Rusya ile Türkiye arasında Karadeniz

Fransız Le Monde gazetesinin yayınladığı haber, iki ezeli komşu arasındaki dikenli Türkiye-Rusya ilişkilerine ışık tutuyor

Karadeniz, Türkiye’nin elinde bir koz (Reuters)
Karadeniz, Türkiye’nin elinde bir koz (Reuters)
TT

Rusya ile Türkiye arasında Karadeniz

Karadeniz, Türkiye’nin elinde bir koz (Reuters)
Karadeniz, Türkiye’nin elinde bir koz (Reuters)

Menal Nahas

Rusya Devlet Başkanı’nın 12 Şubat’ta Ankara’yı ziyaret etmesi bekleniyordu. Ertelenen ziyaret öncesi kaleme alınan bu yazı ziyaretin amacını ve iki ülkenin karşılıklı ilişki ve beklentilerini sorguluyor.

‘Boğaz’ın Bismarck’ı’ olarak da anılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, savaşın ilk aylarında İstanbul’da başarısızlıkla sonuçlanan iki oturumdan sonra Vladimir Putin ile Volodimir Zelenskiy’i bir Türk zemininde aynı masada bir araya getirmenin hayalini kuruyor.

Ukrayna’nın Karadeniz’deki dengeleri değiştirmesinin ardından iki ezeli komşuyu bir araya getiren iç içe geçmiş Türkiye-Rusya ilişkileri hakkında Fransız Le Monde gazetesinin, Foreign Affairs dergisinin bir makalesine dayanarak 5 Şubat 2024’te yayınladığı uzun araştırmanın öne çıkan başlıkları şöyle:  

20’nci yüzyıldan kalma uluslararası bir anlaşma, Karadeniz’e kimin girip çıkabileceğine karar verme yetkisini yalnızca Türkiye’ye vermişti. Balkan, Slav ve Akdeniz dünyalarının kavşağında yer alan bu denizin tarihi, 24 Şubat 2024’te Vladimir Putin Ukrayna’yı işgal edene kadar sorunlardan ve çekişmelerden uzak kaldı. O zamandan sonra ise tekrarlayan çatışmaların sahnesine dönüştü ve Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin uyardığı üzere ‘savaşın yeni ekseni’ haline geldi. Moskova ile Kiev arasında yaşanan savaşın yanı sıra, aynı kıyıyı paylaşan iki ülke Türkiye ile Rusya da birbirlerini gözlüyor ve endişe verici bir ‘düşman iş birliğine’ benzeyen ortamda kontrol sahibi olmak için rekabet ediyor.

Barış zamanlarında dünya buğday ticaretinin dörtte biri bu deniz yolundan geçiyor. Ancak Rusya-Ukrayna savaşı, Moskova’nın Ukrayna’ya uyguladığı kuşatma ve Batı’nın da Rusya’ya uyguladığı yaptırımlar sebebiyle Rusya ile Ukrayna’nın ürettiği buğday, mısır, arpa ve ayçiçeği yağı ihracatını sekteye uğrattı.

Türk Donanması, 2022 yılında Boğaz’dan 35 bin 146 geçiş kaydetti. Bu sayı çatışma öncesinde 48 bindi. Kiev ve müttefikleri, Moskova’nın muhalefetine rağmen 2023 yazında Ukrayna’nın buğday ihracatı için bir deniz koridoru oluşturdu ve 15 milyon ton buğday ihraç edildi. Ukraynalı çiftçilerin geçimlerini temin etmek için ihracatlarının hacmini artırmaları gerekiyor.  

27 Aralık 2023’te Panama bayrağı taşıyan ve buğday yüklemek üzere Ukrayna’nın İzmail limanına giden bir gemi, Tuna Nehri’nde hedef alındı. Yüzen mayın patlamasında iki denizci yaralandı. Bu olaydan iki ay önce de Türkiye’deki Kastamonu ve Ereğli limanları girişinde iki mayın patlamış ancak herhangi bir can kaybı yaşanmamıştı.

11 Aralık 2023’te Londra, bu tür olayların yaşanmaması için Kiev’e iki mayın avlama gemisi verdiğini açıkladı. Türkiye ise 1936 Montrö Sözleşmesi’nin kendisine verdiği yetkiye göre bu iki Britanya gemisinin Karadeniz’den geçişini reddederek ilgili ülkeleri şaşırttı. Türkiye Cumhurbaşkanlığı, yaptığı açıklamada bu tutumu, ‘gerilimden kaçınma’ arzusuyla gerekçelendirdi.

Türkiye daha önce de iç deniz limanlarından birine yanaşma izni olmayan gemilere ve NATO deniz güçlerine karşı benzer bir tedbire başvurmuştu.

Yasak, Rus filosu için de geçerli. 28 Şubat 2022’de Ankara Moskova’nın isteğine karşı çıkarak, Rus gemilerinin Akdeniz’den dönüşünü yasakladı ve Moskova bu karara uymak zorunda kaldı. Ukrayna’nın Karadeniz’deki limanı Odessa, bir amfibi saldırısından kurtuldu ve böylece aynı yılın bahar aylarında Mariupol’u harabeye ve küle dönüştüren akıbetten de kurtulmuş oldu.

Atlantik liderlerinin Britanya gemilerinin engellenmesine yönelik protestoları da Türkiye’nin tutumunu yumuşatmaya yardımcı olmadı. Türkiye, müttefiklerinin bu konudaki görüşleri ne olursa olsun yasal hak ve yetkilerine bağlı kalıyor ve coğrafi konumundan ötürü kapılarını açıp kapama yetkisine sahip olduğu deniz bölgesinin güvenliğini gözetiyor. Türk Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, 18 Kasım 2023’te şu açıklamayı yaptı:

Karadeniz’de ne Atlantik güçlerini ne de Amerika’yı istiyoruz. Endişemiz, bu güçlerin Karadeniz’i Ortadoğu’ya, yani Batılı çekişmelerin ve müdahalelerin peşinden sürüklenen bir alana çevirmeleridir.

Mayınlı geçit

Öte yandan Türkiye, buğday ihracatı koridorundan mayınların temizlenmesine katkıda bulunmayı taahhüt etti ve bu doğrultuda 11 Ocak’ta Romanya ve Bulgaristan ile bir anlaşma imzaladı. Aslında Türklerin her şeyden önce istediği şey, Rusya’yla anlaşmazlıktan kaçınmaktır. Düşman gemilerin bu sulara gelmesinin Moskova’yı kızdıracağına şüphe yok. Araştırmacı Sinan Ülgen’e göre “Türkiye, NATO’nun bu bölgeye girişine karşı çıkıyor, çünkü bu hem Moskova’yla ilişkinin dengesini bozar hem de Ankara’nın taahhütlerine ve hukuka bağlı tutumuna aykırı bir davranış olur. Türkler, kendi deniz kuvvetlerinin tehditlerle yüzleşme yükünü kaldırabileceğini düşünüyor.”

1990’lı yıllardan ve Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana Türkler ve Ruslar, Batılıları uzak tutmak, Karadeniz’de beraber yaşamak ve iki tarafın çıkarlarını gözetmek istiyor. İki ülke arasında deniz iş birliğini gözetmekle görevlendirilen bir forum ile ortak deniz gücü kuruldu. Türkiye, (Sovyetler Birliği’nin çöküşünden bir yıl sonra 1992’de kurulan ve) merkezi İstanbul’da bulunan Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü’nün geliştirilmesini üstlendi. Thomas More Enstitüsü’nde araştırma direktörü Sylvestre Mongrenier’e göre bu örgütün kuruluş amacı, Türk denizcilik kentini merkeze alan bölgesel bir pazar kurmaktı. Türkiye, bu örgütün Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne (AB) üyelik adaylığını destekleyen bir faktör olacağını düşündü. AB de öngörülen iş birliğini ve bunun Avrupa’nın güneyinde ve doğusunda arzu edilen barışın ve refahın tesis edilmesi bakımından muhtemel sonuçlarını destekledi.

Mongrenier’ye göre o dönemde Ankara, Karadeniz üzerinde ortak bir Türk-Rus kontrolü geliştirmeye yönelik müzakerelerde AB’ye ve NATO’ya dayanmaya çalışıyordu. İki yıl süren savaş, bu stratejik suları ‘tıkayan’ iki güç arasında ticari iş birliğinin güçlenmesine yol açtı: Moskova, deniz kuşatmasından ve Ankara da iki boğaz üzerindeki kontrolünden fayda sağladı. İki otokrat Putin ile Erdoğan, birbirlerini komşu olarak görüyor. Putin’in Karadeniz’deki tatil beldesi olan Soçi’de iki lider, 2022 yazında ülkelerinin ticaret dengesini ve alışverişlerini artırmaya karar verdi.

Ukrayna’yı işgalinden ve işgalin ardından Avrupa’da yaşanan çatlaktan sonra Rusya, Türk komşusuyla iş birliği sayesinde ekonomisinin çarklarının dönüşünü nispeten koruyabildi. Türkiye; Rus gazını Orta Avrupa’ya taşıyan TürkAkım boru hattı ve Karadeniz aracılığıyla Rusya’dan gaz, ham petrol, mazot, kömür, maden ve gübre satın alıyor. Mavi Akım (Blue Stream) sualtı boru hattı da Rus devi Gazprom’a, 20 yıldır Türk evlerinin gaz ihtiyacını karşılama imkânı veriyor.

Türkiye, Rusya’ya yönelik Batılı yaptırımları uygulamayan tek NATO üyesi. Geniş kıyısı, yetkin lojistik yapıları ve tecrübeli küçük ve orta ölçekli şirketleri, onun, ideal bir geçiş kavşağı rolü üstlenmesini sağladı. Nitekim Türkiye’nin Rusya’ya ihracatının değeri, 2002 yılında yüzde 62 arttı. Aynı oran, sonraki yılda da korundu. Alanı açık kaldı ve limanları hayati önem taşıyan malları Moskova’nın askerî ve endüstriyel kompleksine yeniden ihraç etti. Türkiyeli iş adamları da Rus şirketlere hizmete aracılık ediyor.

Uluslararası dev konteynır taşımacılığı şirketleri, yaptırımlardan ve yüksek sigorta ücretlerinden kaçınmak için Karadeniz’deki faaliyetlerini durdurmak zorunda kaldı. Uluslararası şirketlerin bıraktığı işleri ise Türk şirketler devraldı. Buna göre bugün Asya ve Avrupa’dan gelen binlerce konteynır gemisi İstanbul, Mersin ve İzmir kıyılarına yanaşıyor, sonra da Rusya’nın Novorossiysk limanına doğru yeniden yola çıkıyor. Bu faydacı değerlendirmeler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, Kiev’in kendi buğdayını ihraç etmeyi sürdürmesini sağlamak için çaba sarfetmekten alıkoymadı: Rusya’nın işgal ettiği Ukrayna bölgelerinden çalıp Türk limanlarında Lübnan’a ve Suriye’ye sattığı binlerce tonun geçişine göz yumdu.

Türkiye’nin dolambaçlı yolu bazı açılardan daha sorunlu. Mesela elektronik bağdaştırıcılar, iletişim cihazları, çift kullanımlı ürünler (cep telefonları, çamaşır makineleri…) gibi ürünlerin ihracat hacminde şüpheli bir artış yaşandı. Türk limanları bu ürünleri Rusya’ya ve Sovyet sonrası beş ülke olan Gürcistan’a, Ermenistan’a, Kazakistan’a, Kırgızistan’a ve Özbekistan’a ihraç ediyor ve Rusya’nın çıkarlarına hizmet ettiği şüphesini doğuruyor. Ukraynalılar, patladıktan sonra kalıntılarını dikkatle inceledikleri Rus füzelerinin ABD’de, Avusturya’da, Güney Kore’de veya Tayvan’da üretilen elektronik bileşenler içerdiğini ve bunların bir kısmının Türkiye’den geçtiğini kaydetti.

ABD, bu kaçakçılık döngüsüne dahil olan yaklaşık 10 Türk şirketini cezalandırmak için girişimde bulundu. ABD Hazine Bakanlığı Müsteşarı Brian Nelson’ın Türkiye’yi ziyaret edip, Batı ambargosunu delmeye yönelik faaliyetlerini kınamasından birkaç hafta sonra Türk bankaları, ABD dolarının dolaşımını ve çek piyasasını denetleyen uluslararası SWIFT sisteminden çıkarılmaktan korkarak, Rusya ile mali işlemlerini kısıtladı.  

Endişe verici komşuluk

Rusya-Türkiye ilişkileri, Karadeniz’le sınırlı değil. Bu ilişkiler; Suriye’yi, Libya’yı, Güney Kafkasya’yı ve dahi Ukrayna’yı da kapsıyor.

Bu ülkelerden bazısında çıkarlar kesişiyor. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kiev’e olan desteğinden hiç vazgeçmedi. Türk ordusu da uçaklarının Karadeniz semalarındayken elde ettiği askerî bilgileri aktarmaya devam ediyor. Ankara, Karadeniz’in bir ‘Rus gölüne’ dönüşmesinden korkarak 2019 yılında Kiev’le savunma ortaklığı imzaladı ve Kiev’i silahlı insansız hava araçları, uçak motorları ve kruvazör üretimine ortak etti. 

Recep Tayyip Erdoğan, Rusya’nın Ukrayna topraklarını ilhakını her zaman kınadı. Kırım Yarımadası’nın Türk tarihî hafızasında özel bir yeri var. Türkler, Kırım’ı dilde kardeşleri olan Tatarların beşiği olarak görüyor. Kırım, 1475’ten 1783’e kadar üç yüzyıl boyunca Babıali’nin himayesi altında kalmış ve Kırım üzerinde kontrol kurmaya çalışan Çarlık Rusya’sı ile Osmanlı Türkiye’si arasındaki savaşlara konu olmuştur.

Kremlin’in Efendisi ile iyi ilişkilere sahip olsa da Türkiye Cumhurbaşkanı, Rusya’nın yayılmacı eğiliminden ve Karadeniz’in güvenliği için oluşturduğu stratejik tehditten çekiniyor. Rusya’nın 2008’de Abhazya’da, 2014’te Kırım’da deniz kıyılarını ve 2018 yılında da Azak Denizi’nin tüm kıyılarını kemirmesi, hiç kuşkusuz Ankara’yı epeyce tedirgin etti.

Zonguldak yakınlarındaki sularda Türkiye’nin Rus gazına olan ihtiyacının dörtte birini karşılayabilecek bir gaz kuyusunun keşfedilmesi, Türkiye hükümetini deniz ulaşım yollarını korumaya sevk ediyor. İki lider arasındaki ilişki, Türkiye’nin Rus ordusunun Mariupol’de esir aldığı beş Ukraynalı subayın serbest bırakılıp Kiev’e gönderilmesi yönündeki girişimi nedeniyle karmaşık hale geldi. Bu girişim, Putin’le yapılan ve bu subayların savaş bitene kadar Türkiye’de kalmalarını gerektiren bir anlaşmaya aykırıydı.

Erdoğan’ın rüyası

Türkiye Cumhurbaşkanı’nın sözünü çiğnemesinden sonra iki lider, 2023 yazında Soçi’de bir araya geldiğinde Erdoğan’ın, ticaret koridorunun dokunulmazlığının yenilenmesine ilişkin arabuluculuğu meyve vermedi. Rus Donanması, 14 Ağustos’ta Odessa yakınlarında Şükrü-Okan adlı bir Türk gemisine ateş açtı ve deniz uçağıyla gelen Rus askerler, gemiyi aradıkları sırada Türk denizcileri başları eğik bir şekilde beklemeye zorladı.

Rusların Beşşar Esed rejimini desteklemeye başlamasının ardından 24 Kasım 2015’te Türk Hava Kuvvetleri’nin Suriye-Türkiye sınırında uçan bir Rus uçağını düşürmesi üzerine iki ülke, silahlı çatışmaya girdi. Sonra Türkiye Cumhurbaşkanı, olaylı ilgili bir özür mektubu yazmak zorunda kaldı. Haziran 2020’de de lazer güdümlü bir Rus bombası, İdlib vilayetindeki barınaklarında 34 Türk askerini öldürdü. İki lider, bir kez daha anlaşmazlığı giderdi.

Ancak bu iki olayda da Rusya Devlet Başkanı’nın eli baskın ve güçlüydü. Ama bugün özellikle Karadeniz’de durum böyle değil. Zira filosu, Ukrayna’ya ait topçuların, insansız hava araçlarının, füzelerin ve bombardıman uçaklarının menzilinde. Bunlar son aylarda aralarında komuta gemisi Moskova’nın da bulunduğu 30 büyük donanma gemisini yok etti veya hasara uğrattı. Ukrayna’nın saldırıları, İran’ın Hazar Denizi kıyısındaki deniz yolunu da tehdit ederek, Şahid İHA’larını Volga-Don Kanalı’na, ardından Azak Denizi’ne ve Karadeniz’e götürüyor.



Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.


Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
TT

Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’li müzakerecilerle gerçekleştirdiği görüşmelerin ilk turunun sonuçları hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi. Diğer yandan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, Tahran ile Washington arasında nükleer müzakerelerde arabuluculuk rolü üstlenen Umman’a yarın bir heyetin başında gitmeyi planladığını açıkladı.

Laricani’nin ziyareti, geçen hafta sonu Umman’da yaklaşık dokuz aylık aranın ardından yapılan dolaylı görüşmelerin ilk turunu izleyen ve İran-ABD hattında ikinci bir müzakere turuna ilişkin beklentilerin arttığı bir döneme denk geliyor.

Söz konusu görüşmeler, ABD’nin İran yakınlarında deniz kuvvetlerini artırdığı ve Tahran’ın olası bir saldırıya sert karşılık vereceğini duyurduğu bir ortamda, diplomasiye yeni bir fırsat açmayı amaçlıyor.

Laricani, Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Umman’da üst düzey yetkililerle bir araya gelerek son bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele alacağını, bunun yanı sıra ikili iş birliğini farklı düzeylerde değerlendireceğini belirtti.

Müzakerelerin bir sonraki turunun tarih ve yerinin ise henüz açıklanmadığı kaydedildi. Nükleer görüşmelere, İran’da Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin nezaret ettiği ve nihai kararların, Dini Lider Ali Hamaney’in onayının ardından alındığı ifade edildi.

scdvfgth
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, 18 Ocak’ta Tahran’da Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin için düzenlenen resepsiyonun ardından ofisinden ayrılırken görülüyor. (Laricani’nin internet sitesi)

Laricani’nin Umman’a yapacağı ziyaretin duyurulması, Arakçi’nin bugün parlamentoyu, kapalı kapılar ardında yapılan bir oturumda görüşmelerin sonuçları hakkında bilgilendirmesiyle eş zamanlı gerçekleşti.

Parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkan Yardımcısı Abbas Muktedayi, oturumun yapıldığını doğrulayarak, İran Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin de Arakçi ile birlikte toplantıya katıldığını bildirdi.

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise “İran sıfır zenginleştirmeyi kabul etmeyecektir” diyerek, ‘ülkenin ulusal gücünün unsurlarından biri olan füze kapasitesinin hiçbir şekilde müzakere konusu yapılamayacağını’ vurguladı.

Parlamento Başkanlık Divanı Sözcüsü Abbas Guderzi de Dışişleri Bakanı ile Genelkurmay Başkanı’nın toplantı sırasında İran’ın uranyum zenginleştirmeden vazgeçmesine karşı olduklarını açıkça ifade ettiklerini söyledi.

Guderzi, ‘müzakerelerin yeri ve çerçevesinin tamamen İslam Cumhuriyeti tarafından belirlendiğinin’ teyit edildiğini belirterek, bunun ‘İran’ın diplomasi sahasındaki gücünü yansıttığını’ dile getirdi. Ancak bu tutumun hangi tarafça ilan edildiğine dair ayrıntı vermedi.

Öte yandan Arakçi dün düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin ‘gerçek müzakereler yürütme’ konusundaki ciddiyetine dair şüphelerini dile getirdi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Arakçi, İran’ın ‘tüm işaretleri değerlendirdikten sonra müzakerelere devam edip etmeme konusunda karar vereceğini’ söyledi ve bu kapsamda Çin ve Rusya ile istişareler yürütüldüğünü ifade etti.

frvfr
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte uçak gemisi “Abraham Lincoln” üzerinde (ABD Donanması – AFP).

İran, kırmızı çizgileri olarak gördüğü tutumunda ısrarcı davranıyor. Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı kalmasını kabul ediyor ve barışçıl bir nükleer programa sahip olma hakkını vurguluyor. Buna karşılık, Körfez’de geniş bir deniz gücü konuşlandıran ve bölgedeki üslerde askeri varlığını artıran ABD, iki ek başlığı da içeren daha kapsamlı bir anlaşma talep ediyor. Washington’un gündemindeki bu başlıklar, İran’ın füze kapasitesinin sınırlandırılması ve Tahran’ın İsrail’e düşman silahlı gruplara verdiği desteğin sona erdirilmesi olarak öne çıkıyor.

İsrail ise bu iki başlıkta herhangi bir taviz verilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu çerçevede İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun çarşamba günü Washington’a gitmesi bekleniyor.