İsrail varoluşu mu yoksa sınırları mı savunuyor?

Ortaya çıkan soru, rejimin askeri kurumlarının daha fazla insani ve ekonomik kayıp beklentisiyle açık savaş fikrinin kabulüyle ilgili.

Hamas ile girilen savaşta İsrail’in önde gelen subayları ve askerleri öldü. (AFP)
Hamas ile girilen savaşta İsrail’in önde gelen subayları ve askerleri öldü. (AFP)
TT

İsrail varoluşu mu yoksa sınırları mı savunuyor?

Hamas ile girilen savaşta İsrail’in önde gelen subayları ve askerleri öldü. (AFP)
Hamas ile girilen savaşta İsrail’in önde gelen subayları ve askerleri öldü. (AFP)

İsrail- Arap çatışmalarının son yıllarında İsrail hükümetleri insan kayıplarını azaltmaya çalışıyordu. Teori, İsrail toplumunun ister askeri ister sivil olsun çok sayıda can kaybına dayanamayacağı yönündeydi. Ancak artık vizyon ve yaklaşım Gazze Savaşı’nın doğruladığı doğrultuda değişiyor, Gazze Şeridi’nde mevcut savaşın uzamasıyla yüksek bir bedel ödemeye hazır olunacağı konuşuluyor. İnsan kayıpları meselesi artık kabul edildi. Peki, ne oldu? Yeni mücadelenin güvenlik ve siyasi vizyonuna ilişkin gelişmelerin arkasında ne var? İsrail’in Gazze’den diğer operasyon alanlarına girmesi mümkün mü?

Gazze Şeridi’nin işgalinin İsrail’e bedeli çok pahalı olacak. (AFP)
Gazze Şeridi’nin işgalinin İsrail’e bedeli çok pahalı olacak. (AFP)

Belirtilen nedenler

Hamas hareketiyle 120 günü aşan ve devam etmesi muhtemel ilk çatışmada İsrailli subay ve askerlerin arka arkaya ölümleri dikkat çekti. Aksa Tufanı operasyonunda İsrail tarafından ölenlerin sayısı 900’ün üzerindeyken, yaralıların sayısı iki bini aştı. Elit unsurların art arda insani kayıplar vermesiyle birlikte genelkurmayda bir soru ortaya çıktı ve İsrail’in savaşın devamına ne ölçüde dayanabileceği konusunda bazı bilgiler sızdırıldı. 54 gün süren en uzun çatışmada askeri sahne eskisinden farklı olarak açıldı. Gerek asker gerekse büyük ekonomik kayıplar açısından İsrail büyük kayıplar vermedi. Halen gerçek incelemeler gerektiren geniş gelişim alanlarında algı iki konum arasındaydı:

Birincisi; İsrail’in aynı anda birden fazla cephede daha fazla çatışmaya veya savaşa katlanacağı belirtiliyor. Öyle ki bu, daha fazla askeri gücün çağrılmasına ve büyük operasyonların yürütülmesine, daha sonra Gazze örneğinde olduğu gibi çatışmaların, güvenlik ve stratejik düzenlemelerin başlatılmasına veya daha fazla silahlanmaya ve Demir Kubbe sisteminin mevcut yeteneklerinin ABD desteğiyle geliştirilmesi ve daha tamamlayıcı stratejik ve politik adımları zorlayan diğer ileri prosedür ve tedbirlerle ‘Kızıl Gökyüzü, lazer, Davud Sapanı’ gibi modern bir savunma sisteminin geliştirilmesine yol açacak. Bu da kriz halindeki ve özellikle Amerikan yardımlarından gelen dış destekle ve Kongre’den geçen yıllık onay kapsamı dışında para pompalayan gönüllü kuruluşlarla geçinen bir bütçe için daha ciddi kayıplara neden olacak.

İkincisi; mevcut çatışma bağlamında olup bitenlerin temel olarak önemli ve büyük bir sorunla, yani İbrani devletinin bölgesel çevresindeki varlığıyla bağlantılı olduğuna ve ‘Hamas’ın gerçekleştirdiği saldırıya istinaden, bu varoluşu sona erdirmek veya en azından devlete saldırıp topraklarına girmeye cesaret ederek onunla karşı karşıya gelmek istemediği’ tarihinde belirleyici bir anla karşı karşıya olduğuna inanılıyor.

İsrail’in niteliksel yeteneğini, sınırları dışındaki savaşını ve caydırıcı stratejik kolunu vurgulayan İsrail anlatısını ve geleneksel güvenlik teorisi ortaya çıkarken, en muhtemel görüş de çatışmanın devam etmesi yönündeydi. Başbakan Binyamin Netanyahu ile Genelkurmay’daki bazı eski generaller devlet iktidarını dayatmayı başardılar. Karar, ilk günden itibaren durumu sakinleştirmek veya en azından müzakerelere devam etmek ve halen Hamas’ın elinde olan tutukluları serbest bırakmak için bir savaş konseyi oluşturmak ve çağrılan taleplere kulak vermemek yerine, olup bitenler karşısında caydırıcılığı ve gücü yeniden tesis etmeye odaklanan uzun, genişletilmiş bir strateji benimsemekti. Sahada hizmete giren Golani Tugayı’ndan seçkin güçlerin varlığına rağmen İsrail şu ana kadar bunları sağlayamadı. Daha sonra Genelkurmay, rehineleri aramak için ‘Delta’ unsurları tarafından temsil edilen Amerikan kuvvetlerinin ve İngiltere’den gelen özel bir istihbarat biriminin varlığına ek olarak, üyelerini iç bölgelere geri gönderdi.

Uygulama prosedürleri

Bu bağlamda İsrail devlet, hükümet ve savaş konseyi, konum ve eğilimlerdeki çarpıcı farklılıklara rağmen iki yolu benimsedi. Güvenlik ve stratejik tedbirlerin başlatılması, doğrudan askeri harekât ve Gazze Şeridi’nin kuzeyinden güneyine ve merkezine, güneyden de Gazze Şehri’ndeki direniş bölgelerine doğru hareket edilmesi, oradan mevcut çatışmaların yaşandığı Han Yunus’a ve oradan da Filistinlilerin Mısır sınırına doğru yerinden edildiği Refah’a kadar temizlenmesinin yanı sıra esir takası anlaşmasını tamamlamak için müzakerelere devam edilmesi. Bu da İsrail’in uğraşmaya çalıştığı oldu bitti stratejisini kabul etme bağlamında her iki seçeneği de benimsediğini ortaya koyuyor. Esirlerin ailelerini müzakerelerin devam ettiğine ve bir devlet olarak İsrail’in yoluna devam ettiğine ikna etmek de dahil olmak üzere birçok durumda bu görüldü. Ancak devletin bekası, bölgenin devamlılığı ve İsrail’in yaşamı aslında savaşın ve çatışmanın sürdürülmesini, savaşı durdurma çağrılarına kulak verilmemesini, İsrail'in bölgede sahip olduğu ve gurur duyduğu büyük caydırıcılık stratejisinin aşınmasına yol açabilecek acı tavizler verilmemesini gerektiriyor.

Ancak bu sabit ve köklü veriler, özellikle ölüm sayıları günlük olarak ve doğrudan açıklandığı için düşüşe sahne oluyor. Askeri denetim, mevcut hükümeti utandırabilecek tüm ayrıntıların yayınlanmasına izin veriyor. İsrail kamuoyuna, bu hükümetin İsrail vatandaşını savunamayacağını doğruluyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre bu durum ise ülke dışına daha fazla göçü ve Yahudilerin son toprakları ve var olma hakları olan Kudüs topraklarından yeniden diasporaya geçişi teşvik edebilir.

Bu noktada İsrail Ulusal Güvenlik Ofisi’nin, Arap- İsrail çatışması sırasında İsrail’de ölenlerin sayısının 23 bin 169 kişi olduğunu ve İsrail’in Arap ülkeleriyle yaptığı savaşlar sırasında ölenlerin sayısının, yaklaşık 6 bin 500 kişiye ulaştığı 1947- 1948 yılları arasında en yüksek seviyede olduğunu belirtmek gerekiyor. 1967 ile 1973 yılları arasında Sina’daki Yıpratma Savaşı sırasında da yaklaşık bin İsrail askeri öldürülmüştü.

Gerçek teyitler

İsrail’in askeri veya siyasi politikalarına yönelik bu yaklaşım devam ederken ortaya çıkan soru, rejimin askeri kurumlarının (Ordu Bakanlığı, Genelkurmay, Genel İstihbarat Teşkilatı) ‘İsrail’in kısa ve uzun vadede başarmaya çalıştığı yeni bir ulusal önlem yaratmak amacıyla daha fazla insani ve ekonomik kayıp beklentisiyle açık savaş fikrini’ kabul etmesiyle ilgili. Bu durum, İsrail Başbakanı’nın ve arkasındaki Savaş Konseyi’nin ‘esir takası anlaşmasının uygulanmasını ve savaşın taktiksel olarak durdurulmasını kabul ederek atılacak adımları detaylandırırken, savaşı ve hatta çatışmayı sürdürme’ kararlılığını açıklıyor. Bu da gösteriyor ki önerilen zaman dilimini, yani 35 ila 40 gün arasındaki süreyi kabul etsek bile bu, İsril’in Gazze Şeridi’nin derinliklerinde gerçekleştirilen güvenlik düzenlemelerini durduracağı anlamına gelmiyor, aksine Gazze’de varlığını sürdürecek ve onu yönetmeye devam edecek. Bu durum ise büyük militarizmin devamlılığını, bileşenlerinin mevcudiyetini ve geri adım atılmayacağını doğruluyor. Aynı zamanda uzun vadede Gazze Şeridi’ne yön vermeye devam etmenin yanı sıra Tel Aviv’in mevcut ve beklenen kayıpları kabul ettiğini ve büyük ve son derece önemli bir ekonomik bedeli ödemeye hazır olduğunu da vurguluyor. Ta ki İsrail’in şu anda hiçbir tavsiyeyi dinlemeden, sakinleşmeye ve özellikle oldubittiyi kabul ettirmeye çalıştığı caydırıcılık stratejisi dayatılana kadar.

Gazze Şeridi’ni işgal etmenin bedeli çok pahalıya mal olacak. Savaş sonrası dönemde ekonomik olanakların tükenmesine yol açacak. Çok uluslu bir Arap veya yabancı gücün oluşturulması ve İsrail’in şu an önerdiği diğer önlemlere rağmen bu, yaşanacak çatışmalar bağlamında kendini duyuracak direniş ceplerinin oluşması beklentisiyle İsrail askerinin ve subayının sahada bulunması ve görevlerini yerine getirmesiyle hesaplanıyor. Bu da İsrail’in maruz kalabileceği ve (eski vizyon ve yaklaşımın ötesine geçen, siyasi çözümlere, yatıştırmaya veya can kaybı korkusuna dayalı çoklu ve yeni bir strateji aracılığıyla) bunlarla güçlü bir şekilde mücadele etmeyi gerektiren tehdit ve tehlikeler karşısında yeni dokunulmazlık ve caydırıcılık kapasitesine ulaşmadan önce, olup biten her şeyi feda etme ve ABD’nin savaşı yavaş yavaş durdurma yönündeki her türlü baskısını reddetme eğiliminin olduğunu doğruluyor.

İsrail, tarihinde kritik anlardan geçiyor ve bölgede Yahudilerin devleti olarak var olmaya çalışıyor. Bu olmazsa tehlikeler, belki de İsrail’in yeteneklerini tüketmeye ve onları gerçek bir boşluğa sokmak için birden fazla yol üzerinde çalışmaya başlayan Hizbullah ve Irak, Yemen ve Suriye’deki çeşitli gruplar arasındaki bir sonraki çatışma yenilenir ve çeşitlenir. Bu durum açık çatışmayı, mevcut olanı dinlememek ise sistematik askeri gücün daha fazla kullanılmasını gerektirir.

Son notlar

İsrail’in bir hükümet ve savaş konseyi olarak açık çatışma yolunu sürdürme ve Gazze’de yeni bir pozisyon dayatmak ve yenilenmiş bir çerçevede faaliyet gösteren İran’ın vekilleriyle yüzleşmek için devletin yeteneklerini kullanma, Babu’l Mendeb ile uluslararası ve Arap koridorlarındaki limanları, tesisleri ve stratejik çıkarları hedef alma eğiliminde olacağı açık. Bu durum, İsrail’in sükunete doğru ilerlemeden önce kapsamlı bir şekilde mücadele için çalışacağını ortaya koyuyor.

Mevcut durum, mevcut güvenlik teorisinin yeniden değiştirilmesini, yeni bir güvenlik teorisinin inşa edilmesini, (askeri ve stratejik çatışmadaki en son modelleri takip eden modern bir ordu kurmaya çalışan) daha önceki planlarla ortaya koyulan koşullara rağmen İsrail ordusunun proaktif planlarla onarılması ve geliştirilmesi gerekliliğinin yeniden teyit edilmesini gerektirecektir. Bu, İsrail’de olacakların aslında bölgede caydırma, karşı koyma ve eyleme geçme yeteneğine sahip büyük bir devlet olarak var olma arzusuyla bağlantılı olduğunu gösteriyor. Bu da ancak kapsamlı, radikal çözümlerle ve İsrail’in güvenliğinin karşı karşıya olduğu tehdit haritasının değişmesi ortasında gerçekçi olmayan teorik planların takip edilmemesiyle mümkün olabilir.

İsrail, caydırıcılık sağlamak ve devam eden zorluklar veya tehlikeler bağlamında taviz vermeden geleceğe çalışmak için ölümleri kabul edecek ve büyük bir ekonomik bedel ödeyecektir. Özellikle Gazze Şeridi’ndeki operasyon alanında sistematik güç kullanılması, İsrail’in bölgedeki yeni stratejisini fiilen dayatacak olan şey olacaktır. Bu, İsrail’in öngörülebilir gelecekte ulusal güvenliğine tehdit oluşturabilecek her türlü zorluk veya tehlikeyle yüzleşme ve kendisini bölgedeki gruplardan ve milislerden beklenen gelişmelerden koruma yeteneğini vurguluyor. Bu durum da savunma sistemlerini modernize etmeye devam etmeyi, istihbarat ve bilgi yeteneklerini geliştirmeyi ve beklenen operasyon alanlarında stratejik derinlikte çalışmayı gerektirecektir.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



Ukrayna: Rusya'dan elektrik şebekesine büyük saldırı

Rus İHA’ları ve füze saldırıları Kiev'deki hayati öneme sahip sivil altyapıya ciddi hasar verdikten sonra, bir enerji şirketinin çalışanı bir elektrik trafosunu inceliyor, (Reuters)
Rus İHA’ları ve füze saldırıları Kiev'deki hayati öneme sahip sivil altyapıya ciddi hasar verdikten sonra, bir enerji şirketinin çalışanı bir elektrik trafosunu inceliyor, (Reuters)
TT

Ukrayna: Rusya'dan elektrik şebekesine büyük saldırı

Rus İHA’ları ve füze saldırıları Kiev'deki hayati öneme sahip sivil altyapıya ciddi hasar verdikten sonra, bir enerji şirketinin çalışanı bir elektrik trafosunu inceliyor, (Reuters)
Rus İHA’ları ve füze saldırıları Kiev'deki hayati öneme sahip sivil altyapıya ciddi hasar verdikten sonra, bir enerji şirketinin çalışanı bir elektrik trafosunu inceliyor, (Reuters)

Ukrayna elektrik şebekesi işletmecisi bugün yaptığı açıklamada, Rus güçlerinin Ukrayna'nın enerji altyapısına "geniş çaplı bir saldırı" başlattığını, bunun da ülke genelinde yaygın elektrik kesintilerine yol açtığını duyurdu.

Ukrinergo Telegram üzerinden yaptığı açıklamada, "Düşmanın verdiği hasar nedeniyle çoğu bölgede acil elektrik kesintileri uygulanmıştır" ifadesini kullandı.

Bu arada, ABD Başkanı Donald Trump, Rusya'nın Ukrayna'daki savaşıyla ilgili "çok iyi görüşmelerin" devam ettiğini söyledi ve ayrıntılara girmeden, bu görüşmelerin sonucunda "bir şeyler olabileceğini" ifade etti.


ABD ve Rusya nükleer müzakerelere başlıyor... Çin, Fransa ve Birleşik Krallık’ın da dahil edilmesi yönünde baskı var

(foto altı) ABD Başkanı Donald Trump ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (AFP)
(foto altı) ABD Başkanı Donald Trump ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (AFP)
TT

ABD ve Rusya nükleer müzakerelere başlıyor... Çin, Fransa ve Birleşik Krallık’ın da dahil edilmesi yönünde baskı var

(foto altı) ABD Başkanı Donald Trump ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (AFP)
(foto altı) ABD Başkanı Donald Trump ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (AFP)

ABD ile Rusya, Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nın (New START) süresinin dolmasının ardından görüşmeler yapmaya hazır olduklarını açıkladı. ABD Başkanı Donald Trump, nükleer silahlanma yarışında tehlikeli bir aşamaya girilmesini önleyecek yeni kısıtlamalar getirilmesi için Çin’in de sürece dahil edilmesi konusunda ısrarcı olurken, Rusya’nın Fransa ve Birleşik Krallık’ın da kapsama alınmasına yönelik çağrıları karşılık bulmadı.

Trump, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda, “ABD açısından kötü müzakere edilmiş ve açıkça ihlal edilen New START Anlaşması’nı uzatmak yerine, nükleer uzmanlarımız gelecekte uzun süre geçerli olacak, yeni, daha iyi ve modern bir anlaşma üzerinde çalışmalı” ifadesini kullandı. Trump, herhangi bir görüşmeden söz etmezken, yeni bir anlaşmanın Çin’i de içermesi gerektiğini vurguladı.

Trump ayrıca, “ABD dünyanın en güçlü ülkesidir” değerlendirmesinde bulunarak, ilk başkanlık döneminde nükleer silahlar da dahil olmak üzere orduyu tamamen yeniden inşa ettiğini belirtti. Donanmanın yeni savaş gemileriyle güçlendirildiğini ve Uzay Kuvvetleri’nin kurulduğunu hatırlatan Trump, “Pakistan ile Hindistan, İran ile İsrail, Rusya ile Ukrayna arasında nükleer savaşların önüne geçtim” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD ile Rusya arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşma olan New START’ın süresi, her iki ülkenin de yeni silah nesilleri geliştirdiği bir dönemde sona erdi. Bu süreçte Çin’in de nükleer başlıkların taşınmasına yönelik yeni yöntemler denediği biliniyor. Ukrayna’daki savaş nedeniyle yeni bir anlaşmaya ilişkin ABD-Rusya görüşmeleri askıya alınırken, 2010 tarihli New START Anlaşması, ABD ve Rusya’nın sahip olabileceği stratejik nükleer başlık sayısını taraf başına bin 550 ile, fırlatma platformu sayısını ise 700 ile sınırlamıştı.

Kusurları giderme

ABD Dışişleri Bakanlığı Silahların Kontrolü ve Uluslararası Güvenlik Müsteşarı Thomas G. DiNanno, Cenevre’de düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) Silahsızlanma Konferansı’nda yaptığı konuşmada, Başkan Donald Trump’ın yeni bir anlaşmaya yönelik tutumunu destekleyerek New START Anlaşması’nın ‘temel kusurlar’ barındırdığını söyledi. DiNanno, Rusya’nın tekrarlanan ihlalleri, küresel nükleer stokların artması ve New START Anlaşması’nın tasarım ve uygulanmasındaki eksikliklerin, ABD’ye ‘geçmiş bir dönemin değil, günümüz tehditlerinin ele alındığı yeni bir yapının oluşturulması için acil bir gereklilik’ yüklediğini ifade etti. Çin’in nükleer kapasitesine de dikkat çeken DiNanno, “Bugün geldiğimiz noktada Çin’in nükleer cephaneliği tamamen sınırsız, şeffaflıktan yoksun, bildirimsiz ve denetimsiz durumda” dedi. DiNanno, silahların kontrolünde yeni dönemin net bir odakla devam edebileceğini ancak bunun ‘müzakere masasında yalnızca Rusya’nın değil, daha fazla ülkenin yer almasını gerektirdiğini’ vurguladı.

Pentagon... ABD Savunma Bakanlığı (Reuters)Pentagon... ABD Savunma Bakanlığı (Reuters)

DiNanno, Pekin’i gizli nükleer denemeler yapmakla da suçladı. “ABD hükümetinin, Çin’in yüzlerce tonluk patlayıcı güce sahip denemelere yönelik hazırlıklar da dahil olmak üzere nükleer patlama testleri gerçekleştirdiğinden haberdar olduğunu açıklayabilirim” dedi. Çin ordusunun bu denemeleri, nükleer patlamaların üzerini örterek gizlemeye çalıştığını öne süren DiNanno, bunun söz konusu testlerin nükleer denemelerin yasaklanmasına ilişkin yükümlülükleri ihlal ettiğinin bilincinde olunduğunu gösterdiğini ifade etti.

Rusya'nın istekleri

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, geçen yıldan bu yana Washington’un da aynı yönde adım atması halinde anlaşmada öngörülen sınırlara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu açıklamıştı. Ancak Trump bu Rus talebine yanıt vermedi. Kremlin Dış Politika Danışmanı Yuri Uşakov, perşembe günü yaptığı açıklamada, Putin’in anlaşmanın süresinin dolmasını çarşamba günü Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile gerçekleştirdiği görüşmelerde ele aldığını belirterek, Moskova’nın ‘güvenlik durumunun dikkatli bir analizine dayanarak dengeli ve sorumlu bir şekilde hareket edeceğini’ söyledi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı da yaptığı yazılı açıklamada, ‘mevcut koşullar altında New START Anlaşması taraflarının, anlaşma kapsamındaki temel hükümler de dahil olmak üzere, herhangi bir karşılıklı yükümlülük veya bildirimle bağlı olmadıklarının varsayıldığını ve atacakları bir sonraki adımları tamamen serbestçe belirleyebileceklerini’ bildirdi.

Yeni bir gelişme olarak Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Rus ve ABD’li müzakerecilerin son Rusya-Ukrayna görüşmeleri kapsamında silahlanma konusunu da ele aldığını açıkladı. Peskov, “Tarafların sorumlu tutumlar benimsemesi ve bu meseleye ilişkin görüşmelere en kısa sürede başlanmasının gerekliliği konusunda bir anlayış var. Bu konu Abu Dabi’de de gündeme geldi” şeklinde konuştu.

Peskov, anlaşma sınırlarına en az altı ay süreyle uyulmasına yönelik gayriresmi bir mutabakat ihtimaline ilişkin raporun sorulması üzerine, “Bu tür hükümler yalnızca resmi olarak uzatılabilir. Bu alanda gayriresmi bir uzatmayı hayal etmek zor” yanıtını verdi. Peskov, Moskova’nın anlaşmanın perşembe günü sona ermesinden üzüntü duyduğunu ve bunu ‘olumsuz’ değerlendirdiğini de yineledi.

Çin’in reddi

Bu arada Çinli diplomat Chen Jian, ülkesinin silahsızlanma müzakerelerine katılması yönündeki ABD taleplerini açıkça reddetti. Çin’in nükleer cephaneliğinin hızlı büyümesine rağmen, ABD ve Rusya’ya kıyasla çok daha küçük olduğunu savunan Jian, konferansta yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı: “Çin’in nükleer kapasitesi hiçbir şekilde ABD ya da Rusya’nın seviyesine yaklaşmamakta. Çin bu aşamada nükleer silahsızlanma müzakerelerine katılmayacak.”

Rusya'nın BM Cenevre Ofisi Daimî Temsilcisi Gennady Gatilov ise yeni nükleer görüşmelerin Fransa ve Birleşik Krallık gibi nükleer silaha sahip diğer ülkeleri de kapsaması gerektiğinde ısrar etti. Gatilov, “Bir nükleer ittifak olduğunu ilan eden NATO’da ABD’nin askeri müttefikleri olan Birleşik Krallık ve Fransa’nın da sürece katılması halinde Rusya bu süreçte yer alacaktır” dedi.

Öte yandan Avrupalı liderler, uzun süredir müttefik ülkelere ABD tarafından sağlanan nükleer şemsiye yerine, Washington’dan bağımsız nükleer güçler oluşturulmasını tartışıyor. Japonya, Güney Kore ve Türkiye de nükleer silaha sahip olmayan ancak bu yönde politika değişikliğini gündemine alan diğer ülkeler arasında yer alıyor.

Ayrıca Hindistan, Pakistan ve Kuzey Kore resmi olarak nükleer silaha sahip ülkeler olarak bilinirken, İsrail’in de geniş bir nükleer cephaneliğe sahip olduğuna yaygın biçimde inanılıyor.


Trump, Hindistan’ın Rus petrolü alımını durdurma sözü vermesinin ardından Hindistan’a uyguladığı ‘cezai’ gümrük vergilerini iptal etti

Beyaz Saray’da düzenlenen ortak basın toplantısında ABD Başkanı Donald Trump ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi (Arşiv – Reuters)
Beyaz Saray’da düzenlenen ortak basın toplantısında ABD Başkanı Donald Trump ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi (Arşiv – Reuters)
TT

Trump, Hindistan’ın Rus petrolü alımını durdurma sözü vermesinin ardından Hindistan’a uyguladığı ‘cezai’ gümrük vergilerini iptal etti

Beyaz Saray’da düzenlenen ortak basın toplantısında ABD Başkanı Donald Trump ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi (Arşiv – Reuters)
Beyaz Saray’da düzenlenen ortak basın toplantısında ABD Başkanı Donald Trump ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi (Arşiv – Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump dün, Yeni Delhi’nin Rusya’dan petrol almaya devam etmesi nedeniyle daha önce Hindistan menşeli ürünlere uygulanan yüzde 25’lik ek gümrük vergilerini kaldırma kararı aldı. Karar, iki ülke arasında bu hafta varılan ticaret anlaşmasının yürürlüğe girmesiyle birlikte alındı.

Trump’ın imzaladığı başkanlık kararnamesine göre Hindistan, Rus petrolünü doğrudan ya da dolaylı yollarla ithal etmeyi durdurmayı taahhüt etti.

Kararnamede ayrıca, Yeni Delhi’nin ABD’den enerji ürünleri satın almayı ve ‘önümüzdeki on yıl boyunca savunma iş birliğinin genişletilmesine yönelik ABD ile bir çerçeveye bağlı kalmayı’ kabul ettiği belirtildi.

Yüzde 25 oranındaki ek ABD gümrük vergilerinin, bugün ABD doğu saatiyle sabah 12.01 itibarıyla kaldırılacağı bildirildi.

Karar, Trump’ın birkaç gün önce Hindistan ile bir ticaret anlaşmasına varıldığını açıklamasının ardından geldi. Anlaşma, Hindistan ürünlerine uygulanan gümrük vergilerinin düşürülmesini, buna karşılık Başbakan Narendra Modi’nin Ukrayna savaşı nedeniyle Rusya’dan petrol alımını durdurma taahhüdünü içeriyor.

Anlaşma kapsamında Washington, Hindistan ürünlerine uygulanan gümrük vergilerini yüzde 25’ten yüzde 18’e indirmeyi kabul etti.

Beyaz Saray tarafından yayımlanan ortak açıklamada, Hindistan’ın önümüzdeki beş yıl içinde ABD’den enerji ürünleri, uçaklar, değerli metaller, teknoloji ürünleri ve kömür olmak üzere toplam 500 milyar dolar tutarında alım yapmayı planladığı ifade edildi.

Söz konusu anlaşma, Trump’ın Rus petrolü alımlarının sona erdirilmesini Ukrayna’daki savaşı finanse eden bir unsur olarak görmesi nedeniyle, Washington ile Yeni Delhi arasında aylardır süren gerilimi de azaltıyor.

Anlaşmayla birlikte Trump ile Modi arasındaki yakın ilişkilerin yeniden canlandığına dikkat çekilirken, ABD Başkanı daha önce Modi’yi ‘en yakın dostlarından biri’ olarak nitelendirmişti.