer bazı grupların önerdikleri arasındaki fark budur. Diyaloğa ve müzakerelere inanıyoruz. Bunlar aracılığıyla, bu güçlerin çekilmesi konusunda bir anlaşmaya varabiliriz.

*Bugün Irak'taki Amerikan kuvvetleri sayısı nedir?

Sanırım 2 bin 500 Amerikan askeri var, daha fazla değil. 2003-2011 yılları arasında Irak'ta belirli aşamalarda görev yapan Amerikan kuvvetlerinin sayısı 160 bin Amerikan askerine ulaşmıştı. Bugün sadece birkaç binden bahsediyoruz.

Ayrıca Irak üslerindeki Amerikalılara baktığımızda (Amerikan üsleri yok) ortalama yaşlarının muharip askerlerle aynı olmadığını, daha ziyade uzman, danışman veya eğitmen olduklarını görüyoruz.

 -Irak Dışişleri Bakanı

DEAŞ bir terör çetesine dönüştü. Çetelere karşı savaş, orduların savaşı değildir

*Suudi Arabistan ile Irak arasında çok sayıda yatırım projesi var. İki ülke arasındaki ticaret hacmi yıllık yaklaşık 1 milyar dolara çıktı. Bugün Riyad ile Bağdat arasındaki ilişkileri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bugün Irak ile Suudi Arabistan arasındaki siyasi ilişkiler kusursuz. Suudi Arabistan Krallığı ile İran İslam Cumhuriyeti arasındaki ilişkilerin yeniden tesis edilmesinde kilit rol oynadık. İran'ın en uzun sınırımızı paylaştığımız komşu ülke olması nedeniyle bu durumdan memnuniyet duyuyoruz. Irak'ı çevreleyen Arap ülkeleri ile İran arasındaki ilişkiler ne kadar iyi olursa, Irak'ın da o kadar çıkarına olacaktır.

Bölgedeki gerginlik Irak'ı olumsuz, iyi ilişkiler ise olumlu etkiliyor. Nitekim Irak'ın güvenliği bölgenin güvenliğiyle bağlantılı.

Suudi Arabistan ile ticaret ve ekonomi alanında nasıl iş birliği yapabileceğimizi müzakere ederek başladık. OPEC çerçevesinde petrol konularındaki pozisyonları koordine etmek için her zaman Suudi tarafıyla iş birliği yapıyoruz, ayrıca uluslararası düzeyde ve Arap Birliği’nde de koordinasyon sağlıyoruz.

İki ülke arasındaki ilişkileri geliştirmeyi, güçlü ekonomik ilişkiler kurmayı ve Suudi şirketlerinin Irak'ta yatırım yapmasını sabırsızlıkla bekliyoruz. Irak ekonomisini inşa etmek için dış yatırıma ihtiyacımız var.

Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ile Sayın Veliaht Prensi Muhammed bin Selman arasında sürekli iletişim mevcut. Ben ise Davos’ta Suudi Dışişleri Bakanı Sayın Prens Faysal bin Ferhan ile buluşacağım.

 -Irak Dışişleri Bakanı

Irak ile Suudi Arabistan arasındaki ilişki kusursuz. Güçlü ekonomik ilişkiler kurmayı sabırsızlıkla bekliyoruz.

*Irak Başbakanı temmuz ayında Şam'a ziyarette bulunarak, Şam'ın Arap Birliği'ne dönüşü ardından Arap dünyasındaki ilk üst düzey ziyareti gerçekleştirmişti. Bize bugün Irak-Suriye ilişkilerinin gidişatından bahsedebilir misiniz?

Pek çok Arap ülkesi ile Suriye arasındaki ilişkiler kesilirken, Irak ile Suriye arasındaki ilişkileri kopmadı.

Arap Birliği’nin daha önceki toplantılarında Suriye'nin Arap Birliği'ne geri dönmesini teklif etme konusunda istekliydik. Irak, Suriye hükümetinin Suriye topraklarına dair müzakereler ve istikrara ulaşılması konusunda aktör rol oynaması yönünde Suriye'nin uluslararası forumlara dönüşünün destekçisiydi.

Ayrıca Suriye'deki istikrarsızlık Irak'ı olumsuz etkiliyor.

DEAŞ’ın Irak ve Suriye topraklarında sözde ‘DEAŞ devleti’ kurduğunu, bu örgütün belirli bir aşamada Suriye topraklarının yüzde 50'ye yakınını, Irak topraklarının ise üçte birini kontrol ettiğini unutmamak gerekiyor.

Suriye'de çok sayıda terör örgütü bulunurken, el-Hol Kampı’nda ve Irak sınırı yakınlarındaki cezaevlerinde binlerce DEAŞ’lı bulunuyor. Bu insanlar serbest bırakılırsa veya kaçmayı başarırlarsa, birçoğunun Irak sınırını geçerek Irak'ın güvenliğine ve istikrarına karşı çalışacağına şüphe yok.

Dolayısıyla Suriye'deki durumun istikrara kavuşturulması çağrısında bulunuyoruz. Suriye krizinin yerel, ulusal, bölgesel ve küresel bir kriz olduğunu, farklı aktörleri kapsadığını biliyoruz. Aynı arenada iki takım değil, birden fazla takım var. Bu krizin çözümü Arap ülkeleri, bölgesel ve küresel düzeyde iş birliğini gerektiriyor.

İnsani açıdan bakıldığında, hem yerinden edilen hem de mülteci olmak üzere yaklaşık 8 milyon Suriyeli var. Suriye ekonomisi tamamen yerle bir olmuş halde. Suriyeliler enflasyon, kötüleşen ekonomik durum, elektrik kıtlığı, hizmet yokluğu nedeniyle bir trajedi yaşıyor. Bu trajediden kurtulma yönünde Suriye halkının yanındayız. Bu nedenle Suriye'de istikrar ortamı yaratmak için başkalarıyla etkileşim kurmaya çalışıyoruz.



Fırtınalı görüşmenin sonuçları: İsrail ve Lübnan'da yeni bir gerçeklik

Güney Lübnan’da ilerleyen İsrail güçleri (Reuters)
Güney Lübnan’da ilerleyen İsrail güçleri (Reuters)
TT

Fırtınalı görüşmenin sonuçları: İsrail ve Lübnan'da yeni bir gerçeklik

Güney Lübnan’da ilerleyen İsrail güçleri (Reuters)
Güney Lübnan’da ilerleyen İsrail güçleri (Reuters)

Emel Şehade

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Savunma Bakanı Yisrael Katz ile birlikte İsrail ordusuna Beyrut'u bombalama talimatı verdiklerini ilan etmelerinden sadece birkaç saat sonra, ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmenin ayrıntılarını açıklayan haberlere uyandı. Bu ayrıntılar, Netanyahu'yu, tehditleri sonucunda Trump'ın görüşme sırasında kullandığı dil nedeniyle geniş çaplı eleştirilere, tartışmalara ve hatta alaylara maruz bıraktı.

Ancak İsrailliler için tüm bunlardan daha tehlikeli olan husus, Lübnan'daki ateşkesin orduya ve Kuzey İsrail sakinlerinin güvenliğini sağlama hedefine bir darbe oluşturmasıdır. Nitekim yetkililere göre bu durum Hizbullah'a, kapasitesini ve askeri altyapısını güçlendirmesi için yeni bir fırsat sunuyor.

Netanyahu'ya gelince, Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından ve ayrıntıları açıklanmadan önce, çıkıp görüşmenin “önemli” olduğunu vurguladı. Görüşme sırasında Beyrut'u kuzeydeki kasabalarla eşitleyen bir denklem kurmakta ısrar ettiğini belirtti. İsrail Başbakanı, “Başkan Trump ile görüştüm ve ona, Hizbullah şehirlerimize ve vatandaşlarımıza yönelik saldırılarını durdurmazsa, İsrail'in Beyrut'ta bazı hedefleri vuracağını, bu tutumumuzun değişmediğini söyledim. Aynı zamanda, İsrail ordusunun Güney Lübnan'daki planlı operasyonlarına devam edeceğini de belirttim” ifadelerini kullandı.

Hükümetin politikalarına ve “Netanyahu'nun Başkan Trump'a boyun eğmesi ve kuzey sakinlerini ve güvenliklerini satması” olarak tanımlanan duruma yönelik geniş çaplı eleştirilerin ardından, Savunma Bakanı Yisrael Katz da salı günü çıkıp bu denklemin üzerinde durdu. Katz şu tehditleri savurdu: “Beyrut ve güney banliyösü, İsrail'in kuzey kasabaları ile eşdeğerdir. Bu, Başbakan ve benim ilgili taraflara açıkladığımız ve netleştirdiğimiz denklemdir. Kuzey bombalanmaya devam ederse, Hizbullah'ın kalesi olan güney banliyösünün büyük bir bölümünü hedef alacağımızı vurguladık. Bu saldırılar, sakinlerin yerinden edilmesine yol açacak ve bu da Hizbullah ve Lübnan hükümetine baskı uygulayacaktır. Bu tutumumuzu Amerika Birleşik Devletleri'ne açıkladık ve aynı şekilde Lübnan hükümetini de bilgilendirdik.”

İsrail Savunma Bakanı, Lübnan içinde ateşkesin gerçekleşmediğini vurgulayarak şunları söyledi: “Ateşkes olmadı ve olmayacak da... Ordu, Sarı Hat'ın ötesindeki tüm Litani bölgesini ve kontrolümüz altındaki tüm alanı silahtan arındırma ve temizleme hedefini gerçekleştirene kadar operasyonlarına devam etmektedir. Biz savaşmaya devam edeceğiz.”

Netanyahu ve Katz'ın ardı ardına gelen tehditleri, Axios'un Trump'ın Netanyahu'ya yönelik sert eleştirilerini, onu “çılgın” ve “nankör” olarak nitelendirdiğini ifşa etmesinin ardından Netanyahu'nun aleyhine sonuçlandı. Dahası İsrailli askeri yetkililer, Trump'ın askerleri ve Beyrut'u bombalamaya giden uçakları geri çağırdığı ve bir gerilimi önlediği açıklamasının aksine, Netanyahu ve Katz'ın Beyrut'u bombalama tehditleri aceleci ve sorumsuz olduğu için operasyonun iptal edilmesine neden olduğunu açıkladı.

İsrail ordusu, Trump ile telefon görüşmesini ve sınırın iki tarafı arasında bir ateşkes anlaşmasından bahsedilmesini bile beklemedi ve askeri yetkililer, pazartesi günü yetkililer arasında koordinasyon olmadan yapılan açıklamaların “yalan olduğunu ve durumun gerçekliğini yansıtmadığını” belirtmekte acele etti.

Ciddi zarar

Askeri analist Avi Ashkenazi, Netanyahu ve Katz'ın açıklamalarının ne koordineli ne de askeri yetkililerle kararlaştırılmış olması nedeniyle İsrail ordusunun operasyonlarına ciddi zarar verdiğini ilk açıklayan kişi oldu. Bir askeri yetkilinin şu sözlerini aktardı: “Beyrut'a saldırmak, Hizbullah'ın ağırlık merkezini vurmak için bir hedef listesi hazırlamayı gerektiriyor. Ordu gerçekten de Hizbullah liderliğini, operasyon odalarını ve komuta merkezlerini hedef almayı amaçlamıştı. Ancak Başbakan ve Savunma Bakanı'nın ortak açıklaması, Hizbullah'ı şaşırtmayı ve Beyrut'taki ağırlık merkezine ağır bir darbe indirmeyi amaçlayan askeri planın iptaline neden oldu, çünkü bu açıklama sürpriz unsurunu ortadan kaldırdı.”

Trump ve Netanyahu’nun geçmişteki bir görüşmesi (Reuters)Trump ve Netanyahu’nun geçmişteki bir görüşmesi (Reuters)

Askeri yetkili şunu belirtti: “Hizbullah liderleri tehdit üzerine Beyrut'ta bulundukları yerlerden derhal ayrıldılar. Aralarında düşük rütbeli Hizbullah militanlarının ve aktivistlerin de bulunduğu bölge sakinlerinin çoğu onlarla birlikte ayrıldı.”

 Devam eden çatışmalar

Trump'ın ateşkes duyurusuna rağmen, sınırın her iki tarafında da güvenlik durumu yüksek gerilim düzeyinde kalmaya devam etti. İsrail ordusu operasyonlarına devam etti ve Güney Lübnan'da çatışmalar yoğunlaştı; bu da 24 saatten kısa bir süre içinde üçüncü bir askerin ölümüne ve en az 10 askerin yaralanmasına neden oldu. Bu arada, Kuzey İsrail'de alarm durumu devam ederken, Lübnan'dan en az 10 roket ve insansız hava aracı (İHA) fırlatılmasının ardından bölge sakinleri akşam ve sabah saatlerini sığınaklarda ve güvenli odalarda geçirdi.

Netanyahu ve Katz'ın tehditleri ile kendisini yok saymasına öfkelenen İsrail ordusu, “İranlıların Amerikan Başkanına dayattığı ve Trump'ın da İsrail'e dayattığı ateşkesin çerçevesini tanımadığını” açıkladı.

Ashkenazi, “İsrail ordusu, Hizbullah'ın denklemine dayalı bir anlaşmanın, yani sükunete karşı sükunetin çok tehlikeli bir tuzak olduğunun farkında. Böyle bir anlaşma, İkinci Lübnan Savaşı'ndan Hizbullah'ın Aksa Tufanı Savaşı'na katıldığı 8 Ekim 2023'e kadar kuzeyde var olan stratejik gerçekliği yeniden tesis edecektir” dedi.

“Askeri kurumun en büyük endişesinin, İran'ın müdahalesinden sonra Trump'ın Netanyahu'ya uyguladığı baskının Hizbullah'ın tehlikeli bir emsal oluşturmasına neden olması olduğunu; zira denklemin artık sadece kuzey sınırlarıyla sınırlı kalmayıp Hürmüz Boğazı'na da uzandığını” belirtti.

Güvenlik bölgesinin daraltılması

Haaretz'de yayınlanan bir haberde, İsrail ordusunun Güney Lübnan'da düzenlediği operasyonların stratejik kazanımlar sağlamadığı, aksine binlerce Lübnanlı sivilin ve onlarca İsrail askerinin ölümüne yol açtığı belirtildi. Habere göre “Hizbullah, 36. Tümen tarafından ele geçirilen bölgeden kademeli olarak geri çekilse de tümenin ilerleyişine insansız hava aracı saldırılarını artırarak ve yoğunlaştırarak karşılık verdi. Ordu, fiber optik insansız hava araçlarına karşı savunma ve teknolojik bir çözüm bulmakta zorluk çektiğini itiraf etti.”

İsrail'de, Washington görüşmeleri sırasında Lübnan'da bir çözüm bulunmasına yardımcı olması için çeşitli istişareler yapıldı ve öneriler formüle edildi. Bu istişareler, Hizbullah'ın İHA’larının yarattığı artan tehdit, İsrail askerleri arasında neredeyse her gün yaşanan can kayıpları ve yaralanmalar, ayrıca bu İHA’ların İsrail'in kuzeyine ulaşma, ordu mevzilerinde ve yerleşim alanlarında patlama riski de dahil olmak üzere Lübnan'daki durumun gerçekliğinin gölgesinde düzenlendi. Askeri ve güvenlik yetkililerinin, ordunun Washington tarafından ellerinin bağlı olduğu ve Lübnanlı örgütü zayıflatma ve çökertme hedefine ulaşmasını engellediği yönündeki tekrar eden iddiası da var.

Bu iki gerçeklik arasında İsrail, hava kuvvetlerinin hareket özgürlüğünü korumayı ve geniş bir güvenlik bölgesini kontrol altında tutmaya devam etmeyi amaçlıyor. Ancak Amerikan baskısı altında, Hizbullah ve kapasitesi ile mücadele etmek ve zayıflatmak için Lübnan ordusunun İsrail kontrolündeki bölgelerde faaliyet göstermesine izin veren bir öneri sundu. Buna göre İsrail, Lübnan ordusunun bu hedefe ulaşmak için yüksek bir hızla çalıştığını gözlemlediğinde, başarılı olduğu bölgelerden kademeli olarak geri çekilecek ve bu da güvenlik bölgesini kademeli olarak daraltacak.

Öte yandan İsrail, Lübnan ile İran'ı ayırmak için yoğun bir çaba sarf ediyor. Askeri analist Zvi Bar'el'e göre, Netanyahu hükümeti Washington'a şunu açıkça belirtmeli “Lübnan ile yürüttüğü müzakerelerde İran'a hiçbir şekilde yer yok.” Ancak Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Bar’el, şimdi Tel Aviv'in kendi taktiksel başarılarının Tahran'a Lübnan'da kilit bir konum kazandırdığını, dahası Beyrut'a kıyasla Tahran'ın İsrail ile Lübnan müzakerelerinde daha fazla kazanabilecek kozu olduğunu düşünüyor.

Bar'el, Trump'ın Beyrut'un güney banliyösünün bombalanmaması talimatının, ABD Başkanının İran ve Lübnan'ın ayrı arenalar olduğu yönündeki anlatısını kesin olarak çürüttüğünü de belirtiyor.

Son olarak Bar'el, “Henüz diplomatik kanalı terk etmemiş ve Hizbullah'ın etkisini azaltmaya kararlı olan Lübnan hükümetinin aksine, İsrail, Washington'daki müzakereleri sonuçsuz bir diyaloğa dönüştürebilecek imkânsız koşullar öne sürüyor. Bu nedenle, Tel Aviv, İran arenasında yaşanan gelişmelerin gölgesinde, ateşkes için bir koşul olarak Hizbullah'ın silahsızlandırılmasının önemini yitirdiğini anlamalıdır.”

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.


UNIFIL: Lübnan'ın güneydoğusunda bir barış gücü askeri aldığı yaralar sonucu hayatını kaybetti

Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Gücü'ne (UNIFIL) ait bir konvoy, İsrail'in kuzeyindeki Yukarı Celile'de, (EPA)
Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Gücü'ne (UNIFIL) ait bir konvoy, İsrail'in kuzeyindeki Yukarı Celile'de, (EPA)
TT

UNIFIL: Lübnan'ın güneydoğusunda bir barış gücü askeri aldığı yaralar sonucu hayatını kaybetti

Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Gücü'ne (UNIFIL) ait bir konvoy, İsrail'in kuzeyindeki Yukarı Celile'de, (EPA)
Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Gücü'ne (UNIFIL) ait bir konvoy, İsrail'in kuzeyindeki Yukarı Celile'de, (EPA)

Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL), Güneydoğu Lübnan'daki Mercayun yakınlarında bulunan bir mevziye dün gece havan topu mermilerinin isabet etmesi sonucu yaralanan barış gücü askerinin bugün hayatını kaybettiğini duyurdu.

Sırbistan Savunma Bakanlığı da Güney Lübnan'da yaşamını yitiren UNIFIL personelinin Sırp vatandaşı olduğunu açıkadı. Bakanlık açıklamasında, askerin “Birleşmiş Milletler üssüne isabet eden bir roket nedeniyle aldığı yaralar sonucu hayatını kaybettiği” belirtildi.

Açıklamada, 1989 doğumlu Çavuş Milovan Jovanović'in yaralanmasının ardından üs içerisindeki hastanede ilk müdahalesinin yapıldığı, daha sonra helikopterle Beyrut'taki bir üniversite hastanesine sevk edildiği ve yerel saatle yaklaşık 04.00 sıralarında yaşamını yitirdiği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Lübnan Ulusal Haber Ajansından aktardığına göre UNIFIL tarafından yapılan ve tarafından yapılan açıklamada, “Barış gücü askerlerinden biri, Güneydoğu Lübnan'daki Mercayun yakınlarında konuşlu bulunduğu mevziye havan topu mermilerinin düşmesi sonucu aldığı ağır yaralar nedeniyle bugün erken saatlerde hayatını kaybetti” ifadeleri yer aldı.

Açıklamada ayrıca, olayda yaralanan iki barış gücü askerinin UNIFIL üssündeki sağlık tesisinde tedavi gördüğü kaydedildi.

UNIFIL, olayın dün gece geç saatlerde meydana geldiğini, ağır yaralanan askerin kısa süre içinde hava yoluyla Beyrut'taki bir hastaneye nakledildiğini, ancak tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadığını bildirdi.

Öte yandan Lübnan ve İsrail, kırılgan ateşkesin yenilenmesini ve Hizbullah'ın dışında tutulacağı Lübnan güvenlik bölgelerinin oluşturulmasını kabul ettiklerini açıkladı.

ABD'nin arabuluculuğunda Washington'da gerçekleştirilen dördüncü tur görüşmelerin ardından yayımlanan ortak bildiride, ateşkesin, “Hizbullah'ın bütün saldırılarını durdurması ve örgüte bağlı unsurların Litani Nehri'nin güneyindeki bölgelerden tamamen çekilmesi” şartına bağlı olduğu belirtildi.


İsrail'in engelleri Refah'tan geçişi kısıtlarken üzerinde mutabık kalınan günlük kota tutturulmuyor

Tedavi olmak üzere Mısır'daki hastanelere giden Filistinliler (Mısır Kızılayı)
Tedavi olmak üzere Mısır'daki hastanelere giden Filistinliler (Mısır Kızılayı)
TT

İsrail'in engelleri Refah'tan geçişi kısıtlarken üzerinde mutabık kalınan günlük kota tutturulmuyor

Tedavi olmak üzere Mısır'daki hastanelere giden Filistinliler (Mısır Kızılayı)
Tedavi olmak üzere Mısır'daki hastanelere giden Filistinliler (Mısır Kızılayı)

İsrail, Refah Sınır Kapısı'ndan geçişlere yönelik kısıtlamalarını sürdürüyor. Bu durum Gazze'deki ateşkes planında ‘üzerinde mutabık kalınan sayıda’ kişinin geçişini engelliyor.

Şarku’l Avsat'a konuşan yardım kuruluşlarından kaynaklara göre sınır kapısından günlük olarak sadece hasta ve yaralıların geçişine izin veriliyor. Öğrenciler ve iş insanları gibi diğer gruplar ise geçiş hakkından yararlanamıyor. Kaynaklar, İsrail’in Refah Sınır Kapısı'ndan geçişe izin verilen kişiler için bazı güvenlik şartları öne sürdüğünü ve bu uygulamanın izin verilen geçiş sayısını yarıya indirdiğini belirtti.

Refah Sınır Kapısı, Mısır'ın Gazze Şeridi ile olan doğu sınırında yer alıyor. İsrail’in 7 Ekim 2023'teki Aksa Tufanı Operasyonu’nun ardından başlayan saldırılarından bu yana Filistinlilere yönelik insani yardımların taşınmasında ana damar işlevi görüyor. Sınır kapısı, Mısır ile çeşitli Arap ve yabancı ülkelerden gelen yüzlerce yardım TIR'ını kabul etti. Kahire ise İsrail’in sınır kapısına defalarca kez saldırı düzenlediğini, ardından yardımların geçişini kolaylaştırmak amacıyla kapıyı yeniden işler hale getirdiğini belirtti.

ABD Başkanı Donald Trump'ın planına verilen yanıt olarak geçtiğimiz ekim ayında yürürlüğe giren Hamas-İsrail ateşkes anlaşmasının şartları arasında ‘Refah Sınır Kapısı'nın yeniden açılması ve yardım ile kişi geçişine izin verilmesi’ yer alıyor. Ancak Tel Aviv, uluslararası toplumun insani kriz yaşayan bölgenin desteklenmesi yönündeki çağrılarına karşın, insani yardım geçişlerine yeni kısıtlamalar getirdi ve kişi geçişini yalnızca hasta ve yaralılarla sınırlı tuttu.

Refah Sınır Kapısı’ndan sadece hasta ve yaralılar geçebiliyor (Mısır Kızılayı)Refah Sınır Kapısı’ndan sadece hasta ve yaralılar geçebiliyor (Mısır Kızılayı)

Mısır Kızılay'ı, Refah Sınır Kapısı'ndan Filistinli hasta ve yaralıları kabul etmeyi sürdürüyor. Kuruluş tarafından dün yapılan açıklamada ‘46’ncı yaralı ve hasta kafilesinin refakatçileriyle birlikte teslim alındığı’ duyuruldu. Açıklamada, gerekli destek ve bakımın sağlandığı, aynı zamanda Gazze'ye geri dönen Filistinlilerin de uğurlandığı ifade edildi.

Mısır Kızılayı'nın açıklamasına göre yaralı ve hastalara yönelik hizmetler; geçiş işlemlerinin kolaylaştırılması, sıcak yemek, giysi ve kişisel bakım malzemesi dağıtımını kapsıyor. Böylece yaralıların ve refakatçilerinin bulundukları süre boyunca temel ihtiyaçlarının karşılanması sağlanıyor.

Mısır, Kuzey Sina'daki hastanelerde ve komşu illerde tam hazırlık durumuna geçti. Sağlık Bakanlığı daha önce yaptığı açıklamada tıbbi ekipler, cihazlar ve malzemelerin Filistinli yaralıları karşılamaya ve sevk etmeye hazır olduğunu vurguladı. Kritik vakaların hızla nakledilmesi ve sağlık hizmetine kavuşturulması amacıyla Kuzey Sina iline 150 ambulans tahsis edildiğini de açıkladı.

Filistin Halkını Destekleme Uluslararası Komisyonu Başkanı Salah Abdulati, İsrail'in Refah Kapısı'ndan her iki yönde Filistinlilerin geçişine engel koymayı sürdürdüğünü söyledi. Abdulati, ateşkes anlaşmasının günlük 150 kişinin geçişini öngörmesine karşın fiili geçiş sayısının hasta ve yaralılar dahil 70 kişiyi geçmediğini belirtti.

Sınır Kapısı’ndan bireysel geçişin yalnızca hasta ve yaralılarla sınırlı tutulduğunu belirten Abdulati, geçiş hakkına ihtiyaç duyan öğrencilerin ve iş insanlarının İsrail tarafından engellendiğini açıkladı. Güvenlik onayı alma zorunluluğu dahil İsrail tarafından dayatılan koşulların insani yükü daha da ağırlaştırdığına dikkat çeken Abdulati, günlük geçiş rakamlarının Gazze halkının ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak olduğunu kaydetti.

Abdulati ayrıca Gazze'ye dönmek isteyen ancak geçişi engellenen mahsur kişilerin bulunduğunu belirterek, uygulanan kısıtlamaların bölgedeki yardım kuruluşları üzerinde ciddi bir baskı ve yük oluşturduğunu ifade etti.

Mısır Kızılayı, bir grup Filistinli hasta ve yaralıyı kabul etti (Mısır Kızılayı)Mısır Kızılayı, bir grup Filistinli hasta ve yaralıyı kabul etti (Mısır Kızılayı)

Öte yandan Mısır Gazze Komitesi Sözcüsü Muhammed Mansur, Mısır'ın Refah Sınır Kapısı'nı bireysel geçişlere kapatmadığını açıkladı. Mansur, geçişi engelleyenin Filistin tarafında Refah bölgesini işgal eden ve Filistinlilerin kapıya ulaşmasını önleyen İsrail tarafı olduğunu vurguladı.

Mansur, İsrail kısıtlamalarının Gazze'ye gönderilen yardım miktarını da etkilediğini belirtti. Günlük tır sayısının hem bölgenin ihtiyaçlarını hem de ateşkes anlaşmasında öngörülen miktarı karşılamadığını kaydetti.

Ateşkes anlaşması, aralarında 50 yakıt TIR'ının da bulunduğu günlük 600 yardım tırının Gazze'ye girişini ve bunların 300'ünün ise kuzeye tahsis edilmesini öngörüyor. Mısır Kızılayı dün, ‘Zadu’l İzze’ konvoy serisinin 207’nci kafilesini düzenlediğini açıkladı. Mısır Kızılayı, kafilenin yaklaşık 2 bin 415 ton kapsamlı insani yardım taşıyan tırlardan oluştuğunu bildirdi.