Mısır-İsrail gerilimi ‘savaşın habercisi’ değil irade çatışması

İki komşu ülke arasındaki gerilimin belirtileri son dönemde arttı

Mısır-İsrail gerilimi ‘savaşın habercisi’ değil irade çatışması
TT

Mısır-İsrail gerilimi ‘savaşın habercisi’ değil irade çatışması

Mısır-İsrail gerilimi ‘savaşın habercisi’ değil irade çatışması

Kahire ve Tel Aviv arasındaki gerilim artıyor, ancak bu gerilimin devam etmesi, her iki tarafın da politikalarını değiştirmeye veya diğer tarafın taleplerine boyun eğmeye hazır olup olmadığına bağlıdır. Bu, ilişkilerde radikal bir değişimin habercisi olan temel bir sorundan ziyade, değişen bölgesel ortamda birlikte çalışan iki eski rakip arasındaki irade çatışması olarak değerlendiriliyor.

Taraflar arasındaki gerilim artıyor ve raporlara göre Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'dan gelen bir telefon görüşmesini reddettiği bildirildi.

İsrailli politikacılar, Mısır'ın Sina ile Gazze Şeridi arasındaki sınır güvenliği konusunda iş birliği yapmadığını düşündükleri için Kahire'ye yönelik eleştirilerini artırdılar. Mısır'a gelince, İsrail'i başta Gazze'ye yardım girişi ve Filistin topraklarındaki gruplara silah akışı olmak üzere birçok konuda yalan söylemekle suçlayarak aynı şekilde karşılık veriyor.

Bu gerilimin altında, önümüzdeki dönemde her iki tarafın diğeriyle nasıl bir ilişki içinde olacağınız belirleyecek bazı tartışmalı konular yatıyor.

İsrail ile 2005 yılında yapılan anlaşma uyarınca Koridor’un kendi sınırlarında kalan kısmının güvenliği Mısır tarafından denetleniyor

Gazze'nin sınırlarını kim yönetiyor?

Şu anda İsrail'in Philadelphia Koridoru’nu işgal etme planıyla ilgili iki taraf arasında bir anlaşmazlık yaşanıyor. Philadelphia Koridoru, Akdeniz'den Gazze Şeridi ile İsrail sınırına kadar uzanan ve Filistin topraklarını Mısır'dan ayıran 14 kilometre uzunluğundaki kara şerididir.

İsrail ile 2005 yılında yapılan anlaşma uyarınca Koridor’un kendi sınırlarında kalan kısmının güvenliği Mısır tarafından denetleniyor. Aynı anlaşma, Hamas'ın 2007'de kıyı şeridinin kontrolünü ele geçirmesinden önce, Filistin Yönetimi'nin bölgeyi Gazze tarafından kontrol etmesine de izin veriyordu.

İsrail'in Gazze'den çekilmesinin ardından imzalanan anlaşma, Mısır'ın sınırın kendi tarafında, görevi sızma ve kaçakçılığı önlemek olan 750 sınır muhafızını görevlendirmesine olanak sağlıyor.

Bununla birlikte, İsrail'in Gazze'yi sıkıştırmasına ve Hamas'ın İsrail'e roket saldırılarını sürdürmesine rağmen, Filistinli bu grubun silah kaynağı hakkında sorular ortaya çıkıyor. Netanyahu dahil, İsrail Kabinesi üyelerinden bazıları, bu kaynakların Mısır'dan Gazze sınırındaki kaçak tüneller aracılığıyla geldiğine inanıyor. 13 Ocak'ta Netanyahu, Gazze'nin Mısır ile olan güney sınırını kapatılması gereken bir ‘gedik’ olarak nitelendirdi.

Mısır, bu açıklamalardan dolayı aşağılanmış hissetti. 22 Ocak'ta, silahların Gazze'ye kaçak yollarla İsrail üzerinden gittiğine işaret etti.

Kahire'deki gözlemciler, İsrail'in Philadelphia Koridoru’nu işgal etmeyi planlayarak, Gazze'ye yönelik saldırısının bir sonraki aşamasına, yani Gazze Şeridi'nin güneyinde, Mısır sınırına yakın Refah şehrine yaklaşmaya hazırlanmak istediğine inanıyor.

Süveyş Kanalı Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Said ez-Zağbi, Al-Majalla’ya yaptığı açıklamada “Koridor, Mısır ve Gazze arasındaki sınırlarda nötr bir bölge olmalıdır. "İsrail bu bölgeyi kontrol ederek Mısır'ın gelecekte Gazze'ye girebileceği her şeyi de kontrol edecek, bu da Mısır egemenliğini ihlal eder" dedi.

Kahire, İsrail'in Gazze ile Sina sınırını Filistin tarafından kontrol etmesinin Sina'nın güvenliğine zarar vereceğine inanıyor

Zor elde edilen kazançlar

Geçtiğimiz on yıl içinde, Mısır özellikle Sina'da insan ve maddi kaynakların güvenliğine büyük yatırımlar yaptı. Mısır’ın kuzeydoğusundaki topraklarında DEAŞ’ın bir koluyla mücadelesi kapsamında, Sina ile Gazze arasındaki yüzlerce kaçakçılık tünelini yok etti.

DEAŞ teröristleri aynı tünelleri Gazze'den yeni asker ve silah tedariki sağlamak için kullandı.

DEAŞ teröristleriyle mücadelede, binlerce Mısırlı polis ve asker öldü. Bu da Mısır'ın İsrail'le sınırı olan 60 bin kilometrekarelik Sina bölgesini terörden arındırma mücadelesine değerli bir insani boyut kattı.

dfvfdvb
İsrail'in hava saldırısının ardından Gazze Şeridi'nde dumanlar yükseldi (AFP)

Kahire, İsrail'in Gazze ile Sina sınırındaki kontrolünün, Sina'daki güvenliği etkileyeceğine inanıyor. Bu kontrol, Gazze'yi Mısır'dan ayıracak ve bu durum, Mısır gibi yoğun nüfusa sahip bir Arap ülkesi üzerinde büyük stratejik sonuçlara yol açacaktır. Mısır, özellikle İsrail'in yoğun nüfuslu Filistin Şeridi'ndeki kapsamlı kuşatmasını sürdürdüğü bir dönemde, Gazze'ye giriş ve çıkıştaki tek nokta haline geldi.

İsrail'in Gazze'ye uyguladığı abluka, özellikle Mısır'ın Gazze ile sınırındaki iki geçiş noktasının çoğu zaman insanların ve malların giriş ve çıkışına açık olmasıyla birlikte Mısır'a bu Filistin bölgesindeki bireyler ve gruplar üzerinde bir nüfuz sağlar.

İsrail'in Filistin tarafındaki Gazze ile Sina sınırını kontrol etmesi, Mısır'ın bu Filistin bölgesindeki bireyler ve gruplar üzerindeki etkisini neredeyse ortadan kaldırabilir. Bu durum, Mısır'ın İsrail-Filistin çatışmasındaki önemini kısmen kaybetmesine neden olabilir. Bu çatışma, Ortadoğu'da bugün merkezi bir konu oluşturuyor.

Mısır'ın Gazze'yi boşaltmayı reddetmesi, Filistinlilerin kendi devletlerini kurma hayallerini ortadan kaldırma korkusundan kaynaklanıyor

Yerinden edilme korkuları

Mısır'ın, İsrail'in Philadelphia Koridoru’nu kontrol etme arzusuna duyduğu öfke, İsrail'in Gazze'yi boşaltma planlarına ilişkin endişelerini artırıyor. İsrail, Ekim ayı başlarında Filistin topraklarındaki operasyona başlamasından bu yana, Sina dahil 2,3 milyon Gazze sakinini sınır dışı etme arzusunu gizlemiyor.

Mısır böyle bir senaryoya tolerans göstermeyeceğini birçok kez açıkça ifade etti. Mısır'ın tutumu, Gazze'deki sakinlerin tahliye edilmesinin, Filistinlilerin bir Filistin devleti kurma hayallerinin ortadan kalkmasına yol açacağı korkusundan kaynaklanıyor.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi daha önce Filistinlileri Gazze'yi terk etmeye zorlamanın ardından Ürdün dahil işgal altındaki Batı Şeria sakinlerine karşı benzer eylemlerin uygulanacağı konusunda uyarmıştı. Mısır Cumhurbaşkanı, 18 Ekim'de Almanya Başbakanı Olaf Schulz ile Kahire'de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi: "Bu durum, devletsiz bir halkın varlığına yol açacaktır."

Ancak bu, Mısır'ın Gazze halkının yerinden edilmesine karşı tutumunun yalnızca kısmi bir detayı. Bu tutumun temelinde Mısır'ın toprak bütünlüğüne yönelik tehditlere karşı hoşgörüsüzlüğü de yer alıyor. Bu fanatizm, Sina'yı İsrail işgalinden kurtarmak için yapılan 1973 savaşı da dahil olmak üzere Mısır ile İsrail arasındaki üç savaşı körükledi.

Sisi, Gazze'ye insani yardım girişini engellediği için Tel Aviv'i defalarca eleştirdi.

Mısır, Gazzeli grupların 7 Ekim'de güney İsrail'deki yerleşimlere yönelik başlattığı saldırılara İsrail'in verdiği sert tepki karşısında da şaşkınlığa uğradı. Sokaklardaki insanlar gibi Mısırlı yetkililer de Gazze'deki her şeyin bombalanması ve şu ana kadar 26 binden fazla insanın öldürülmesi karşısında şok oldu.

Geçtiğimiz haftalarda Sisi, İsrail'in Gazze'yi halk için yaşanmaz bir yer haline getirmesini birçok kez eleştirmişti. Ayrıca Tel Aviv'i, en son 25 Ocak'ta olmak üzere, Gazze'ye insani yardım girişini engellediği için birçok kez eleştirdi.

Gözlemciler, İsrail'in Gazze'ye yardım ulaştırılmasına engel olmasından dolayı Mısır'ın öfkesinin, Gazzelilerin Mısır sınırına akın etmesinden duyulan korkudan kaynaklandığını söylüyor.

Kahire Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Ekrem Bedreddin, Al-Majalla’ya yaptığı açıklamada şunları söyledi: "Mısır, özellikle iki taraf arasında bir barış anlaşmasının varlığı göz önüne alındığında, bu engelleri İsrail'in düşmanca bir hareketi olarak görüyor. İsrail, Gazze sakinlerini Mısır'a kaçmaya zorlamaya çalışıyor, ancak Mısır'ın ve uluslararası toplumun bu konudaki tam reddi oldukça açıktır."

ds vdsfv
Gazze'de açılan tünelin önünde iki İsrail askeri (AP)

Ne siyah ne de beyaz

İsrailli politikacıların yapmış olduğu tahrik edici açıklamalar ve Gazze'deki İsrail zulümlerinin Kahire'de öfke uyandırmaya devam etmesi muhtemeldir. Ancak bu öfkenin herhangi bir türde taraflar arasında çatışmaya dönüşmesi beklenmiyor. Tam tersine, her iki tarafın da 1979'de imzalanan barış anlaşmasını korumaya istekli oldukları görünüyor. Bu anlaşma, ülkeler arasındaki ilişkilere genel çerçeveyi belirler ve özellikle ortak sınırlar ve Sina'daki güvenlik konusunda önemlidir.

Mısır ve İsrail arasındaki ilişkiler o kadar karmaşık ki, bunlara tek bir açıdan bakmak mümkün değil. Ülkeler, Sina'da ve daha geniş bölgesel bağlamda güvenlik ve istihbarat alanında iş birliği yapıyorlar. Ayrıca Doğu Akdeniz bölgesinde doğal gaz üreticileri ve tüketicileri için OPEC'e benzeyen bir oluşumda yer alıyorlar.

Filistinlilerin kendi Filistin devletini kurma haklarının güçlü bir destekçisi olan Kahire'nin, Filistinlilerin bu haklara erişimini kolaylaştırmak için Tel Aviv ile belirli düzeyde bir iş birliğini sürdürmesi gerekiyor.

Ancak İsrail'in Philadelphia Koridoru'nu potansiyel olarak ele geçirmesi, Mısır'la yapılan 2005 anlaşmasını ihlal edecek ve Sina'nın İsrail ve Gazze Şeridi ile olan kuzey sınırı boyunca askerden arındırılmış bir bölge kuran 1979 barış anlaşmasına zarar verecektir.

Bu ihlal, Mısır'a Sina'nın kuzey sınırları boyunca askeri varlığını artırma gerekçesi verebilir. Bu, Mısır'ın Sina'da güvenliği güçlendirme çabalarını destekleyebilir ve Mısır topraklarında askeri varlığa ilişkin barış antlaşması kısıtlamalarını engelleyebilir.

Aynı zamanda Kahire'de Netanyahu hükümetinin günlerinin sayılı olduğuna dair net bir inanç var. Mısır'ın başkentindeki hükümetin kendisi, bölgeyi herkes için yıkıma neden olacak büyük bir savaşa sürükleyen bir grup aşırılıkçı olarak görülüyor.

Bu, İsrail'de daha az aşırılık yanlısı bir hükümetin iktidara gelmesi veya mevcut hükümetin iş birliği yapma ve bölgedeki durumu sakinleştirme isteği göstermesi durumunda Kahire ile Tel Aviv arasındaki ilişkilerin normale dönebileceği anlamına geliyor.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Yemen'de açlık hüküm sürerken Husiler trajediyi görmezden geliyor

Yemen'de bazı bölgelerde kıtlık vakaları kaydedilirken, nüfusun yarısının yardıma ihtiyacı var, (Yerel medya)
Yemen'de bazı bölgelerde kıtlık vakaları kaydedilirken, nüfusun yarısının yardıma ihtiyacı var, (Yerel medya)
TT

Yemen'de açlık hüküm sürerken Husiler trajediyi görmezden geliyor

Yemen'de bazı bölgelerde kıtlık vakaları kaydedilirken, nüfusun yarısının yardıma ihtiyacı var, (Yerel medya)
Yemen'de bazı bölgelerde kıtlık vakaları kaydedilirken, nüfusun yarısının yardıma ihtiyacı var, (Yerel medya)

Birleşmiş Milletler’in Yemen’i dünyanın en kritik açlık noktalarından biri olarak gösterdiği bir dönemde, Husilere bağlı ve uluslararası toplum tarafından tanınmayan hükümetin başbakan vekili olarak görev yapan Muhammed Miftah’a atfedilen açıklamalar geniş çaplı tepki ve alay konusu oldu. Miftah’ın, sosyal medya üzerinden açlıktan şikâyet eden vatandaşları eleştirerek, interneti bırakıp iş aramaya veya ücretsiz gönüllü çalışmalara katılmaya çağırdığı belirtildi.

Söz konusu açıklamalar, Yemen’de insani ve ekonomik koşulların kötüleştiğine ilişkin uluslararası uyarıların arttığı, milyonlarca kişinin gıda güvensizliği ve yetersiz beslenmeyle mücadele ettiği hassas bir dönemde geldi.

Husilere bağlı medya kuruluşlarının yayımladığı görüntülerde Miftah, sosyal medya platformlarında açlık yaşadıklarını dile getiren kişileri eleştirerek, internet kullanımına harcadıkları parayı tasarruf edip iş aramaya yönelmeleri gerektiğini savundu.

Husi geçici başbakanının açıklamaları yaygın bir şekilde alay konusu oldu, (Yerel medya)Husi geçici başbakanının açıklamaları yaygın bir şekilde alay konusu oldu, (Yerel medya)

Husili yetkili ayrıca iş bulamayanların, “sevaptan mahrum kalmamak” için gönüllü işlerde çalışabileceğini söyledi. Bu ifadeler, ülkedeki ağır yaşam koşulları altında mücadele eden milyonlarca Yemenlinin yaşadığı sıkıntıları küçümsediği gerekçesiyle sosyal medyada yoğun tepki topladı.

Yorumcular ve aktivistler, bu açıklamaların Husilerin kontrolündeki bölgelerde yaşayan halkın gerçeklerinden kopuk olduğunu ileri sürdü. Bölgede yoksulluk ve işsizlik oranlarının arttığı, ailelerin satın alma gücünün düştüğü, maaş krizinin ve temel hizmetlerdeki aksaklıkların günlük yaşamı olumsuz etkilemeye devam ettiği belirtiliyor.

Birçok aktivist, vatandaşların açlıktan şikâyet etmelerinin eleştirilmesi yerine, ülkeyi bu noktaya getiren ekonomik ve siyasi sorunların çözülmesi gerektiğini vurguladı. Açlığın artık geniş halk kesimlerinin günlük gerçeği hâline geldiği ifade edildi.

Dünyanın en kritik açlık bölgelerinden biri

Bu tartışmalar, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü ile Dünya Gıda Programı tarafından yayımlanan ortak raporla eş zamanlı olarak ortaya çıktı.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre raporda Yemen, Sudan, Güney Sudan, Filistin ve Somali ile birlikte dünyanın en ciddi açlık krizlerinin yaşandığı bölgeler arasında üçüncü sırada gösterildi. Rapora göre milyonlarca kişi akut gıda güvensizliğiyle karşı karşıya bulunurken, bazı bölgelerde kıtlık riski sürüyor.

Birleşmiş Milletler kuruluşları, son yıllarda insani yardımlara ayrılan fonların azalmasının gıda yardım programlarını daralttığını ve özellikle çocuklar ile kadınlar açısından ciddi insani açıklar oluşturduğunu belirtti.

Kaynak yetersizliği ve Husilerin getirdiği kısıtlamalar gıda güvensizliğini daha da kötüleştirdi, (Yerel medya)Kaynak yetersizliği ve Husilerin getirdiği kısıtlamalar gıda güvensizliğini daha da kötüleştirdi, (Yerel medya)

Finansman eksikliği ve insani riskler

Dünya Gıda Programı Gıda Güvenliği Analizi Direktörü Jean-Martin Bauer, Yemen’in yüksek açlık ve yetersiz beslenme oranları nedeniyle hâlâ büyük endişe kaynağı olmaya devam ettiğini ifade etti. Raporda ayrıca gıda fiyatlarındaki artış, yerel para biriminin değer kaybı ve insani yardım kaynaklarındaki yetersizliğin krizi derinleştirdiği vurgulandı.

Rapora göre yıl sonuna kadar uluslararası tanınırlığa sahip Yemen hükümetinin kontrolündeki bölgelerde insani yardıma ihtiyaç duyanların sayısının yüzde 9 oranında artması bekleniyor. Bunun başlıca nedenleri arasında ekonomik baskılar ve gelir kaynaklarındaki azalma gösteriliyor.

Uluslararası topluma acil çağrı

FAO ve WFP, Yemen gibi uzun süreli çatışmaların yaşandığı ülkelerde etkili müdahaleler yapılmaması hâlinde insani durumun önümüzdeki aylarda daha da kötüleşeceği uyarısında bulundu.

İki kuruluş, uluslararası toplumu Yemen’deki insani yardımları genişletmeye, gıdanın en ihtiyaç sahibi kesimlere ulaştırılmasını sağlamaya ve insanların geçim kaynaklarını güçlendirecek projelere yatırım yapmaya çağırdı.

Kuruluşlar ayrıca açlık krizinin çözümünün; siyasi irade, sürdürülebilir finansman ve etkili uluslararası iş birliği gerektirdiğini belirterek, insani desteklerdeki gerilemenin dünyanın en kırılgan bölgelerinde koşulları daha da ağırlaştıracağı uyarısında bulundu.


Şam: Doğu Guta'ya yapılan saldırıda adı geçen eski tuğgeneral yakalandı

Eski Tümgeneral Refik Gülsüm yakalandı (İçişleri Bakanlığı)
Eski Tümgeneral Refik Gülsüm yakalandı (İçişleri Bakanlığı)
TT

Şam: Doğu Guta'ya yapılan saldırıda adı geçen eski tuğgeneral yakalandı

Eski Tümgeneral Refik Gülsüm yakalandı (İçişleri Bakanlığı)
Eski Tümgeneral Refik Gülsüm yakalandı (İçişleri Bakanlığı)

Suriye İçişleri Bakanlığı, bugün yaptığı açıklamada, eski rejim ordusunda tümgeneral rütbesiyle görev yapan Refik Ahmed Gülsüm’ün gözaltına alındığını duyurdu. Bu adım, Suriye’de savaş yıllarında sivillere yönelik ihlallere karıştığı iddia edilen eski askeri ve güvenlik yetkililerine yönelik operasyonların son halkası olarak değerlendiriliyor.

Bakanlık, yetkili birimlerin Gülsüm hakkındaki soruşturmayı sürdürdüğünü, yasal işlemlerin tamamlanmasının ardından dosyanın, görev yaptığı döneme ilişkin suçlamaların incelenmesi amacıyla yetkili yargı makamlarına sevk edileceğini bildirdi.

Gülsüm’ün yakalanması, eski rejim ordusunda üst düzey komuta görevleri üstlenmiş bir tümgeneralin gözaltına alınması bakımından son dönemin en dikkat çekici operasyonlarından biri olarak görülüyor. Gülsüm, özellikle savaş yıllarında ülkenin orta kesimindeki askeri faaliyetlerde ve Şam ile kırsalındaki güvenlik dosyalarında etkin rol oynamış isimlerden biri olarak biliniyor.

İçişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre Gülsüm, Suriye ayaklanmasının ilk dönemlerinden itibaren askeri operasyonlarda yer aldı, Şam ve kırsalında yürütülen birçok çatışmanın yönetiminde görev üstlendi.

Adı özellikle 2018 yılında eski rejim güçlerinin Doğu Guta’ya yönelik geniş çaplı askerî harekâtıyla öne çıktı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre söz konusu operasyon, yıllarca süren kuşatma, yoğun bombardıman ve çatışmaların ardından bölgenin rejim güçlerinin kontrolüne geçmesiyle sonuçlandı. Bu süreçte çeşitli uluslararası insan hakları kuruluşları sivillere yönelik yaygın ihlaller belgeledi.

Suriye'nin doğusundaki Hamuriye kasabasının rejim güçleri tarafından bombalanmasından kaçan bir Suriyeli aile (Arşiv - AFP)Suriye'nin doğusundaki Hamuriye kasabasının rejim güçleri tarafından bombalanmasından kaçan bir Suriyeli aile (Arşiv - AFP)

Yerel kaynaklara göre Gülsüm, el-Mabuce köyünde doğdu. Askeri kariyerinde hızlı yükselen Gülsüm, 2004 yılında albay rütbesiyle hava savunma kuvvetlerine bağlı 731’inci Tabur’un komutanlığını yürüttü. 2011’de Suriye’deki olayların başlamasının ardından, Şam kırsalındaki Katana bölgesinde bulunan 116’ncı Hava Savunma Tugayı’nda kurmay başkanlığı görevini üstlendi ve 2012 yılında aynı tugayın komutanlığına getirildi.

2016 yılında Selimiye bölgesinin doğu kırsalındaki askeri sorumluluğu devralan Gülsüm, 2018’de tümgeneral rütbesine terfi ederek ülkenin en önemli askeri bölgelerinden biri kabul edilen Orta Bölge Komutanlığı’nın başına geçti.

Gülsümün adı, eski Askeri İstihbarat Şubesi’nde subay işlerinden sorumlu olan Asıf ed-Dakr ile de anılıyor. Yerel kaynaklar, Dakr’dan aldığı desteğin Gülsüm’ün askeri yapı içindeki nüfuzunu artırdığını ve üst düzey görevlere atanmasında etkili olduğunu öne sürüyor.

Ayrıca Orta Bölge Komutanlığı görevini yürüttüğü dönemde Selimiye’deki güvenlik ve askeri komitenin başkanlığını da üstlenen Gülsüm, eski rejimin güvenlik kurumları arasındaki koordinasyondan sorumlu isimlerden biri olarak görev yaptı.


İsrail ordusu Lübnan'ın güneyinde "Hizbullah hedeflerine" saldırıyor

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye el-Fevka köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye el-Fevka köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
TT

İsrail ordusu Lübnan'ın güneyinde "Hizbullah hedeflerine" saldırıyor

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye el-Fevka köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye el-Fevka köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)

İsrail ordusu bugün yaptığı açıklamada, Güney Lübnan’da “Hizbullah’a ait hedeflere” saldırılar düzenlediğini duyurdu. Açıklamada, Hizbullah’ın bölgede geniş alanları kontrol altında tutan İsrail güçlerine yönelik füze ve havan saldırılarına karşılık verildiği belirtildi. Çatışmalar, tarafların bir gün önce yeni bir ateşkes üzerinde uzlaştığını açıklamasına rağmen sürüyor.

Bir İsrailli askeri yetkili, “Gece boyunca Hizbullah örgütü, Güney Lübnan’daki İsrail güçlerine yönelik 50’den fazla mühimmat fırlattı” dedi. Yetkili, ordunun buna karşılık olarak “Güney Lübnan’da Hizbullah hedeflerini vurduğunu” ifade etti.

Lübnan Sivil Savunma Teşkilatı ise İsrail’in gün boyunca devam eden hava saldırıları sonucu Güney Lübnan’daki Nebatiye bölgesinde 16 kişinin hayatını kaybettiğini, en az 12 kişinin de yaralandığını açıkladı.

Sivil Savunma tarafından yapılan açıklamada, “Nebatiye Bölge Müdürlüğü’ne bağlı ekipler, sabah saatlerinden itibaren bölgenin maruz kaldığı devam eden saldırılar nedeniyle tahliye, nakil ve ilk yardım çalışmaları yürüttü” denildi. Şarku’l Avsat’ın açıklamadan aktardığına göre ekipler “47 sivili güvenli bölgelere tahliye etti, 16 kişinin cenazesini ve 12 yaralıyı hastanelere ulaştırdı.”

Lübnan resmi haber ajansı daha önce İsrail saldırılarında 5 kişinin öldüğünü duyurmuştu. Lübnan ordusu da benzer bir saldırıda bir askerinin hayatını kaybettiğini açıkladı.