Philadelphia (Selahaddin) Ekseni neden önemli?

İsrail ordusunun hava saldırıları sonrası Gazze Şeridi'ndeki Bureyc Mülteci Kampı üzerinde yükselen dumanlar (EPA)
İsrail ordusunun hava saldırıları sonrası Gazze Şeridi'ndeki Bureyc Mülteci Kampı üzerinde yükselen dumanlar (EPA)
TT

Philadelphia (Selahaddin) Ekseni neden önemli?

İsrail ordusunun hava saldırıları sonrası Gazze Şeridi'ndeki Bureyc Mülteci Kampı üzerinde yükselen dumanlar (EPA)
İsrail ordusunun hava saldırıları sonrası Gazze Şeridi'ndeki Bureyc Mülteci Kampı üzerinde yükselen dumanlar (EPA)

Mısır'ın Gazze Şeridi sınırına komşu olan Philadelphia (Selahaddin) Ekseni son iki haftadır Mısır ile İsrail arasında gerilimin tırmandığı nokta haline geldi. Mısır'ın ‘İsrail'in sınır ekseninde güvenlik kontrolünü ele geçirme çabalarını’ reddetmesi üzerine Kahire ve Tel Aviv, son günlerde bu konuda ‘sert’ olarak nitelendirilen açıklamalarda bulundu. Mısırlı bir yetkiliye göre, Mısır, İsrail’in bu yönde atacağı herhangi bir adımı ‘Mısır-İsrail ilişkilerine yönelik ciddi risk oluşturacak kırmızı bir çizgi’ olarak değerlendiriyor.

İsrail'in 2005 yılında Gazze Şeridi'nden tek taraflı olarak çekilmesinden bu yana, Philadelphia Ekseni Mısır ile İsrail’in bu kadar gündeminde olmamış, bugünlerde olduğu gibi eksenin kaderi ve yol açabileceği olası yansımaları mercek altına alınmamıştı.

Mısır ile İsrail arasında 1979 yılında imzalanan Camp David Anlaşması kapsamındaki tampon bölgenin bir parçası olan Philadelphia Ekseni, sadece yüzlerce metrelik bir genişliğe ve Akdeniz'den Sina Yarımadası ile Gazze Şeridi arasındaki Filistin topraklarındaki Kerem Şalom Sınır Kapısı’na kadar 14,5 kilometrelik bir uzunluğa sahip.

Mısır ile İsrail arasında 1979 yılında barış anlaşması imzalanması, askeri güçlerin Philadelphia Ekseni çevresinden çekilmesini öngörüyordu. İsrail, 2005 yılının ağustos ayı ortalarında Gazze Şeridi'nden çekilip, Avrupa Birliği'nden (AB) gözlemcilerin nezaretinde sınır bölgeleri ve sınır kapılarını denetleyen Filistin Yönetimi'ne teslim edene kadar bölgeyi kontrol etti.

İsrail ile Mısır arasında 2005 yılının eylül ayında İsrail'in 1979 tarihli barış anlaşmasının güvenlik eki olarak kabul ettiği Philadelphia Anlaşması imzalandı. Genel ilke ve hükümlerine tabi olduğunu belirten ve Mısır ordusunun Gazze Şeridi'ni ayıran sınıra konuşlandırılmasını öngören anlaşmaya göre bölgede; ‘terörle mücadele, sınır ötesi sızma girişimlerini, kaçakçılık faaliyetlerini ve tünelleri tespit etme’ gibi görevleri olan yaklaşık 750 Mısırlı sınır muhafızı konuşlandırıldı.

tyuköı
Gazze'nin kuzeyinden yerinden edilen Filistinliler, Mısır ile Gazze Şeridi'ni ayıran duvarın yakınlarında yürürken (DPA)

Hamas Hareketi, 2007 yılında Gazze Şeridi'nin kontrolünü ele aldı. Dolayısıyla Philadelphia Ekseni de Hamas’ın kontrolüne geçti. Bunun üzerine İsrail, Gazze Şeridi'ne boğucu bir abluka uyguladı. Hamas’ın 7 Ekim'de İsrail’e karşı başlattığı Aksa Tufanı Operasyonu’nun ardından İsrail, Gazze Şeridi'ni dört bir yandan kuşatmaya başladı. Dolayısıyla Philadelphia ekseni, İsrail'in Gazze Şeridi’ni tamamen kuşatma planında hedeflenen en önemli stratejik bölgelerden biri haline geldi.

İsrail gerilimi tırmandırıyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, aralık ayı sonlarında düzenlenen bir basın toplantısında, Philadelphia Ekseni’nin İsrail'in kontrolü altında olması gerektiğini söyledi. Netanyahu’nun açıklamasından bu yana Philadelphia Ekseni büyük bir ilgi görüyor. İsrail güçleri, 13 Aralık'ta direnişçilerin silah kaçakçılığı yapmak amacıyla kullandığı tünelleri yok etme bahanesiyle Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki sınır boyunca ‘olağanüstü saldırılar’ başlattı. İsrail parlamentosu Knesset'in Dış İlişkiler ve Güvenlik Komitesi tarafından kapalı kapılar ardında düzenlenen toplantısı öncesinde Netanyahu’nun açıklamalarını sızdıran İsrail Yayın Kurumu (IBA), İsrail hükümetinin Philadelphia Ekseni’ni kontrol etmeyi planladığını ortaya çıkardı. İsrail ordusu, 23 Aralık’ta Kerem Şalom Sınır Kapısı ile Refah Sınır Kapısı arasındaki sınır bölgesinde kısa bir manevra yaparak bölgede yeniden askeri hareketliliğine başladı, ancak direnişçilerle yaşanan şiddetli çatışmanın ardından geri çekildi. İsrail, o zamandan beri Philadelphia Ekseni’yle ilgili açıklamalarına hız kazandırdı. Hatta Netanyahu, birkaç gün önce Philadelphia Ekseni’nin Hamas Hareketi’ne silah akışının sağlandığı bir ‘açıklık’ olduğunu ve kapatılması gerektiğini söyledi.

 Mısır'ın tepkisi

Mısır, İsrail’in Philadelphia Ekseni’yle ilgili açıklama ve adımlarına Basın Enformasyon Kurumu Başkanı Ziya Raşvan’ın ağzından karşılık verdi. Raşvan, pazartesi akşamı yaptığı açıklamada, Netanyahu’nun sözlerinin ‘yanlış iddialar ve suçlamalar içerdiğini’ söyledi. Raşvan, İsrail'in Philadelphia Ekseni'ni yeniden işgal etmeye yönelik herhangi bir adımının, Mısır-İsrail ilişkileri için ciddi bir risk oluşturacağını vurguladı.

Mısırlı yetkililer, Philadelphia Ekseni’nde İsrail askeri konuşlandırılmasını istemiyorlar. Bununla birlikte Mısır, Gazze Şeridi ile sınırında kaçakçılık faaliyetleri için kullanılan tüm tünelleri yok ettiğini açıkladı. Bu tüneller, 25 Ocak 2011 olaylarının ardından yaşanan güvenlik gelişmeleri sonrasında, Sina Yarımadası’nda faaliyet gösteren ‘terör’ örgütlerinin  silah ve patlayıcılarının kaçak yollardan girişi için kullanılmıştı.

Stratejik önem

Uluslararası İlişkiler Profesörü, Ulusal Orta Doğu Araştırmaları Merkezi Başkan Yardımcısı, Filistin ve İsrail meseleleri konusunda uzman bir isim olan Tarık Fehmi, Mısır'ın, İsrail'in Mısır ile Gazze sınırındaki tampon bölgeyi kontrol etmesiyle ilgili önerisini reddettiğini doğruladı. Mısır ile İsrail arasında bu bağlamda iş birliği olmadığını belirten Fehmi, “Çünkü bu konu bir kısmı askeri ve stratejik olan yasal kontrollere tabidir” dedi.

cd
İsrail bombardımanının ardından Gazze'nin kuzeyindeki binalar yıkıldı (AFP)

Şarku'l Avsat'a değerlendirmelerde bulunan Fehmi, İsrail'in herhangi bir şekilde bu çerçevenin dışına çıkmasının, Mısır'ın kabul etmeyeceği doğrudan ihlallere yol açacağını belirtti. Philadelphia Ekseni’nin Mısır için kırmızı bir çizgi olduğunun altını çizen Fehmi, bu kırmızı çizginin geçilmesine izin verilmeyeceğini vurguladı.

Philadelphia Ekseni’nin Mısır için önemine değinen Fehmi, şunları söyledi:

Özellikle İsrailli aşırı sağcı yetkililerin Filistinlileri yerinden etme projelerini gerçeğe dönüştürme çabaları çerçevesinde Mısır, İsrail’in stratejik açıdan önemli bu sınır bölgesindeki varlığını garanti etmiyor. Ayrıca Mısır, İsrail’in Philadelphia Ekseni’nin güvenlik kontrolünü ele almasını reddediyor. Zira böyle bir adım, Filistinlilerin topraklarındaki kararlılığını desteklemek için kırmaya çalıştığı Gazze Şeridi’ndeki kuşatmanın daha da sıkılaşmasına neden olur.

İsrail televizyonu Kanal 12, 10 Ocak'ta Kahire’nin, Tel Aviv'in Philadelphia Mihver bölgesinin güvenliğinin İsrail tarafından sağlaması yönündeki talebini reddettiğini bildirdi. Wall Street Journal (WSJ) gazetesi, bu ayın başlarında Mısır’ın Philadelphia Ekseni’nde gözetim ve sensör cihazlarının yerleştirilmesi konusunda İsrail ile iş birliğine vardığını yazmış, ancak Kahire bu haberleri yalanlamıştı.

‘Mısır'a karşı bir tür taciz’

Şarku’l Avsat’a konuşan eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Hüseyin Haridi, İsrail'in Philadelphia Ekseni’yle ilgili artan açıklamalarını, ‘Mısır'a karşı bir tür taciz’ olarak nitelendirdi. Barış anlaşmasına rağmen İsrail'in Mısır’ı halen ‘güvenliğine yönelik ilk tehdit’ olarak gördüğünü söyleyen Haridi, “İsrail’in sınır bölgesinin güvenlik kontrolüne ilişkin dozunu giderek artırdığı gerilim, İsrail'in Mısır sınırında doğrudan var olmayı ne kadar istediğinin bir göstergesi” diye konuştu. Haridi, bu gerilimi gerek Filistinlileri desteklemek gerek İsrail'in savaştan sonra Gazze Şeridi'nin geleceğine ilişkin planlarına karşı çıkmak açısından olsun, Mısır'ın rolünü etkisiz hale getirmeye yönelik ‘bir tür baskı’ olarak yorumladı.

Meselenin İsrail içine ve Tel Aviv'in müttefiklerine verilen mesajlarla da ilgili olduğuna dikkat çeken Haridi, savaşın süresinin uzatıldığını ve İsrail’e göre halen ‘tehdit kaynakları’ olduğunu belirtti. İsrail’in bakış açısına göre, tehdide karşı koymak için her türlü önlemin alınmasının mübah olduğunu ifade eden Haridi, bunu ‘İsrail’in Mısır’ı terörize etmeye ve tehdit etmeye yönelik açık bir girişimi’ olarak değerlendirdi. Mısır'ın buna verdiği tepkinin medya üzerinden yapılan basit açıklamalardan ‘daha büyük ve daha güçlü’ olması gerektiği çağrısında bulunan Haridi, aynı zamanda Arap ülkelerinin Mısır'ın tutumunu açıkça desteklemelerine ihtiyaç duyulduğunu, çünkü İsrail'de bu tür tutumların dikkatle izlendiğini ve değerlendirildiğini söyledi.



On ülke Lübnan'daki çatışmaların derhal sona erdirilmesi çağrısında bulundu ve insani krizin kötüleştiği konusunda uyardı

Rubio, ABD Dışişleri Bakanlığı'nda Lübnan ve İsrail büyükelçileri için düzenlenen resepsiyonda konuşma yapıyor (Reuters)
Rubio, ABD Dışişleri Bakanlığı'nda Lübnan ve İsrail büyükelçileri için düzenlenen resepsiyonda konuşma yapıyor (Reuters)
TT

On ülke Lübnan'daki çatışmaların derhal sona erdirilmesi çağrısında bulundu ve insani krizin kötüleştiği konusunda uyardı

Rubio, ABD Dışişleri Bakanlığı'nda Lübnan ve İsrail büyükelçileri için düzenlenen resepsiyonda konuşma yapıyor (Reuters)
Rubio, ABD Dışişleri Bakanlığı'nda Lübnan ve İsrail büyükelçileri için düzenlenen resepsiyonda konuşma yapıyor (Reuters)

Kanada, Birleşik Krallık ve İsviçre de dahil olmak üzere on ülke, kötüleşen insani durum ve yerinden edilme kriziyle ilgili derin endişelerini dile getiren ortak bir bildiriyle, "Lübnan'daki çatışmaların derhal sona erdirilmesi" çağrısında bulundu.

Ülkeler, sivillerin ve sivil altyapının çatışmaların sonuçlarından korunması gerektiğini vurgulayarak, ABD, İsrail ve İran arasında varılan iki haftalık ateşkesi memnuniyetle karşıladılar, ancak "Lübnan'da da silahların susması gerektiğini" vurguladılar.

Bu çağrı, İsrail ve Lübnan temsilcileri arasında Washington'da yapılan ve iki taraf arasında doğrudan müzakerelerin önünü açmayı amaçlayan ilk görüşmenin sonrasında yapıldı.

İsrail ile «Hizbullah» arasındaki çatışma, İran'la süren savaşın arka planında yeniden tırmandı; İsrail, Lübnan hükümetini uzun süredir «devlet içinde devlet» olarak faaliyet gösteren örgütü silahsızlandırmada başarısız olmakla suçluyor.

On ülke ayrıca, insan onurunu korumak, sivillere verilen zararı sınırlamak ve yardımların ulaştırılmasına izin vermek amacıyla uluslararası insani hukuka saygı gösterilmesini talep etti.

Açıklamada şu ifadeler yer aldı: «Birleşmiş Milletler barış gücü askerlerinin ölümüne yol açan ve Güney Lübnan’daki insani yardım çalışanlarının karşı karşıya olduğu riskleri önemli ölçüde artıran eylemleri en şiddetli şekilde kınıyoruz.»

Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Gücü'ne (UNIFIL) göre mart ayı sonlarında Güney Lübnan'da meydana gelen olaylarda 3 barış gücü askeri hayatını kaybetti. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre ilk bulgular, 29 Mart'taki saldırılardan birinin İsrail tankı tarafından gerçekleştirildiğini, 30 Mart'taki saldırının ise “Hizbullah” tarafından yerleştirilen bir patlayıcıyla gerçekleştirildiğini ortaya koydu.

Birleşmiş Milletler, 1978 yılından bu yana sınırda barış gücü birlikleri konuşlandırmaktadır ve bu birliklerin mevcut kadrosu yaklaşık 50 ülkeden gelen 7 bin 500 askerden oluşmaktadır.

Bildiri Avustralya, Brezilya, Kanada, Kolombiya, Endonezya, Japonya, Ürdün, Sierra Leone, İsviçre ve Birleşik Krallık tarafından imzalandı.


İsrail ordusu üç Hizbullah savaşçısını sorguluyor

İsrail-Lübnan sınırına yakın bir askeri araç üzerinde oturan İsrail askeri... Kuzey İsrail, 13 Nisan 2026 (Reuters)
İsrail-Lübnan sınırına yakın bir askeri araç üzerinde oturan İsrail askeri... Kuzey İsrail, 13 Nisan 2026 (Reuters)
TT

İsrail ordusu üç Hizbullah savaşçısını sorguluyor

İsrail-Lübnan sınırına yakın bir askeri araç üzerinde oturan İsrail askeri... Kuzey İsrail, 13 Nisan 2026 (Reuters)
İsrail-Lübnan sınırına yakın bir askeri araç üzerinde oturan İsrail askeri... Kuzey İsrail, 13 Nisan 2026 (Reuters)

İsrail ordusu dün, Lübnan'ın güneyinde yaşanan şiddetli çatışmalar sırasında yakalanan üç Hizbullah savaşçısını sorguladığını duyurdu.

İsrail ordusunun Arap medyası sözcüsü Avichay Adraee, sosyal medyada yaptığı bir paylaşımda, "Dün, Givati ​​Tugayı güçleri, Bint Cubeyl'de Rıdvan Gücü birliğinin bir üyesinin de aralarında bulunduğu bir Hizbullah sabotajcı hücresiyle yakın mesafede çatışmaya girdi" ifadelerini kullandı.

Şöyle devam etti: «Çatışma sonunda üç terörist silahlarını bırakarak güçlere teslim oldu. Ardından, sorgulama için başka bir yere nakledildiler.»

Şarku’l Avsat’ın İsrail ordusundan aktardığına göre, güçleri şu anda Bint Cubeyl kasabasını tamamen kuşatmış durumda; bu durum, Güney Lübnan’da devam eden kara harekatı kapsamında önemli bir ilerlemeyi temsil ediyor.


Menfi, “siyaset sahnesinden dışlanma” korkusuyla Libya’nın çeşitli kesimlerine açılıyor

Menfi, pazar günü kendisiyle bir araya gelen Misrata'nın önde gelen isimleri ve din adamlarını kabul etti (Libya Başkanlık Konseyi)
Menfi, pazar günü kendisiyle bir araya gelen Misrata'nın önde gelen isimleri ve din adamlarını kabul etti (Libya Başkanlık Konseyi)
TT

Menfi, “siyaset sahnesinden dışlanma” korkusuyla Libya’nın çeşitli kesimlerine açılıyor

Menfi, pazar günü kendisiyle bir araya gelen Misrata'nın önde gelen isimleri ve din adamlarını kabul etti (Libya Başkanlık Konseyi)
Menfi, pazar günü kendisiyle bir araya gelen Misrata'nın önde gelen isimleri ve din adamlarını kabul etti (Libya Başkanlık Konseyi)

Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, ABD’nin Başkanlık Konseyi başkanlığının Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Orgeneral Saddam Hafter’e devredilmesi ‘önerisi’ nedeniyle beklenen ‘siyaset sahnesinden dışlanma’ riskine karşı bir önlem niteliğinde görülen bir hamleyle son iki hafta boyunca farklı siyasi ve toplumsal kesimlerle görüşmelerini sıklaştırdı.

Menfi, ABD Başkanı Donald Trump'ın danışmanı Massad Boulos tarafından sunulduğu belirtilen önerinin açıklanmasından bu yana, alışılmadık bir şekilde askeri yetkililer, siyasetçiler ve silahlı grupların liderleriyle görüşmeler yapmaya başladı. Gözlemciler Menfi’nin bu hamlesini, ‘iktidarda kalmasını destekleyecek bir muhalefet cephesi oluşturma çabası’ olarak yorumladı.

Öneriye göre Menfi’nin yerine Saddam Hafter’in geçmesi öngörülürken Abdulhamid ed-Dibeybe, Geçici Ulusal Birlik Hükümeti'nin (UBH) başbakanı olarak kalacak. Ancak bu öneri, Devlet Yüksek Konseyi’nin (DYK) geçtiğimiz hafta düzenlenen toplantısında DYK Başkanı Muhammed Tekale ve üyelerinin çoğunluğu tarafından reddedildi.

Dibeybe ile Menfi arasındaki uçurumun genişlemesi bağlamında, Menfi pazar akşamı Trablus'ta Misrata şehrinin önde gelen isimleri ve din adamlarıyla ‘önemli’ olarak nitelendirilen bir görüşme gerçekleştirdi. Başkanlık Konseyi Başkanlığı Ofisinden yapılan açıklamaya göre toplantıda ‘güncel bir dizi ulusal mesele’ ele alındı.

gfb
Misrata şehrinin önde gelen isimleri ve din adamları, pazar günü Menfi ile bir araya geldi (Libya Başkanlık Konseyi)

Açıklamada, toplantıya katılanların, özellikle yolsuzlukla mücadele ve şeffaflık ile iyi yönetişim ilkelerinin güçlendirilmesi konularında, Menfi’nin çeşitli alanlarda yürüttüğü çabalara tam destek verdiklerini vurguladıkları belirtildi. Açıklamaya göre ayrıca, ‘kurumsal reformlara devam edilmesinin ve hesap verebilirlik ilkelerinin pekiştirilmesi gerektiğini’ vurguladılar.

Dibeybe’nin memleketi olan Misrata, Trablus ve Bingazi'den sonra Libya'nın üçüncü büyük şehri. Şehir, hem Dibeybe’yi destekleyenlerin hem de lideri olduğu UBH’nin görevden alınmasını talep edenler arasında ideoloji ve siyasi eğilimler açısından büyük farklılıklar barındırıyor.

Menfi’nin ofisi, Misrata'nın önde gelen isimlerinden oluşan heyetin, ‘yasal ve anayasal çerçeveler dışında yapılan herhangi bir düzenleme veya mutabakatı kesin olarak reddettiklerini’ aktardı. Bu hamle, ABD’nin Menfi’yi mevcut siyasi sahneden ‘dışlayacağı’ düşünülen önerisine bir gönderme niteliğindeydi. Bu tür uygulamaların istikrar sürecine doğrudan bir tehdit oluşturduğunu ve devlet inşasının temellerini sarsacağını belirten Misratalı heyet, ‘ülkenin birliğini ve kurumlarının korunmasını garanti eden meşru süreçlere sıkı sıkıya bağlı kalınması’ çağrısında bulundu.

Misrata’nın önde gelenleri, ABD'nin önerisine, ‘devletin askerileştirilmesi’ olarak nitelendirdikleri durumdan duydukları endişe ve ‘totaliter yönetimi reddetmeleri’ sebebiyle karşı çıkıyorlar. Bunun yanında dışarıdan dayatılan herhangi bir siyasi süreç veya uzlaşmaya karşı çıkarken, anayasal ve seçim yoluna bağlı kalınıyor.

Batı Libya'dan bir siyasi kaynak, önde gelen isimlerin tutumunu, Saddam Hafter’in Başkanlık Konseyi başkanlığını üstlenmesini reddetmelerine bağlıyor. Çünkü bunu özellikle LUO’nun 2019 yılının nisan ayında başkent Trablus'a düzenlediği saldırının yıldönümünde sivil devletin ihmal edilmesi ve ordunun güçlendirilmesi olarak görüyorlar.

Şarku’l Avsat’a konuşan siyasi kaynak, Dibeybe’nin ‘müttefiklerini, hassasiyetleri önlemek ve muhalifleri ikna etmek amacıyla, yeni Başkanlık Konseyi'nin merkezinin Trablus değil, Bingazi'de olması şartıyla, önerilen görevi üstlenmesi için Saddam'ı kabul etmeye ikna etmeye çalıştığını’ söyledi.

Misrata'nın önde gelenleri, bu haftanın başlarında yayınladıkları bir bildiride, 17 Şubat Devrimi ruhundan ve Libya halkının taleplerinden kaynaklanmayan hiçbir uzlaşmanın meşruiyetini yitirdiğini vurguladılar.

Bildiride referanduma gidilerek halka danışılması, adil parlamento seçimleri yoluyla meşruiyetin yenilenmesi ve ‘geçiş dönemi adaleti temellerine dayanan sivil devlet seçeneğine’ bağlı kalınması gerektiği vurgulandı.

Bildiride ayrıca Misrata'nın ‘halkının fedakarlıklarını küçümseyen veya 17 Şubat Devrimi ilkelerinden ödün veren hiçbir anlaşmanın tarafı olmayacağının’ altı çizildi.

UBH ve Başkanlık Konseyi, Menfi ve yardımcıları Musa el-Koni ile Abdullah el-Lafi'nin önderliğinde, Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde Cenevre'de düzenlenen Libya Diyalog Forumu tarafından seçildikten sonra 5 Şubat 2021'de yürütme iktidarının başına geçti.

Menfi, özellikle Dibeybe’nin muhalifleri olarak görülen siyasetçiler, toplum liderleri, askeri yetkililer ve silahlı grupların komutanlarıyla bir araya geldi. Gözlemciler, Menfi’nin bu hamlesini ‘kendisini iktidardan uzaklaştırıp yerine Hafter'i getirecek öneriye karşı bir muhalefet cephesi oluşturmak’ olarak değerlendirdi.

Sudanlı yetkililerle gerçekleştirdiği görüşmelerle iktidardaki varlığını pekiştiren Menfi, Hindistan Başbakanı Narendra Modi tarafından Hindistan-Afrika Zirvesi'ne katılmak üzere davet edildi.

Menfi’nin ofisinden yapılan açıklamada, Başkanlık Konseyi Başkanı Menfi’nin dün sabah Hindistan Başbakanı Narendra Modi tarafından önümüzdeki mayıs ayı sonlarında başkent Yeni Delhi’de düzenlenmesi planlanan 4. Hindistan-Afrika Forumu Zirvesi’ne katılmak üzere resmi bir davet aldığı açıklandı. Davet, Hindistan’ın Trablus Büyükelçisi Muhammed Hafızurrahman tarafından Libya Başkanlık Konseyi Başkanı’na iletildi.

Menfi’nin ofisinden yapılan açıklamada bu davet, ‘uluslararası platformlarda Libya'nın varlığını güçlendirme ve özellikle Afrika ve Asya'daki uluslararası ortaklarla işbirliği bağlarını pekiştirme, böylece kalkınma çabalarını destekleme ve stratejik ortaklıkların ufkunu genişletme’ olarak değerlendirildi.

Menfi, pazar akşamı başkent Trablus'taki Konsey Başkanlığı merkezinde, Sudan Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim Ahmed ve ona eşlik eden resmi heyeti, Sudan'daki Trablus Büyükelçisi Fevzi Boumriz'in de hazır bulunduğu bir toplantıda kabul etmişti.

ewfd
Libya Başkanlık Konseyi Menfi pazar akşamı, Sudan Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim Ahmed’i kabul etti (Libya Başkanlık Konseyi)

Toplantıda, Libya'daki Sudanlı topluluğun durumu ve Sudan'daki mevcut krizin etkileri altında kalan Sudanlı mültecilerin durumu ele alınırken Sudanlı bakan, Libya devletinin tutumunun yanı sıra Sudanlılara sağladığı insani yardım ve destek için takdirlerini ifade etti.