Manama görüşmeleri Sudan'daki savaşı durdurmanın yolunu açar mı?

IGAD’ın çalışmaları çıkmaza girdi

Sudanlı askerler 16 Ocak'ta el-Gadarif’te kalabalığı selamlıyor. (AFP)
Sudanlı askerler 16 Ocak'ta el-Gadarif’te kalabalığı selamlıyor. (AFP)
TT

Manama görüşmeleri Sudan'daki savaşı durdurmanın yolunu açar mı?

Sudanlı askerler 16 Ocak'ta el-Gadarif’te kalabalığı selamlıyor. (AFP)
Sudanlı askerler 16 Ocak'ta el-Gadarif’te kalabalığı selamlıyor. (AFP)

Emced Ferid et-Tayyib

Medyada Sudan Sivil Demokratik Güçler Koordinasyonu (Tekaddum) lideri eski Başbakan Abdullah Hamduk başkanlığındaki bir heyetin Güney Sudan Devlet Başkanı Salva Kiir Mayardit’in görüşme davetine yanıt olarak Cuba'yı ziyaret ettiği haberi yer aldı.

Tekaddum, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) ile 2 Ocak 2024'te bir anlaşma imzalamıştı. Bunu, Hamideti'nin bölge ve kıta çapındaki diplomatik turu izledi. Bu noktada dörtlü (Güney Sudan, Kenya, Etiyopya ve Cibuti) Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD) girişiminin Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan ile Hamideti arasında ateşkesi sağlamak amacıyla doğrudan bir toplantı düzenleme çabası vardı. Cibuti hükümetinin Burhan’a bildirdiğine göre, toplantı, Hamideti’nin (teknik nedenlerden dolayı) Cibuti'ye gelememesi nedeniyle ertelendi. Daha sonra Sudan Dışişleri Bakanlığı, IGAD Sekreterliği'nin Hamideti'yi Uganda'nın Entebbe şehrinde düzenlenen zirveye davet etmesine tepki göstererek IGAD ile Sudan kriziyle ilgili görüşmelerinin dondurulduğunu duyurdu.

(foto altı) Güney Sudan Devlet Başkanı Salva Kiir Mayardit, 19 Ocak'ta Uganda'nın başkenti Kampala'da düzenlenen Bağlantısızlar Hareketi Zirvesi sırasında. (AFP)
Güney Sudan Devlet Başkanı Salva Kiir Mayardit, 19 Ocak'ta Uganda'nın başkenti Kampala'da düzenlenen Bağlantısızlar Hareketi Zirvesi sırasında. (AFP)

IGAD'ın çabaları çıkmaza girerken, Sudan ordusu bir dizi askeri zafer ilan etmeye ve başkent Hartum üzerindeki kontrolünü yeniden kazanma konusunda ilerleme kaydetmeye devam etti. HDK ise 22'nci Tümen karargahını ele geçirmek amacıyla Batı Kordofan eyaletindeki Babanusa şehrine saldırısını sürdürdü. Bahreyn'in başkenti Manama'da ordudan ve milis liderlerinden üst düzey delegasyonların gizli toplantıları hakkında paralel düzeyde haberler sızdırıldı. Bu toplantıların, daha doğrusu bu müzakere sürecinin, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) yanı sıra Suudi Arabistan, Katar ve Bahreyn'in de aralarında bulunduğu beş Arap ülkesi tarafından desteklendiği öne sürüldü. Bahreyn’in başkenti Manama, çatışmanın taraflarından herhangi birinin önyargılarından uzak tarafsız bir yer olduğundan, müzakerelerin merkezi olarak seçildi. Manama kanalındaki müzakere süreci, IGAD arabuluculuk kanalının başına gelen kapanmanın üstesinden gelmeyi amaçlıyor. Düşmanlıkları sürdürülebilir bir temelde durdurmaya yönelik, daha sonra Cidde'de ordu ve milis komutanları tarafından imzalanacak entegre bir anlaşmanın hazırlanması üzerinde çalışılıyor.

Savaş karşıtı duruş, savaşan taraflara ve siyasi bir gerçekliğin zorla dayatılması için silah kullanılmasına karşı bir tutumdur.

Kuşkusuz ateşkese ulaşmak ya da düşmanlıkların kalıcı olarak sona ermesi, özellikle savaşın neden olduğu vahim insani durum göz önüne alındığında, Sudan'ın çıkarlarını önemseyen her Sudanlının artık arzuladığı şeydir. Zira savaş nedeniyle Sudan şiddetli bir kıtlığın eşiğine gelmişti. Ama her halükârda savaş öncesindeki ve doğrudan savaşa neden olan koşulların tekrarlanmasına izin verilemez. Şu anda savaşan iki taraf arasında iktidarı bölüşmeye yönelik herhangi bir anlaşma, daha yıkıcı bir savaşın reçetesi olacaktır.

Müzakere süreci, silahlı tarafların iktidarı kendi aralarında paylaşması ve yine silahlı tarafların ülkede iktidarın dizginleri üzerindeki kontrolü açısından savaş öncesindeki askeri darbe koşullarına geri dönmeleri için Sudanlılara savaşla şantaj yapılması yönünde bir anlaşmayla sona ermemelidir. Aksine, Beşir rejiminin diktatörlüğünü deviren Aralık 2018 devriminin hedeflerine ulaşma yolunu yeniden tesis etmek için bir umut penceresi açmalıdır. Sudan ordusunun siyaset alanından uzaklaşarak etkinliğini ve profesyonelliğini yeniden tesis edebilmesi için kapsamlı ve radikal reformlara ihtiyacı var.

Milisler, savaşı durdurmanın, barışçıl müzakere edilmiş bir çözüme ulaşmanın ancak milislerin koşullarına, siyasi taleplerine teslim olmakla ve bunları kabul etmekle mümkün olabileceği anlayışını yerleştirmeye çalışıyor. Milisler siyasi rol oynamak bir yana, Sudan'ın kendilerine teslim olmasını veya kurumsal varlıklarını sürdürmeyi kabul etmesini istiyor. Bu noktada oldubittiye getirilmiş gerekçeler ve siyasi rasyonalite ile bunu teşvik etmek tam bir çılgınlık ve aldatmacadır. Beşir ve rejimi bir oldu bittiydi, ancak Sudanlılar otuz yıllık çok biçimli mücadelenin ardından onu devirene kadar ona karşı mücadele etmeyi seçti. Ayrıca savaş karşıtı duruş ve onu durdurma çabası, şu veya bu tarafın başarılı olduğu askeri zaferlerle veya askeri genişlemeyle ilgili değildir. Bunlar, savaşı durdurmaya çalışan kişinin aslında savaşa karşı olduğunu varsayan bir denklemdeki değişkenlerdir. Savaş karşıtı duruş, savaşan taraflara ve siyasi bir gerçekliğin zorla dayatılması için silah kullanılmasına karşı bir tutumdur. Yalnızca Sudanlı erkek ve kadınların anavatanlarından geriye kalan yerlerdeki emniyet ve güvenliğinden yanadır.

Her iki tarafın da Cidde'de önceki müzakere turlarında yaptığı gibi, uymadan ve uygulamadan on defadan fazla ateşkes imzalamanın inceliklerini yeniden deneyimlemenin bir faydası olmayacak.

Manama süreci, sonuçları gerçek ve uygulanabilir bir ateşkese ulaşmaya ve düşmanlıkların sona ermesine odaklanırsa, vatandaşlar için bir tür normal yaşama geri dönmeye izin veren uygulama mekanizmalarıyla ülke ve halk için faydalı ve yararlı olacaktır. Bu, her iki tarafın da net hedefleri müzakere etme konusunda ciddi olmasını ve konunun sadece zaman kaybına dönüşmemesi için ulaşılanı uygulayabilecek müzakereciler aracılığıyla sağlanmasını gerektirir. Manama yolunun şu ana kadar başardığı şey bu. Ayrıca, bu savaşın görünen/gizli tarafı olan Sudan'daki İslamcılar üzerinde büyük etkiye sahip olan Katar'ın da katılımı, bu arabuluculuğun etkililiğinin sağlanmasında somut bir etki yaratacaktır. Tekrardan vurgulamak gerekirse, ateşkes ve düşmanlıkların sona ermesi askeri ayrıntıların ötesine geçmemelidir.

(foto altı) Hartum yakınlarında Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) ait bir makineli tüfek üzerinde Sudan bayrağı. (Reuters)
Hartum yakınlarında Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) ait bir makineli tüfek üzerinde Sudan bayrağı. (Reuters)

Bu ülkelerin Sudan'daki tüm taraflarla nüfuzlarını ve ilişkilerini kullanarak silah taşıyan tüm tarafların ve silahlı hareketlerin ateşkes düzenlemelerine dahil edilmesini sağlamaları, Sudan'da barış ve istikrarın geleceği açısından çok takdir edilecek ve çok faydalı olacaktır.

Ateşkesin sağlanması ve düşmanlıkların kapsamlı bir şekilde sona erdirilmesinin ardından Sudan'ın karmaşık meselelerini tartışan herhangi bir siyasi süreç gelmelidir. Bu süreç, ister ordu ister HDK olsun, mevcut savaşta silah taşıyan tarafların katılımı olmadan gerçekleşmelidir. Silahlı hareketler, ister ülkenin geleceğini şekillendirmek için siyasi sürece katılan siyasi hareketler olarak, ister güvenlik ve askeri reform düzenlemelerine tabi silahlı varlıklar olarak statüleri konusunda açık bir tercih hakkına sahip olmalıdır.

Söz konusu süreç, Sudan'daki tüm siyasi ve toplumsal güçleri içermeli, ancak Sudan halkına karşı suç işleyen ve ihlallere karışan hiçbir taraf, birey veya kuruluşun katılımı olmamalıdır. Herhangi bir modern devletin oluşumunda neyin doğal ve makul olduğunu önceden belirlemek için herhangi bir siyasi sürecin gidişatı açık olmalıdır. Bu da askeri kurumun çeşitli kolları ile birlikte sivil siyasi denetim altında olacak şekilde yapısal reform yapılması ve HDK’nin tüm askeri, ekonomik ve siyasi uzantılarıyla her türlü kurumsal varlığına son verilmesi gerektiği anlamına geliyor. Ancak tüm bunların ayrıntıları, Sudan sivil güçleri arasında dışlama veya siyasi ihale olmaksızın kapsamlı bir süreçte gerçekleşecek olan ileriki bir aşamaya bırakıldı.

Düşmanlıkların durdurulması anlaşmasıyla ilgili bir diğer husus da, bunun sahada uygulanmasına yönelik mekanizmaların dahil edilmesi gerekliliğidir. Her iki tarafın da Cidde'de önceki müzakere turlarında yaptığı gibi, uymadan ve uygulamadan on defadan fazla ateşkes imzalamanın inceliklerini yeniden deneyimlemenin bir faydası olmayacak. Ateşkesin imzalanması, güçler ile tarafsız uluslararası veya bölgesel uygulama ve izleme mekanizmaları arasındaki net ayrım çizgileri üzerinde anlaşmayı içermelidir. Bu, siyasi baskı ve medyayı aldatma sloganlarından uzak, bu anlaşmaların sahaya yansımasını sağlamalıdır. Manama sürecine sponsor olan bu ülkeler, Arap Birliği çatısı altında, komşu ülkelerle veya Afrika Birliği (AfB) ve hatta Birleşmiş Milletler (BM) ile anlaşmalı olarak, kuvvetler ayrılığını sağlamak ve aralarındaki anlaşmayı uygulamak için sahada kuvvet sağlayabilirler.

Arap ülkelerinden oluşan beşli şayet başarılı olursa Sudan halkına büyük bir hizmet sunmuş ve savaşı durdurma konusunda büyük bir atılım gerçekleştirmiş olacak.

İki taraf şu anda, bu çatışmaların çatışma bölgelerinde mahsur kalan siviller üzerindeki etkisini hesaba katmadan, müzakere fırsatlarını artırmak amacıyla sahada en büyük ilerlemeyi elde etmek için çeşitli yollar arıyor. Daha önce yapılan ateşkes anlaşmaları ve iki taraf arasında bunların ihlaline ilişkin karşılıklı suçlamalar, anlaşmanın uygulanması ve sivillerin olası ihlallerden korunması için bir garanti olarak bu güçlerin varlığının gerekliliğini teyit ediyor. Son olarak, düşmanlıkları durdurmaya yönelik anlaşmanın sivilleri korumaya ve kanunları uygulamaya yönelik açık mekanizmalar içermesi, sivillerin hareketleri için güvenli koridorlar belirlenmesi ve insani yardım akışının her şeyden öncelikli olması gerekiyor. Aynı şekilde Sudanlıların yaşam, güvenlik ve mülkiyet gibi temel hakları da müzakere konusu olmamalıdır. İki tarafın, Sudanlıların yağmalanan mülkleri veya evleri üzerinde pazarlık yapma hakkı bulunmadığı gibi, hiçbir tarafın veya arabulucunun, siyasi çıkarlar karşılığında onların haklarından ve güvenliklerinden vazgeçerek Sudanlılara şantaj yapma sürecine katılma hakkı yoktur.

Arap ülkelerinden oluşan beşli, iki tarafı sahadaki düşmanlıkları başarılı bir şekilde durdurmaya teşvik etmeyi, bunu zorunlu kılmayı ve bunun uygulanmasını sağlamayı başarırsa, Sudan halkına çok büyük bir hizmet sunmuş olacak. Savaşı durdurma konusunda büyük bir atılım gerçekleştirerek ülkenin geleceğini şekillendirecek kapsamlı ve akılcı bir siyasi sürecin kapısını açacak. Bu, birbiri ardına çoğalan girişimlerin birbiriyle rekabet etmeyi bırakmasını gerektiren bir süreçtir. IGAD, AfB, komşu ülkeler ve BM Genel Sekreteri Elçisi Ramazan Lamamra’nın yanı sıra Troyka'nın (ABD, Birleşik Krallık ve Norveç) girişimleri, Cezayir devletinin masaya yeni bir inisiyatif koymaya hazır olduğuna dair son günlerde basına sızan haberler, sıkı bir koordinasyona ihtiyaç duyuyor. Bu koordinasyon süreci içerisinde birleşik bir platform aracılığıyla çalışılmalı. Çünkü rol dağılımı, özgürlük, barış ve adalet gibi sloganlara ulaşmak için temel ve kapsamlı bir siyasi süreç ancak bu şekilde teşvik edilebilir. Zaten Aralık ayında Sudan devriminin bayraklarını yükselten şeyler bunlardı. Bunu gerçekleştirmek için farklı geçmişlere sahip Sudanlılara danışılması gerekiyor. Özellikle de devrim sürecine aktif olarak katılmış olan gençlik gruplarına danışılmalı. Bu tasarıyı reddedenler ya da Sudan halkına karşı suç işleyerek sicili lekelenenler hariç olmak üzere herkesin katılımı sağlanmalı.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.