Kahire müzakerelerinde zorluklara rağmen Gazze’de sükûnet için nihai formül aranıyor

Hamas heyeti, Netanyahu’nun karşı çıkması ve Blinken’ın çekinceleri ortasında Mısır’daki toplantılarına başladı.

Nuseyrat Filistin mülteci kampında yıkılan bir lisenin yıkıntılarından kurtarılan malzemeler çıkarıldı. (AFP)
Nuseyrat Filistin mülteci kampında yıkılan bir lisenin yıkıntılarından kurtarılan malzemeler çıkarıldı. (AFP)
TT

Kahire müzakerelerinde zorluklara rağmen Gazze’de sükûnet için nihai formül aranıyor

Nuseyrat Filistin mülteci kampında yıkılan bir lisenin yıkıntılarından kurtarılan malzemeler çıkarıldı. (AFP)
Nuseyrat Filistin mülteci kampında yıkılan bir lisenin yıkıntılarından kurtarılan malzemeler çıkarıldı. (AFP)

Mısır ve Katar arabuluculuğunda ve Hamas hareketinden bir heyetin katılımıyla Gazze Şeridi’nde ateşkes için Kahire’de dün (8 Şubat Perşembe) yeni bir müzakere turu başladı. Ayrıca Gazze Şeridi’ndeki çatışmaların sona ermesine ve İsrail ile direniş grupları arasında esir takasına yol açacak bir anlaşma için nihai formüle ulaşmak üzere çaba sarf ediliyor.

Hamas, dün sabah hareketten bir heyetin Gazze Şeridi’nde ateşkes sağlanması ve esir takası anlaşması önerisini tamamlamak üzere Kahire’ye ulaştığını duyurdu. Hamas, hareketin Gazze’deki başkan yardımcısı Halil el-Hayye’nin Kahire’ye giden heyete başkanlık ettiğini belirten bir bildiri yayınladı.

Hareketin lideri Usame Hamdan, çarşamba günü Beyrut’ta düzenlediği basın toplantısında, ziyaretin ‘sunulan fikirlerin takibi ve Filistinlilerin çıkarlarına hizmet edecek ve acılarını dindirecek şekilde en iyi sonuçlara ulaşma kararlılıkları çerçevesinde’ gerçekleştiğini söyledi. Aynı şekilde resmi bir kaynak, Al-Qahera News kanalına yaptığı açıklamada Mısır’ın Gazze Şeridi’nde ateşkes sağlamak, mahkumları ve tutukluları serbest bırakmak ve Şerid’deki insani krizi sona erdirmek için her türlü çabayı gösterdiğini belirtti. Kaynak, “Mısır, tüm tarafları Gazze Şeridi’nde sükunetin sağlanması için gerekli esnekliği göstermeye çağırıyor” dedi.

Mevcut müzakere turu, Hamas’ın geçen ay Paris toplantılarına dayalı olarak önerilen çerçeve anlaşmasına yanıtını vermesinin ardından gelişti.

Hamas’a yakın kaynaklara ve Reuters’ın incelediği bir belgeye göre Hamas hareketi, mahkumların ve ölülerin cesetlerinin değişimi, kuşatmanın sona erdirilmesi ve yeniden inşa konularında mutabakatın sağlanmasını içeren, her biri 45 gün sürecek olan üç aşamada tam ve sürdürülebilir bir ateşkese varılması için bir çerçeve anlaşma üzerinde mutabakata vardı. Hamas, ateşkes görüşmelerinin ikinci aşama başlamadan önce tamamlanmasını, İsrail güçlerinin Gazze Şeridi sınırlarının dışına çıkmasını ve yeniden yapılanma sürecinin başlamasını talep etti.

vf7
İsrail saldırıları Gazze’de yıkıma yol açtı. (AFP)

Aynı kaynaklara göre Hamas, ilk aşamada aralarında kadın, çocuk, yaşlı ve hastaların da bulunduğu İsrailli tutukluları, işgal hapishanelerindeki tüm kadın, çocuk ve yaşlıların yanı sıra 500’ü ömür boyu hapis ve ağır cezalar alan bin 500 mahkum karşılığında serbest bırakmayı teklif etti. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Hamas ayrıca, ilk aşamada her iki taraftaki askeri operasyonların tamamen durdurulmasını, İsrail kuvvetlerinin Gazze Şeridi’nin tüm bölgelerindeki yerleşim alanlarından çekilmesini, tüm bölgelere günde en az 500 kamyon yardım ve yakıtın girmesini şart koştu.

Karışık tepkiler

Hamas’ın yanıtı karışık tepkilere yol açtı. Mısır ve Katar, üst düzey yetkilileri tarafından yapılan açıklamalarda yanıtı olumlu olarak nitelendirdi. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken de geçen çarşamba günü Gazze’deki savaşın başlamasından bu yana tam beşinci turunu tamamlayarak bölgeyi terk etmeden önce, Hamas’ın ateşkes önerisine verdiği yanıtın, bir anlaşmaya varılmasının yolunu açtığını söyledi. Blinken, “Hamas’ın yanıtında kabul edilemeyecek şeyler var. Ancak bu yanıtta müzakerelere devam etme fırsatı buluyoruz” dedi.

Diğer yandan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hamas’ın Paris önerisine yanıtında belirttiği taleplerini reddettiğini açıklarken, Gazze’deki hareketi tamamen ortadan kaldıracaklarını söyledi. Netanyahu, geçen çarşamba günü düzenlediği basın toplantısında arabulucular aracılığıyla müzakereler yapılması gerektiğini, ancak bunun Hamas’ın yanıtı ışığında olmaması gerektiğini vurguladı. İsrail Başbakanı ayrıca, devam eden askeri baskının, Hamas’ın taleplerine boyun eğmemenin yanı sıra temel bir koşul olduğunu da dile getirdi.

Zor durum

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail işleri uzmanı olan Said Akaşa, Gazze Şeridi’nde ateşkes sağlanmasına yönelik müzakerelerin sonuç elde edilene kadar devam edeceğine dikkati çekti. Akaşa, Gazze Şeridi’nde sahadaki zor durumun tüm tarafları çözüm arayışında ilerlemeye ittiğine işaret etti.

Şarku’l Avsat’a açıklamalarda bulunan Akaşa şunları söyledi:

Hamas, Paris toplantısı önerilerini, kendisini dünya önünde küçük düşürme ve çözüme engel olan taraf olarak gösterme girişimi olarak nitelendirdi. Gerek savaşın tamamen durdurulması gerek Mescid-i Aksa’daki durumun eski haline dönmesi, gerekse ağır cezalar alan güvenlik tutuklularının serbest bırakılması konusunda İsrail’in kabul edemeyeceği öneriler sundu.

Akaşa ayrıca, diğer yandan İsrail’in küresel kamuoyunu etkilemek için propaganda araçlarına sahip olduğunu, bu durumun da kendi anlatısını servis etmesine ve Hamas’ı krize çözüm istemeyen taraf olarak göstermesine olanak tanıdığını vurguladı.

ferb5yn6
İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki askeri operasyonları sırasında Nuseyrat ve Bureyc mülteci kamplarında yaşayanlar tahliye ediliyor. (EPA)

Ancak Kudüs Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi Profesörü olan Dr. Eymen er-Ragab, Hamas’ın yanıtının pragmatik olduğuna, Gazze Şeridi halkının yaptığı tüm muazzam insani ve maddi fedakarlıklara rağmen, her şeyin 7 Ekim öncesindeki duruma döneceğinin belirtilmesi de dahil olmak üzere kimsenin hareketten beklemediği birçok taviz verdiğine inanıyor. Ragab, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada Hamas’ın mevcut müzakere turunda daha fazla taviz vermeyeceğine, çünkü yanıtının ‘teklif edilebilecek maksimum miktar’ olduğuna dikkat çekti. Dr. Eymen er-Ragab ayrıca, İsrail’in manevi bir zafer elde etmek için saha baskısını kullanmanın yanı sıra, savaşı uzatmak isteyen taraf olduğunu vurguladı.

Manevra marjı

Kahire’deki mevcut müzakere turundan önce mevcut olan manevra ve düzenleme marjına ilişkin olarak ise Akaşa, “Mevcut marj, geçtiğimiz aylarda İsrail tarafından alıkoyulan mahkumların sayısının iki katına çıkması ortasında serbest bırakılacak Filistinli mahkumların sayısıyla ilgili olabilir” dedi. İsraillilerin savaşı bir varoluş savaşı olarak ele aldıklarını ve bu nedenle ABD’li müttefiklerinden gelse bile taviz vermemeye ve baskılara boyun eğmemeye kararlı olduklarını dile getiren Said Akaşa sözlerini şöyle sürdürdü:

Müzakereci Mısır, Hamas’ın kötü saha durumu, mevcut araçlarla sahadaki gerçekliği değiştirememesi ve insani durumun giderek kötüleşmesi de dahil olmak üzere pek çok zorlukla başa çıkacak.

Ragab ise işgal güçlerinin Gazze Şeridi topraklarından değil şehirlerin derinliklerinden çekilmesinin yanı sıra aşamaları ve belki de zaman dilimlerini yeniden formüle etmenin, mevcut müzakere turunda müzakere konusu olabileceğini ifade etti. Ragab’a göre bu durum, Mısır’ın daha önce sunduğu öneriyle tutarlı ve Hamas, bunu kabul etmekte isteksizdi.

Mısır Devlet Enformasyon Servisi (SIS) Başkanı Diaa Rashwan, Mısır’ın yakın zamanda Filistinlilere destek olunması, Gazze Şeridi’nde ateşin sağlanması ve bölgede barış ve istikrarın yeniden sağlanması amacıyla ilgili tüm tarafların görüşlerini birbirine yakınlaştırmaya yönelik bir çerçeve önerisi sunduğunu belirtti.

Mısır, Katar ile birlikte ve ABD ile koordineli olarak, Gazze Şeridi’ndeki çatışmaların durdurulması ve esir takası amacıyla İsrail ile Filistinli gruplar arasında arabuluculuk çabalarına öncülük etti. Arabuluculuk çabaları, geçen Kasım ayının sonunda çatışmaları bir hafta durdurmayı başardı. Bu ateşkese göre, işgal güçlerinin elinde bulunan 300 Filistinli mahkumun serbest bırakılması karşılığında Gazze Şeridi’nde 100’den fazla İsrailli tutuklu serbest bırakıldı.

Diğer yandan üst düzey bir Filistinli kaynak, geçen çarşamba günü yaptığı açıklamada, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın gelecek pazar günü Katar’ın başkenti Doha’ya gitmeyi planladığını açıkladı. Kaynak, Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye ile görüşmesine ilişkin toplantı programında herhangi bir düzenleme bulunmadığını dile getirirken, ancak ziyaret sırasında hareketin liderleriyle toplantılar yapılabileceğini belirtti.



BM Güvenlik Konseyi, Husilerin uluslararası deniz trafiğine yönelik artan tehdidine karşı uyarıda bulundu

Yemen açıklarında, Babu’l Mendeb Boğazı’nda demirlemiş bir gemi (AFP)
Yemen açıklarında, Babu’l Mendeb Boğazı’nda demirlemiş bir gemi (AFP)
TT

BM Güvenlik Konseyi, Husilerin uluslararası deniz trafiğine yönelik artan tehdidine karşı uyarıda bulundu

Yemen açıklarında, Babu’l Mendeb Boğazı’nda demirlemiş bir gemi (AFP)
Yemen açıklarında, Babu’l Mendeb Boğazı’nda demirlemiş bir gemi (AFP)

Yemen’de Husilerin tırmandırdığı gerilim, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin acil oturumunda daha geniş bir uluslararası boyuta taşındı. Yemen hükümeti, batı kıyısı ve Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki son gelişmelerin artık ülkenin iç meselesi olmaktan çıktığını, bölgenin güvenliği, deniz ulaşımının serbestliği, enerji tedariki ve küresel ticaret açısından tehdit oluşturduğunu bildirdi.

ABD, İngiltere, Fransa, Danimarka ve Yunanistan’ın tutumları da bu değerlendirmeyle örtüşürken, söz konusu ülkeler Husilerin saldırılarının yanı sıra deniz taşımacılığını, altyapıyı ve sivilleri hedef almasının oluşturduğu tehlikeye dikkat çekti ve gruba verdiği destek nedeniyle İran’ı sorumlu tuttu.

Yemen’in BM Daimî Temsilcisi Abdullah es-Saadi, hükümetin batı kıyısı ve Babu’l Mendeb’teki gelişmeleri sorumluluk ve kararlılıkla takip ettiğini belirtti. Yemen Silahlı Kuvvetleri’nin saflarını yeniden düzenlediğini ve inisiyatifi yeniden ele geçirmek için çalıştığını ifade eden es-Saadi, Husilerin kıyıdaki varlıklarını boğaz ve uluslararası deniz taşımacılığını sürekli tehdit eden bir platforma dönüştürmelerinin önüne geçmeye çalıştıklarını söyledi.

Es-Saadi, gelişmelerin ne kadar ciddi olursa olsun savaşın seyrini veya hükümet ile ulusal güçlerin hedeflerini değiştirmeyeceğini vurguladı. Yemenlilerin yalnızca topraklarını ve karasularını savunmadığını belirten es-Saadi, Babu’l Mendeb’in gemi trafiği, enerji sevkiyatları ve küresel tedarik zincirleri açısından taşıdığı önem nedeniyle verilen mücadelenin ortak bir uluslararası çıkarı da ilgilendirdiğini kaydetti.

dsfrthyj
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Yemen konulu oturumundan (BM)

Bunun artık birkaç kilometrelik sahil şeridinin kontrolüyle ilgili bir mesele olmadığını belirten es-Saadi, asıl sorunun uluslararası toplumun en önemli ticaret ve enerji geçiş güzergâhlarından birinin silahlı bir grubun elinde bir şantaj aracına dönüştürülmesini kabul edip etmeyeceği olduğunu söyledi. Yemen hükümetinin değerlendirmesine göre Husilerin Yemen içinde gerçekleştirdiği saldırılar ile Suudi Arabistan’ı, sivil tesisleri, enerji kaynaklarını ve deniz geçiş güzergâhlarını hedef almasının, ülkenin sınırlarını aşan tek bir tehdidin parçaları olduğunu ifade etti.

ABD ve İngiltere’nin desteği

ABD’nin tutumu da Yemen’in uyarılarıyla örtüşürken Washington, Yemen hükümetine desteğini teyit etti ve İran’ı Husilere silah, eğitim ve finansman desteği sağlamayı sürdürmekle sorumlu tuttu. ABD’nin BM temsilcisi, Husilerin saldırılarının Yemen halkının yaşadığı sıkıntıları artırdığını ve limanların hedef alınması nedeniyle milyonlarca dolarlık ekonomik kayba yol açtığını belirterek İran’dan Husilere verdiği desteği kesmesini istedi.

ABD ayrıca BM Güvenlik Konseyi’nin 2140 ve 2216 sayılı kararlarının uygulanmasına ve Husilere yönelik her türlü destek ile eğitim faaliyetlerinin durdurulmasına desteğini yineledi. Washington, İran’ın söz konusu kararlarla bağlantılı silah ambargosunu ve yaptırım rejimini ihlal ettiğini belirtti.

vfghy
Taiz’in batısında Husilerle yaşanan önceki çatışmalar sırasında bir Yemen ordusu askeri (AFP)

Daha kapsamlı bir açıklamada İngiltere, yaşanan gelişmelerden tamamen Husileri sorumlu tuttu. Londra, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını, Yemen içindeki operasyonlarını tırmandırmasını, uluslararası deniz taşımacılığını tehdit etmesini ve bölgesel istikrarı tehlikeye atmasını kınadı. İngiltere’nin BM Daimî Temsilci Yardımcısı Büyükelçi Kate Foster, Husilerin önceki gece Suudi Arabistan’a düzenlediği saldırılarda 13 sivilin yaralandığını, evler ve yerleşim bölgelerinde hasar meydana geldiğini ve ticari hava trafiğinde aksamalara yol açıldığını söyledi.

Foster, Husilerin Yemen’in Kızıldeniz kıyısı ile Babu’l Mendeb çevresindeki kontrolünü güçlendirmeye yönelik girişimlerinin, dünyanın en önemli deniz ulaşım güzergâhlarından birine doğrudan tehdit oluşturduğu uyarısında bulundu. 126 binden fazla kişinin yerinden edildiğine dikkati çeken Foster, bu sayının artmasının beklendiğini ve özellikle kadınlar ile çocukların gıda, sağlık ve korunma ihtiyaçlarının giderek arttığını belirtti.

Londra ayrıca Husilerin alıkoyduğu yardım ve BM çalışanları ile diplomatik misyon personelinin serbest bırakılmasını talep etti. İngiltere, İran’ın Husilere verdiği desteğin sivilleri, komşu ülkeleri ve deniz ulaşımının güvenliğini tehdit eden saldırıların gerçekleştirilmesine olanak sağladığını ve barış ihtimalini zayıflattığını belirterek, BM Güvenlik Konseyi kararlarının uygulanması ve Husilere silah ile askeri destek aktarılmasının engellenmesi çağrısında bulundu.

Avrupa uyarıyor

Aynı bağlamda Fransa, tehdidin uluslararası boyutuna odaklandı. Fransa’nın BM temsilcisi, Husilerin saldırılarının yanı sıra sivilleri ve sivil altyapıyı hedef almasının uluslararası güvenlik ve barış için tehdit oluşturduğunu belirterek, Kızıldeniz ve uluslararası boğazlarda deniz ulaşımının serbestliğinin güvence altına alınması gerektiğini vurguladı. Fransa’nın Avrupa’nın deniz misyonu ASPIDES operasyonuna desteğini sürdüreceğini belirten temsilci, saldırıların durdurulması ve BM himayesindeki siyasi sürecin devam ettirilmesi çağrısında bulundu.

vf
Sana’da Husi milisleri tarafından düzenlenen bir yürüyüş (AP)

Danimarka, Husilerin sivilleri, altyapıyı ve ticari deniz taşımacılığını hedef alan saldırılarını kınayarak bu saldırıların barış ihtimalini zayıflattığını ve bölgenin istikrarını tehdit ettiğini belirtti. Kopenhag ayrıca İran’ın Husilere verdiği desteği de kınadı. Yunanistan ise Yemen hükümeti ve Suudi Arabistan’la dayanışma içinde olduğunu ifade ederek, Hürmüz Boğazı’ndaki krizle eş zamanlı olarak Yemen’deki gelişmelerin deniz ulaşımının güvenliği, ticaret ve küresel refah üzerindeki etkileri konusunda uyarıda bulundu. Atina, yeni yerinden edilme dalgalarına ilişkin endişesini de dile getirdi.

Bu çerçevede, Afrika Grubu adına konuşan Liberya temsilcisi de Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb’in küresel ticaret ve tedarik hatları açısından hayati öneme sahip geçiş güzergâhları olduğunu belirtti. Deniz ulaşımının serbestliğinin hukuki bir ilke olduğunu vurgulayan temsilci, Yemen’in bölgesel güç mücadelesine veya vekâlet savaşına sahne haline getirilmemesi uyarısında bulundu.


Sudan'da altın madeninin çökmesi sonucu en az 60 kişi hayatını kaybetti

Olay, salı günü Batı Kurdufan eyaletinin en-Nuhud kenti yakınlarındaki ez-Zera altın madeninde meydana geldi (Arşiv-Reuters)
Olay, salı günü Batı Kurdufan eyaletinin en-Nuhud kenti yakınlarındaki ez-Zera altın madeninde meydana geldi (Arşiv-Reuters)
TT

Sudan'da altın madeninin çökmesi sonucu en az 60 kişi hayatını kaybetti

Olay, salı günü Batı Kurdufan eyaletinin en-Nuhud kenti yakınlarındaki ez-Zera altın madeninde meydana geldi (Arşiv-Reuters)
Olay, salı günü Batı Kurdufan eyaletinin en-Nuhud kenti yakınlarındaki ez-Zera altın madeninde meydana geldi (Arşiv-Reuters)

Sudan'ın Batı Kurdufan eyaletinde bir altın madeninin çökmesi sonucu en az 60 işçi hayatını kaybetti. Şarku’l Avsatın AFP’den aktardığına göre iki kurtulan, bugün çok sayıda kişinin hâlâ kayıp olduğunu ve enkaz altında hayatını kaybetmiş olabileceklerinden endişe edildiğini söyledi.

Kaza, dün eyaletteki en-Nuhud kenti yakınlarında bulunan ez-Zera altın madeninde meydana geldi. Bu sabah itibarıyla kurtarma ekiplerinin enkazdan 60 kişinin cansız bedenini çıkardığı bildirildi.


Hamas kaynakları, Şarku’l Avsat’a Refah Tugayı Komutanı’nın suikasta uğradığını doğruladı

Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd
Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd
TT

Hamas kaynakları, Şarku’l Avsat’a Refah Tugayı Komutanı’nın suikasta uğradığını doğruladı

Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd
Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd

Hamas hareketinden üç kaynak bugün sabaha karşı, hareketin silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd’in suikasta uğradığını doğruladı. Kaynaklara göre Ebu Ubeyd, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’un el-Mevasi bölgesinde bulunduğu çadırın iki füzeyle hedef alınması sonucu hayatını kaybetti.

Üç kaynak, Ebu Ubeyd’in saldırı sırasında çadırda yalnız olduğunu ve olayda hayatını kaybettiğini, saldırı sırasında bölgeden geçen bir kız çocuğunun da yaralandığını belirtti.

Kaynaklar, Ebu Ubeyd’in Hamas ve Kassam Tugayları’nın Refah’taki eski yöneticilerinden biri olduğunu ve eski tugay komutanı Muhammed Şebane’ye yakın olduğunu aktardı. Ebu Ubeyd, Şebane’nin öldürülmesinin ardından onun yerine geçmişti.

İsrail, Refah Tugayı’nın eski komutanı Muhammed Şebane’yi 17 Mayıs 2025’te Han Yunus’taki Avrupa Gazze Hastanesi çevresindeki bir tüneli bombalayarak öldürmüştü. Şebane, o sırada Kassam Tugayları’nın komutanı olan Muhammed es-Sinvar’ın yanındaydı. Es-Sinvar, daha önce Muhammed ed-Dayf’ın öldürülmesinin ardından bu göreve gelmişti. Ed-Dayf da 13 Temmuz 2024’te düzenlenen başka bir hava saldırısında, Han Yunus Tugayı’nın eski komutanı Rafi Selame ile birlikte öldürülmüştü.

Ebu Ubeyd’in Refah’ta Kassam Tugayları’nın kuruluşunda rol alan isimlerden biri olduğu ve tugayın önde gelen komutanları arasında yer alan Raid el-Attar ile Muhammed Ebu Şemale’nin yanında görev yaptığı belirtildi. Attar ve Ebu Şemale, 21 Ağustos 2014’te İsrail tarafından öldürülmüştü. Ebu Ubeyd’in ayrıca Kassam Tugayları’nın eski komutanı ve Muhammed ed-Dayf’ın sağ kolu Ahmed el-Caberi ile de iyi ilişkileri bulunduğu, Caberi’nin ise 14 Kasım 2012’de İsrail tarafından öldürüldüğü kaydedildi.

Kaynaklardan biri, Ebu Ubeyd’in 2006 yılında İsrailli asker Gilad Şalit’in kaçırılması operasyonuna katkıda bulunduğunu ve Şalit’in bir süre saklanmasında rol oynadığını söyledi. Kaynağa göre Ebu Ubeyd, son savaş sırasında çok sayıda İsrailli esirin güvenliğinin sağlanmasına ve takas anlaşmaları kapsamında teslim edilmeleri sürecinin denetlenmesine de katkıda bulundu. Ayrıca 2014 yılında Refah yakınlarında İsrail askerlerini kaçırmak amacıyla bir tünel üzerinden sızma girişiminde de rol aldı. Bu operasyonun o dönemde savaşın başlamasına yol açtığı belirtildi.

Ebu Ubeyd, daha önce Yabna Taburu’nun komutanlığını ve Refah’ın merkez bölgesinden sorumluluğu üstlendi. Bir süre istihbarat teşkilatının sorumluluğunu da yürüten Ebu Ubeyd, Şebane’nin yardımcısı olarak görev yaptıktan sonra onun öldürülmesinin ardından Refah Tugayı’nın komutanlığına getirildi.

İsrail ordusu, Ebu Ubeyd’in Şebane’nin öldürülmesinin ardından Refah Tugayı’nın komutanlığına getirildiğini ve daha önce çeşitli görevlerde bulunduğunu açıkladı. Ordu, Ebu Ubeyd’in tugayın faaliyetlerinin yönetilmesinden ve saldırı planlarının hayata geçirilmesinden sorumlu olduğunu, ayrıca savaş boyunca ağır darbe alan tugayın yeniden güçlendirilmesi için çalışmalar yürüttüğünü belirtti.

İsrail son dönemde Kassam Tugayları’nın önde gelen komutanlarına yönelik suikast operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail, perşembeyi cumaya bağlayan gece yarısında (10-11 Eylül), yeni Han Yunus Tugayı Komutanı Muhammed el-Yazuri’yi, el-Mevasi bölgesinde yaya olarak ilerlediği sırada hedef alarak öldürdü.

İsrail ayrıca pazartesiyi salıya bağlayan gece yarısından kısa süre önce, Gazze kentinin kuzeyindeki Sıftavi mahallesinde aracının hedef alınması sonucu Cibaliye el-Beled Taburu Komutanı Ahmed el-Batş’ı öldürdü. Son günlerde düzenlenen peş peşe suikast operasyonlarında farklı alanlarda görev yapan çok sayıda saha komutanı da öldürüldü.

İsrail’in öldürdüğü isimler arasında, geçtiğimiz pazartesi günü Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’un el-Mevasi bölgesinde bir İsrail İHA’sının çadırı bombalaması sonucu hayatını kaybeden Raif Ebu ez-Zemer de bulunuyor. Şarku’l Avsat başka bir saha kaynağından, Ebu ez-Zemer’in Kassam Tugayları’nın askeri eğitim biriminde bölük komutanı olduğunu ve Refah Tugayı’nın önde gelen saha unsurlarından biri olarak faaliyet gösterdiğini öğrendi. Kaynak, Ebu ez-Zemer’in perşembeyi cumaya bağlayan gece Hamad kentinde aracının bombalanması sonucu öldürülen Mümin Ebu Lebde ile doğrudan bağlantısı bulunduğunu belirtti. Diğer ismin ise aynı tugayın keskin nişancı biriminden sorumlu olduğu kaydedildi.

Hamas’tan bir saha kaynağına göre, Askeri Konsey, farklı tugay ve kurmay birimleri ile bölgelerdeki tabur komutanları ve diğer askeri rütbelerde görev yapan isimlerin tamamı için yedek kadrolar bulunuyor. Kaynak, son dönemde teşkilatın yapısının büyük ölçüde yeniden düzenlenmesi sayesinde komutanlardan birinin öldürülmesi halinde başka bir ismin görevi devraldığını belirtti.

Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kassam Tugayları’nın örgütsel yapısının, geçmişte tarihi lider kadrolara yönelik suikastların ardından olduğu gibi tamamen esnek şekilde işlediğini söyledi. Kaynağa göre, söz konusu liderlerin öldürülmesinin hemen ardından Askeri Konsey ve tugayların yönetimi için alternatif isimler görevlendirildi.