Mısır'ın ‘Ortak Arap Savunması’ kapsamında Somali'ye müdahalesinin sınırları neler?

Sisi, Addis Ababa'yı Mogadişu'nun egemenliğinden taviz vermemesi konusunda uyardı.

Somali ve Mısır cumhurbaşkanları Kahire'de gerçekleşen görüşmede. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Somali ve Mısır cumhurbaşkanları Kahire'de gerçekleşen görüşmede. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır'ın ‘Ortak Arap Savunması’ kapsamında Somali'ye müdahalesinin sınırları neler?

Somali ve Mısır cumhurbaşkanları Kahire'de gerçekleşen görüşmede. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Somali ve Mısır cumhurbaşkanları Kahire'de gerçekleşen görüşmede. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin Somali'ye destekten bahsederken Ortak Arap Savunma Anlaşması’na değinmesi, 70 yıl önce imzalanan ve 1973 Ekim Savaşı'ndan bu yana kullanılmayan anlaşmayı hatırlattı. Gözlemcilere göre, bu anlaşmadan bahsedilmesi, çeşitli çağrışımlar ve mesajlar taşıyor.

Sisi, Somalili mevkidaşı Hasan Şeyh Mahmud ile Kahire'de pazar günü yaptığı görüşmenin ardından düzenlediği basın toplantısında, “Mısır'ın, Somali devletine yönelik herhangi bir tehdide izin vermeyeceğini” söyledi. Sisi, “Somali, Arap Birliği'ne üye bir devlet. Birlik tüzüğü uyarınca, kendisine yönelik herhangi bir tehdide karşı ortak savunma haklarına sahip” ifadelerini kullandı.

Mısır'ın tutumu, Kahire'nin, Etiyopya hükümetinin bu ayın başında Somaliland ile imzaladığı mutabakat zaptını reddetmesini vurgulayan önceki pozisyonların devamı niteliğindeydi. Söz konusu mutabakat zaptına göre, Addis Ababa, Somaliland'ın bağımsızlığının resmi olarak tanınması karşılığında, Kızıldeniz kıyısındaki Berbera Limanı’ndaki 20 kilometrelik kıyı şeridini Etiyopya deniz kuvvetlerinin burada konuşlandırılması için 50 yıl süreyle kullanma hakkı elde ediyor. Uluslararası alanda türünün ilk örneği olacak bu anlaşmayla Etiyopya Havayolları'nın hisselerinin de yüzde 20'si Somaliland’e verilecek.

Ortak Arap Savunma Anlaşması hakkındaki söylemlerin yeniden canlandırılması, özellikle anlaşmanın 74 yıl önce imzalanmasından bu yana birçok soruyu gündeme getirdi. Söz konusu anlaşma, 1950 yılında Mısır'ın başkentinde 7 Arap ülkesi (Mısır, Suudi Arabistan, Ürdün, Suriye, Irak, Lübnan ve Yemen) tarafından imzalandı. Anlaşmaya 1974'te Somali Cumhuriyeti de dahil oldu. Arap ülkelerinin geri kalanı sonraki yıllarda art arda katılmaya devam etti.

Meşru müdafaa hakkı

Anlaşma 13 madde içeriyor ve protokolü imzalayan herhangi bir devlete yönelik herhangi bir saldırının, diğer eyaletlere yönelik bir saldırı olarak değerlendirileceğini belirtiyor. Yani anlaşmayı imzalayan ülkelerden birine yapılan herhangi bir saldırı, anlaşmayı imzalayan diğer ülkelere yapılmış açık bir saldırı olarak değerlendiriliyor.

Anlaşmada ayrıca, kuruluşunun meşru müdafaa hakkı uyarınca (bireysel ve toplu olarak), saldırıya uğrayan devlet veya devletlerin yardımına koşulması, bireysel ve toplu olarak derhal her türlü tedbirin alınması, saldırıyı püskürtmek, güvenlik ve barışı yeniden tesis etmek için silahlı kuvvet kullanmak da dahil olmak üzere eldeki tüm araçların seferber edilmesi taahhüt ediliyor.

Anlaşma, taraf devletlerden herhangi birinin toprak bütünlüğü, bağımsızlığı veya güvenliği tehdit edildiğinde, taraf devletlerden herhangi birinin talebi üzerine kendi aralarında istişarede bulunmalarına izin veren bir hüküm içeriyor. Buna göre, yakın bir savaş tehlikesi veya ani ve korkulan bir uluslararası durumun ortaya çıkması halinde imzacı devletler, durumun gerektirdiği önleyici ve savunma tedbirlerini almak için planlarını ve çabalarını derhal birleştiriyorlar.

Anlaşmanın sonuçlanmasının ardından, anlaşmanın hükümlerinin Arap Birliği çatısı altında etkinleştirilmesi için çalışacak iki kuruluş kuruldu. Bunlardan biri, üçte iki çoğunlukla alınan kararların tüm üyeler açısından bağlayıcı olduğu Ortak Savunma Konseyi. Diğeri ise 1980 yılında Ekonomik ve Sosyal Konsey olarak yeniden adlandırılan Ekonomik Konsey.

Askeri danışma organı

Anlaşmanın askeri ekinde, anlaşmanın beşinci maddesinde öngörülen daimî askeri komiteyi denetlemek üzere, taraf devletlerin ordularının genelkurmay başkanlarından bir askeri danışma organının oluşturulması da öngörülüyor.

Anlaşmanın beşinci maddesinde öngörülen Daimî Askeri Komite, bir veya daha fazla taraf devlete veya kuvvetlerine karşı meydana gelebilecek her türlü tehlike veya silahlı saldırıya karşı askeri planların hazırlanmasından sorumlu. Bu planlar, Ortak Savunma Konseyi'nin belirlediği esaslara göre hazırlanıyor.

Arap Birliği'nin resmi internet sitesinde, birlikte çalışan kuruluşlar arasında Ortak Savunma Konseyi’ne herhangi bir atıf yapılmaması dikkat çekiyor. Tarihi bir belge olarak Arap Birliği’nin çalışma tüzüğü çerçevesi dışında Ortak Arap Savunma Anlaşması’ndan söz edilmiyor. Siteye göre, bu tüzüğün son güncellemesi 2013 yılında yapılmış.

Arap Birliği'nin internet sitesinde yer alan belgede, anlaşmaya 19 ülkenin (Yemen Krallığı ve 1990 yılında Yemen Arap Cumhuriyeti ile birleşerek Yemen Cumhuriyeti'ni oluşturan Güney Yemen'in adı olan Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti dahil) katıldığı belirtiliyor. Bunlardan sonuncusu ise 1978'de katılan Birleşik Arap Emirlikleri’ydi (BAE).

Anlaşmanın aktif hale gelmesinin, İsrail ile iş birliği yapan ülkelere petrol tedariğinin durdurulması kararına ek olarak, 1973 Ekim Savaşı sırasında Mısır ve Suriye'den gelen Arap kuvvetlerinin teknik teçhizat, kuvvet ve fon gibi çeşitli yollarla katılımıyla gerçekleşmesi dikkat çekicidir.

Ancak İsrail'in 1982'de Lübnan topraklarını işgal etmesi sırasında, anlaşmayı imzalayan ülkeler arasında Lübnan olmasına rağmen anlaşma devreye girmedi. 1990 yılında Irak'ın Kuveyt'e yönelik saldırganlığını durdurmak için anlaşmayı kullanma çabaları da başarısızlıkla sonuçlandı ve Kuveyt'in özgürleştirilmesi süreci, ABD liderliğindeki uluslararası koalisyon çatısı altında yürütüldü.

Ortak Arap Gücü

2015 yılı, anlaşmayla ilgili yeni bir gelişmeyi de beraberinde getirdi. Zira o yıl Ortak Arap Gücü oluşturulmasına yönelik bir protokol oluşturuldu. Arap Birliği, o yılın 29 Mart'ında zirve düzeyinde, Arap Birliği Tüzüğü ve Ortak Arap Savunma Anlaşması ve birlik içindeki ekonomik iş birliği de dahil olmak üzere ilgili Arap belgeleriyle uyumlu olarak Arap ulusal güvenliğini korumak için Ortak Arap Gücü kurulması konusunda anlaşmaya vardı. Değişikliğin üçüncü maddesi, ortak Arap kuvvetlerinin görevlerini belirliyordu. Bu görevler içinde “Savunma Konseyi tarafından kararlaştırılan diğer görevlere ek olarak, yardım operasyonlarının ve insani yardımın güvence altına alınmasına katılım, silahlı çatışmaların çıkmasından kaynaklanan acil durumlarda veya doğal afetlerde sivilleri korumak ve zorluklarla yüzleşmek, terör tehditleri, kara, deniz ve hava taşımacılığı ile arama kurtarma operasyonlarının korunması ve güvenliğinin sağlanması” yer alıyordu. Ancak söz konusu kuvvet, kuruluşundan bu yana faaliyete geçirilmedi.

Ulusal güvenliğe tehdit

Mısır Temsilciler Meclisi'nin Savunma ve Ulusal Güvenlik Komitesi Başkanı Tümgeneral Ahmed el-Avadi, Mısır Cumhurbaşkanı'nın Ortak Arap Savunma Anlaşması'na atıfta bulunmasını ‘önemli bir gösterge’ olarak görüyor. “Somali'nin egemenliğine yönelik saldırının, sadece Somali’ye değil Arap ulusal güvenliğine yönelik bir tehdit olduğuna” dikkat çeken el-Avadi, “Sisi’nin açıklamaları, bir Arap ülkesi olarak Somali'nin topraklarının birliğini ve bütünlüğünü tehdit eden bir tehlikeye maruz kaldığında anlaşmayı devreye sokma hakkının hatırlatılması anlamına geliyor” dedi.

vrvb
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Somalili mevkidaşı Hasan Şeyh Mahmud'u İttihadiyye Sarayı'nda karşıladı. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

El-Avadi, Şarku'l Avsat'a verdiği demeçte, Etiyopya hükümetinin ayrılıkçı Somaliland bölgesiyle yaptığı anlaşmayı “Mısır ve Arap ulusal güvenliğine ciddi bir tehdit” olarak nitelendirdi. “Mısır'ın güvenliğine zarar verilmesine izin vermeyeceğini” vurgulayan el-Avadi, “Arap Birliği, kolektif eylem çerçevelerinin gerektirdiği şekilde ve Mısır liderliğinin durum değerlendirmesine göre belirlediği araçları kullanarak kendi güvenliğini korumak ve kardeşlerine destek olmak için var gücüyle hareket edecek” dedi.

Mısır, Etiyopya ile Somaliland arasındaki anlaşmayı kınadı ve bu anlaşmayı ‘Somali ulusal egemenliğinin ve uluslararası hukukun ihlali’ olarak nitelendirdi. Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, geçen hafta Arap Birliği Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısında, Etiyopya'nın “bölgesel çevrede kaos tohumlarının kaynağı haline gelen tek taraflı politikalarının” sonuçları konusunda uyarıda bulunmuştu.

Diyalog ve müzakere yok

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud ise dün yaptığı açıklamada, “Etiyopya ile Somaliland arasında yapılan anlaşma konusunda diyalog veya müzakereye yer olmadığını” söyledi. Şeyh Mahmud, Kahire Haber’e verdiği röportajda, “Mısır'la ortaklığımız hiçbir tarafın çıkarlarıyla çelişmiyor” ifadesini kullandı.

Somali hükümeti anlaşmayı şiddetle reddetti. Şeyh Mahmud daha önce anlaşmayı Somali egemenliğinin Addis Ababa tarafından “meşru olmayan bir ihlali” olarak tanımlamış ve “hiç kimsenin Somali topraklarından bir santim bile koparamayacağını” vurgulamıştı. Ayrıca Mogadişu, istişarelerde bulunmak üzere Etiyopya Büyükelçisi’ni geri çağırdı ve Somali Cumhurbaşkanı daha sonra anlaşmayı iptal eden yasayı onayladı.

Etiyopya'ya güçlü mesaj

Mısır Dışişleri Konseyi Genel Sekreteri ve eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Ali el-Hafni, Sisi'nin Etiyopya'nın Somaliland ile imzaladığı anlaşmaya ilişkin ifade ettiği tutumunu “kararlı ve caydırıcı” olarak nitelendirdi. Bu açıklamaları “Etiyopya'ya güçlü bir mesaj” ve Somali topraklarını ele geçirme girişiminin kabul edilemezliğine ilişkin açık bir uyarı olarak değerlendirdi. El-Hafni, Somali'nin bir Arap ülkesi olarak Ortak Arap Savunma Anlaşması’na üye ülkelerden destek isteme hakkına sahip olduğunu sözlerine ekledi.

El-Hafni, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Mısır'ın rolünün ister ikili düzeyde, ister kolektif Arap, Afrika ve İslami işbirliği çerçevesinde Somali'ye birçok açıdan destek sağlayabileceğini ifade etti. Söz konusu anlaşmanın bir Arap ülkesinin ulusal güvenliğine sızma tehlikesini ve bunun Kızıldeniz ülkelerinin, özellikle de Mısır'ın güvenliğine yönelik oluşturduğu tehdide değindi.

El-Hafni, Somali'nin, Etiyopya tarafından egemenliğinin ihlal edilmesinin ardından mevcut krizde kendisini desteklemek için Mısır'a güvendiğine inanıyor. Zira Somali, Kahire'nin, uluslararası hukuk ilkelerini, uluslararası sözleşme ve normlara saygıyı destekleme konusundaki tutumunun, çevresinin ve özellikle de Afrika kıtasının istikrarı konusundaki kararlılığına güveniyor. El-Hafni ayrıca, Addis Ababa'nın dünyadaki hiçbir ülke veya kuruluş tarafından tanınmayan Somaliland’ı tanımasının, Etiyopya'nın Somali topraklarının ayrılması ve bölünmesine verdiği desteği gösterdiği uyarısında bulundu. Bu, “Afrika Boynuzu bölgesinde, bölgenin güvenliği ve istikrarı üzerinde olumsuz etkilere yol açmadan önce durdurulması gereken ciddi bir ihlal ve gerilimin artması” anlamına geliyor.



Sudan’a uluslararası temsilcilerin akını neyin işareti?

Port Sudan kentinde, geçen pazar günü benzin fiyatlarının büyük ölçüde artmasının ardından bir akaryakıt istasyonunda oluşan yoğunluk (AFP)
Port Sudan kentinde, geçen pazar günü benzin fiyatlarının büyük ölçüde artmasının ardından bir akaryakıt istasyonunda oluşan yoğunluk (AFP)
TT

Sudan’a uluslararası temsilcilerin akını neyin işareti?

Port Sudan kentinde, geçen pazar günü benzin fiyatlarının büyük ölçüde artmasının ardından bir akaryakıt istasyonunda oluşan yoğunluk (AFP)
Port Sudan kentinde, geçen pazar günü benzin fiyatlarının büyük ölçüde artmasının ardından bir akaryakıt istasyonunda oluşan yoğunluk (AFP)

Sudan’ın başkenti Hartum, bu ayın 6’sı ile 12’si arasında peş peşe dört üst düzey uluslararası heyeti ağırlayarak dikkat çekici bir diplomatik hareketliliğe sahne oldu. Söz konusu ziyaretler, savaşın devam ettiği ve ülke içinde siyasi diyalog başlatılması yönünde çabaların sürdüğü bir dönemde, uluslararası ilginin anlamı ve zamanlamasına ilişkin soru işaretlerini beraberinde getirdi.

Ziyaretler kapsamında Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Sudan Özel Temsilcisi Pekka Haavisto başkanlığındaki heyet, Sudan Beşlisi heyeti, İngiltere’nin Sudan Özel Temsilcisi Richard Crowder ve Avrupa Birliği’nin Afrika Boynuzu Özel Temsilcisi Annette Weber Hartum’da temaslarda bulundu.

Bu diplomatik hareketlilik, Sudan dosyasının uluslararası gündemde giderek daha fazla yer bulduğu bir döneme denk geldi. Gündemin başlıca başlıkları arasında ordunun Hızlı Destek Kuvvetleri’yle (HDK) savaşında kimyasal silah kullandığına ilişkin “iddialar” ve ABD’nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne sunduğu, Darfur’a uygulanan silah ambargosunun Sudan’ın tamamını kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören öneri yer alıyor.

hyju
Burhan, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Sudan Özel Temsilcisi Pekka Haavisto’yu kabul ederken (Sudan Egemenlik Konseyi)

Ülke içinde ise Sudanlılar arasında diyalog zemini oluşturmak amacıyla bir komite çalışmalarını sürdürüyor. Ancak bazı siyasi güçler sürece katılmayı reddediyor. Bunların başında eski Başbakan Abdullah Hamduk’un liderliğini yaptığı “Sumud” Sivil Demokratik Devrim Güçleri İttifakı geliyor.

Savaş görüşmelerin merkezinde

Uluslararası temsilcileri Hartum’a gönderen taraflar farklı olsa da savaş ve bunun yol açtığı sonuçlar, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan, Başbakan Kamil İdris ve diğer Sudanlı yetkililerle yapılan görüşmelerin merkezinde yer aldı.

Resmi ve bağımsız medya kuruluşlarının aktardığına göre görüşmelerde insani ateşkes, ateşkesin sağlanması ve sivillerin korunmasının yanı sıra savaşı sona erdirecek ve Sudan krizinin daha kapsamlı bir siyasi çözüme kavuşturulmasının önünü açacak bir siyasi süreç başlatılması ele alındı.

cvfghyjuk
Sudan ordusundan askerler, geçen 17 Ağustos’ta Gadaref kentinde düzenlenen askeri geçit töreninde (AFP)

Eski Sudan Dışişleri Bakanı Ali Yusuf, ziyaretlerin yoğunlaşmasını “önemli” olarak nitelendirdi. Yusuf, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ziyaretlerin savaşı sona erdirmeye yönelik çabaların harekete geçirilmesine katkı sağlayabileceğini söyledi.

Yusuf, askeri yönetimin savaşın son aşamasına yaklaşıldığını düşündüğünü, bununla birlikte askeri sahada bazı gelişmeler beklendiğini belirtti. Uluslararası heyetlerin ise ülkedeki askeri ve siyasi gelişmelere ilişkin kendi değerlendirmelerini taşıdığını ifade etti.

Sudanlı yetkililerin heyetleri ülkedeki son gelişmeler hakkında bilgilendirdiğini belirten Yusuf, diyalog için hazırlık komitesinin çalışmalarına başlamasının, yönetimin yanı sıra bazı siyasi parti ve güçler arasında da ülkenin yönetim yapısı ile gelecek dönemin siyasi haritasını ele alacak bir diyalog yöneliminin bulunduğuna işaret ettiğini söyledi.

Yusuf, yeniden imar ve inşa dosyasının da yerel, bölgesel ve uluslararası hareketliliğin gündemine girmeye başladığına dikkat çekerek bazı ziyaret ve girişimlerin, edindiği bilgilere göre yeniden inşa ve imar dönemine hazırlık kapsamında gerçekleştiğini kaydetti.

Sudan Diyaloğu Komitesi Sözcüsü Osman Mirgani ise ziyaretlerin, Sudan krizine ilişkin faaliyetlerin bir bölümünün ülke içine taşındığına dair olumlu bir gösterge olduğunu söyledi.

Mirgani, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, uluslararası ve bölgesel arabulucuların, Sudanlıların kendi iradesiyle ülke içinde bir çözüm üretilmesine dayanmanın önemini görmeye başladığını belirtti.

Mirgani, “Temsilcilerin Hartum’a akın etmesi, komitenin ülke dışında bulunan siyasi güçleri, içeride düzenlenecek bir diyaloğa katılmaya ikna etme çabalarına yardımcı olabilir” dedi.

Sudan Beşlisi’nin ilk Hartum ziyareti

Birleşmiş Milletler, Afrika Birliği, Arap Birliği, Doğu Afrika Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (İGAD) ve Avrupa Birliği’nden oluşan Sudan Beşlisi heyetinin ziyareti özel önem taşıyor. Bu ziyaret, mekanizmanın Hartum’a gerçekleştirdiği ilk ziyaret olma özelliğini taşıyor.

Söz konusu taraflar, Sudan’daki çatışmadan çıkış yolu bulunmasına yönelik çok sayıda bölgesel ve uluslararası girişimin yürütüldüğü bir ortamda, savaşın sona erdirilmesi ve siyasi uzlaşıya ilişkin dosyalar üzerinde birlikte çalışıyor.

Sudan Beşlisi’nin bu girişimi, Suudi Arabistan, ABD, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden oluşan Dörtlü Mekanizma başta olmak üzere diğer arabuluculuk kanallarının tıkanmasının ardından geldi. Sudan hükümeti, BAE’nin çatışmanın taraflarından biri olduğu suçlamasıyla mekanizmada yer almasına itiraz etmişti.

Ancak Hartum’daki artan uluslararası hareketlilik konusunda tek bir değerlendirme bulunmuyor. Adının açıklanmasını istemeyen eski bir Sudan dışişleri bakanı, temsilcilerin ziyaretlerindeki artışın, 15 Nisan 2023’te savaşın başlamasından önceki diplomatik hareketliliği hatırlattığını söyledi.

d
Burhan, geçtiğimiz günlerde başkent Hartum’da BM heyetiyle görüşmesi sırasında (Sudan Egemenlik Konseyi)

Eski bakan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, o dönemde Sudanlıların uluslararası girişimlerin ülkenin savaşa sürüklenmesini önlemesini beklediğini belirtti. Ayrıca özellikle Avrupa Birliği’nin ordu ile HDK arasındaki gerilimin tırmanmasını önlemede daha büyük bir rol oynayabileceğini düşündüklerini ifade etti.

Eski diplomat, ziyaretler ve görüşmeler konusunda dikkat çekici şüpheler dile getirerek Sudan dosyasına dahil olan ülke ve kuruluşların kendi çıkarları ve gündemleri doğrultusunda hareket ettiğini savundu.

Bazı tarafların HDK’yı yeniden siyasi sahneye çıkarmaya ve iktidar düzenlemelerini savaşın başlamasından önceki döneme döndürmeye çalıştığını ileri süren diplomat, Sudan hükümetine uluslararası temsilcilerle ilişkilerinde dikkatli davranması, diplomatik teamüllere bağlı kalması ve Sudan’ın çıkarlarını gözetmesi çağrısında bulundu.

İGAD yeniden Hartum’da

Diplomatik hareketlilik son ziyaretlerle sınırlı kalmadı. Geçen temmuz ayının sonunda Doğu Afrika Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (İGAD) Genel Sekreteri Workneh Gebeyehu başkanlığındaki heyet Sudan’ı ziyaret etti. Heyet, savaşı sona erdirme çabalarını görüşmek üzere Sudanlı yetkililerle bir araya gelirken örgütün çalışmalarını Hartum’dan yeniden başlatacağı da açıklandı.

Sudan, İGAD’ın 42. Olağanüstü Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ne HDK Komutanı Muhammed Hamdan Dagalo’yu (Hamideti) davet etmesini protesto ederek Ocak 2024’te örgütteki üyeliğini dondurmuştu. Eski Sudan Başbakanı Abdullah Hamduk da Uganda’da düzenlenen ve Hamideti’nin katıldığı zirvede yer almıştı.

İGAD’ın yeniden Hartum’a dönmesi, Sudan Beşlisi’nin ilk ziyaretini gerçekleştirmesi ve BM, İngiliz ve Avrupalı temsilcilerin peş peşe Hartum’da temaslarda bulunması, başkentin yeni bir diplomatik hareketlilik döneminin eşiğinde olduğunu gösteriyor.

Ancak soru hâlâ yanıt bekliyor: Bu hareketlilik, Sudan’da savaşın sona erdirilmesi ve siyasi uzlaşı arayışlarının seyrinde gerçek bir değişime mi işaret ediyor, yoksa çatışmanın çok sayıdaki girişim ve arabuluculuk çabası arasında karmaşık yapısını koruduğu bir ortamda yeni bir girişimden mi ibaret?


BM Güvenlik Konseyi, Husilerin uluslararası deniz trafiğine yönelik artan tehdidine karşı uyarıda bulundu

Yemen açıklarında, Babu’l Mendeb Boğazı’nda demirlemiş bir gemi (AFP)
Yemen açıklarında, Babu’l Mendeb Boğazı’nda demirlemiş bir gemi (AFP)
TT

BM Güvenlik Konseyi, Husilerin uluslararası deniz trafiğine yönelik artan tehdidine karşı uyarıda bulundu

Yemen açıklarında, Babu’l Mendeb Boğazı’nda demirlemiş bir gemi (AFP)
Yemen açıklarında, Babu’l Mendeb Boğazı’nda demirlemiş bir gemi (AFP)

Yemen’de Husilerin tırmandırdığı gerilim, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin acil oturumunda daha geniş bir uluslararası boyuta taşındı. Yemen hükümeti, batı kıyısı ve Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki son gelişmelerin artık ülkenin iç meselesi olmaktan çıktığını, bölgenin güvenliği, deniz ulaşımının serbestliği, enerji tedariki ve küresel ticaret açısından tehdit oluşturduğunu bildirdi.

ABD, İngiltere, Fransa, Danimarka ve Yunanistan’ın tutumları da bu değerlendirmeyle örtüşürken, söz konusu ülkeler Husilerin saldırılarının yanı sıra deniz taşımacılığını, altyapıyı ve sivilleri hedef almasının oluşturduğu tehlikeye dikkat çekti ve gruba verdiği destek nedeniyle İran’ı sorumlu tuttu.

Yemen’in BM Daimî Temsilcisi Abdullah es-Saadi, hükümetin batı kıyısı ve Babu’l Mendeb’teki gelişmeleri sorumluluk ve kararlılıkla takip ettiğini belirtti. Yemen Silahlı Kuvvetleri’nin saflarını yeniden düzenlediğini ve inisiyatifi yeniden ele geçirmek için çalıştığını ifade eden es-Saadi, Husilerin kıyıdaki varlıklarını boğaz ve uluslararası deniz taşımacılığını sürekli tehdit eden bir platforma dönüştürmelerinin önüne geçmeye çalıştıklarını söyledi.

Es-Saadi, gelişmelerin ne kadar ciddi olursa olsun savaşın seyrini veya hükümet ile ulusal güçlerin hedeflerini değiştirmeyeceğini vurguladı. Yemenlilerin yalnızca topraklarını ve karasularını savunmadığını belirten es-Saadi, Babu’l Mendeb’in gemi trafiği, enerji sevkiyatları ve küresel tedarik zincirleri açısından taşıdığı önem nedeniyle verilen mücadelenin ortak bir uluslararası çıkarı da ilgilendirdiğini kaydetti.

dsfrthyj
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Yemen konulu oturumundan (BM)

Bunun artık birkaç kilometrelik sahil şeridinin kontrolüyle ilgili bir mesele olmadığını belirten es-Saadi, asıl sorunun uluslararası toplumun en önemli ticaret ve enerji geçiş güzergâhlarından birinin silahlı bir grubun elinde bir şantaj aracına dönüştürülmesini kabul edip etmeyeceği olduğunu söyledi. Yemen hükümetinin değerlendirmesine göre Husilerin Yemen içinde gerçekleştirdiği saldırılar ile Suudi Arabistan’ı, sivil tesisleri, enerji kaynaklarını ve deniz geçiş güzergâhlarını hedef almasının, ülkenin sınırlarını aşan tek bir tehdidin parçaları olduğunu ifade etti.

ABD ve İngiltere’nin desteği

ABD’nin tutumu da Yemen’in uyarılarıyla örtüşürken Washington, Yemen hükümetine desteğini teyit etti ve İran’ı Husilere silah, eğitim ve finansman desteği sağlamayı sürdürmekle sorumlu tuttu. ABD’nin BM temsilcisi, Husilerin saldırılarının Yemen halkının yaşadığı sıkıntıları artırdığını ve limanların hedef alınması nedeniyle milyonlarca dolarlık ekonomik kayba yol açtığını belirterek İran’dan Husilere verdiği desteği kesmesini istedi.

ABD ayrıca BM Güvenlik Konseyi’nin 2140 ve 2216 sayılı kararlarının uygulanmasına ve Husilere yönelik her türlü destek ile eğitim faaliyetlerinin durdurulmasına desteğini yineledi. Washington, İran’ın söz konusu kararlarla bağlantılı silah ambargosunu ve yaptırım rejimini ihlal ettiğini belirtti.

vfghy
Taiz’in batısında Husilerle yaşanan önceki çatışmalar sırasında bir Yemen ordusu askeri (AFP)

Daha kapsamlı bir açıklamada İngiltere, yaşanan gelişmelerden tamamen Husileri sorumlu tuttu. Londra, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını, Yemen içindeki operasyonlarını tırmandırmasını, uluslararası deniz taşımacılığını tehdit etmesini ve bölgesel istikrarı tehlikeye atmasını kınadı. İngiltere’nin BM Daimî Temsilci Yardımcısı Büyükelçi Kate Foster, Husilerin önceki gece Suudi Arabistan’a düzenlediği saldırılarda 13 sivilin yaralandığını, evler ve yerleşim bölgelerinde hasar meydana geldiğini ve ticari hava trafiğinde aksamalara yol açıldığını söyledi.

Foster, Husilerin Yemen’in Kızıldeniz kıyısı ile Babu’l Mendeb çevresindeki kontrolünü güçlendirmeye yönelik girişimlerinin, dünyanın en önemli deniz ulaşım güzergâhlarından birine doğrudan tehdit oluşturduğu uyarısında bulundu. 126 binden fazla kişinin yerinden edildiğine dikkati çeken Foster, bu sayının artmasının beklendiğini ve özellikle kadınlar ile çocukların gıda, sağlık ve korunma ihtiyaçlarının giderek arttığını belirtti.

Londra ayrıca Husilerin alıkoyduğu yardım ve BM çalışanları ile diplomatik misyon personelinin serbest bırakılmasını talep etti. İngiltere, İran’ın Husilere verdiği desteğin sivilleri, komşu ülkeleri ve deniz ulaşımının güvenliğini tehdit eden saldırıların gerçekleştirilmesine olanak sağladığını ve barış ihtimalini zayıflattığını belirterek, BM Güvenlik Konseyi kararlarının uygulanması ve Husilere silah ile askeri destek aktarılmasının engellenmesi çağrısında bulundu.

Avrupa uyarıyor

Aynı bağlamda Fransa, tehdidin uluslararası boyutuna odaklandı. Fransa’nın BM temsilcisi, Husilerin saldırılarının yanı sıra sivilleri ve sivil altyapıyı hedef almasının uluslararası güvenlik ve barış için tehdit oluşturduğunu belirterek, Kızıldeniz ve uluslararası boğazlarda deniz ulaşımının serbestliğinin güvence altına alınması gerektiğini vurguladı. Fransa’nın Avrupa’nın deniz misyonu ASPIDES operasyonuna desteğini sürdüreceğini belirten temsilci, saldırıların durdurulması ve BM himayesindeki siyasi sürecin devam ettirilmesi çağrısında bulundu.

vf
Sana’da Husi milisleri tarafından düzenlenen bir yürüyüş (AP)

Danimarka, Husilerin sivilleri, altyapıyı ve ticari deniz taşımacılığını hedef alan saldırılarını kınayarak bu saldırıların barış ihtimalini zayıflattığını ve bölgenin istikrarını tehdit ettiğini belirtti. Kopenhag ayrıca İran’ın Husilere verdiği desteği de kınadı. Yunanistan ise Yemen hükümeti ve Suudi Arabistan’la dayanışma içinde olduğunu ifade ederek, Hürmüz Boğazı’ndaki krizle eş zamanlı olarak Yemen’deki gelişmelerin deniz ulaşımının güvenliği, ticaret ve küresel refah üzerindeki etkileri konusunda uyarıda bulundu. Atina, yeni yerinden edilme dalgalarına ilişkin endişesini de dile getirdi.

Bu çerçevede, Afrika Grubu adına konuşan Liberya temsilcisi de Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb’in küresel ticaret ve tedarik hatları açısından hayati öneme sahip geçiş güzergâhları olduğunu belirtti. Deniz ulaşımının serbestliğinin hukuki bir ilke olduğunu vurgulayan temsilci, Yemen’in bölgesel güç mücadelesine veya vekâlet savaşına sahne haline getirilmemesi uyarısında bulundu.


Sudan'da altın madeninin çökmesi sonucu en az 60 kişi hayatını kaybetti

Olay, salı günü Batı Kurdufan eyaletinin en-Nuhud kenti yakınlarındaki ez-Zera altın madeninde meydana geldi (Arşiv-Reuters)
Olay, salı günü Batı Kurdufan eyaletinin en-Nuhud kenti yakınlarındaki ez-Zera altın madeninde meydana geldi (Arşiv-Reuters)
TT

Sudan'da altın madeninin çökmesi sonucu en az 60 kişi hayatını kaybetti

Olay, salı günü Batı Kurdufan eyaletinin en-Nuhud kenti yakınlarındaki ez-Zera altın madeninde meydana geldi (Arşiv-Reuters)
Olay, salı günü Batı Kurdufan eyaletinin en-Nuhud kenti yakınlarındaki ez-Zera altın madeninde meydana geldi (Arşiv-Reuters)

Sudan'ın Batı Kurdufan eyaletinde bir altın madeninin çökmesi sonucu en az 60 işçi hayatını kaybetti. Şarku’l Avsatın AFP’den aktardığına göre iki kurtulan, bugün çok sayıda kişinin hâlâ kayıp olduğunu ve enkaz altında hayatını kaybetmiş olabileceklerinden endişe edildiğini söyledi.

Kaza, dün eyaletteki en-Nuhud kenti yakınlarında bulunan ez-Zera altın madeninde meydana geldi. Bu sabah itibarıyla kurtarma ekiplerinin enkazdan 60 kişinin cansız bedenini çıkardığı bildirildi.