Hamas’ın tünelleri: İmkânsız bir savaşta imkânsız bir hedef

En ölümcül ve karmaşık savaş biçimlerinden biri…

22 Kasım’da Gazze’deki Şifa Hastanesinin altındaki bir tünelde İsrailli bir asker (Reuters)
22 Kasım’da Gazze’deki Şifa Hastanesinin altındaki bir tünelde İsrailli bir asker (Reuters)
TT

Hamas’ın tünelleri: İmkânsız bir savaşta imkânsız bir hedef

22 Kasım’da Gazze’deki Şifa Hastanesinin altındaki bir tünelde İsrailli bir asker (Reuters)
22 Kasım’da Gazze’deki Şifa Hastanesinin altındaki bir tünelde İsrailli bir asker (Reuters)

Halid Hamade

Aksa Tufanı Operasyonu’nun 7 Ekim’de başlaması üzerinden yüz günden fazla zaman geçti. Bu süre içerisinde Gazze ve çevresi, dünyanın en donanımlı ve eğitimli orduları arasında yer alan işgalci bir ordu ile uluslararası yasaların onayladığı meşru bir hakka dayanan silahlı direniş arasındaki en şiddetli çatışmalara sahne oldu. Söz konusu yasalardan biri de Filistin halkının geri dönüş ve kendi kaderini tayin hakkını teyit eden 22 Kasım 1974 tarihli 3236 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) kararıdır.

Aksa Tufanı operasyonu, düşman İsrail’e karşı yeni bir çatışma turundan ibaret olmayıp, aynı zamanda Filistin direnişinin her türlü öldürme ve yok etme aracının kullanıldığı eşitsiz bir savaşta elde ettiği bir dizi günlük saha başarısıdır.

Bilinen tüm çatışma kurallarını ve genellikle askerî kurumlardaki manevraların ve planların dayandırıldığı tüm güç dengelerini geçersiz kılan çatışmalardan çıkarılan çok sayıda ders ve ibret vardır.  Ama belki de gelecekteki çatışmalardan alınacak dersler daha fazladır.

Aksa Tufanı Operasyonu, bu operasyonun saha detayları, özellikle bilgi toplamaya devam eden küçük birliklerin yeteneğinin sürdürülebilirliği alanında üstün bir düşmanla yakın mücadele sistemine kattığı teknikler, düşmanı takip edip onunla sıfır mesafeden yakın dövüşü idare etme ve onu pusuya ve tuzağa çekme konusunda çok şey yazılacak. Bunların yanı sıra komuta, kontrol ve iletişim sistemini sürdürmek için kullanılan teknikler de var ki bunlar, saha koşullarının getirdiği zorluklara ve hastaneleri, okulları ve yerleşim yerlerini hedef alan şiddetli bombalamalara rağmen kullanıldı. Zaten düşman, Gazze’yi yaşanamaz hale getirme niyetini açıklamaktan çekinmemişti.

sdvdfev
8 Ocak’ta Gazze’deki bir tünelin girişinde duran İsrailli bir asker (Reuters)

İsrailli kaynaklara göre Filistinli direnişçilerin sahada ortaya koyduğu sürprizler; Gazze çevresindeki yerleşimlere baskın, denizden ve havadan sızma operasyonları, İsrail içlerine atılan binlerce roket ve 21 noktada eşzamanlı çatışmalarla sınırlı kalmadı ve bu, düşmanın güvenlik ve askerî sisteminin tamamen çökmesine ve kontrolü hızlı bir şekilde geri alamamasına sebep oldu. Savunma Bakanı Yoav Galant’ın ilan ettiği askerî harekâtın aşamalarına sürpriz faktörü eşlik etti ve İsrail Savaş Konseyi’nin 26 Ekim Perşembe akşamı onayladığı kara manevrası, Hamas hareketine rehine müzakerelerinde taviz vermesi için baskı uygulama hedeflerine ulaşamadı. Gazze Şeridi’nde yeni bir güvenlik sistemi kurmaya ve otorite oluşturmaya ilişkin kara operasyonunun son aşamasının başlangıcına dair duyuru ise halen beklemede.

İsrail savaş sisteminin bozulması

İsrail, kara operasyonunu başlattığında Gazze semalarında hava kontrolünü ele geçirmenin ve tanklarla desteklenen güçlerini Gazze Şeridi şehirlerine sevk etmenin hedefe ulaşmak ve Hamas’ı ortadan kaldırmak için yeterli olacağını düşünüyordu. Ama kara operasyonu başka bir savaş alanıyla yüzleşti: geniş bir betonarme tünel ağı. Hamas’ın yaklaşık yirmi yıl boyunca inşa ettiği bu tünel ağı, onun askerî altyapısının en önemli parçası haline geldi. Ayrıca bu tünellerin, düşman İsrail’in savaş sisteminin karşı karşıya olduğu en büyük zayıflık noktası olduğu ortaya çıktı ve kara operasyonunun tümüyle başarısız olmasına yol açtı.

Gazze tünelleri oldukça karmaşık bir saha ortamını temsil ediyor. Görünürlüğün olmadığı bu tünellerde iletişim kopuyor ve GPS kullanmak ya da ateş açmak imkânsızlaşıyor

Tünel savaşı, her zaman en ölümcül ve karmaşık çatışma biçimlerinden biri olmuştur. Bu tünellerin rolünü sınırlamak için kullanılan B-52 uçakları, alev püskürtücüler, termal silahlar, sığınak patlatan bombalar ve hassas güdümlü diğer hava füzeleri gibi araçlar; mağaralardan, savaşçılar tarafından hazırlanan tünellerden ve başka doğal yeraltı yapılardan faaliyet yürüten düşmanı ortada kaldırmada başarısız oldu.

Gazze tünelleri oldukça karmaşık bir saha ortamını temsil ediyor. Görünürlüğün olmadığı bu tünellerde iletişim aksıyor ve GPS kullanmak ya da ateş açmak imkânsızlaşıyor. Bu noktada önemli bir soru beliriyor İsrail tünel ağını ne ölçüde yok edebilir ve bunun için yeterli zaman çerçevesi nedir? Bunun Gazze’deki kara operasyonu ve savaşın seyri üzerindeki sonuçları nelerdir?

Tünellerin kullanımının İsrail topraklarına sızıp, askerleri veya sivilleri kaçırmak için saldırılar düzenlemekle sınırlı olduğunu düşünen İsrailli liderler yanlış bir değerlendirmede bulundu. Bu yüzden İsrail’in odak noktası, büyük ölçüde sınır ötesi tünellerle sınırlı kaldı. İsrail 2014 yılından bu yana daha uzmanlaşmış bir yaklaşıma yönelerek, tünel savaşı konusunda uzmanlaşmış seçkin birimler oluşturdu ve bu birimleri eğitmek için kendi tünel yapılarını inşa etti.

Bunun bir sonucu olarak İsrail Savunma Ordusu, Gazze’deki savaşa tünelleri tespit etme, haritalandırma, etkisiz hale getirme ve yok etme konusunda en gelişmiş askerî becerilere sahip olduğundan emin bir şekilde girdi. Ancak İsrail’in hazırlıklarının, Gazze’deki gerçeklikle yüzleşmede yetersiz olduğu kanıtlandı. Nitekim yeraltı ortamındaki savaş tehdidi, benzeri görülmemiş bir şekilde varlığını sürdürdü ve Hamas hareketinin kullandığı yenilikçi teknolojilerin, savaşçılara ve rehinelere benzeri görülmemiş bir süre boyunca yeraltında yaşam koşullarının temin edilmesini sağladığı ortaya çıktı. Bunlar olurken İsrail Savunma Ordusu’nun en uzman birimleri de tuzaklı tünellerin girişlerinde ve içlerinde ağır kayıplar verdi.

Tünellerle mücadele

Yıkıcı hava harekâtı ve kapsamlı kara operasyonu, savaş meydanının coğrafi alanını kontrol etmeyi ve şehir savaşının savaşçılar ve siviller için oluşturduğu tehlikeleri azaltmayı amaçlıyordu. Yoğun ateş, keskin nişancı saldırılarını ve pusuları sınırlamak için binaları yerle bir etmeyi hedefledi. Gazze’nin kuzeyi, askerî birimlere yönelik tehlikeleri azaltmak ve serbestçe hareket için olabildiğince alan açmak üzere büyük ölçüde boşaltıldı. Daha sonra güçler, tünellerin açıklıklarını keşfetmek için zırhlı buldozerler kullanmaya başladı.

İsrail ordusu, bu açıklıkların çoğunu kapatmayı veya yıkmayı, güçlere ilerlemeye devam etme ve güvenliklerini sağlama imkânı verecek geçici bir önlem olarak görüyordu. Ancak tünel koridorlarına, oradan da daha geniş tünel ağına giden ve çoğunlukla kamufle edilen ve tuzaklı olan bu açıklıklar, yerdeki ölümcül deliklere dönüştü. Bu delikler, Hamas savaşçılarının yerden çıkmasına, güçlere ve araçlara otomatik silahlar veya roketatarlar fırlatmasına ve saniyeler içinde çimentodan yapılan betonarmelerin içine çekilmesine imkân tanıdı.

İsrail’in Hamas’ın tünel ağını tamamen keşfedemediği ya da haritasını çizemediği artık kabul ediliyor

Bunun üzerine askerî birlikler, tünel ağını keşif tekniğine başvurdu ve bu doğrultuda tünel ağının haritası çizildi ve hakkında daha fazla bilgi edinildi. Askerler yüzeyde kalıyor, daha sonra istihbarat toplamak ve rehineleri aramak için güvenli bir şekilde tünellere giriyorlardı. İsrail güçleri bunun için ilk önce video kameralarla donatılmış bir şekilde tünellere gönderilen robotlardan ve insansız hava araçlarından, sonra da patlayıcıların ya da insanların varlığını tespit edebilen köpeklerden yardım aldı.

Bu ve diğer uygulamalar, ağın büyüklüğünün ve kapsamının ortaya çıkarılmasına yardımcı oldu ve yıkım aşamasına geçmeden önce askerlerin tünellere girmesine imkân tanıdı. Robotlar, saatte bir kilometreden fazla yol katetemediği için bu keşif operasyonları, mevcut zaman kısıtlamalarıyla yüzleşti. Bu esnada güçler de şehir savaşını, tünel savaşını, arama kurtarma operasyonlarını, patlayan bombalar etrafında faaliyet yürütmeyi ve beklenmedik saldırılardan kaçınmayı bir araya getiren karmaşık bir askerî ortamda çalışıyordu. Ayrıca keşif operasyonu ile keşiften sonra tünellere giriş operasyonu, çoğu zaman Direnişin hazırladığı tuzaklar ve pusularla karşı karşıya kalıyor ve bu durum, tehlike oranını artırarak, çok sayıda ölüme sebep oluyordu. Daha önceki yeraltı savaşlarında olduğu gibi Gazze’deki tünellerle mücadele de güçlerin faaliyetinin istikrarsızlaşmasına ve büyük kayıplara neden olarak, İsrail’in zaferini bir serap haline getirdi.

İsrail’in Hamas’ın tünel ağını tamamen keşfedemediği ya da haritasını çizemediği artık kabul ediliyor. Hamas’ın tünel ağını yok etmenin, İsrail ordusunun Gazze’deki misyonunun en zor kısmı olduğu da söylenebilir. Londra Metrosu’ndan daha uzun olan ve 500 kilometre uzunluğunda olduğu tahmin edilen bu ağa, ‘Gazze Metrosu’ deniyor. Bu ağ, Hamas savaşçılarının ve rehinelerin sürekli hava saldırılarına rağmen üç aydan fazla bir süre hayatta kalmalarını, İsrail kara güçleri için tuzaklar kurulmasını ve çatışmanın uzamasını sağladı.

İsrail, daha sonra tünelleri sular altında bırakmak için bol miktarda deniz suyu pompalamaya çalıştı, ancak bu girişim yeraltı su kaynaklarının kirlenmesi tehlikesiyle yüzleşti. Bilindiği üzere Gazze’deki Filistinlilerin erişebildiği tek su kaynağı olan kıyı akiferi, aşırı su çıkarımı nedeniyle kirlenmiş olup, tüketime uygun değildir. Suların kasıtlı olarak kirletilmesi de daha fazla tepkiye yol açar ve Batı kamuoyunun Filistin davasına sempati duymasına sebep olur.

sdvdfdf
8 Ocak’ta Gazze’deki bir tünel girişinin yakınında duran iki İsrail askeri (Reuters)

Rehineler meselesi, Hamas için büyük bir güç noktası ve İsrail’in tünellerle baş etme yöntemini daha fazla kısıtlayan bir saha faktörü oluştururken, İsrail içinse askerî operasyonuna ve müzakere yeteneğine eşlik eden bir zayıflık noktası oluşturdu. Rehineler meselesi sayesinde Hamas, gerek ailelerin çocuklarının serbest bırakılmasını talep etmesi gerekse rastgele bombalamanın veya tünelleri patlatma ya da sular altında bırakma girişiminin devam etmesi yüzünden rehinelerin hayatlarının tehlikeye girmesi açısından düşman hükümetini rehinelerin aileleriyle karşı karşıya getirdi. Bu krizin İsrail içinde ve dışında Binyamin Netanyahu hükümeti için yansımaları daha da artıyor. Gazze Şeridi’ne yönelik yıkıcı bombardıman ve saldırı, iki taraf arasında rehinelerin hayatının korunmasına bağlı bir tür ‘ateşli müzakereye’ dönüşüyor ve rehinelerin veya bir kısmının bu tünellerin bazısında alıkonması ihtimalinden ötürü askerî operasyonun sınırları daralıyor.

Güçleri Hamas’ın ateş menzilinde kalırken İsrail’in bu tünel ağını yıkmanın veya etkisiz hale getirmenin bir yolunu bulma çabası beyhude

Güçleri, Hamas’ın ateş menzilindeyken İsrail, bu tünel ağını yıkmanın veya etkisiz hale getirmenin bir yolunu bulmak için boşuna çabalıyor. Zira her geçen gün yeni tüneller keşfediliyor. İsrail’in acizliği ve bölgede artan gerilim göz önüne alındığında rehineleri kurtarmayı ve Hamas’ın işini bitirmeyi hedefleyen kara operasyonunu tamamlamak için yeteri kadar zaman yokmuş gibi görünürken, tünelleri yıkma meselesi imkânsız bir savaşta imkânsız bir hedef haline geliyor.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.

 



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.