Huzistan ve İran: İlhak mı, işgal mi?

"Huzistan'ın yaklaşık 100 yıl önce işgal edilmesini ve İran'a ilhak edilmesini inkar etmeyen ve çözümü Ahvaz halkına kendi kaderini tayin hakkının verilmesinde gören üçüncü bir seçenek var."

Arabistan (Huzistan) Eyaleti'nin yönetim merkezi Muhammara (Hürremşehir) (Independent Arabia)
Arabistan (Huzistan) Eyaleti'nin yönetim merkezi Muhammara (Hürremşehir) (Independent Arabia)
TT

Huzistan ve İran: İlhak mı, işgal mi?

Arabistan (Huzistan) Eyaleti'nin yönetim merkezi Muhammara (Hürremşehir) (Independent Arabia)
Arabistan (Huzistan) Eyaleti'nin yönetim merkezi Muhammara (Hürremşehir) (Independent Arabia)

Bir asır önce, dünya haritasında, Arapların “Muhammara Emirliği” veya “Arabistan Emirliği”, Farsların ise “Arabistan Krallığı” adını verdikleri, başkenti Muhammara olan bir devlet vardı. İran Savaş Bakanı Rıza Pehlevi'nin güçleri, askeri ve siyasi bir plan doğrultusunda 1925 yılında bu krallığın topraklarına baskın düzenledi. Söz konusu plana Arabistan Hükümdarı Hazal Han'a karşı Tahran'daki Fars gazetelerinde yaygın düşmanca propaganda yürütmek de eklendi. İranlı yöneticiler daha sonraları bölgeyi Arabistan yerine Huzistan şeklinde isimlendireceklerdi.

Tarihi Arabistan nerede?

Şah Nasıruddin Kaçar'ın oğlu Sultan'ın Ahvaz Elçisi Mirza Taki Han El-Ensari'ye ait Genc Şâyegân (Şâyegan’ın Hazinesi) isimli kitapta krallığın sınırları şu şekilde anlatılmıştır: “Arabistan, Şattü'l-Arab'dan Dizful'un ötesine yani Arabistan ile Luristan arasındaki sınırı oluşturan El-Hüseyiniye'ye kadar uzanır. Genişliği Râmhürmüz ve Şadgan'ın sonundan Huveyze'nin en uzak kısmına ve Osmanlı toprakları ile Irak-ı Arab sınırlarına kadardır. Bu krallığın uzunluğu 100 fersah, genişliği ise yaklaşık 40 fersahtır.” Arabistan Krallığı'nın 1881 yılındaki coğrafi sınırlarını gösteren kitap, el yazması olarak İsfahan şehrindeki Ferheng Kütüphanesi'nde bulunmaktadır.

Mirza Muhammad Taki Han El-Ensari, Huzistan Krallığı'nın kendi dönemindeki coğrafi sınırlarını şu şekilde ifade etmektedir: “Ülkenin güneyinde Şattü'l-Arab, kuzeyinde ise El-Hüseyniyye kasabası bulunmaktadır. Şu anda şehir olan El-Hüseyiniye, Dizful ve Şadgan'ın (Andimeşk) kuzeyinde ve ayrıca Şadgan'ın ile Luristan Eyaleti'ndeki Poldohter şehri arasında yer almaktadır.” El-Hüseyniye'nin sakinleri Lur halkına göre daha kültürlü Araplardır ve çoğu, Arapların El-Hüseyniyat olarak tanımladığı "Sekondi" kabilesine mensuptur. Luri dilindeki "Sekondi" kelimesi Arapça'da "Beni Kuleyb" anlamına gelir. Yazar, Ramhürmüz ve Şadgan şehirlerinin Huzistan Krallığı'na ait olduğunu ve Krallığın doğusunda yer aldığını belirtmektedir. Bu da El-Ensari'nin, Şadgan'ın sonunda Mahşehr ve Hindiyan limanlarında olduğu anlamına gelir. Mahşehr ve Hindiyan Şah Muhammed Rıza Pehlevi yönetiminin ilk dönemlerine kadar idari olarak Şadgan'a tabiydi. Yazar aynı zamanda Huveyze ve o zamanki Osmanlı İmparatorluğu'nun Irak sınırlarını Huzistan Krallığı'nın batı kısmı olarak görüyordu. Bu tanımlama halen geçerli olup İran'ın güneybatısı ve güneyinde bir Arap coğrafyası bölgesinden bahsetmek mümkündür. Bu coğrafya Elam ve Kohkiluyye bölgelerinin kuzeyini sınırlayan tarihi Huzistan'ın kuzeyinden güneydeki Arap kıyı bölgelerine kadar uzanır. Burası onlarca yıl önce şeyhlikler ve emirlikler tarafından yönetilen ve Arap vatandaşların yaşadığı yerdir.

Rıza Han'ın (Rıza Pehlevi) Huzistan ve hükümdarı Hazal bin Cabir'e (Hazal Han) karşı yaptıklarına dair farklı rivayetler var. 1921'de Kaçar Hanedanı’nı deviren darbe hükümetinde, yani kendisini İran Şah’ı ilan etmeden ve 1925'te Şah Rıza Pehlevi unvanını almadan önce, Savaş Bakanı ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanıydı. Birbirini takip eden İran rejimleri Huzistan'ın işgali iddiasını kabul etmedi.

Arap, Avrupa ve Pehlevi söyleminde Arabistan

Avrupalılar ve Araplar, İranlı Muhammara güçlerinin Huzistan Eyaleti’nin yönetim merkezini iki tarihi dönemde işgal ettiğini söylüyor: İlki 1841’de ve ikincisi 1925’te. İlk işgalle ilgili olarak İngiliz siyaset adamı ve yöneticisi Lord George Curzon'un Farsçaya çevrilen “İran ve İran Meselesi” kitabında şu ifadeler yer alıyor: “Layard’a göre Huzistan Eyaleti’nin yönetim merkezi Kasım 1841’de İran ordusu tarafından işgal edildi. Daha sonra İran ordusu Karun Nehri yakınındaki Beni Kab kabilesine mensup Arapların üzerine yürüdü. Ancak savaş bittiğinde Türkler, Karun'un ana kıyısında değil, bir kanalın kıyısında yer aldığını öne sürerek bu şehrin mülkiyetini üstlendiler. Bu kanalı Şattü’l-Arab'ın kuzey kıyısında kazmışlardı. İranlılar, şehrin aslında Karun Sahili'nin doğal kıyıları ve doğal ağzı boyunca yer alması nedeniyle, söz konusu kanalın yerini kimsenin belirleyemeyeceğini vurgulayarak şehri boşaltmayı reddettiler. Bölgeyi iyi tanıyan Layard'a, İngiltere Başbakanı Lord Aberdeen tarafından bu anlaşmazlık hakkında rapor hazırlaması talimatı verildi. Layard buranın Osmanlılara verilmesini önerdi ancak Rus hükümeti Osmanlılara karşı İran'a güçlü bir destek verdi. İngiliz devleti de Rusya'yı örnek alarak Erzurum Antlaşması'nda Muhammara’yı İran'ın eline bıraktı. O günden bu yana Muhammara hep bu hükümetin elinde oldu.” Muhammara, Huzistan Krallığı'nın başkentiydi ve bazen kendi adıyla da anılırdı: Muhammara Emirliği.

Paris Times gazetesi "Fars Ülkesi'nde Bir Devrim" başlıklı 22 Ocak 1928 tarihli raporunda ikinci işgalle ilgili olarak şu bilgiyi veriyor: "Huzistan, nesiller boyunca özerklikle yönetilmiş, ancak Şah Rıza Pehlevi, ordusunu 1925'te Muhammara'ya yürüttüğünde bölgenin özerkliği sona erdirmiştir. Muhammara Şeyhi tarafından yönetilen bölgenin Pers İmparatorluğu ile hiçbir işi yoktu, yani Huzistan'ın ticareti İran'la değil Irak'la, Körfez şeyhlikleriyle ve Avrupa'ylaydı. Ayrıca Ahvazlılar, Pers'te gerçekleşen siyasi olaylara, özellikle Anayasa Devrimi'ne katılmamışlardı.

Şah Rıza Pehlevi, “Huzistan'a Yolculuk” adlı kitabında şöyle diyor: "Luristan'ın isyancılarını bastırmaya karar verdim, böylece Huzistan ile Irak arasındaki kritik yolu açabilirdim. Bu, Huzistan'da güvenin yeniden sağlanması için yapıldı; çünkü orada güvensizlik, yağma, isyan ve sadakatsizlik hüküm sürüyordu. Ayrıca, vatanını satan ve kendisini bağımsız bir emir ilan eden ihanetle suçlanmış bir kişiyi de ortadan kaldırmış oldum."

Rıza Şah'ın “Huzistan’a Yolculuk” isimli eseri kendinin yazmadığını, sözlü anlatımlarının Savaş Bakanı olduğu dönemdeki baş sekreteri Ferecullah Behrami tarafından kaleme alındığını belirtmek gerekir. Arabistan yerine Huzistan kelimesini kullanıyor ve Irak derken, şu anda “Arak” denen Irak-ı Acem’i kastediyor.

Şah Rıza, Luristan yöneticilerini isyancılara, Hazal Han'ı ise isyancı ve vatan hainine benzetmekte ve Hazal Han yönetimindeki bölgenin bağımsızlığını bir nevi tanımaktadır. Evet, gerçekten de Huzistan çoğu zaman bağımsızdı veya önceki yüzyıllarda İran'daki diğer krallıklarla ittifak dönemlerinde yarı bağımsız bir statüye sahipti. Şah Rıza bundan bahsetmedi. Bu yolculuğunda Hazal Han'a da hakaret ediyor ve onu Bedevi ve çöl adamı olarak tanımlıyor.

Şah Rıza Pehlevi, Arabistan’a (Huzistan’a) giden askeri güçlerinin önünde Lur, Bahtiyari ve Poştkuh kabilelerinin liderlerinin ittifak kurduğundan söz ediyor ve bu ittifakın amacını soruyor. Bu soruya kendi kendine şöyle cevap veriyor: "Kısaca söylüyorum: Güneydeki petrol madenlerinin bağımsız hale getirilmesi ve İran'ın gelecekteki çıkarlarından mahrum bırakılması." Bu ifadeleriyle, çoğu Huzistan'da bulunan petrol madenleri, yani petrol yataklarının bağımsız olma ihtimaline ilişkin endişesini bir kez daha teyit ediyor. Ayrıca kitabın başka bir yerinde, Luristan'dan Tahran'a döndükten sonra şu bilgileri elde ettiğini belirtiyor: "Huzistan'ı [Arabistan'ı] kuşatma ve bağımsızlığını koruma hamlesi bir süredir bekleniyordu. Bu demek oluyor ki bu meseleyle ilgili plan bir süredir hazırlanıyordu.”

Şah Rıza, "Mezopotamya ve Şam gazetelerinin Hazal’ı Huzistan'ın bağımsız Emir’i olarak tanımlamasından" duyduğu rahatsızlığı dile getiriyor. Şah Rıza, Hazal Han'ı emirliğine resmi olarak yabancıların atanmasını talep etmekle suçluyor. Şam (Suriye, Lübnan, Filistin, Irak) gazeteleri ve hatta Mısır gazeteleri de Hazal Han'ın bu unvanını (Bağımsız Emir) kullandı. Lübnanlı düşünür Emin er-Reyhani, Hazal Han'ı "Arap Kralları" adlı kitabında "Arap Kralları" kategorisine dahil etti.

Rıza Şah'ın yolculuk kitabında dikkat çeken nokta, İran'da yüzyıllardır hüküm süren ve onun "mezhep kralları" olarak nitelendirdiği merkezi olmayan yönetim sistemini kökten ortadan kaldırmak için gösterdiği çabadır. Yani onun düşmanlığı Hazal Han'ın, Lur ve Bahtiyari liderlerinin ötesine uzanıyor ve onun İran'daki ademi merkeziyetçi sisteme olan düşmanlığında; tek milliyetçi, yani İran milliyetçiliği ile merkeziyetçiliğe vurgu yapmasında kendini gösteriyor.

Huzistan'a iki farklı bakış

Daha önce belirttiğimiz gibi, Savaş Bakanı Rıza Şah Pehlevi'nin Huzistan Krallığı'na karşı başlattığı askeri operasyon ve kuvvetlerinin Ahvaz ve Mahşehr şehirlerini işgali, geniş bir ulusal medya kampanyasının bir sonucuydu. Bu kampanya, Tahran'daki çoğu Fars gazetesinin yürüttüğü kapsamlı bir ulusal çabaya dayanıyordu ve odak noktası Hazal Han'ın imajını zedelemek ve onu bir hain ve isyancı olarak tasvir etmekti. 1925'te yayınlanan Arap gazeteleri ise ister Irak'ta ister Şam'da ister Mısır'da, Hazal Han'ın yanında yer aldı ve onu destekledi.

Mahmud Afşar gibi radikal milliyetçi yazarlar ve ikinci Pehlevi döneminde senato üyesi olan Ali Deşti gibi gazeteciler, Arap basınında Hazal Han ve Arabistan yönetimini destekleyen yayınlara cevap vermeye çalıştılar. Bu yazarlar ve başkaları, "Hablu’l Metin" gibi Fars gazetelerinde, Fars milliyetçiliği ve Arap karşıtı nedenlerden dolayı Hazal Han’a yönelik saldırgan kampanyada önemli bir rol oynadılar. Hazal Han'a yönelik bu saldırıya Rıza Pehlevi'ye düşman olanlar da dahil olmak üzere birçok İran milliyetçisi katıldı.

Güney Azerbaycan’ın lideri Cafer Beyşuhuri ve Kürdistan Mahabad özerk bölgesinin lideri Kadı Muhammed'e karşı, yönetimleri sırasında ve sonrasında, bu ayrıştırıcı siyasi retorik 20 yıl sonra tekrar kullanıldı.

Muhammara ve Huzistan Krallığı tarihine yaklaşımım ve Avrupalı siyasetçiler ve yazarların yanı sıra Arap dünyasındaki Araplar tarafından yazılanları ve bu tarihin özü hakkında konuşulanları incelemem yoluyla şunu söyleyebilirim ki çoğu, bu krallığın ve başkentinin İranlılar tarafından iki kez işgal edildiğine inanıyor: İlki 1841'de Şah Muhammed Kaçar'ın hükümdarlığı sırasında, ikincisi ise 1925'te Şah Rıza Pehlevi'nin hükümdarlığı sırasında. İranlı tarihçilerin çoğu, yöneticiler, partiler ve siyasi örgütler bu görüşü reddederken, Arabistan'ın ya da söyledikleri şekliyle Huzistan'ın tarih boyunca İran'a bağlı olduğunu iddia ediyorlar. “Huzistan ve İran'da Ulus Devletin Kaderi” başlıklı kitabımda Huzistan Krallığı'nın Kaçar Hanedanı'na bağlı olduğuna ve 19. yüzyılın ortalarında Muhammara'nın işgali ve ikinci "Erzurum Antlaşması"nın imzalanmasının ardından müttefik krallıklara dayanan siyasi-idari sisteme sahip olduğuna dair bir vurgu yaptım. Bu dönemde Huzistan, bağımsız bir emirlik veya krallıktan, yarı bağımsız ancak bir ölçüde sömürgeleştirilmiş bir krallığa dönüştü ve bu durum 1925 yılına kadar devam etti. Peki neden yarı bağımsız, yarı sömürge diyorum? Çünkü Kaçar Hanedanı bu dönemde, 19. yüzyılın ortalarından 1925'e kadar süren 75 yılı aşkın bir süre boyunca Huzistan'da sadece Huveyze ve Muhammara'da savunma amaçlı iki üs bulundurmuştur. Bu üsler, Osmanlı Devleti'ne karşı sadece savunma amaçlıydı ve Huzistan yöneticisinin gücüne ve yetkisine bağlı olarak büyüklükleri değişiyordu. Ancak, bu üslerin unsurları, Hindistan veya Cezayir örneğindeki klasik sömürgelerde olduğu gibi, krallığın içişlerinde herhangi bir rol oynamadılar. Örneğin, Hazal Han'ın kendi özel ordusu ve polisi vardı. Bu güçler aracılığıyla, Huveyze, Beni Taraf ve Şadgan gibi bölgelerden Tuster, Dizful, Ramhürmüz ve Hindiyan'a kadar Arabistan'ın tüm emirliklerinin kontrolünü ele geçirmeyi başardı. Hazal Han'ın devrilmesinin ardından Huzistan işgal edildi, ardından Pehlevi devletine ilhak edildi ve Ahvaz toplumu siyasi, idari ve hukuki olarak öncekinden farklı bir sömürge aşamasına girdi. Bazı Ahvaz toplum kesimleri bu sömürgeci durumu unuttu ve bu kesimlerde ikinci görüş, yani Farsça söylemin üstün gelmesi hakim oldu. Bunda, İran yetkililerinin son doksan yıl boyunca İran içinde Huzistan topraklarının işgali hakkındaki tarihsel gerçeği doğrulayan herhangi bir kitap, çalışma veya makalenin resmi ve yasal bir şekilde yayınlanmasını yasaklamasının payı var. Huzistan Krallığı ve halkıyla ilgili tarihî, siyasî ve ekonomik birçok kitap ve şerhe rağmen, Huzistan'ın hukuki durumunu açıklamak için uluslararası hukuki bir çerçeve veya tanım bulunmamaktadır: İşgal mi, yoksa ilhak mı? Bu konu, İran'ın kendi içindeki bölgesel ve Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kuruluşlardaki statüsünü belirlemek için önemlidir. Durum böyle olduğu sürece Huzistan, Filistin meselesi ve Güney Sudan meselesi gibi Arap ve uluslararası boyutu olan meseleler gibi değil, bir İran vilayeti olarak kalacak.

Ancak bu iki farklı görüş ve durumun dışında, Huzistan'ın yaklaşık 100 yıl önce işgal edilmesini ve İran'a ilhak edilmesini inkar etmeyen, ancak Ahvaz halkına kendi kaderini belirleme hakkını tanımanın ve bu hakkın uygulanması için federatif bir sistem kurmanın çözüm olduğunu düşünen üçüncü bir seçenek bulunmakta.

2012 yılında Filistin Yönetimi uluslararası hukukçulardan oluşan bir hukuk ekibi atadı ve bu ekip aracılığıyla Birleşmiş Milletler'i Filistin'i gözlemci devlet olarak kabul etmeye ikna etti. Görünüşe göre bu Ahvaz özelinde de uygulanabilir. Örgüt veya konsey adı ne olursa olsun, Ahvaz figürlerinin ve oluşumlarının çoğunu içermeli ve İran'da özerklik ya da federal bir sistem kurarak ülke içinde bir yer edinme mücadelesi vermelidir.

* Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan tercüme edilmiştir.



Avrupa semalarında bomba paniği: Hibrit savaş riski artıyor

İspanyol polisi, 3 Kasım'daki bomba ihbarında Ryanair uçağını ve bagajlarını incelemişti (Reuters)
İspanyol polisi, 3 Kasım'daki bomba ihbarında Ryanair uçağını ve bagajlarını incelemişti (Reuters)
TT

Avrupa semalarında bomba paniği: Hibrit savaş riski artıyor

İspanyol polisi, 3 Kasım'daki bomba ihbarında Ryanair uçağını ve bagajlarını incelemişti (Reuters)
İspanyol polisi, 3 Kasım'daki bomba ihbarında Ryanair uçağını ve bagajlarını incelemişti (Reuters)

Avrupa genelinde yolcu uçaklarına yönelik bomba ihbarları hibrit savaş korkularını yeniden alevlendirdi.

Asılsız ihbarlar perşembe günü Avrupa genelinde yaklaşık 30 ticari uçuşu etkiledi. Bazı uçaklar rotalarını değiştirmek zorunda kalırken bazılarına savaş jetleri eşlik etti.

Hafta başında en az 7 uçuş ve bir yolcu gemisiyle ilgili de benzer ihbarlar almasının ardından yaşanan son gelişmeler, Avrupa'daki hava ulaşımını etkileyen tehditlerin boyutunu büyüttü.

Adının paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan bir kaynak, Roma Fiumicino ve Milano Malpensa havalimanlarında havayolu şirketlerine ve havalimanı işletmecilerine tehdit içeren bir e-posta gönderildiğini söylüyor.

"Male State savaşçıları" imzasını taşıyan mesajda Helsinki ve Dublin'den gelen uçaklara yerleştirilen bombaların 60 dakika içinde patlayacağı öne sürülmüş.

Rusya'da 2016'da kurulan radikal sağcı, ırkçı ve kadın düşmanı "Male State" (Erkek Devleti) hareketinin kurucusu Vladislav Pozdnyakov ise grubun artık var olmadığını belirterek, ihbarlarla ilgisinin bulunmadığını öne sürdü. Rus mahkemesi aşırılıkçı hareketin faaliyetlerini 2021'de yasaklamıştı.

Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu'nun ofisi, Dublin'den Roma'ya giden Aer Lingus uçağına eşlik etmesi için savaş uçakları gönderildiğini açıkladı. Bulgaristan Hava Kuvvetleri de üç yolcu uçağına savaş uçaklarının eşlik ettiğini duyurdu. Londra-Sofya seferini yapan bir Ryanair uçağı ülkenin ikinci büyük şehri Plovdiv'e yönlendirildi.

İspanya'da da 20 dakika içinde üç ayrı bomba ihbarı yapıldı. İhbardan Madrid'den Paris'e giden bir Air Europa uçağıyla Roma ve Milano'dan gelen iki Iberia seferi olumsuz etkilendi.

İspanya Dışişleri Bakanı Jose Manuel Albares, son dönemlerde Avrupa'da uçaklara yönelik asılsız bomba ihbarlarının "hibrit saldırı ve psikolojik savaş girişimi" olduğunu savundu. Ülkede 29 Kasım'da yapılacak erken genel seçimler öncesinde benzer dış müdahalelerin olabileceği uyarısında bulundu.

Avrupa'yı alarma geçiren bomba ihbarlarının ardında kim olduğu henüz tespit edilemedi.

Avrupa istihbaratından yetkililer, Ukrayna'yla savaş halindeki Rusya'nın son dönemde NATO ülkelerine karşı sabotaj ve siber saldırı faaliyetlerini artırabileceğini öne sürmüştü. Almanya, Leipzig Havalimanı'nda ağustosta ele geçirilen bomba yüklü drone'dan Rusya'yı sorumlu tutmuş, Kremlin ise iddiaları reddetmişti.

BBC'nin analizine göre saldırıların ardında Rusya'nın yanı sıra İran'ın olabileceği ihtimali de gündemde. Ancak Tahran ve Moskova'nın vekiller aracılığıyla bu sabotajları düzenlediğine dair herhangi bir somut delil bulunmadı.

Bomba ihbarları, Avrupa'daki süpermarket zincirlerinin soğutma sistemlerine düzenlenen siber saldırıların ardından geldi. Bu sabotajlarda da gözler Moskova yönetimine çevrilmişti ancak Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, dünkü açıklamasında iddiaları "saçmalık" diye niteledi.

Independent Türkçe, Reuters, BBC, Guardian


Trump'ın yeni hedefi Kuzey Kore mi olacak?

Donald Trump, görevdeyken bir Kuzey Kore lideriyle yüz yüze görüşen ilk ABD başkanı olmuştu (Reuters)
Donald Trump, görevdeyken bir Kuzey Kore lideriyle yüz yüze görüşen ilk ABD başkanı olmuştu (Reuters)
TT

Trump'ın yeni hedefi Kuzey Kore mi olacak?

Donald Trump, görevdeyken bir Kuzey Kore lideriyle yüz yüze görüşen ilk ABD başkanı olmuştu (Reuters)
Donald Trump, görevdeyken bir Kuzey Kore lideriyle yüz yüze görüşen ilk ABD başkanı olmuştu (Reuters)

ABD'de ara seçimlerde Cumhuriyetçilerin yaşadığı yenilginin ardından Başkan Donald Trump, dış politikada başarı elde etmek için Kuzey Kore'yle yeniden müzakere arayışına girebilir.

Reuters'ın analizinde, Trump'ın görev süresinin son iki yılında dış politikaya ağırlık verebileceği değerlendirmesi yapılıyor. Ukrayna ve İran'daki savaşların akıbeti belirsizliğini korurken, Trump'ın manevra alanının daha geniş olduğunu düşündüğü Asya'ya yönelmesi bekleniyor.

Ancak analistlere göre Kuzey Kore lideri Kim Jong-un'un şu aşamada müzakereye dönmek için fazla nedeni yok.

Trump ilk başkanlık döneminde Kim'le üç kez görüşmüş ancak 2019'daki son zirve, Kuzey Kore'nin nükleer programı ve yaptırımların kaldırılması konusunda anlaşma sağlanamaması üzerine sonuçsuz kalmıştı.

Aradan geçen 7 yılda Kuzey Kore nükleer ve füze kapasitesini önemli ölçüde artırırken Rusya ve Çin'le ilişkilerini de güçlendirdi. Bu durum, Pyongyang'ın Washington'la anlaşmaya duyduğu ihtiyacı azaltıyor.

Güney Kore'deki Ewha Kadın Üniversitesi'nden Leif-Eric Easley, nükleer silahsızlanma hedefinin geri plana atıldığı bir zirvenin bölgedeki caydırıcılığı zayıflatabileceğini ve ABD, Güney Kore ve Japonya arasında politika anlaşmazlıklarına yol açabileceğini söylüyor.

Tokyo ve Seul de Washington'ın Pyongyang'la doğrudan anlaşmaya vararak kendilerini sürecin dışında bırakmasından endişe ediyor.

Trump, Kuzey Kore'den "nükleer güç" olarak söz etse de ABD'nin bölgedeki müttefikleri ve Batılı ülkeler Pyongyang'ın bu statüsünü resmen tanımıyor. Japonya'daki Sophia Üniversitesi'nden Kazuhiro Maeşima, Washington'ın Kuzey Kore'nin nükleer statüsünü kabul etmesinin Asya'daki güvenlik ortamını köklü biçimde değiştirebileceğini belirtiyor.

Modern Diplomacy'nin analizinde de Trump'ın Güney Kore ve Japonya'nın güvenlik çıkarlarını tehlikeye atmadan ve ABD'nin nükleer silahların yayılmasını önleme taahhütlerini zayıflatmadan Pyongyang'la müzakerelere girmesinin zor olacağı yorumu yapılıyor.

Trump, ağustosta yaptığı açıklamada Kim'le yıl sonuna kadar görüşmeyi planladığını söylemişti. Bunun ardından hem maliyetli olduğu hem de Kuzey Kore'ye "düşmanca" bir mesaj gönderdiği gerekçesiyle Güney Kore'yle ortak askeri tatbikatların azaltılacağını duyurmuştu.

Kuzey Kore liderinin kız kardeşi Kim Yo-jong ise "Tatbikatların süresi ve kapsamı azaltılsa bile bunların kışkırtıcı ve saldırgan niteliği değişmeyecek" diyerek Beyaz Saray'ın görüşme taleplerine karşı mesafeli bir duruş sergilemişti.

Independent Türkçe, Reuters, Modern Diplomacy


5 soruda Paraguay'daki Ueno Bank skandalı

Ueno'nun 3 Kasım'daki tasfiyesinin ardından halk, Pena hükümetine karşı protesto gösterisi düzenlemişti (AP)
Ueno'nun 3 Kasım'daki tasfiyesinin ardından halk, Pena hükümetine karşı protesto gösterisi düzenlemişti (AP)
TT

5 soruda Paraguay'daki Ueno Bank skandalı

Ueno'nun 3 Kasım'daki tasfiyesinin ardından halk, Pena hükümetine karşı protesto gösterisi düzenlemişti (AP)
Ueno'nun 3 Kasım'daki tasfiyesinin ardından halk, Pena hükümetine karşı protesto gösterisi düzenlemişti (AP)

Paraguay Devlet Başkanı Santiago Pena hakkında, milyonlarca müşteriyi mağdur eden banka skandalının ardından azil süreci başlatılması ülkede siyasi kriz yarattı.

Pena, perşembe günü yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

Şayet bir an olsun halkımı hayal kırıklığına uğrattıysam özür dilemek istiyorum. Ülkemizin istikrarını, toplumsal barışı ve demokratik kurumlarımızı koruma gerekliliğini gözeterek devlet başkanlığı görevimden istifa etme kararı aldım.

Öte yandan Kongre'de yeterli toplantı sayısı sağlanamadığı için Pena'nın istifası karara bağlanamadı. Hakkındaki azil süreci Senato'da devam eden 47 yaşındaki sağcı liderin istifa açıklaması, 7 milyona yakın kişinin yaşadığı Latin Amerika ülkesinin en çok müşteriye sahip bankalarından Ueno'yla ilgili krizin ardından geldi.

Ueno Bank neden iflas etti?

2021'de dijital finans kuruluşu olarak faaliyete başlayan Ueno, Paraguay'ın en büyük bankalarından birine dönüştü. Pena'nın iktidara geldiği 2023'te bankacılık lisansı alan Ueno, 3 milyondan fazla kişiye hizmet veren 70'i aşkın şubeye sahipti.

Paraguay Milli Futbol Takımı'na sponsor olan bankanın çoğunluk hissesi, farklı sektörlerde faaliyet gösteren Grupo Vazquez'e aitti.

Ancak Ueno, özellikle şirketin kendi ortaklarıyla bağlantılı işletmelere verdiği krediler nedeniyle Paraguay Merkez Bankası (BCP) tarafından incelemeye alındı.

BCP'nin daha önce yürüttüğü incelemelerde Ueno'nun kredi portföyünde ciddi sorunlar, yetersiz teminatlar, eksik belgeler ve yanlış kaydedilmiş varlıklar tespit edildi. Bankanın mali tablolarında yapılan düzeltmelerin ardından sermaye yeterlilik oranı yasal asgari seviyenin yarısının altına düşünce BCP, 2 Kasım'da bankaya müdahale kararı aldı. Karar ertesi gün duyuruldu. Bunun üzerine bankanın faaliyetleri durduruldu, mobil uygulama, kart ve para transferi hizmetleri de kesintiye uğradı.

Müşterilerin hesaplarına erişememesi ülkede protestolara yol açtı. Bankanın yaklaşık 800-850 milyon dolarlık kamu kaynağını yönettiği, bu paranın içinde devlet emeklilik ve sağlık fonlarının da bulunduğu bildiriliyor.

Pena hükümetinin Ueno Bank'la ilişkisi nedir?

2023'te devlet başkanlığına seçilen Pena, 2019-2025'te Grupo Vazquez'in sahibi Miguel Vazquez'in yönettiği şirketlerden birinde hissedardı. Pena, Mart 2025'te bu hisselerini sattığını açıkladı. Ueno Bank'ta doğrudan hissesi bulunmadığını, bankanın sahibiyle ticari ortaklığının geçmişte kaldığını savundu.

Ancak Pena'nın liderliği döneminde devlet kurumlarının Ueno'ya aktardığı kamu kaynakları çıkar tartışmalarını alevlendirdi.

Bloomberg'in aktardığı verilere göre, devletin Ueno'daki mevduatları Ocak 2024'te 100 milyon doların altındayken Eylül 2026 sonunda yaklaşık 800 milyon dolara ulaştı. Bu tutar, bankacılık sistemindeki toplam kamu mevduatının yaklaşık yüzde 20'sine karşılık geliyor.

Ülkenin sosyal güvenlik kurumu Instituto de Previsión Social (IPS), sağlık ve emeklilik fonlarıyla devlete ait büyük hidroelektrik santrallerinin işlettiği kaynaklar da Ueno'da tutulan paralar arasındaydı. Reuters'a göre banka, yaklaşık 850 milyon dolarlık kamu kaynağını yönetiyordu.

Ueno'da hangi usulsüzlükler tespit edildi?

Paraguaylı medya kuruluşu ABC Color'ın kamuya ait mali belgeler üzerinden yaptığı incelemedeyse daha dikkat çekici bir tablo ortaya çıktı. Gazetenin 13 Ekim'deki haberine göre, devlet kurumları ve IPS'nin Ueno'ya para yatırdığı dönemlerle bankanın Grupo Vázquez'le bağlantılı şirketlere kredi verdiği tarihler arasında önemli örtüşmeler var.

BCP'nin incelemelerinde Ueno'nun, bankanın sahibi Grupo Vazquez'le bağlantılı MOWI, Grupo Hendy ve Grupo M gibi şirketlere yüksek miktarda kredi verdiği belirlendi. Bu kredilerin yeterli teminatla güvence altına alınmadığı ve bazı finansal işlemlerde usulsüzlük yapıldığı tespit edildi.

Gazete, bu kredilerin verildiği dönemlerde bankanın kamu kaynaklarından benzer büyüklükte mevduat topladığına dikkat çekti. ABC Color, bankanın BCP'nin incelemesi altındayken bile Eylül 2026'da kamu kurumlarından 20 milyon dolar daha topladığını yazmıştı. Bankanın 2026'nın ilk 9 ayında devletten ve IPS'den aldığı kaynakların toplamı 206 milyon doları aştı.

Bunlar kamu kaynaklarının doğrudan bankanın ortaklarına aktarıldığını kanıtlamıyor. Ancak kamu mevduatlarının bankanın bağlantılı şirketlere açtığı kredilerle aynı dönemde yoğunlaşması, paranın nasıl kullanıldığı ve devletin neden bu kadar büyük miktarda kaynağı tek bir bankada tuttuğu sorularını gündeme taşıdı.

Paraguay Merkez Bankası neden hedefte?

Skandalın bir diğer önemli boyutu, Ueno Bank'ı denetleyen BCP'nin yönetimiyle ilgili.

Pena, 2023'te Merkez Bankası Başkanlığı'na Carlos Carvallo'yu atadı. Carvallo, bu göreve gelmeden önce Ueno Bank'ın öncülü olan Financiera Ueno'yu yönetmişti. Ayrıca Ueno'nun bankacılık lisansı aldığı dönemde BCP'nin başında bulunuyordu.

Bankanın tasfiye sürecinin ardından Carvallo da görevinden istifa etti.

Diğer yandan ABC Color, BCP'nin eski Denetim Müdürü Fernando Rivarola'nın hazırladığı 10 Temmuz 2026 tarihli raporun hükümet tarafından kamuoyundan saklandığını da öne sürmüştü.

Raporda Ueno'nun, Grupo Vázquez'le bağlantılı yaklaşık 7 şirkete yasal kredi sınırlarını aşan miktarlarda kredi verdiğine dikkat çekilmişti. Rivarola ise raporu göndermeden 4 gün önce, 6 Temmuz'da kararnameyle BCP'deki görevinden alınarak başka bir kuruma atanmıştı.

Şimdi ne olacak?

Kongre'de yeterli toplantı sayısı sağlanamadığı için Pena'nın istifası karara bağlanamadı. Temsilciler Meclisi'nin 78 oyla kabul ettiği azil süreci Senato'da devam ediyor. Pena ise resmen görevde kalmayı sürdürüyor.

Muhalefet, istifasının kabul edilmesi halinde Pena'nın ömür boyu senatörlük statüsü kazanarak yargılanmasını güçleştirecek dokunulmazlıklardan yararlanabileceğini savunuyor.

İktidardaki Colorado Partisi (ANR) Genel Başkanı ve eski Devlet Başkanı Horacio Cartes de azil sürecine destek verdiklerini bildirmişti.

Savcılık bankanın denetlenmesi, tasfiye sürecinin yönetilmesi ve kamu kaynaklarının Ueno'ya yatırılmasıyla ilgili üç ayrı ceza soruşturması başlattı. Pena ve mevcut ya da eski bazı hükümet yetkililerinin yanı sıra banka yöneticileri ve bağlantılı şirketlerde görevli kişiler hakkında suç duyurusunda bulunuldu.

Carvallo, açıklamasında Ueno müşterilerinin 38 bin dolarlık tutara kadar paralarının "mümkün olan en kısa sürede" geri yatırılacağını söyledi.

Ancak bu sınır şirketler için de geçerli. Dolayısıyla bankaya büyük miktarda nakit yatırmış firmalar iflas etme riskiyle karşı karşıya.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump'ın müttefiklerinden olması nedeniyle Pena'nın ABD'ye kaçabileceği iddiaları da gündemde. Brezilya'da devlet başkanlığı seçimlerinde Trump'ın desteğini almasına rağmen mağlup olan Flavio Bolsonaro da ABD'ye kaçmıştı. Paraguay Devlet Başkanlığı Ofisi ise iddiaları yalanlayarak Pena'nın Kongre'de hakkındaki suçlamalara karşı savunma yapacağını bildirdi.

Independent Türkçe, ABC Color, Bloomberg, Reuters, Responsible Statecraft, New York Times, Guardian