Kızıldeniz krizi uluslararası ticarette Çin’i öne çıkarttı

Kuşak ve Yol Girişimi, kötü niyetli bir komplo değil, belirsizlik zamanında her ülkenin ihtiyaç duyduğu şeye dair bir plandı

Shutterstock
Shutterstock
TT

Kızıldeniz krizi uluslararası ticarette Çin’i öne çıkarttı

Shutterstock
Shutterstock

Parag Khanna

Son iki ayda Husilerin Kızıldeniz’i Umman Denizi’ne bağlayan stratejik Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki saldırılarının ani bir şekilde artması üzerine dünyanın en büyük taşımacılık şirketleri, Süveyş Kanalı’ndan geçişi birkaç haftalığına durdurdu. Bu şirketler, ABD’nin ve Birleşik Krallık’ın Yemen’e saldırılar düzenlemelerinden ve durumun daha da kötüleşmesinden sonra da gemilerinin rotalarını değiştirdi.

Akdeniz’deki veya Umman Denizi’ndeki gemiler yavaşlayıp seçeneklerini değerlendirirken, diğer gemiler Boğaz’ı tamamen atlıyor.

Aralık ayının ortasında Arabistan Yarımadası’ndan Akdeniz’e bir ‘kara köprüsü’ inşa edileceği duyuruldu. Bu köprü, malların Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) Cebel Ali Limanı ya da Bahreyn’deki bir liman gibi Basra Körfezi limanlarında boşaltılmasına ve bu topraklardan kamyonlar yoluyla İsrail’in Hayfa limanına geçmesine imkân tanıyor.

Evet, okuduklarınız doğru. Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e karşı gerçekleştirdiği korkunç saldırı, İbrahim Anlaşmaları’nı başarısızlığa uğratmakla kalmadı, aynı zamanda denizdeki sıkıntılarla başa çıkmak için İsrail’le altyapı iş birliğini de hızlandırdı. Bu arada Suudi Arabistan, çatışmanın sona ermesi için iki devletli çözüme dayalı (ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre 1967 sınırlarında) bir Filistin devletinin tanınmasına da güçlü bir destek veriyor.

Söz konusu köprü, genelde Mısır’a akan geçiş vergilerini toplama imkânı sağlıyor. Kara taşımacılığını tercih edenler için daha da güzel olan şey ise Körfez-İsrail koridorunun, Kızıldeniz yolunu geçmek için suda gerekli süreyi on gün kısaltmasıdır.

Küresel ekonominin en büyük bölgelerini (Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya), Kızıldeniz’deki Husi terörü yüzünden zayıf deniz geçitlerine mahkûm etmenin anlamı yok

Bunu fark etmiş tek ülke olan Çin, senelerdir buna göre hareket ediyor. Çin’in, öne çıkan Kuşak ve Yol Girişimi’nin onuncu yıldönümünü kutlamak üzere 130’dan fazla ülkenin liderlerini ve temsilcilerini geçtiğimiz ekim ayında Pekin’de bir araya getirmesi, on yıl önce olduğu gibi şimdi de çok sayıda Batılı lideri rahatsız etti. Bu girişim, küresel ticaret ağlarının merkezine Çin’i yerleştirerek, Batı liderliğindeki uluslararası düzeni baltalamayı hedefleyen gizli bir plan olarak görülüyor.

Bununla birlikte pratik açıdan Kuşak ve Yol Girişimi, tüm ülkelerin kendi ulusal çıkarları için yapmaları gereken şeyi temsil ediyor: Gerek beklenmedik sıkıntılara karşı korunmanın gerekse de iletişim ve nüfuz becerisini artırmanın bir yolu olarak, arzın talebi karşılaması için olabildiğince çok güzergâh inşa etmek.

Böyle bir önleme duyulan ihtiyaç, 2021 yılında tamamen netleşti. Bu yılda dev konteynır gemisi Ever Given, Süveyş Kanalı’nda karaya oturmuş ve dünyanın Kovid-19 salgını ortasında ticareti canlandırmaya çalıştığı bir zamanda Avrupa ile Asya arasındaki ticareti neredeyse felce uğratmıştı. Sıkışan gemilerin çoğu, iki hafta içerisinde geçse de bu, siparişleri gerektiğinde teslim eden ve bu yüzden imalatçılarla tüccarların sorunsuz ticaret varsayımına dayalı olarak düşük düzeyde parça ve mal stoğu yaptıkları küresel tedarik zincirleri için zorlu bir deneyim oldu. Bu deneyim aynı zamanda geç kalan sevkiyatlar için haftalık sigorta ücretlerinde de büyük bir artışa yol açtı.

Deniz geçişi noktalarındaki zayıflık ister Kızıldeniz’deki Husi terörü veya Rusya’nın Karadeniz’deki tahıl ablukası ister Panama Kanalı’ndaki kuraklık isterse Çin Denizi’nde Malakka Boğazı yakınlarında muhtemel bir çatışma nedeniyle meydana gelmiş olsun fark etmez, küresel ekonominin en önemli bölgelerini (Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya), zaman zaman yaşanan ve kontrol edilemeyen böylesi olaylara mahkûm etmenin bir anlamı yok.

Reuters
Reuters

Hiç kuşkusuz gemiler, Afrika’daki Ümit Burnu’nu çevreleyen Süveyş Kanalı öncesinde bir yol seçip, normalde 20-30 gün süren sevkiyat süresine 10 ila 14 gün ekleyebilirler. Ama (en büyük iki ticari ortak) Çin ve Avrupa, bunun yerine daha akıllıca bir yol izledi: Trans-Avrasya demiryoluyla mal taşımacılığı iki katına çıkarak, 2021 yılı başlarında aylık bin yük trenine ulaştı. Bu sayede daha fazla güvenilirlik ve dakiklik de sağlandı.

Trans-Avrasya otoyolları ile karayollarının ve Hint Okyanusu ile Arktik Okyanusu boyunca limanların artması; küresel ekonominin sağlıklı işleyişine temel oluşturan küresel emtia ticareti ve taşımacılık için alternatif yollar geliştirmek ve esneklik sağlamak açısından hayati öneme sahip. Bu tür yatırımlar; korumacılıktan, jeopolitikten ve iklim değişikliğinden kaynaklanan enflasyon darbelerine karşı etkili önleyici uygulamalardır.

Kuşak ve Yol Girişimi’nin bir dönüşüm gerçekleştirmediğini söylemek zor. Nitekim 2013 yılından bu yana bu girişimin üyelerine inşaat projeleri ve finansal olmayan yatırımlar bağlamında yaklaşık bin milyar dolar sermaye aktı.  

Güçlü altyapı; yoğun nüfusa sahip gelişmekte olan ülkelerin yerel talepleri karşılaması, ekonomik çarpan etkileri elde etmesi ve küresel ekonomiyle bağlantı kurma becerisi edinmesi için şarttır. Macaristan ve Sırbistan gibi ikincil öneme sahip Avrupa ülkeleri, Kuşak ve Yol Girişimi’nden fayda sağladı. Ancak bu, Zambiya ve Sri Lanka gibi diğer ülkelerde olduğu gibi aşırı borçlanma ve Çin’e bazı siyasi çıkarlar sağlama pahasına gerçekleşti.

Batı Avrupa’da ise İtalya, 2019’da katıldığı bu girişimden 2023 yılı sonlarında geri çekildi. Bu, Avrupa’nın, büyük ikili ticarette Çin pazarına yeterli düzeyde karşılıklı erişim elde edememesinden duyduğu memnuniyetsizliğin bir göstergesi.

Afro-Avrasya bir kez daha küresel demografinin, ekonominin ve jeopolitiğin merkezi haline geldi. Bu Hint-Pasifik sistemindeki tüm ülkeler, küreselleşmeyi azaltmak değil, güçlendirmek istiyor

Bu arada geçtiğimiz eylül ayında Yeni Delhi’de düzenlenen son G20 zirvesinde ABD; Hindistan, Ortadoğu ve Avrupa arasında Kuşak ve Yol Girişimi’ne rakip olarak önerilen, ancak daha ziyade onun yerel bir koluna benzeyen 20 milyar dolarlık multimodal bir ekonomik koridordan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Zira Hindistan Başbakanı Narendra Modi de İran üzerinden Rusya’ya bir ticaret koridoru açılmasını teşvik ediyor ki bu, Washington’ın duymaktan hoşlanmadığı bir şey. Aynı şekilde Suudi Arabistan’ın ve BAE’nin ABD, Avrupa, Rusya, Çin, Hindistan ve Japonya ile aynı anda yakınlaşmasından da anlaşıldığı üzere kendine güvenen Arap Körfezi ülkeleri, Yeni Soğuk Savaş denen dönemde herhangi bir taraf tutmuyor ve Avrupa, Afrika ve Asya arasında bir coğrafi kesişim noktasında yer almaları bakımından rollerini güçlendirmek için ustaca bir yaklaşımla çok yönlülük tavrı benimsiyorlar.

Bu coğrafi bölgelerin toplamından Afro-Avrasya terimi ortaya çıkıyor. Bu, bilim adamlarının sömürgecilik öncesi medeniyet ve ticaret eksenlerine işaret etmek için kullandıkları bir terim. Aslında bu bölge, ‘Yeni Dünya’nın sözde keşfinden önce bilinen dünyayı oluşturuyor.

Foto: 27 Ağustos 2023’te in Sahil Güvenliği, Pasifik Okyanusu’nun kuzeyinde devriye gezerken (AP)
 27 Ağustos 2023’te in Sahil Güvenliği, Pasifik Okyanusu’nun kuzeyinde devriye gezerken (AP)

Bugün Afro-Avrasya bir kez daha küresel demografinin, ekonominin ve jeopolitiğin merkezi haline geldi. Bu Hint-Pasifik sistemindeki tüm ülkeler, küreselleşmenin azalmasını değil, artmasını istiyorlar. En bağlantılı güçler; ticaret yapan ülkeleri başkalarının coğrafyaları yerine kendi coğrafyalarını kullanır hale getirmekle kazanç sağlayanlardır.

Bu ülkeler, bölünmüş bir dünyadan değil, birbirine daha fazla bağlanan ve çok sınıflı bir dünyadan fayda sağlıyor. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da başkalarından geri kalmak istemediği için aynı G20 zirvesinde Irak’ın güneyindeki Basra limanından Türkiye’ye, oradan da Avrupa’ya uzanan başka bir ticaret koridoru önerdi.

Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, Çin’in Hint-Pasifik Okyanusu bölgesindeki stratejik nüfuzuna karşı koymak ve pazarlarını Çin’in güneş paneli ve elektrikli ürünlerine maruz kalmaktan korumak için ABD’nin yanında yer aldı. Ancak Avrupalı liderlerin Hindistan’a, Vietnam’a, Endonezya’ya ve Singapur’a defalarca yaptığı ziyaretlerden de anlaşılacağı üzere Avrupa; Arap ve Asya ekonomilerine yönelik ihracatını artırma konusunda halen istekli.

2016 yılında Çinli COSCO şirketinin Yunanistan’ın Pire limanındaki çoğunluk hissesini elde etmesi üzerine bir gürültü kopmuştu. Ancak bu liman Hindistan, Ortadoğu ve Avrupa arasındaki multimodal koridor için öngörülen sonun ta kendisidir.   

Taşımacılığın Süveyş Kanalı’ndan Avrasya demiryollarına, hatta Kuzey Kutbu’ndaki en hızlı deniz yoluna kendiliğinden geçiş yapabilme yeteneği, küresel ekonominin darbeler karşısında daha esnek olabilmesinin yoludur

Batılı diplomatlar ve analistler, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ni artık hafife almıyorlar. Ancak bu girişimin arkasındaki bağlamı da henüz tam olarak anlamış değiller.

Bu girişim başlangıçta saldırgan olmaktan ziyade, savunmacı bir biçim aldı. Çin, dünyanın fabrikası haline gelmişti ve bu fabrika, büyüyen endüstriyel tabanını beslemek için büyük miktarda enerji ve ithal hammadde ithalatına ihtiyaç duyuyordu. Ancak bugün küresel tedarik zincirlerini sıkıntıya sokan aynı dar noktalara maruz kalmaya da devam ediyordu. Aynı zamanda da çelik ve diğer ürünlerdeki devasa üretim fazlasını alabilecek pazarlar arayışındaydı.  

AFP
AFP

Çin; savunma harcamalarını artırdıkça, silah ihraç ettikçe ve hem haydut rejimlerle hem de ABD’nin müttefikleriyle stratejik ilişkiler kurdukça Kuşak ve Yol Girişimi’ne Çin’in büyük stratejisinin önemli bir unsuru ve dünyaya yollar ve binalar sağlamayı hedefleyen kötü niyetli bir komplo olarak bakılır oldu. Ancak jeopolitik, doğrusal değildir. Çin hem Hindistan sınırı boyunca Himalayalar’a ve Güney Çin Denizi’ne yönelik düşmanca müdahaleleriyle hem de bazı eleştirmenlerin ‘borç tuzağı diplomasisi’ olarak adlandırdığı yıpratıcı mali şartlarla şüpheleri hızla üzerine çekti.

Bunun üzerine Batılı güçler ile müttefikleri, karşı önlemler almaya başladı. Örneğin askerî alanda Avustralya’yı, Hindistan’ı, Japonya’yı ve ABD’yi içine alan Dörtlü İttifak; Hint-Pasifik bölgesinde deniz iş birliğini güçlendirdi, Güney Çin Denizi’ne kıyısı olan Vietnam gibi ülkelere silah satışları artırıldı ve Çin’in toprak ıslahını bahane ederek yaptığı gibi, Filipinler de adaların güçlendirilmesi konusunda desteklendi.

Altyapı ve ticaret alanlarındaki Stratejik Rekabet Yasası, ABD’deki Çip ve Bilim Yasası, ABD Uluslararası Kalkınma Finansmanı Kurumu, AB’nin Küresel Geçit Projesi, Japonya ve Hindistan Bağlantı Koridorları, Çok Taraflı Tedarik Zinciri Esnekliği Girişimi ve G7 Daha İyi Bir Dünya İnşa Etme Girişimi… Tüm bunlar, ülkeleri Çinli borç verenler yerine çok taraflı borç verenlerden kolaylaştırılmış faizlerle borç almaya ikna etmek ya da 5G ağları veya internet kabloları kurmak için (Huawei gibi) Çinli şirketler yerine (İsveçli Ericsson gibi) Batılı şirketlerle sözleşme yapmaya ikna etmek için tasarlanan birçok programın sadece görünen yüzleri…

Batı, sadece konuşmak yerine para harcaması da gerektiğinin farkına vardı. Altyapı alanındaki yarış, güçlü bir şekilde ilerliyor. Batılı güçlerin onlarca yıldır ihmal ettiği altyapı sorununu dünyanı gündemine taşıdığı için üstünlük Çin’de. Ancak hayati altyapı alanına küresel yatırımlar arttıkça her yolun Çin’e çıkma ihtimali azalır. Batı, büyük oyunun bu son turunda geride kalmış olabilir, ama rekabet sahasında fırsat eşitliği sağlama konusunda başarı elde etmeye başladı.

Çin liderliğindeki girişimler ile Batı liderliğindeki bu girişimler sıfır toplamlı olarak kabul ediliyor, yani bir tarafın kazandığını diğer taraf kaybediyor. Ancak limanlar ve elektrik ağları gibi altyapılar, çoğu durumda gözden çıkarılamaz ve rekabete konu değildir, yani her ticari kullanıcıya açıktır ve onlara eşit hizmet sunar. İster bir boru hattı ister elektrik ağı ister internet kablosu olsun, her iş birliği projesi dünyayı birbirine bağlı bir tedarik zinciri sistemine dönüştürme yönünde çok daha büyük bir projeyi istemeden de olsa güçlendirir.

Halihazırda çalkantılı olan dünyamızda gerekli olanı yapmaktan daha önemli bir gerçek yok. Arzın talebi karşılaması için yolları artırmak, enflasyonun darbelerini savuşturmaya yardımcı olur. Daha fazla ülkede daha fazla gıda yetiştirmemiz, daha fazla yarı iletken üretmemiz, daha fazla nadir toprak minerallerini işlememiz ve bunların dünya çapındaki hareketine yönelik olası tehlikelerin gerçekleşmemesini sağlamamız gerekir.

Taşımacılığın Süveyş Kanalı’ndan Avrasya demiryollarına, hatta Kuzey Kutbu’ndaki en hızlı deniz yollarına kendiliğinden yönelme yeteneği, küresel ekonominin darbeler karşısında daha esnek olabilmesinin ya da Nassim Nicholas Taleb’in tabiriyle ‘antikırılgan’ hale gelebilmesinin yoludur. Sadece bu temel üzerinde hiper bağlantılı altyapıya sahip bir dünya, arzu edilir ve mevcut sistemimizden üstün olur. Ayrıca bu, iklim değişikliği hızlanırken medeniyetin ayakta kalması için de gereklidir.

Güneyden ve Güneydoğu Asya’dan Avrupa’ya ve Orta Asya’ya göç gibi, daha önce benzeri görülmemiş ölçekte yeni göç eğilimlerine tanık oluyoruz

İklim baskısı bu yüzyılda bir milyar veya daha fazla insanın göçünü teşvik edebilir. Nitekim insanlar sahil bölgelerinden iç bölgelere, alçak noktalardan daha yüksek noktalara, daha sıcak yerlerden daha serin yerlere taşınıyor. Halihazırda Güneyden ve Güney Doğu Asya’dan Avrupa’ya ve Orta Asya’ya göç gibi, daha önce benzeri görülmemiş ölçekte yeni göç eğilimlerine tanık oluyoruz. İnsanların büyük çoğunluğu, Avrasya topraklarında yaşıyor. Bu yüzden insanların Doğu Avrupa ile Orta Asya’da iklim değişikliğine karşı daha dirençli coğrafi bölgelere doğru kaçınılmaz hareketini öngörmek ve konut, ulaşım, sağlık hizmetleri ve diğer tesisler gibi gerekli kentsel altyapıyı kurmak önemli.

Halihazırda çok sayıda eski petrol boru hattı altyapımız ve tuzdan arındırma tesisleri, güneş enerjisi çiftlikleri, enerji yeterliliğine sahip uygun fiyatlı konutlar ve hidroponik/topraksız tarım merkezleri çok az yeni altyapımız var. Bu yatırımlar, küresel ekonomiyi yönlendiren büyük küresel geri dönüşüm sürecinin bir parçasıdır: Altyapı; iş fırsatı sağlayıp üretimi artırır, tüketimde ve ticarette büyümeyi teşvik eder, yetenekleri ve sermaye akışını cezbeder.

Modern uygarlığı ifade eden kentsel yerleşimlerin kurulması ve birbirine bağlanması, insanlığın son on bin yıldaki öyküsüdür. Her ne kadar Roma yollarından İngiliz demiryollarına ve Amerikan üslerine kadarki birikmiş altyapı katmanlarımız, altyapıyı kontrol edenlerin değiştiğinin kalıcı bir kanıtı olsa da bu, uzun vadede sıfır toplamlı bir oyun değildir.

Altyapının kaderine ilişkin sorunun cevabı, altyapıyı destekleyen küreselleşmeye ilişkin sorunun cevabıyla aynı: Daha fazlası.

Foreign Policy dergisi yazarı Khalla’nın makalesi Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir



Üç soruda İsrail’de erken seçim tartışması

Başbakan Binyamin Netanyahu'nun güvenlik istişare toplantısı nedeniyle ön oylamaya katılmadığı da basına yansıdı (Reuters)
Başbakan Binyamin Netanyahu'nun güvenlik istişare toplantısı nedeniyle ön oylamaya katılmadığı da basına yansıdı (Reuters)
TT

Üç soruda İsrail’de erken seçim tartışması

Başbakan Binyamin Netanyahu'nun güvenlik istişare toplantısı nedeniyle ön oylamaya katılmadığı da basına yansıdı (Reuters)
Başbakan Binyamin Netanyahu'nun güvenlik istişare toplantısı nedeniyle ön oylamaya katılmadığı da basına yansıdı (Reuters)

İsrail'de Parlamento'nun (Knesset) feshedilmesine yönelik yasa tasarısı ön oylamadan geçti.  

Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyon hükümetinin sunduğu tasarı, 120 sandalyeli Knesset Genel Kurulu'nda dün yapılan ön oylamada 110 milletvekili tarafından onaylandı. Aleyhte veya çekimser oy kullanan milletvekili olmadı.

Times of Israel ve Reuters'ın analizlerinde, tasarının son oylamadan da geçmesi halinde genel seçimin öne alınabileceğine dikkat çekiliyor.

Seçim ne zaman yapılacak?

Normalde 4 yılda bir seçime gidilen ülkede son genel seçim Kasım 2022'de yapılmıştı. Bir sonraki seçiminse en geç 27 Ekim'de gerçekleştirilmesi öngörülüyor.

Tasarıda seçimin düzenleneceği tarihe ilişkin bir takvim sunulmadı. Bunun yerine, teklifin nihai onayından itibaren en az üç ay içinde seçim tarihinin belirlenmesi gerektiği belirtildi.

İsrail'deki bazı siyasi yorumcular, seçimlerin muhtemelen eylülün ilk yarısında yapılacağını söylerken, sürecin ekim sonuna sarkabileceğini düşünenler de var.

Teklifin önce Knesset komisyonuna gönderilmesi, burada bir seçim tarihi belirlenmesi gerekiyor. Ardından nihai onay için tasarı tekrar Meclis'e sunulacak. Üç oylama sürecinin sonuncusunda 61 milletvekilinin onayının alınması lazım.

Neden Meclis'in feshi isteniyor?

Erken seçim talepleri ve Meclis'in feshine giden süreçteki en önemli etkenlerden biri ultra-Ortodoks Yahudilerin (Haredi) zorunlu askerlik hizmetinden muaf tutulmasını öngören yasayla ilgili adım atılmaması oldu.

Haredi Degel HaTorah (Tevrat Sancağı) partisinin lideri Haham Dov Lando, Netanyahu'nun yasayla ilgili verdiği sözleri tutmadığını belirtmiş, partisinin milletvekillerine mektup yazarak Meclis'in feshedilmesi için harekete geçmeleri yönünde talimat vermişti.

Muhalefet partileri de Netanyahu liderliğindeki radikal sağcı hükümetin görevden gitmesini sağlamak için son dönemde baskıyı artırdı.

Tasarının ön oylamadan geçmesinin ardından muhalefetteki Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, şunları söyledi:

Bu, İsrail tarihinin en kötü hükümetinin sonunun başlangıcıdır. Eşi benzeri görülmemiş bir hasara yol açan bu yönetim yolun sonuna yaklaştı.

Netanyahu'ya karşı kimler yarışacak?

Eski başbakanlar Naftali Bennett'le Yair Lapid, bu yılki seçimler için ittifak kurdu. Anketlere göre sağcı Bennett'le merkez sol muhalefet lideri Lapid'in ittifakı, Netanyahu'nun Likud partisiyle başa baş gidiyor.

Oylarını artıran bir diğer adaysa eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eizenkot.

Anketler Netanyahu'nun iktidar koalisyonunun Parlamento'da çoğunluğa ulaşamadığını gösterirken, muhalefetin sağlam bir koalisyon kurmayı başaramaması halinde Netanyahu'nun geçici olarak görevini sürdürme ihtimali de var.

Diğer yandan Netanyahu hakkında 6 yıl önce başlayan yolsuzluk davası da devam ediyor. İsrail Cumhurbaşkanı İzak Herzog'un arabuluculuk yaptığı süreç sonunda bir anlaşmaya varılabileceği, bu kapsamda 76 yaşındaki Netanyahu'nun siyasetten emekli olabileceği ihtimali de gündemde. Ancak İsrail başbakanının böyle bir anlaşmayı kabul edip etmeyeceği belirsiz.

Independent Türkçe, Times of Israel, Reuters, Haaretz


Trump’ın fon planı tartışma yarattı: Kongre’yi basanlar tazminat istiyor

Seçimlere hile karıştırıldığını öne süren Trump'ın konuşmasının ardından 6 Ocak 2021'de Kongre'ye baskın düzenlenmişti (Reuters)
Seçimlere hile karıştırıldığını öne süren Trump'ın konuşmasının ardından 6 Ocak 2021'de Kongre'ye baskın düzenlenmişti (Reuters)
TT

Trump’ın fon planı tartışma yarattı: Kongre’yi basanlar tazminat istiyor

Seçimlere hile karıştırıldığını öne süren Trump'ın konuşmasının ardından 6 Ocak 2021'de Kongre'ye baskın düzenlenmişti (Reuters)
Seçimlere hile karıştırıldığını öne süren Trump'ın konuşmasının ardından 6 Ocak 2021'de Kongre'ye baskın düzenlenmişti (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın, federal hükümet tarafından mağdur edilenler için açtığı 1,8 trilyon dolarlık fon tartışma yarattı.

ABD Adalet Bakan Vekili Todd Blanche, salı günü Kongre'de yaptığı açıklamada fonu savunurken, kimlerin başvuru yapabileceğine dair herhangi bir sınırlama getirmemişti.

New York Times'ın aktardığına göre Blanche, vergi kaçırmak ve usulsüz silah edinmekten suçlu bulunan Hunter Biden'ın bile fona başvurabileceğini ima etti. Hunter, babası eski ABD Başkanı Joe Biden tarafından affedilmişti.

Blanche, "Devlet kurumları hiçbir Amerikalıya karşı silah olarak kullanılmamalıdır. Bakanlığımız geçmişte yapılan yanlışları düzeltmeyi ve bunların tekrar yaşanmamasını sağlamayı amaçlamaktadır" demişti.

Fon, devlete karşı açılan davalardan doğan tazminat taleplerini karşılamak üzere 1956'da Kongre tarafından kurulan fondan finanse edilecek.

Ancak plan hem Demokratların hem de Cumhuriyetçilerin tepkisini çekti. Demokrat Temsilciler Meclisi üyesi Jamie Raskin, fonun geçmesini engelleyecek bir yasa tasarısı sunacaklarını bildirdi. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi üyesi Brian Fitzpatrick de bu fonu "ortadan kaldırmaya çalışacaklarını" söyledi.

Fona karşı çıkanlar, Trump yanlılarının bu sistemi suiistimal edebileceğine dikkat çekiyor.

Özellikle 6 Ocak 2021'deki Kongre baskını nedeniyle hakkında hukuki işlem yürütülenler, fondan yararlanmayı planlıyor.

Trump destekçisi radikal sağcı Proud Boys, baskını organize eden örgütler arasındaydı. Grubun lideri Enrique Tarrio, olayla ilgili davada 22 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

Tarrio, 2 ila 5 milyon dolar alabileceğini varsayarak fona başvurmayı planladığını belirtiyor.

Trump, Kongre baskınıyla bağlantılı 1500 kişiyi geçen yıl affetmişti.

6 Ocak olaylarında yargılanan 400'den fazla sanığı temsil eden avukat Peter Ticktin ise "İnsanlar hapisteyken milyonlarca dolarlık işlerini kaybetti" diyerek, fonun yeterli olmayabileceğini savunuyor.

Kongre baskınında isyancılara karşı mücadele eden iki polis memuru, fona karşı çarşamba günü dava açtı. Polislerin dava dilekçesinde tazminat planı, şiddet eylemlerine karışan Trump yandaşları için "vergi mükelleflerinin parasıyla finanse edilen bir rüşvet fonu" diye nitelendi.

Demokrat siyasetçiler Raskin ve Richard E. Neal ise Hazine Bakanı Scott Bessent ve Blanche'a dün gönderdikleri mektupta şu ifadelere yer verdi:

Amerikan tarihinde hiçbir başkan böylesine küstahça ya da devasa ölçekte bir yolsuzluk yapmamıştır.

Independent Türkçe, New York Times, CNN, Axios 


ABD’nin Castro iddianamesi: Topyekun savaşa yol açabilir

Raul Castro, Küba'daki komünist devrimin yaşayan simgelerinden (Reuters)
Raul Castro, Küba'daki komünist devrimin yaşayan simgelerinden (Reuters)
TT

ABD’nin Castro iddianamesi: Topyekun savaşa yol açabilir

Raul Castro, Küba'daki komünist devrimin yaşayan simgelerinden (Reuters)
Raul Castro, Küba'daki komünist devrimin yaşayan simgelerinden (Reuters)

ABD yönetiminin Raul Castro hakkında iddianame hazırlaması, Küba'nın işgal edilebileceğine yönelik endişeleri artırdı.

ABD Adalet Bakan Vekili Todd Blanche, dünkü açıklamasında 94 yaşındaki Raul Castro ve 4 kişinin 1996'daki uçak düşürme olayıyla ilgili "ABD vatandaşlarını öldürmek amacıyla komplo kurmaktan" suçlandığını duyurdu.

Olayda, komünist Havana yönetimine muhalif kişilerin Florida'da kurduğu "Brothers to the Rescue" adlı sivil toplum kuruluşuna ait iki uçak Küba ordusuna ait jetler tarafından ada yakınlarında düşürülmüştü.

Dönemin Küba lideri Fidel Castro, saldırının hava sahasını korumak için düzenlenen meşru bir operasyon olduğunu savunmuş, o zamanlar savunma bakanı olan kardeşi Raul Castro'nun uçakların düşürülmesi için özel bir emir vermediğini iddia etmişti.

Küba Komünist Partisi'nin yayın organı Granma'nın haberinde, suçlama "alçakça" diye nitelenerek kınandı.

"Brothers to the Rescue" adlı kuruluş "terör örgütü" diye nitelenerek, uçakların Küba hava sahasını ihlal ettiği savunuldu. Ayrıca Havana yönetiminin, 1994-1996'da ABD yönetimine en az 25 kez hava ihlalleriyle ilgili şikayette bulunulduğu ancak Beyaz Saray'ın bunlarla ilgili hiçbir adım atmadığı ifade edildi.

ABD ordusunun, Venezuela'ya ocak ayında düzenlediği baskından önce Karayipler'de uyuşturucu taşıdığı gerekçesiyle gemilere saldırı düzenlediği de hatırlatılarak, "Bu suçlamaların, Karayipler ve Pasifik'teki uluslararası sularda orantısız askeri güç kullanarak yaklaşık 200 kişiyi öldüren ve 57 gemiyi imha eden bir hükümet tarafından yöneltilmesi gülünç" dendi.

2008-2018'de Küba'nın liderliğini yapan Raul Castro'ya yönelik iddianame, Havana ve Washington arasındaki gerginliği iyice tırmandırdı.

CNN'in analizinde, iki tarafın müzakerelerde anlaşmaya varma ihtimalinin bu iddianame yüzünden ortadan kalkabileceği belirtiliyor.

"Topyekun savaşa yol açabilir"

Barack Obama döneminde Küba'yla gizli görüşmeleri yöneten müzakere ekibinin üyelerinden Ricardo Zuniga, Beyaz Saray'ın Castro'yu hedef alma stratejisinin geri tepeceğini söylüyor:

O, devrimin ete kemiğe bürünmüş halidir. Her iki tarafın da yaşadığı hayal kırıklığı, sırf Washington bu iddianame yoluyla Küba hükümetiyle iletişimi kestiği için bir çatışmaya yol açabilir.

Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel, bu hafta yaptığı açıklamada, ABD'nin adaya askeri müdahalede bulunması halinde bölgenin "kan gölüne" döneceğini söyledi.

Ada ülkesinin dört bir yanında ordu tatbikatlar yürütürken, halka da muhtemel işgale hazırlıklı olmaları uyarısı yapılıyor. Trump ise dünkü açıklamasında "Küba'yı özgürleştirmek" istediklerini iddia etti.

CNN'in analizinde, "Castro'ya karşı herhangi bir adım muhtemelen topyekun savaşa yol açacaktır" deniyor.

Diğer yandan Washington yönetimi, USS Nimitz uçak gemisini Karayipler'e konuşlandırdı. ABD Güney Saha Komutanlığı'nın (SOUTHCOM) açıklamasına göre nükleer gemiye USS Gridley ve USNS Patuxent savaş gemileri de eşlik ediyor.

ABD ordusu, Venezuela'ya 3 Ocak'ta baskın düzenleyerek ülkenin lideri Nicolas Maduro'yu kaçırmıştı. Başkan Donald Trump, bunun ardından Küba'ya tam petrol ambargosu uygulayıp ada ülkesini işgalle tehdit etmeye başladı.

"Castro, yeni Maduro mu olacak?"

Wall Street Journal'ın analizinde, Trump'ın "Venezuela stratejisinin Küba'da da işe yarayacağını düşündüğü" ifade ediliyor.

Trump yönetimi, Maduro'ya operasyon düzenlerken Venezuela Devlet Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez'le anlaşmıştı. Beyaz Saray'ın, Havana yönetimini devirmek için de içerden destek bulmaya çalıştığı yazılıyor. Ancak uzmanlar, Küba'nın Venezuela'ya benzemediğine, durumun Havana'da çok daha farklı gelişebileceğine dikkat çekiyor.

Öte yandan Amerikan gazetesi, "Raul Castro, yeni Maduro mu olacak?" başlıklı sert bir başyazı da yayımladı. ABD'nin Havana'da rejim değişikliği istediğinin açık olduğu belirtilirken, Castro'ya yönelik iddianamenin "Küba diktatörlüğü üzerindeki baskıyı artırdığı" ifade ediliyor.

Independent Türkçe, Granma, Telesur, Wall Street Journal, CNN