Suriyeli diyaliz hastaları acil yardım bekliyor

Suriye’nin kuzeydoğusundaki böbrek hastalarının feryadı: “Çok geç olmadan bizi kurtarın!”

Hastanenin bir tarafında hasar oluştu (Şarku’l Avsat)
Hastanenin bir tarafında hasar oluştu (Şarku’l Avsat)
TT

Suriyeli diyaliz hastaları acil yardım bekliyor

Hastanenin bir tarafında hasar oluştu (Şarku’l Avsat)
Hastanenin bir tarafında hasar oluştu (Şarku’l Avsat)

Suriye'nin kuzeydoğusunda yer alan Kamışlı kentindeki diyaliz merkezlerinin kapılarının ardında, yoksulluk ve hastalıktan mustarip hastaların dramı hakkında bitmek bilmeyen insan hikayeleri var.

Suriye’de 13 yıldır devam eden savaşın hala devam ediyor oluşunun sonucu, bölgeye uygulanan kuşatma durumunu daha da karmaşık hale getirdi. Tıbbi hastaneler, diyaliz merkezleri de dahil olmak üzere sivilleri ve hayati tesisleri hedef alan Türk saldırılarının yanı sıra, sağlık sektörünü etkileyen ekonomik durumun çöküşünden bahsetmiyorum bile. Bu durum birçok insanı, karşılayamayacakları ilaç fiyatlarına maruz kalmanın bir sonucu olarak tedavi seanslarının sayısını azaltmaya zorladı.

Foto: Suriye'nin kuzeydoğusundaki Alaya Merkezi'ndeki diyaliz salonu (Şarku’l Avsat)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Alaya Merkezi'ndeki diyaliz salonu (Şarku’l Avsat)

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ne bağlı Kamışlı şehrinin doğusundaki Alaya mahallesindeki diyaliz merkezinin kapısının önüne 53 yaşındaki Nezihe hanım, kız kardeşiyle birlikte geliyor ve bu ücretsiz merkezde bekleme listelerinde sırasını bekliyor. İçeri girdiğinde yüzünde kasılma belirtileri beliren Nezihe hanımın yanakları sanki 3 yıl önce böbrek yetmezliğinden beri yaşadığı bir nöbet geçiriyormuş gibi renk değiştiriyor.

Hastalığından dolayı mesleği olan öğretmenliği bırakmak zorunda kalan bu kadın, ayrıca 15 kilo verdi ve böbrek yetmezliğinden kaynaklanan zatürre, solgunluk, bağışıklık zayıflığı ve  bunlar gibi birçok komplikasyonlar yaşamaya başladı. Nezihe hanım, “Buraya haftada iki kez geldiğini, kanı arındırıp vücuduna geri döndürmek için diyaliz makinesine giden tüplere bağlı yataklardan birinde en az 4 saat dinlendiğini” söylüyor.

Bir doktor ve yerel tedavi merkezlerinin tahminlerine göre bu kadın, Suriye'nin kuzeydoğusundaki bölgelerde böbrek yetmezliği çeken 500 hasta arasında yer alıyor. Durumunu üzüntüyle dile getiren kadın “Tedavi olmak için buradayım. Dışarı çıkıyorum, hastalığım devam ediyor. Yavaş yavaş ölmek ile hayatta kalmak arasında asılı duran hayatımı, ilaç içerek ve bu merkeze gelerek geçiriyorum” dedi.

Kırsal kesimden gelen Abdülkerim Süleyman, Alaya Diyaliz Merkezi’ni ziyaret etmek için her seferinde 100 kilometre yol kat ediyor. İki yıl önce hayatının nasıl alt üst olduğunu ve şimdi haftada iki seansa ihtiyacı olduğunu "Daha önce Devlet Hastanesi'nde tedavi görmüştüm ama çok kalabalıktı, ekipmanların çoğu bozuktu ve uzman doktor yoktu" diyerek Şarku’l Avsat’a anlattı.

Bu adam, tedavi için ayrılmış bir odada, modern ekranlara ve her saniye değişen numaralara sahip bir diyaliz makinesinin yanındaki yatakta yatıyordu.

Sırt üstü yatıp sabırla beklerken sol eline bağlı tüplerden kan aktığı görülüyordu. "Özel hastanelerde tedavi etme ve yeni böbrek nakli imkanım yok. Durumumuz zor. Çok geç olmadan bizi kurtarın" dedi.

Foto: Alaya Diyaliz Merkezi’nde tedavi gören bir hasta (Şarku’l Avsat)
Alaya Diyaliz Merkezi’nde tedavi gören bir hasta (Şarku’l Avsat)

Geçtiğimiz yılın sonunda Suriye'nin kuzeydoğusundaki bölge ve şehirlerin Türkiye’nin hava saldırısına maruz kalması üzerine bu merkez de  bombardımana maruz kalmıştı. Oksijen tesisi şiddetli bombardımana maruz kalarak hizmet dışı bırakılan Alaya Diyaliz Merkezi, merkezin binası, ekipmanı ve su analiz istasyonundaki büyük hasarın yanı sıra hayati tesisleri, hizmet ve tıbbi kurumları, petrol kuyularını ve elektrik santrallerini de etkiledi.

Merkezin İdari Müdürü Rafi Abbas, bombalamanın etkileriyle ilgili olarak Şarku'l Avsat'a, “Merkezin 25 Aralık 2023 gecesi kapatılıp hastalar ve çalışanların ayrılmasının ardından bombalandığını” söyledi. "Bombalama, bombalanmadan sadece iki ay önce kurduğumuz oksijen tesisini hedef aldı. Tesis yakın zamanda hizmete girdi ve günde 250 oksijen tüpü üretiyor ve şehrin tüm hastanelerine dağıtılıyordu" dedi.

Hastaların imkanlarının ötesindeki maliyetler

Abbas, merkezde meydana gelen maddi hasarın miktarının "yarım milyon doları aştığını, ayrıca bombalamanın ekipmanları, su analiz istasyonunu, kapıları ve pencere camlarını da etkilediğini" belirtti. İki gündür hizmet vermeyen merkezde Kamışlı'nın batısındaki Amuda ilçesinde bir hasta hayatını kaybetti. "Bir böbrek hastasının özellikle kronik vakalarda tedavisini bir gün bile erteleme lüksümüz yok" diye belirtti.

İdari müdür, “Merkezin günde 25 hasta aldığını ve ayda binden fazla seans sağladığını, oksijen tesisinin bölge halkına 24 saat sağlık hizmeti veren en önemli tesisler arasında yer aldığını" söyledi.

Suriye'nin kuzeydoğusunda sağlık sektörü kırılganlıktan mustarip ve birçok böbrek hastası, cihaz, ilaç ve tıbbi malzeme eksikliği nedeniyle bu sektörü "çöküşün eşiğinde" olarak tanımlıyor. Ekonominin çökmesi ve Suriye lirasının değerinin eşi benzeri görülmemiş seviyelere (1 ABD doları 15 bin Suriye lirasına denk geliyor) düşmesi sonucu daha da kötüleşti. Bu da hastaların özel hastanelerde tedavi görmesini zorunlu kılıyor.

Foto: Bombalama nedeniyle hasar gören oksijen konteynerleri (Şarku’l Avsat)
Bombalama nedeniyle hasar gören oksijen konteynerleri (Şarku’l Avsat)

Konuyla ilgili olarak Kamışlı'daki “Suriye İhtisas Hastanesi’nin Tıbbi Direktörü Dr. Yahya Huseyin Sadun ise “Devlet Hastanesi'nin hizmet dışı kalması ve saha koşulları nedeniyle çok sayıda hasta diyaliz için hastaneye geliyor. İdareye ait Alaya Merkezi de birkaç gün hizmet dışı kaldı ve çok şükür hastalara hizmet verebildik" dedi.

Sadun “Suriye İhtisas Hastanesi’nin öncelikle olarak özel sektör olduğunu ve ikinci sınıf hizmet hastanesi olduğunu” söyleyerek “Diyaliz makinemiz var ama pahalı çünkü kullanılan malzemeleri Suriye hükümetinin bölgelerinden veya Irak Kürdistan Bölgesi'nden ya da Türkiye'den alıyoruz. Bölge halkı için yüksek bir maliyet olan hastane hizmet masraflarına ek olarak her yıkama seansının maliyeti yaklaşık 23 dolar. Bu da bölge halkı için yüksek bir fiyattır” diye belirtti.

“Suriye Böbrek Hastalıkları ve Organ Nakli Derneği’nin geçen yıl, yıllık istatistiklerinde Suriye genelinde kronik böbrek yetmezliği hastası 3 bin kişinin bulunduğunu tahmin etmesi dikkat çekici. Gerçek sayıları 5 bini aşabilir, çünkü hastaların üçte biri hastalıklarının teşhisi için bir doktora veya özel laboratuvarlara ulaşamıyor. Hastaların 500'ü kuzeydoğu bölgelerinde, aynı sayı da hasta da ülkenin kuzeybatısında yaşıyor. 23 milyon nüfuslu Suriyeliden her yıl 65 ila 70 hastada ölümcül böbrek yetmezliği gelişiyor ve bunların sadece 14’ü böbrek nakli olma şansına sahip oluyor. Ücretsiz hastanelerdeki her bir diyaliz makinesinin hizmetlerinden de 16 hasta faydalanabiliyor.



Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias ve Kıbrıs Rum Kesimi  Savunma Bakanı Vasilis Palmas düzeyinde Mısır-Yunanistan-Kıbrıs görüşmeleri gerçekleştirildi. Görüşmeler, üç ülkenin yaklaşık iki hafta önce düzenlediği zirvenin ardından savunma ve askeri iş birliğinin güçlendirilmesini amaçlıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, görüşmelerin Doğu Akdeniz’de daha güçlü savunma iş birliği yoluyla güvenlik ve istikrarın pekiştirilmesi çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti. Uzmanlara göre Kahire, Doğu Akdeniz’deki gelişmelerden endişe duyan Türkiye ile köprüleri atmadan Yunanistan ve Kıbrıs’la iş birliğini geliştirmeyi, aynı zamanda diğer tarafların çatışmalarına dahil olmadan Doğu Akdeniz’deki Mısır çıkarlarını korumayı hedefliyor.

Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki ortaklık, üçlü iş birliği mekanizması üzerinden 2014 yılında başladı. Bu dönemde Kahire ile Ankara arasında siyasi anlaşmazlıklar yaşanırken Atina ve Lefkoşa’nın da Türkiye ile Doğu Akdeniz konusunda farklılıkları bulunuyordu. Ancak son yıllarda Türkiye ile Mısır ilişkilerini geliştirme yoluna gitti. İlişkilerin tamamen normalleşmesinin ardından cumhurbaşkanları karşılıklı ziyaretlerde bulundu ve iki ülke arasındaki askeri tatbikatlar yeniden başladı. Bunun yanı sıra iki ülke arasında savunma sanayisi alanındaki ortaklıklar da giderek güçlendi.

8 Eylül’de İskenderiye’nin kuzeybatısındaki El-Alameyn kentinde düzenlenen üçlü zirvenin üzerinden yaklaşık iki hafta geçmesinin ardından Sisi, salı günü Yunanistan Savunma Bakanı Dendias’ı kabul etti. Görüşmede Mısır Savunma Bakanı Korgeneral Eşref Salim Zahir ile Silahlı Kuvvetler Silahlanma Kurumu Başkanı Muhammed Süleyman da hazır bulundu.

cdfvgthy
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas ile görüşmesi sırasında (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Sisi, iki ülke arasındaki iş birliğinin özellikle askeri ve savunma alanları başta olmak üzere çeşitli alanlarda geliştirilmesinin sürdürülmesinin önemini vurguladı.

Yunanistan Savunma Bakanı ise ülkesinin ortak tehditlerle mücadele amacıyla Mısır’la koordinasyonu güçlendirmeye verdiği önemi dile getirdi.

Sisi aynı gün ikinci bir görüşmede Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas’ı da kabul etti. Sisi, iki ülke arasındaki mevcut stratejik ortaklığın derinleştirilmesi ve özellikle güvenlik ve askeri alanlar başta olmak üzere çeşitli alanlarda daha geniş bir çerçeveye taşınması gerektiğini belirtti.

Askeri ve stratejik uzman Tümgeneral Adil el-Umde, Cumhurbaşkanı Sisi’nin Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan savunma bakanlarıyla görüşmelerinin 2014’ten bu yana yürütülen ortaklığın maddelerinin hayata geçirilmesi ve bu ay El-Alameyn’de düzenlenen üçlü zirvenin devamı niteliğinde olduğunu söyledi.

El-Umde, Mısır politikasının başarısının yalnızca Atina ve Lefkoşa ile askeri iş birliğinin ne ölçüde geliştirildiğiyle ölçülemeyeceğini belirterek Kahire’nin asıl hedefinin Doğu Akdeniz’i rekabet ve çatışma alanından çok taraflı bir denge ve iş birliği alanına dönüştürme kapasitesi olduğunu ifade etti. Mısır’ın bunu tüm taraflarla bağımsız ilişkilerini koruyarak gerçekleştirmeye çalıştığını söyleyen El-Umde, bunun “stratejik denge diplomasisi” çerçevesinde yürütüldüğünü kaydetti.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi Dr. Ahmed Fuad Enver ise Doğu Akdeniz’in güvenliğinin bölgedeki tüm etkin aktörlere açık olmayı ve gerilimi artıran söylemlerin aşılması amacıyla mevcut araçların kullanılmasını gerektirdiğini belirtti.

Enver, Mısır-Yunanistan-Kıbrıs arasındaki üçlü iş birliği mekanizmasının mevcut savunma ve askeri iş birliğini güçlendirme çabalarıyla birlikte Doğu Akdeniz’de bölgesel güvenliğin sağlamlaştırılmasında temel bir eksen oluşturduğunu söyledi. Bunun, üç ülke arasında uzun süredir devam eden askeri, ekonomik ve siyasi ortaklıkların üzerine inşa edilmesine olanak sağlayacağını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Sisi de salı günü Yunanistan Savunma Bakanı ile görüşmesinde üçlü iş birliği ile Doğu Akdeniz’in istikrarı arasında bağlantı kurdu. Sisi, Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki mevcut üçlü iş birliğinin Doğu Akdeniz’de barış, istikrar ve ortak refahın sağlanmasına yönelik başarılı bir bölgesel iş birliği modeli oluşturduğunu vurguladı.

Sisi, Kıbrıs Savunma Bakanı ile görüşmesinde de Doğu Akdeniz’in istikrarının önemine dikkat çekerek Mısır, Kıbrıs ve Yunanistan arasındaki üçlü iş birliğinin bölgedeki güvenlik, istikrar ve refahın pekiştirilmesi açısından merkezi bir mekanizma olduğunu belirtti. Sisi, bu mekanizmanın üç ülkenin çıkarlarına hizmet ettiğini ve ortak tehditlerle mücadeleye katkı sağladığını ifade etti.

El-Umde’ye göre Mısır’ın bu tutumu, caydırıcılık ve hazırlık kapasitesini güçlendirme ancak düşmanca bir blok oluşturmama anlayışını ortaya koyuyor. Kahire, Yunanistan ve Kıbrıs’la ortaklığını geliştirirken Türkiye ile köprüleri atmıyor ve Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını korurken bölgedeki diğer aktörlerin çatışmalarına dahil olmuyor.

Enver ise Mısır’dan gelen açıklamaların söz konusu adımların başka tarafları hedeflemediğini ve Türkiye açısından endişe kaynağı oluşturmadığını gösterdiğini savundu. Enver’e göre Kahire, ilişkilerini ortak çıkarlar temelinde yürütmeye, arabuluculuk kanallarını açık tutmaya ve gerilimi azaltmak amacıyla karşılıklı güvence vermeye önem veriyor.

El-Umde ayrıca Mısır’ın İsrail’in bölgesel rekabeti kullanarak bazı güçleri diğer aktörlere karşı saflaştırma girişimlerinin önünü kesmede önemli bir rol oynadığını belirtti. Mısırlı uzmana göre Kahire’nin bölgedeki varlığı, istikrarı ve kutuplaşmadan kaçınmayı önceleyen dengeli bir bölgesel cephe oluşturulmasını güvence altına alıyor.

Yunanistan ile İsrail arasındaki savunma iş birliği de ağustos ayının sonunda önemli bir gelişmeye sahne olmuştu. İki ülke, 3 milyar avro (yaklaşık 3,48 milyar dolar) değerinde bir askeri anlaşmaya imza atmıştı. Anlaşma kapsamında İsrail, Yunanistan’da çok katmanlı bir hava savunma sistemi kuracak.

İsrail Savunma Bakanlığı, söz konusu anlaşmayı “İsrail ile Yunanistan arasındaki ilişkiler tarihindeki en büyük savunma ihracatı anlaşması ve İsrail tarihindeki en büyük anlaşmalardan biri” olarak nitelendirmişti.


Selam’dan Guterres’e: UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Lübnan’ın uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Selam’dan Guterres’e: UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Lübnan’ın uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam dün Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ile yaptığı görüşmede, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde uluslararası bir gücün varlığının sürdürülmesi gerektiğini söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, ‘UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası varlığın sürdürülmesinin önemine’ vurgu yaptı. Selam, ‘izleme, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına alması, istikrarın korunmasına katkı sağlaması ve Lübnan devletinin ülkenin tamamında otoritesini tesis etme sürecini desteklemesi’ gerektiğini belirtti.

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde görev yapan UNIFIL bünyesinde 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personel bulunuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, geçen yıl ağustos ayında ABD’nin baskısıyla UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar vermişti.

UNIFIL misyonunun sona ermesinin yaklaşması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir döneme denk geliyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn geçen hafta AFP’ye verdiği röportajda, ülkesinin Güney Lübnan’da görev yapan UNIFIL’in yerine geçecek herhangi bir güce açık olduğunu belirtmiş ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir ‘boşluk’ oluşmaması gerektiğini vurgulamıştı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmaması. Hangi ad altında olursa olsun gelecek herhangi bir gücün yasal bir çerçeveye sahip olması gerekir. Bu yasal çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” demişti. Avn ayrıca, Güney Lübnan’da bir gücün bulunmasının amacının ‘devletin yerini almak değil, orduya yardım etmek ve devleti güçlendirmek’ olduğunu ifade etmişti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile gerçekleştirdiği toplantıda da ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce BM’nin Lübnan’daki barış gücünün yerine geçecek çok uluslu bir güç oluşturulmasını istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesinin ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti. Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin halen yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirerek insani müdahale için finansman sağlama çabalarının sürdürülmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilenlere yardım etmesine destek verilmesinin önemini vurguladı.


Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, dün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ile görüşmesinde, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde bir uluslararası gücün varlığını sürdürmesinin gerekli olduğunu söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, “UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası bir varlığın devam etmesinin önemini” vurguladı. Selam’ın ofisinden yapılan açıklamaya göre bu varlık, “gözlem, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına almalı, istikrarın korunmasına katkı sağlamalı ve Lübnan devletinin bütün toprakları üzerindeki otoritesini tesis etme sürecini desteklemeli.”

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde konuşlu bulunan UNIFIL, 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personelden oluşuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, ABD’nin baskısıyla geçen yıl ağustos ayında UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar verdi.

UNIFIL misyonunun sona ermesine yaklaşılması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir dönemde gerçekleşiyor.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn  geçen hafta ajansa verdiği röportajda, güney Lübnan’da görev yapan BM Geçici Gücü’nün yerini alacak herhangi bir güce açık olduklarını belirtti ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir “boşluk” oluşmaması gerektiğini vurguladı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmamasıdır. Hangi ad altında gelirse gelsin, herhangi bir güç için hukuki çerçeve oluşturulmalıdır. Bu hukuki çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” ifadelerini kullandı. Avn ayrıca güney Lübnan’da bulunacak bir gücün amacının “orduyu desteklemek ve devleti güçlendirmek, devletin yerini almak olmaması gerektiğini” kaydetti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı II. Abdullah ile gerçekleştirdiği görüşmede de ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce, Lübnan’daki BM barış gücünün yerini alacak çok uluslu bir güç oluşturmak istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesi ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın bir barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti.

Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin hâlâ yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirdi. Selam, insani yardım çalışmalarına yönelik finansmanın seferber edilmeye devam etmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilmiş kişilere yardım sağlamasının önemini vurguladı.