UNRWA finansmanı nasıl siyasallaştı?

UNRWA’nın cezalandırılması, bağışçıların diğer uluslararası kuruluşlar tarafından gerçekleştirilen ihlalleri görmezden gelmesiyle çelişiyor.

Batılı bağışçıların UNRWA finansmanını siyasi bir araç olarak kullandığı görüşü hız kazandı. (Reuters)
Batılı bağışçıların UNRWA finansmanını siyasi bir araç olarak kullandığı görüşü hız kazandı. (Reuters)
TT

UNRWA finansmanı nasıl siyasallaştı?

Batılı bağışçıların UNRWA finansmanını siyasi bir araç olarak kullandığı görüşü hız kazandı. (Reuters)
Batılı bağışçıların UNRWA finansmanını siyasi bir araç olarak kullandığı görüşü hız kazandı. (Reuters)

Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Çalışma Ajansı (UNRWA), 17 Batı ülkesi tarafından finansmanın askıya alınmasının ardından hizmetlerini birkaç hafta içinde durdurabileceğini bildirdi. Finansmanın durdurulması kararı, Batılı bağışçıların diğer BM ajanslarının veya barış operasyonlarının finansmanı konusunda daha önce attıkları adımlardan farklılıklar arz etmesiyle ilgili soruları gündeme getiriyor. Peki, cinsel saldırı iddiaları, yolsuzluk veya savaş suçlarına karışma suçlamaları ortaya çıktığında finansman, yardımların politikleştirilmesi yoluyla baskı aracı olarak kullanılıyor mu?

Gerçek tehlike

UNRWA'nın, Şubat ayının sonunda Gazze Şeridi'ndeki hizmetlerini durdurma olasılığına dikkat çekmesi şaşırtıcı değildi, Aralarında ABD'nin de bulunduğu en az 17 ülke, geçtiğimiz 7 Ekim’de Hamas'ın başlattığı saldırının ardından İsrail ordusu tarafından hedef alınması nedeniyle çeşitli ihtiyaçların eksikliğinden büyük sıkıntı çeken Gazze Şeridi’nin yanı sıra Batı Şeria, Ürdün, Lübnan ve Suriye'ye yayılan Filistinli mültecilere yardım sağlamaktan sorumlu uluslararası kuruluşa sağlanan fonları askıya aldı. İsrail, 12 UNRWA çalışanının söz konusu saldırıya katıldığını iddia etti. Bu durum, Batı'daki bağışçı ülkelerin finansmanı durdurmasına yol açtı. UNRWA, suçlanan tüm 12 çalışanı da işten çıkarmış olmasına rağmen Batılı ülkeler halen finansmanı askıya almış durumda.

Fotoğraf Altı: UNRWA, Gazze Şeridi'ndeki hizmetlerini şubat ayı sonuna kadar durdurmak zorunda kalabileceği konusunda uyardı. (Reuters)
UNRWA, Gazze Şeridi'ndeki hizmetlerini şubat ayı sonuna kadar durdurmak zorunda kalabileceği konusunda uyardı. (Reuters)

ABD'nin 121 milyon dolarlık katkısı, UNRWA'nın yıllık 1,2 milyar dolarlık bütçesinin sadece küçük bir kısmını oluşturmasına rağmen ajansın yıllık bütçesinin büyük kısmını diğer bağışçılar toplu olarak sağlıyor. Buna rağmen, ABD 120,7 milyon doları UNRWA'ya aktardığı ve geriye kalan 300 bin doları İsrail'in iddiaları üzerine askıya aldığı için finansal desteğini geçici olarak durdurmasının önemini küçümsedi. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, bu iddiaları ABD'nin bağımsız olarak teyit etmediğini ancak oldukça güvenilir bulduklarını belirtti.

ABD Kongresi'ndeki insan hakları grupları ve ilerici Demokratların UNRWA'ya sağlanan finansmanı askıya alma kararını eleştirmesine rağmen Dışişleri Bakanlığı bir sonraki ödemeyi yaz başında yapmayı planlamıştı. Dışişleri Bakanlığı için yeni bir bütçenin onaylanabilmesi için Kongre'de uzun süredir devam eden bütçe krizinin ne zaman sona ereceği belli değil. Gerçek soru ise Kongre'nin, İsrail'e karşı önyargılı olduğunu iddia eden birçok Cumhuriyetçi tarafından kınanan bir ajans için ne kadar para onaylamaya hazır olacağı ile ilgilidir. Temsilciler Meclisi'nin bazı üyelerinin UNRWA'yı kınaması ve yeniden yapılandırılması veya değiştirilmesi yönünde çağrıda bulunması, bu belirsizliği doğruluyor.

Açık bir çelişki

Ancak Maine Üniversitesi'nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Profesörü Nicholas R. Micinski ve Rice Üniversitesi'ndeki Baker Enstitüsü'nde baş araştırmacı olan Kelsey Norman gibi Batılı araştırmacılar, UNRWA'nın finansmanının askıya alınmasının, diğer uluslararası örgütlere veya barış güçlerine yönelik ciddi ihlallerle ilgili önceki Batı eylemleriyle uyumlu olmadığını belirtiyorlar. Batılı bağışçılar, diğer BM ajanslarına veya barış güçlerine yönelik cinsel saldırı, yolsuzluk veya savaş suçları suçlamalarıyla karşı karşıya kaldığında finansmanı durdurmadılar.

Örneğin, AP ve diğer medya kuruluşları, Birleşmiş Milletler barış gücü tarafından Haiti'de gerçekleştirilen şok edici saldırı ve cinsel istismar hakkında güvenilir raporlar yayınladılar. 2015 yılında, BM, kadınları ve kızları cinsel istismar etmek ve onlara saldırmakla suçlanan askerlerin uluslarını açıklamaya başladı. Ayrıca mağdurlar için ruhsal bakım ve diğer hizmetler için bir fon ve programlar oluşturdu. Ancak barışı koruma operasyonlarına fon sağlayan bağışçılar bu faaliyetlere herhangi bir zaman boyunca bu ihlaller nedeniyle finansman sağlamadılar.

ABD'nin New York eyaletindeki Güney Bölgesi Başsavcılığı'na göre eski Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Başkanı John W. Ashe ve beş diğer kişi, Çinli ticari çıkarları desteklemek amacıyla 2013 ve 2014 yıllarında 1,3 milyon dolarlık rüşvet, para aklama ve vergi kaçakçılığı şemasıyla suçlandı. Bu, uluslararası örgütün finansmanının askıya alınması için herhangi bir adım atılmadı.

Buna ek olarak, uluslararası insan hakları örgütlerinin raporları, Bosna'daki Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün kötü yönetildiğini gösterdi. 1995 yılında, eski Yugoslavya'nın dağılmasının ve uluslararası güçlerin ‘güvenli bölgeler’ ilan ettiği bölgeleri koruyamamasının ardından Birleşmiş Milletler askerlerinin müdahale etmediği bir ortamda Sırp güçlerinin Srebrenitsa şehrine kolayca saldırmasına ve Bosnalı Müslüman erkek ve çocukların binlercesinin sistematik olarak topluca infaz edilmesine, taciz edilmesine, dövülmesine, infaz edilmesine ve soyulmasına izin verildi. Hollanda Savunma Bakanlığı'nda kayıp Bosnalı erkek ve oğlan çocuklarına ilişkin önemli bir listenin kaybedildi ve Bosnalı Sırp askerlerin Hollanda BM güçleri önünde yargısız infazlara katıldığını gösteren bir video kasetin imha edildi. Ancak Batılı bağışçılar barış güçlerine olan finansmanlarını kesmediler.

Finansman politik bir araçtır

Buna karşılık, fon sağlamaya devam eden Norveç ve İspanya dışındaki Batılı bağışçılar, UNRWA finansmanını siyasi bir araç olarak kullanıyor gibi görünüyor. UNRWA finansmanını siyasi bir araç olarak kullanıyorlar çünkü finansmanın kesilmesi Gazze'deki 1,7 milyon Filistinli mültecinin yanı sıra, çoğu UNRWA altyapısından yararlanan, mülteci statüsü olmayan 400 bin Filistinliyi de etkileyecek.

Teoride mülteci yardımının ve genel olarak insani yardımın tarafsız ve tarafsız olması beklenirken, göç ve uluslararası ilişkiler uzmanları, müttefiklerin ödüllendirildiği ve düşmanların cezalandırıldığı finansmanın sıklıkla bir dış politika aracı olarak kullanıldığını doğruluyor. Bu bağlamda, UNRWA finansmanındaki azalma, mültecilere, özellikle de Filistinli mültecilere sağlanan yardımın daha geniş bir şekilde siyasallaştırılması modeliyle tutarlı görünüyor. Filistinlilerin durumunu ve karşılaştıkları tehlikeleri anlatabilmek için UNRWA'nın kuruluşundan günümüze kadar olan uluslararası siyasi iklimin anlatılması gerekiyor.

UNRWA’nın görevi

Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Çalışma Ajansı (UNRWA), 1948'de İsrail'in kurulmasından sonra ve ardından gerçekleşen Arap-İsrail savaşından önce, yaklaşık 750 bin Filistinlinin sınır dışı edilmesinden veya evlerinden kaçmasından iki yıl sonra kuruldu. UNRWA kurulmadan önce uluslararası ve yerel kuruluşlar yerinden edilmiş Filistinlilere hizmet veriyordu. Ancak mülteci kamplarında hüküm süren aşırı yoksulluk ve sefil durumu inceledikten sonra, tüm Arap ülkeleri ve İsrail'in de dahil olduğu Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1949'da UNRWA’nın kurulması yönünde oy kullandı.

O tarihten bu yana, Ürdün, Lübnan, Suriye'nin yanı sıra Batı Şeria ve Gazze Şeridi'ndeki beş bölgede yaşayan altı milyon Filistinliye gıda, tıbbi bakım, eğitim ve bazı durumlarda barınma sağlayan temel yardım kuruluşu haline geldi.

Ancak Nekbe olarak bilinen Filistinlilerin kitlesel yerlerinden edilmeleri, mülteciyi 1 Ocak 1951'den önce Avrupa'da meydana gelen olaylar nedeniyle haklı nedenlere dayanan zulüm korkusu taşıyan herkes olarak tanımlayan 1951 Mülteci Sözleşmesi'nin yayınlanmasından önce meydana geldi. Tanımı dünya çapındaki mültecileri kapsayacak şekilde genişleten 1967 Protokolüne rağmen Filistinliler, mültecileri koruyan temel uluslararası sistemin dışında kalıyor.

Filistin mültecilerine hizmet sunma sorumluluğunu Ürdün üzerine alan UNRWA'nın yanı sıra Birleşmiş Milletler, 1948'de Filistin'e özgü bir Uzlaştırma Komitesi kurdu. Bu komite, uzun vadeli siyasi bir çözüm bulmak ve mültecilerin ülkelerine geri dönüşünü kolaylaştırmak, ekonomik ve sosyal olarak yeniden yerleşmelerini sağlamak ve tazminat ödemelerini teşvik etmek amacıyla oluşturuldu.

Bu nedenle, UNRWA'ya diğer mülteci durumlarında geleneksel kalıcı çözümler bulma baskısı için resmi bir yetki verilmedi ve bunun yerine, Filistin'e özgü Uluslararası Uzlaştırma Komitesi bu konuda sorumlu oldu. Bu komite, ABD'nin arabuluculuğunda başlayan barış süreçleriyle birlikte önemini yitirmeden önce birkaç yıl boyunca etkin bir şekilde çalışmıştı.

UNRWA politik midir?

UNRWA, bir Birleşmiş Milletler kuruluşu olmasına rağmen, kurulduğu günden bu yana, özellikle de Filistinliler ile İsrailliler arasındaki gerilimin arttığı dönemlerde, siyasi olumsuzluklara karşı savunmasız kaldı. Bu nedenle görünüşte politik değildir ancak siyasi eylemleri nedeniyle Filistinliler ve İsrailliler ile ABD dahil bağışçı ülkeler tarafından defalarca eleştirildi. UNRWA, eğitim, sağlık ve altyapı da dahil olmak üzere beş faaliyet alanında devlet benzeri işlevler yerine getiriyor, ancak siyasi veya güvenlikle ilgili faaliyetlerin gerçekleştirilmesiyle ilgili görev alanı sınırlı.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Filistinlilerin UNRWA'ya itirazları, başlangıçta örgütün ev sahibi ülkelerdeki mültecilerin ekonomik entegrasyonunu sağlamaya odaklanmasından kaynaklandı.BM Genel Kurulu'nun 194 sayılı kararını Filistinli mültecilerin memleketlerine dönüşünü teşvik eden resmi olarak kabul etmesine rağmen BM, Birleşik Krallık ve ABD yetkilileri, Filistinlilerin ev sahibi ülkelerde yerleştirilmesi ve entegrasyonu için çözümler aradılar. Bu, Filistinli mültecilerin ve İsrail-Filistin çatışmasının daha geniş çerçevesinde politik olarak uygun bir çözüm olarak görüldü. Bu nedenle, Filistinliler UNRWA'nın büyük ölçüde siyasi bir karaktere sahip olduğunu ve çıkarlarına karşı aktif bir şekilde çalıştığını düşündüler.

Sonraki yıllarda, eleştiriler İsrail ve Batı'dan geldi. UNRWA, Filistinli mültecilerin talebi üzerine ana odak noktasını istihdam sağlamaktan eğitime çevirdi. Ancak sağladığı eğitim materyalleri, İsrail tarafından Filistin mücadelesine ilişkin fikirlerin geliştirilmesi için ek bir yakıt olarak görülüyor ve bu materyallerin şiddeti teşvik ettiği düşünülüyor. Bu nedenle, İsrail hükümeti, 1967'den beri işgal ettiği Gazze ve Batı Şeria'daki eğitim materyallerini incelemekte ve onaylamakta ısrar etti.

İsrail uzun süredir UNRWA'nın mülteci kamplarındaki ve eğitim sağlamadaki rolüne şüpheyle yaklaşıyordu. Örgütün uluslararası olarak finanse edilen operasyonları, İsrail'in işgalci güç olduğu göz önüne alındığında, Tel Aviv'in örgütün yerine sağlamakla yükümlü olacağı hizmetler aracılığıyla İsrail'e her yıl milyonlarca dolar tasarruf sağlıyor.

UNRWA'nın ana bağışçısı olan ABD ve diğer Batılı ülkeler, 1960'lı yıllardan bu yana, mülteciler arasında radikalizm olarak tanımlanan durumu önlemek için yardım kullanma isteklerini dile getirdiler. Artan silahlı muhalif grupların varlığına yanıt olarak, ABD, 1970 yılında, bu kuruluşa yönelik yardımlarını bağlayan bir madde ekledi. Bu madde, ABD'nin finansal katkılarının herhangi bir kısmının, ‘Filistin Kurtuluş Ordusu’ veya diğer benzer örgütlerde askeri eğitim alan herhangi bir mülteciye yardım sağlamak için kullanılmamasını sağlamak için UNRWA'nın her türlü önlemi almasını gerektiriyor.

Bu temelde, UNRWA, ev sahibi hükümetlerin ve İsrail'in büyük çoğunluğu Filistinli olan 30 bin kişi de dahil olmak üzere inceleme yapabilmesi için çalışanlarının isimlerinden oluşan yıllık bir liste yayınlayacak kadar bu gerekliliğe bağlılığını sürdürüyor.

Temsil ettiği ülkelerle ilgili güvenlik endişeleri nedeniyle, UNRWA'nın etkinlikleri ve çalışanları hakkında İsrail ve uluslararası gözlemci gruplar arasında dikkat çeken tartışmalar yaşandı. Bu tartışmalar sonucunda, Filistinli çalışanların UNRWA içindeki ve dışındaki sosyal medya etkinlikleri dâhil olmak üzere faaliyetleri yakından izlendi ve belgelenmeye başlandı.

İlk defa değil

Filistinlilerle ilgili uluslararası bir örgütün finansmanının son zamanlarda dondurulması, ABD'nin ilk fon durdurması değil. 2011'de, UNESCO adlı kuruluşun tüm eğitim ve kültürel programlarını dünya çapında sunan bir kuruluş olan UNESCO’ya yönelik tüm finansmanını kesmişti. Bu karar, UNESCO'nun Filistin'in tam üyeliğini kabul ettiği bir oylamadan sonra alınmıştı.

Eski Başkan Barack Obama yönetimi, bu adımı, 1990'larda çıkarılan bir ABD yasası gereğince, Filistin'in tam üyelik kabul eden herhangi bir Birleşmiş Milletler kuruluşuna fon sağlamayı durdurma yönündeki iddialarla savundu. Bu adımın etkisi oldukça ciddi oldu. Sadece dört yıl içinde, UNESCO'nun personel sayısını yarıya indirme ve operasyonlarını kısmalara zorunlu kalma durumunda kaldı. Daha sonra, eski Başkan Donald Trump, ABD'yi UNESCO'dan tamamen geri çekme kararı aldı.

2018'de, Trump yönetimi geçici olarak 60 milyon dolarlık katkısını UNRWA'ya askıya aldı. Trump, geçici durdurmanın Filistinlileri müzakereye zorlamak için siyasi baskı yaratacağını iddia etti. Ancak Başkan Joe Biden, ABD'nin katkılarını 2021'de UNRWA'ya yeniden başlatmaya karar verdi.

Mülteci yardımının siyasallaştırılması

Ancak mülteci finansmanının siyasallaştırılmasından zarar görenler yalnızca Filistinliler değil. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ülkeler mültecilere yardım etmek için çeşitli uluslararası kuruluşlar kurdu. Ancak bazı grupları mülteci tanımının dışında tuttu. Örneğin ABD, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yerinden edilmiş kişilerin yeniden yerleştirilmesine yardımcı olmak için Birleşmiş Milletler Yardım ve Rehabilitasyon İdaresi'ni finanse etti. Ancak Sovyet vatandaşlarının zorla anavatanlarına geri gönderilmesi yönündeki Sovyet baskısına direndi.

ABD ayrıca, Sovyet nüfuzunu aşmak için Uluslararası Göç Örgütü'nün öncülü olan ayrı bir örgüt oluşturdu ve mülteci finansmanı operasyonları, BM kuruluşlarına yapılan gönüllü katkılar nedeniyle siyasallaştırıldı. Bazı kurumlar BM aidatlarından fon elde ediyor ancak UNRWA'nın yanı sıra Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği ve Uluslararası Göç Örgütü fonlarının çoğunu üye devletlerin gönüllü katkılarından alıyor.

Dolayısıyla bu mali katkılar belirli faaliyetlere veya yerlere tahsis edilebilir; ABD veya Avrupa Birliği gibi önde gelen bağışçılar, mültecilere hangi yardımın alınacağı ve hangilerinin alınmaması gerektiği konusunda kendi koşullarını dikte edebilir. 

Tahsis edilen katkılar, 2022 yılında Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği bütçesinin yaklaşık yüzde 96'sını, Uluslararası Göç Örgütü bütçesinin yüzde 96'sını ve UNRWA finansmanının yüzde 74'ünü oluşturdu. Sonuç olarak, UNRWA'nın finansmanında yaşanacak herhangi bir azalma, savaş nedeniyle pek çok kişinin açlık, hastalık ve yerinden edilmeyle karşı karşıya olduğu bir dönemde, UNRWA'nın Gazze'deki Filistinli mültecilere hizmet etme imkanlarını etkileyecektir.

*Bu haber Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



DMO, Husi güçlerinin savunma hatlarının haritasını yeniden çiziyor

Husi milisleri tarafından bilinmeyen bir yerden Yemen’in Muha Limanı’na doğru fırlatılan bir İHA (AFP)
Husi milisleri tarafından bilinmeyen bir yerden Yemen’in Muha Limanı’na doğru fırlatılan bir İHA (AFP)
TT

DMO, Husi güçlerinin savunma hatlarının haritasını yeniden çiziyor

Husi milisleri tarafından bilinmeyen bir yerden Yemen’in Muha Limanı’na doğru fırlatılan bir İHA (AFP)
Husi milisleri tarafından bilinmeyen bir yerden Yemen’in Muha Limanı’na doğru fırlatılan bir İHA (AFP)

Yemen’de Husilerin başlattığı askeri tırmanışla eş zamanlı olarak örgütün lider kadrosu, kontrolü altındaki bölgelerde bulunan yönetim merkezlerinin yerlerini yeniden düzenledi. Kendilerine yönelik olası saldırılara karşı sıkı güvenlik önlemleri alan Husiler, Sana, Hudeyde, Saada ve diğer kentlerdeki bazı önemli otelleri güvenlik ve istihbarat birimleri ile sivil kurumların yönetimi için geçici karargâhlara dönüştürdü.

Yemenli güvenlik kaynakları Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı subayların tırmanışın yönetimini denetlediğini, İran’ın Sana Büyükelçisi Ali Muhammed Rızai’nin ise örgütün kontrolündeki bölgelerde güvenlik faaliyetlerini yöneten operasyon odasını bizzat denetlediğini belirtti.

Kaynaklara göre Husilerin uluslararası alanda tanınmayan hükümetinde görev yapan güvenlik ve istihbarat yetkilileri, bakanlar ve kamu kurumlarının başkanlarına otellere taşınmaları, burada konaklamaları ve görevlerini bu mekânlardan sürdürmeleri talimatı verildi. Kaynaklar, bu uygulamanın lider kadrolarını sivillerin ve otel müşterilerinin arasında saklayarak olası saldırılardan korunmayı amaçladığını ifade etti.

frgthy
İran’ın Sana Büyükelçisi Ali Muhammed Rızai (solda), Husilerin operasyon odasını denetlerken (Yerel medya)

Kaynaklar, DMO’nun sahadaki tırmanışı ve buna eşlik eden medya söylemini takip etmek üzere özel bir operasyon odası kurduğunu bildirdi. Bu kapsamda kuşatma iddialarının gündeme getirilmesi ve kamu çalışanlarının maaşlarının ödenmesi çağrılarının öne çıkarılması da yer alıyor. Kaynaklara göre bu girişimle, tırmanışın iç meselelerle bağlantılı olduğu izlenimi oluşturulmaya çalışılırken, asıl hedefin Tahran’a ABD ile yaşadığı karşılaşmada destek sağlamak olduğu belirtiliyor.

Kaynaklar ayrıca İranlı subayların, meşru hükümeti destekleyen koalisyonun, geçmişteki bazı dönemlerde olduğu gibi Husilerin güvenlik, askeri ve hükümete bağlı üst düzey yöneticilerini hedef alan saldırılarla karşılık vermesini beklediğini aktardı. Bu beklentinin, Husileri lider kadrolarını korumak amacıyla ilave güvenlik tedbirleri almaya sevk ettiği ifade edildi.

‘Gizlenme yerleri’ olarak kullanılan oteller

Kaynaklara göre, bazı Husi liderleri Husilerin kontrolündeki başlıca kentlerde bulunan otellere yerleştirildi. Bu liderlerle onları yöneten makamlar arasında iletişimi sağlamak üzere güvenilir istihbarat unsurları görevlendirildi.

Söz konusu unsurlar, talimat ve talepleri kamu kurumları ile tesislerdeki alt kademelere iletmenin yanı sıra yeni ikamet yerlerinde bulunan liderlere gerekli bilgi ve ihtiyaçları da ulaştırıyor.

vgthy6uj
Husi liderleri, hükümetlerinin gizli bir toplantısının hedef alınmasının ardından ortadan kayboldu. (Yerel medya)

Kaynaklar, bu değişikliğin Husilerin hükümetinde görev yapan bakanlar ile kurum ve kuruluş başkanlarını da kapsadığını belirtti. Söz konusu yetkililere, Sana ve diğer kentlerde yerleştirildikleri otellerden çalışmalarını sürdürmeleri talimatı verilirken, genel faaliyetlerin yönetimi ikinci kademe yöneticilere bırakıldı.

Kaynaklara göre bu tedbirler, örgütün birinci kademe yöneticilerinden bazılarının ortadan kaybolması ve kamuoyu önüne çıkmaktan kaçınmasıyla eş zamanlı uygulandı. Söz konusu yöneticilerin daha güvenli bölgelere taşındığı belirtilirken, kaynaklar Husilerin aynı zamanda otellerde ek güvenlik önlemleri aldığını aktardı. Bu kapsamda bazı oteller, Husilerin kontrolündeki istihbarat ve polis birimlerine bağlı ağlara bağlandı. Bu uygulamayla otel müşterilerinin izlenmesi, kimliklerinin doğrulanması ve olası güvenlik ihlallerinin önüne geçilmesinin amaçlandığı kaydedildi.

Saada kapalı bir alan

Husi hareketinin birinci kademe yöneticileriyle ilgili olarak kaynaklar, bunlardan bazılarının örgütün Yemen’in kuzeyindeki başlıca kalesi olan Saada vilayetine geçtiğini belirtti. Kaynaklara göre Saada, giriş ve çıkışların sıkı denetime tabi tutulduğu ve önceden izin alınmasını gerektiren kapalı bir güvenlik bölgesine dönüştürüldü.

Kaynaklar, vilayette dağların altında Husiler tarafından tahkim edilmiş ve sığınma, askeri operasyonların yönetimi ve silah depolama amacıyla kullanılan mevzilerin bulunduğunu aktardı. Ayrıca farklı vilayetlerde de yeni mevzilerin oluşturulduğu belirtildi.

cd
Husi örgütünün ikinci kademe liderleri genel faaliyetlerin yönetimini üstleniyor. (Yerel medya)

Husilerin işgal ettikleri bölgelerdeki kamu kurumlarını yöneten lider ve sorumlulara da DMO unsurları tarafından ana kentlerdeki otellere taşınmaları talimatı verildi. Askeri birliklerin komutanlarına ise farklı bölgelerde hazırlanan siper ve tahkim edilmiş mevzilerde kalmaları bildirildi.

Kaynaklar, Husi hareketinin özellikle İbb, Hacce ve Hudeyde vilayetlerinde saklanmak ve askeri operasyonları yönetmek amacıyla bir tünel ve tahkim edilmiş mevzi ağı oluşturduğunu belirtti. Kaynaklara göre bu tedbirlerle lider kadroların ve komuta-kontrol merkezlerinin tespit edilmesi ihtimalinin azaltılması hedefleniyor.

Kaynaklar, söz konusu önlemlerin, hareketin 2023 sonlarından 2025’in ilk çeyreğine kadar Kızıldeniz’in güneyindeki deniz trafiğine yönelik saldırıları sırasında edindiği deneyime dayandığını ifade etti. Bu dönemde askeri ve güvenlik kadrolarının gizli mevzilere ve kamuoyunun göz önündeki faaliyet merkezlerinden uzak konutlara çekildiği, bunun da ABD ve İsrail saldırıları sırasında bazı liderlerin hedef alınmasını önlemeye yardımcı olduğu belirtildi.

Ancak kaynaklara göre bu tedbirler, Husilerin hükümetine ait gizli bir toplantının hedef alınmasını engelleyemedi. Saldırıda Husi hükümetinin başbakanı ile 9 bakanı hayatını kaybederken, örgütün Genelkurmay Başkanı da hedef alındı. Bu gelişme, Husi liderlerinin bulundukları yerleri gizlemek için aldığı önlemlere rağmen gerçekleşti.

Birden fazla ateşleme noktası

Husi liderlerin korunmasına yönelik tedbirlerle eş zamanlı olarak İranlı subayların, kaynaklara göre cephe hatlarında ilave mevzilerin oluşturulmasını ve füze ile insansız hava araçlarının (İHA) fırlatılması için yeni noktaların belirlenmesini denetlediği belirtildi. Böylece örgütün saldırılarını tek bir fırlatma noktasına bağlı olarak gerçekleştirmesinin önüne geçilmesinin amaçlandığı kaydedildi.

Kaynaklar, fırlatma noktalarının farklı bölgelere dağıtılmasının bu mevzilerin tespit edilmesi ve hedef alınması ihtimalini azaltmayı amaçladığını belirtti. Söz konusu noktaların İbb, Taiz ve Beyda vilayetlerine yayıldığı ve bunun Hudeyde’deki Muha Limanı’nı hedef alan yoğun füze saldırısı sırasında açıkça görüldüğü ifade edildi.

Kaynaklara göre Husi güçleri, İbb vilayetindeki çeşitli bölgelerden yaklaşık 20 füze fırlattı. Bunların bir kısmı vilayetin dış kesimlerine düştü. Örgütün ayrıca Taiz kırsalında kontrolü altındaki bölgeleri kullanarak başka füze ve İHA saldırıları da gerçekleştirdiği bildirildi.

vfghyju
Husilerin saldırıları sonucunda Yemen’in Muha Limanı’ndaki tesislerde büyük hasar meydana geldi. (AFP)

Yemenli kaynaklar, Husilerin İbb kentindeki Merkezi Güvenlik ve Cumhuriyet Muhafızları kamplarını bazı füzelerin fırlatılması için kullandığını bildirdi. Diğer füzelerin ise Taiz’in batısındaki Makbana ilçesine bağlı Akhuz bölgesinden ve Taiz kentinin dış kesimlerindeki Huban bölgesinden fırlatıldığı belirtildi.

Aynı kaynaklara göre örgüt, saldırıya katılan insansız hava araçlarının büyük bölümünü fırlatmak için Muha’ya yakın Makbana ilçesindeki el-Berh bölgesinde bulunan kendisine ait bir askeri kampı kullandı.

Kaynaklar, bu hareketliliğin Husilerin komuta-kontrol sistemini ve silah fırlatma noktalarını yeniden dağıtmaya çalıştığına işaret ettiğini belirtti. Bu düzenlemelerin, siyasi, güvenlik ve askeri liderlerin yerleşim bölgeleri, oteller ve tahkim edilmiş mevziler arasında gizlenmesiyle eş zamanlı yürütüldüğü kaydedildi. Amaç ise mevcut tırmanış sürecinde lider kadroların hedef alınmasının yol açabileceği kayıpları azaltmak olarak değerlendirildi.


SDG mensuplarından oluşan üçüncü grup, 60. Tümen’e katılmak üzere hazırlık eğitimine başladı

Haseke’deki mülteci kamplarında bulunan Suriyeli Kürtlerin kuzeydoğudaki sınır kenti Resulayn’a dönüşünü takip eden güvenlik görevlileri (AFP)
Haseke’deki mülteci kamplarında bulunan Suriyeli Kürtlerin kuzeydoğudaki sınır kenti Resulayn’a dönüşünü takip eden güvenlik görevlileri (AFP)
TT

SDG mensuplarından oluşan üçüncü grup, 60. Tümen’e katılmak üzere hazırlık eğitimine başladı

Haseke’deki mülteci kamplarında bulunan Suriyeli Kürtlerin kuzeydoğudaki sınır kenti Resulayn’a dönüşünü takip eden güvenlik görevlileri (AFP)
Haseke’deki mülteci kamplarında bulunan Suriyeli Kürtlerin kuzeydoğudaki sınır kenti Resulayn’a dönüşünü takip eden güvenlik görevlileri (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) üçüncü grubu, askeri eğitimden geçmek üzere Şam kırsalına hareket etti. Söz konusu grubun, eğitim sürecinin ardından Suriye ordusu bünyesindeki 60. Tümen’e entegre edilmesi planlanıyor. Haseke’deki medya kaynakları gelişmeyi aktarırken, Suriye Savunma Bakanlığı Doğu Bölgesi İşlerinden Sorumlu Bakan Yardımcısı Sipan Hemo, askeri alandaki entegrasyon sürecinin tamamlandığını ve ‘entegrasyondan uyuma’ geçiş aşamasının başladığını açıkladı.

Haseke Medya Gözlemevi bugün yaptığı açıklamada, SDG’nin Haseke Tugayı’na bağlı üçüncü grup unsurlarının, Suriye ordusu bünyesindeki 60. Tümen’e entegrasyona hazırlık amacıyla eğitim programlarına katılmak üzere Şam kırsalındaki Kalamun bölgesinde yer alan Nebek’e gittiğini bildirdi.

İlk grup, Kamışlı Tugayı’ndan yaklaşık bin 350 kişiden oluşmuş ve geçtiğimiz haziran ayında 20 gün süren bir eğitim programına tabi tutulmuştu. Temmuz ayında gönderilen ikinci grupta ise Malikiyye (Derek) Tugayı’ndan bin 120 kişi yer almıştı.

Suriye Savunma Bakanlığı da kısa süre önce Haseke vilayetinde 2004-2008 doğumlular arasından orduya katılmak isteyenlere başvuru imkânı tanındığını açıklamıştı. Söz konusu adım, silahlı kuvvetlere katılmak isteyenlerin seçilmesi ve eğitilmesine yönelik çalışmalar kapsamında atılmıştı.

dfrthy
Suriye Savunma Bakanlığı Doğu Bölgesi İşlerinden Sorumlu Bakan Yardımcısı Sipan Hemo (X hesabı)

Bu kapsamda Hemo, önümüzdeki günlerde SDG’nin ve Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin (KDSÖY) feshedildiğinin resmen açıklanacağını ve her iki yapının Suriye devlet kurumlarına tamamen entegre edileceğini bildirdi. Hemo, pazar akşamı yayımlanan medya açıklamalarında, askeri ve güvenlik alanındaki entegrasyon sürecinin tamamlandığını belirterek, mevcut aşamanın artık ‘entegrasyondan uyuma’ geçtiğini ifade etti.

ghyjukı
Çiya Kobani’ lakabıyla tanınan Haci Muhammed Nebo, geçtiğimiz mart ayında, Suriye ordusunun Haseke’de faaliyet gösteren 60. Tümeni Komutan Yardımcılığına atandı. (Facebook hesabı)

Hemo, SDG güçlerinin dört tugay halinde Suriye ordusuna entegre edildiğini belirterek, bölgenin yönetiminin Suriye hükümeti tarafından üstlenileceğini söyledi. Hemo, “Bir ülkede iki yönetimin bulunması mümkün değil” ifadesini kullandı. Önümüzdeki aşamada siyasi ve hukuki dosyaların ele alınacağını belirten Hemo, bunların başında yeni bir anayasanın hazırlanması ve tüm Suriyeliler arasında eşitliği güvence altına alacak yasaların çıkarılmasının geldiğini söyledi. Hemo ayrıca bu düzenlemelerin Suriyelilerin kimliklerini ve dillerini ifade etme haklarını ve onurlu bir yaşam sürmelerini güvence altına alacağını kaydetti.

Bu gelişmeyle bağlantılı olarak Haseke’deki yerel kaynaklar, Savunma Bakanlığı’nın kısa süre önce 60. Tümen’e entegre edilen dört unsuru gözaltına aldığını bildirdi. Ancak bu bilgi herhangi bir resmi makam tarafından doğrulanmadı. Haseke Medya Merkezi, söz konusu kişilerin ‘kural ve yönetmeliklere’ aykırı davrandıkları gerekçesiyle gözaltına alındığını belirtti. Merkez, bu kişilerin birkaç gün önce sosyal medyada dolaşıma giren ve Arap aşiretlerinin mensuplarına yönelik ırkçı ifadeler içeren videolarda yer aldığını aktardı.

bgnhjkı
Geçtiğimiz şubat ayında, entegrasyon sürecinin bir parçası olarak çekilmiş, SDG lideri Mazlum Abdi’nin Suriye Savunma Bakanlığı’nın askeri üniformasını giyen savaşçılarıyla birlikte görüldüğü bir fotoğraf (Sosyal medya)

Öte yandan, bu ayın 4’ünde Şam’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile SDG lideri Mazlum Abdi ve KDSÖY Dış İlişkiler Dairesi Sorumlusu İlham Ahmed’in katıldığı bir toplantı düzenlendi. Toplantıya Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani de katıldı. Kürt kaynakların Şarku’l Avsat’a verdiği bilgilere göre görüşmede, askeri ve idari kurumların entegrasyonu kapsamında bugüne kadar kaydedilen ilerleme ile askeri oluşumların entegrasyonunun önündeki engeller ele alındı. Görüşmede, halen tartışma konusu olan Kadın Koruma Birlikleri (YPJ) de gündeme geldi. Ayrıca Resulayn ve Rakka’daki Tel Abyad’dan yerinden edilenlerin geri dönüşü de ele alınan dosyalar arasında yer aldı.

Kaynaklara göre, iki taraf arasındaki görüşmeler, bölgenin yeniden canlandırılması için gerekli güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesini ve yıllar süren demografik değişimlerin ardından yerinden edilenlerin kendi bölgelerine dönmesini sağlayacak çözümlere ulaşılması konusunda olumlu geçti.


“Yeni Suriye” Rusya’nın nüfuzunu sınırlandırıyor: Askeri üsler ve ayrıcalıklar döneminin sonu

Fotoğraf: Al Majalla
Fotoğraf: Al Majalla
TT

“Yeni Suriye” Rusya’nın nüfuzunu sınırlandırıyor: Askeri üsler ve ayrıcalıklar döneminin sonu

Fotoğraf: Al Majalla
Fotoğraf: Al Majalla

Subhi Franjieh

Rusya, Suriye’de Beşşar Esed rejiminin düşmesinin üzerinden yaklaşık 18 ay geçtikten sonra on yılı aşkın süredir pekiştirmek için uğraştığı tüm askeri ve güvenlik ayrıcalıklarını kaybetti. Suriye ise eski kampın (Rusya-İran) hiçbir otoritesinin veya ayrıcalığının kalmadığı yeni bir döneme girdi. Bu dönemin en belirgin özelliğini, Şam ile Moskova arasında imzalanan ve Rusya'nın Suriye'deki son askeri kalelerinin (Hmeymim ve Tartus üsleri) akıbetini netleştiren mutabakat zaptı oluşturdu. Esed rejiminin Rusya’ya tanıdığı ve eski rejimin kendisinin bile sonuçlarını denetleme yetkisini sınırlayan ayrıcalıkların ardından bu kaleler, gerçek sahiplerine geri devredildi.

Suriye hükümeti, bir buçuk yılı aşkın bir süre boyunca, Rusya'nın Suriye'deki on yıllara dayanan otorite ve çabasının hızla çöktüğünü hissetmesi halinde yol açabileceği güvenlik ve ekonomik sorunları kademeli olarak etkisiz hale getirmeye çalıştı. Bu aşamalar, Rusya’nın Suriye’deki varlığının koşullu olarak kabul edilmesi ve Suriye'deki Rus üsleri ile Rus askerlerini Suriye denetimi altında koruma yönündeki mutabakatlarla başladı. Bu durum, Suriye Cumhurbaşkanlığı'nın, ordusunun ve güvenlik güçlerinin Rus üsleri ile Rus askerlerinin işlerine müdahale etme kapasitesinden yoksun olduğu Esed dönemiyle taban tabana zıttı. Aşamalar ayrıca, Suriye güçlerinin Hmeymim Hava Üssü içinde gerçekleştirdiği devriyelerle Suriye devletinin Rus üsleri içindeki otoritesinin güçlendirilmesinden geçip Rusya'nın Suriye topraklarını bölgedeki Rus çıkarlarını desteklemek için bir dayanak ve sıçrama noktası olarak kullanmasını engelleyecek şekilde Rusya’nın rolünün ve varlığının niteliğinin resmi olarak belirlenmesine kadar uzandı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Rusya, 8 Aralık 2024 tarihinden önce Suriye'de Fırat'ın doğusundaki Kamışlı Hava Üssü, Kardaha kırsalındaki Hmeymim Hava Üssü ve Tartus'taki Tartus Deniz Üssü olmak üzere üç askeri üsse sahipti. Bunların yanı sıra başkent Şam'da askeri komuta merkezleri ve Suriye'nin birçok bölgesinde, özellikle Suriye'nin güneyi ile kuzeybatısında askeri noktalar bulunuyordu. Rusya, Suriye'de düzenli ordu dışında kalan askeri kanatlar üzerinde de yetkiye sahipti. Bunlar arasında Suriyeli olmayan Rus paramiliter grup Wagner ve Suriye ordusu içinde veya dışında yer alan bazı Ulusal Savunma grupları, Kaplan Güçleri, Beşinci Kolordu, DEAŞ Avcıları, Sekizinci Tugay ve diğer gruplar gibi yerel gruplar bulunuyordu.

Esed rejiminin düşüşüyle birlikte Rusya, tüm askeri noktalarını ve yerel ile yerel olmayan kanatlarını kaybetti. Sadece üç ana üste (Kamışlı, Hmeymim, Tartus) varlığını sürdürebildi. Rusya'nın Kamışlı Hava Üssü’ndeki otoritesi uzun sürmedi. Geçtiğimiz ocak ayında buradan çekildi. Bu gelişme, Rusya’ya bir yandan Kamışlı'daki varlıklarının güvenli olmadığı, diğer yandan Suriye coğrafyasını birleştirmeyi ve ülkede güvenliği tesis etmeyi hedefleyen Suriye vizyonuna karşı bir tehdit oluşturduğu yönünde tekrarlanan Suriye mesajlarının bir sonucuydu. Rusya o dönemde, uluslararası ittifaklarını hızlı adımlarla yeniden düzenleyen ve Suriye'nin geleceğine dair yeni bir harita çizen Şam'a yakınlaşma girişimi olarak Kamışlı Hava Üssü’nden çekilme kararı almıştı.

Suriye Dışişleri Bakanlığı'nın, 9 Ağustos Pazar günü, Şam ile Moskova'nın bir mutabakat zaptına vardıklarını açıklamasıyla, Suriye askeri varlığının seyrinde son dönüşüm gerçekleşti. Bu mutabakat zaptına göre Suriye kıyısındaki Rus varlığının yeniden düzenlenmesi süreci başlatılacak, Suriye devleti, başında Hmeymim Havalimanı ve Tartus Limanı'ndaki dördüncü ticari rıhtımın geldiği sivil nitelikli tesislerin yönetimini üstlenecek, bu da bunların kademeli olarak sivil idare sistemi içine dahil edilmesine imkan tanıyacak. Mutabakat zaptı, Suriye'deki askeri nitelikli Rus üsleri ve tesislerinin işlevini yeniden tanımladı. Bu tesisler ortak eğitim ve yetkinlik geliştirme merkezlerine dönüştürülecek. Mutabakat zaptı, yeni anlaşmaların uygulanması için üç ayı aşmayan bir zaman sınırı belirledi.

Rusya, üslerinden ne kazanç sağlıyordu?

Rusya, 2015 yılı sonunda Suriye'ye gerçekleştirdiği askeri müdahaleden sonraki yıllar boyunca, Suriye muhalefeti ve Esed rejiminin kontrolü dışındaki kentlere yönelik yoğun ve yıkıcı hava saldırıları düzenleyerek Suriye toprakları üzerindeki askeri dengeleri tersine çevirmeyi başarmasının ardından, pratikte kendisine büyük jeopolitik, askeri ve ekonomik kazanımlar sağlayacak bir varlık tesis etmeye çalıştı. Rusya, bu kazanımları elde etmek amacıyla Suriye'de, Uluslararası Koalisyon'un üslerine ve ağırlık merkezlerine yakın (Kamışlı), Suriye muhalefetinin bulunduğu Suriye'nin kuzeybatısına yakın ve ılık suların girişinde (Tartus) bir askeri varlık tesis etti. Ayrıca Esed rejimiyle birlikte savaşan, o dönemde ‘yardımcı güçler’ olarak adlandırılan yerel silahlı grupları kendi tarafına çekmeye başladı. Bunun yanı sıra, orduya sızarak Suriye askeri karar mekanizması üzerindeki kontrolünü genişletti. Rusya’nın Suriye'deki büyük üsleri ve askeri nüfuzu, Moskova'ya, Suriye'deki çıkarlarına ilişkin Rus gündemi ve algılarıyla çelişen İran gündemlerine karşı -açıklanmamış- mücadelesinde de bir ağırlık kazandırdı.

Rusya ile SDG, 2021-2024 yılları arasındaki dönemde sürekli temas halindeydi. SDG liderleri ile Rusya arasında Kamışlı Havalimanı'nda haftalık görüşmeler gerçekleşiyordu.

Rusya'nın Esed rejimiyle imzaladığı askeri anlaşmalar, nitelik itibarıyla alışılagelen anlaşmaların sınırlarını aşıyordu. Bu anlaşmalar, Rusya tarafına Suriye toprakları (üsler) üzerinde eşi benzeri görülmemiş bir yetki verdi. Bu yetki, Beşşar Esed ve rejiminin, Rusların bu üsler içindeki işlerine ve faaliyetlerine müdahale etme kapasitesini elinden aldı. Bir dönemde Suriye'nin kendi toprakları ile askeri ve siyasi kararları üzerindeki egemenliğini de ortadan kaldırdı.

Kamışlı Havalimanı’nda yer alan Kamışlı Hava Üssü, Rusya'ya, Uluslararası Koalisyon ve ABD tarafını sıkıştırmak için siyasi ve askeri bir koz kazandırdı. Rusya, Fırat'ın doğusundaki ‘yasal’ olarak nitelendirdiği varlığını, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından sistematik bir dışlanma yaşayan bazı Arap aşiretlerini kendi tarafına çekmeyi amaçlayan toplumsal mühendislik kampanyaları düzenlemek için kullandı. Rusya, bu yabancı güçlerin varlığının yasal olmadığı, ABD'nin Kürt güçleri destekleyerek bölünme fikrine zemin hazırlamak ve Arapları toprakları ile topraklarının zenginliklerinden mahrum bırakıp bir Kürt kantonu lehine yararlanmak istediği anlatısını güçlendirerek, Uluslararası Koalisyon ve ABD tarafına karşı bir Arap düşmanlığı durumu yaratmak istedi. Rusya, Esed rejiminin son yıllarında sivilleri Amerikan askeri devriyelerinin önünde gösteri yapmaya teşvik ediyor, devriyelerin önünde durup onlara taş atan çocuklar ve sivillere hediyeler dağıtıyordu.

xcdf
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve eski Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, Hmeymim Hava Üssü’nde düzenlenen askeri geçit törenini izlerken, 11 Aralık 2017 (AFP)

Rusya, Kamışlı'daki varlığını yalnızca SDG'ye kızgın sivilleri kendi tarafına çekmeye çalışmak için değil, aynı zamanda SDG'nin kendisiyle de bir ilişki kurmak için kullandı. Bunu, Şam ile SDG arasında arabuluculuk rolü üstlenerek ve SDG'yi, Uluslararası Koalisyon'un çekilmesinin yakında gerçekleşeceğine, bu durumda SDG'nin ikinci bir plana ihtiyaç duyacağına, çünkü Suriye muhalefetinin kollarını kavuşturup SDG'nin varlığını kabul etmeyeceğine ikna ederek yaptı. Rusya ayrıca SDG'yi, Türkiye ile ilişkilerinin Türk tarafıyla anlaşma sağlamasına ve Ankara ile SDG arasında mutabakat kanalları açmasına imkan tanıdığına ikna etti.

Rusya ile SDG, 2021-2024 yılları arasındaki dönemde sürekli temas halindeydi. SDG liderleri ile Rusya arasında Kamışlı Havalimanı'nda haftalık görüşmeler gerçekleşiyordu. Bunun yanı sıra Rusya, daha sonra SDG liderlerini askeri uçaklarıyla Hmeymim Hava Üssü’ne veya Esed rejimiyle görüşmeler gerçekleştirmek üzere Şam'a taşımaya başladı.

Lazkiye'de ise hikaye farklı bir boyut kazanmıştı. Burası, Esed rejiminin otoritesini dayatamadığı, Rusya’nın Suriye’deki toprağı niteliğindeydi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, birkaç kez Beşşar Esed ile Şam'da değil, Hmeymim Hava Üssü’nde bir araya geldi. Esed'in girişi ve çıkışı, üs içindeki davranışları, Suriye’nin egemenliğine değil, Rus kurallarına tabiydi.

Suriye hükümeti, Beşşar Esed'in Moskova'ya kaçışının ardından geçen 18 ay boyunca, Rusya'yı Suriye'deki varlığı konusunda dar seçeneklerle karşı karşıya bırakacak koşulları hazırlamak amacıyla birçok eksende çalıştı.

Hmeymim Hava Üssü’nün önemi, Rusya'nın üs ve havalimanında gerçekleştirdiği genişletme çalışmalarıyla açıkça ortaya çıktı. Hmeymim Hava Üssü, Rusya'nın bölgede dayandığı en büyük üslerinden biri haline geldi. Üs, sivillerin ve Suriye muhalefetinin yoğun bulunduğu Suriye'nin kuzeyine yakın konumdaydı. Bu da Rusya'ya, Suriye muhalefetiyle olası herhangi bir mutabakatta siyasi ve askeri bir ağırlık kazandırdı ve Suriye'nin kuzeyindeki muhalefete karşı herhangi bir Rus askeri kampanyasından ve bunun Türk topraklarına yeni Suriye yerinden edilme dalgalarına yol açmasından endişe duyan Ankara üzerinde bir baskı faktörü oluşturdu. Bu kozlar, Rusya'nın muhalefeti zorlu anlaşmalara (Halep'ten çıkış anlaşması ve İdlib'de tırmanışın azaltılması anlaşması gibi) itme kapasitesinde önemli bir rol oynadı.

Hmeymim Havalimanı'nın faydaları, Ortadoğu'daki jeopolitik ağırlığın sınırlarını da aştı. Burası daha sonra Rusya için, iş ve paraya ihtiyaç duyan binlerce Suriyelinin silah altına alınıp nakledildiği bir sıçrama noktasına dönüştü. Silah altına alma işlemleri, (Rusya destekli) Suriyeli güvenlik şirketleri aracılığıyla gerçekleştiriliyor, bu kişiler petrol tesislerini korumak gibi güvenlik işlerini yürütmek üzere Libya'ya ya da eğitim görüp Rus ordusu lehine savaşmak üzere Ukrayna'ya gönderilmek amacıyla Rusya'ya naklediliyordu.

fgrt
Maxar Technologies şirketi tarafından yayınlanan fotoğrafta, Suriye'nin batısındaki Tartus'ta bulunan Rusya’nın kullandığı deniz üssü görülüyor, 10 Aralık 2024 (AFP)

Rusya’nın Tartus'taki üssü ise, Rusya'nın büyük güçlere bölgeye yeniden döndüğünü ve herhangi bir bölgeye ilişkin uluslararası kararın oluşturulmasında dikkate alınması gereken siyasi, askeri ve ekonomik nüfuza sahip olduğunu hatırlatmasını sağlayan, ılık sularda bir Rus koz niteliğindeydi. Gücünü ve nüfuzunu güçlendirmek için Rusya, Esad rejimiyle Suriye'deki petrol ve enerji sektörlerine ilişkin, Suriye'nin ılık sularındaki petrole ilişkin sözleşmeler de dahil olmak üzere birden fazla anlaşma imzaladı. Tartus Hava Üssü ayrıca, Rusya'ya nükleer reaktörlü savaş gemileri de dahil olmak üzere askeri gemi getirme ve Moskova'nın uygun gördüğü iletişim araçlarını kullanma kapasitesi tanıyan bir deniz nüfuzu kazandırdı.

Suriye ile arasındaki son mutabakat zaptıyla birlikte Rusya, Sovyetler Birliği'nin çöküşünden bu yana Ortadoğu’da elde ettiği en büyük kazanımlardan birini (Suriye'deki üslerini) kaybetti. Rusya, on yıldan kısa bir sürede (2015'ten itibaren), bölgesel ve Batılı çevrelerde büyük endişe uyandıran, Moskova'nın Ortadoğu'nun kalbinde konumlanmasını sağlayan, jeopolitik ve askeri boyutu olan büyük bir nüfuz tesis etti. Rusya, Esed rejimiyle imzaladığı anlaşmalar aracılığıyla, Birleşmiş Milletler (BM) koridorlarında bir anlatı ve yetkililerinin söylemlerinden hiç eksik olmayan, Suriye'deki varlığının yasal olduğu, uluslararası varlığın (Uluslararası Koalisyon) ise Suriye topraklarının işgaline yaklaşan yasa dışı bir varlık olduğu anlatısına dayanan bir koz da oluşturdu.

Peki Suriye, Rusya’nın hiçbir otoritesinin bulunmadığı yeni bir dönemin çerçevesini çizmeyi nasıl başardı?

Suriye makamları, Esed rejiminin çöküşünden bu yana Rus tarafıyla son derece temkinli bir şekilde ilişki kurdu. Bu temkinlilik, Rusya'nın, Suriye rejiminin çöküşünün ardından yaşanan dönemde Suriye'nin kritik geçiş sürecini başarıya ulaştırma adımlarını sekteye uğratma ve güvenliği sarsma kapasitesinden kaynaklanıyordu. Rusya ve hava askeri arsenali, Suriye makamlarının o dönemde yeterli nüfuza sahip olmadığı üç askeri üste konuşlu kalmaya devam etti. Kamışlı üssü Rusya'ya SDG ile mutabakat kurma imkanı sağlarken, Hmeymim ve Tartus üsleri, Rusya'ya eski Suriye rejiminin geriye kalanlarının askeri ve insani ağırlık merkezlerinde nüfuz kazandırıyordu. Buna, Moskova ile yeni Suriye makamları arasında, düşmanca olmayan siyasi sürecin Suriye-Rusya ilişkilerinin geleceğini yönlendireceğine dair gayri resmi mutabakatların bulunması da ekleniyordu.

sdcfvgthy
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Moskova'daki Büyük Kremlin Sarayı'nda gerçekleşen görüşmeleri sırasında tokalaşırken, 15 Ekim 2025 (AFP)

Beşşar Esed'in Moskova'ya kaçışının ardından geçen 18 ay boyunca, Suriye hükümeti, Rusya'yı Suriye'deki varlığı konusunda dar seçeneklerle karşı karşıya bırakacak koşulları hazırlamak amacıyla birçok eksende çalıştı. Esad rejiminin çöküşünün üzerinden bir aydan kısa bir süre geçtikten sonra, Rusya Devlet Başkanı'nın Ortadoğu Özel Temsilcisi Mihail Bogdanov başkanlığındaki bir Rus heyeti Şam'a indi; Moskova bu ziyaret sırasında, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'dan şartlı, ancak olumlu mesajlar aldı. Bu mesajlar, yeni Suriye'nin Moskova ile ilişkiye açık olduğu, ancak bunun Rusya'nın Suriye halkının iradesine ve çıkarlarına saygı göstermesi temelinde gerçekleşeceği anlamına geliyordu. İki aydan kısa bir süre sonra, Şara ile Putin arasında geçtiğimiz yılın şubat ayı ortalarında ilk resmi görüşme gerçekleşti. Putin bu görüşmede, ülkesinin Esad rejimi döneminden kalan Suriye-Rusya anlaşmalarını yeniden gözden geçirmeye hazır olduğunu ifade etti.

Müzakere süreci şubat ayında başladı. Rusya, Arap ülkeleri ve Batı'ya tarihi bir açılıma başlayan yeni Suriye'de kendisine bir nüfuz güvencesi sağlamak istiyordu. Rusya, müzakerelerdeki gücünün, Fırat'ın doğusu ve Suriye kıyısındaki askeri varlığından, bunun yanı sıra eski rejimin subayları ile unsurları ve SDG ile olan sağlam ilişkilerinden kaynaklandığını düşünüyordu. Suriye hükümeti ise Rus güç kozunu etkisiz hale getirmek, Moskova ile silahların konuşmadığı bir siyasi mutabakatlar geleceği üzerinde anlaşmak istiyordu. Aynı zamanda Rusya'nın Suriye'deki etkisini, Batı'nın endişesini azaltacak ve yeni Suriye'ye yönelik somut adımlar atmasını teşvik edecek bir formülle çerçevelemek istiyordu.

Rusya, Suriye'deki yeni gerçeklikle uyumlu seçenekleri sürdürmeye karar vermiş görünüyor. Bu seçenekler, yeni Suriye ile siyasi ve ekonomik ilişkilere dayanıyor

Suriye ve Rusya tarafları arasında yoğun görüşmeler gerçekleşti; bunlar arasında, Cumhurbaşkanı Şara'nın Ekim 2025 ve Ocak 2026'da bir siyasi-askeri heyetle birlikte Moskova'ya gerçekleştirdiği iki ziyaret de yer aldı. Bu ziyaretler sırasında Putin ile bir araya gelip, kendisiyle ve Rus yetkililerle görüşmeler gerçekleştirdi. Şara'nın Moskova ziyareti, iki taraf arasında, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani'nin öncülük ettiği yoğun askeri, güvenlik ve ekonomik görüşmelere zemin hazırladı. Bu görüşmelerde, Rusya ile eski anlaşmaların incelenmesi, yeniden düzenlenmesi ve gözden geçirilmesi, Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığının çerçevesinin ve sınırlarının çizilmesi ele alındı.

Suriye tarafı, Rusya ile müzakere sürecinde önüne birkaç faktör koydu. Bunlardan başında, Suriye’nin egemenliği geliyordu. Bu da Rusya’nın otoritesinin Suriye kararı üzerinde etkili olma ve yeni Suriye'de istikrarı sarsma kapasitesinin bulunmamasını garanti altına almak anlamına geliyordu. İkincisi, Suriyelilerin çıkarları ve hedefleriydi. Bunlar arasında, kendilerini füze ve ateşe boğan, binlercesini öldüren, Suriye halkını yerinden edip ateş ve demirle zorlandıkları uzlaşmalar çerçevesinde bölgelerinden kuzeye çıkmaya zorlayan Rusya'ya duydukları öfkeyi hafifletmek yer alıyordu. Üçüncüsü, ABD ve Batı'ya yönelik herhangi bir açılımın, Batı'nın çıkarlarını ve Suriye'deki gelecekteki yatırımlarını tehdit eden bir Rus askeri nüfuzu varlığında başarıya ulaşamayacağıydı. Bu yüzden Batı ve ABD ile siyasi denge ve ilişkileri kazanmak için Suriye'deki Rus ayısının pençelerinin kesilmesi gerekiyordu. Dördüncüsü, yeniden inşa, yatırım ve Suriyeli ile Suriyeli olmayan iş insanlarının Suriye'ye ilgi göstermesinin, kontrol edilemeyen ve iç ile dış sonuçları belirsiz bir Rus askeri varlığı gölgesinde dikenlerle dolu olacağıydı. Beşincisi, Rusya'nın Suriye'de Esad döneminde olduğu şekliyle askeri olarak kalmaya devam etmesi, Suriye topraklarını Rus çıkarlarına hizmet etmek amacıyla takviye güçlerinin ve askeri teçhizatın dünyanın başka bölgelerine gönderildiği bir sıçrama platformuna dönüştürecekti. Bu da yetkilileri birden fazla kez bölgesel ve uluslararası güvenliği sarsmanın bir nedeni olmayacağını vurgulayan yeni Suriye'nin istemediği bir durumdu.

gthyju
Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, Tartus Limanı'nda yaptığı teftiş gezisi yaparken, 9 Ağustos 2026 (AFP)

Suriye'nin Arap dünyasına ve Arap kararına geri dönmesi, eski Suriye rejiminin kalıntılarının Suriye kıyı bölgelerinde istikrarı bozma ve Suriye devlet otoritesinin dışında bir gerçeklik yaratma çabalarının başarısızlığa uğratılması, Suriye güvenlik güçlerinin Suriye kıyı bölgelerinde bir güvenlik gerçekliği dayatmayı başarması -ki bu, eski rejimin kalıntılarının burada yeni bir denklem oluşturmasını son derece zorlaştırdı- ve Rusya'nın Kamışlı Hava Üssü’nden çıkmasının yanında Hmeymim Hava Üssü’nün kapılarını yeni Suriye ordusu devriyelerine açması, Suriye hükümetinin Hmeymim ve Tartus üsleri çevresinde konuşlanması, SDG’nin askeri olarak çökmesi ve Suriye devletinin Fırat'ın doğusuna girmesi ile Uluslararası Koalisyon'a katılması, bunun yanı sıra Suriye-ABD ve Suriye-Batı mutabakatları; tüm bunlar, geleceğin Suriye'sinin hiç kimseye düşmanlık beslemediğini ve içinde Şam otoritesinin dışında herhangi bir güç veya üs bulunmadığını tüm ilgisini bu noktaya yoğunlaştıran Suriye hükümetinin elindeki güç kartları niteliğindeydi.

Suriye hükümeti, Arap dünyası ve bölgesel destek ile Batı ülkelerinin ilgisiyle eş zamanlı olarak, Rusya karşısında kademeli olarak yeni bir gerçeklik yaratmayı başardı. Bu gerçeklik, Rusya'yı Esed rejimi döneminde elde ettiği formülle Suriye'de kalmaya çalışmak, ancak artık kendisine dost ve bağımlı olmayan bir ortamda -ki bu, varlığının ve emellerinin güvenliğini tehdit ediyor- ya da yeni Suriye'nin memnuniyetle karşıladığı, Beşşar Esed tarafından kendisine verilen askeri kalelerden vazgeçmesi karşılığında kendisiyle siyasi ve ekonomik ilişkiler kurma yönündeki seçeneklere yönelmek şeklindeki az sayıda seçenekle karşı karşıya bıraktı. Rusya, Suriye'deki yeni gerçeklikle uyumlu seçenekleri sürdürmeye karar vermiş gibi görünüyor. Bu seçenekler, yeni Suriye ile siyasi ve ekonomik ilişkilere ve iki ülke arasında askeri eğitim alanında uzmanlaşmış anlaşmalara dayanıyor.