Mısır-Katar arabulucuğunda takas konusunda ilerleme kaydedildi mi?

Biden’ın danışmanı, Kahire ve Doha’da ateşkes çabaları için görüşmelerde bulunuyor.

İsrail bombardımanı Filistin topraklarında yıkıma yol açtı. (AFP)
İsrail bombardımanı Filistin topraklarında yıkıma yol açtı. (AFP)
TT

Mısır-Katar arabulucuğunda takas konusunda ilerleme kaydedildi mi?

İsrail bombardımanı Filistin topraklarında yıkıma yol açtı. (AFP)
İsrail bombardımanı Filistin topraklarında yıkıma yol açtı. (AFP)

ABD Başkanı Joe Biden'ın Ortadoğu İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Brett McGurk, İsrail hükümeti ile Hamas arasındaki tutum farklılıkları nedeniyle arabuluculuk çabalarının tökezlemeyle karşı karşıya olduğu bir dönemde, Gazze Şeridi'ndeki sükunete ilişkin Mısır-Katar arasındaki arabuluculuk çabalarını güllendirmeyi amaçlayan bir adım atarak Mısır'ı ve ardından da Katar'ı ziyaret etti. Şarku'l Avsat'a konuşan gözlemciler, ABD Temsilcisi’nin ziyaretinin ‘takas anlaşması ve Gazze Şeridi'ndeki çatışmaların durdurulması konusunda anlaşmaya varılması konusunda önemli bir ilerleme olasılığını’ düşük buluyor.

Beyaz Saray  Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Koordinatörü John Kirby, Brett McGurk'un Gazze'deki çatışmaların durdurulması ve İsrailli esirlerin serbest bırakılması konusunu görüşmek üzere Kahire'ye gittiğini duyurdu. Kirby, Salı günü yaptığı açıklamada, ABD Başkanı'nın danışmanının ‘Kahire'de olduğunu ve bölgeye başka ziyaretler yapacağını’ belirterek ayrıca ‘yeni bir rehine serbest bırakma anlaşmasına varma olasılığı üzerine görüşmelerin yapıldığını, bunun belirli bir insani ateşkesi gerektirdiğini’ söyledi.

Mısır, Katar ve Washington, geçtiğimiz Kasım ayında, Gazze Şeridi'nde 100'den fazla rehinenin ve yaklaşık 240 Filistinli tutuklunun serbest bırakılmasıyla sonuçlanan bir haftalık ateşkes müzakerelerinde aktif rol oynadı.

McGurk bu Ocak ayının başlarında, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman bin Casim es-Sani ile Doha'da ‘gizlice’ bir araya geldi ve Gazze Şeridi'nde rehin bulunan İsrailli esirlerin serbest bırakılması çabalarını görüştü.

McGurk’un ziyareti, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın ziyaretinin hemen ardından geldi. Bu, geçen 7 Ekim'den bu yana bölgede Gazze Şeridi'nde dört aydır devam eden çatışmaların sona ermesi için yapılan ve sonuca ulaşılamayan görüşmelerin dördüncüsü.

drebth
Gazze Şeridi’nden ayrılan İsrail tankı. (AFP)

Al-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanı ve İsrail İşleri Uzmanı Dr. Said Ukkaşe, ‘McGurk'un Mısır ve Katar ziyaretinin Gazze Şeridi'nde anlaşmaya varılması konusunda bir çözüm getirme olasılığını’ düşük gördüğünü belirtti. Ukkaşe, İsrail’in Gazze’deki büyük kayıpları nedeniyle İsrail kamuoyunun Filistinli gruplara karşı daha sert bir tutum benimseme eğilimine ittiğini ve İsrail’in savaşı sona erdirme anlaşmasına kapalı olduğunu” ifade etti.

Amerikalı danışmanın başarabileceği en fazla şeyin, ‘geçici ateşkese varmak ve yardım miktarını artırmaktan başka bir şey olmayacağını’, belki de ‘çok sayıda sivil kayıplara yol açan hava saldrılarını azaltabileceğini’ öngörürken ancak uzlaşma ve genel bir sakinleşme konusundaki uzun vadeli beklentilerin ‘son derece düşük’ olduğunu vurguladı.

Kudüs Üniversitesi'nde Siyaset Bilimci Prof. Dr. Eymen er-Rakab, önceki öneriye uygun olarak, İsraillilerin savaşı sona erdirmeye yönelik herhangi bir çabaya yanıt verme niyeti ve iradesi olmadığını, önerilebilecek nihai hedefin ‘geçici ateşkes ve işgal güçlerinin geri çekilmesi’ olduğunu vurguladı. Şarku'l Avsat'a, Hamas hareketinin ifade ettiği pozisyonlar ile İsrail hükümetinin ifade ettiği pozisyonlar arasındaki farkın büyük olduğunu belirten Ukkaşe, ‘Hamas’ın ve İsrail hükümetinin sergilediği çekişmeli durumun arabulucuların görevini zorlaştırdığını’ belirtti. Ayrıca, ‘Amerikan temsilcisinin yeni turunun, İsrail poziyonunda  büyük değişikliklere veya sonuıçlara yol açmayacağına inandığını ifade ederek bunun nedeninin, ABD yönetiminin şu an Netenyahu hükümetine karşı gerçek bir baskı uygulama isteğinin olmamasına dayandığını’ söyledi.

Bir ay boyunca ateşkes

Aynı bağlamda üç kaynak Reuters’e şunları aktardı:

İsrail ve Hamas, prensip olarak, esir değişiminin bir aylık ateşkes süreci içinde gerçekleşebileceği konusunda mutabık. Ancak taraflar arasındaki çatışmalar, çatışmanın kalıcı bir şekilde sonlandırılmasına nasıl ulaşılacağı konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle çerçeve planının ilerlemesini engelliyor.

Son haftalarda, Mısır, Katar ve Washington'ın yürüttüğü yoğun arabuluculuk çabaları, düşmanlıkların sona ermesi, Filistinli mahkumların serbest bırakılması, ateşkes ve Gazze'ye daha fazla yardım karşılığında, sivillerden başlayıp askerlere kadar farklı kategorilerdeki İsrailli rehinelerin serbest bırakılmasına yönelik kademeli bir yaklaşıma odaklandı.

Çarşamba günü Reuters, müzakerelere aşina olan önceki kaynaklardan birinin şu sözlerini aktardı:

Mekik diplomasisinin son turu 28 Aralık'ta başladı ve ilk ateşkesin süresiyle ilgili anlaşmazlıkları, Hamas'ın başlangıçta birkaç aylığına ateşkes teklif etmesinden sonra yaklaşık 30 güne indirdi.
Hamas o zamandan bu yana kalıcı bir ateşkes için gelecekteki koşullar üzerinde anlaşmaya varılana kadar planlarda ilerlemeyi reddediyor.

sdvfebrth
Gazze Şeridi'nin merkezindeki el-Bureyc bölgesinde faaliyet gösteren unsurlar.

İki Mısırlı güvenlik kaynağı Reuters'e, Hamas'ı bir ay sürecek ateşkesi ve ardından kalıcı ateşkesi kabul etmeye ikna etme çalışmalarının sürdüğünü bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre Hamas, ilk ateşkesi kabul etmek için anlaşmanın ikinci aşamasının uygulanmasına ilişkin garanti talep etti.

İsrail manevrası

Hamas hareketinin liderlerinden Usame Hamdan ise İsrail'in, Filistinliler tarafından tutulan 100'den fazla kişinin serbest bırakılmasına ilişkin anlaşma kapsamında Gazze Şeridi'ndeki çatışmaların iki ay süreyle durdurulması yönünde arabulucular aracılığıyla teklifte bulunduğunu yalanladı.

Hamdan, çarşamba günü Arap Dünyası Haber Ajansı'na yaptığı açıklamada, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu ‘yalan ve aldatma yapmakla’ suçlayarak, "İşgalden henüz ciddi bir teklif gelmedi" dedi.

ABD merkezli haber sitesi Axios, İsrailli yetkililerin, İsrail'in Mısırlı ve Katarlı arabulucular aracılığıyla İsrailli tutukluların serbest bırakılmasını da içeren çok aşamalı bir anlaşmanın parçası olarak Hamas'a çatışmaları iki ay süreyle durdurma önerisini ilettiğini söylediğini aktardı. Ancak Hamas’ın Beyrut Temsilcisi Hamdan, bu habere ilişkin “Sadece bir İsrail manevrası, başka bir şey değil” dedi. Hamdan açıklamasını şöyle sürdürdü:

İsrail'in ciddi tekliflerinden bahsetmek henüz mümkün değil, zira bizzat İsrailliler de saldırganlığın sürdüğünü, saldırının hedeflerinin devam ettiğini açıkça ve net bir şekilde ifade ediyor.

Diğer yandan İsrail, Hamas'la rehin alınanlar konusunda anlaşmaya varılmasının yakın olduğu yönündeki haberleri yalanlayarak, Gazze'de ‘ateşkes’ konusunda iki partinin pozisyonları arasında farklılık olduğunu kaydetti. İsrailli kaynaklar çarşamba günü İsrail Ordu Radyosu’na, Hamas'la ateşkes konusunda arabulucular aracılığıyla yapılan görüşmelerin durduğunu ve sürecin uzayabileceğini’ söyledi.



İsveç, İran'ın Stockholm Büyükelçiliğinden bir çalışanı sınır dışı etme kararı aldı

İsveç bayrağı (Reuters)
İsveç bayrağı (Reuters)
TT

İsveç, İran'ın Stockholm Büyükelçiliğinden bir çalışanı sınır dışı etme kararı aldı

İsveç bayrağı (Reuters)
İsveç bayrağı (Reuters)

İsveç, bugün (Çarşamba) İran’ın Stockholm Büyükelçisini Dışişleri Bakanlığına çağırdığını ve büyükelçilik çalışanlarından birinin, diplomatik ilişkileri düzenleyen Viyana Sözleşmesi'ne aykırı faaliyetleri nedeniyle sınır dışı edilmesine karar verildiğini açıkladı.

İsveç hükümetinden yapılan açıklamada, kararın söz konusu çalışanın Viyana Sözleşmesi'yle bağdaşmayan faaliyetlerde bulunması nedeniyle alındığı belirtildi.

İsveç Adalet Bakanı Gunnar Strömmer yaptığı açıklamada, İran'ın uzun süredir İsveç'te ve İsveç'e karşı faaliyetler yürüttüğünü bildiklerini belirterek bunların İran rejimine muhalif kişilerin yanı sıra ülkedeki çeşitli Yahudi ve İsrailli çıkarları hedef aldığını söyledi.

Strömmer, söz konusu faaliyetlerin özellikle suç şebekeleri aracılığıyla yürütülmesinden üzüntü duyduğunu ifade etti.


Vance: İran savaşı iki ay içinde ‘tamamen farklı bir aşamaya’ girecek

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance (AP)
TT

Vance: İran savaşı iki ay içinde ‘tamamen farklı bir aşamaya’ girecek

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance (AP)

ABD ile İran arasındaki çatışmalar yedinci ayına girerken ve savaşın Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığı üzerindeki etkileri ağırlaşırken ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, çatışmanın iki ay içinde “tamamen farklı bir aşamaya” gireceğini söyledi. Vance, yeni aşamanın niteliğine ilişkin ise ayrıntı vermedi.

Vance’in açıklamaları, ABD Başkanı Donald Trump’ın daha önce savaşın Kongre ara seçimlerinin “hemen ardından” sona ereceğini söylemesinin ardından geldi. Bu açıklama, çatışmanın kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimleriyle eş zamanlı olarak yeni bir sürece girebileceğine işaret ediyor.

ABD Başkan Yardımcısı Vance, başkanlık uçağı Air Force Two’da New York Post gazetesine verdiği röportajda, Başkan Donald Trump’ın savaşın iki ay içinde farklı bir aşamaya gireceğine ilişkin öngörüsünün doğru olduğunu söyledi. Vance, Trump’ın silahlı kuvvetlerin başkomutanı olarak “çatışmaların ne zaman başlayacağına ve ne zaman sona ereceğine” karar veren kişi olduğunu belirtti.

rgthyujı
Hürmüz Boğazı’nda geçiş için bekleyen demirli bir yük gemisi (AP)

Vance, “Geleceği öngöremeyiz ancak Başkan’ın bunun iki ay içinde tamamen farklı bir aşamaya gireceğini söylemekte haklı olduğunu düşünüyorum” dedi.

ABD içinde giderek artan eleştirilere yanıt vermeye çalışan Vance, Amerikan halkında “bir miktar sabırsızlık” bulunduğunu kabul etti. Ancak ABD’nin şu anda “saldırgan operasyonlara katılmadığını” söyledi.

Hürmüz’den yalnızca 4 gemi geçti

Vance ayrıca Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin normal seviyelerin yüzde 50’sinden fazlasına ulaştığını belirterek İran yönetiminin boğaz üzerindeki kontrolünü kademeli olarak kaybettiğini ve bu kaybın Kongre ara seçimlerine kadar devam edeceğini söyledi.

Ancak ilk denizcilik verileri bunun tersine işaret ediyor. Verilere göre Hürmüz Boğazı’ndaki hareketlilik sürerken salı günü boğazdan yalnızca 4 gemi geçti. Bu sayı, bir önceki gün kaydedilen 7 geminin de altında kaldı ve son 10 gündeki günlük ortalama 18 geminin oldukça gerisinde kaldı.

Geçiş yapan gemilerin ikisi boğaza giriş yaparken ikisi boğazdan çıktı. Gemilerin hiçbirinin ham petrol taşıyan dev tankerlerden veya sıvılaştırılmış doğal gaz tankerlerinden olmadığı belirtildi.

fvghyju
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, 16 Eylül 2026'da Pekin'de Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi ile görüşürken (Reuters)

Savaşın 28 Şubat’ta başlamasından önce Hürmüz Boğazı’ndan günde yaklaşık 125 büyük ticari gemi geçiyordu. Bunlar arasında petrol ve gaz tankerlerinin yanı sıra yük ve konteyner gemileri de bulunuyordu. Dünyadaki günlük ham petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz arzının yaklaşık yüzde 20’si bu boğazdan geçiyor.

Ancak takip verileri deniz trafiğinin tamamını yansıtmayabilir. Bazı gemiler, kimliklerini ve konumlarını belirleyen transponder cihazlarını kapatabildiği için ilk istatistiklerde görünmeyebiliyor.

Çin’den Hürmüz çağrısı

İran üzerindeki askeri ve ekonomik baskılar sürerken Çin de yeniden krize dahil olarak Washington ve Tahran’a itidal çağrısında bulundu ve diplomatik sürece dönülmesini istedi.

Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi, çarşamba günü Pekin’de İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile görüşmesinde, tarafların sağduyulu ve itidalli davranması, “İslamabad Mutabakatı”na dönmesi ve esaslı istişarelerde bulunması gerektiğini söyledi.

Vang ayrıca tüm tarafları Hürmüz Boğazı’nın “mümkün olan en kısa sürede” yeniden açılmasını sağlayacak adımlar atmaya çağırdı. Çinli bakan, krizin devam etmesinin enerji taşımacılığının istikrarı ve küresel tedarik zincirleri üzerindeki etkileri konusunda uyarıda bulundu.

Vang, gerilimin başka bölgelere yayılmasından duyduğu endişeyi dile getirerek Pekin’in “bölgesel gerilimlerin Kızıldeniz’e daha fazla yayılmasını görmek istemediğini” söyledi.

Çinli bakan, Washington ve Tahran’a daha önce varılan mutabakatlar temelinde “müzakere mekanizmasını yeniden inşa etme” çağrısında bulundu. Bu açıklama, Pekin’in ABD tarafıyla üst düzey görüşmelere ev sahipliği yapmaya hazırlandığı bir dönemde geldi.

rg
İran’ın Hürmüz Boğazı yakınındaki Kiş Adası’nın havadan görünümü (Reuters)

Çin’in tutumu, İran’la olan ekonomik ilişkileri nedeniyle ayrıca önem taşıyor. Çin, İran petrolünün başlıca alıcısı ve Tahran’ın en büyük ticaret ortağı konumunda. Pekin daha önce de Hürmüz Boğazı üzerinden normal ve güvenli deniz taşımacılığının yeniden tesis edilmesi çağrısında bulunmuş ancak Tahran’ın deniz taşımacılığına yönelik tehditlerini doğrudan eleştirmekten kaçınmıştı.

Vang, mevcut gelişmelerin bir kez daha “Orta Doğu’daki mevcut güvenlik mimarisinin yetersiz olduğunu” ortaya koyduğunu belirterek bu yapının reforme edilmesi ve güçlendirilmesi çağrısında bulundu. Çin’in İran politikasının ise değişmediğini vurguladı.

Arakçi: İran diplomasiye hazır

İran Dışişleri Bakanı Arakçi ise İran’ın egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini savunmaya hazır olduğunu ancak İranlıların haklarını güvence altına alan diplomatik çözümleri memnuniyetle karşıladığını söyledi.

Açıklama, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın ülkesinin savaş istemediğini ve İran’ın taleplerinin karşılanması şartıyla müzakere masasına dönmeye hazır olduğunu yinelediği bir dönemde geldi.

Pezeşkiyan ayrıca ekonomik ve geçim koşullarındaki krizin ülkenin toplumsal bütünlüğü üzerindeki etkilerine karşı uyarıda bulunmuş ve İran’ın müzakere masasına zayıf bir konumda oturmak zorunda kalmaması için bu baskıların ele alınması gerektiğini vurgulamıştı.

Kiş Adası’nda patlama sesleri

Sahadaki gelişmeler kapsamında İran’ın Kiş Adası’nda salıyı çarşambaya bağlayan gece çok sayıda patlama sesi duyuldu. Patlamaların niteliği ve nedenine ilişkin resmi bir açıklama yapılmadı. İran resmi haber ajansı IRNA, yerel kaynaklara dayanarak patlama seslerinin deniz yönünden geldiğini bildirdi.

İran’ın güneyindeki adada son günlerde de benzer patlama sesleri duyulmuştu. Dört gün önce yerel kaynaklar deniz yönünden iki patlama sesi geldiğini bildirmişti. Hürmüzgan eyaletindeki yetkililer ise daha önce bölgede duyulan patlama seslerinin hava savunma sistemlerinin kapasitelerini test etmek ve değerlendirmek amacıyla yürütülen faaliyetlerden kaynaklandığını açıklamıştı.

Bu gelişmeler, Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimin tırmandığı bir dönemde yaşandı. Gerilim kapsamında ABD’nin İran’a ait insansız teknelere yönelik saldırılarının yeniden başlaması, stratejik su yolunu iki ülke arasındaki çatışmanın merkezinde tutuyor.

Boğazın yönetimi konusunda anlaşmazlık

Hürmüz Boğazı’nın geleceği, Washington ile Tahran arasında anlaşmaya varılmasını zorlaştıran başlıca konulardan biri olmayı sürdürüyor.

İran, Umman’la koordinasyon içinde deniz trafiğinin yönetiminde başlıca aktörlerden biri olma konusunda ısrar ediyor. Tahran ayrıca gemilere sağlanan hizmetler karşılığında geçiş bedeli veya ücret alınmasını gündeme getiriyor. ABD ise bu öneriye karşı çıkıyor ve ticari gemilerin boğazdan herhangi bir kısıtlama olmaksızın geçebilmesi gerektiğini savunuyor.

Tahran ve Maskat uzun süre deniz trafiğinin yönetimine ilişkin düzenlemeler konusunda görüşmeler yürüttü. Ancak bu düzenlemelerin niteliğine ilişkin anlaşmazlık, İran ile ABD arasındaki daha kapsamlı müzakereleri de karmaşıklaştırdı.

Hürmüz Boğazı konusunda devam eden anlaşmazlıkların yanı sıra diğer sorunların da etkisiyle haziran ayında varılan ön anlaşma çöktü. Böylece savaş, nihai bir çözüm yönünde net işaretler olmaksızın yedinci ayına girdi.

Askeri gerilimin sürmesi, gemi trafiğinin gerilemesi ve enerji güvenliği konusunda ABD, İran ve Çin’in çıkarlarının iç içe geçmesi, Hürmüz Boğazı’nı doğrudan çatışmanın yaşandığı bir alandan daha fazlası haline getiriyor. Boğaz aynı zamanda Washington ile Tahran arasında olası herhangi bir müzakere sürecinin de başlıca başlıklarından biri haline gelirken krizin mevcut sınırları içinde tutulması ve Orta Doğu’nun diğer bölgelerine yayılmasının önlenmesi yönündeki baskılar artıyor.


FED, 2023'ten bu yana ilk kez faiz artırdı: Warsh ile Trump arasında zorlu sınav

FED binası (Reuters)
FED binası (Reuters)
TT

FED, 2023'ten bu yana ilk kez faiz artırdı: Warsh ile Trump arasında zorlu sınav

FED binası (Reuters)
FED binası (Reuters)

ABD Merkez Bankası (FED), politika faizini 25 baz puan artırarak yüzde 3,75-4,00 aralığına yükseltti. Bu, Temmuz 2023'ten bu yana gerçekleştirilen ilk faiz artışı oldu. Karar, enflasyonun bankanın yüzde 2'lik hedefinin üzerinde seyretmeye devam ettiği ve enerji fiyatlarındaki yükseliş dalgasının ABD ekonomisine yansıma riskinin arttığı bir dönemde alındı.

Karar, Salı günü başlayan FEDeral Açık Piyasa Komitesi (FOMC) toplantısının sonunda geldi. Son haftalarda piyasalarda faiz artışı beklentisi belirgin biçimde güçlenmişti.

Vadeli işlem sözleşmelerinde çeyrek puanlık faiz artışı ihtimali yüzde 90'ın üzerine çıkarken bu oran bir ay önce yaklaşık yüzde 36 seviyesindeydi. Enflasyonist baskıların artması ve petrol fiyatlarının varil başına 100 doların üzerine çıkması da beklentileri güçlendirdi.

Karar, ABD para politikasının seyrinde bir değişime işaret ediyor. Komite, Aralık ayından bu yana politika faizini yüzde 3,50-3,75 aralığında sabit tutmuştu. Bu dönemde politika yapıcılar, enflasyondaki yükselişin arkasındaki geçici faktörlerin zamanla ortadan kalkacağı görüşündeydi.

Ancak son fiyat verileri, enerji maliyetlerindeki yükseliş ve ekonomik aktivitenin gücünü koruması, enflasyonun politika yapıcıların umduğu hızda FED'in hedefine dönmeyeceğine ilişkin endişeleri artırdı.

cvfghyj
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ve FED Başkanı Kevin Warsh, Asheville kentinde düzenlenen G20 ülkeleri maliye bakanları ve merkez bankası başkanları toplantısında (Reuters)

Şimdi gözler, kararın ardından basın toplantısı düzenleyecek FED Başkanı Kevin Warsh'a çevrildi. Piyasalar, Warsh'ın faiz artışını nasıl tanımlayacağına ve önümüzdeki aylarda yeni faiz artışlarına ilişkin herhangi bir sinyal verip vermeyeceğine odaklanıyor.

Warsh'ın açıklamaları, geçen ay Jackson Hole sempozyumunda yaptığı konuşmanın ardından özellikle önem kazandı. Warsh, son verilerin enflasyonun temel eğilimlerinde anlamlı bir iyileşme göstermediğini ve enflasyonun yeterince hızlı şekilde FED'in hedefine yönelmemesi halinde bankanın hâlâ "yapması gereken işler" bulunduğunu söylemişti.

Piyasa beklentileri, yatırımcıların Eylül ayındaki faiz artışını mutlaka tek seferlik bir adım olarak görmediğine işaret ediyor. Vadeli işlem sözleşmelerinde borçlanma maliyetlerinde ilave artışlar fiyatlanmaya başladı.

Büyük finans kuruluşları da tahminlerini değiştirdi. Karar öncesinde yayımlanan değerlendirmeye göre Morgan Stanley, bu yıl faiz artışı olmayacağı yönündeki tahminini değiştirerek biri Eylül, diğeri Aralık ayında olmak üzere iki faiz artışı öngörmeye başladı.

cfthyju
Kevin Warsh, Temmuz ayında Senato Bankacılık Komitesi'nde ifade verirken (AFP)

Faiz artışı, FED'in çok yönlü enflasyonist baskılarla karşı karşıya olduğu bir dönemde geldi. Reuters'a göre bankanın enflasyon hedefinde kullandığı kişisel tüketim harcamaları (PCE) fiyat endeksi, Haziran ve Temmuz aylarında yıllık bazda yüzde 3,7 arttı. Yüksek petrol fiyatları da enerji maliyetlerindeki artışın iç fiyatlara yansıma riskini yeniden gündeme taşıdı.

ABD'nin uzun vadeli Hazine tahvillerinin getirileri de yüksek seviyelere çıktı. 10 yıllık tahvilin getirisi yüzde 5 seviyesini aşarken küresel ölçekte borçlanma maliyetlerinde artış yaşanıyor.

FED verilerine göre 10 yıllık ABD Hazine tahvilinin getirisi 15 Eylül'de yüzde 4,97'ye ulaştı. 30 yıllık tahvilin getirisi ise yüzde 5,3'ün üzerine çıktı.

Uzun vadeli tahvil getirilerindeki yükseliş, FED'in görevini daha da karmaşık hale getiriyor. Piyasaların belirlediği faiz oranları, politika faizindeki hareket sınırlı kalsa bile mortgage kredileri ile şirketlerin ve hanehalklarının kredi maliyetlerini etkiliyor.

Hazine tahvili getirilerindeki yükseliş, yüksek mali açıkla karşı karşıya bulunan ABD ekonomisinde kamu borcunun finansman maliyetini de artırıyor.

"Noktasal grafik" önümüzdeki dönemin çerçevesini çizecek

FED, faiz kararıyla eş zamanlı olarak üç aylık ekonomik projeksiyonlarını da güncelledi. Bu projeksiyonlar enflasyon, işsizlik ve büyüme tahminlerinin yanı sıra politika yapıcıların uygun gördüğü faiz patikasına ilişkin öngörüleri de içeriyor.

Bu toplantıda "noktasal grafik" olarak bilinen faiz projeksiyonları özellikle önem taşıyor. Önceki tahminler, komite üyeleri arasında faizlerin izlemesi gereken yol konusunda geniş bir görüş ayrılığı bulunduğunu göstermişti.

Haziran ayındaki projeksiyonlarda 19 yetkiliden dokuzu, faiz oranının 2026 sonuna kadar en az 25 baz puan artırılması gerekeceğini öngörürken dokuz yetkili faizin mevcut seviyesinde kalmasını veya 25 baz puan indirilmesini bekliyordu.

fgthy
Kevin Warsh, geçen temmuz ayında düzenlediği basın toplantısında (AFP)

Yeni projeksiyonların, Eylül kararının daha sıkı bir para politikası döneminin başlangıcı mı yoksa son enflasyon dalgasına verilen sınırlı bir tepki mi olduğunu ortaya koyması bekleniyor.

Warsh'ın tutumu da bu projeksiyonların okunmasında ayrıca önem taşıyor. Warsh, önceki "noktasal grafik" turunda bireysel bir faiz tahmini sunmamıştı. Kararın ardından yapacağı açıklamaların faiz politikasının gelecekteki seyrine ilişkin sınırlı bir öngörü sunması ve kararların veriye bağlı kalacağını vurgulaması bekleniyor.

Enflasyon ve petrol kararın merkezinde

Faiz artışı, petrol fiyatlarının yeniden varil başına 100 doların üzerine çıktığı bir dönemde gerçekleşti. Orta Doğu'daki savaş ve deniz taşımacılığındaki aksaklıklar, arz endişelerini artırırken enerji maliyetlerinin yükselmesine yol açtı.

Bu gelişmeler, son haftalarda enflasyon ve faiz beklentilerinin yükselmesine neden olan faktörlerden biri oldu.

FED böylece zor bir dengeyle karşı karşıya. Faiz artışı, enflasyonun kalıcı hale gelmesini ve yüksek fiyat beklentilerinin yerleşmesini önlemeyi amaçlarken diğer yandan borçlanma maliyetlerini artırarak talep ve yatırımlar üzerinde baskı oluşturuyor.

Uzun vadeli tahvil getirilerindeki yükseliş de politika faizinde ilave büyük artışlar yapılmasa dahi finansal koşulların sıkılaşmasına yol açabilir.

Piyasalar şimdi mevcut faiz artışının ardından yeni artışların gelip gelmeyeceğini izliyor.

Reuters'ın 14 Eylül tarihli anketine göre ekonomistlerin çoğunluğu Eylül ayında faiz artışı beklemeye başladı. Ankete göre Mart ayı sonuna kadar en az bir ilave faiz artışı yapılması bekleniyor.

FED'in bağımsızlığı için yeni sınav

Kararın siyasi bir boyutu da bulunuyor. ABD Başkanı Donald Trump, uzun süredir düşük faiz oranlarını tercih ettiğini açıklarken Warsh'ın FED başkanlığına atanması, bankanın borçlanma maliyetlerini düşürmeye yöneleceği beklentileri eşliğinde gerçekleşmişti.

Faiz artışı, Warsh'ı para politikasını enflasyon, büyüme ve iş gücü piyasasına ilişkin değerlendirmesine göre belirleme konusunda FED'in bağımsızlığını koruma sınavıyla karşı karşıya bırakıyor.

Warsh'ın basın toplantıları, piyasaların faiz politikasının gelecekteki seyrine ilişkin her türlü sinyale karşı hassasiyetinin arttığı bir dönemde özel önem taşıyor.

Piyasalar Temmuz ayında da FED toplantısının ardından tahvil getirilerinde yükseliş yaşamıştı. Banka o toplantıda faizi değiştirmemiş ve Warsh ekonomiye ya da para politikasının gelecekteki seyrine ilişkin net bir mesaj vermemişti.

Ancak Warsh'ın Jackson Hole'daki konuşması, yatırımcıların beklentilerinin yeniden şekillenmesine yardımcı oldu. Son enflasyon verileri de faiz artışı yönündeki beklentileri daha da güçlendirdi.

Dolayısıyla Eylül toplantısının önemi yalnızca 25 baz puanlık faiz artışından ibaret değil. Asıl mesele, FED'in enflasyonla mücadelenin para politikasının daha uzun süre sıkı tutulmasını gerektirdiği yönünde piyasalara net bir mesaj verip vermeyeceği veya Eylül artışının fiyatlar, enerji maliyetleri ve gelecek dönemde açıklanacak verilere bağlı bir adım olarak kalıp kalmayacağı olacak.