Uluslararası Adalet Divanı'ndaki 17 yargıç İsrail aleyhindeki davaya karar veriyor. Peki, bu 17 yargıç kimdir?

Yargıçlar bugünkü oturuma başlamak için Lahey'deki Uluslararası Adalet Divanı'nın salonuna girdiler (EPA)
Yargıçlar bugünkü oturuma başlamak için Lahey'deki Uluslararası Adalet Divanı'nın salonuna girdiler (EPA)
TT

Uluslararası Adalet Divanı'ndaki 17 yargıç İsrail aleyhindeki davaya karar veriyor. Peki, bu 17 yargıç kimdir?

Yargıçlar bugünkü oturuma başlamak için Lahey'deki Uluslararası Adalet Divanı'nın salonuna girdiler (EPA)
Yargıçlar bugünkü oturuma başlamak için Lahey'deki Uluslararası Adalet Divanı'nın salonuna girdiler (EPA)

Birleşmiş Milletler'in en yüksek mahkemesi, İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonlarının Filistinlilere yönelik devlet eliyle soykırım olduğu yönündeki Güney Afrika’nın suçlamalarına ilişkin kararını bugün açıklayacak. Mahkeme, davanın tarafları adına davaya katılan iki yargıcın yanı sıra 15 yargıçtan oluşuyor.

Uluslararası Adalet Divanı, Birleşmiş Milletler'in ana yargı organıdır ve merkezi Amerika’nın New York şehrinde bulunan Güvenlik Konseyi ve Genel Kurul gibi diğer ana Birleşmiş Milletler organlarının aksine, merkezi Hollanda'nın Lahey şehrinde bulunmaktadır.

csde
“Barış Sarayı”, Lahey'deki Uluslararası Adalet Divanı'nın genel merkezi (Uluslararası Adalet Mahkemesi)

Mahkeme 1946 yılında faaliyete geçmiş ve İkinci Dünya Savaşı'nın bitiminden sonra yerini "Birleşmiş Milletler"e bırakan "Milletler Cemiyeti"nin bir parçası olan Uluslararası Daimî Adalet Mahkemesi’nin alternatifi haline gelmiştir. Mahkeme, yargı yetkisini, üyelelerini, yargıçları seçme yöntemini, dava prosedürlerini ve Mahkemenin çalışmalarına ilişkin diğer teknik ayrıntıları tanımlayan Mahkeme Tüzüğüne ek olarak Birleşmiş Milletler Şartı'na dayalı olarak faaliyet göstermektedir.

Barış Sarayı

Uluslararası Adalet Divanı'nın genel merkezi olan Barış Sarayı, Lahey'in kalbinde yer almakta olup, 1907-1913 yılları arasında Amerikalı iş adamı Andrew Carnegie tarafından bağışlanan arazi üzerine inşa edilmiştir. Önce Uluslararası Daimî Adalet Mahkemesi’nin merkezi, çalışmalar tamamladıktan sonra da Uluslararası Adalet Divanı'nın merkezi olmuştur.

1946'dan sonra saray çeşitli genişletmelere, hakimlerin ofislerini barındıracak yeni binaların inşasına ve müzakere odasının kurulmasına tanık oldu. Sarayda ayrıca uluslararası hukuk kitaplarının bulunduğu genel “Barış Sarayı Kütüphanesi” ve Uluslararası Adalet Divanı'nın eserlerinin yer aldığı bir müze de bulunuyor.

Mahkeme şekli

Mahkeme, Birleşmiş Milletler Meclisi Genel Kurulu ve BM Güvenlik Konseyi tarafından ayrı ayrı seçilen 15 yargıçtan oluşur ve görev süresi 9 yıldır. Aday gösterilen yargıç, iki organda da oyların salt çoğunluğunu elde ederse mahkemenin üyesi olur. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ve BM Güvenlik Konseyi, genellikle birden çok kez oylama yapılmasını gerektirir.

Mahkeme tüzüğünün 3. maddesi, Mahkeme’nin bağımsızlığının sağlanması için aynı ülkeden birden fazla üyeye sahip olamayacağını öngörmektedir. Mahkeme Tüzüğü ayrıca, bir mahkeme üyesinin idari veya siyasi görev üstlenmesine veya herhangi bir davada temsilci, danışman veya avukat olarak çalışmasına izin vermez.

dhb5r
Yargıç ve Mahkeme Başkanı Joan E. Donoghue (Uluslararası Adalet Divanı)

Mahkemenin mevcut üyeleri aşağıdaki isimlerden oluşmaktadır:

1- Joan E. Donoghue - Baş Yargıç (Amerika Birleşik Devletleri)

1956 doğumlu Amerikalı bir avukat, hukuk araştırmacısı ve Uluslararası Adalet Divanı'nın şu anki başkanıdır.

Mahkemeye ilk kez 2010 yılında, ikinci kez 2014 yılında seçilmiş, 2021 yılında ise Uluslararası Adalet Divanı yargıçları tarafından Mahkeme Başkanı olarak görev yapmak üzere seçilmiştir. British Broadcasting Corporation'ın (BBC) web sitesine göre kendisi, Uluslararası Adalet Divanı'na seçilen üçüncü ve Mahkeme Başkanı olarak seçilen ilk Amerikalı kadındır.

Donoghue, 1978 yılında Rusya'daki Kaliforniya Üniversitesi Rusya Çalışmaları ve Biyoloji bölümünden mezun oldu. 1981 yılında ise California Üniversitesi'nden Hukuk Doktorasını aldı.

Nikaragua-Amerika Birleşik Devletleri davasında ABD'de hukuk müşaviri olarak görev yapmış, 2007'den 2010 yılına kadar ABD Dışişleri Bakanlığı'nda baş hukuk müşaviri yardımcısı olarak görev yapmıştır. ABD Hazine Bakanlığı Genel Danışmanı olup, burada uluslararası finans kurumları da dahil olmak üzere bakanlık çalışmalarını her yönüyle denetlemiştir.

Uluslararası hukukun ve insan hakları hukukunun uygulanmasıyla ilgili olarak, eski Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ve Başkan Barack Obama'ya uluslararası hukukun her alanında danışmanlık yaptı.

Amerika Birleşik Devletleri'nin uyguladığı ekonomik yaptırımlara ilişkin olarak Avrupa ülkeleriyle yapılan müzakerelerde hukuk danışmanı olarak çalıştı.

rth
Yargıç Kirill Gevorgyan (Uluslararası Adalet Divanı)

2- Kirill Gevorgyan-Mahkeme Başkan Yardımcısı (Rusya)

8 Nisan 1953'te Moskova'da doğdu. Uluslararası hukuk eğitimi aldı ve aynı alanda uzmanlaştı. 6 Şubat 2015'te Uluslararası Adalet Divanı üyeliğine seçildi ve 8 Şubat 2021'den itibaren Mahkeme Başkan Yardımcısı oldu.

2009 yılından 2015 yılına kadar Rusya Dışişleri Bakanlığı'nda Hukuk Memuru ve Rusya'nın Hollanda'daki Olağanüstü ve Tam Yetkili Büyükelçisi olarak, 2003-2009 yılları arasında ise Rusya Federasyonu'nun Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü'nde Daimî Temsilcisi olarak görev yaptı.

Uluslararası Adalet Divanı önündeki çeşitli davalarda Rusya'yı temsil etti; bunların en önemlisi, Rusya'nın 2008 yılında Her Tür Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına Dair Sözleşme'yi ihlal etmesiyle ilgili olarak Gürcistan tarafından açılan davanın yanı sıra Kosova'nın tek taraflı bağımsızlık ilanı davasıydı. 2009 yılında Lahey'de düzenlenen Afganistan Konulu Bakanlar Konferansı'nda Rusya Federasyonu heyetinin üyesi olarak bulundu.

fve
Yargıç Peter Tomka (Uluslararası Adalet Divanı)

3- Peter Tomka (Slovakya)

1956 yılında Çekoslovakya'da doğdu. Yüksek lisans ve doktora derecelerini sırasıyla 1979 ve 1985 yıllarında Prag'daki Charles Üniversitesi'nden aldı.

Ukrayna'nın Kiev kentinde Uluslararası Hukuk ve Uluslararası İlişkiler Fakültesi'nde, Fransa'nın Nice kentinde Barış ve Kalkınma Hakları Enstitüsü'nde, Yunanistan'ın Selanik kentinde Uluslararası Kamu Hukuku ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nde ve Hollanda da Uluslararası Lahey Hukuk Akademisi'nde çalışmalar yaptı.

1990 yılında Slovakya Dışişleri Bakanlığı Uluslararası Hukuk Departmanı Başkanlığı görevini üstlenen Tomka, ardından Slovakya'nın Birleşmiş Milletler Büyükelçisi seçildi.

Uluslararası Adalet Divanı yargıçları 6 Şubat 2009'da Tomka'yı Başkan Yardımcısı olarak, 6 Şubat 2012'den 2015'e kadar 3 yıllık bir dönem için de Mahkeme Başkanı olarak seçtiler.

2011 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ve Güvenlik Konseyi tarafından Uluslararası Adalet Divanı'na 9 yıllık ikinci bir dönem ve 2020 yılında Uluslararası Adalet Divanı'nda 9 yıllık üçüncü bir dönem için yeniden seçildi.

th6ju
Yargıç Ronnie İbrahim (Uluslararası Adalet Divanı)

4- Ronnie İbrahim (Fransa)

5 Eylül 1951'de Mısır'ın İskenderiye şehrinde doğdu. Paris Üniversitesi'nde kamu hukuku okudu.

Çeşitli Fransız üniversitelerinde doçent olarak çalıştı. 1998 yılına kadar Paris Siyasi Araştırmalar Enstitüsü'nde uluslararası hukuk profesörü olarak görev yaptı.

Fransa Dışişleri Bakanlığı'nda hukuk biriminin başına geçti ve 1998'den 2004'e kadar Fransa'yı uluslararası ve Avrupa mahkemeleri önünde birçok davada temsil etti. Bu davaların en önemlileri, Sırbistan- Karadağ'ın Uluslararası Adalet Divanı'nda Fransa'ya karşı geçici tedbirlere atıf yapılmasının istendiği Kongo-Fransa davasına ek olarak, güç kullanımının yasallığı konusunda açtığı davaydı.

İbrahim ayrıca, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından sunulan bir talepte, 2004 yılında işgal altındaki Filistin topraklarında ırkçılık duvarı inşa edilmesinin sonuçları hakkında Adalet Divanı'na hukuki görüş sunarken Fransa'yı temsil etti.

2015-2018 yılları arasında Uluslararası Adalet Divanı Başkanlığı görevini yürüttü. İlk kez 2005 yılında Divan üyeliğine seçildi, 2009 yılında yeniden seçildi ve 2018 yılında Mahkeme Başkanlığı görevini tamamladıktan sonra üçüncü kez yeniden seçildi.

fgtrbhy6
Yargıç Muhammed Benune (Uluslararası Adalet Divanı)

5- Muhammed Benune (Fas)

1943 yılında Fas'ın Marakeş kentinde doğdu. Nancy Üniversitesi ve Paris Üniversitesi'nde hukuk ve siyaset bilimi okudu, burada uluslararası hukuk alanında doktora yaptı. Ayrıca 1970 yılında Lahey'deki Uluslararası Hukuk Akademisi'nden mezun oldu.

V. Muhammed Üniversitesi'nde profesör olarak çalıştı ve 1998'den 2001'e kadar Fas'ın Birleşmiş Milletler nezdinde daimî temsilcisi olarak çalıştı, ardından Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde yargıç olarak çalıştı. 2006'dan beri Uluslararası Adalet Divanı'nda yargıç olarak görev yapmaktadır.

Fas'ın Birleşmiş Milletler nezdindeki büyükelçisi ve daimî temsilcisi olarak görev yaptıktan sonra Uluslararası Adalet Divanı'nda Benin ile Nijer arasındaki sınır anlaşmazlığı dosyasında yargıç olarak görev yaptı. Yugoslavya’nın Uluslararası Ceza Mahkemesindeki davasında hâkim idi ve Birleşmiş Milletler'in daimî büyükelçi yardımcısıydı.

Benune, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 59. oturumu sırasında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Altıncı Komitesi Başkanı olarak görev yaptı, Cenevre'deki Birleşmiş Milletler Tazminat Komisyonu Başkanıydı ve birkaç yıl boyunca Fas'ın hukuk danışmanlığını yaptı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun birçok oturumunda delegasyon ve 1974'ten 1982'ye kadar Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Konferansı'nda Fas delegasyonunun bir üyesi idi.

ax
Yargıç Abdülgavi Ahmed Yusuf (Uluslararası Adalet Divanı)

6- Abdülgavi Ahmed Yusuf (Somali)

Somali vatandaşıdır ve 1980 yılında Cenevre Üniversitesi'nden siyaset bilimi ve uluslararası hukuk alanında doktora derecesine sahiptir. London College ve 1. Paris Üniversitesi'nden hukuk alanında onur derecesiyle doktoraya ve Hindistan'daki KIT Üniversitesi'nden fahri doktora derecesine sahiptir.

İlk kez 2009 yılında Mahkeme üyeliğine seçildi, 2018 yılında tekrar seçildi. 2015-2018 yılları arasında Mahkeme Başkan Yardımcısı, 2018-2021 yılları arasında ise Mahkeme Başkanı olarak görev yaptı.

Ceza davalarında karşılıklı yardımlaşma konusuyla ilgili olarak Cibuti'nin Fransa'ya karşı açtığı bir davada Uluslararası Adalet Divanı'nda özel hâkim olarak görev yaptı, tahkim organlarında ve yatırım anlaşmazlıklarının çözümüne yönelik merkezlerde görev aldı. Ayrıca hukukçu ve Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü'nün (UNESCO) danışmanı olarak çalıştı.

dfv
Yargıç Xue Hanqin (Uluslararası Adalet Divanı)

7- Xue Hanqin (Çin)

1955'te doğdu ve 2010 yılında Shi Jiuyong'un 28 Mayıs 2010'da istifasıyla boşalan koltuğu doldurmak üzere seçildi. Uluslararası Adalet Divanı'nda görev yapan 3 kadın yargıçtan biri ve aynı zamanda Uluslararası Adalet Divanı'ndaki Çinli beşinci ve Çin Halk Cumhuriyeti'ni temsil eden üçüncü yargıçtır.

Xue Hanqin, 1980'de Pekin Yabancı Çalışmalar Üniversitesi'nden Sanat Lisansı, 1982'de Pekin Üniversitesi'nden Uluslararası Hukuk alanında Yüksek Lisans Diploması ve 1983 ve 1995'te Columbia Hukuk Fakültesi'nden Yüksek Lisans ve Doktora derecelerini aldı. Çin Dışişleri Bakanlığı'nın Antlaşma ve Hukuk Dairesi'nde çalıştı.

2003 yılında Çin'in Hollanda büyükelçisi olarak atandı ve 2008 yılına kadar görev yaptı. Aynı yıl Çin'in Güneydoğu Asya Birliği’ndeki ilk büyükelçisi oldu.

Xue, 2018 yılında Uluslararası Adalet Divanı Başkan Yardımcısı olarak atandı. Xue, 2022'de Rus yargıç Kirill Gevorgyan ile birlikte Rusya'nın Ukrayna'daki askeri operasyonlarını askıya almasını gerektiren geçici emre karşı oy kullandı.

fdbrtnyju
Yargıç Julia Sibutende (Uluslararası Adalet Divanı)

8- Julia Sibutinde (Uganda)

1954 yılında Uganda'da doğdu. İlk kez 2012 yılında Adalet Divanı üyeliğine seçildi, 2021 yılında ise yeniden seçilmiştir.

Birleşik Krallık'taki Edinburgh Üniversitesi'nden fahri hukuk doktorası sahibidir ve 2005 ile 2011 yılları arasında Sierra Leone Özel Mahkemesi'nde yargıç olarak görev yapmadan önce birçok adli ve hukuki görevde bulunmuştur.

Başkanlığı sırasında savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar işlemekle suçlanan Liberya Devlet Başkanı Charles Gankai Taylor'a karşı açılan dava da dahil olmak üzere birçok savaş suçu davasına bakan Sibutinde, ayrıca Uganda Yüksek Mahkemesi'nde hukuk ve ceza davalarında hâkim olarak görev yaptı. 1999'dan 2000 yılına kadar Uganda polisindeki yolsuzluğu araştıran Yargı Komisyonu’nun başkanıydı.

dcrg
Yargıç Dalvir Bahendra (Uluslararası Adalet Divanı)

9- Dalveer Bhandrai (Hindistan)

1947'de doğdu, Hindistan Yüksek Mahkemesi yargıcı olarak görev yaptı ve aynı zamanda eski Bombay Yüksek Mahkemesi Baş Yargıcı ve Delhi Yüksek Mahkemesi yargıcıdır.

Bhandari, Delhi Yüksek Mahkemesi hâkimi olarak Delhi Yüksek Mahkemesi Hukuk Hizmetleri Komitesine başkanlık etti. Aynı zamanda Dövizin Korunması ve Kaçakçılık Faaliyetlerinin Önlenmesi Yasasına ilişkin Delhi Eyalet Danışma Konseyi'nin de Başkanıydı.

Bhandari, Başbakan olarak atanmak üzere görevinden istifa eden Ürdünlü Yargıç Avn el-Hasaveneh’in yerine, Ocak 2012'de Hindistan Hükümeti tarafından Uluslararası Adalet Divanı'nda yargıçlık pozisyonuna resmi aday olarak aday gösterildi.

dfrgth6y
Yargıç Patrick Lipton Robinson (Uluslararası Adalet Divanı)

10- Patrick Lipton Robinson (Jamaika)

1944'te Jamaika'da doğdu. 30 yıldan fazla bir süre Jamaika hükümetinde çalıştı. 2015 yılında Uluslararası Adalet Divanı'na seçildi.

Başsavcılıktaki Veliaht Prens Danışmanı ve Başsavcı Birinci Asistanlığının yanı sıra kısa bir süre Dışişleri Bakanlığı Hukuk Müşavirliği yaptı.

26 yıl boyunca Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Altıncı Hukuk Komitesi'nde Jamaika temsilcisi olarak görev yaptı.

dfb
Yargıç Nevaf Selam (Uluslararası Adalet Divanı)

11- Nevaf Selam (Lübnan)

Lübnanlı Nevaf Selam 1953'te doğdu ve Uluslararası Adalet Divanı'nda yargıç olarak görev yapıyor. 1992 yılında Paris'teki Siyasal Araştırmalar Enstitüsü'nden siyaset bilimi alanında doktora derecesini, Harvard Hukuk Fakültesi'nden hukuk alanında yüksek lisans derecesini ve Sorbonne Üniversitesi'nden tarih alanında doktora derecesini aldı.

Avukatlık mesleğinin yanı sıra Sorbonne Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. Selam, 2007'den 2017'ye kadar Lübnan'ın New York'taki Birleşmiş Milletler büyükelçisi ve daimî temsilcisi olarak görev yaptı.

Selam Birleşmiş Milletler'deki görevi süresince, Güvenlik Konseyi'nde Lübnan'ın egemenliğine saygı gösterilmesi, Suriye çatışmasından ayrılma politikasının güçlendirilmesi ve eski Başbakan Refik Hariri’ye yönelik suikast davasında Lübnan için Özel Uluslararası Mahkeme kurulması yoluyla dokunulmazlığın sona erdirilmesi için defalarca çağrıda bulundu. Ayrıca, kendi kaderini tayin hakkı ve bağımsız bir Filistin devletinin kurulması dahil, Filistin halkının ulusal haklarını savunma konusunda ısrar etti.

cvgfrbvf
Yargıç Iwasawa Yugi (Uluslararası Adalet Divanı)

12- Iwasawa Yugi (Japonya)

1954'te Tokyo'da doğdu. 2018'de mahkeme üyesi oldu ve 2021'de yeniden seçildi. 1977'de Tokyo Üniversitesi'nden hukuk diplomasına ve 1977'de Harvard Hukuk Fakültesi'nden hukuk alanında yüksek lisans derecesine sahiptir. 1978'de mezun oldu ve 1977'de Tokyo Virginia Üniversitesi'nden hukuk doktorası aldı.

Aralarında Japonya, İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri ve Hollanda'nın da bulunduğu birçok ülkede çeşitli üniversite ve enstitülerde akademisyen olarak çalıştı.

2007'den 2017 yılına kadar ICCPR'nin üyesi, başkanı ve başkan yardımcısı olarak görev yaptı. Japonya Uluslararası Hukuk Derneği'nin yedek üyesi, başkanı ve başkan yardımcısı olarak görev yaptı.

dj7k8l9ş0i
Yargıç George Nolte (Uluslararası Adalet Divanı)

13- Georg Nolte (Almanya)

1959 yılında Almanya'nın Bonn şehrinde doğdu. Berlin Humboldt Üniversitesi'nde uluslararası hukuk profesörü olarak görev yaptı. Birleşmiş Milletler Uluslararası Hukuk Komisyonu üyesiydi ve 2017 yılında başkanlığını yaptı.

2020 yılında 193 oydan 160'ını alarak Uluslararası Adalet Divanı hâkimi seçildi ve 2021 yılında 9 yıllık görevine başladı.

Özgür Berlin Üniversitesi ve Cenevre Üniversitesi'nde hukuk, uluslararası ilişkiler ve felsefe okudu ve Heidelberg Üniversitesi'nden hukuk doktorası aldı.

juk
Yargıç Hilary Charlesworth (Uluslararası Adalet Divanı)

14- Hilary Charlesworth (Avustralya)

Belçika'nın Leuven şehrinde doğdu, Avustralya vatandaşlığına sahip ve 2021'den beri mahkeme üyesidir. Melbourne Üniversitesi'nden hukuk lisans ve yüksek lisans derecesine, Harvard Hukuk Fakültesi'nden hukuk bilimleri alanında doktora derecesine sahiptir.

Avustralya Yüksek Mahkemesi ve Victoria Yüksek Mahkemesinin avukatıdır. 2021 yılında Guyana'nın Venezuela'ya karşı açtığı davada verilen tahkim kararında Uluslararası Adalet Divanı'nda özel hakimlik pozisyonu başta olmak üzere çeşitli akademik pozisyon ve görevlerde bulunmuştur. Ayrıca 2021 yılında Uluslararası Adalet Divanı'nda özel hâkim olarak görev yapmıştır. Avustralya'nın Japonya'ya karşı açtığı Antarktika balina avcılığı davasında 2011-2014 yılları arasında Birleşmiş Milletler'de İnsan Hakları Üyesi olarak görev yaptı.

gth6yj7ı
Yargıç Leonardo Nemer Caldeira Brandt (Uluslararası Adalet Divanı)

15- Leonardo Tiger Caldera Brant (Brezilya)

1966'da Brezilya'da doğdu ve 2022 yılında mahkemeye seçildi. Fransa'daki Paris Üniversitesi'nden doktorasının yanı sıra, Cenevre'deki Birleşmiş Milletler Çalışmaları Programı'ndan ileri düzey çalışmalar alanında diplomaya sahiptir. Fransa'daki Uluslararası İnsan Hakları Enstitüsü'nden ve Lahey'den uluslararası hukukta ileri çalışmalar alanında diplomaları vardır.

Brezilya'daki Minas Gerais Federal Üniversitesi'nde uluslararası hukuk profesörü olarak çalışmakta olup, Brezilya'daki ve uluslararası enstitü ve kolejlerdeki birçok akademik pozisyonun yanı sıra hukuk üzerine birçok araştırma ve makalesi bulunmaktadır.

Lahey'deki Uluslararası Ceza Mahkemesi Adaylık Komitesi Danışma Komitesi üyesiydi.

Mahkeme tüzüğünün 31. maddesinde, mahkemede davanın tarafları arasından bir hâkimin bulunmaması halinde, taraflardan her birinin bir hâkim seçebileceği belirtiliyor.

Buna göre, bu davada (Güney Afrika / İsrail), Uluslararası Adalet Divanı'nın on beş yargıcına, Güney Afrika'dan özel olarak atanmış bir yargıç ve İsrail'den başka bir yargıç katılmaktadır. Onlar kendi ülkelerinin iki seçkin şahsiyetidir ve sıra dışı bir kişisel geçmişe sahiptirler.

Mahkemenin basit çoğunlukla vereceği kararları hukuki açıdan bağlayıcı, ancak mahkemenin bunları uygulayacak bir mekanizması yok.

h5yj67j
Yargıç Aharon Barak (sağdaki fotoğrafın ortasında) ve yanında Uluslararası Adalet Divanı'nda Yargıç Dikgang Moseneke (soldaki fotoğrafın ortasında) var (AP)

16- Dikgang Moseneke

Reuters'e göre 76 yaşındaki Moseneke, ırkçılığa karşı mücadele eden ve ülkenin demokrasiye geçişinde önemli rol oynayan Güney Afrika'nın en kıdemli emekli yargıçlarından biridir. 15 yaşındayken ırkçılığı protesto ettiği için hapse atıldı ve Güney Afrika'daki kötü şöhretli Robben Adası hapishanesinde Nelson Mandela ile arkadaş olarak 10 yıl geçirdi.

Moseneke, üniversite eğitimini parmaklıklar ardında okudu ve serbest bırakıldıktan sonra avukat olarak çalıştı. Mandela ondan Güney Afrika'nın geçici anayasa taslağının hazırlanmasına yardım etmesini ve ilk demokratik seçimleri denetlemesini istedi. 2002 yılında Güney Afrika Anayasa Mahkemesi'ne atandı. 2005 yılında Yüksek Mahkeme Baş Yargıç Yardımcılığına atandı ve 2016 yılında emekli olana kadar bu görevi sürdürdü.

Oxford Üniversitesi ile 2021 yılında yaptığı otobiyografik bir röportajda, çocukluğunda derin bir doğru ve yanlış anlayışına sahip olduğunu belirtti. "Irkçılık gerçekten büyük bir öğretmendi, çoğu ülke gibi insanlara eşitsizliği öğretti" dedi.

Pretoria Üniversitesi'nde uluslararası insan hakları hukuku profesörü Frans Viljoen, Moseneke'nin, "davaların gerçeklerini takip eden, geniş vizyona sahip, adil bir yargıç" olarak tanındığını söylüyor.

17- Aharon Barak

87 yaşındaki Aharon Barak Holokost'tan sağ kurtulanlardan biri. 1936'da Litvanya'da doğdu ve İsrail'de Yüksek Mahkeme Başkanı olarak görev yaptı. Litvanya'nın merkezindeki Kovno (Kaunas) kentindeki gettodan, annesi tarafından orada üretilen üniformalarla dolu bir çantanın içine saklanarak kaçırıldı. İsrail Devleti'nin kuruluşunun ilanından bir yıl önce, 1947'de İngiliz mandasına tabi olan Filistin'e göç etti. 1975 ila 1978 yılları arasında İsrail Başsavcısı olarak görev yaptı. 1978'de Yüksek Mahkeme'ye atandı ve 1995'ten emekli olduğu 2006 yılına kadar Baş Yargıç olarak görev yaptı.

Barak, Yüksek Mahkeme'nin güçlü bir destekçisi olarak biliniyor ve geçen yıl yargı sistemini elden geçirme çabaları kamuoyunda kutuplaşmaya yol açan Başbakan Binyamin Netanyahu'yu ağır bir şekilde eleştirdi. Şarku’l Avsat’ın ulaştığı bilgilere göre geçtiğimiz kasım ayında Kanada'nın günlük gazetesi The Globe and Mail'e verdiği röportajda Barak, İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonlarına desteğini dile getirdi. Barak şöyle dedi: “Hükümetin yaptıklarına tamamen katılıyorum.” İsrail'in Gazze'de soykırıma yönelik bir savaş yürüttüğü yönündeki suçlamalara ilişkin bir soruya yanıt veren Barak, bu terimin Hamas hareketinin İsrail'e yönelik 7 Ekim'de başlattığı saldırıları tanımlamak için kullanılması gerektiğini ifade ederek, "Bizim yaptığımız, onların bu konuyu tekrarlamalarını engellemektir" ifadelerini kullandı.



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.