Hamas’ın tünelleri: İmkânsız bir savaşta imkânsız bir hedef

En ölümcül ve karmaşık savaş biçimlerinden biri…

22 Kasım’da Gazze’deki Şifa Hastanesinin altındaki bir tünelde İsrailli bir asker (Reuters)
22 Kasım’da Gazze’deki Şifa Hastanesinin altındaki bir tünelde İsrailli bir asker (Reuters)
TT

Hamas’ın tünelleri: İmkânsız bir savaşta imkânsız bir hedef

22 Kasım’da Gazze’deki Şifa Hastanesinin altındaki bir tünelde İsrailli bir asker (Reuters)
22 Kasım’da Gazze’deki Şifa Hastanesinin altındaki bir tünelde İsrailli bir asker (Reuters)

Halid Hamade

Aksa Tufanı Operasyonu’nun 7 Ekim’de başlaması üzerinden yüz günden fazla zaman geçti. Bu süre içerisinde Gazze ve çevresi, dünyanın en donanımlı ve eğitimli orduları arasında yer alan işgalci bir ordu ile uluslararası yasaların onayladığı meşru bir hakka dayanan silahlı direniş arasındaki en şiddetli çatışmalara sahne oldu. Söz konusu yasalardan biri de Filistin halkının geri dönüş ve kendi kaderini tayin hakkını teyit eden 22 Kasım 1974 tarihli 3236 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) kararıdır.

Aksa Tufanı operasyonu, düşman İsrail’e karşı yeni bir çatışma turundan ibaret olmayıp, aynı zamanda Filistin direnişinin her türlü öldürme ve yok etme aracının kullanıldığı eşitsiz bir savaşta elde ettiği bir dizi günlük saha başarısıdır.

Bilinen tüm çatışma kurallarını ve genellikle askerî kurumlardaki manevraların ve planların dayandırıldığı tüm güç dengelerini geçersiz kılan çatışmalardan çıkarılan çok sayıda ders ve ibret vardır.  Ama belki de gelecekteki çatışmalardan alınacak dersler daha fazladır.

Aksa Tufanı Operasyonu, bu operasyonun saha detayları, özellikle bilgi toplamaya devam eden küçük birliklerin yeteneğinin sürdürülebilirliği alanında üstün bir düşmanla yakın mücadele sistemine kattığı teknikler, düşmanı takip edip onunla sıfır mesafeden yakın dövüşü idare etme ve onu pusuya ve tuzağa çekme konusunda çok şey yazılacak. Bunların yanı sıra komuta, kontrol ve iletişim sistemini sürdürmek için kullanılan teknikler de var ki bunlar, saha koşullarının getirdiği zorluklara ve hastaneleri, okulları ve yerleşim yerlerini hedef alan şiddetli bombalamalara rağmen kullanıldı. Zaten düşman, Gazze’yi yaşanamaz hale getirme niyetini açıklamaktan çekinmemişti.

sdvdfev
8 Ocak’ta Gazze’deki bir tünelin girişinde duran İsrailli bir asker (Reuters)

İsrailli kaynaklara göre Filistinli direnişçilerin sahada ortaya koyduğu sürprizler; Gazze çevresindeki yerleşimlere baskın, denizden ve havadan sızma operasyonları, İsrail içlerine atılan binlerce roket ve 21 noktada eşzamanlı çatışmalarla sınırlı kalmadı ve bu, düşmanın güvenlik ve askerî sisteminin tamamen çökmesine ve kontrolü hızlı bir şekilde geri alamamasına sebep oldu. Savunma Bakanı Yoav Galant’ın ilan ettiği askerî harekâtın aşamalarına sürpriz faktörü eşlik etti ve İsrail Savaş Konseyi’nin 26 Ekim Perşembe akşamı onayladığı kara manevrası, Hamas hareketine rehine müzakerelerinde taviz vermesi için baskı uygulama hedeflerine ulaşamadı. Gazze Şeridi’nde yeni bir güvenlik sistemi kurmaya ve otorite oluşturmaya ilişkin kara operasyonunun son aşamasının başlangıcına dair duyuru ise halen beklemede.

İsrail savaş sisteminin bozulması

İsrail, kara operasyonunu başlattığında Gazze semalarında hava kontrolünü ele geçirmenin ve tanklarla desteklenen güçlerini Gazze Şeridi şehirlerine sevk etmenin hedefe ulaşmak ve Hamas’ı ortadan kaldırmak için yeterli olacağını düşünüyordu. Ama kara operasyonu başka bir savaş alanıyla yüzleşti: geniş bir betonarme tünel ağı. Hamas’ın yaklaşık yirmi yıl boyunca inşa ettiği bu tünel ağı, onun askerî altyapısının en önemli parçası haline geldi. Ayrıca bu tünellerin, düşman İsrail’in savaş sisteminin karşı karşıya olduğu en büyük zayıflık noktası olduğu ortaya çıktı ve kara operasyonunun tümüyle başarısız olmasına yol açtı.

Gazze tünelleri oldukça karmaşık bir saha ortamını temsil ediyor. Görünürlüğün olmadığı bu tünellerde iletişim kopuyor ve GPS kullanmak ya da ateş açmak imkânsızlaşıyor

Tünel savaşı, her zaman en ölümcül ve karmaşık çatışma biçimlerinden biri olmuştur. Bu tünellerin rolünü sınırlamak için kullanılan B-52 uçakları, alev püskürtücüler, termal silahlar, sığınak patlatan bombalar ve hassas güdümlü diğer hava füzeleri gibi araçlar; mağaralardan, savaşçılar tarafından hazırlanan tünellerden ve başka doğal yeraltı yapılardan faaliyet yürüten düşmanı ortada kaldırmada başarısız oldu.

Gazze tünelleri oldukça karmaşık bir saha ortamını temsil ediyor. Görünürlüğün olmadığı bu tünellerde iletişim aksıyor ve GPS kullanmak ya da ateş açmak imkânsızlaşıyor. Bu noktada önemli bir soru beliriyor İsrail tünel ağını ne ölçüde yok edebilir ve bunun için yeterli zaman çerçevesi nedir? Bunun Gazze’deki kara operasyonu ve savaşın seyri üzerindeki sonuçları nelerdir?

Tünellerin kullanımının İsrail topraklarına sızıp, askerleri veya sivilleri kaçırmak için saldırılar düzenlemekle sınırlı olduğunu düşünen İsrailli liderler yanlış bir değerlendirmede bulundu. Bu yüzden İsrail’in odak noktası, büyük ölçüde sınır ötesi tünellerle sınırlı kaldı. İsrail 2014 yılından bu yana daha uzmanlaşmış bir yaklaşıma yönelerek, tünel savaşı konusunda uzmanlaşmış seçkin birimler oluşturdu ve bu birimleri eğitmek için kendi tünel yapılarını inşa etti.

Bunun bir sonucu olarak İsrail Savunma Ordusu, Gazze’deki savaşa tünelleri tespit etme, haritalandırma, etkisiz hale getirme ve yok etme konusunda en gelişmiş askerî becerilere sahip olduğundan emin bir şekilde girdi. Ancak İsrail’in hazırlıklarının, Gazze’deki gerçeklikle yüzleşmede yetersiz olduğu kanıtlandı. Nitekim yeraltı ortamındaki savaş tehdidi, benzeri görülmemiş bir şekilde varlığını sürdürdü ve Hamas hareketinin kullandığı yenilikçi teknolojilerin, savaşçılara ve rehinelere benzeri görülmemiş bir süre boyunca yeraltında yaşam koşullarının temin edilmesini sağladığı ortaya çıktı. Bunlar olurken İsrail Savunma Ordusu’nun en uzman birimleri de tuzaklı tünellerin girişlerinde ve içlerinde ağır kayıplar verdi.

Tünellerle mücadele

Yıkıcı hava harekâtı ve kapsamlı kara operasyonu, savaş meydanının coğrafi alanını kontrol etmeyi ve şehir savaşının savaşçılar ve siviller için oluşturduğu tehlikeleri azaltmayı amaçlıyordu. Yoğun ateş, keskin nişancı saldırılarını ve pusuları sınırlamak için binaları yerle bir etmeyi hedefledi. Gazze’nin kuzeyi, askerî birimlere yönelik tehlikeleri azaltmak ve serbestçe hareket için olabildiğince alan açmak üzere büyük ölçüde boşaltıldı. Daha sonra güçler, tünellerin açıklıklarını keşfetmek için zırhlı buldozerler kullanmaya başladı.

İsrail ordusu, bu açıklıkların çoğunu kapatmayı veya yıkmayı, güçlere ilerlemeye devam etme ve güvenliklerini sağlama imkânı verecek geçici bir önlem olarak görüyordu. Ancak tünel koridorlarına, oradan da daha geniş tünel ağına giden ve çoğunlukla kamufle edilen ve tuzaklı olan bu açıklıklar, yerdeki ölümcül deliklere dönüştü. Bu delikler, Hamas savaşçılarının yerden çıkmasına, güçlere ve araçlara otomatik silahlar veya roketatarlar fırlatmasına ve saniyeler içinde çimentodan yapılan betonarmelerin içine çekilmesine imkân tanıdı.

İsrail’in Hamas’ın tünel ağını tamamen keşfedemediği ya da haritasını çizemediği artık kabul ediliyor

Bunun üzerine askerî birlikler, tünel ağını keşif tekniğine başvurdu ve bu doğrultuda tünel ağının haritası çizildi ve hakkında daha fazla bilgi edinildi. Askerler yüzeyde kalıyor, daha sonra istihbarat toplamak ve rehineleri aramak için güvenli bir şekilde tünellere giriyorlardı. İsrail güçleri bunun için ilk önce video kameralarla donatılmış bir şekilde tünellere gönderilen robotlardan ve insansız hava araçlarından, sonra da patlayıcıların ya da insanların varlığını tespit edebilen köpeklerden yardım aldı.

Bu ve diğer uygulamalar, ağın büyüklüğünün ve kapsamının ortaya çıkarılmasına yardımcı oldu ve yıkım aşamasına geçmeden önce askerlerin tünellere girmesine imkân tanıdı. Robotlar, saatte bir kilometreden fazla yol katetemediği için bu keşif operasyonları, mevcut zaman kısıtlamalarıyla yüzleşti. Bu esnada güçler de şehir savaşını, tünel savaşını, arama kurtarma operasyonlarını, patlayan bombalar etrafında faaliyet yürütmeyi ve beklenmedik saldırılardan kaçınmayı bir araya getiren karmaşık bir askerî ortamda çalışıyordu. Ayrıca keşif operasyonu ile keşiften sonra tünellere giriş operasyonu, çoğu zaman Direnişin hazırladığı tuzaklar ve pusularla karşı karşıya kalıyor ve bu durum, tehlike oranını artırarak, çok sayıda ölüme sebep oluyordu. Daha önceki yeraltı savaşlarında olduğu gibi Gazze’deki tünellerle mücadele de güçlerin faaliyetinin istikrarsızlaşmasına ve büyük kayıplara neden olarak, İsrail’in zaferini bir serap haline getirdi.

İsrail’in Hamas’ın tünel ağını tamamen keşfedemediği ya da haritasını çizemediği artık kabul ediliyor. Hamas’ın tünel ağını yok etmenin, İsrail ordusunun Gazze’deki misyonunun en zor kısmı olduğu da söylenebilir. Londra Metrosu’ndan daha uzun olan ve 500 kilometre uzunluğunda olduğu tahmin edilen bu ağa, ‘Gazze Metrosu’ deniyor. Bu ağ, Hamas savaşçılarının ve rehinelerin sürekli hava saldırılarına rağmen üç aydan fazla bir süre hayatta kalmalarını, İsrail kara güçleri için tuzaklar kurulmasını ve çatışmanın uzamasını sağladı.

İsrail, daha sonra tünelleri sular altında bırakmak için bol miktarda deniz suyu pompalamaya çalıştı, ancak bu girişim yeraltı su kaynaklarının kirlenmesi tehlikesiyle yüzleşti. Bilindiği üzere Gazze’deki Filistinlilerin erişebildiği tek su kaynağı olan kıyı akiferi, aşırı su çıkarımı nedeniyle kirlenmiş olup, tüketime uygun değildir. Suların kasıtlı olarak kirletilmesi de daha fazla tepkiye yol açar ve Batı kamuoyunun Filistin davasına sempati duymasına sebep olur.

sdvdfdf
8 Ocak’ta Gazze’deki bir tünel girişinin yakınında duran iki İsrail askeri (Reuters)

Rehineler meselesi, Hamas için büyük bir güç noktası ve İsrail’in tünellerle baş etme yöntemini daha fazla kısıtlayan bir saha faktörü oluştururken, İsrail içinse askerî operasyonuna ve müzakere yeteneğine eşlik eden bir zayıflık noktası oluşturdu. Rehineler meselesi sayesinde Hamas, gerek ailelerin çocuklarının serbest bırakılmasını talep etmesi gerekse rastgele bombalamanın veya tünelleri patlatma ya da sular altında bırakma girişiminin devam etmesi yüzünden rehinelerin hayatlarının tehlikeye girmesi açısından düşman hükümetini rehinelerin aileleriyle karşı karşıya getirdi. Bu krizin İsrail içinde ve dışında Binyamin Netanyahu hükümeti için yansımaları daha da artıyor. Gazze Şeridi’ne yönelik yıkıcı bombardıman ve saldırı, iki taraf arasında rehinelerin hayatının korunmasına bağlı bir tür ‘ateşli müzakereye’ dönüşüyor ve rehinelerin veya bir kısmının bu tünellerin bazısında alıkonması ihtimalinden ötürü askerî operasyonun sınırları daralıyor.

Güçleri Hamas’ın ateş menzilinde kalırken İsrail’in bu tünel ağını yıkmanın veya etkisiz hale getirmenin bir yolunu bulma çabası beyhude

Güçleri, Hamas’ın ateş menzilindeyken İsrail, bu tünel ağını yıkmanın veya etkisiz hale getirmenin bir yolunu bulmak için boşuna çabalıyor. Zira her geçen gün yeni tüneller keşfediliyor. İsrail’in acizliği ve bölgede artan gerilim göz önüne alındığında rehineleri kurtarmayı ve Hamas’ın işini bitirmeyi hedefleyen kara operasyonunu tamamlamak için yeteri kadar zaman yokmuş gibi görünürken, tünelleri yıkma meselesi imkânsız bir savaşta imkânsız bir hedef haline geliyor.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.

 



Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, halk ve siyasi partiler tarafından sıcak bir şekilde karşılanan iki günlük bölge gezisi sırasında, İsrail sınırındaki köylerdeki altyapının ‘birkaç hafta içinde’ yeniden inşa edilmesi ve güneydeki devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi için çalışacağına söz verdi.

Başbakan Selam şunları söyledi:

“Bu bölgenin devlete geri dönmesini istiyoruz ve ordunun güneyde sorumluluklarını yerine getirmeye devam etmesinden memnunuz. Ancak egemenlik sadece orduyla değil, aynı zamanda hukuk ve kurumlarla, halka sosyal koruma ve hizmetlerin sağlanmasıyla da tesis edilir.”

Bu ziyaret, Hizbullah ile Başbakan arasındaki siyasi farklılıkların önemli ölçüde aşıldığını gösterdi, zira Başbakan, birden fazla durakta Hizbullah, Emel Hareketi, Değişim bloğundan diğer milletvekilleri ve hatta etkinliklere katılan Hizbullah muhalifleri tarafından karşılandı.

Öte yandan Kuveyt Dışişleri Bakanlığı'nın Güvenlik Konseyi'nin VII. Bölüm Kapsamındaki Kararlarının Uygulanması Komitesi, terör listesine Lübnan’daki sekiz hastaneyi ekledi. Bu hastanelerin en az dördü Hizbullah tarafından işletiliyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, ‘bu konuda Kuveytli yetkililerden herhangi bir inceleme veya bildirim almadığını’ açıklarken ‘konuyu açıklığa kavuşturmak, karışıklığı önlemek için doğru bilgileri sunmak ve Lübnan sağlık sistemini korumak için gerekli temasları kuracağını’ bildirdi.


İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.