Gazze'de ertelenen adalet

Uluslararası Adaletin kararı Filistinlilere acil yardım ulaştıramadı

Güney Afrika heyetinin üyeleri mahkeme salonunda (Getty Images)
Güney Afrika heyetinin üyeleri mahkeme salonunda (Getty Images)
TT

Gazze'de ertelenen adalet

Güney Afrika heyetinin üyeleri mahkeme salonunda (Getty Images)
Güney Afrika heyetinin üyeleri mahkeme salonunda (Getty Images)

Esad Ganim

Uluslararası Adalet Divanı (UAD), 26 Ocak 2024'te, Güney Afrika'nın İsrail'e karşı açtığı soykırım davasında tarihi bir karar aldı. Bu tarihi karar, Güney Afrika'nın öne sürdüğü tüm suçlamaların kabulünü ve İsrail'in, eylemlerinin dozunu hafifletmeye katkıda bulunabilecek bir dizi tedbire uyması gerektiğinini içeriyor.

Ancak mahkeme Güney Afrika'nın savaş eylemlerinin durdurulması veya ateşkes talebine ilişkin net bir tutum ortaya koymadı. Dolayısıyla kararın, önemine ve derhal takibinin gerekliliğine rağmen, İsrail'in “soykırım” suçundan yargılanmasına uzun vadede olanak sağladığını burada iddia ediyorum. Belki de bu dava Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde takip edilebilir ve İsrailli yetkililer adalete teslim edilebilir. Ancak pratikte Gazzelilere acil yardım sağlayamadı. Bu karar İsrail'in kusurunu ortaya çıkaran bir eğilimin açık ifadesidir. Ne var ki mahkeme İsrail'i soykırım ve imha suçundan mahkum etmeye devam ederse, bu kararla, yargılama en iyi ihtimalle aylar, hatta yıllar sonra gelebilecek ek takip işlemleri sonrasına erteleniyor. 

Dikkate değer bir nokta, söz konusu kararda İsrail'e karşı açılan dava ve devam eden durum hakkında genel bilgi içeren temel unsurların bulunduğudur. Örneğin, mahkeme, İsrail'in mahkemenin soykırım davasını görmeye yetkili olup olmadığını sorgulayan İsrail pozisyonunu reddetti ve davanın kabul edilmesine ve incelenmesine karar verdi. Ayrıca buna, dava metninde yer alan iddiaların çoğunluğunun hakimlerin ezici bir çoğunluğu ile kabulü eşlik etti. İsrail Yargıcı Aharon Barak da bunlar arasında yer alarak dava içindeki iki önemli konuda - Gazze halkının soykırım suçlamalarına karşı İsrail'in önlem alması ve insani yardımların girişini kolaylaştırması - çoğunluğa katıldı. Bu adım, davaya devam etme ve belki de ateşkes sağlama çabalarını öncekinden daha güçlendirebilecek bir kapı aralamıştır ve daha geniş ve gerçek bir ateşkesin sağlanmasına yol açabilecek bir durumu mümkün kılabilir.

“Karar, önemine ve derhal takibinin gerekliliğine rağmen, İsrail'in “soykırım” suçundan yargılanmasına uzun vadede olanak tanıyor”

Pratikte mahkeme, İsrail'e yönelik başlıca suçlamaları kabul etti; bunlar arasında İsrail'in Filistinli sivillere yönelik öldürme, yerinden etme, açlık, temel altyapı ve sosyal, sağlık hizmetleri ile ekonomiyi yok etme gibi ihlaller açık bir şekilde yer aldı.

Mahkeme kararında önde gelen İsrailli yetkililerin Gazzelilere karşı savaş suçlarını teşvik eden açıklamalarına açık atıflar yer alıyordu. Söz konusu kararda, İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant'ın, Filistinlilerin insan değil, "insansı hayvanlar" olduğu, yani sivilleri topluca öldürmenin meşru olduğu yönündeki açıklamalarına yer verildi. Ayrıca İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un "Gazze'de masumların bulunmadığına" ilişkin açıklamaları da tüm Gazzeli’lerin hedef alınmasının gerekçesi ve zımni yetki anlamına geliyor. Söyleyenin herhangi bir resmi veya doğrudan askeri sorumluluğu olmadığını dikkate alarak, mahkemenin Gazze'ye “nükleer bomba” atılması çağrısı gibi daha aşırı ifadelere yer vermediğini de belirtmek gerekiyor. Gallant ve Herzog'un resmi yetkili olarak yaptığı açıklamaların hedef alınması, Gazzelilere yönelik açıkça katliam ve savaş suçu çağrısında bulunulduğu suçlamasının teyit edilmesi açısından son derece önemli.

“Mahkeme, İsrail'e yönelik başlıca suçlamaları kabul etti; bunlar arasında İsrail'in Filistinli sivillere yönelik ihlallerine açık bir atıf vardı.”

İsrail'e yönelik suçlamaların genel kabulü, Gazze'deki olayları takip eden ve raporlarını Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası kuruluşlara sunan uluslararası kurumların ve bu kurumlardaki merkezi şahsiyetlerin raporlarına ve ifadelerine dayanarak ana gerçeklerin ortaya konulması bağlamında geldi. Raporların hepsinde İsrail'in 7 Ekim 2023'ten bu yana Gazze'de işlediği tüm suçlara ilişkin istatistikler ve örnek raporlar yer aldı.

Mahkeme kararı, İsrail'e mevcut saldırının devamını ve en azından Gazzeli sivillere yönelik soykırım veya savaş suçlarına yönelik etkilerini önlemek için önlemler alması yönündeki merkezi kararı da içeriyor. Sivillerin hedef alınmaya devam edilmesinin önlenmesi ve sivillerin Güney Afrika davasında bahsi geçen suç ve ihlallerden korunması amacıyla İsrail'in aldığı tüm tedbirleri içeren bir raporun bir ay içerisinde sunulması talep ediliyor.

Filistin destekçileri Lahey'deki mahkeme binasının önünde gösteri yapıyor (Getty Images)
Filistin destekçileri Lahey'deki mahkeme binasının önünde gösteri yapıyor (Getty Images)

"Ehven-i Şer"

Uluslararası Mahkeme'nin kararıyla ilgili İsrail'den peş peşe haberler geldi: İki gün önce İsrail'in savaşı durdurma kararına uymayacağını ve "terörü yok etmek için" Gazze'ye karşı savaşa devam edeceğini belirten Netanyahu'nun sert tavrı, daha sonra yerini hafif bir dile bıraktı. Netanyahu sonraki açıklamasında, İsrail'in savaş ve sivillerin hedef alınmasıyla ilgili "uluslararası normlara bağlılığına" dikkat çekti. Netanyahu açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “İsrail haklı bir savaş yürütüyor. Biz, vatandaşlarımızı öldüren, onlara tecavüz eden, sakat bırakan, kaçıran Hamas canavarlarıyla savaşıyoruz ve kendimizi ve vatandaşlarımızı korumak için elimizden gelen her şeyi yapmaya devam edeceğiz.” İsrail Başbakanı, Gazze'de yaşananları ‘soykırım’ olarak nitelendirmenin haksız bir ifade olduğunu söyledi.

Genel olarak İsrailli yorumcuların çoğunluğu, kararda ateşkes talebinin yer almaması nedeniyle rahat bir nefes aldıklarını ifade ederken, aksi takdirde bu durumun İsrail'i ve İsrail’e silah sağlayan Batılı ortaklarını zor durumda bırakabileceğini söylediler. Yorumcuların büyük bir kısmı kararların ve içerdikleri hükümlerin "ehven-i şer" olduğuna inanıyor. İsrail Başsavcısının davayı değerlendirmeden önce, Gazze'ye yönelik "soykırım" terimini kullananlara karşı resmi bir soruşturma başlatacağını açıklaması üzerine pek çok kişi bu durumu politik bağlamlarla analiz etme yolunu tuttu. Bu analizler, İsrail'in yargıçları ve onların siyasi veya kişisel hesaplarıyla ilgili de olabilir.

“Genel olarak bakıldığında İsrailli yorumcuların çoğunluğunun kararda ateşkes talebinin yer almamasından duydukları memnuniyeti dile getirdikleri söylenebilir.”

Kısacası İsrail pozisyonu, mahkemenin kararlarını ve İsrail'den beklentilerini hoş karşılamadı. Ancak kararda soykırım eyleminin açık bir şekilde kınanmaması ve mahkemenin İsrail ve Filistin olmak üzere iki taraftan ateşkes istememesi Tel Aviv’i rahatlattı. Hakim Barak bu memnuniyetini mahkeme kararına eklediği “azınlık raporunda” şöyle dile getirdi: “Mahkeme, Güney Afrika tarafından ileri sürülen ana iddiayı reddetti ve bunun yerine İsrail'in Soykırım Sözleşmesi kapsamındaki mevcut yükümlülüklerini hatırlatan tedbirleri benimsedi. Mahkeme İsrail'in vatandaşlarını koruma hakkını bir kez daha teyit etti ve Gazze halkına insani yardım sağlamanın önemini vurguladı. Bu nedenle Mahkeme tarafından oluşturulan geçici çözüm yolları, Güney Afrika'nın talep ettiği çözüm yollarına göre kapsam bakımından daha sınırlıdır.”

Üst düzey BM yetkililerinin yaptığı açıklamaların hiçbirinde İsrail’in soykırım yapmakla suçlanmadığını dile getiren Barak, “Hamas’ın kontrolünde yapılan ve Birleşmiş Milletler’e ait olmayan açıklamalar, siviller ile savaşçılar arasında ya da askeri hedefler ile sivil kurumlar arasında ayrım yapmıyor. Bundan herhangi bir sonuç çıkarmak zor.” dedi.

İsrail Başsavcı Yardımcısı Gilad Naoum (ortada) ve avukat Malcolm Shaw (sağda), duruşma başlamadan önce. (AFP)
İsrail Başsavcı Yardımcısı Gilad Naoum (ortada) ve avukat Malcolm Shaw (sağda), duruşma başlamadan önce. (AFP)

Öte yandan Güney Afrika heyeti üyeleri, özellikle İsrail eylemleri açısından davada yer alan genel iddialar dikkate alınarak mahkeme kararını kabul ettiklerini belirtti. Kararın ilan edilmesinin hemen ardından bir açıklama yapan Filistin Dışişleri Bakanı Riyad el-Maliki de bu kararın "hiç kimsenin hukukun üstünde olmadığını" gösterdiğini söyledi. Maliki, “İsrail, genel olarak Filistinlilere karşı işlediği suçlardan, özellikle de Gazze'de devam eden savaş sırasında işlediği suçlardan ve ihlallerden dolayı cezalandırılacak.” dedi.

Güney Afrika davasında ve mahkeme kararında bahsedilen her şeyin önemine rağmen, halk için, özellikle de Gazzeli’ler için önemli olan asıl şey şu: “İnsanları İsrail ordusunun zulmünden ve hedef almasından kurtaracak olan ve iki ay ya da yıllar sonra değil, acilen hayata geçirilecek siyasi eylemdir. Gazzeli’ler zulmü, hedef alınmayı ve aç bırakılmayı fiilen sona erdirecek olan acil bir ateşkesin sağlanmasını arzuluyorlar. Ateşkes Gazzeli’lerin hayatlarının kurtarılmasına yardım edebilir. Uluslararası Mahkemenin kararlarında ise ateşkes yer almıyor.”

“Mahkemenin kararında adaletin bir kısmı mevcuttu ancak Gazze'de hedef alınanlar için gereken adalet geleceğe ertelendi.”

Bazı yorumcular, kararların ateşkes olmadan pratikte uygulanamayacağını söylüyor. Gereken şey ateşkes ve askeri operasyonların durdurulmasıdır. Ancak kararda bu özel şartın bulunmaması, İsrail'i askeri operasyonlara devam etmeye teşvik ediyor. İsrail yardımın ulaşmasını kolaylaştıracak ve sivillerin hedef alınmasını engelleyecek önlemler alabilir. Bir ay sonra mahkemeye sunacağı raporda buna değinebilir. Ancak bu, operasyonların ve atılan adımların açıklamalarına, gerekçelerine ve analizlerine bağlı olacaktır. Mahkemenin kararı İsrail'in sivillere karşı işlediği savaş suçlarının etkili bir şekilde durdurulmasını garanti etmiyor. Bu kararda bir miktar adalet mevcut olabilir, ancak Gazze'de hedef alınanlar için gereken adalet geleceğe ertelenmiş durumda. Belki bir süre daha bu mesele devam edecek, acıların, hedef almaların giderek artacağı, ardından İsrail'in "sivilleri korumaya yönelik tedbirler alın" yönünde açıklamalar yapacağı görülecek.

Mahkeme kararı genel anlamda İsrail'i kınıyor ve onu tam bir ateşkese varılması yönündeki baskılara karşı daha elverişli hale getiriyor. Filistin meselesini destekleyenler, mahkemenin kararının, ateşkes için İsrail'e doğrudan veya müttefikleri aracılığıyla baskı uygulamak ve mahkemenin kararlarını şeffaf bir şekilde uygulamaya çalışmak amacıyla daha büyük küresel, resmi ve halk seferberliği için bir teşvik olduğuna inanıyor. Bu çabaya İsrail ve ordusunun hedeflerine ulaşamaması, gösterilerde ciddi bir artış ve İsrailli rehinelerin üstü kapalı olarak ateşkesi de içeren kapsamlı bir mübadele süreci yoluyla serbest bırakılması yönünde iç baskılar eşlik ediyor.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Trump’ın Grönland tehdidi, NATO’nun geleceğine nasıl etki edecek?

Grönland'daki Pituffik Uzay Üssü, ABD ordusunun en kuzeydeki askeri üssü konumunda (AFP)
Grönland'daki Pituffik Uzay Üssü, ABD ordusunun en kuzeydeki askeri üssü konumunda (AFP)
TT

Trump’ın Grönland tehdidi, NATO’nun geleceğine nasıl etki edecek?

Grönland'daki Pituffik Uzay Üssü, ABD ordusunun en kuzeydeki askeri üssü konumunda (AFP)
Grönland'daki Pituffik Uzay Üssü, ABD ordusunun en kuzeydeki askeri üssü konumunda (AFP)

ABD'nin Venezuela'ya askeri müdahalesinin ardından Grönland meselesi tekrar dünya gündeminde.

ABD Başkanı Donald Trump, ulusal güvenlik gerekçesiyle Grönland'a sahip olmaları gerektiğini pazar günü söylemişti.

Cumhuriyetçi lider, bunun özellikle Rusya'yla Çin'e karşı bir güvenlik önceliği olduğunu savunmuştu.

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt de dünkü açıklamasında, Trump yönetiminin Grönland'a sahip olmak için "ABD ordusunu kullanmak da dahil" çeşitli seçenekleri değerlendirdiğini belirtti.

Washington'ın Venezuela'nın ardından Grönland'a da askeri müdahalede bulunabileceğine dair endişeler artarken, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, kuzey ülkesini "satın almayı hedeflediklerini" savundu.

Rubio, Kongre üyelerine Venezuela'ya müdahale hakkında yaptığı bilgilendirmede Trump'ın Grönland planlarına ilişkin açıklamalarda bulundu.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Wall Street Journal'a konuşan yetkililere göre Rubio, ABD Başkanı'nın açıklamalarının "yakında gerçekleşecek bir işgalin işareti olmadığını" savundu. Bunun yerine Trump'ın, adayı Danimarka'dan satın almayı planladığını iddia etti.

Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı.

Guardian'ın analizinde, Trump'ın Grönland'a askeri müdahalede bulunmasının, "76 yıllık bir askeri ittifak olan NATO'nun güvenilirliğini zedeleyeceği" belirtiliyor.

Birleşik Krallık merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'tan Marion Messmer, Trump yönetimi altında ABD - Avrupa ilişkilerinin iyice gerildiğine dikkat çekerek şunları söylüyor:

Avrupa ülkeleri, ABD'nin güvenlik garantilerine güvenebileceklerine dair herhangi bir yanılgıya kapılmışsa bu durum, bir daha o dünyaya geri dönmeyeceğimize dair bir uyarı.

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen de Grönland'ın satılık olmadığını vurgulayarak ABD'nin tehditlerinin NATO'nun bütünlüğünü zedelediğini söylemişti:

ABD Başkanı Trump'ın defalarca Grönland'ı istediğini dile getirmesi ciddiye alınmalı. Yalnız şunu da açıkça belirtmek isterim ki eğer ABD bir başka NATO ülkesine askeri saldırı kararı alırsa, her şey durur. Buna NATO ve II. Dünya Savaşı'nın sonlanmasından bu yana sağlanan güvenlik de dahil.

Diğer yandan NATO'nun temel ilkelerinden 5. maddede, bir üyenin başka bir üyeye saldırması durumunda ne yapılacağı hakkında net ifadeler yer almadığına işaret ediliyor.

Sözkonusu madde, NATO üyesi bir ülkeye düzenlenen saldırının, tüm ittifak mensuplarına yapılan bir saldırı olarak kabul edileceğini söylüyor. Böyle bir durumda ittifak üyeleri, askeri seçenekler de dahil çeşitli şekillerde saldırıya uğrayan ülkenin korunmasına destek sağlamayı taahhüt ediyor.

BBC'nin analizindeyse AB üyesi 27 ülkeden sadece 6'sının Trump'a tepki gösterdiğine dikkat çekiliyor. 2021-2024'te ABD'nin NATO Daimi Temsilcisi olarak görev yapan Julianne Smith, bu durumun "AB'yi parçalama riski yarattığını" ve NATO için bir ikilem oluşturduğunu belirtiyor:

Avrupa, Başkan Trump ve ekibi Grönland'ı 'elde etmekten' bahsettiğinde onları ciddiye almalıdır.

Smith, Avrupa ülkelerinin itidal çağrılarından daha fazlasını yaparak yeni savunma anlaşmaları imzalaması gerekebileceğini de söylüyor.

ABD'nin eski NATO Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Komutanı Amiral James Stavridis de CNN'e şöyle konuşuyor:

Danimarkalıları çok iyi tanıyorum. Onlar sert insanlardır. ABD güçlerine karşı koymak için oraya asker konuşlandırmaları beni şaşırtmaz. Burada NATO'nun sonundan bahsediyoruz. Bunu önleyelim.

Independent Türkçe, Guardian, BBC, CNN


Rusya - ABD hattında tanker krizi: Moskova donanmayı gönderdi

ABD, tankerin Rusya'nın "gölge filosuna" ait olduğunu öne sürüyor (Reuters)
ABD, tankerin Rusya'nın "gölge filosuna" ait olduğunu öne sürüyor (Reuters)
TT

Rusya - ABD hattında tanker krizi: Moskova donanmayı gönderdi

ABD, tankerin Rusya'nın "gölge filosuna" ait olduğunu öne sürüyor (Reuters)
ABD, tankerin Rusya'nın "gölge filosuna" ait olduğunu öne sürüyor (Reuters)

Rusya, ABD'nin el koymak için takip ettiği Bella 1 tankerini koruma amacıyla donanma gemilerini gönderdi.

Kimliğinin paylaşılmaması şartıyla Wall Sreet Journal'a  (WSJ) konuşan ABD'li bir yetkili, Rusya'nın petrol tankerine eşlik etmesi için denizaltı ve gemiler gönderdiğini söyledi.

ABD Sahil Güvenlik ekipleri, yaklaşık bir haftadır Bella 1'i takip ediyor. İran'dan Venezuela'ya giden tanker Karayipler'de durdurulmuştu.

Beyaz Saray, tankerin geçerli bir ulusal bayrak taşımadığını, uluslararası hukuka göre gemiye çıkma haklarının bulunduğunu savunuyor. Washington yönetimi yaptırımları ihlal ederek İran petrolü taşıdığı gerekçesiyle gemiye el konmasını istiyor.

Ancak herhangi bir yük taşımayan gemi, sahil güvenlik ekiplerinin güverteye çıkmasına izin vermeyerek Atlantik Okyanusu'na yönelirken, mürettebat tankerin yan tarafında Rus bayrağı çizmişti.

Daha sonra geminin adının Marinera olarak değiştirildiği ve kaydının Rusya'ya alındığı ortaya çıkmıştı. Bunun ardından Kremlin, ABD'den tankeri takibi durdurmasını istediğini Washington'a iletmişti.

Rusya Dışişleri Bakanlığı'ndan dün (6 Ocak Salı) yapılan açıklamada, tankerle ilgili gelişmelerin "endişeyle takip edildiği" belirtildi.

Analistler, ABD'nin gemiye el koymaya kalkışması halinde Rusya'yla diplomatik krizin patlak verebileceği uyarısında bulunuyor.

Uluslararası Denizcilik Örgütü'nün eski hukuk direktörü Tuğamiral Fred Kenney, Rus tescili nedeniyle ABD'nin gemiyi alıkoymasının süreci karmaşıklaştıracağına dikkat çekiyor:

Bir gemi yasal olarak tescil edildiğinde, uluslararası hukuk uyarınca o bayrağın koruması altına girer. İki hafta önce vatansız bir gemi olabilir ancak artık tankerin bir devlete ait olmadığını söyleyemezsiniz.

BBC'nin aktardığına göre Marinera, dün İskoçya'yla İzlanda arasında bir bölgeye ulaştı. Geminin Rusya'nın Murmansk şehrine doğru gidebileceği belirtiliyor.

Trump, Venezuela'ya yönelik baskı stratejisinin parçası olarak ülke limanlarında yaptırıma tabi tankerlere "tam abluka" uygulanması talimatını geçen ay vermişti. ABD ordusu, Skipper ve Centuries adlı iki tankere el koymuştu.  

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Moskova, Washington'ın askeri müdahalesini kınamış, Maduro yerine geçici olarak ülkenin başına geçen Venezuela Devlet Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez'e destek verildiğini açıklamıştı.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, BBC, New York Times


İsrail skandal yerleşim projesi için ihaleleri açtı: “Filistin devleti kurulmayacak”

E1 projesi nedeniyle Batı Şeria'da 5 binden fazla Filistinli zorla yerlerinden edilebilir (AP)
E1 projesi nedeniyle Batı Şeria'da 5 binden fazla Filistinli zorla yerlerinden edilebilir (AP)
TT

İsrail skandal yerleşim projesi için ihaleleri açtı: “Filistin devleti kurulmayacak”

E1 projesi nedeniyle Batı Şeria'da 5 binden fazla Filistinli zorla yerlerinden edilebilir (AP)
E1 projesi nedeniyle Batı Şeria'da 5 binden fazla Filistinli zorla yerlerinden edilebilir (AP)

İsrail, Filistin devleti fikrini ortadan kaldırmayı amaçlayan yasadışı yerleşim projesi E1'i hayata geçirmek için çalışmalara başladı.

Tel Aviv yönetiminin Batı Şeria'yı ikiye bölerek 3 bin 401 yasadışı yerleşim birimi inşa edilmesini öngören projesi için ihale alımları açıldı.

Guardian'ın aktardığına göre ihale için verilecek tekliflerin son tarihi mart ortası olarak belirlendi.

Batı Şeria'da kanunsuz yerleşim yerlerini takip eden sivil toplum kuruluşu Peace Now'la birlikte çalışan Settlement Watch'un kurucu ortaklarından Yonatan Mizrachi, E1 kapsamındaki inşaatların hızlandırılması için böyle bir adım atıldığını söylüyor:

Bu zaman çizelgesine göre buldozerler bir yıldan az bir süre içinde çalışmaya başlayabilir.

E1 projesinin son hali, radikal sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich tarafından ağustosta duyurulmuş, aynı ayda İsrail Sivil İdare Birimi Yüksek Planlama Kurul tarafından onaylanmıştı.  

İsrail İnşaat ve İskan Bakanlığı da Başbakan Binyamin Netanyahu'nun da katıldığı eylüldeki basın açıklamasında projenin fonlanacağını duyurmuştu.

Netanyahu, açıklamasında "Filistin devleti olmayacak demiştik ve gerçekten de Filistin devleti kurulmayacak! Burası bizimdir" demişti.

Proje kapsamında Ma'ale Adumim yerleşim bölgesinde inşa edilecek konutlarla Doğu Kudüs ve Batı Şeria arasındaki bağlantının koparılması amaçlanıyor. Böylelikle Kudüs'ün de doğrudan yasadışı yerleşim bölgesine bağlanması amaçlanıyor.

E1 uzun süredir gündemdeydi fakat uluslararası kamuoyunun tepkisi nedeniyle rafa kaldırılmıştı. Smotrich'in projenin onaylanacağını açıklamasıyla tartışmalar yeniden alevlenmişti.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasında, projenin Birlemiş Milletler (BM) kararını hiçe saydığı belirtilerek, "Filistin Devleti'nin toprak bütünlüğü, iki devletli çözüm zemini ve kalıcı barış umutları hedef alınmaktadır" denmişti.

Filistin Ulusal Yönetimi, Avrupa Birliği ve Körfez ülkeleri de Batı Şeria'daki Filistin bölgelerini birbirinden koparmayı ve Kudüs'ü dört bir yandan Filistin topraklarından ayrıştırmayı planlayan E1 projesine itiraz etmişti.

Mizrachi, projenin Filistin devletinin geleceğini yok edeceğine dikkat çekiyor:

E1 projesi, apartheid rejimine dönüşecek tek devletli bir gerçekliğe yol açacak geri dönüşü olmayan bir durum yaratmayı amaçlamaktadır.

Peace Now'dan Hagit Ofran da bir yerleşim planının onaylanmasından sonra ihale hazırlıklarının genellikle altı ay ila bir yıl sürdüğünü ancak E1 inşaatı için bu sürenin sadece dört aya indirildiğine işaret ediyor.

İhale kapanışından birkaç gün sonra kazanan teklifler açıklanabilir. Sonraki aşamadaysa sözleşme detaylarında karar kılınıyor. Birkaç hafta süren bu sürecin ardından sözleşmeler imzalanınca, inşaat için belediyeden ruhsat alınması gerekiyor. Bunun da birkaç ay içinde tamamlanabileceği ifade ediliyor.

Sürecin bu hızla ilerlemesi durumunda proje, ekimde düzenlenmesi öngörülen yasama seçiminden önce başlayabilir.

Independent Türkçe, Guardian, BBC