Uluslararası Adalet Divanı'ndaki 17 yargıç İsrail aleyhindeki davaya karar veriyor. Peki, bu 17 yargıç kimdir?

Yargıçlar bugünkü oturuma başlamak için Lahey'deki Uluslararası Adalet Divanı'nın salonuna girdiler (EPA)
Yargıçlar bugünkü oturuma başlamak için Lahey'deki Uluslararası Adalet Divanı'nın salonuna girdiler (EPA)
TT

Uluslararası Adalet Divanı'ndaki 17 yargıç İsrail aleyhindeki davaya karar veriyor. Peki, bu 17 yargıç kimdir?

Yargıçlar bugünkü oturuma başlamak için Lahey'deki Uluslararası Adalet Divanı'nın salonuna girdiler (EPA)
Yargıçlar bugünkü oturuma başlamak için Lahey'deki Uluslararası Adalet Divanı'nın salonuna girdiler (EPA)

Birleşmiş Milletler'in en yüksek mahkemesi, İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonlarının Filistinlilere yönelik devlet eliyle soykırım olduğu yönündeki Güney Afrika’nın suçlamalarına ilişkin kararını bugün açıklayacak. Mahkeme, davanın tarafları adına davaya katılan iki yargıcın yanı sıra 15 yargıçtan oluşuyor.

Uluslararası Adalet Divanı, Birleşmiş Milletler'in ana yargı organıdır ve merkezi Amerika’nın New York şehrinde bulunan Güvenlik Konseyi ve Genel Kurul gibi diğer ana Birleşmiş Milletler organlarının aksine, merkezi Hollanda'nın Lahey şehrinde bulunmaktadır.

csde
“Barış Sarayı”, Lahey'deki Uluslararası Adalet Divanı'nın genel merkezi (Uluslararası Adalet Mahkemesi)

Mahkeme 1946 yılında faaliyete geçmiş ve İkinci Dünya Savaşı'nın bitiminden sonra yerini "Birleşmiş Milletler"e bırakan "Milletler Cemiyeti"nin bir parçası olan Uluslararası Daimî Adalet Mahkemesi’nin alternatifi haline gelmiştir. Mahkeme, yargı yetkisini, üyelelerini, yargıçları seçme yöntemini, dava prosedürlerini ve Mahkemenin çalışmalarına ilişkin diğer teknik ayrıntıları tanımlayan Mahkeme Tüzüğüne ek olarak Birleşmiş Milletler Şartı'na dayalı olarak faaliyet göstermektedir.

Barış Sarayı

Uluslararası Adalet Divanı'nın genel merkezi olan Barış Sarayı, Lahey'in kalbinde yer almakta olup, 1907-1913 yılları arasında Amerikalı iş adamı Andrew Carnegie tarafından bağışlanan arazi üzerine inşa edilmiştir. Önce Uluslararası Daimî Adalet Mahkemesi’nin merkezi, çalışmalar tamamladıktan sonra da Uluslararası Adalet Divanı'nın merkezi olmuştur.

1946'dan sonra saray çeşitli genişletmelere, hakimlerin ofislerini barındıracak yeni binaların inşasına ve müzakere odasının kurulmasına tanık oldu. Sarayda ayrıca uluslararası hukuk kitaplarının bulunduğu genel “Barış Sarayı Kütüphanesi” ve Uluslararası Adalet Divanı'nın eserlerinin yer aldığı bir müze de bulunuyor.

Mahkeme şekli

Mahkeme, Birleşmiş Milletler Meclisi Genel Kurulu ve BM Güvenlik Konseyi tarafından ayrı ayrı seçilen 15 yargıçtan oluşur ve görev süresi 9 yıldır. Aday gösterilen yargıç, iki organda da oyların salt çoğunluğunu elde ederse mahkemenin üyesi olur. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ve BM Güvenlik Konseyi, genellikle birden çok kez oylama yapılmasını gerektirir.

Mahkeme tüzüğünün 3. maddesi, Mahkeme’nin bağımsızlığının sağlanması için aynı ülkeden birden fazla üyeye sahip olamayacağını öngörmektedir. Mahkeme Tüzüğü ayrıca, bir mahkeme üyesinin idari veya siyasi görev üstlenmesine veya herhangi bir davada temsilci, danışman veya avukat olarak çalışmasına izin vermez.

dhb5r
Yargıç ve Mahkeme Başkanı Joan E. Donoghue (Uluslararası Adalet Divanı)

Mahkemenin mevcut üyeleri aşağıdaki isimlerden oluşmaktadır:

1- Joan E. Donoghue - Baş Yargıç (Amerika Birleşik Devletleri)

1956 doğumlu Amerikalı bir avukat, hukuk araştırmacısı ve Uluslararası Adalet Divanı'nın şu anki başkanıdır.

Mahkemeye ilk kez 2010 yılında, ikinci kez 2014 yılında seçilmiş, 2021 yılında ise Uluslararası Adalet Divanı yargıçları tarafından Mahkeme Başkanı olarak görev yapmak üzere seçilmiştir. British Broadcasting Corporation'ın (BBC) web sitesine göre kendisi, Uluslararası Adalet Divanı'na seçilen üçüncü ve Mahkeme Başkanı olarak seçilen ilk Amerikalı kadındır.

Donoghue, 1978 yılında Rusya'daki Kaliforniya Üniversitesi Rusya Çalışmaları ve Biyoloji bölümünden mezun oldu. 1981 yılında ise California Üniversitesi'nden Hukuk Doktorasını aldı.

Nikaragua-Amerika Birleşik Devletleri davasında ABD'de hukuk müşaviri olarak görev yapmış, 2007'den 2010 yılına kadar ABD Dışişleri Bakanlığı'nda baş hukuk müşaviri yardımcısı olarak görev yapmıştır. ABD Hazine Bakanlığı Genel Danışmanı olup, burada uluslararası finans kurumları da dahil olmak üzere bakanlık çalışmalarını her yönüyle denetlemiştir.

Uluslararası hukukun ve insan hakları hukukunun uygulanmasıyla ilgili olarak, eski Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ve Başkan Barack Obama'ya uluslararası hukukun her alanında danışmanlık yaptı.

Amerika Birleşik Devletleri'nin uyguladığı ekonomik yaptırımlara ilişkin olarak Avrupa ülkeleriyle yapılan müzakerelerde hukuk danışmanı olarak çalıştı.

rth
Yargıç Kirill Gevorgyan (Uluslararası Adalet Divanı)

2- Kirill Gevorgyan-Mahkeme Başkan Yardımcısı (Rusya)

8 Nisan 1953'te Moskova'da doğdu. Uluslararası hukuk eğitimi aldı ve aynı alanda uzmanlaştı. 6 Şubat 2015'te Uluslararası Adalet Divanı üyeliğine seçildi ve 8 Şubat 2021'den itibaren Mahkeme Başkan Yardımcısı oldu.

2009 yılından 2015 yılına kadar Rusya Dışişleri Bakanlığı'nda Hukuk Memuru ve Rusya'nın Hollanda'daki Olağanüstü ve Tam Yetkili Büyükelçisi olarak, 2003-2009 yılları arasında ise Rusya Federasyonu'nun Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü'nde Daimî Temsilcisi olarak görev yaptı.

Uluslararası Adalet Divanı önündeki çeşitli davalarda Rusya'yı temsil etti; bunların en önemlisi, Rusya'nın 2008 yılında Her Tür Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına Dair Sözleşme'yi ihlal etmesiyle ilgili olarak Gürcistan tarafından açılan davanın yanı sıra Kosova'nın tek taraflı bağımsızlık ilanı davasıydı. 2009 yılında Lahey'de düzenlenen Afganistan Konulu Bakanlar Konferansı'nda Rusya Federasyonu heyetinin üyesi olarak bulundu.

fve
Yargıç Peter Tomka (Uluslararası Adalet Divanı)

3- Peter Tomka (Slovakya)

1956 yılında Çekoslovakya'da doğdu. Yüksek lisans ve doktora derecelerini sırasıyla 1979 ve 1985 yıllarında Prag'daki Charles Üniversitesi'nden aldı.

Ukrayna'nın Kiev kentinde Uluslararası Hukuk ve Uluslararası İlişkiler Fakültesi'nde, Fransa'nın Nice kentinde Barış ve Kalkınma Hakları Enstitüsü'nde, Yunanistan'ın Selanik kentinde Uluslararası Kamu Hukuku ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nde ve Hollanda da Uluslararası Lahey Hukuk Akademisi'nde çalışmalar yaptı.

1990 yılında Slovakya Dışişleri Bakanlığı Uluslararası Hukuk Departmanı Başkanlığı görevini üstlenen Tomka, ardından Slovakya'nın Birleşmiş Milletler Büyükelçisi seçildi.

Uluslararası Adalet Divanı yargıçları 6 Şubat 2009'da Tomka'yı Başkan Yardımcısı olarak, 6 Şubat 2012'den 2015'e kadar 3 yıllık bir dönem için de Mahkeme Başkanı olarak seçtiler.

2011 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ve Güvenlik Konseyi tarafından Uluslararası Adalet Divanı'na 9 yıllık ikinci bir dönem ve 2020 yılında Uluslararası Adalet Divanı'nda 9 yıllık üçüncü bir dönem için yeniden seçildi.

th6ju
Yargıç Ronnie İbrahim (Uluslararası Adalet Divanı)

4- Ronnie İbrahim (Fransa)

5 Eylül 1951'de Mısır'ın İskenderiye şehrinde doğdu. Paris Üniversitesi'nde kamu hukuku okudu.

Çeşitli Fransız üniversitelerinde doçent olarak çalıştı. 1998 yılına kadar Paris Siyasi Araştırmalar Enstitüsü'nde uluslararası hukuk profesörü olarak görev yaptı.

Fransa Dışişleri Bakanlığı'nda hukuk biriminin başına geçti ve 1998'den 2004'e kadar Fransa'yı uluslararası ve Avrupa mahkemeleri önünde birçok davada temsil etti. Bu davaların en önemlileri, Sırbistan- Karadağ'ın Uluslararası Adalet Divanı'nda Fransa'ya karşı geçici tedbirlere atıf yapılmasının istendiği Kongo-Fransa davasına ek olarak, güç kullanımının yasallığı konusunda açtığı davaydı.

İbrahim ayrıca, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından sunulan bir talepte, 2004 yılında işgal altındaki Filistin topraklarında ırkçılık duvarı inşa edilmesinin sonuçları hakkında Adalet Divanı'na hukuki görüş sunarken Fransa'yı temsil etti.

2015-2018 yılları arasında Uluslararası Adalet Divanı Başkanlığı görevini yürüttü. İlk kez 2005 yılında Divan üyeliğine seçildi, 2009 yılında yeniden seçildi ve 2018 yılında Mahkeme Başkanlığı görevini tamamladıktan sonra üçüncü kez yeniden seçildi.

fgtrbhy6
Yargıç Muhammed Benune (Uluslararası Adalet Divanı)

5- Muhammed Benune (Fas)

1943 yılında Fas'ın Marakeş kentinde doğdu. Nancy Üniversitesi ve Paris Üniversitesi'nde hukuk ve siyaset bilimi okudu, burada uluslararası hukuk alanında doktora yaptı. Ayrıca 1970 yılında Lahey'deki Uluslararası Hukuk Akademisi'nden mezun oldu.

V. Muhammed Üniversitesi'nde profesör olarak çalıştı ve 1998'den 2001'e kadar Fas'ın Birleşmiş Milletler nezdinde daimî temsilcisi olarak çalıştı, ardından Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde yargıç olarak çalıştı. 2006'dan beri Uluslararası Adalet Divanı'nda yargıç olarak görev yapmaktadır.

Fas'ın Birleşmiş Milletler nezdindeki büyükelçisi ve daimî temsilcisi olarak görev yaptıktan sonra Uluslararası Adalet Divanı'nda Benin ile Nijer arasındaki sınır anlaşmazlığı dosyasında yargıç olarak görev yaptı. Yugoslavya’nın Uluslararası Ceza Mahkemesindeki davasında hâkim idi ve Birleşmiş Milletler'in daimî büyükelçi yardımcısıydı.

Benune, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 59. oturumu sırasında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Altıncı Komitesi Başkanı olarak görev yaptı, Cenevre'deki Birleşmiş Milletler Tazminat Komisyonu Başkanıydı ve birkaç yıl boyunca Fas'ın hukuk danışmanlığını yaptı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun birçok oturumunda delegasyon ve 1974'ten 1982'ye kadar Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Konferansı'nda Fas delegasyonunun bir üyesi idi.

ax
Yargıç Abdülgavi Ahmed Yusuf (Uluslararası Adalet Divanı)

6- Abdülgavi Ahmed Yusuf (Somali)

Somali vatandaşıdır ve 1980 yılında Cenevre Üniversitesi'nden siyaset bilimi ve uluslararası hukuk alanında doktora derecesine sahiptir. London College ve 1. Paris Üniversitesi'nden hukuk alanında onur derecesiyle doktoraya ve Hindistan'daki KIT Üniversitesi'nden fahri doktora derecesine sahiptir.

İlk kez 2009 yılında Mahkeme üyeliğine seçildi, 2018 yılında tekrar seçildi. 2015-2018 yılları arasında Mahkeme Başkan Yardımcısı, 2018-2021 yılları arasında ise Mahkeme Başkanı olarak görev yaptı.

Ceza davalarında karşılıklı yardımlaşma konusuyla ilgili olarak Cibuti'nin Fransa'ya karşı açtığı bir davada Uluslararası Adalet Divanı'nda özel hâkim olarak görev yaptı, tahkim organlarında ve yatırım anlaşmazlıklarının çözümüne yönelik merkezlerde görev aldı. Ayrıca hukukçu ve Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü'nün (UNESCO) danışmanı olarak çalıştı.

dfv
Yargıç Xue Hanqin (Uluslararası Adalet Divanı)

7- Xue Hanqin (Çin)

1955'te doğdu ve 2010 yılında Shi Jiuyong'un 28 Mayıs 2010'da istifasıyla boşalan koltuğu doldurmak üzere seçildi. Uluslararası Adalet Divanı'nda görev yapan 3 kadın yargıçtan biri ve aynı zamanda Uluslararası Adalet Divanı'ndaki Çinli beşinci ve Çin Halk Cumhuriyeti'ni temsil eden üçüncü yargıçtır.

Xue Hanqin, 1980'de Pekin Yabancı Çalışmalar Üniversitesi'nden Sanat Lisansı, 1982'de Pekin Üniversitesi'nden Uluslararası Hukuk alanında Yüksek Lisans Diploması ve 1983 ve 1995'te Columbia Hukuk Fakültesi'nden Yüksek Lisans ve Doktora derecelerini aldı. Çin Dışişleri Bakanlığı'nın Antlaşma ve Hukuk Dairesi'nde çalıştı.

2003 yılında Çin'in Hollanda büyükelçisi olarak atandı ve 2008 yılına kadar görev yaptı. Aynı yıl Çin'in Güneydoğu Asya Birliği’ndeki ilk büyükelçisi oldu.

Xue, 2018 yılında Uluslararası Adalet Divanı Başkan Yardımcısı olarak atandı. Xue, 2022'de Rus yargıç Kirill Gevorgyan ile birlikte Rusya'nın Ukrayna'daki askeri operasyonlarını askıya almasını gerektiren geçici emre karşı oy kullandı.

fdbrtnyju
Yargıç Julia Sibutende (Uluslararası Adalet Divanı)

8- Julia Sibutinde (Uganda)

1954 yılında Uganda'da doğdu. İlk kez 2012 yılında Adalet Divanı üyeliğine seçildi, 2021 yılında ise yeniden seçilmiştir.

Birleşik Krallık'taki Edinburgh Üniversitesi'nden fahri hukuk doktorası sahibidir ve 2005 ile 2011 yılları arasında Sierra Leone Özel Mahkemesi'nde yargıç olarak görev yapmadan önce birçok adli ve hukuki görevde bulunmuştur.

Başkanlığı sırasında savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar işlemekle suçlanan Liberya Devlet Başkanı Charles Gankai Taylor'a karşı açılan dava da dahil olmak üzere birçok savaş suçu davasına bakan Sibutinde, ayrıca Uganda Yüksek Mahkemesi'nde hukuk ve ceza davalarında hâkim olarak görev yaptı. 1999'dan 2000 yılına kadar Uganda polisindeki yolsuzluğu araştıran Yargı Komisyonu’nun başkanıydı.

dcrg
Yargıç Dalvir Bahendra (Uluslararası Adalet Divanı)

9- Dalveer Bhandrai (Hindistan)

1947'de doğdu, Hindistan Yüksek Mahkemesi yargıcı olarak görev yaptı ve aynı zamanda eski Bombay Yüksek Mahkemesi Baş Yargıcı ve Delhi Yüksek Mahkemesi yargıcıdır.

Bhandari, Delhi Yüksek Mahkemesi hâkimi olarak Delhi Yüksek Mahkemesi Hukuk Hizmetleri Komitesine başkanlık etti. Aynı zamanda Dövizin Korunması ve Kaçakçılık Faaliyetlerinin Önlenmesi Yasasına ilişkin Delhi Eyalet Danışma Konseyi'nin de Başkanıydı.

Bhandari, Başbakan olarak atanmak üzere görevinden istifa eden Ürdünlü Yargıç Avn el-Hasaveneh’in yerine, Ocak 2012'de Hindistan Hükümeti tarafından Uluslararası Adalet Divanı'nda yargıçlık pozisyonuna resmi aday olarak aday gösterildi.

dfrgth6y
Yargıç Patrick Lipton Robinson (Uluslararası Adalet Divanı)

10- Patrick Lipton Robinson (Jamaika)

1944'te Jamaika'da doğdu. 30 yıldan fazla bir süre Jamaika hükümetinde çalıştı. 2015 yılında Uluslararası Adalet Divanı'na seçildi.

Başsavcılıktaki Veliaht Prens Danışmanı ve Başsavcı Birinci Asistanlığının yanı sıra kısa bir süre Dışişleri Bakanlığı Hukuk Müşavirliği yaptı.

26 yıl boyunca Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Altıncı Hukuk Komitesi'nde Jamaika temsilcisi olarak görev yaptı.

dfb
Yargıç Nevaf Selam (Uluslararası Adalet Divanı)

11- Nevaf Selam (Lübnan)

Lübnanlı Nevaf Selam 1953'te doğdu ve Uluslararası Adalet Divanı'nda yargıç olarak görev yapıyor. 1992 yılında Paris'teki Siyasal Araştırmalar Enstitüsü'nden siyaset bilimi alanında doktora derecesini, Harvard Hukuk Fakültesi'nden hukuk alanında yüksek lisans derecesini ve Sorbonne Üniversitesi'nden tarih alanında doktora derecesini aldı.

Avukatlık mesleğinin yanı sıra Sorbonne Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. Selam, 2007'den 2017'ye kadar Lübnan'ın New York'taki Birleşmiş Milletler büyükelçisi ve daimî temsilcisi olarak görev yaptı.

Selam Birleşmiş Milletler'deki görevi süresince, Güvenlik Konseyi'nde Lübnan'ın egemenliğine saygı gösterilmesi, Suriye çatışmasından ayrılma politikasının güçlendirilmesi ve eski Başbakan Refik Hariri’ye yönelik suikast davasında Lübnan için Özel Uluslararası Mahkeme kurulması yoluyla dokunulmazlığın sona erdirilmesi için defalarca çağrıda bulundu. Ayrıca, kendi kaderini tayin hakkı ve bağımsız bir Filistin devletinin kurulması dahil, Filistin halkının ulusal haklarını savunma konusunda ısrar etti.

cvgfrbvf
Yargıç Iwasawa Yugi (Uluslararası Adalet Divanı)

12- Iwasawa Yugi (Japonya)

1954'te Tokyo'da doğdu. 2018'de mahkeme üyesi oldu ve 2021'de yeniden seçildi. 1977'de Tokyo Üniversitesi'nden hukuk diplomasına ve 1977'de Harvard Hukuk Fakültesi'nden hukuk alanında yüksek lisans derecesine sahiptir. 1978'de mezun oldu ve 1977'de Tokyo Virginia Üniversitesi'nden hukuk doktorası aldı.

Aralarında Japonya, İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri ve Hollanda'nın da bulunduğu birçok ülkede çeşitli üniversite ve enstitülerde akademisyen olarak çalıştı.

2007'den 2017 yılına kadar ICCPR'nin üyesi, başkanı ve başkan yardımcısı olarak görev yaptı. Japonya Uluslararası Hukuk Derneği'nin yedek üyesi, başkanı ve başkan yardımcısı olarak görev yaptı.

dj7k8l9ş0i
Yargıç George Nolte (Uluslararası Adalet Divanı)

13- Georg Nolte (Almanya)

1959 yılında Almanya'nın Bonn şehrinde doğdu. Berlin Humboldt Üniversitesi'nde uluslararası hukuk profesörü olarak görev yaptı. Birleşmiş Milletler Uluslararası Hukuk Komisyonu üyesiydi ve 2017 yılında başkanlığını yaptı.

2020 yılında 193 oydan 160'ını alarak Uluslararası Adalet Divanı hâkimi seçildi ve 2021 yılında 9 yıllık görevine başladı.

Özgür Berlin Üniversitesi ve Cenevre Üniversitesi'nde hukuk, uluslararası ilişkiler ve felsefe okudu ve Heidelberg Üniversitesi'nden hukuk doktorası aldı.

juk
Yargıç Hilary Charlesworth (Uluslararası Adalet Divanı)

14- Hilary Charlesworth (Avustralya)

Belçika'nın Leuven şehrinde doğdu, Avustralya vatandaşlığına sahip ve 2021'den beri mahkeme üyesidir. Melbourne Üniversitesi'nden hukuk lisans ve yüksek lisans derecesine, Harvard Hukuk Fakültesi'nden hukuk bilimleri alanında doktora derecesine sahiptir.

Avustralya Yüksek Mahkemesi ve Victoria Yüksek Mahkemesinin avukatıdır. 2021 yılında Guyana'nın Venezuela'ya karşı açtığı davada verilen tahkim kararında Uluslararası Adalet Divanı'nda özel hakimlik pozisyonu başta olmak üzere çeşitli akademik pozisyon ve görevlerde bulunmuştur. Ayrıca 2021 yılında Uluslararası Adalet Divanı'nda özel hâkim olarak görev yapmıştır. Avustralya'nın Japonya'ya karşı açtığı Antarktika balina avcılığı davasında 2011-2014 yılları arasında Birleşmiş Milletler'de İnsan Hakları Üyesi olarak görev yaptı.

gth6yj7ı
Yargıç Leonardo Nemer Caldeira Brandt (Uluslararası Adalet Divanı)

15- Leonardo Tiger Caldera Brant (Brezilya)

1966'da Brezilya'da doğdu ve 2022 yılında mahkemeye seçildi. Fransa'daki Paris Üniversitesi'nden doktorasının yanı sıra, Cenevre'deki Birleşmiş Milletler Çalışmaları Programı'ndan ileri düzey çalışmalar alanında diplomaya sahiptir. Fransa'daki Uluslararası İnsan Hakları Enstitüsü'nden ve Lahey'den uluslararası hukukta ileri çalışmalar alanında diplomaları vardır.

Brezilya'daki Minas Gerais Federal Üniversitesi'nde uluslararası hukuk profesörü olarak çalışmakta olup, Brezilya'daki ve uluslararası enstitü ve kolejlerdeki birçok akademik pozisyonun yanı sıra hukuk üzerine birçok araştırma ve makalesi bulunmaktadır.

Lahey'deki Uluslararası Ceza Mahkemesi Adaylık Komitesi Danışma Komitesi üyesiydi.

Mahkeme tüzüğünün 31. maddesinde, mahkemede davanın tarafları arasından bir hâkimin bulunmaması halinde, taraflardan her birinin bir hâkim seçebileceği belirtiliyor.

Buna göre, bu davada (Güney Afrika / İsrail), Uluslararası Adalet Divanı'nın on beş yargıcına, Güney Afrika'dan özel olarak atanmış bir yargıç ve İsrail'den başka bir yargıç katılmaktadır. Onlar kendi ülkelerinin iki seçkin şahsiyetidir ve sıra dışı bir kişisel geçmişe sahiptirler.

Mahkemenin basit çoğunlukla vereceği kararları hukuki açıdan bağlayıcı, ancak mahkemenin bunları uygulayacak bir mekanizması yok.

h5yj67j
Yargıç Aharon Barak (sağdaki fotoğrafın ortasında) ve yanında Uluslararası Adalet Divanı'nda Yargıç Dikgang Moseneke (soldaki fotoğrafın ortasında) var (AP)

16- Dikgang Moseneke

Reuters'e göre 76 yaşındaki Moseneke, ırkçılığa karşı mücadele eden ve ülkenin demokrasiye geçişinde önemli rol oynayan Güney Afrika'nın en kıdemli emekli yargıçlarından biridir. 15 yaşındayken ırkçılığı protesto ettiği için hapse atıldı ve Güney Afrika'daki kötü şöhretli Robben Adası hapishanesinde Nelson Mandela ile arkadaş olarak 10 yıl geçirdi.

Moseneke, üniversite eğitimini parmaklıklar ardında okudu ve serbest bırakıldıktan sonra avukat olarak çalıştı. Mandela ondan Güney Afrika'nın geçici anayasa taslağının hazırlanmasına yardım etmesini ve ilk demokratik seçimleri denetlemesini istedi. 2002 yılında Güney Afrika Anayasa Mahkemesi'ne atandı. 2005 yılında Yüksek Mahkeme Baş Yargıç Yardımcılığına atandı ve 2016 yılında emekli olana kadar bu görevi sürdürdü.

Oxford Üniversitesi ile 2021 yılında yaptığı otobiyografik bir röportajda, çocukluğunda derin bir doğru ve yanlış anlayışına sahip olduğunu belirtti. "Irkçılık gerçekten büyük bir öğretmendi, çoğu ülke gibi insanlara eşitsizliği öğretti" dedi.

Pretoria Üniversitesi'nde uluslararası insan hakları hukuku profesörü Frans Viljoen, Moseneke'nin, "davaların gerçeklerini takip eden, geniş vizyona sahip, adil bir yargıç" olarak tanındığını söylüyor.

17- Aharon Barak

87 yaşındaki Aharon Barak Holokost'tan sağ kurtulanlardan biri. 1936'da Litvanya'da doğdu ve İsrail'de Yüksek Mahkeme Başkanı olarak görev yaptı. Litvanya'nın merkezindeki Kovno (Kaunas) kentindeki gettodan, annesi tarafından orada üretilen üniformalarla dolu bir çantanın içine saklanarak kaçırıldı. İsrail Devleti'nin kuruluşunun ilanından bir yıl önce, 1947'de İngiliz mandasına tabi olan Filistin'e göç etti. 1975 ila 1978 yılları arasında İsrail Başsavcısı olarak görev yaptı. 1978'de Yüksek Mahkeme'ye atandı ve 1995'ten emekli olduğu 2006 yılına kadar Baş Yargıç olarak görev yaptı.

Barak, Yüksek Mahkeme'nin güçlü bir destekçisi olarak biliniyor ve geçen yıl yargı sistemini elden geçirme çabaları kamuoyunda kutuplaşmaya yol açan Başbakan Binyamin Netanyahu'yu ağır bir şekilde eleştirdi. Şarku’l Avsat’ın ulaştığı bilgilere göre geçtiğimiz kasım ayında Kanada'nın günlük gazetesi The Globe and Mail'e verdiği röportajda Barak, İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonlarına desteğini dile getirdi. Barak şöyle dedi: “Hükümetin yaptıklarına tamamen katılıyorum.” İsrail'in Gazze'de soykırıma yönelik bir savaş yürüttüğü yönündeki suçlamalara ilişkin bir soruya yanıt veren Barak, bu terimin Hamas hareketinin İsrail'e yönelik 7 Ekim'de başlattığı saldırıları tanımlamak için kullanılması gerektiğini ifade ederek, "Bizim yaptığımız, onların bu konuyu tekrarlamalarını engellemektir" ifadelerini kullandı.



Epstein dosyaları, dondurulmuş Libya varlıkları konusunu yeniden gündeme getirdi

Libya parlamentosunun dondurulmuş fonlar dosyasıyla ilgilenen komitesi, geçtiğimiz ocak ayında Yunanistan Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı’yla bir görüşme gerçekleştirdi. (Temsilciler Meclisi)
Libya parlamentosunun dondurulmuş fonlar dosyasıyla ilgilenen komitesi, geçtiğimiz ocak ayında Yunanistan Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı’yla bir görüşme gerçekleştirdi. (Temsilciler Meclisi)
TT

Epstein dosyaları, dondurulmuş Libya varlıkları konusunu yeniden gündeme getirdi

Libya parlamentosunun dondurulmuş fonlar dosyasıyla ilgilenen komitesi, geçtiğimiz ocak ayında Yunanistan Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı’yla bir görüşme gerçekleştirdi. (Temsilciler Meclisi)
Libya parlamentosunun dondurulmuş fonlar dosyasıyla ilgilenen komitesi, geçtiğimiz ocak ayında Yunanistan Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı’yla bir görüşme gerçekleştirdi. (Temsilciler Meclisi)

Dondurulmuş Libya varlıkları dosyası, ABD Adalet Bakanlığı’nın cinsel istismar suçlarından hüküm giymiş Amerikalı iş insanı Jeffrey Epstein’e ilişkin yeni bir belge grubunu yayımlamasının ardından yeniden gündeme geldi.

Söz konusu dosyalarda Libya’ya ilişkin yer alan iddialar, Libyalılar arasında endişe ve soru işaretlerine yol açtı. Belgelerde, Epstein’in Temmuz 2011’de, İngiliz ve İsrail istihbarat servislerinin desteğiyle, ülke dışında bulunan ve dondurulmuş durumdaki Libya varlıklarını hedef almaya çalıştığı öne sürüldü.

Ancak Libya Ulusal Geçiş Konseyi’nin eski Başkan Yardımcısı Abdulhafız Goga, bu iddiaları yalanladı. Goga, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Bu iddiaların kesinlikle hiçbir doğruluk payı yok. Söz konusu fonlar uluslararası mali mekanizmalar çerçevesinde yönetiliyordu” dedi. Gündeme gelen bilgileri ‘yalnızca değerlendirme ve tahminlerden ibaret’ olarak nitelendiren Goga, bunların ‘herhangi bir kesinlik ifade etmediğini’ vurguladı.

Söz konusu dönemde Libya’daki en üst düzey ikinci yetkili olan Goga, bu tür sızıntıların amacının ‘zaten istikrarsız olan Libya’daki durumu daha da karmaşık hale getirmek’ olduğunu ifade etti.

zcdfrgt
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, geçtiğimiz aralık ayında Libya Yatırım Otoritesi (LIA) Mütevelli Heyeti ile yaptığı toplantıda (Libya Yatırım Otoritesi sayfası)

Libya’ya ait yurt dışındaki varlıklar, 2011 yılında merhum lider Muammer Kaddafi yönetimine karşı başlatılan ‘devrimin’ ardından, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 1970 ve 1973 sayılı kararları uyarınca dondurulmuştu. Bu kapsamda, küresel bankalara dağılmış mevduatlar, egemen fonlar ve mali yatırımlardan oluşan varlıkların toplamının yaklaşık 200 milyar dolar olduğu belirtilirken, eski Başkanlık Konseyi bu tutarın yaklaşık 67 milyar dolara gerilediğini açıklamıştı.

Ancak Epstein dosyalarının yayımlanmasının ardından bu varlıklara ilişkin endişeler yeniden gündeme geldi. Bu endişeleri dile getiren isimlerden biri olan, Dış Yatırımlar ve Uzun Vadeli Portföy Şirketi’nin eski başkanı Dr. Halid ez-Zentuti, söz konusu iddiaların ve benzeri girişimlerin yaşanmış olabileceğini dışlamadığını belirterek, ‘2011’den bu yana varlıkları hedef alan tekrarlayan girişimler bulunduğuna’ dikkat çekti.

Zentuti, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Afrika ülkeleri başta olmak üzere çeşitli ülkelerde Libya’ya ait yatırım kuruluşlarına bağlı varlık ve gayrimenkullerin müsaderesine yönelik davalar söz konusu. Ayrıca Avrupa mahkemelerinde, aralarında Avrupa’daki kraliyet ailelerinin de bulunduğu aileler tarafından açılan asılsız davalara dayanan yargı kararları bulunuyor” dedi.

Zentuti, “Libya’daki kırılgan durum, siyasi bölünmüşlük ve ilgili kurumların etkin denetim eksikliği, dondurulmuş Libya varlıklarının hedef alınması için elverişli bir ortam yarattı. Bu durum, bazı tarafları, şirketleri ve devletleri bu fonlardan pay almaya teşvik etti” değerlendirmesinde bulundu. Zentuti ayrıca, Libya içindeki bazı çevrelerin, komisyon ya da rüşvet karşılığında sahte bilgi ve belgeler sunarak bu sürece zımnen dahil olmuş olabileceğini de dile getirdi.

Epstein dosyalarında yer alan mesajlara göre, daha önce İngiliz istihbaratı ve İsrail’in Mossad teşkilatında görev yapmış bazı kişilerin, uluslararası hukuk bürolarıyla yapılan görüşmeler kapsamında, dondurulmuş Libya varlıklarının tespit edilmesi ve geri alınması konusunda yardım sunmaya hazır oldukları ifade edildi.

Libya’ya ait dondurulmuş fonlar, 2011’den bu yana Avrupa’da çeşitli girişimlere konu oldu. Bunların son örneği, geçen yıl Birleşik Krallık Lordlar Kamarası’nda İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA) mağdurlarına tazminat ödenmesine yönelik tartışmalar olurken, daha önce de Belçika’da Euroclear Bank’ta bulunan yaklaşık 15 milyar euronun üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması için yıllar süren hukuki süreçler yaşanmış ve bu süreçlerde kraliyet ailesinin de rol oynadığı belirtilmişti.

sdf
Trablus'taki Libya Yatırım Otoritesi (LIA) Genel Merkezi (LIA resmi internet sitesi)

Medyada Epstein dosyaları olarak anılan belgelerle ilgili tartışmalar, Libya’da biri batıda Abdulhamid Dibeybe liderliğindeki Ulusal Birlik Hükümeti (UBH), diğeri ise doğu ve güneyin bazı kesimlerini kontrol eden ve Parlamento tarafından desteklenen Usame Hammad hükümeti olmak üzere iki yönetim arasındaki kronik bölünmüşlük ortamında gündeme geldi. Bu durumun, yurt dışındaki dondurulmuş Libya varlıkları dosyasına olumsuz yansıdığı değerlendiriliyor.

Dondurulmuş fonlara yönelik endişelerin artması üzerine UBH geçen yıl, bazı yatırımların süregelen savaşlar nedeniyle durduğu gerekçesiyle tazminat talep eden davaların tespit edilmesinin ardından, çeşitli ülkelerle iş birliği içinde bu varlıkları takip etmek üzere bir hukuk komitesi oluşturdu. Aynı zamanda bir Libya parlamento komitesinin de dosyayı ele almak üzere Batılı ülkelere ziyaretlerini yoğunlaştırdığı belirtildi.

Libyalı siyasi analist Hüsam Feniş, Epstein dosyalarını, yurt dışındaki dondurulmuş Libya varlıklarını hedef alan ve ‘Libyalıların elinde kalan son siper’ olarak gördüğü bu fonlara yönelik gerçek ve süreklilik arz eden girişimler olarak değerlendirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Feniş, siyasi bölünmüşlüğün sürmesinin, bu varlıklarla oynanması ve dış müdahalelere açık hale gelmesi riskini artıracağını öngörerek, parçalanmış bir devlet yapısında, fonları korumaya yönelik komitelerin bireysel çabalarının etkisiz kalabileceğine dikkat çekti.

Kurumların birleştirilmesine kadar geçen süreçte Zentuti, BM Güvenlik Konseyi’nin Libya varlıklarının hukuki olarak korunmasına bağlı kalması gerektiğini vurgulayarak, bu fonların, açık bir yetkilendirme ve uluslararası standartlar çerçevesinde, uzman uluslararası şirketler aracılığıyla yönetilmesi ve değerlendirilmesine izin verilmesi çağrısında bulundu. Zentuti, bunun fonların büyütülmesi ve küresel mali riskler, enflasyon ve değer kaybına karşı korunması için gerekli olduğunu ifade etti.

Öte yandan, Euronews’in internet sitesinde yer verdiği Jeffrey Epstein belgeleri, Temmuz 2011 tarihli bir e-postayı da ortaya koydu. Epstein’in ortaklarından biri tarafından gönderilen mesajda, Libya’daki karışıklıktan yararlanılarak Batılı ülkelerde dondurulan Libya varlıklarının geri alınmasına yönelik planlara işaret edildi. Belgelerde, söz konusu varlıkların tutarının yaklaşık 80 milyar dolar olduğu, bunun 32,4 milyar dolarının ABD’de bulunduğu, gerçek değerinin ise bu rakamın üç ya da dört katına ulaşabileceği öne sürüldü.


İran teslim mi olacak yoksa Trump güç açığı ile mi çarpışacak?

İran rejimi tarafından “casus yuvası” olarak adlandırılan Tahran'daki eski ABD büyükelçiliğinin dış duvarlarına çizilmiş bir duvar resminin önünden geçen bir adam, 1 Şubat 2026(AFP)
İran rejimi tarafından “casus yuvası” olarak adlandırılan Tahran'daki eski ABD büyükelçiliğinin dış duvarlarına çizilmiş bir duvar resminin önünden geçen bir adam, 1 Şubat 2026(AFP)
TT

İran teslim mi olacak yoksa Trump güç açığı ile mi çarpışacak?

İran rejimi tarafından “casus yuvası” olarak adlandırılan Tahran'daki eski ABD büyükelçiliğinin dış duvarlarına çizilmiş bir duvar resminin önünden geçen bir adam, 1 Şubat 2026(AFP)
İran rejimi tarafından “casus yuvası” olarak adlandırılan Tahran'daki eski ABD büyükelçiliğinin dış duvarlarına çizilmiş bir duvar resminin önünden geçen bir adam, 1 Şubat 2026(AFP)

Elie Kuseyfi

Dünyada hiçbir uluslararası veya bölgesel kriz, her türlü olasılığa ve senaryoya açık olan İran krizi kadar karmaşık değildir. Burada, Donald Trump dikkatlice düşünmek ve seçeneklerini tartmak zorunda kalıyor. Burada, ABD Başkanı, gerçekte bunu yapamasa bile, Rusya-Ukrayna savaşı hakkında söylediği gibi, sorunu 24 saat içinde çözebileceğini söyleyemez. Gazze'deki ateşkes anlaşması sırasında söylediklerini söyleyemez. O zaman hiçbir tarihsel mantığa dayanmayan kendi değerlendirmesine göre üç bin yıllık bir krizi kısa sürede çözdüğünü iddia etmişti.

lmj
Basra Körfezi'ndeki USS Abraham Lincoln (CVN 72) uçak gemisine iniş yapmak üzere pistte ilerleyen bir F/A-18E Super Hornet uçağı, 23 Kasım 2019 (Reuters)

 Bir kıyaslama daha yaparsak, Venezuela krizi Trump'a Beyaz Saray'ın “arka bahçesinde” güneşli bir günde yapılmış bir gezinti gibi görünebilir, nitekim pratik olarak rejimin başını gövdesinden ayırmış olan Caracas operasyonunun Tahran'da tekrarlanması, ABD'nin İran meselesine yaklaşımında varsayımsal senaryolardan biri. Ancak iki krizi karşılaştırırken en önemli nokta, bu yılın başında düzenlenen Caracas operasyonunun, dünya çapındaki sorunlarla başa çıkmada yeni bir Amerikan yaklaşımını veya tarzını yansıtmasıdır.

Bu noktada, heyecan verici bir televizyon şovu gibi uluslararası sahneyi şok etmeyi ve hayrete düşürmeyi amaçlayan operasyonun yürütülme biçiminin, Başkan Trump'ın gerçeklik televizyonuna benzer şekilde gösteri, heyecan ve sürpriz düşkünlüğünü yansıttığını varsaymak bir yanılgı olabilir. Aksine, bu şok taktiği, ABD'ye yönelik gerçek Çin meydan okuması karşısında, uluslararası krizlerle başa çıkmak ve yeni uluslararası düzenin hatlarını şekillendirmek veya ABD'nin bu düzen içindeki baskın konumunu korumak için yeni bir Amerikan stratejisinden başka bir şey değildir. Nitekim ABD’nin hiçbir politika veya stratejisi artık bu meydan okumadan ayrı tutulamaz. Dahası bu, bir yıl, iki yıl veya hatta on yıl sürecek bir meydan okuma değil; muhtemelen bir yüzyıl boyunca sürecek bir meydan okumadır.

Bu durum, ister Venezuela örneğinde olduğu gibi “sürpriz” yaklaşımını sürdürmeye çalışma, ister İran ile herhangi bir ilişkiyi Çin'in küresel yükselişini engellemenin bir parçası olarak çerçevelendirme açısından olsun, ABD yönetimi ve Başkan Trump için İran meselesinde de geçerli. Burada, Donald Trump ve George W. Bush arasındaki farka ve temsil ettikleri iki Amerikan dönemine işaret etmekte fayda var. Bush ve neo-muhafazakâr danışmanları, Ortadoğu'daki, özellikle Irak'taki askeri harekâtlarını biraz çarpıtma da olsa idealist bir bahaneyle çerçevelediler. O da Sovyetler Birliği'nin çöküşü ve “tarihin sonu”nun bir sonucu olarak demokrasi ve liberal değerleri yaymak.

Şimdi ise Trump ve yönetimi, politikaları ve askeri müdahaleleri için herhangi bir “idealist” başlık belirlemiyorlar. Aksine, bu politikalar ve müdahaleler, önceki yönetimlerin “misyoner” yaklaşımına bir yanıt niteliğindedir; bu yaklaşımın ABD'yi zayıflattığına veya gücünü artırmadığına, dolayısıyla Çin'in ekonomik ve stratejik fırsatlarını güçlendirdiğine inanıyorlar. Bu durum, Trump'ın ikinci dönemindeki politikalarının kişisel tarzını ve uluslararası ilişkiler ile dünyaya yönelik faydacı vizyonunu yansıttığı fikrini bir kez daha dışlıyor. Zira bunlar, hem biçim hem de içerik olarak, ABD'nin Çin'in yükselişini kontrol altına almak ve Amerikan hegemonyasının dünya çapında gerilemesini veya çöküşünü önlemek için yaptığı reaktif veya düzeltici girişimlerdir.

İki Amerikan dönemi arasında

Bu, Trump ile selefleri arasındaki sadece bir tarz farkı değil, özünde, yüzyılın başından bu yana ABD'de ve dünyada meydana gelen dönüşümlerin bir kanıtıdır. Yüzyılın başında, ABD sadece askeri olarak değil, ekonomik olarak da rakipsiz bir güç olarak hareket ediyordu. Ancak şimdi, Çin-ABD ticaret ve teknolojik rekabeti göz önüne alındığında, durum tamamen farklı; bu rekabette Çin, agresif ve çok tehlikeli bir rakip gibi görünüyor.

Trump yönetimi, İran nükleer dosyada, balistik füze ve milis güçler dosyalarında tavizler verse bile, İran ile geleneksel bir anlaşmayla yetinemez

 Bu nedenle, Trump'ın ikinci dönem için seçilmesi, bu tehlikeye yönelik kolektif Amerikan farkındalığının bir sonucuydu. Bu, Washington'un çıkarlarına ve “özgürce” hareket etme gücüne artık hizmet etmeyen liberal kurallara sahip bir uluslararası sistemi savunma, parlak başlıklar belirleme lüksünü ortadan kaldırıyor. Zira bu kurallar artık Washington'u kısıtlıyor ve başta Pekin olmak üzere rakiplerini kontrol altına almak için yeterli araçlar sağlamayan geleneksel uluslararası ilişkiler seyrine hapsediyor.

Bu nedenle, Trump'ın kişisel tarzı ile yönetiminin stratejisi ve hatta Trump'ın ikinci döneminin başlamasıyla birlikte geçirdiği dönüşümlerden sonra Amerikan “derin devletinin” stratejisi arasındaki bu kasıtlı ve sistematik örtüşme, şimdi İran meselesinde en ciddi ve ağır sınavı ile yüzleşiyor. Amerikan ordusunun İran'a yönelik bir saldırıya hazırlık olarak Ortadoğu'ya en büyük cephaneliği yığmasının ardından, Venezuela'daki Amerikan eylem hızının Tahran örneğinde tekrarlanmadığı görüldü. Bu durum, İran meselesiyle ilgili karmaşık hesaplar karşısında Amerikan gücünün sınırlılığını göstermiştir. Bu da Amerikan gücünün hızlı ve “kesin” hedeflere ulaşmadaki yetersizliğini gösterdi ya da neredeyse gösterdi. Trump için daha da önemlisi, İran rejimine yönelik tehditlerin çıtasını en yüksek noktaya çıkardıktan ve protestoculara destek sözü verdikten sonra, her ne kadar İran'ın yaklaşık 800 protestocuyu -bu rakamdan kendisinden başka kimse bahsetmedi- idam etmekten onun sayesinde vazgeçtiğini iddia etse de, tehditlerini ve vaatlerini yerine getirmekten geri adım atmış gibi görünmesidir.

Askeri yığınak ile orantılı bir anlaşma

Her ne olursa olsun, Trump, kendisinin de defalarca bahsettiği bu devasa Amerikan askeri yığınağı karşısında, İran'a karşı kesin ve kararlı bir saldırı düzenlemekten ancak bu yığınak ile orantılı bir anlaşma ile kaçınabilir. Bunu da öncelikle, kasım ayındaki ara seçimlerde sandık başına gidecek Amerikalı seçmene yığınağın maliyetini haklı göstermek, ikincisi, anlaşmanın büyüklüğü aynı zamanda ABD'nin İran'a karşı caydırıcılık gücünün büyüklüğüyle de ölçüleceği için yapmalıdır. Bu, bölgedeki eşi benzeri görülmemiş ABD askeri yığınağının temel bir işlevidir: Washington, bu yığınak ile İran'a karşı caydırıcılığını en üst düzeye çıkarmayı, böylece İran'ın bölgedeki ABD çıkarlarına ve üslerine karşı misilleme yapma gücünü engellemeyi, geçen yıl Haziran ayındaki 12 günlük savaşta olduğu gibi İsrail'i hedef alma ve zarar verme kapasitesini zayıflatmayı amaçlamıştır.

Bu nedenle, Washington ve Tahran arasında yeniden başlaması planlanan müzakerelerin, önceki haziran görüşmelerinde ele alınan konuları kapsayacağı fikri, İran durumunu çevreleyen iç ve dış bağlamlarla, özellikle de 3 Ocak'taki Caracas operasyonuyla ortaya konan yeni ABD dinamiğiyle tutarsız görünüyor. Bu, Trump yönetiminin, İran nükleer dosyada, balistik füze ve milis güçler dosyalarında tavizler verse bile, İran ile geleneksel bir anlaşmayla yetinemeyeceği anlamına geliyor. İki taraf arasında olası bir anlaşmanın ardından, İran'ın ABD'ye yaklaşımında mutlaka bir değişiklik olması gerekiyor.

Rejim değişikliği Trump ve ekibi için öncelik olmasa bile, bu, ister askeri bir saldırı yoluyla olsun ister olmasın, İran rejimi içinde bir tür değişiklik olmadan, Trump'ın bölgedeki Amerikan askeri yığınağının boyutu ile orantılı bir başarı elde edebileceği anlamına gelmiyor. Burada değişiklik, anlaşmanın kendisiyle bağlantılı; yani, bu olası anlaşma, İran rejimindeki bir değişikliğin veya değişim duyurusunun sonucudur. Başka bir deyişle, İran rejimi, Amerikan yönetimiyle karşılıklı olarak kazandıran bir anlaşma yapmaya hazır ve kudretli hale gelmelidir.

Trump'ın İran'a karşı askeri saldırıyı ertelemesi ve diplomasiye şans vermesi, askeri seçenek karmaşık hesaplar ve hassas denklemler içerse bile, Beyaz Saray ve Pentagon'da bu seçeneğin masadan kalktığı anlamına gelmez

Burada, Çin'in küresel yükselişini sınırlamaya dayalı ana Amerikan stratejisine geri dönelim ki bu İran için de geçerlidir. İran ve Washington arasında yapılacak herhangi bir anlaşma, Washington'un görüşüne göre, Çin'i İran içinde sınırlama ile sonuçlanmalıdır. Bu sınırlama petrol ile başlayıp, İran'ın dünyanın ikinci büyük doğalgaz rezervlerine sahip olduğu hesaba katılırsa doğalgaza ve nadir toprak minerallerine kadar uzanmaktadır.

sdfrgt
İran füzeleri, Tahran'daki bir parkta sergilendi, 31 Ocak 2026 (Reuters)

Trump'ın 2018'de İran nükleer anlaşmasından çekilmesinin büyük ölçüde anlaşmanın İran'ı Amerikan pazarlarından ziyade Avrupa pazarlarına açmasından kaynaklandığını unutmamalıyız. Hal böyleyken, özellikle ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşları ve küresel ekonomik ve teknolojik rekabet ortamında, ABD İran’ın Çin’e açık olmasını kabul edebilir mi? Trump ve ekibi için İran meselesinin özü budur. Bu, sadece bölgesel bir mesele değil, özellikle Çin, Rusya ve ABD arasındaki uluslararası bağlantıları göz önüne alındığında uluslararası bir mesele olan bu dosyadaki başarılarının veya başarısızlıklarının ölçüleceği yerdir.

Trump ve Hamaney arasında

Bu boyutlara ek olarak, ABD’nin İran'a karşı azami baskı yaklaşımında göz ardı edilemeyecek kişisel bir boyut da var. Bu çatışmanın bir kısmı, tamamen farklı dünyalardan iki adam arasında yaşanıyor; İran Dini Lideri Ali Hamaney ve Donald Trump. Dini Lider, Amerikan Başkanını tekrar tekrar kışkırtıp, kendisine karşılık vermeye zorlayarak ona meydan okumayı başardı. Bunun son örneği, ABD'nin İran'a saldırması durumunda Hamaney'in bölgesel bir savaş başlatma kudretine sahip olup olmadığını göreceğini söylemesiydi. Trump, Hamaney'e karşılık vermeye ne kadar çok çekilirse, onunla arasındaki çatışmayı çözme yükümlülüğü de o kadar artıyor. Bu, dünyanın efendisiymiş gibi davranan ve kimsenin ona meydan okuyamayacağını düşünen Amerikan Başkanı için bir meydan okumadır. Söz konusu meydan okuma ise İran rejimi ile Amerikan yönetimi arasında devam eden çatışmaya ek bir karmaşa katıyor. Bu nedenle ya Trump, Amerikan iç siyasetinin taleplerinden bölgesel müttefiklerin çekincelerine kadar uzanan İran meselesinin karmaşıklığı karşısında “güç açığı” ile çarpışabilir ve bu nedenle geri adım atmak için güvenli çıkış yolları ve sözlü formüller arayabilir. Yahut İran rejimi, müzakerelerde büyük bir taviz verdikten sonra Amerikan taleplerine “teslim” olabilir ve bu kez de İran rejimi istismar edebileceği her türlü sözlü çıkış yolu arayabilir.

Trump'ın İran'a karşı askeri saldırıyı ertelemesi ve “diplomasi”ye şans vermesi, Beyaz Saray ve Pentagon'da askeri seçeneğin masadan kalktığı anlamına gelmediğini de göz ardı etmemek gerekir. Ancak bu seçenek, “kararlı” bir saldırı ile Trump'ın seçmenlerine verdiği söze dayanarak tam ölçekli bir savaştan kaçınmayı dengeleyen karmaşık hesaplar ve hassas denklemler içeriyor. İranlıların kendileri bile, iç gerilimler göz önüne alındığında, böyle bir saldırının protestocuları tekrar sokaklara dökebileceğini göz ardı etmiyorlar. İran rejimi, gerekli ekonomik çözümlerden yoksun olduğu ve ABD ile bir anlaşmaya varmadığı sürece, bu gerilimleri geleneksel yollarla kontrol altına alamayacaktır. Protestocularla tüm mümkün olan müzakere kanalları çöktükten sonra onları sindirmek için kullandığı acımasız baskı da bunu gösteriyor. Bu, İran rejiminin gidişatında bir kopuştur ve Batılı uzmanlar bunu, Hafız Esed rejiminin gidişatında 1982’deki Hama katliamından sonra yaşanan kopuşla karşılaştırmaya başladılar. Dolayısıyla Amerikan baskısı ve müdahalesi senaryoları ne şekilde olursa olsun, bunlar doğal olarak önemsiz değildir ve daha da önemlisi, Trump'ın ikinci dönemi için de önemli bir dönüm noktası oluşturacaklardır.


Üç Amerikan savaş gemisi Haiti açıklarına ulaştı

Port-au-Prince'te bir çocuk, çete şiddeti nedeniyle yerinden edilen ailelerin kaldığı barınakta uyuyor, (AP)
Port-au-Prince'te bir çocuk, çete şiddeti nedeniyle yerinden edilen ailelerin kaldığı barınakta uyuyor, (AP)
TT

Üç Amerikan savaş gemisi Haiti açıklarına ulaştı

Port-au-Prince'te bir çocuk, çete şiddeti nedeniyle yerinden edilen ailelerin kaldığı barınakta uyuyor, (AP)
Port-au-Prince'te bir çocuk, çete şiddeti nedeniyle yerinden edilen ailelerin kaldığı barınakta uyuyor, (AP)

ABD askeri yetkilileri, iktidardaki cumhurbaşkanlığı cuntasının iktidara tutunmaya çalıştığı ve uyuşturucu kartellerinin şiddetinin arttığı bir dönemde, Amerikan savaş gemilerinin Haiti kıyılarına ulaştığını duyurdu.

ABD'nin Haiti Büyükelçiliği'nin X platformunda dün yayınladığı açıklamaya göre, ABD savaş gemileri USS Stockdale, USCGC Stone ve USCGC Diligence, Port-au-Prince Körfezi'ne girerek "Amerika Birleşik Devletleri'nin Haiti'nin güvenliği, istikrarı ve geleceğine olan sarsılmaz bağlılığını yansıtıyor."

Büyükelçilik açıklamasında, filonun "Savaş Bakanı Pete Hegseth'in talimatıyla", Karayipler ve Doğu Pasifik'teki uyuşturucu kaçakçılarını hedef alan ve şimdiye kadar uyuşturucu taşıdığından şüphelenilen teknelere düzenlenen hava saldırılarında 100'den fazla kişinin ölümüne yol açan "Güney Mızrağı Operasyonu"nun devamı olarak gönderildiği belirtildi.

Haiti'de, dokuz üyeli geçiş dönemi başkanlık konseyinin görev süresinin 7 Şubat'ta sona ermesi öncesinde gerilim artıyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Konsey istifa etmeyi kabul etmesine rağmen, bazı üyeleri, ABD yetkililerinin görev sürelerinin cumartesi günü sona ereceği yönündeki uyarılarını dikkate almadan geçiş dönemi yönetimi projelerine devam ediyor.

Çete şiddeti, eski Başbakan Ariel Henry'nin 2024 yılında istifa etmesine yol açtı. Ülke 2016 yılından beri seçim yapmadı; bu durum, hükümet otoritesinin çökmesine ve güvenlik, sağlık ve ekonomik krizlerin daha da kötüleşmesine neden oldu.

Haiti, Batı Yarımküre'nin en yoksul ülkesi olup, topraklarının büyük bir bölümü, düzenli olarak cinayet ve tecavüz işleyen rakip silahlı çetelerin kontrolündedir. Amerika Birleşik Devletleri yakın zamanda, bu çeteleri desteklemekle suçlanan üst düzey Haitili yetkilileri hedef alan yeni vize kısıtlamaları açıkladı.