İki anlatı arasında Hamas ve Aksa Tufanı!

Hamas’ın yayınladığı belge, hareketin kendi içinde bir akımı mı ifade ediyor?

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla
TT

İki anlatı arasında Hamas ve Aksa Tufanı!

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla

Macid Kiyali

Hamas, 21 Ocak 2024’te ‘Bu Bizim Anlatımız… Aksa Tufanı Neden Gerçekleşti?’ başlıklı bir belge yayınladı. İçerdiği değerlendirmeler ve açıklamalar açısından önemli olan bu belge, bir özeleştiri olarak da görülebilir. Ancak bu belgenin, mevcut koşulların baskısı altında sadece oyalama amaçlı mı olduğu yoksa hareketin siyasi düşüncesindeki gelişim bağlamında mı ortaya konduğu ya da hareket içindeki bir yönelimi mi ifade ettiği belli değil.

Her halükârda ortaya konan bu belge, iki önemli soruyu akıllara getiriyor:

Hamas’ın böyle bir belge yayınlamak için, İsrail’in Gazze’de iki milyondan fazla Filistinliye karşı bir soykırım savaşı yürüttüğü; yüz binden fazla Filistinlinin kurban gittiği, yaralandığı, esir düştüğü ve enkaz altında kaybolduğu ve evleriyle, binalarıyla ve altyapısıyla Gazze şehirlerinin yerle bir olduğu böyle bir yüz günün yaşanmasına gerçekten ihtiyacı var mıydı?

ZSCDEV
Majalla

Hamas’ın Aksa Tufanı operasyonunun hareket noktası bu belge mi yoksa İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın başkomutanı Muhammed ed-Dayf’ın, Gazze’nin çevresindeki İsrail yerleşim birimlerine ve askerî karargâhlarına yönelik saldırının gerçekleştiği 7 Ekim 2023 günü yaptığı konuşma mı? Zira bu iki gelişme arasında geniş bir aralık var.

Neden Aksa Tufanı?

İçerdiği fikirleri uzun uzadıya açıklayan 3 bin 770 kelimelik bu belge şu beş başlıkta toplanmış:

Birinci başlık: Aksa Tufanı Operasyonu Neden Yapıldı?

Bu bölümde Filistin meselesinin gidişatına dair bir sunum yapılarak, Filistin’de Siyonist yerleşimin başlamasına, 1948 yılında yaşanan büyük felakete (Nekbe), 1967 yılında Batı Şeria ile Gazze Şeridi’nin işgal edilmesine, İsrail’in yerleşim politikası izleyerek toprakları ele geçirmesine, ırk temelli ayrımcılığa, kutsalların çiğnenmesine, baskılara, tutuklamalara ve Gazze kuşatmasına değiniliyor.

“Belgede dikkat çeken düşünce, Hamas’ın belgede dört kez geçen Filistin devleti düşüncesini bir hedef ve Filistinlilerin meşru bir hakkı olarak benimsemesidir”

İkinci başlık: İşgal Ordusunun İddialarına ve Yalanlarına Cevap.

Ben, bu belgenin yayınlanma amacının bu bölüm olduğunu düşünüyorum, zira İsrail’in iddialarına karşı bir savunma mahiyetinde.

Üçüncü başlık: Tarafsız Bir Uluslararası Soruşturmaya Doğru.

Bu bölümde ‘çağdaş dünya tarihindeki sömürgeciliğe, yabancı işgaline ve ırkçı ayrımcılığa karşı kurtuluş mücadelelerinin’ bir parçası olarak Filistin meselesinin, küresel kamuoyunda hukuki boyutunun ve adaletinin önemi vurgulanmış.

Dördüncüsü: Dünyaya Bir Hatırlatma: Hamas Kimdir?

Hamas burada kendisini ulusal bir kurtuluş hareketi olarak öne çıkarıyor.

Beşincisi: Gereken Ne?

İsrail’in saldırılarını önlemek için her düzeyde yapılabilecek şeyler sıralanıyor.

Belgenin içeriği özetle bu. Belgede, Hamas’ın ‘sivilleri hedef almaktan kaçındığına’ dair vurguda ‘İsrailli siviller’ kelimesinin 10 defa geçmesi dikkat çekici. Bu ifade, yeni değil. Nitekim Halid Meşal gibi Hamas liderleri bunu defalarca dile getirdi. Ancak bu, İsrail’de sivillerin varlığını reddeden ve İsraillileri sağır bir kitle olarak gören Hamas liderlerinin, kadrolarının ve mensuplarının çoğunluğu arasında bir kültür olarak yerleşmedi. Ki bu, İsrail’in işine geliyor ve bu dış tehdide karşı birlik olmaya dayalı fanatizmini ve ırkçılığını besliyor.

SDFERG
7 Ekim’de Gazze şehrinde İsrail’e ait bir askerî aracın üzerine çıkan Filistinliler (EPA)

Bu bağlamda bilindiği üzere Filistin ulusal hareketi, 1960’lı yılların sonundan itibaren Yahudiler ile Siyonistler arasında ayrım yapıyor ve hareketin rolü, Yahudileri Siyonizm’den kurtarmayı da içeriyor. Bu doğrultuda nehirden denize Filistin’de demokratik devlet düşüncesi de ortaya atıldı. Yani Hamas hareketi, bu seviyeye çok geç geldi. Ama yine de bu, olumlu ve önemli bir sıçrayış. Belgede bu düşünce altı defa zikredilmiş ve “Siyonist projeyle yaşanan çatışma, dinlerinden dolayı Yahudilerle yaşanan bir çatışma değildir. Hamas, Yahudi oldukları için Yahudilerle değil, halkımıza, topraklarımıza ve kutsallarımıza saldırdıkları için işgalci Siyonistlerle çatışıyor” vurgusu yapılmış.

Belgede dikkat çeken bir diğer düşünce, Hamas’ın belgede dört kez dile getirilen Filistin devleti düşüncesini bir hedef ve Filistinlilerin meşru bir hakkı olarak benimsemesidir. Hamas, bu devletin kurulmamasından İsrail’i sorumlu tutuyor ve bunu, Aksa Tufanı operasyonunun gerekçelerinden biri olarak gösteriyor. Bilindiği üzere Hamas, bu düşünceyi 2017 yılında yayınlanan belgesinde ve liderlerinin açıklamalarında da ifade etmişti. Bu, Filistin bölünmesinin nedenlerine ve sürekliliğine dair yerinde bir soruyu da yeniden gündeme getiriyor. Hareket bu bölünmeye gerekçe olarak hep Filistin’in kurtarılması hedefine ve bunu gerçekleştirmenin tek yolu olarak da silahlı mücadeleye bağlılığını gösterdi.

Belgede yeni olan bir diğer şey, Hamas’ın kendisini ‘aşırılıktan uzak duran; hak, adalet ve özgürlük değerlerine inanıp zulme karşı koyan, dinî zorlamayı ve etnik, dinî veya mezhepsel temellere dayanarak herhangi bir insanı baskı altına almayı ya da haklarından mahrum bırakmayı reddeden ılımlı, orta yolcu ve İslami düşünceye sahip ulusal bir kurtuluş hareketi’ olarak tanımlama çabasıdır. Belgede ifade edildiği üzere “uluslararası hukuka, belgelere ve sözleşmelere göre Hamas, meşru hedeflere, amaçlara ve araçlara sahip ulusal bir kurtuluş hareketidir. İşgale karşı direnişte Hamas’ın meşruiyeti, Filistin halkının kendini savunma, özgürlüğünün peşinden gitme, kendi kaderini tayin etme ve işgali sona erdirip vatanına dönme hakkına dayanmaktadır. Ulusal bir direniş hareketi olarak Hamas, mücadelesini ve direnişini, işgal edilmiş Filistin topraklarında, işgalci İsrail’le sınırlamaya gayret etmiştir.”

Muhammed ed-Dayf’ın söylemleriyle aradaki mesafe

Belgenin, Muhammed ed-Dayf’ın söyleminden uzaklaştığını ya da kendisini uzaklaştırdığını söylersek abartmış olmayız.

Muhammed ed-Dayf’ın, “Ey Okyanus’tan Körfez’e, Tanca’dan Cakarta’ya kadar olan Arap ve İslam dünyasındaki ümmetimiz! Ey tüm âlemlerin özgürleri!” diye başladığı konuşma metninde şu ifadeler yer alıyordu:

“Bugün bu günahkâr düşmana zamanının dolduğunu anlatma gününüzdür. ‘Onları yakaladığınız yerde öldürün; sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın’ (Bakara suresi/191). Siz savaşın, melekler de sizinle birlikte savaşacaktır… Allah size olan vaadini yerine getirecek. ‘İnananlara yardım etmek bize düşer’ (Rûm suresi/47).

Ey Batı Şeria’daki gençlerimiz… Bugün Batı Şeria’daki topraklarımızdan bu işgalciyi ve onun yerleşimcilerini temizleme gününüzdür. Elinizdeki tüm imkânlar ve araçlarla yerleşimlere saldırılarınızı düzenleyin.  

Ey Kudüs’teki halkımız… Aksa’nıza destek olmak için ayağa kalkın ve işgal güçleriyle yerleşimcileri Kudüs’ünüzden kovun.

Ey işgal altında bulunan Necef, Celile, Müselles, Yafa, Hayfa, Akka, Lod ve Remle’deki halkımız… Öldürerek, yakarak, yıkarak ve yolları kapatarak gasp eden işgalcilerin ayakları altındaki toprakları ateşe verin.

Ey Lübnan’da, İran’da, Yemen’de, Irak’ta ve Suriye’deki İslami Direniş kardeşlerimiz… Bugün direnişinizin Filistin’deki kardeşlerinizinkiyle buluştuğu gündür. Huzursuzluk çıkarılan ve alimlere ve liderlere suikastlar düzenlenen devir sona erdi. Suriye’de ve Irak’ta neredeyse her gün gerçekleştirilen bombardıman bitti.

Ey Ürdün’de, Lübnan’da, Mısır’da, Cezayir’de, Arap Batısı’nda, Pakistan’da, Malezya’da, Endonezya’da Arap ve İslam dünyasının dört bir yanındaki kardeşlerimiz… Yarın değil, bugün şimdi Filistin’e doğru yürümeye başlayın. Bugün silahı olan herkes silahını çıkarsın; zamanı geldi. Silahı olmayan da satırını, baltasını, çapasını, molotof kokteylini, kamyonunu, buldozerini, arabasını çıkarsın. Bugün tarih en parlak, en güzel, en şerefli sayfalarını açıyor.”

“Muhammed ed-Dayf’ın konuşması, İsrail’i ortadan kaldırma zamanının geldiğini vurguluyordu. 7 Ekim saldırısının ardındaki esas düşünce de buydu.”

Bu söylemden uzaklaşılmış. Çünkü ed-Dayf’ın konuşması öncelikle, İsrail’i ortadan kaldırma anının geldiğini vurguluyordu. 7 Ekim’deki (ordudan orduya) saldırının ardındaki esas düşünce de ‘meydanların birliği’ fikriyle birlikte buydu. İkinci olarak, Filistinlilere ve ‘ümmetlerin’ gerçekliğini derinlemesine okumadan Arap ve İslam ümmetlerine hitap ediyordu. Üçüncü olarak, bu söylem Hamas’ın belgesinde görüldüğü üzere ulusal bir kurtuluş hareketinin söyleminden ziyade İslami bir söyleme benziyordu. Dördüncü olarak da bu konuşma, bir günle sınırlı olan saldırı aşamasında yapılmışken, son belge savunma aşamasında yayınlandı.

Hamas buradan nereye?

Aslında Hamas’ın kendini ifade etme, siyasi bilinç ve uygulama konusundaki bu ikilemi yeni değil. Nitekim kurulduğu günden bu yana bir bölünme yaşıyor: Hamas dinî bir hareket mi yoksa ulusal bir hareket mi? İslami bir hareket mi yoksa siyasi bir hareket mi? Bir otorite mi yoksa ulusal kurtuluş hareketi mi? Bu kimlik karmaşasının yanı sıra, hareketlerine Filistin meselesini mi yoksa İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) hareketinin bir uzantısı olarak dış ilişkilerini ya da Arap Doğusu ülkelerine karşı şüpheli politikalarına rağmen destekleyici bir taraf olan İran’la ilişkilerini mi referans aldığı konusunda da bir ikilem söz konusu.

Bu bağlamda Hamas’ın Gazze’de Filistinlilere karşı temsil ettiği otoritenin türü ve Filistin ulusal süreci çerçevesinde Gazze’ye nasıl yaklaştığına dair bir soru işareti de mevcut: Yani Gazze’yi bir füze fırlatma üssü olarak mı görüyor? Filistin’i kurtarma sorumluluğunu Gazze’ye mi yüklüyor? Gazze’yi Batı Şeria’daki Fetih hareketininkinden daha iyi olması öngörülen bir Filistin devleti modeli haline mi getirmeye çalışıyor? Hamas hareketi, ortaya çıkışından bu yana Filistin ulusal hareketi içinde ve Filistinliler arasında bir darbeye ve ayrışmaya sebep oldu. Mevcut savaştan sonra bu ayrışmanın Filistin, İsrail ve Araplar düzeyindeki etkileri belki de ikiye katlanacak.

SCDF
7 Ekim’de Gazze Şeridi’nden fırlatılan bir füze (EPA)

Genel olarak bu belge, Suriye’deki İhvan-ı Müslimin cemaatinin 2012 yılında yayınladığı belgeye benziyor. ‘Söz ve Sözleşme Vesikası’ başlığını taşıyan bu belge, ‘kurumlara saygı duyulan bir devlette bireylerin ve grupların temel haklarını gözeten sivil bir anayasaya dayalı; yasama, yürütme ve yargı erklerinin ayrılığı ilkesini benimseyen; demokratik, çoğulcu ve istişareci; halkın kendisini temsil edecek ve yönetecek kişileri seçtiği parlamenter cumhuriyetçi bir yönetim biçimine sahip; halkın kendi kendisinin efendisi olduğu; ırkına, dinine, mezhebine ve eğilimlerine bakılmaksızın tüm vatandaşların ve de kadınla erkeğin eşitliğini ve vatandaşlığını esas alan; insan haklarını ve onurunu, eşitliği, düşünce ve ifade özgürlüğünü, fırsat eşitliğini ve sosyal adaleti gözeten modern bir sivil devletin’ kurulmasını benimsiyordu.

“Bu belge Suriye’deki İhvan-ı Müslimin cemaatinin 2012 yılında ‘Söz ve Sözleşme Vesikası’ başlığıyla yayınladığı belgeye benziyor”

Ancak ortaya konan bu belge ne yazık ki kâğıt üzerinde kaldı, unutuldu ve cemaat içerisinde siyasi bir kültüre dönüşmedi. Öznel ve nesnel diğer nedenlerle birlikte Suriyelilerin devrimi boşa gitti veya kaybedildi.

Hamas’ın belgesi önemli olmakla birlikte sorunu şu:

Öncelikle kendisini uzak tuttuğu noktalarda ed-Dayf’ın söylemine açık bir eleştiride bulunmamış.

İkinci olarak, saldırının gerekçeleri ile saldırıdan yüz gün sonra ortaya çıkan sonuç arasında herhangi bir karşılaştırma yapmamış. Yani Hamas, istediğini elde etti mi?

Üçüncü olarak, daha önce (2017) yayınladığı bir belgeyi hatırlatıyor, ama o belge çekmecelerde kaldı ve sadece kamuoyu açısından işlevseldi.

Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.