Manama görüşmeleri Sudan'daki savaşı durdurmanın yolunu açar mı?

IGAD’ın çalışmaları çıkmaza girdi

Sudanlı askerler 16 Ocak'ta el-Gadarif’te kalabalığı selamlıyor. (AFP)
Sudanlı askerler 16 Ocak'ta el-Gadarif’te kalabalığı selamlıyor. (AFP)
TT

Manama görüşmeleri Sudan'daki savaşı durdurmanın yolunu açar mı?

Sudanlı askerler 16 Ocak'ta el-Gadarif’te kalabalığı selamlıyor. (AFP)
Sudanlı askerler 16 Ocak'ta el-Gadarif’te kalabalığı selamlıyor. (AFP)

Emced Ferid et-Tayyib

Medyada Sudan Sivil Demokratik Güçler Koordinasyonu (Tekaddum) lideri eski Başbakan Abdullah Hamduk başkanlığındaki bir heyetin Güney Sudan Devlet Başkanı Salva Kiir Mayardit’in görüşme davetine yanıt olarak Cuba'yı ziyaret ettiği haberi yer aldı.

Tekaddum, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) ile 2 Ocak 2024'te bir anlaşma imzalamıştı. Bunu, Hamideti'nin bölge ve kıta çapındaki diplomatik turu izledi. Bu noktada dörtlü (Güney Sudan, Kenya, Etiyopya ve Cibuti) Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD) girişiminin Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan ile Hamideti arasında ateşkesi sağlamak amacıyla doğrudan bir toplantı düzenleme çabası vardı. Cibuti hükümetinin Burhan’a bildirdiğine göre, toplantı, Hamideti’nin (teknik nedenlerden dolayı) Cibuti'ye gelememesi nedeniyle ertelendi. Daha sonra Sudan Dışişleri Bakanlığı, IGAD Sekreterliği'nin Hamideti'yi Uganda'nın Entebbe şehrinde düzenlenen zirveye davet etmesine tepki göstererek IGAD ile Sudan kriziyle ilgili görüşmelerinin dondurulduğunu duyurdu.

(foto altı) Güney Sudan Devlet Başkanı Salva Kiir Mayardit, 19 Ocak'ta Uganda'nın başkenti Kampala'da düzenlenen Bağlantısızlar Hareketi Zirvesi sırasında. (AFP)
Güney Sudan Devlet Başkanı Salva Kiir Mayardit, 19 Ocak'ta Uganda'nın başkenti Kampala'da düzenlenen Bağlantısızlar Hareketi Zirvesi sırasında. (AFP)

IGAD'ın çabaları çıkmaza girerken, Sudan ordusu bir dizi askeri zafer ilan etmeye ve başkent Hartum üzerindeki kontrolünü yeniden kazanma konusunda ilerleme kaydetmeye devam etti. HDK ise 22'nci Tümen karargahını ele geçirmek amacıyla Batı Kordofan eyaletindeki Babanusa şehrine saldırısını sürdürdü. Bahreyn'in başkenti Manama'da ordudan ve milis liderlerinden üst düzey delegasyonların gizli toplantıları hakkında paralel düzeyde haberler sızdırıldı. Bu toplantıların, daha doğrusu bu müzakere sürecinin, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) yanı sıra Suudi Arabistan, Katar ve Bahreyn'in de aralarında bulunduğu beş Arap ülkesi tarafından desteklendiği öne sürüldü. Bahreyn’in başkenti Manama, çatışmanın taraflarından herhangi birinin önyargılarından uzak tarafsız bir yer olduğundan, müzakerelerin merkezi olarak seçildi. Manama kanalındaki müzakere süreci, IGAD arabuluculuk kanalının başına gelen kapanmanın üstesinden gelmeyi amaçlıyor. Düşmanlıkları sürdürülebilir bir temelde durdurmaya yönelik, daha sonra Cidde'de ordu ve milis komutanları tarafından imzalanacak entegre bir anlaşmanın hazırlanması üzerinde çalışılıyor.

Savaş karşıtı duruş, savaşan taraflara ve siyasi bir gerçekliğin zorla dayatılması için silah kullanılmasına karşı bir tutumdur.

Kuşkusuz ateşkese ulaşmak ya da düşmanlıkların kalıcı olarak sona ermesi, özellikle savaşın neden olduğu vahim insani durum göz önüne alındığında, Sudan'ın çıkarlarını önemseyen her Sudanlının artık arzuladığı şeydir. Zira savaş nedeniyle Sudan şiddetli bir kıtlığın eşiğine gelmişti. Ama her halükârda savaş öncesindeki ve doğrudan savaşa neden olan koşulların tekrarlanmasına izin verilemez. Şu anda savaşan iki taraf arasında iktidarı bölüşmeye yönelik herhangi bir anlaşma, daha yıkıcı bir savaşın reçetesi olacaktır.

Müzakere süreci, silahlı tarafların iktidarı kendi aralarında paylaşması ve yine silahlı tarafların ülkede iktidarın dizginleri üzerindeki kontrolü açısından savaş öncesindeki askeri darbe koşullarına geri dönmeleri için Sudanlılara savaşla şantaj yapılması yönünde bir anlaşmayla sona ermemelidir. Aksine, Beşir rejiminin diktatörlüğünü deviren Aralık 2018 devriminin hedeflerine ulaşma yolunu yeniden tesis etmek için bir umut penceresi açmalıdır. Sudan ordusunun siyaset alanından uzaklaşarak etkinliğini ve profesyonelliğini yeniden tesis edebilmesi için kapsamlı ve radikal reformlara ihtiyacı var.

Milisler, savaşı durdurmanın, barışçıl müzakere edilmiş bir çözüme ulaşmanın ancak milislerin koşullarına, siyasi taleplerine teslim olmakla ve bunları kabul etmekle mümkün olabileceği anlayışını yerleştirmeye çalışıyor. Milisler siyasi rol oynamak bir yana, Sudan'ın kendilerine teslim olmasını veya kurumsal varlıklarını sürdürmeyi kabul etmesini istiyor. Bu noktada oldubittiye getirilmiş gerekçeler ve siyasi rasyonalite ile bunu teşvik etmek tam bir çılgınlık ve aldatmacadır. Beşir ve rejimi bir oldu bittiydi, ancak Sudanlılar otuz yıllık çok biçimli mücadelenin ardından onu devirene kadar ona karşı mücadele etmeyi seçti. Ayrıca savaş karşıtı duruş ve onu durdurma çabası, şu veya bu tarafın başarılı olduğu askeri zaferlerle veya askeri genişlemeyle ilgili değildir. Bunlar, savaşı durdurmaya çalışan kişinin aslında savaşa karşı olduğunu varsayan bir denklemdeki değişkenlerdir. Savaş karşıtı duruş, savaşan taraflara ve siyasi bir gerçekliğin zorla dayatılması için silah kullanılmasına karşı bir tutumdur. Yalnızca Sudanlı erkek ve kadınların anavatanlarından geriye kalan yerlerdeki emniyet ve güvenliğinden yanadır.

Her iki tarafın da Cidde'de önceki müzakere turlarında yaptığı gibi, uymadan ve uygulamadan on defadan fazla ateşkes imzalamanın inceliklerini yeniden deneyimlemenin bir faydası olmayacak.

Manama süreci, sonuçları gerçek ve uygulanabilir bir ateşkese ulaşmaya ve düşmanlıkların sona ermesine odaklanırsa, vatandaşlar için bir tür normal yaşama geri dönmeye izin veren uygulama mekanizmalarıyla ülke ve halk için faydalı ve yararlı olacaktır. Bu, her iki tarafın da net hedefleri müzakere etme konusunda ciddi olmasını ve konunun sadece zaman kaybına dönüşmemesi için ulaşılanı uygulayabilecek müzakereciler aracılığıyla sağlanmasını gerektirir. Manama yolunun şu ana kadar başardığı şey bu. Ayrıca, bu savaşın görünen/gizli tarafı olan Sudan'daki İslamcılar üzerinde büyük etkiye sahip olan Katar'ın da katılımı, bu arabuluculuğun etkililiğinin sağlanmasında somut bir etki yaratacaktır. Tekrardan vurgulamak gerekirse, ateşkes ve düşmanlıkların sona ermesi askeri ayrıntıların ötesine geçmemelidir.

(foto altı) Hartum yakınlarında Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) ait bir makineli tüfek üzerinde Sudan bayrağı. (Reuters)
Hartum yakınlarında Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) ait bir makineli tüfek üzerinde Sudan bayrağı. (Reuters)

Bu ülkelerin Sudan'daki tüm taraflarla nüfuzlarını ve ilişkilerini kullanarak silah taşıyan tüm tarafların ve silahlı hareketlerin ateşkes düzenlemelerine dahil edilmesini sağlamaları, Sudan'da barış ve istikrarın geleceği açısından çok takdir edilecek ve çok faydalı olacaktır.

Ateşkesin sağlanması ve düşmanlıkların kapsamlı bir şekilde sona erdirilmesinin ardından Sudan'ın karmaşık meselelerini tartışan herhangi bir siyasi süreç gelmelidir. Bu süreç, ister ordu ister HDK olsun, mevcut savaşta silah taşıyan tarafların katılımı olmadan gerçekleşmelidir. Silahlı hareketler, ister ülkenin geleceğini şekillendirmek için siyasi sürece katılan siyasi hareketler olarak, ister güvenlik ve askeri reform düzenlemelerine tabi silahlı varlıklar olarak statüleri konusunda açık bir tercih hakkına sahip olmalıdır.

Söz konusu süreç, Sudan'daki tüm siyasi ve toplumsal güçleri içermeli, ancak Sudan halkına karşı suç işleyen ve ihlallere karışan hiçbir taraf, birey veya kuruluşun katılımı olmamalıdır. Herhangi bir modern devletin oluşumunda neyin doğal ve makul olduğunu önceden belirlemek için herhangi bir siyasi sürecin gidişatı açık olmalıdır. Bu da askeri kurumun çeşitli kolları ile birlikte sivil siyasi denetim altında olacak şekilde yapısal reform yapılması ve HDK’nin tüm askeri, ekonomik ve siyasi uzantılarıyla her türlü kurumsal varlığına son verilmesi gerektiği anlamına geliyor. Ancak tüm bunların ayrıntıları, Sudan sivil güçleri arasında dışlama veya siyasi ihale olmaksızın kapsamlı bir süreçte gerçekleşecek olan ileriki bir aşamaya bırakıldı.

Düşmanlıkların durdurulması anlaşmasıyla ilgili bir diğer husus da, bunun sahada uygulanmasına yönelik mekanizmaların dahil edilmesi gerekliliğidir. Her iki tarafın da Cidde'de önceki müzakere turlarında yaptığı gibi, uymadan ve uygulamadan on defadan fazla ateşkes imzalamanın inceliklerini yeniden deneyimlemenin bir faydası olmayacak. Ateşkesin imzalanması, güçler ile tarafsız uluslararası veya bölgesel uygulama ve izleme mekanizmaları arasındaki net ayrım çizgileri üzerinde anlaşmayı içermelidir. Bu, siyasi baskı ve medyayı aldatma sloganlarından uzak, bu anlaşmaların sahaya yansımasını sağlamalıdır. Manama sürecine sponsor olan bu ülkeler, Arap Birliği çatısı altında, komşu ülkelerle veya Afrika Birliği (AfB) ve hatta Birleşmiş Milletler (BM) ile anlaşmalı olarak, kuvvetler ayrılığını sağlamak ve aralarındaki anlaşmayı uygulamak için sahada kuvvet sağlayabilirler.

Arap ülkelerinden oluşan beşli şayet başarılı olursa Sudan halkına büyük bir hizmet sunmuş ve savaşı durdurma konusunda büyük bir atılım gerçekleştirmiş olacak.

İki taraf şu anda, bu çatışmaların çatışma bölgelerinde mahsur kalan siviller üzerindeki etkisini hesaba katmadan, müzakere fırsatlarını artırmak amacıyla sahada en büyük ilerlemeyi elde etmek için çeşitli yollar arıyor. Daha önce yapılan ateşkes anlaşmaları ve iki taraf arasında bunların ihlaline ilişkin karşılıklı suçlamalar, anlaşmanın uygulanması ve sivillerin olası ihlallerden korunması için bir garanti olarak bu güçlerin varlığının gerekliliğini teyit ediyor. Son olarak, düşmanlıkları durdurmaya yönelik anlaşmanın sivilleri korumaya ve kanunları uygulamaya yönelik açık mekanizmalar içermesi, sivillerin hareketleri için güvenli koridorlar belirlenmesi ve insani yardım akışının her şeyden öncelikli olması gerekiyor. Aynı şekilde Sudanlıların yaşam, güvenlik ve mülkiyet gibi temel hakları da müzakere konusu olmamalıdır. İki tarafın, Sudanlıların yağmalanan mülkleri veya evleri üzerinde pazarlık yapma hakkı bulunmadığı gibi, hiçbir tarafın veya arabulucunun, siyasi çıkarlar karşılığında onların haklarından ve güvenliklerinden vazgeçerek Sudanlılara şantaj yapma sürecine katılma hakkı yoktur.

Arap ülkelerinden oluşan beşli, iki tarafı sahadaki düşmanlıkları başarılı bir şekilde durdurmaya teşvik etmeyi, bunu zorunlu kılmayı ve bunun uygulanmasını sağlamayı başarırsa, Sudan halkına çok büyük bir hizmet sunmuş olacak. Savaşı durdurma konusunda büyük bir atılım gerçekleştirerek ülkenin geleceğini şekillendirecek kapsamlı ve akılcı bir siyasi sürecin kapısını açacak. Bu, birbiri ardına çoğalan girişimlerin birbiriyle rekabet etmeyi bırakmasını gerektiren bir süreçtir. IGAD, AfB, komşu ülkeler ve BM Genel Sekreteri Elçisi Ramazan Lamamra’nın yanı sıra Troyka'nın (ABD, Birleşik Krallık ve Norveç) girişimleri, Cezayir devletinin masaya yeni bir inisiyatif koymaya hazır olduğuna dair son günlerde basına sızan haberler, sıkı bir koordinasyona ihtiyaç duyuyor. Bu koordinasyon süreci içerisinde birleşik bir platform aracılığıyla çalışılmalı. Çünkü rol dağılımı, özgürlük, barış ve adalet gibi sloganlara ulaşmak için temel ve kapsamlı bir siyasi süreç ancak bu şekilde teşvik edilebilir. Zaten Aralık ayında Sudan devriminin bayraklarını yükselten şeyler bunlardı. Bunu gerçekleştirmek için farklı geçmişlere sahip Sudanlılara danışılması gerekiyor. Özellikle de devrim sürecine aktif olarak katılmış olan gençlik gruplarına danışılmalı. Bu tasarıyı reddedenler ya da Sudan halkına karşı suç işleyerek sicili lekelenenler hariç olmak üzere herkesin katılımı sağlanmalı.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.


Mısır, bölgesel istikrar için İran ve ABD arasında Umman'da yapılan müzakerelerin önemini vurguladı

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

Mısır, bölgesel istikrar için İran ve ABD arasında Umman'da yapılan müzakerelerin önemini vurguladı

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır, Umman Sultanlığı’nın ABD ile İran arasındaki müzakerelere ev sahipliği yaparken oynadığı önemli ve yapıcı rolü takdir ettiğini ifade ederken ‘gerilimi azaltmak ve bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarı güçlendiren anlaşmaların sağlanmasını desteklemek için yorulmak bilmez çabalarını sürdüreceğini’ vurguladı.

Mısır, dün Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ile Umman Dışişleri Bakanı Bedir el-Busaidi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi arasında yapılan iki telefon görüşmesi sırasında güvence veren açıklamasını yaptı.

ABD ile İran arasında Umman'ın başkenti Maskat'ta yapılan, nükleer konulu dolaylı görüşmeler sona erdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, görüşmelerin ‘çok olumlu’ geçtiğini söyledi. İranlı bakan, iki tarafın ‘müzakerelere devam etme konusunda anlaştığını’ da sözlerine ekledi.

Öte yandan Umman Dışişleri Bakanı Busaidi dün, Mısırlı mevkidaşına Umman'da ABD ile İran arasında yürütülen müzakerelerin ilerleyişi hakkında bilgi verdi. Mısır'ın son haftalarda ilgili taraflar arasında yürüttüğü yorulmak bilmeyen çabaları ve yoğun iletişim faaliyetlerini öven bakan, bu çabaların tarafların görüşlerini yakınlaştırmaya ve müzakerelerin önünü açmaya yardımcı olduğunu belirtti. Bakan, ‘Mısır'ın bölgedeki krizleri yatıştırmaya yönelik diplomatik adımlarına’ övgüde bulundu.

Abdulati, Busaidi ile yaptığı görüşmede, Mısır'ın gerilimin azaltılması ve İran'ın nükleer meselesinde tüm tarafların endişelerini dikkate alan uzlaşmacı bir çözüme ulaşılmasına yönelik tüm çabaları desteklemeye devam edeceğini söyledi. Mısırlı bakan, bölgesel güvenlik ve istikrarı sağlamak ve bölgenin yeni bir istikrarsızlık dalgasına sürüklenmesini önlemek için bu müzakerelerde elde edilen kazanımların üzerine inşa edilmesinin önemini vurguladı.

rthy
Geçtiğimiz eylül ayında Kahire'de Grossi ile yapılan toplantı sırasında Mısır ve İran dışişleri bakanları (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır tarafından geçtiğimiz cuma günü yapılan açıklamada, “Umman Sultanlığı'ndaki kardeşlerimizin arabuluculuğunda ABD ile İran arasında müzakerelerin yeniden başlamasına tam destek veriyoruz” denildi. Açıklamada, ‘bu soruna askeri bir çözüm bulunmadığı ve ilgili tüm tarafların çıkarlarını göz önünde bulundurarak diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesi gerektiği’ vurgulandı.

Ayrıca Suudi Arabistan, Katar, Türkiye, Umman ve Pakistan'ın bu konuda gösterdiği yapıcı çabaları överek, ‘bu samimi çabaların, bölgede istikrar ve barış fırsatlarının artırılmasına katkıda bulunacak olumlu bir atılımla sonuçlanacağını’ umduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, cumartesi günü Grossi ile yaptığı telefon görüşmesinde, bölgedeki gerilimi azaltmak için Mısır'ın sürdürdüğü çabalara da değindi. Mısırlı bakan, ‘bölgedeki gerilimi ve tırmanışı azaltmak ve diplomatik çözümleri teşvik etmek için bölgesel ve uluslararası çabaların sürdürülmesinin önemini’ vurguladı.

Mısır, geçtiğimiz yıl İran ile UAEA arasında arabuluculuk yaptı. Bu arabuluculuk sonucunda 9 Eylül'de Kahire'de İran Dışişleri Bakanı Arakçi ile UAEA Genel Direktörü Grossi arasında imzalanan ve ‘İran'ın nükleer tesislerine yönelik denetimlerin yeniden başlatılması da dahil olmak üzere iki taraf arasında iş birliğinin yeniden başlatılmasını’ öngören bir anlaşma ile sonuçlandı. Ancak Tahran, geçtiğimiz kasım ayında anlaşmanın askıya alındığını duyurdu.

Abdulati, cuma akşamı Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panelde, ‘bölgedeki gerilimin azaltılması, çatışmanın yayılmasının önlenmesi ve tartışmalı konuların çözümü için diplomatik çözümler ve diyaloga öncelik verilmesi, böylece bölgedeki güvenlik ve istikrarın korunmasına ve daha geniş çaplı çatışmalara sürüklenmesinin önlenmesine katkıda bulunulmasının önemini’ vurguladı.


DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
TT

DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)

Güvenlik kaynakları, DEAŞ mahkumlarının Suriye'den Irak'a nakledilirken Iraklı gardiyanları tehdit ettiklerini ve hapishanelerden kaçtıktan sonra onları öldüreceklerine dair yemin ettiklerini açıkladı.

Bu durum, Irak'ın hükümetin ulusal güvenliği korumak için önleyici hamle olarak nitelendirdiği yeni bir grup tutukluyu kabul etmesiyle eş zamanlı olarak ortaya çıktı.

Güvenlik kaynakları Şarku’l Avsat'a, "tutukluların çoğunun Bağdat ve Hilla'daki hapishanelerde ve gözaltı merkezlerinde tutulduğunu" belirtti; bu iki bölge de ağır güvenlik önlemleriyle korunan gözaltı tesislerine sahip.

"Terörle Mücadele Servisi'nin nakil ve dağıtımı denetlediğini" belirten kaynak, "mahkumların ellerinin ve ayaklarının kelepçelendiğini ve yüzlerinin örtüldüğünü", "bazılarının kaçmayı başarmaları halinde gardiyanları ölümle tehdit ettiğini" açıkladı.

Kaynaklar, "mahkumlarla konuşmayı veya onlarla etkileşim kurmayı kesin olarak yasaklayan emirler olduğunu" ve "gardiyanların çoğunun mahkumların hangi milletlerden geldiğinden habersiz olduğunu" ifade etti.