Devlet aktivistlerin hizmetinde: İsrail için özel bir model

İslami ve Arap hareketleri ele alınıyor ancak aşırılıkçı yerleşimci gruplar göz ardı ediliyor. (Görsel: Eiko Ojala/Majalla)
İslami ve Arap hareketleri ele alınıyor ancak aşırılıkçı yerleşimci gruplar göz ardı ediliyor. (Görsel: Eiko Ojala/Majalla)
TT

Devlet aktivistlerin hizmetinde: İsrail için özel bir model

İslami ve Arap hareketleri ele alınıyor ancak aşırılıkçı yerleşimci gruplar göz ardı ediliyor. (Görsel: Eiko Ojala/Majalla)
İslami ve Arap hareketleri ele alınıyor ancak aşırılıkçı yerleşimci gruplar göz ardı ediliyor. (Görsel: Eiko Ojala/Majalla)

Şirin Yunus

İlk bakışta, Filistinlilere saldırılar düzenleyen veya ‘bedel ödetme’ eylemleri gerçekleştiren yerleşimci gruplara atıfta bulunmak doğal görünebilir. Veya işgal altındaki Batı Şeria'da İsrail ordusunun subaylarıyla karşı karşıya gelen bağımsız gruplar olarak ‘devlet dışı aktörler’ olarak adlandırılan gruplara işaret etmek… Aslında durum, bu grupların aksine ‘liberal’ akıma ait olmalarına rağmen, Yahudiliği devleti Yahudi olmayanlardan ayıran bir Yahudi devletinin kurulması yönünde ‘kurtuluşa’ katılım temeline dayanan dini Siyonizm düşüncesine dayanıyor. Batı Şeria ve Gazze Şeridi de dahil olmak üzere tüm topraklarda bu düşünceye hizmet ediyor. Ancak bu konu, bu grupların tüm şekilleriyle genel sisteme bağlı olduğu ortaya çıktıktan sonra daha da karmaşık hale geliyor.

Bölgesel Düşünce Forumu'nda dini milliyetçilik konusunda uzman araştırmacı Dr. İyran Sıdkiyahu, Majalla’ya verdiği demeçte, son zamanlarda ‘devlet dışı aktörler’ olarak adlandırılan gruplar üzerine bir eğitim programı düzenlediğini belirtti. Programda, Hamas ve Hizbullah gibi bölgede etkin olan İslami ve Arap gruplarını ele aldığını ancak sertçe yerleşimci gruplara girmediğini ifade etti. Bu grupların devletle ve kurumlarıyla çatıştığını ve onları kışkırttığını söyleyerek, sonunda bunların aslında onun bir parçası olduğunu vurguladı.

1980'lerdeki yeraltı Yahudi gruplarının faaliyetleri, Mısır'la yapılan barış anlaşmasının ardından Filistinlilere taviz verme korkusu nedeniyle devletle yaşanan çatışma durumunun bir parçasıydı.

Sıdkiyahu, bu grupların mensup olduğu dini Siyonist hareketin genel olarak Siyonist hareketin bir parçası olduğunu ve onu temsil eden siyasi partilerin birçok İsrail hükümetinde temel bir spektrum oluşturduğunu belirterek aşırı yerleşimci grupların durumuna yeniden teşhis koydu. Sıdkiyahu bu hükümeti her zaman desteklemeye karşı. Bu durum, hükümetin İsrail topraklarından çekilme veya ‘İsrail topraklarından’ vazgeçme kararı aldığı durumlarda kurumlarla sürtüşmeye neden oluyor. Sıdkiyahu'nun söylediği gibi, hükümetler toprakları terk etmeye başladıkça, devlete karşı aktif aşırıcı gruplar üreten dindar Siyonizm eğilimiyle arasındaki uçurum da o kadar büyüyor.

Sıdkiyahu, görüşünü güçlendirmek için sunduğu örnekler arasında, 1980'lerde Batı Şeria'daki belediye başkanlarını bombalı saldırılarla öldürme girişimi gibi, Yahudi gizli grupların faaliyetlerine işaret etti. Bu faaliyetler, Mısır'la barış anlaşması imzalandıktan sonra Filistinlilere taviz verilmesi endişesiyle devletle çatışma durumunun bir parçası olarak görülüyordu. Aynı bağlamda, eski İsrail Başbakanı Yitzhak Rabin'in bir İsrail vatandaşı tarafından öldürülmesi, pratikte ‘tüm İsrail topraklarının’ bir kısmından vazgeçmeyi reddeden eğilimi ve bu durumda ‘Oslo Anlaşmalarının’ reddedilmesini temsil ediyor.

Sıdkiyahu, İsrail'deki dini Siyonist hareketlerin aşırı kanadında, Batı Şeria'daki yerleşimcilerin derinliklerinde bulunan ve binlerce Filistinliye saldıran Hilltop Youth (Tepe Gençleri) grubunun, İsrail'in Gazze'deki yerleşimlerden çekilmesinin ardından etkinliklerini artırdığını belirtiyor. Ayrıca, Oslo Anlaşması'ndan sonra artan kaçak yerleşim bölgelerindeki yerleşimcilerle, Batı Şeria'da küçük tarımsal yerleşimler kuranlar arasında da sık sık çatışmalar yaşandığını ifade ediyor. Ancak bu grupların durumu karmaşık hale getirdiğini ve İsrail ordusu tarafından korunduğunu, bazı siyasi partiler ve devletten temel finansmanı alan bazı partiler ve hareketlerin de desteğini aldığını özetliyor.

Gazze'de savaşın patlak vermesi, yerleşim grupları ile devlet kurumları arasındaki ilişkiyi netleştirdi

Eski İsrail İç Güvenlik Teşkilatı Başkanı Yaakov Peri, Majalla’ya verdiği röportajda, yasa dışı eylemlerde bulunan ve resmî kurumlarla açık bir şekilde karşı karşıya gelmeye çalışan tarafların her zaman güvenlik güçleri ve Şin Bet'in Yahudi bölümü tarafından izlendiğini belirtiyor. Bu grupların sistemi sarsmaya ve tehdit oluşturmaya yönelik herhangi bir eylemi takip ettiğini vurguluyor ve 2016 yılında terörle mücadele yasasının yürürlüğe girmesinin, bu gruplardan bazı bireyleri idari gözaltına almayı veya terörist eylemlerle suçlamayı kolaylaştırdığını vurguluyor.

Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığı analize göre Peri, İsrail İç Güvenlik Teşkilatı'ndaki hizmeti sırasında, aşırı yerleşimci grupların düzenlediği etkinlikler arasında,1980'lerdeki ‘Gizli Yahudi Hareketi’ faaliyetini hatırlatıyor. Bu faaliyetler, el-Halil'de Filistinlilerin öldürülmesini, Filistinli belediye başkanlarına suikast girişimlerini ve Kubbetü's Sahra'nın bomalanması planlarını içeriyordu. Grup üyeleri Kudüs'te Filistinlileri taşıyan otobüsleri havaya uçurmaya çalışırken tutuklanmıştı. Peri, bu grupların mensuplarının ‘İsrail toprakları’ ilkesine ve Batı Şeria ile Gazze'deki yerleşimcilik zorunluluğuna inanan sağ kanattan geldiğini belirtiyor. Peri'ye göre, günümüzde Hilltop Youth üyeleri ve Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'in liderliğindeki Dini Siyonizm partisi ile Itamar Ben Gvir'in liderliğindeki Otzma Yehudit (Yahudi Gücü) partisinin üyeleri, ordu faaliyetlerinden bağımsız olarak hareket eden silahlı gruplar arasında yer alıyor.

Peri, radikal grupların faaliyetlerinin genellikle doğrudan devlet tarafından finanse edilmediğini, ancak mensuplarının her yerleşimcinin aldığı özel finansmanı aldığını belirtiyor. Bu durum, bu grupların devlet dışı aktörler olarak kabul edilmesi ile normal vatandaşlar arasındaki farkın azalmasına neden oluyor. Ayrıca, bazı grupların İsrail dışındaki Yahudi örgütlerinden destek ve bağış aldığını vurguluyor; bu örgütler, ‘bütün İsrail toprakları’ ilkesine inanıyor.

Filistinli çiftçilere saldıran, onları topraklarından süren ve mahsullerini söken aşırılıkçı yerleşimci gruplarını ‘devlet çerçevesi dışındaki aktörler’ olarak görmek ile devletin bilgi ve finansmanına sahip vatandaşları yasa dışı ilan etmek arasında ince bir çizgi var. Batı Şeria'daki yerleşimci hareketlerini izleyen İsrail ‘Peace Now’ Hareketi’ndeki aktivistlerden Hagit Ofran bu grupların durumunun son derece karmaşık olduğunu belirtiyor. Ofran'a göre, bu gruplar belirli yönlerden bağımsız ve resmi devlet çerçevesinin dışında hareket ederek yeni gerçekler oluşturuyorlar ve Filistinlilere saldırıyorlar. Ancak diğer yandan, devletle bağlantılı olarak koruma ve destek sağlıyorlar.

Eiko Ojala/Majalla
Eiko Ojala/Majalla

Ofran sözleirni şöyle sürdürdü:

“Bizim bildiğimiz kadarıyla İsrail'de mevcut bir grup veya kuruluşun, İsrail'in rejimini devirmeyi veya değiştirmeyi amaçlayan resmi bir varlığı yoktur. Ancak Batı Şeria'da yerleşimlerdeki Hilltop Youth' gibi mevcut gruplar ve Batı Şeria'daki toprakları ele geçiren ve Filistinlilerin hareketlerini engelleyerek kendi evleri ve çiftlikleri kurarak faaliyet gösteren yerleşimciler, faaliyetlerinde 2018'den sonra artış göstermiştir. Bu gruplar bazen devletle net ve sert bir şekilde karşı karşıya gelerek, yerleşimciler arasında aşırılık yanlısı kategorilere dahil ediliyor. Şu ana kadar yerleşimcilik faaliyetlerinin ve aktivistlerinin devlet kaynaklarından finanse edildiğini kanıtlayamadık, ancak bunların devlet içindeki bazı kesimlerden ve resmî kurumlardan destek aldığına inanıyoruz. Bu destek sonunda ‘Emunah’ hareketi gibi örgütler ve ‘Gush Emunim’ örgütündeki yerleşim faaliyetlerinden sorumlu olan ‘Amana’ hareketi gibi kuruluşlar aracılığıyla devletin ve resmi kurumların bakanlıklardan ve ofislerden fon aldığını göstermektedir. Ayrıca, Smotrich gibi bakanlar, yerleşimcilik faaliyetlerinin yasal durumunu düzenlemeye çalışarak bu desteği sağlıyor.”

Ofran, konuşmasına bahsettiği ince çizgiyle devam etti:

"Gazze'de savaşın patlak vermesi, özellikle de devletin yerleşimcileri daha fazla silahlandırması ve orduyu savaşa katılmak yerine yerleşimleri korumak için yerleşimcilere görev vermesinden sonra, yerleşimci gruplar ile devlet kurumları arasındaki ilişkiyi daha net hale getirdi. Artık yerleşimcilerin Filistinlilere saldırıları resmi ordunun üniforması altında gerçekleşiyor."

Savaşın patlak vermesi ve 7 Ekim olaylarından sonra durumu daha da kötüleştiren şey, yerleşim yerlerini korumak için yerleşimcilerin işe alınmasıydı.

Aktivist Yehuda Shaul, Arapça'da ‘Sessizliği Bozanlar’ ile eşanlamlı olan Breaking the Silence örgütünün uzun yıllar genel müdürü olarak çalıştı. İsrail ordusundaki eski askerler ve subaylar tarafından kurulan bir örgüt ve ordunun ve Batı Şeria'daki yerleşimcilerin uygulamalarına ilişkin farkındalığı artırmak için çalışıyor. Yıllar boyunca çalışması sırasında, aşırı yerleşimci grupların faaliyetleri hakkında bilgi sahibi oldu.

Shaul, Majalla’ya yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Aşırılık yanlısı yerleşimcilerin faaliyetleri ve Filistinlilere veya bazen Yeşil Hat içindeki bölgelere yönelik saldırıları meselesi karmaşıktır. Yapısal olarak, İsrail vatandaşı yerleşimciler ile asker yerleşimciler arasında ayrım yapmak ve ayrımı belirlemek zordur. Ayrıca, yerleşimcilerin günlük yaşamlarındaki askeri varlık, ordunun ve egemenliğinin onlar üzerinde kontrol sağlamasını zorlaştırır. Birçok durumda, belirli bir bölgedeki askerlerle o bölgedeki yerleşimciler arasında dostluk ilişkileri gelişir. Bu durum, yerleşimcilerin yasalara uymaması durumunda dahi askerlerin müdahale etmekte zorlanmasına yol açabilir. Ayrıca, askerlerin yerleşimcilerin güvenliğinden sorumlu olarak atandığı durumlarda, bu askerlerin talimatları ve yönergeleri genellikle o yerleşimci tarafından merkezi olarak belirlenir.”

7 Ekim olayları ve savaşın patlak vermesinden sonra, yerleşimlerin korunması için genişletilmiş koruma birimlerine yerleşimcilerin katılması, durumu daha da karmaşık hale getirdi. Bu birimler, silahlı grupları da içeren genişletilmiş koruma birimleridir. Bu da yerleşimcilerin ordu tarafından silahlandırıldığı anlamına gelir. Bu nedenle, aşırı yerleşimcilerin ve devlet politikalarını ihlal edenlerin ‘devlet dışı aktörler’ olarak nitelendirilmesi daha da zorlaştırıyor.

Yehuda Shaul, düşünce ve ideoloji yoluyla radikalizme yönelen dindar Siyonist grupları birbirinden ayırmaya çalışıyor ve onları ‘Hilltop Youth’un da dahil olabileceği üç gruba ayırıyor:

Yehuda Krallığının kurulmasını destekleyen ve Tevrat'ın hükümlerine dayanan bir Yahudi devleti oluşturmayı hedefleyen gruplar, Yahudilik ile demokrasi arasında bir ayrışma yaratmayı amaçlayarak ‘Büyük İsrail’ fikrini aşarlar. Bu eğilim, Yehuda Krallığına doğru bir geçişi hızlandırabilir. Bu çerçevede, Shaul, 2015 yılında Batı Şeria'nın Duma köyünde Dawabsheh ailesini öldüren grubun, Hilltop Youth’ içinde terörist bir örgüt olarak kabul edildiğini belirtiyor. Ayrıca, ‘bedel ödetme’ olarak bilinen operasyonları gerçekleştiren gruplar da vardır. Bu operasyonlar, ırkçı sloganlar yazarak ve Yeşil Hat'a ulaşarak araçları tahrip etme veya Tiberya yakınlarındaki Tabgha bölgesinde bir kiliseyi yakma gibi mülkiyetleri yok etme eylemlerini içerir.

Resmi çerçevelerden ve dini kurumlardan ayrılan, isyan çıkaran ve genellikle dindar kabul edilen yerleşimci grupları.

Klasik yerleşimciler her bölgeye yerleşip toprak ele geçirmeye çalışıyorlar, ancak yerleşim çiftlikleri sahipleri gibi devlete karşı çıkma veya onu devirme eğiliminde değiller.

Shaul, son yıllarda Batı Şeria'da aşırılık yanlısı yerleşimcilerin yayılmasının arkasındaki nedenlerden birinin coğrafi konum olduğunu açıkladı. Bu gruplar, çatışmanın tüm coğrafi alan üzerinde gerçekleşeceğine karar verdi ve bu da Filistin topraklarının derinliklerinde yerleşimi genişletmeye yönelik çeşitli yöntemlerle yeni bir aşırılık yanlısı neslin ortaya çıkmasına neden oldu.

İsrailli analistler, Haham Ginsburg ve takipçilerinin düşüncelerini, hükümeti kontrol etmeye çalışan DEAŞ ve El Kaide'ye benzetiyor.

İsrail hükümetinin ve devlet kurumlarının meşruiyetini zayıflatmaya yönelik radikal ve etkili yerleşim hareketleri hakkında oldukça az araştırma ve belgelenmiş veri mevcut. Bu hareketler, ‘devlet dışı aktörler’ olarak kabul edilen kurumlar tarafından genellikle göz ardı edilir. Ancak din bilimi üzerine çalışmalar yapan, ABD'deki bir üniversitede görevli Profesör Motti Inbari gibi bazı araştırmacılar, Siyonist dini gruplar arasında yer alan bazı akımların yerleşimciler arasında radikal eğilimler taşıdığını ve ‘gerçek kurtuluş’ için çaba gösterdiklerini ifade ediyor.

Bu akımlar, Hilltop Youth ve diğer radikal yerleşimci gruplar arasında referans noktası olan Haham Yitzhak Ginsburg ile ilişkilendiriliyor. Devletin kurumları olan Knesset ve hükümet gibi dini Siyonist akımlar, iç değişim için mücadele ederken ve ‘Tevrat Devleti’ne ulaşmak için iç değişimde yer alırken, bazen inançlarına aykırı kararlarla uzlaşmayı kabul edebilirler (örneğin, Batı Şeria veya Gazze'den çekilme gibi). Ancak Ginsburgh ve ona sadık olanlar, ‘İsrail Devleti'ne değil, İsrail'in toprağına sadakat’ diyerek, prensipler arasında bir çatışma olduğunda İsrail Devleti'nin değil, İsrail'in toprağına sadık olduklarını ilan etmektedirler. Bu temelde, Ginsburgh ve benzeri kişiler devlet kurumlarını zayıflatmaya veya en azından buna yönelik bir hedef belirliyorlar. Ancak Inbari'ye göre ordu kurumu ‘Tevrat Devleti’ için bir zorunluluktur. Bu nedenle, o ve destekçileri, orduyu taşıdığı düşünceye uygun bir şekilde değiştirmeye çalışırlar.

Inbari, Ginsburgh ve takipçilerinin düşüncesini DEAŞ ve El Kaide ile kıyaslıyor ve her ikisinin de iktidarı ele geçirmeyi hedeflediğini belirtiyor. Hahamın gücünün kaynağının, ‘bedel ödetme’ eylemleri ve sürekli saldırılar aracılığıyla ifade edilen intikam fikrini güçlendirmesi olduğunu söylüyor. Ancak Inbari, Ginsburgh'un fikirlerine bağlı grupların varlığının İsrail Devleti ve onun desteklediği dini kurumlar tarafından finanse edilmesi nedeniyle mümkün olduğunu ifade ediyor.

*Bu haber Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
TT

Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)

Venezuela muhalefet lideri ve Nobel Barış Ödülü sahibi Maria Corina Machado, muhalefet üyesi Juan Pablo Guanipa'nın dün hapisten çıktıktan kısa bir süre sonra Karakas'ta "ağır silahlı adamlar" tarafından kaçırıldığını duyurdu.

Machado, X platformunda yaptığı paylaşımda, "Dakikalar önce Juan Pablo Guanipa, Karakas'ın Los Choros mahallesinde kaçırıldı. Sivil kıyafetli, ağır silahlı dört araç geldi ve onu zorla götürdü. Derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz" ifadelerini kullandı.


Güney Kore: Eğitim tatbikatı sırasında askeri helikopter kazasında iki kişi hayatını kaybetti

Askeri helikopterin düştüğü yer, (Reuters)
Askeri helikopterin düştüğü yer, (Reuters)
TT

Güney Kore: Eğitim tatbikatı sırasında askeri helikopter kazasında iki kişi hayatını kaybetti

Askeri helikopterin düştüğü yer, (Reuters)
Askeri helikopterin düştüğü yer, (Reuters)

Güney Kore ordusu, bugün Kuzey Gapyeong eyaletinde rutin bir eğitim görevi sırasında bir AH-1S Cobra askeri helikopterinin düştüğünü ve iki kişilik mürettebatının hayatını kaybettiğini açıkladı.

Ordu yaptığı açıklamada, helikopterin saat 11:00 civarında, nedeni henüz netleşmeyen bir şekilde düştüğünü belirtti. İki mürettebat yakındaki bir hastaneye kaldırıldı ancak yaralanmaları nedeniyle hayatlarını kaybetti.

Kaza sonrasında, ordu bu modeldeki tüm helikopterlerin uçuşlarını durdurdu ve kaza nedenini araştırmak üzere bir acil müdahale ekibi oluşturdu. Ordu, eğitim görevinin motor çalışır haldeyken acil iniş prosedürlerinin uygulanmasını içerdiğini belirtti.


İran'da reformist harekete yönelik tutuklamalar sürüyor

Tahran'da düzenlenen hükümet karşıtı protestolardan bir kare (AP)
Tahran'da düzenlenen hükümet karşıtı protestolardan bir kare (AP)
TT

İran'da reformist harekete yönelik tutuklamalar sürüyor

Tahran'da düzenlenen hükümet karşıtı protestolardan bir kare (AP)
Tahran'da düzenlenen hükümet karşıtı protestolardan bir kare (AP)

İran’da reform yanlısı medya kuruluşları dün akşam, ülke çapında haftalardır süren yaygın protesto gösterilerinin ardından, reformist hareketin önde gelen isimlerini hedef alan tutuklama kampanyası kapsamında Reform Cephesi Başkanı ve İran Birlik Partisi Genel Sekreteri Azer Mansuri'nin tutuklandığını bildirdi.

Reform Cephesi’ne yakınlığıyla bilinen ‘İmtidad’ adlı haber sitesi, Mansuri'nin Tahran'ın yaklaşık 20 kilometre güneydoğusundaki Karçak ve Ramin semtindeki evine yapılan baskın sırasında Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) istihbarat servisi üyeleri tarafından adli emirle tutuklandığını aktardı.

Bu haberin ardından DMO'ya yakınlığıyla bilinen haber ajansı Fars, güvenlik ve adli kaynaklara dayandırdığı haberinde Mansuri'nin, eski milletvekili, önde gelen reformist figür ve Reform Cephesi Siyasi Komite Başkanı İbrahim Asgerzade ve asli üye eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi hükümetinde Dışişleri Bakan Yardımcısı olan Muhsin Eminzade ile birlikte tutuklandığını doğruladı.

drvgf
İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, 2025 yılının ağustos ayında İsrail ile savaşın sona ermesinden birkaç gün sonra cumhurbaşkanlığı görevine geldikten sonra Reform Cephesi üyeleriyle üçüncü kez bir araya geldiğinde (İran Cumhurbaşkanlığı)

Aynı kaynaklara göre tutuklulara yöneltilen suçlamalar arasında ‘ulusal uyumu bozmak, anayasaya aykırı tutumlar sergilemek, düşman propagandasıyla iş birliği yapmak, teslimiyet politikasını teşvik etmek, grupların siyasi yollarını saptırmak ve yıkıcı nitelikte gizli mekanizmalar kurmak’ yer alıyordu.

Konuya hakim bir yetkili, yetkililerin ‘önceki eleştirel tutumlarını hoş görmesine rağmen, güvenlik karşıtı faaliyetlerini sürdürmeleri nedeniyle bu gruba yasaya uygun şekilde müdahale ettiğini’ söyledi.

İran'daki reformist partiler için en geniş koordinasyon çerçevesini oluşturan Reform Cephesi, son seçimlerde Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın en önde gelen destekçilerinden biri oldu.

Yine DMO'ya yakınlığıyla bilinen bir diğer haber ajansı Tesnim, kısa ve belirsiz bir açıklamayla yayınladığı haberde Tahran Savcılığı'nın bazı önde gelen siyasi isimleri ‘Siyonist İsrail rejimini ve ABD'yi desteklemekle’ suçladığını bildirdi. Ocak ayındaki olaylarla ilgili soruşturmalar çerçevesinde ilgili kişilerin isimleri, parti bağlantıları veya tutuklanma koşullarına dair herhangi bir bilgi ise verilmedi.

Tesnim’in haberine göre bu ‘terör olayları’, şiddet eylemlerini meşrulaştırmak ve iç güvenliği etkilemek için perde arkasında ve siber uzayda çalışan bir organizasyon ve medya ağı aracılığıyla ‘İsrail’ ve ‘kibirli’ taraflarla pratik ve operasyonel bir bağlantı olduğunu gösterdi.

Ajans, ABD ve İsrail’in tehditlerinin doruk noktasına ulaştığı bir dönemde reformist hareketin önde gelen politikacılarının davranışlarını izlemenin, savcının onları ‘siyasi ve sosyal durumu bozmak ve saha terörizmi olarak nitelendirdiği eylemleri meşrulaştırmak için faaliyetler düzenlemek ve yönetmekle’ suçladıktan sonra dosyalarını açmasına neden olduğunu da ekledi.

Tesnim, prosedürlerin tamamlanmasının ardından, bir siyasi partiye bağlı dört kişiye suçlamada bulunulduğunu, bunlardan bazılarının İsrail ve ABD için çalıştıkları gerekçesiyle tutuklandığını, diğerlerinin ise ulusal uyumu bozmak ve kışkırtmakla suçlandıkları bir davada soruşturma için çağrıldıklarını bildirdi.

dfghyju
Aktivist Azer Mansuri ve Eminzade solda, Asgerzade sağda (Jamaran News)

İran Yargı Erki’nin haber ajansı Mizan, kimliklerini açıklamadığı bazı siyasi isimlerin tutuklandığını ve haklarında dava açıldığını doğruladı.

Mansuri (60), daha önce reformist çizgiden eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi'nin danışmanlığını yapmıştı. Aralık ayı sonlarında İran'da protestolar patlak verdikten sonra, Instagram hesabında “Sesinizi duyurmanın tüm yolları kapandığında, protesto sokaklara taşınır” diye yazmıştı.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye göre Mansuri, ‘baskının, protestocularla başa çıkmanın en kötü yolu’ olduğunu belirtirken, protestolar sırasında binlerce kişinin hayatını kaybetmesine atıfla, “Medyaya ulaşamıyoruz, ancak yaslı ailelere ‘Yalnız değilsiniz’ diyoruz” mesajına “Hiçbir güç, hiçbir gerekçe, hiçbir zaman bu büyük felaketi telafi edemez” diye ekledi.

Mansuri, 2009 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrası düzenlenen protestoların ardından tutuklanmış ve ‘kamu düzenini bozmak ve devlete karşı propaganda yapmak’ gibi suçlamalarla üç yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Aynı şekilde 2022'de ‘başkalarına zarar vermek ve çevrimiçi kamuoyunu kışkırtmak amacıyla yalan yaymak’ suçlamasıyla yargılanan Mansuri, bir yıl iki ay hapis cezasına çarptırıldı. Mansuri, 2023 yılının haziran ayından bu yana, daha fazla sosyal özgürlük ve sivil toplumun daha güçlü bir rol oynamasını talep eden reformist partiler ve grupların çatı koalisyonu olan Reform Cephesi'nin başkanlığını yapıyor.

Yargı uyarıları

Bu tutuklamalar, 28 Aralık'ta İran genelinde yaşam koşulları nedeniyle başlayan ve kısa sürede yaygın bir hükümet karşıtı protesto hareketine dönüşen ve 8-9 Ocak'ta zirveye ulaşan protestoların ardından gerçekleşti.

Protestoların barışçıl bir şekilde başladığını, ancak daha sonra cinayet ve vandalizmin de dahil olduğu ‘ayaklanmalara’ dönüştüğünü belirten İranlı yetkililer, ABD ve İsrail'i ‘terör eylemi’ olarak nitelendirdikleri olayların arkasında olmakla suçladı. Ardından gelen baskılar, 1979'dan bu yana rejime yönelik en büyük siyasi meydan okuma olarak kabul edilen protestoları sona erdirdi.

Tutuklamalardan önce, Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, protestolar sırasında reformlar ve gerçekleri araştırma komitelerinin kurulması çağrısında bulunan yerli şahsiyetleri sert bir şekilde eleştirdi. Ejei, Velayet-i Fakih’in yanında yer almayanların, ‘savaş sırasında Saddam Hüseyin'e sığınan ve bugün suçlu Siyonistlere sığınanlarla’ aynı kaderi paylaşacakları uyarısında bulundu.

Yargı Erki Başkanı, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bir zamanlar devrimde yer alan ve şimdi açıklamalar yapanlar, zavallı ve sefil insanlardır.”

ABD merkezli insan hakları örgütü HRANA’ya göre protestolar sırasında 6 bin 971 kişinin öldürüldüğü belgelendi, bunların çoğu göstericiydi, ayrıca 51 binden fazla kişi gözaltına alındı.

Reformistlere yönelik parlamento tehdidi

Tutuklama kampanyası, Reform Cephesi'nin eski başkanı ve eski Milletvekili Ali Şakuri-rad'ın, güvenlik güçlerini protestolar sırasında ‘kendi saflarında cinayetler uydurmak’ ve ‘camileri yakmakla’ suçladığı açıklamalarıyla tırmanan tartışmalarla eş zamanlı gerçekleşti.

Şakuri-rad ne demişti?

Geçtiğimiz hafta Şakuri-rad’ın bir ses kaydı sızdırıldı. Bu kayıtta, 8-9 Ocak olaylarını ayrıntılı olarak anlatan Şakuri-rad, üyelerinin gerçekleştirdiği cinayetlerin ayaklanmayı bastırmak için yapılan bir proje olduğunu söyledi. Cami, türbe ve Kuran'ların yakılması ile Besic üyeleri ve güvenlik güçlerinin öldürülmesinin baskı için bahane olarak kullanıldığını da ekleyen Şakuri-rad, Mossad ve dış operasyon ekiplerini bu olayların arkasında olmakla suçlayan resmi açıklamayı reddettiğini ifade etti. Diğer açıklamalarında Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın protestocuları ‘sorun çıkaranlar’ olarak nitelendirmesini eleştiren Şakuri-rad, bunun ‘merkezci bir güç olarak rolünü yaktığını’ ve merkezci gücün ‘krizlerde temel sosyal sermayeyi temsil ettiğini’ söyledi.

rgthy
İran'ın Meşhed kentinde hükümet karşıtı protestocular toplanırken duman yükseliyor, 10 Ocak 2026'da (Reuters)

Aynı bağlamda Şakuri-rad, Birlik Partisi'nin kısa bir süre önce düzenlenen konferansına atıfla, konferansın oturumlarından birinde İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in mevcut durumu ele almak için bazı yetkilerini Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’a devretmesi önerisinin gündeme getirildiğini ve bu önerinin parti içinde tartışıldığını, ancak kamuoyuna açıklanmadığını söyledi.

“Geçiş konseyi”

Iran International adlı televizyon kanalı, 20 Ocak'ta Reform Cephesi Merkez Konseyi'nin, Hamaney'in istifasını ve bir ‘geçiş konseyi’ kurulmasını talep eden bir taslak bildiriyi görüşmek üzere acil ve gizli bir toplantı düzenlediğini bildirdi.

Ancak kanalın aktardığına göre güvenlik güçleri müdahale ederek Reform Cephesi liderlerini tehdit etti ve bu da bildirinin yayınlanmasının askıya alınmasına ve herhangi bir kamuoyu çağrısının geri çekilmesine yol açtı.

Habere göre görüşmelerde ‘toplu istifalar’ ve ‘ülkenin dört bir yanında protesto gösterileri düzenlenmesi çağrısı’ önerileri de gündeme geldi, ancak yaygın tutuklamalarla ilgili uyarılar da dahil olmak üzere güvenlik güçlerinin baskısı, bu adımların atılmasını engelledi.

Kanalın aktardığı reformist harekete yakın kaynaklara göre, güvenlik güçlerinin tepkisi, yetkililerin en üst düzeylerdeki siyasi bölünme belirtilerine karşı duyarlılığını ve İran siyasi sahnesinde herhangi bir fikir birliği hali veya kamuoyu eyleminin oluşmasını önleme çabalarını yansıttı.