Beşli Komite, Lübnan’da cumhurbaşkanlığı krizini sona erdirmek için bir yol haritası hazırlıyor

Berri, yarın büyükelçilerle bir araya gelecek. Hizbullah, misyonunu kolaylaştıracak mı?

Patrik Rai, Beyrut’taki son turunda Fransız temsilci Le Drian ile birlikte (NNA)
Patrik Rai, Beyrut’taki son turunda Fransız temsilci Le Drian ile birlikte (NNA)
TT

Beşli Komite, Lübnan’da cumhurbaşkanlığı krizini sona erdirmek için bir yol haritası hazırlıyor

Patrik Rai, Beyrut’taki son turunda Fransız temsilci Le Drian ile birlikte (NNA)
Patrik Rai, Beyrut’taki son turunda Fransız temsilci Le Drian ile birlikte (NNA)

Lübnan’da cumhurbaşkanlığı krizi, ABD, Fransa, Suudi Arabistan, Mısır ve Katar’ı içeren Beşli Komite temsilcileri arasında devam eden istişarelerin sonucuna bağlı. Beyrut’taki üst düzey Fransız kaynakların belirttiğine göre istişarelerin amacı, seçimleri canlandıracak ve Fransa’nın Lübnan'daki Özel Temsilcisi Jean-Yves Le Drian’ın Beyrut’a dönüşünün önünü açacak birleşik bir yaklaşım üzerinde anlaşmak. Zira Katar’ın, seçimle ilgili siyasi güçler arasındaki arabuluculuğunu yenilemeye hazır olduğu yönündeki söylentiler ortasında iç çabaların durdurulması gerekiyor. Bu durum, Beşli Komite’nin siyasi örtüsü altında Le Drian’a verilen rolle çelişiyor. Le Drian’ın parlamentodaki blok başkanlarıyla son toplantılarında verdiği sözün aksine liderlerin elinde Le Drian’ın en azından bu ay sonlanmadan Beyrut’a döndüğünü doğrulayacak herhangi bir veri bulunmuyor ve Berri, ziyaretçilerine Komite ile işbirliği yapmaya hazır olduklarını ifade etti. Buna rağmen Fransız kaynaklara göre Fransa’nın Lübnan Büyükelçisi Herve Magro, Le Drian’ın üye ülkelerin temsilcileriyle istişarelerini tamamladıktan sonra geri döneceğini dile getirdi.

Berri’nin, cumhurbaşkanlığı seçimleri meselesini görüşmek üzere yarın (23 Ocak Salı) Beşli Komite’ye üye ülkelerin büyükelçileriyle bir araya gelmesi planlanıyor.

Blok başkanlarına mesajlar

Aynı kaynaklara göre Beşli Komite’ye üye ülkeler arasında devam eden istişareler, kaçınılmaz olarak blok başkanlarına bir mesaj iletmeyi amaçlayan bir yol haritası üzerinde anlaşmaya varılmasına olanak tanıyacak. Belirtilene göre bu mesaj, cumhurbaşkanlığı seçimleri meselesini kısır döngüden çıkarmaya yönelik yaklaşımında bakış açılarının varlığına dair iddialara yer olmadığını içeriyor. Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, “Bu kez Lübnan parlamentosundaki bölünme nedeniyle içlerinden birini seçme zorluğu göz önüne alındığında, iki geleneksel adayın (Marada Hareketi Başkanı Süleyman Franciyye ve eski Bakan Cihad Azur) dışından üçüncü başkanlık seçeneğini tercih etme yaklaşımı mevcut. Bu bağlamda Le Drian, sahip olması gereken niteliklere ilişkin birleşik bir formüle ulaşmak üzere toplantılarını yoğunlaştıracak” ifadelerini kullandı.

İsim oyunları

Kaynaklar, Le Drian’ın isim oyununa girmeyeceğini söylerken, “Çünkü sadece girişi bile başkanlık boşluğunu sonlandıracak bir cumhurbaşkanını seçerek Baabda Sarayı’nın yolunu açma hususunda kendisine verilen rolü olumsuz etkileyecektir” şeklinde konuştu. Cumhurbaşkanlığı meselesindeki hareketliliğin, öncelikle ‘Gazze’de devam eden savaş ile güney Lübnan’da yaşanan şiddetli çatışma’ arasında ve ikinci olarak da ‘çatışmalar ve cumhurbaşkanının seçilmesi’ arasında bir ayrım yapılması gerektiğine dikkati çekti. Bu durum, Hizbullah’ın, bir cumhurbaşkanının seçilmesi önündeki engelleri ortadan kaldırmak adına iki sürecin birleşiminden vazgeçme konusundaki istekliliğinin boyutu hakkında bir soruyu gündeme getiriyor. Fransız kaynaklara göre Paris ile Hizbullah arasındaki iletişim, genişleme olasılıkları ne kadar yüksek olursa olsun, bir yandan iki sürecin yakınlaşması bir yandan da güney Lübnan’daki hararetli çatışma nedeniyle cumhurbaşkanının seçilmesini etkisiz hale getirmeye ikna etme amacıyla devam ediyor. Önde gelen bir bakanlık kaynağının Şarku’l Avsat’a belirttiğine göre Washington’un Paris’le işbirliği içinde gerçekleştirdiği temaslar İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu savaşı genişletmekten tamamen vazgeçmeye ikna etmedikçe, hiçbir şey güven verici olamaz. Bu noktada şu soru ortaya çıkıyor; ABD- Fransa baskısı, Netanyahu’yu savaşı genişletmeye yanaşmamaya ikna ederse Hizbullah da pozisyonunu yeniden gözden geçirecek mi? Bu, Kuzey Cephesi’nin kontrolden çıkmasını engellemek için bahaneler sunmayarak bir ‘itidallik politikası’ izlemesini mi gerektiriyor?

Koşullar oluşturma

Kaynaklar, Paris ve Washington’un, Meclis Başkanı Nebih Berri’nin bu konuda oynadığı rolden duydukları memnuniyeti dile getirdi. Berri, Gazze’ye yönelik saldırganlığın sona ermesi ve İsrail’in kuzey cephesinden çekilmesi gerektiği yönünde sürekli çağrıda bulunuyor. Daha önce Hamas’ın Arap ve Batı arabuluculuğu yoluyla Tel Aviv’le vardığı ateşkes döneminde yaşanan da buydu. Ayrıca Hamas, Lübnan ile İsrail arasındaki sınır kontrolünün tek düzenleyicisi olan 1701 sayılı uluslararası kararın yeniden uygulanmasına yönelik koşulları oluşturmak amacıyla Hizbullah liderleriyle günlük temas halinde. Necib Mikati başkanlığındaki geçici hükümet, uluslararası topluma savaş ve barış kararını verenin kendisi olduğu yönündeki belirsizliği ortadan kaldıracak şekilde Hizbullah’ın tonunu kontrol ediyor. Ancak hükümetin rolü, Hizbullah’a siyasi kılıf sağlamakla sınırlı. Lübnanlı kaynakların belirttiğine göre Netanyahu’nun savaşı genişletme yolunu tıkamak için müdahale edilmeden arenanın Hizbullah’a bırakılmasının uygun olmadığı çerçevesinde hükümet, hem uluslararası toplum hem de muhalefet nezdinde yaşadığı utançtan kurtulmuş durumda.

Birleşik okuma

Aynı kaynaklar, Hizbullah’ın, İsrail hükümetinin önceliklerine ilişkin değerlendirmesinde önceliklerini ve Netanyahu’nun kuzey cephesiyle ilişkilerinde izleyeceği yolu belirleyebilmesi için seçimini Gazze’deki savaşın sonucuna bağlamak yerine cumhurbaşkanlığı seçimlerini önceliklendirilmesi gerektiğine dikkati çekti. Hizbullah, savaşı genişletme gibi bir niyet taşımıyor ve bu açıdan en azından İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan’ın söyledikleriyle tutarlı hareket ediyor. Bu noktada şu soru hala ortada; Birden fazla Lübnanlı yetkili, Le Drian’ın dönüşünün Beşli Komite temsilcilerinin Beyrut’a transferiyle aynı zamana denk gelmesinin veya yeni cumhurbaşkanının nitelikleri konusunda parlamento bloklarıyla ortak bir okuma yapılabilmesi için toplantılarda kendisine eşlik etmek üzere Lübnan’daki büyükelçilerin görevlendirilmesinin daha iyi olduğuna inanıyor. Ancak buna rağmen Le Drian, kararını verip Beşli Komite kisvesi altında Beyrut’a dönmeye karar verirse Hizbullah nasıl davranacak?

Hareketlilik

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre Beşli Komite’nin Le Drian’ın toplantılarına katılımı, söylentileri engellemek için toplu olarak hareket etmeye karar verdikleri perspektifinden değerlendiriliyor. Öyle ki bölgede Gazze cephesinde siyasi ve askeri vizyonun netleşmesine kadar beklemeyi tercih ettiği yönünde kendisine atfedilenin aksine, Washington’un cumhurbaşkanı seçimini kötüleşmekten kurtarmada aktif rol oynamaya ne ölçüde hazır olduğu hakkında söylentiler mevcut. Bu bağlamda her ne kadar muhalefet Azur’un adaylığını destekleyerek Özgür Yurtsever Hareket ile hala kesişme noktasında olsa da kaynaklara göre bu yetkililer, başkanlık hareketinin hala birinci aşamada olduğuna ve rekabetin Franciyye ile Genelkurmay Başkanı General Joseph Avn arasında gerçekleştiğine inanıyor. Ayrıca Franciyye adaylığından vazgeçmeyi reddederken, savaşa katılmakta da ısrar ediyor.



Emin Halife Fahime’nin ölümü: Lockerbie davasının giyotininden kurtulan Libyalının hikâyesi

Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)
Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)
TT

Emin Halife Fahime’nin ölümü: Lockerbie davasının giyotininden kurtulan Libyalının hikâyesi

Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)
Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)

25 Ağustos 2026’da Başkent Trablus’un sakin bir köşesinde, Libya vatandaşı Emin Halife Fahime’nin yaklaşık 70 yıllık hayatı sessizce sona erdi.

Fahime’nin ölümüyle, Doğu ile Batı arasındaki diplomatik ve istihbarat mücadelesinin tarihindeki en gizemli ve çarpıcı sayfalardan biri resmen kapandı. Böylece 1988 yılında Frankfurt’tan Londra üzerinden New York’a gitmekte olan Pan Am’ın 103 sefer sayılı uçağının İskoçya’nın Lockerbie kasabası üzerinde havaya uçurulmasıyla başlayan ve onlarca yıl boyunca uluslararası siyasetin seyrini değiştiren davanın canlı tanıklarından biri de hayata veda etti.

Havayollarında sıradan bir çalışan olarak başladığı meslek hayatının ardından yaklaşık on yıl boyunca Fahime’nin adı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi koridorlarında yankılandı. Fotoğrafı, 20. yüzyılın en korkunç hava terörü eylemlerinden biri olarak nitelendirilen saldırının “ikinci sanığı” sıfatıyla dönemin dünya televizyonlarında ve gazetelerinde geniş yer buldu.

Fahime, günlük yaşamının Malta’daki ayrıntılarının neredeyse bir ülkeyi sarsacak uluslararası bir suçlamanın temelini oluşturduğu benzersiz bir hukuk ve siyaset mücadelesinin istemeden de olsa merkezinde yer aldı. Hollanda’daki tarihi Camp Zeist Mahkemesi’nde kurşun geçirmez cam bölmenin arkasında İskoç adaletinin kendisi için söylediği “beraat” kararını bizzat duydu. Böylece ülkesine, siyasetin yıllarca kendisine veremediği bir beraat belgesiyle döndü.

cfrb
Libyalı vatandaş Emin Halife Fahime (Wikipedia)

Ölümü, uluslararası yaptırımların ve ağır ambargonun damgasını vurduğu dönemin acı hatıralarını yeniden gündeme getirdi. Fahime, kendisini yutmaya ramak kalan siyasi fırtınanın tam ortasında yaşayan, ancak hayatının son dönemini siyasetin gürültüsünden uzakta ve büyük ölçüde inzivada geçiren bir adam olarak tarihe geçti.

Unutulan başlangıçlar: Trablus’tan Luqa Havalimanı’na

Emin Halife Fahime, 1956 yılında Libya’nın başkenti Trablus’un çevresindeki Suk el-Cuma bölgesinde dünyaya geldi. Meslek hayatında ilerleyerek Libya Arap Havayolları’nda çalışmaya başladı. 1980’lerin ortalarında Malta’daki Luqa Havalimanı’nda şirketin istasyon müdürü, harekât ve sevkiyat sorumlusu olarak görevlendirildi.

scvfbg
Emin Halife Fahime, Libya’nın Trablus kentindeki Suk el-Cuma Camii’nde cuma namazının ardından (2 Şubat 2001) (Getty)

Genç çalışan açısından bu görev, Akdeniz’in ortasında rutin bir havalimanı işi gibi görünüyordu. Ancak söz konusu görev, dönemin Libya rejimi ile ABD ve Batılı müttefikleri arasında Akdeniz’in iki yakasında yürütülen yoğun istihbarat mücadelesiyle kesişti.

gtrbgtn
İskoçya’nın Lockerbie kasabası üzerinde bombalı saldırıya uğrayan ABD uçağının ardından oluşan yıkımdan bir görüntü (Arşiv – Şarku’l Avsat)

Fahime o sırada, bu Akdeniz havalimanında kargo belgelerine attığı imzaların ve vardiya çizelgelerinin, yıllar sonra Washington ve Londra’daki üst düzey soruşturmacılar tarafından hazırlanan uluslararası iddianamenin temel unsurlarına dönüşeceğini bilmiyordu.

Uçağın düşürüldüğü gece ve başlayan uluslararası fırtına

21 Aralık 1988’de Pan Am’a ait Boeing 747 tipi 103 sefer sayılı uçak, Frankfurt’tan New York’a giderken İskoçya’nın Lockerbie kasabası üzerinde infilak etti. Saldırıda 270 kişi hayatını kaybetti.

dfvfdbf
Uçağın İskoçya’nın Lockerbie kasabasına düşmesinin ardından çekilen görüntü (AFP)

ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI) ile İskoç polisinin üç yıl süren kapsamlı ortak soruşturmasının ardından, Kasım 1991’de iki Libyalı resmen suçlandı: Abdülbasit el-Makrahi ve Emin Halife Fahime.

Dönemin Batılı soruşturmacıları, Fahime’nin Malta Havalimanı’ndaki görevinden ve bağlantılarından yararlanarak, içinde kayıt cihazına gizlenmiş zaman ayarlı bomba bulunan kahverengi bir Samsonite valizin geçirilmesini kolaylaştırdığını ileri sürdü. İddiaya göre bomba, Libya Havayolları’na ait bir uçakla Malta’dan Frankfurt’a, oradan da facianın yaşandığı Pan Am uçağına ulaştırılmıştı.

Tarihi teslim ve tarafsız ülkede yargılama

Trablus başlangıçta vatandaşlarını teslim etmeyi reddetti. Bunun sonucunda Libya, 1992’de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından uygulamaya konulan ağır uluslararası yaptırımlar ve hava ile ekonomik ambargo altına girdi.

sdvedfv
Lockerbie saldırısının sanığı Emin Halife Fahime (ortada), Lockerbie saldırısı davasında beraat etmesinden bir gün sonra, 1 Şubat 2001’de Libya’nın başkenti Trablus’a gelişinde kendisini kahraman gibi karşılayan kalabalığa el sallıyor (Getty)

Libya, yaklaşık on yıl boyunca ağır bir izolasyon ve ekonomik felç yaşadı. Ancak Arap ve Afrika ülkelerinin yürüttüğü yoğun diplomatik çabalar sonucunda hukuki ve tarihi açıdan benzersiz bir uzlaşma formülü ortaya çıktı.

Bu kapsamda Libya, 1999 yılında iki sanığı, İskoçya’ya bağlı özel bir mahkemede yargılanmak üzere teslim etmeyi kabul etti. Duruşmalar, Hollanda’da Utrecht yakınlarında bulunan eski bir ABD askeri üssü olan Camp Zeist’te, tarafsız topraklarda ve İskoç ceza hukuku çerçevesinde gerçekleştirildi.

“Camp Zeist” şoku: Tarihi beraat ve dönüş

31 Ocak 2001’de dünya, milyonlarca insanın beklediği kararın açıklanmasını nefesini tutarak izledi. İskoç yargıçlar, Fahime’nin suçlandığı tüm suçlardan kesin olarak beraat etmesine karar verirken, ortağı Abdülbasit el-Makrahi’yi ömür boyu hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme ayrıca Fahime’nin kurşun geçirmez cam bölmenin arkasından derhal serbest bırakılmasına hükmetti.

fdv
Uçağın bombalanması davasının başlıca sanığı, Libya vatandaşı Abdülbasit el-Makrahi (Arşiv – AFP)

Yargıçlar, Fahime’nin beraat kararını delillerin yetersizliğine ve tanık anlatımlarındaki önemli boşluklara dayandırdı. Özellikle Maltalı giyim tüccarı Tony Gauci’nin ifadelerinde ciddi çelişkiler bulunduğuna dikkat çekildi. Savunma ayrıca, bombalı valizin gönderildiği sırada Fahime’nin Malta’da bulunmadığını, iş seyahati nedeniyle İsveç’te olduğunu ortaya koydu.

Son nefesine kadar gönüllü inziva

Beraatinin ardından doğrudan Libya’ya dönen Fahime, Trablus’ta hem resmi makamlar hem de halk tarafından kahraman gibi karşılandı. Libya’daki çevreler açısından o, Batı’daki bir mahkemenin bizzat verdiği kararla Libya devletine yöneltilen Amerikan anlatısının bütünüyle sorgulanabileceğini gösteren canlı bir kanıt olarak görülüyordu.

sddfvf
Emin Halife Fahime (ortada), Libya’nın Trablus kentindeki Suk el-Cuma Camii’nde cuma namazının ardından cemaatle selamlaşıyor (2 Şubat 2001) (Getty)

Ancak yıllarca süren korku, belirsizlik ve tutukluluğun yorduğu Fahime, kesin biçimde kamuoyundan ve siyasetten uzaklaşmayı tercih etti. Hayatının geri kalanını Trablus’ta ailesinin yanında sıradan bir vatandaş olarak geçirdi ve o dönemin sırlarını anlatabilecek röportajlar vermeyi reddetti.

Ölümünün açıklanması ve resmi olarak taziye mesajlarının yayımlanmasıyla Fahime, Libya ile Batı arasındaki sancılı mücadelenin bir bölümünü de beraberinde götürdü.


Suudi Arabistan, SDG’nin Suriye askeri kurumlarına entegrasyonunu memnuniyetle karşıladı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).
TT

Suudi Arabistan, SDG’nin Suriye askeri kurumlarına entegrasyonunu memnuniyetle karşıladı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).

Suudi Arabistan, Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) Suriye Arap Cumhuriyeti'nin askeri kurumlarına entegre edilmesini memnuniyetle karşıladığını ve bu adımın Suriye'de güvenlik ve istikrarın sağlanmasına katkıda bulunacağını açıkladı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından bügün(Çarşamba) yapılan açıklamada, Krallığın, "Suriye hükümetinin Suriye halkının birlik ve kalkınma yolculuğunu sürdürme yönündeki beklentilerini gerçekleştirmek amacıyla attığı adımlara desteğini yinelediği" belirtildi. Açıklamada ayrıca Suriye ve halkı için güvenlik, barış ve refah temennisinde bulunuldu.

SDG lideri Mazlum Abdi, salı günü yaptığı açıklamada, SDG ile Kürtlerin öncülüğündeki Özerk Yönetim ve buna bağlı askeri ve sivil oluşumların feshedildiğini ve Suriye devletinin kurumlarına entegre edileceğini duyurmuştu. Abdi'nin açıklaması, Şam'da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından gelmişti.

Söz konusu açıklama, Suriye makamları ile Kürtler arasında aylar süren müzakerelerin ardından geldi. Müzakerelerin yanı sıra taraflar arasında askeri çatışmalar da yaşanmıştı. Daha sonra varılan anlaşmayla, Özerk Yönetim'in kurumları ile SDG güçlerinin kademeli olarak Suriye devletinin kurumlarına entegre edilmesi kararlaştırılmıştı.

 


Suriye'nin eski Devlet Başkanı Haddam: Suriye'nin 12 milyar dolarlık rezervi Hafız Esad'ın adına kayıtlıydı

Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
TT

Suriye'nin eski Devlet Başkanı Haddam: Suriye'nin 12 milyar dolarlık rezervi Hafız Esad'ın adına kayıtlıydı

Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)

Suriye'nin eski Devlet Başkan Yardımcısı Abdülhalim Haddam'ın anılarında para ve iktidar ilişkilerine ilişkin en dikkat çekici anlatımlardan biri, dönemin Suriye devlet rezervinin, kitapta yer alan bilgilere göre 12 milyar dolar tutarında olmasına rağmen devlet kurumlarının adına değil, eski Devlet Başkanı Hafız Esad'ın şahsi adına kayıtlı olduğu yönünde.

Haddam'ın kaleme aldığı, Al Majalla (Mecelle) Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Hamidi tarafından yayına hazırlanan ve Suudi Araştırma ve Medya Grubu'na (SRMG) bağlı Raf Yayınevi tarafından eylül ayı başında yayımlanacak anılarında şu ifadeler yer alıyor:

“Hiç kimsenin, bu büyüklükteki bir meblağın devlet başkanının şahsi adına yatırılmasını düşünmesi mümkün değildi. Bu, onun değil, Suriye devletinin parasıydı.”

Haddam'ın anlatımına göre mesele bununla sınırlı kalmadı ve yurtdışında Esad'ın adına açılmış hesaptan bir miktar paranın çekildiğini bildiren belgenin cumhurbaşkanına ulaşmasıyla bir iç krize dönüştü.

grthyju
Kitabın kapağı

Hafız Esad duruma şaşırarak bankadan para transfer talimatının kendisine gönderilmesini istedi. Birkaç gün sonra talimatın bir kopyası ulaştı. İmzanın incelenmesi üzerine belgenin sahte olduğu ortaya çıktı. Bankaya, 65 milyon doların hangi hesaba aktarıldığı sorulduğunda, paranın dönemin Başbakanı Mahmud Zubi'ye ait bir hesaba gönderildiği belirlendi.

Haddam, Hafız Esad'ın öfkelendiğini ve güvenlik teşkilatlarından birinin başkanından Zubi'yi çağırmasını ve parayı geri vermemesi halinde idam edileceği konusunda kendisini uyarmasını istediğini anlatıyor. Para da bunun üzerine bankaya geri yatırıldı.

Anılarda bu olay, Zubi'nin siyasi kariyeri ve görev süresiyle bağlantılı olarak ele alınıyor. Zubi, Kasım 1987'den Mart 2000'e kadar başbakanlık görevinde kalmış ve 1918'de kurulan Suriye devletinden bu yana en uzun süre görev yapan başbakan olmuştu.

cs
Hafız Esad ve yanında merhum Başbakan Mahmud Zubi (AFP)

Haddam, Zubi hakkında sert bir portre çizerek onun sadece yolsuzluğun kolaylaştırılmasına değil, bizzat uygulanmasına da sürüklendiğini belirtiyor. Zubi'nin, güven ilişkilerini Basil Esad ve Muhammed Mahluf'un çevresine kadar genişlettiğini anlatan Haddam, kendisinin ise 1989'dan itibaren Hafız Esad'ın önünde yolsuzluk dosyalarını gündeme getirdiğini söylüyor. Ancak Esad'ın buna, “Bu bilgileri nereden getiriyorsun? Gerçek, söylediğinden farklı” şeklinde yanıt verdiğini aktarıyor.

Haddam, Zubi'nin sonunu da içeriden anlatıyor. Mayıs 2000'in ortalarında, ölüm belirtilerinin belirginleştiği Hafız Esad, iktidardaki Baas Partisi liderliğinin bazı üyelerini evine çağırdı ve onlara, “Mahmud Zubi bana ihanet etti. Onu soruşturun ve hesap sorun” dedi. Ancak suçlamanın ne olduğunu açıklamadı.

Zubi partiden ihraç edildi ve hakkında soruşturma açılmasına karar verildi. Karar kendisine bildirildiğinde, “Ben ne yaptım?” diye tekrarlamaya başladı. Ardından Haddam'a, “Beni soruşturmaya çağırırlarsa intihar ederim” dedi.

24 Mayıs 2000'de Şam Emniyet Müdürü, iki subayla birlikte Zubi'yi soruşturmaya götürmek üzere evine geldi. Zubi, evinin ikinci katına çıktı ve başına ateş ederek intihar etti.

Haddam, sahtecilik olayı ve devlet rezervine ilişkin bilgiyi intiharın ardından “kısa süre içinde” öğrendiğini yazıyor.

Anılarda Zubi dönemine ilişkin başka dosyalara da yer veriliyor. Bunların başında, 1990'ların başında Airbus uçaklarının satın alınmasına ilişkin sözleşme geliyor.

Haddam'ın aktardığına göre başbakanın başkanlığında bir komite kuruldu. Ancak Ulaştırma Bakanı, Fransız şirketiyle komisyon almak amacıyla temasa geçmesinin ardından komiteden çıkarıldı. Hükümet, belgelenmiş itirazlara rağmen sözleşmeyi onayladı. Bunun, Zubi'nin hükümet üyelerine cumhurbaşkanının sözleşmeye onay verdiği izlenimini vermesinin ardından gerçekleştiği belirtiliyor.

dbrfgb
Hafız Esad ve solunda Abdülhalim Haddam, 1999 (Getty)

Haddam, Zubi'nin intiharından birkaç gün sonra Başbakan Yardımcısı Selim Yasin ile Ulaştırma Bakanı Müfid Abdülkerim'in gözaltına alınmasını ise dikkat çekici bir çelişki olarak kaydediyor. Söz konusu iki isim, Airbus sözleşmesine itiraz etmişti. Haddam'a göre, haksız yere gözaltına alınan Yasin ve Abdülkerim, 15'er yıl hapis cezasına ve uçakların değerini aşan bir para cezasına çarptırıldı.

Haddam aynı bağlamda, dönemin Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin, cumhurbaşkanının onayıyla görevlendirdiği uzmanların hazırladığı bir ekonomik reform çalışmasından da söz ediyor. Üç milyon dolara mal olan çalışmayı, hükümet ve parti liderliği üyeleri arasında “kendisinden başka hiç kimsenin okumadığını” belirtiyor.

Söz konusu banka belgelerinin bağımsız olarak doğrulanması mümkün olmadı. Dolayısıyla olayla ilgili anlatım, sahibinin sorumluluğunda bulunuyor. Olayın ayrıntıları, Zubi'nin başbakanlığı dönemindeki gelişmeler ve bu döneme eşlik eden yolsuzluk dosyaları, kitabın “Mahmud Zubi'nin intiharı” başlıklı bölümünde yer alıyor.