Manama görüşmeleri Sudan'daki savaşı durdurmanın yolunu açar mı?

IGAD’ın çalışmaları çıkmaza girdi

Sudanlı askerler 16 Ocak'ta el-Gadarif’te kalabalığı selamlıyor. (AFP)
Sudanlı askerler 16 Ocak'ta el-Gadarif’te kalabalığı selamlıyor. (AFP)
TT

Manama görüşmeleri Sudan'daki savaşı durdurmanın yolunu açar mı?

Sudanlı askerler 16 Ocak'ta el-Gadarif’te kalabalığı selamlıyor. (AFP)
Sudanlı askerler 16 Ocak'ta el-Gadarif’te kalabalığı selamlıyor. (AFP)

Emced Ferid et-Tayyib

Medyada Sudan Sivil Demokratik Güçler Koordinasyonu (Tekaddum) lideri eski Başbakan Abdullah Hamduk başkanlığındaki bir heyetin Güney Sudan Devlet Başkanı Salva Kiir Mayardit’in görüşme davetine yanıt olarak Cuba'yı ziyaret ettiği haberi yer aldı.

Tekaddum, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) ile 2 Ocak 2024'te bir anlaşma imzalamıştı. Bunu, Hamideti'nin bölge ve kıta çapındaki diplomatik turu izledi. Bu noktada dörtlü (Güney Sudan, Kenya, Etiyopya ve Cibuti) Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD) girişiminin Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan ile Hamideti arasında ateşkesi sağlamak amacıyla doğrudan bir toplantı düzenleme çabası vardı. Cibuti hükümetinin Burhan’a bildirdiğine göre, toplantı, Hamideti’nin (teknik nedenlerden dolayı) Cibuti'ye gelememesi nedeniyle ertelendi. Daha sonra Sudan Dışişleri Bakanlığı, IGAD Sekreterliği'nin Hamideti'yi Uganda'nın Entebbe şehrinde düzenlenen zirveye davet etmesine tepki göstererek IGAD ile Sudan kriziyle ilgili görüşmelerinin dondurulduğunu duyurdu.

(foto altı) Güney Sudan Devlet Başkanı Salva Kiir Mayardit, 19 Ocak'ta Uganda'nın başkenti Kampala'da düzenlenen Bağlantısızlar Hareketi Zirvesi sırasında. (AFP)
Güney Sudan Devlet Başkanı Salva Kiir Mayardit, 19 Ocak'ta Uganda'nın başkenti Kampala'da düzenlenen Bağlantısızlar Hareketi Zirvesi sırasında. (AFP)

IGAD'ın çabaları çıkmaza girerken, Sudan ordusu bir dizi askeri zafer ilan etmeye ve başkent Hartum üzerindeki kontrolünü yeniden kazanma konusunda ilerleme kaydetmeye devam etti. HDK ise 22'nci Tümen karargahını ele geçirmek amacıyla Batı Kordofan eyaletindeki Babanusa şehrine saldırısını sürdürdü. Bahreyn'in başkenti Manama'da ordudan ve milis liderlerinden üst düzey delegasyonların gizli toplantıları hakkında paralel düzeyde haberler sızdırıldı. Bu toplantıların, daha doğrusu bu müzakere sürecinin, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) yanı sıra Suudi Arabistan, Katar ve Bahreyn'in de aralarında bulunduğu beş Arap ülkesi tarafından desteklendiği öne sürüldü. Bahreyn’in başkenti Manama, çatışmanın taraflarından herhangi birinin önyargılarından uzak tarafsız bir yer olduğundan, müzakerelerin merkezi olarak seçildi. Manama kanalındaki müzakere süreci, IGAD arabuluculuk kanalının başına gelen kapanmanın üstesinden gelmeyi amaçlıyor. Düşmanlıkları sürdürülebilir bir temelde durdurmaya yönelik, daha sonra Cidde'de ordu ve milis komutanları tarafından imzalanacak entegre bir anlaşmanın hazırlanması üzerinde çalışılıyor.

Savaş karşıtı duruş, savaşan taraflara ve siyasi bir gerçekliğin zorla dayatılması için silah kullanılmasına karşı bir tutumdur.

Kuşkusuz ateşkese ulaşmak ya da düşmanlıkların kalıcı olarak sona ermesi, özellikle savaşın neden olduğu vahim insani durum göz önüne alındığında, Sudan'ın çıkarlarını önemseyen her Sudanlının artık arzuladığı şeydir. Zira savaş nedeniyle Sudan şiddetli bir kıtlığın eşiğine gelmişti. Ama her halükârda savaş öncesindeki ve doğrudan savaşa neden olan koşulların tekrarlanmasına izin verilemez. Şu anda savaşan iki taraf arasında iktidarı bölüşmeye yönelik herhangi bir anlaşma, daha yıkıcı bir savaşın reçetesi olacaktır.

Müzakere süreci, silahlı tarafların iktidarı kendi aralarında paylaşması ve yine silahlı tarafların ülkede iktidarın dizginleri üzerindeki kontrolü açısından savaş öncesindeki askeri darbe koşullarına geri dönmeleri için Sudanlılara savaşla şantaj yapılması yönünde bir anlaşmayla sona ermemelidir. Aksine, Beşir rejiminin diktatörlüğünü deviren Aralık 2018 devriminin hedeflerine ulaşma yolunu yeniden tesis etmek için bir umut penceresi açmalıdır. Sudan ordusunun siyaset alanından uzaklaşarak etkinliğini ve profesyonelliğini yeniden tesis edebilmesi için kapsamlı ve radikal reformlara ihtiyacı var.

Milisler, savaşı durdurmanın, barışçıl müzakere edilmiş bir çözüme ulaşmanın ancak milislerin koşullarına, siyasi taleplerine teslim olmakla ve bunları kabul etmekle mümkün olabileceği anlayışını yerleştirmeye çalışıyor. Milisler siyasi rol oynamak bir yana, Sudan'ın kendilerine teslim olmasını veya kurumsal varlıklarını sürdürmeyi kabul etmesini istiyor. Bu noktada oldubittiye getirilmiş gerekçeler ve siyasi rasyonalite ile bunu teşvik etmek tam bir çılgınlık ve aldatmacadır. Beşir ve rejimi bir oldu bittiydi, ancak Sudanlılar otuz yıllık çok biçimli mücadelenin ardından onu devirene kadar ona karşı mücadele etmeyi seçti. Ayrıca savaş karşıtı duruş ve onu durdurma çabası, şu veya bu tarafın başarılı olduğu askeri zaferlerle veya askeri genişlemeyle ilgili değildir. Bunlar, savaşı durdurmaya çalışan kişinin aslında savaşa karşı olduğunu varsayan bir denklemdeki değişkenlerdir. Savaş karşıtı duruş, savaşan taraflara ve siyasi bir gerçekliğin zorla dayatılması için silah kullanılmasına karşı bir tutumdur. Yalnızca Sudanlı erkek ve kadınların anavatanlarından geriye kalan yerlerdeki emniyet ve güvenliğinden yanadır.

Her iki tarafın da Cidde'de önceki müzakere turlarında yaptığı gibi, uymadan ve uygulamadan on defadan fazla ateşkes imzalamanın inceliklerini yeniden deneyimlemenin bir faydası olmayacak.

Manama süreci, sonuçları gerçek ve uygulanabilir bir ateşkese ulaşmaya ve düşmanlıkların sona ermesine odaklanırsa, vatandaşlar için bir tür normal yaşama geri dönmeye izin veren uygulama mekanizmalarıyla ülke ve halk için faydalı ve yararlı olacaktır. Bu, her iki tarafın da net hedefleri müzakere etme konusunda ciddi olmasını ve konunun sadece zaman kaybına dönüşmemesi için ulaşılanı uygulayabilecek müzakereciler aracılığıyla sağlanmasını gerektirir. Manama yolunun şu ana kadar başardığı şey bu. Ayrıca, bu savaşın görünen/gizli tarafı olan Sudan'daki İslamcılar üzerinde büyük etkiye sahip olan Katar'ın da katılımı, bu arabuluculuğun etkililiğinin sağlanmasında somut bir etki yaratacaktır. Tekrardan vurgulamak gerekirse, ateşkes ve düşmanlıkların sona ermesi askeri ayrıntıların ötesine geçmemelidir.

(foto altı) Hartum yakınlarında Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) ait bir makineli tüfek üzerinde Sudan bayrağı. (Reuters)
Hartum yakınlarında Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) ait bir makineli tüfek üzerinde Sudan bayrağı. (Reuters)

Bu ülkelerin Sudan'daki tüm taraflarla nüfuzlarını ve ilişkilerini kullanarak silah taşıyan tüm tarafların ve silahlı hareketlerin ateşkes düzenlemelerine dahil edilmesini sağlamaları, Sudan'da barış ve istikrarın geleceği açısından çok takdir edilecek ve çok faydalı olacaktır.

Ateşkesin sağlanması ve düşmanlıkların kapsamlı bir şekilde sona erdirilmesinin ardından Sudan'ın karmaşık meselelerini tartışan herhangi bir siyasi süreç gelmelidir. Bu süreç, ister ordu ister HDK olsun, mevcut savaşta silah taşıyan tarafların katılımı olmadan gerçekleşmelidir. Silahlı hareketler, ister ülkenin geleceğini şekillendirmek için siyasi sürece katılan siyasi hareketler olarak, ister güvenlik ve askeri reform düzenlemelerine tabi silahlı varlıklar olarak statüleri konusunda açık bir tercih hakkına sahip olmalıdır.

Söz konusu süreç, Sudan'daki tüm siyasi ve toplumsal güçleri içermeli, ancak Sudan halkına karşı suç işleyen ve ihlallere karışan hiçbir taraf, birey veya kuruluşun katılımı olmamalıdır. Herhangi bir modern devletin oluşumunda neyin doğal ve makul olduğunu önceden belirlemek için herhangi bir siyasi sürecin gidişatı açık olmalıdır. Bu da askeri kurumun çeşitli kolları ile birlikte sivil siyasi denetim altında olacak şekilde yapısal reform yapılması ve HDK’nin tüm askeri, ekonomik ve siyasi uzantılarıyla her türlü kurumsal varlığına son verilmesi gerektiği anlamına geliyor. Ancak tüm bunların ayrıntıları, Sudan sivil güçleri arasında dışlama veya siyasi ihale olmaksızın kapsamlı bir süreçte gerçekleşecek olan ileriki bir aşamaya bırakıldı.

Düşmanlıkların durdurulması anlaşmasıyla ilgili bir diğer husus da, bunun sahada uygulanmasına yönelik mekanizmaların dahil edilmesi gerekliliğidir. Her iki tarafın da Cidde'de önceki müzakere turlarında yaptığı gibi, uymadan ve uygulamadan on defadan fazla ateşkes imzalamanın inceliklerini yeniden deneyimlemenin bir faydası olmayacak. Ateşkesin imzalanması, güçler ile tarafsız uluslararası veya bölgesel uygulama ve izleme mekanizmaları arasındaki net ayrım çizgileri üzerinde anlaşmayı içermelidir. Bu, siyasi baskı ve medyayı aldatma sloganlarından uzak, bu anlaşmaların sahaya yansımasını sağlamalıdır. Manama sürecine sponsor olan bu ülkeler, Arap Birliği çatısı altında, komşu ülkelerle veya Afrika Birliği (AfB) ve hatta Birleşmiş Milletler (BM) ile anlaşmalı olarak, kuvvetler ayrılığını sağlamak ve aralarındaki anlaşmayı uygulamak için sahada kuvvet sağlayabilirler.

Arap ülkelerinden oluşan beşli şayet başarılı olursa Sudan halkına büyük bir hizmet sunmuş ve savaşı durdurma konusunda büyük bir atılım gerçekleştirmiş olacak.

İki taraf şu anda, bu çatışmaların çatışma bölgelerinde mahsur kalan siviller üzerindeki etkisini hesaba katmadan, müzakere fırsatlarını artırmak amacıyla sahada en büyük ilerlemeyi elde etmek için çeşitli yollar arıyor. Daha önce yapılan ateşkes anlaşmaları ve iki taraf arasında bunların ihlaline ilişkin karşılıklı suçlamalar, anlaşmanın uygulanması ve sivillerin olası ihlallerden korunması için bir garanti olarak bu güçlerin varlığının gerekliliğini teyit ediyor. Son olarak, düşmanlıkları durdurmaya yönelik anlaşmanın sivilleri korumaya ve kanunları uygulamaya yönelik açık mekanizmalar içermesi, sivillerin hareketleri için güvenli koridorlar belirlenmesi ve insani yardım akışının her şeyden öncelikli olması gerekiyor. Aynı şekilde Sudanlıların yaşam, güvenlik ve mülkiyet gibi temel hakları da müzakere konusu olmamalıdır. İki tarafın, Sudanlıların yağmalanan mülkleri veya evleri üzerinde pazarlık yapma hakkı bulunmadığı gibi, hiçbir tarafın veya arabulucunun, siyasi çıkarlar karşılığında onların haklarından ve güvenliklerinden vazgeçerek Sudanlılara şantaj yapma sürecine katılma hakkı yoktur.

Arap ülkelerinden oluşan beşli, iki tarafı sahadaki düşmanlıkları başarılı bir şekilde durdurmaya teşvik etmeyi, bunu zorunlu kılmayı ve bunun uygulanmasını sağlamayı başarırsa, Sudan halkına çok büyük bir hizmet sunmuş olacak. Savaşı durdurma konusunda büyük bir atılım gerçekleştirerek ülkenin geleceğini şekillendirecek kapsamlı ve akılcı bir siyasi sürecin kapısını açacak. Bu, birbiri ardına çoğalan girişimlerin birbiriyle rekabet etmeyi bırakmasını gerektiren bir süreçtir. IGAD, AfB, komşu ülkeler ve BM Genel Sekreteri Elçisi Ramazan Lamamra’nın yanı sıra Troyka'nın (ABD, Birleşik Krallık ve Norveç) girişimleri, Cezayir devletinin masaya yeni bir inisiyatif koymaya hazır olduğuna dair son günlerde basına sızan haberler, sıkı bir koordinasyona ihtiyaç duyuyor. Bu koordinasyon süreci içerisinde birleşik bir platform aracılığıyla çalışılmalı. Çünkü rol dağılımı, özgürlük, barış ve adalet gibi sloganlara ulaşmak için temel ve kapsamlı bir siyasi süreç ancak bu şekilde teşvik edilebilir. Zaten Aralık ayında Sudan devriminin bayraklarını yükselten şeyler bunlardı. Bunu gerçekleştirmek için farklı geçmişlere sahip Sudanlılara danışılması gerekiyor. Özellikle de devrim sürecine aktif olarak katılmış olan gençlik gruplarına danışılmalı. Bu tasarıyı reddedenler ya da Sudan halkına karşı suç işleyerek sicili lekelenenler hariç olmak üzere herkesin katılımı sağlanmalı.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.