Yerleşimcilerin Batı Şeria'daki saldırıları etnik temizliğin habercisi

Gazze savaşından sonra saldırıların şiddeti arttı ve tehdit sayısı günde 5'e ulaştı

Yerleşimciler, İsrail ordusunun koruması altında Filistinlilere baskı uyguluyor (AFP)
Yerleşimciler, İsrail ordusunun koruması altında Filistinlilere baskı uyguluyor (AFP)
TT

Yerleşimcilerin Batı Şeria'daki saldırıları etnik temizliğin habercisi

Yerleşimciler, İsrail ordusunun koruması altında Filistinlilere baskı uyguluyor (AFP)
Yerleşimciler, İsrail ordusunun koruması altında Filistinlilere baskı uyguluyor (AFP)

İsrail askerleri, silahların tehdidi altında, 40 yaşındaki Yaser Marzuk ve ailesini, Ramallah şehrinin kuzeydoğusundaki Ramoun köyünün doğusunda yer alan el-Malihat bölgesindeki çadırlarını terk etmeye zorladı.

Eşi ve 5 çocuğuyla birlikte Marzuk, saatlerce soğukta bekletildi, benzeri görülmemiş işkencelere maruz kaldı ve şiddetli askeri tedbirlere tanık oldu.

Hatta aşırı soğuğun ortasında elbiselerini çıkartmak zorunda kaldılar, ardından elleri başlarının üstünde birleştirip yüzüstü şekilde yere yatıp askerlerin tüfeklerinin dipçiklerinin altına beklediler. 

Yaser Marzuk, bölgede çobanlık yaparken zaman zaman sivil kıyafetli olarak gördüğü yerleşimcilerin üniformalı İsrail askerlerini taklit ettiklerine tanık oldu.

Marzuk'a göre bu yerleşimciler, Bedevi topluluklarına, özellikle de kırsal kesimdeki kentsel alanlardan nispeten izole olanlara karşı büyük şiddet ve baskı uyguluyorlar.

Hatta Filistinlilerin topraklarını kontrol altına almak, Filistinlileri yerinden etmek, çiftliklerine saldırmak, mahsullerini ve evlerini yakmak, hayvanlarını öldürmek amacıyla onlara sokağa çıkma yasağı koyarak ve onları terörize ederek, coplarını, bu alanlara saldırmak için serbestçe kullandıkları askeri teçhizatlarla değiştirdiler.

Bu sahne, Batı Şeria'daki Filistinliler için gerçek bir felaketin habercisi.

Yerleşimcilerin ihlalleri ve şiddeti, daha önceki tüm saldırganlık ve kışkırtma yöntemlerini aşarak, kasıtlı öldürme ve sakatlama noktasına ulaştı.

Batı Şeria'nın güneyindeki Beytüllahim'in doğusunda bulunan Arab er-Reşadiye bölgesinde yerleşimciler, drone kullanarak Filistinlilere ait çadırların üzerine kezzap döktüler.

Bu durum, çadırların tamamen yanmasına neden olurken, kadın ve çocuklar çadırdan canlı olarak çıkmayı başardı.  

Batı Şeria'nın merkezinde, Ramallah'ın doğusunda bulunan ve yaklaşık 40 Filistinli aileye ev sahipliği yapan Vadi es-Sig Bedevi topluluğu, geçen yıl 7 Ekim'de Gazze'deki savaş sırasında yerlerinden edilen en önde gelen Bedevi topluluklarından biri olarak kabul ediliyor.

Filistin Bilgi Merkezi Maata'ya göre, geçen yıl yerleşimciler Batı Şeria'daki Filistinlilere karşı 2 binden fazla saldırı düzenledi. Bunların en büyük oranı son 3 ayda gerçekleşti.

Filistin Kurtuluş Örgütü'ne (FKÖ) bağlı Ayrım Duvarı (Utanç Duvarı) ve Yahudi Yerleşim Birimleriyle Mücadele Konseyi'nden alınan veriler, yerleşimcilerin aynı yıl içinde 22 Filistinliyi öldürdüğünü gösteriyor.

Verilere göre bunların 10'u savaş sonrasında öldürüldü. İsrail hükümeti, yerleşim yerlerinin ve yerleşimcilerin yürüdüğü yolların güvenliğini korumak için aralarında Hilltop Youth'un (Tepenin Gençleri) da bulunduğu yerleşimci çetelerini görevlendirdi.

Bu çeteler ise kontrol noktaları kurarak, Filistinli vatandaşların üzerlerini arayacak kadar ileri gitti. 

Konseyin İzleme ve Dokümantasyon Birimi'ne göre 26 binden fazla yerleşimci ellerine silah alarak özel eğitimden geçti.

Filistin Sağlık Bakanlığı, savaşın başlangıcından bu yana Batı Şeria'daki 15 çoban ve 586'sı çocuk olmak üzere bin 208 kişiyi içeren Bedevi topluluğuna mensup en az 198 Filistinli ailenin evlerinden uzaklaştırıldığını bildirdi.

Etnik temizlik

Gözlemciler, Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir tarafından yürütülen silah dağıtım planının ve Maliye Bakanı Bezalel Smotrich tarafından yürütülen yerleşimlerin etrafına tampon bölge kurma planının, yerleşimcilere, "Filistinli toplulukları idari ve güvenlik açısından İsrail tarafından kontrol edilen bölgelerden uzaklaştırmaya yönelik saldırılarını artırmaları" için kapıyı sonuna kadar açtığına dikkati çekti. 

Filistinliler bu toplulukları, Filistin topraklarındaki geniş alanların, özellikle de Oslo Anlaşmaları'na göre C Bölgesi olarak sınıflandırılan ve yerleşim projelerinin hedefi olan bölgelerdeki geniş alanların koruyucuları olarak görüyor.

Ulusal Kara Savunma ve Yerleşim Direnişi Ofisi tarafından yayınlanan bir rapor, geçen yıl yerinden edilen kişilerin yüzdesinin 2022 yılına kıyasla üç kat arttığını açıkladı.

Rapora göre yerleşim yerlerinde faaliyet gösteren yerleşimci örgütleri, Anata, el-İseviyye ve ez-Zaim kasabalarının topraklarındaki "Doğu Kudüs Kapısı" olarak bilinen noktadan başlayarak Batı Şeria'daki bazı Filistin konut topluluklarında, özellikle de Bedevi ve çoban topluluklarında, savaştan önce yerinden edilme ve etnik temizlik görevlerinden bazılarını şiddet ve terör yoluyla yerine getirdi.

Örgütler, bu yolla Maale Adumim yerleşkesini Kudüs şehri ile birleştirme girişiminde bulundu.

Masafer Yatta'da el-Halil'in güneyindeki kırsal ve tarımsal topluluklara kadar Ramallah ve Eriha şehirleri arasındaki topluluk, Kafr Malik yamaçlarındaki Ayn Samiyye topluluğu, Nablus vilayetindeki Beyt Faurik ve Beyt Dajan kasabalarının uzantısında yer alan Hirbet Tana topluluğu gibi Kuzey Ürdün Vadisi ve Şafa el-Ghor bölgelerindeki çoban toplulukları da dahil, Ölü Deniz'e kadar E bölgesi olarak bilinen bölgede, Jahalin Araplarının yaşadığı topluluklara doğru genişlemeye çalıştı. 

İsrail İnsan Hakları Enformasyon Merkezi B'Tselem, Peace Now (Şimdi Barış) hareketi ve Yeş Din (Kanun Var) örgütü gibi İsrailli insan hakları örgütlerine göre yerleşimciler yıllardır Filistinlilere saldırıyor.

Ancak yerinden edilmeye yönelik şiddet düzeyi, özellikle el-Halil şehrinin güneyinde, sıklık ve yoğunluk açısından benzeri görülmemiş düzeye ulaştı. 

İsrailli insan hakları savunucusu Yehuda Shaul, "Yerleşimcilerin Filistin topraklarına tecavüzleri tehlikeli hale geldi; Filistinlilere evlerindeyken saldırıyorlar, onları arıyorlar, onları yakıyorlar, su depolarını parçalıyorlar, insanları darp ediyorlar, kadın ve çocukları tehdit ediyorlar. İsrail ordusunun ve polisinin yokluğu ve sessizliği karşısında, şiddet eylemlerini hızlandırmak için savaşı istismar eden yerleşimcilerden kaynaklı korku ve panik nedeniyle eşyalarını toplayan koskoca topluluklar var" dedi. 

Yoğun saldırılar

Gazze Şeridi'ndeki savaş sırasında artan tehlikeler, Beytüllahim'dahi Kaisan yakınında yer alan Tafgu ve Hallet el-Hamra çölü, Vadi es-Sig, Dahr el-Cebel bölgesindeki Mleihat topluluğu, Hirbet et-Taybeh, er-Rudaim, Hirbet Zanuta, Anizan, el-Halil'in güneyindeki el-Kanub, Kudüs'teki Hizma çölü ve Nablus'un doğusundaki Hirbet Tana sakinlerini tamamen tahliyeye zorladı.

Ayrıca Ayn Şibli'nin güneyindeki ve Hirbet Samra bölgesindeki topluluklar, kuzey Ürdün Vadisi'ndeki Nabea el-Gazal ve Hirbet Tal el-Himma topluluğu ve Ramallah'taki Bedevi Cibas toplulukları kısmi yer değiştirmeye maruz kaldı.

Ayrım Duvarı (Utanç Duvarı) ve Yahudi Yerleşim Birimleriyle Mücadele Konseyi raporu, Güney el-Halil Tepeleri'ndeki ve Ürdün Vadisi bölgesindeki diğer 25 topluluğun yerleşimciler ve saldırıları karşısında hâlâ dayanıklı olduklarını ortaya koydu.

Birleşmiş Milletler (BM) raporlarına göre yerleşimcilerin Batı Şeria'daki Filistinlilere yönelik saldırıları, 7 Ekim'deki savaştan sonra önemli ölçüde arttı ve günde ortalama 5 saldırıya ulaştı.

İsrailli insan hakları örgütü B'Tselem ise yerleşimciler tarafından son iki yılda gerçekleştirilen toplu saldırıların, Ramallah'ın doğusunda ve el-Halil'in güneyindeki 6 Bedevi topluluğunun Batı Şeria haritasından kalıcı olarak silinmesine yol açtığını belirtti.

Örgüt, İsrail'in bu Bedevi topluluklarını "tanınmayan köyler" olarak sınıflandırmasının, Filistinli sakinleri elektrik, su ve yol ağlarından mahrum bıraktığını, evlerini ve ahırlarını defalarca yıkılmaya açık hale getirdiğini açıkladı.

Örgüt ayrıca, Batı Şeria'daki yerleşimciler tarafından gerçekleştirilen kitlesel saldırıların, İsrail devletinin (ordu ve hükümet) elinde bulunan ve halkını zorla yerinden etmek ve topraklara el koymak için kullandığı bir araç olduğuna dikkat çekti.

Filistin Ulusal Girişim Partisi Başkanı Mustafa Bergusi, "Ordunun koruması ve himayesinde Filistin şehir ve köylerine yönelik saldırılar başlatmak, etnik temizlik fikrinin teorik bir kavram ve plandan somut bir pratik uygulamaya dönüştürülmesinde keskin ve tehlikeli bir geçişi temsil ediyor" dedi.

Bergusi, "Devam eden uluslararası sessizlik ve suç ortaklığı, uluslararası standartlardaki çirkin çifte standart ve Arapların İsrail'in suçlarıyla etkili bir şekilde mücadele edememesi ortasında bu artış, Filistinlilerin karşı karşıya olduğu en büyük zorluklardan biri. Bu zorlukla yüzleşmek, özellikle İsrail'in tüm anlaşmaları reddetmesi ışığında, Filistinlilerin bir çatışma ve artan mücadele aşamasında olduğu gerçeğine dayanan birleşik bir Filistin metodolojik stratejisinin geliştirilmesinde yatmaktadır" ifadelerini kullandı.

Yeni karakol

Yerleşimciler saldırıların sıklığını artırmakla, askeri personel kimliğine bürünmekle, kontrol noktaları kurmakla, Bedevi topluluklarda ve uzak bölgelerde Filistinlileri taciz etmekle, hayvanlarını çalmakla ve ölüm korkusuyla göçe zorlamakla yetinmediler.

Aksine savaş gerekçesiyle rastgele yerleşim karakollarının inşasını yoğunlaştırdılar.

İsrailli sivil toplum hareketi Peace Now, birkaç gün önce yayınladığı yeni bir raporda, Batı Şeria'daki gayri resmi yerleşimlerin ve yerleşimciler için açılan yeni yolların sayısının benzeri görülmemiş bir şekilde arttığını açıkladı.

3 ayı aşkın süredir devam eden Gazze savaşı boyunca yerleşimcilerin dokuz yeni yerleşim karakolu kurduğunu belirten hareket, yerleşimciler tarafından 18 yeni yolun inşasını da rekor düzeyde olarak nitelendirdi.

Örgüt, yerleşimcilerin Gazze'de devam eden savaşı, sahada bir oldu bitti oluşturmak ve ardından Batı Şeria'nın C Bölgesi'nde daha geniş alanları kontrol altına almak için istismar ettiğini söyledi.

Filistin Uygulamalı Araştırmalar Enstitüsü (ARIJ) direktörü Süheyl Haliliyye'ye göre geçen yıl İsrail'in "Batı Şeria ve Kudüs'te 13 milyon metrekareden fazla alana 25 binden fazla yerleşim birimi inşa etme" amaçlı 200'den fazla planı izlendi.

Ulusal Ofis raporu, geçen ekim ayının 7'sinden bu yana İsrailli yetkililerin askeri ve güvenlik amacıyla uzun vadeli ve acil askeri emirler yayınlamayı genişlettiğini doğruladı.

Hatta itiraz süresini 60 günden sadece iki haftaya indirdikten sonra vatandaşları İsrail mahkemelerinde itiraz etme hakkından bile mahrum ettiği kaydedildi.

Geçen yıl İsrail yetkilileri 23'ten fazla askeri el koyma emri çıkardı ve bunun sonucunda Batı Şeria'da binlerce metrelik Filistin toprakları ele geçirildi.

Öte yandan el-Halil'in güneyinde yer alan Masafer Yatta'daki Koruma ve Direnç Komiteleri koordinatörü Fuad el-Amour, yerleşimcilerin müsadere tehdidi altındaki toprakları kontrol etme konusunda Sivil İdare'den önce geldiğini dile getirdi. 

Amour, "Dağların tepelerindeki çok sayıda çadır, yerleşimcilerin savaşı Filistinlilere karşı yerinden edilme ve etnik temizlik için altın bir fırsat olarak kullandıklarını şüpheye yer bırakmayacak şekilde doğruluyor. Böylece çevredeki onlarca dönümlük araziyi silah zoruyla ve kavgayla kontrol altına almayı başardılar" dedi. 

Batı Şeria'da patlama

Yerleşimci şiddeti ve terörizmi kötüleşirken ve aralarında Filistinlilere yönelik zorla yerinden edilme ve etnik temizlik yanılsaması büyürken, bu saldırıların artması ve türü nedeniyle Batı Şeria'daki durumda bir patlama yaşanacağına dair uluslararası uyarılar devam ediyor.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, ABD'li yetkililerin Filistinlilere yönelik şiddeti azaltmak amacıyla Batı Şeria'daki İsrailli yerleşimcilere karşı yeni önlemler almaya hazır olduğunu açıkladı.

Blinken, daha önce ülkesinin Batı Şeria'da sivillere yönelik şiddet eylemlerine karışan kişilere vize kısıtlaması getirdiğini açıklamıştı.

Ayrıca ABD'nin Batı Şeria'da sivillere yönelik şiddet eylemlerine ilişkin, kimin işlediğine bakılmaksızın hesap sormaya devam edeceğini vurgulamıştı.

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, AB'nin Batı Şeria'da Filistinlilere karşı şiddet eylemleri gerçekleştiren Yahudi yerleşimcilere yaptırım uygulama zamanının geldiğini söyledi.

İsrail ordusunun militanlara ve aranan Filistinlilere ev sahipliği yapan Filistin kamplarına ve şehirlerine bir dizi özel operasyon ve günlük baskınlar gerçekleştirmesiyle paralel şekilde gerçekleştirilen yerleşimci saldırıları sonucunda Batı Şeria'daki durumun patlayacağına dair korkular devam ediyor.

Bu bağlamda İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevy ve bazı üst düzey subaylar, Başbakan Binyamin Netanyahu ve savaş bakanlarına Batı Şeria'nın patlamak üzere olduğu yönündeki uyarılarını tekrarladı. 

İsrail merkezli Kanal 12'nin haberine göre askeri düzeyde Batı Şeria'da bir patlama olabileceği konusunda özellikle uyarı yapıldı.

Bu durum, İsrail'in yüksek yoğunlukla uğraşması gereken yeni bir cephe anlamına geliyor.

Askeri kurumdaki üst düzey yetkililer, "İsrail'de ekonomik koşulların bozulması ve işçilerin işe girmesinin engellenmesi, Batı Şeria'da üçüncü ve kapsamlı bir intifadanın patlak vermesi tehdidi taşıyor" dedi.

Bu uyarılar, Filistinlilerin Batı Şeria'da gerçekleştirdiği eylemlerin sayısındaki önemli artışın ve İsrail'in Batı Şeria'nın kuzeyindeki kamplara ve şehirlere yönelik saldırılarını püskürtmek için kullanılan silahların ve yerleştirilen patlayıcıların geliştirilmesinin ardından yapıldı.

Yaklaşık iki hafta önce Batı Şeria'nın kuzeyindeki Nur Şems Mülteci Kampı'nda ev yapımı bir patlayıcının patlatılması, 1 İsrailli kadın askerin ölümü ve çok sayıda askerin de yaralanmasıyla sonuçlandı.

Ayrıca savaşın başladığı 7 Ekim'den bu yana Batı Şeria'da 370 Filistinli öldürüldü, yaklaşık 4 bin 200 Filistinli de yaralandı.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

TT

Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

Yemen Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Dr. Şai Muhsin ez-Zindani, hükümetinin anayasal yeminin üzerinden 24 saat geçmeden ilk hareket sinyalini verdi. Bir sonraki duraklarının Aden olacağını ve bunun yakın zamanda gerçekleşeceğini söyledi.

Dışişleri portföyünü muhafaza etmesini, yarım kalan yapısal düzenlemeleri sonuçlandırma ihtiyacıyla ilişkilendiren Zindani, hükümetin ülke içine taşınmasının sembolik değil, icrai bir gereklilik olduğunu dile getirdi. Aden’de varlık göstermenin, karar alma ve uygulama kapasitesiyle desteklenmesi gerektiğini belirterek, önceliğin kurumsal disiplinin yeniden tesisi olduğunu kaydetti.

Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi (KAFD) içinde yer alan SRMG merkezindeki “Eş-Şark” televizyonu stüdyolarında ekonomik baskının arttığı ve siyasi beklentilerin yükseldiği bir dönemde Şarku’l Avsat Podcast özel açıklamalarda bulunan Zindani, “Bu aşama geniş söylemleri kaldırmaz; kademeli ve güveni yeniden inşa eden bir çalışmaya ihtiyaç var. Kurumsal ritmin istikrara kavuşturulmasının, hedeflerin genişletilmesinden önce geliyor” dedi.

Hükümetin oluşumu ve öncelikleri

Hükümetin oluşum süreci, öncelikleri, ortaklarla ilişkiler ve siyasi sürecin geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Zindani,  yarım asrı aşan kamu hizmeti tecrübesine dair kişisel okumalarını paylaştı.

Hükümetin oluşumunun “salt mesleki kriterlere” dayandığını belirten Zindani, “tercihlerin liyakat, uzmanlık ve tecrübe arasında yapılan karşılaştırmaya göre belirlendiğini, parti dayatmalarından uzak durulduğunu” söyledi. Hükümete özgeçmişler ulaştığını ancak herhangi bir kota talebiyle karşılaşmadıklarını ifade ederek, “Siyasi arka planlardan ziyade dosyaları yönetme kapasitesine odaklandık” dedi.

Açıklanan bakan sayısının fiili portföy sayısını yansıtmadığını kaydeden Zindani, “gerçek bakanlık sayısının yaklaşık 26 olduğunu; devlet bakanlarının ise belirli görevler ve gençlerin sürece katılımını sağlamak amacıyla atandığını” belirtti. Coğrafi ve ulusal dengenin gözetildiğini vurgulayan Zindani, temsilin “kazanç paylaşımı için değil, devletin çeşitliliğini yansıtmak amacıyla” dikkate alındığını söyledi.

Hükümet programının merkezinde vatandaşların yer aldığını ifade eden Zindani “İnsan, hükümetin ilgi odağıdır… Yaşam koşullarının iyileştirilmesi, hizmetlerin geliştirilmesi ve ekonomik toparlanma önceliğimizdir” dedi.

Kurumsal yeniden inşa ve denetimin güçlendirilmesi üzerinde çalıştıklarını belirten Zindani, kurumsal yapının zayıflığının geçmişteki aksaklıkların temel nedeni olduğunu ifade etti. Özellikle elektrik hizmetlerinde Suudi Arabistan’ın desteğiyle nispi bir iyileşme sağlandığını, ancak asıl zorluğun ekonomik reformların sürdürülmesi ve kaynak yönetimi olduğunu kaydetti.

Hesap verebilirlik konusunda ise siyasi kararın birleşmesinin hukukun uygulanması için fırsat sunduğunu belirterek, “Yetki birleştiğinde ödül ve ceza mümkün olur” dedi.

Zindani, hükümetinin oluşumunu yalnızca icrai adımlar çerçevesinde değil, devlet ile toplum arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanması bağlamında değerlendirdi. Olağanüstü koşullarda kurulan hükümetin, günlük dosyaları yönetmenin yanı sıra “düzenli performans, güvenin yeniden tesisi ve kamu görevlerinde liyakat ölçütünün hâkim kılınması yoluyla devlet fikrini toplumsal bilinçte yeniden sabitlemeyi” hedeflediğini söyledi.

Bu yaklaşımın, Yemen krizinin yalnızca siyasi ya da güvenlik boyutuyla sınırlı olmadığını; “vatandaş ile yönetim kurumları arasında süregelen bir güven krizi” içerdiğini ortaya koyduğunu belirten Zindani, kalıcı istikrarın ancak bu güvenin yeniden inşasıyla mümkün olacağını vurguladı.

Ekonomi ve denetim

Ekonomi dosyasında hızlı vaatlerden kaçındığını belirten Zindani, kaynak yönetimi ve önceliklerin yeniden düzenlenmesi diliyle konuşmayı tercih ettiğini söyledi. Toparlanmanın parçalı kararlarla değil, mali yönetimin yeniden yapılandırılması, şeffaflığın güçlendirilmesi ve etkin denetimle mümkün olacağını ifade etti.

Kaynakların disipline edilmesi ve verimli kullanılması, iç güvenin yeniden kazanılması ve dış desteğin çekilmesi için ilk adım olarak görülüyor. Zindani’ye göre mali istikrar, vatandaşların hayatında somut iyileşmenin temelini oluşturuyor.

Hükümetin Aden’e geçişi de bu bağlamda hem pratik hem de ulusal bir gereklilik olarak değerlendiriliyor. Yürütme organının ülke içinde bulunmasının idari bir tercih değil, kararın etkinliği ve sahayla temas kapasitesi için zorunlu bir şart olduğunu belirtti.

İçeriden çalışmanın hükümete toplumun önceliklerini daha iyi anlama ve onlarla etkileşim kurma imkânı sunduğunu kaydeden Zindani, devletin kamusal alandaki varlığının çatışma yıllarında gerilediğini hatırlattı. Riyad’da yemin edilmesini ise dönemin anayasal ve güvenlik koşullarının dayattığı bir durum olarak nitelendirdi; odaklanılması gerekenin sembolik mekân değil, hükümetin icraatı olduğunu söyledi.

Güvenlik ve askeri yapı

Güvenlik alanında temkinli ama gerçekçi bir dil kullanan Zindani, geçmiş yılların birikiminin kısa sürede silinemeyeceğini belirtti. Ancak güvenlik birimleri arasındaki koordinasyonun ve siyasi kararın birleşmesinin sahada nispi bir iyileşme sağladığını ifade etti.

Protestoların geçiş dönemlerinde kamusal hayatın bir parçası olduğunu kabul eden Zindani, bununla birlikte eylemlerin yasal çerçeve içinde kalmasının istikrarın korunması ve toparlanma sürecinin sekteye uğramaması açısından hayati olduğunu vurguladı.

Askeri güçlerin yeniden düzenlenmesine ilişkin olarak ise komuta birliğinin sağlanması ve birliklerin şehir dışına konuşlandırılmasının devlet otoritesinin pekiştirilmesi ve güvenlik-askerî roller arasındaki örtüşmenin azaltılması açısından gerekli olduğunu söyledi.

Geçmiş dönemdeki çoklu sadakat yapısının kurumların işlevselliğini zayıflattığını belirten Zindani, bunun aşılmasının istikrarın yeniden inşası ve hükümetin icra kapasitesinin güçlendirilmesi için temel teşkil ettiğini kaydetti.

Dış politika ve bölgesel ilişkiler

Zindani’nin açıklamaları, siyasi temsilin netliğinin Yemen’in uluslararası konumunu güçlendirmedeki önemine işaret etti. Birleşik karara sahip bir hükümetin diplomatik etkileşimi kolaylaştıracağını ve Yemen’e daha güçlü ve tutarlı bir hukuki temsil sağlayacağını belirtti.

Dışişleri portföyünü muhafaza etmesini, bakanlık ve dış temsilciliklerin yeniden düzenlenmesiyle başlayan reform sürecini tamamlama ihtiyacıyla gerekçelendiren Zindani, diplomatik işleyişin düzenli hâle getirilmesini devlet kurumlarının yeniden inşasının doğal uzantısı olarak gördüğünü söyledi.

Suudi Arabistan ile ilişkileri “geleneksel desteğin ötesine geçen, çok boyutlu bir ortaklık” olarak tanımlayan Zindani, son yıllarda sağlanan desteğin hayati sektörlere yansıdığını ve mevcut aşamada iş birliğinin kalkınma ve ekonomik istikrar alanlarında genişletilmesinin hedeflendiğini belirtti. Bu ortaklığın, bölgesel karmaşıklıklar içinde istikrarın temel dayanaklarından biri olduğunu ifade etti.

Husilere ilişkin olarak ise hükümetin barış sürecine esneklikle yaklaştığını ancak anlaşmalara bağlılık konusunda sorun yaşandığını söyledi. Son askerî ve ekonomik gelişmelerin grubun pozisyonunu zayıflattığını öne süren Zindani, gelecekteki müzakerelerin açık referanslara dayanması gerektiğini vurguladı. Husilere karşı güçlerin birleşmesinin, hızlı bölgesel ve uluslararası değişimler ışığında hükümete daha güçlü ve tutarlı bir müzakere konumu sağladığını belirtti.

Yarım asırlık kamu hizmeti

Mesleki kariyerine değinen Zindani, elli yılı aşkın bir tecrübeye sahip olduğunu; genç yaşta eğitim alanında başlayan kariyerinin diplomatik görevlerle devam ettiğini anlattı.

Yemen’in derin dönüşümler yaşadığını, bunun kurumsal yapının kırılganlığını ortaya çıkardığını ve devlet istikrarını etkilediğini söyledi. Buna rağmen geleceğin geçmişten ders çıkararak okunması gerektiğini belirten Zindani, nihayetinde kalıcı olanın makamlar değil, vatandaşın çıkarı olduğunu vurguladı.

Mevcut aşamadaki iyimserliğin siyasi bir söylem değil, karmaşık koşullar karşısında pratik bir tercih olduğunu ifade eden Zindani, asıl bahsin devlet ile toplum arasındaki güveni yeniden inşa etmek ve bölgesel ile uluslararası ortaklarla ortak çalışmayı güçlendirmek olduğunu söyledi. Bunun, Yemen’i istikrar ve toparlanma rotasına yeniden yerleştirecek bir aşamanın kapısını aralayabileceğini sözlerine ekledi.


Somali Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan önderliğindeki ortaklarımızla, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını geçersiz kılmak için çalışıyoruz

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
TT

Somali Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan önderliğindeki ortaklarımızla, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını geçersiz kılmak için çalışıyoruz

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, ülkesinin İsrail’in Somaliland bölgesini tanıma kararını geçersiz kılmak amacıyla üç siyasi ve hukuki adımdan oluşan bir paket uygulamaya koyduğunu açıkladı. Mahmud, Suudi Arabistan öncülüğündeki ortaklarla yakın koordinasyon içinde olduklarını, bölgesel istikrarın korunması ve Afrika Boynuzu’nun ‘hesaplanmamış bir tırmanıştan’ uzak tutulması için çalıştıklarını söyledi.

Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Mahmud, İsrail’in söz konusu tanıma kararından çıkar sağlayabilecek bölge ülkeleri bulunduğunu, ancak isim vermek istemediğini belirtti. Mahmud, “Belirli bir ülke ya da ülkeleri anmak istemem. Ancak bazı tarafların, bu tanımayı Somali’nin birliği ve bölgenin istikrarı pahasına dar ve kısa vadeli çıkarlar için bir fırsat olarak gördüğü açık” dedi.

Somali’nin egemenliğinin ‘kırmızı çizgi’ olduğunu vurgulayan Mahmud, ülkesinin ulusal birliği ve egemenliği korumak için gerekli tutumu takındığını ifade etti. Mahmud, “Herkese mesajımız net: İsrail’in sorumsuz maceralarına aldanılmamalı” ifadesini kullandı.

Mahmud, Somali ile dayanışmanın önemine dikkat çekerek, bölgeyi ‘sonu olmayan bir kaosa’ sürüklemeyi amaçlayan planlara karşı uyanık olunması çağrısında bulundu. Suudi Arabistan’ı ülkesinin istikrar ve birliğinin desteklenmesinde, yeniden imar ve kalkınma çabalarında ve Kızıldeniz ile hayati deniz geçiş yollarının güvenliğinin sağlanmasında kilit bir stratejik ortak olarak nitelendirdi.

Üç adım

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanımasına ilişkin olarak, hükümetinin attığı adımlara dair açıklamalarda bulundu. Mahmud, “En açık ve kararlı ifadelerle vurguluyorum ki Somaliland’ın bağımsız bir devlet olarak tanınması, Somali Federal Cumhuriyeti’nin egemenliği ve birliğine yönelik açık bir ihlaldir” dedi.

Mahmud, söz konusu tanımanın uluslararası hukuk ilkeleri, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı ve Afrika ülkelerinin sömürge döneminden kalan sınırlarının korunmasını öngören Afrika Birliği (AfB) kararlarına da aykırı olduğunu belirtti. Bu çerçevede Somali’nin bir dizi eş zamanlı adım attığını ve atmaya devam edeceğini ifade etti.

Mahmud, bu kapsamda ilk olarak BM, AfB ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) nezdinde derhal diplomatik girişimlerde bulunulduğunu, söz konusu tanımanın hukuki ve siyasi olarak reddedilmesi için harekete geçildiğini söyledi.

Mahmud, ülkesinin ‘İsrail’in egemenliğe ve ulusal birliğe yönelik açık ihlali’ konusunda BM Güvenlik Konseyi’nde resmi bir oturum talep ettiğini ve söz konusu oturumun gerçekleştirildiğini belirtti. Mahmud, Somali’nin hâlihazırda BM Güvenlik Konseyi üyesi olmasının da katkısıyla bu sürecin önemli bir diplomatik kazanım olduğunu ifade etti.

Somali lideri, AfB, Arap Birliği, İİT, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD) ve Avrupa Birliği (AB) başta olmak üzere uluslararası ortaklardan gelen dayanışma ve kınama mesajları için ‘derin minnettarlık’ duyduklarını dile getirdi.

Mahmud’a göre, İsrail’in Somaliland’ı tanıma kararını geçersiz kılmaya yönelik planın ikinci adımı, Arap, İslam ve Afrika ülkeleri arasında ortak ve koordineli bir tutum oluşturmayı hedefliyor. Mahmud, “Suudi Arabistan’ın Somali’nin birliğine yönelik herhangi bir müdahaleyi açık ve net bir şekilde kınayan ilk ülkelerden olmasını büyük takdirle karşılıyoruz” dedi.

Mahmud, Suudi Arabistan’ın tutumunun, ülkelerin egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygı konusundaki kararlı yaklaşımını yansıttığını belirterek, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun Somali’ye yönelik ‘sabit ve ilkesel destek’ mesajının bu zor dönemde önemli bir anlam taşıdığını ifade etti.

Somali Cumhurbaşkanı, birçok Arap, İslam ve Afrika ülkesinin yanı sıra Latin Amerika ve Asya’dan da çeşitli ülkelerin dayanışma ve kınama mesajları yayımladığını kaydetti. Mahmud, “Saygın gazeteniz aracılığıyla hepsine teşekkür ediyoruz. Somali ulusal hafızası bu tarihi dayanışmayı unutmayacaktır” şeklinde konuştu.

Mahmud’a göre planın üçüncü adımı ise tüm siyasi meselelerin tek ve birleşik Somali devleti çerçevesinde, dış müdahale ve dayatmalardan uzak biçimde ele alınması amacıyla iç ulusal diyaloğun güçlendirilmesini öngörüyor.

Bölgesel ve uluslararası barış

Hasan Şeyh Mahmud, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının bölgesel dengeleri yeniden şekillendirebileceği ve Kızıldeniz ile Afrika Boynuzu’nun güvenliğini tehdit edebileceği yönündeki kaygılarla ilgili olarak, “Bu tanıma, kararlı bir tutumla karşılanmazsa, bölgesel ve uluslararası barış ile güvenliği sarsacak tehlikeli bir emsal oluşturabilir” dedi.

Mahmud, söz konusu adımın yalnızca Afrika Boynuzu’nda değil, Afrika genelinde ve Arap dünyasında da ayrılıkçı eğilimleri teşvik edebileceğini, bunun da bölgesel istikrarı tehdit edeceğini belirtti. Sudan ve Yemen gibi ‘kardeş ülkelerde’ yaşanan gelişmelerin, devletlerin parçalanmasının ve ulusal yapılarının çökmesinin maliyetini açıkça gösterdiğini ifade etti.

Kızıldeniz’in güvenliğine olası etkiler konusunda ise Mahmud, “Küresel bir deniz ticaret hattından ve Arap ulusal güvenliğinin temel unsurlarından söz ediyoruz. Somali kıyılarında yaşanacak herhangi bir siyasi ya da güvenlik gerilimi, doğrudan uluslararası ticaretin ve enerji güvenliğinin güvenliğini etkileyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

Bu etkinin, başta Suudi Arabistan, Mısır, Sudan, Eritre, Yemen ve Ürdün olmak üzere kıyıdaş ülkelerin istikrarına da yansıyacağını belirten Mahmud, Somali’nin birliğinin korunmasının Kızıldeniz’in kolektif güvenliğinin temel dayanaklarından biri olduğunu vurguladı.

Bölgesel hakimiyete giriş

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının ardındaki gerçek amacını ve bu adımın Somali’nin tarihsel ayrılık karşıtı duruşunu nasıl test ettiğini şu cümlelerle açıkladı: “Gördüğümüz üzere amaç, yalnızca siyasi bir tanımanın ötesine geçiyor… Amaç siyasi hedefin ötesine geçiyor; İsrail’in Afrika Boynuzu’nda, Kızıldeniz’e doğrudan yakın bir stratejik üs edinmesini sağlamak ve Babu’l Mendeb Boğazı üzerinde etkili olarak Kızıldeniz’e kıyısı olan tüm ülkelerin ulusal güvenliğini tehdit etmek.”

Bu hamlenin Somali, Arap ve Afrika duruşunun egemenlik ve devlet birliği konusundaki kararlılığını test etmeye yönelik bir girişim olduğunu vurgulayan Mahmud sözlerini şöyle sürdürdü: “Burada açıkça belirtmek isterim ki, Somali’nin ayrılık karşıtı tutumu geçici veya taktiksel bir yaklaşım değildir. Bu, köklü bir ulusal ilke olup, geniş Arap ve Afrika desteğine sahiptir, ön saflarında ise Suudi Arabistan’ın desteği vardır.”

Mahmud, İsrail’in bu tanıma girişiminin Ortadoğu’daki çatışmayı Somali topraklarına taşıma amacı taşıdığını belirterek, “Açıkça söylüyorum, Somali’nin ulusal çıkarları ve bölgesel güvenliği için ülkemizi uluslararası veya bölgesel çatışmaların sahası haline getirmeye izin vermeyeceğiz” ifadesini kullandı.

Somali’nin barış, yeniden inşa ve sürdürülebilir kalkınma hedeflediğini, Ortadoğu’nun krizlerini ithal etmek veya kıyılarını ve bölgesel sularını askerileştirmek istemediğini vurgulayan Mahmud, “Başta Suudi Arabistan olmak üzere ortağımız olan Arap ülkeleri ile sıkı koordinasyon içinde çalışıyoruz; amacımız bölgenin istikrarını korumak ve Afrika Boynuzu’nu herhangi bir kontrolsüz tırmanıştan uzak tutmak” dedi.

cdvfgrth
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (Riyad’daki Somali Büyükelçiliği)

Mahmud, tecrübelerin, devletlerin parçalanmasının istikrar yaratmadığını, aksine ciddi güvenlik boşlukları oluşturduğunu ve etkilerinin yalnızca tek bir ülkeyle sınırlı kalmayıp tüm bölgeyi etkilediğini gösterdiğini vurguladı. “Bu nedenle, İsrail’in boş ve tehlikeli maceralarına kanmamalarını tavsiye ediyoruz” dedi.

Mahmud ayrıca, Arap ülkelerine, özellikle Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan devletlere Somali’nin ulusal güvenlikleri için güney kapısı niteliğinde olduğunu anlamaları çağrısında bulundu. Afrika’daki komşu ülkeleri ise Somali ile dayanışma içinde olmaya ve bölgeyi sonsuz bir kaosa sürüklemeye yönelik planlara karşı dikkatli olmaya çağırdı.

Suudi Arabistan-Somali ilişkileri

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, Suudi Arabistan ile Somali arasındaki ilişkilerin stratejik önemini ve Kızıldeniz’in güvenliğine katkısını vurguladı. Mahmud, “İkili ilişkilerimiz tarihî ve derin köklere sahip stratejik bir ilişkidir; bu ilişki kardeşlik, din ve ortak kader temellerine dayanır. Suudi Arabistan, Somali’nin istikrarını ve birliğini desteklemede, yeniden imar ve kalkınma çabalarında, ayrıca Kızıldeniz ve kritik deniz yollarının güvenliğinin sağlanmasında merkezi bir stratejik ortaktır” ifadelerini kullandı.

Mahmud, Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 stratejisine ve Kral Selman bin Abdulaziz ile Veliaht Prens Muhammed bin Selman liderliğinde elde edilen ekonomik başarılara büyük hayranlık duyduklarını belirtti. “Somali, bu alanlarda Suudi deneyiminden yararlanmayı hedefliyor” dedi.

Mahmud, mevcut şartlar altında Suudi liderliğinin bilgeliği, gücü ve bölgesel ve uluslararası ağırlığı sayesinde Somali’nin yeniden güçlü, birleşik ve onurlu bir şekilde kalkınmasında merkezi bir rol oynayabileceğine inandıklarını söyledi.

Suudi diplomasisinin Somali’ye uluslararası destek ve dayanışmayı sağlamakta kilit bir rol oynayacağını vurgulayan Mahmud, “Somali zorlu dönemlerden geçti, ancak bugün hızla toparlanıyor” şeklinde konuştu.

Mahmud, Somali’nin deneyimlerinden hareketle, günümüzde benzer zorluklarla karşı karşıya olan halklara karşı içten bir dayanışma hissettiklerini ve Suudi Arabistan’ın Yemen, Sudan ve Suriye’deki samimi ve kararlı rolünü takdir ettiklerini belirtti.

Son olarak, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun, Kral Selman bin Abdulaziz başkanlığında, Somali’nin toprak bütünlüğüne yönelik herhangi bir bölünme girişimini reddetme kararını büyük memnuniyetle karşıladıklarını ifade etti.

Mahmud sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Bu tutum, Suudi Arabistan’ın Somali toprak bütünlüğü ve egemenliğine tarihî desteğinin bir uzantısıdır. Suudi liderliğinin açıkça Somali’nin birliğine yönelik girişimleri reddetmesi, ülkelerimiz arasındaki kardeşlik ilişkilerini güçlendiriyor, bölgesel istikrarı pekiştiriyor ve uluslararası topluma devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesinin önemini vurgulayan güçlü bir mesaj gönderiyor.”


Mısır'ın Somali'deki askeri varlığı İsrail'in endişelerini artırıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır'ın Somali'deki askeri varlığı İsrail'in endişelerini artırıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

İsrail basını, İsrail’in Mısır ordusunun Somali ve Afrika Boynuzu'ndaki hareketlerinden duyduğu endişeyi dile getirirken, Mısırlı eski askeri yetkililer, Mısır'ın Somali'deki askeri varlığını ‘meşru ve uluslararası hukuk ve uluslararası sözleşmelere uygun’ olarak değerlendirdi ve bunun bölgede güvenlik ve istikrarın sağlanmasına yardımcı olmayı amaçladığını belirttiler.

İsrail gazetesi Yisrael Hayom, Mısır'ın ordusuna Somali üzerinden İsrail'e yanıt vermesini emrettiğini ve bu konuda onu destekleyen Arap ülkeleri olduğunu yazdı. Gazete, “Afrika Boynuzu'nda güç mücadelesi alevleniyor: Mısır, İsrail'in 'Somaliland'ı tanımasına yanıt veriyor” başlıklı haberinde, bu tanımaya karşı çıkan Kahire'nin, İsrail'in hamlesine yanıt olarak Somali'deki güçlerini yeniden konuşlandırdığını kaydetti. Gazeteye göre buraya yaklaşık 10 bin Mısırlı askerin konuşlandırıldığı tahmin ediliyor.

Ancak, Mısır ordusunun eski kimyasal savaş şefi Tümgeneral Muhammed eş-Şehavi, Mısır askerlerinin ‘dünyanın en büyük sekizinci barış gücü olduğunu ve Somali'deki Mısır güçlerinin Afrika Birliği (AfB) barış güçlerinin komutası altında olduğunu ve Somali'de barışı korumak için çalıştıklarını’ söyledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Şehavi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mısır, Somali'nin stratejik konumu nedeniyle birçok ülke tarafından, özellikle de İsrail tarafından arzulandığının farkında. İsrail, Somali'nin güvenliğini istikrarsızlaştırmak ve Etiyopya'nın Kızıldeniz'e ulaşma ve bir deniz gücü kurma planı gibi belirli planları kabul etmeye zorlamak amacıyla Somaliland bölgesini Somali'den ayrılmak isteyen bir devlet olarak tanıdı. Ayrıca Etiyopya, İsrail'in desteğiyle Sudan'da istikrarın yeniden sağlanmasını engellemek ve çatışmanın devamını sağlamak gibi başka faaliyetlerde de bulunuyor.”

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, İsrail'in ayrılıkçı bölgeyi tanıması ve Kızıldeniz'de bir yer edinme çabaları sonrasında Somali ve Kızıldeniz'in güvenliği konusunda defalarca kez uyardı.

grfbgfr
AfB'nin Somali'deki barış gücü misyonunda Mısır askerleri de yer alıyor (AFP)

İsrail, geçtiğimiz aralık ayında Aden Körfezi ve Kızıldeniz'in güneyine bakan Somaliland bölgesinin bağımsızlığını tanıdı. Etiyopya, bu bölgenin bağımsızlığını tanımak karşılığında bir deniz ve askeri liman elde etmek istiyordu.

Mısırlı ulusal güvenlik uzmanı Tümgeneral Muhammed Abdulvahid, Mısır askerlerinin Somali'deki rolünün Afrika Birliği ve barış gücü çatısı altında güvenlik ve istikrarı sağlamak olduğunu vurgulayarak “Bu nedenle Mısır güçlerinin varlığı, Afrika Birliği ve Somali Devleti'nin talebi üzerine meşrudur. Somali Devleti'nin cumhurbaşkanı kısa süre önce Mısır'ı ziyaret ederek bunu tüm dünyaya teyit etmiştir” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Tümgeneral Abdulvahid, şunları söyledi:

“Bu bakımdan, İsrail'in Somaliland'ı bir devlet olarak tanıyarak ve Somali devletini bölmeye çalışarak yasadışı bir hamleye başvurup uluslararası hukuku hiçe saydığı halde, diğer tarafların Mısır'ın meşru varlığından endişe duyduklarını iddia etmeleri anlaşılabilir değil. Etiyopya'nın Somali'ye yönelik tacizleri ve kendi topraklarında bir Etiyopya deniz üssü kurulmasını kabul etmesi için yaptığı baskı, Addis Ababa tarafından gerçekleştirilen ve İsrail tarafından desteklenen, Sudan'daki Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) milis, teçhizat ve silah sağlamak gibi Afrika Boynuzu bölgesinde genel olarak gerçekleştirilen diğer şüpheli hamleler, İsrail'in bölgeyi istikrarsızlaştırmaya yönelik hamleleri bağlamında değerlendirilmeli.”

Tümgeneral Abdulvahid, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mısır ve AfB, bu gelişmelerin farkındadır ve bu nedenle Mısır'ın buradaki askeri varlığı, tüm bu tehditlere karşı koymak ve uluslararası yasal yükümlülükler ve uluslararası meşruiyet çerçevesinde hareket etmek için.”

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi pazar günü, Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud ile Mısır ziyareti sırasında düzenledikleri ortak basın toplantısında, Somali'deki barış gücü misyonuna, ülkenin güvenliğini, istikrarını ve toprak bütünlüğünü destekleme taahhüdünün bir parçası olarak asker göndermeye devam edeceğini açıkladı. Sisi ve Mahmud, ikili bir toplantı düzenledikten sonra, her iki ülkenin heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, Mısır'ın Somali'nin birliği ve toprak bütünlüğünü destekleyen tutumunu vurgulayan Sisi, ülkenin egemenliğini zedeleyecek veya istikrarını tehdit edecek her türlü önlemi reddetti.

Sisi, düzenlenen ortak asın toplantısında, ‘devletlerin güvenliğini ve egemenliğini tehlikeye atabilecek adımlara’ karşı uyarıda bulunarak, bunları ‘Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'nın ihlali’ olarak nitelendirdi. Mısır, 2024 yılının aralık ayı sonlarında, Somali'deki AfB barış gücü misyonuna asker göndereceğini duyurmuştu. Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, bu kararın ‘Somali hükümetinin talebi ve AfB Barış ve Güvenlik Konseyi'nin (AUSSOM) onayıyla’ alındığını söyledi. AUSSOM, 2024 yılı sonlarında sona eren terörle mücadele misyonunun yerini aldı.