Mısır: Halkın ‘tehcir’ konusundaki korkuları artıyor
Mısır’ın Gazze’ye yaptığı yardımlardan bir kare (El-Ezher Facebook sayfası)
İsrail’in Filistin’in Refah kentine yönelik yoğun hava saldırıları ve son haftalarda Refah’a akın eden 1 milyon 400 binden fazla insan için Mısır ve uluslararası toplumdan insani bir felaket uyarısı gelmesiyle birlikte, Mısır halkının büyük bir kesiminde Filistinlilerin ‘tehcir edilmesine’ ilişkin korkular arttı.
Mısır’daki en büyük siyasi muhalif grup olan Sivil Hareket, Mısırlıları ‘Gazze’de olup bitenlere karşı öfkelerini göstermek için meydanlara çıkmaya’ çağırdı. Hareket ‘iki ülke arasında imzalanan Camp David barış anlaşmasının iptal edilmesi’ ve ‘İsrail büyükelçisinin sınır dışı edilmesi’ talebini yineledi. Ayrıca, ‘küresel çaptaki bütün özgür güçlere’, ‘İsrail’in müttefiklerince desteklenen vahşetine karşı koyma’ çağrısında bulundu.
Sivil Hareket Sözcüsü Halid Davud’a göre, hareketin çağrısı, Mısır devletinin Filistinlilerin topraklarından sürülmesini reddeden resmi tutumuyla örtüşüyor. Davud, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, birçok Arap ve Avrupa ülkesinde İsrail politikalarını kınayan gösterilerin zaten yapılmakta olduğuna dikkat çekti. Davud, Mısırlı yetkililere, protesto için dışarı çıktıklarında vatandaşlara karşı hoşgörülü olmaları yönünde çağrıda bulundu.
Filistinliler dün Refah’tan göçerken (EPA)
Sözcü, hareketin çağrısında yer belirlemediğini, ancak El-Ezher Camii gibi genellikle gösterilerin yapıldığı bir dizi lokasyonda cuma namazından sonra Filistin halkına destek olup, İsrail’in davranışlarını kınayan gösteriler düzenlenmesini beklediğini kaydetti. Bu konuyla ilgili İçişleri Bakanlığı’na talepte bulunduklarını ancak ‘istisnai durum ve halkın öfkesi karşısında siyasi bir anlayış’ oluşmasını, barışçıl göstericilerden hiçbirinin tutuklanmamasını ümit ettiklerini belirtti.
Muhafazakarlar Partisi Başkanlık Konseyi üyesi Dr. Talat Halil, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, gösteri çağrısı için ‘Gösteri Kanunu’na uygun olarak İçişleri Bakanlığı’na talepte bulunulacağını’ doğruladı. Halil, İçişleri Bakanlığı’nın, Filistin halkına destek amaçlı gösteri düzenlenmesi talebini, her zamankinin aksine ‘reddedilmeden’ onaylayacağını umduğunu ifade etti.
2013 yılında gösterilerin düzenlenmesine ilişkin çıkarılan bir yasayla, gösteri düzenlemek üzere bir araya gelmek isteyenlere İçişleri Bakanlığı’na talepte bulunma zorunluluğu getirilmişti. Yasaya göre, İçişleri Bakanı, gösteriyi ‘güvenliğe tehdit’ oluşturması halinde reddetme ve engelleme hakkına sahip. 2017 yılında bu yasada bazı değişiklikler yapılmıştı.
Dün Refah’ta yerinden edilmiş Filistinlilerin çadırları (AFP)
El-Ehram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanı Beşir Abdulfettah, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, böyle bir çağrıya yanıt verileceğinden şüphe duyduğunu söyledi. Bunun sebebi olarak da hareketin Mısır sokaklarında bir etkisinin olmamasını gösterdi. Ayrıca böyle gösterilerin faydasız olduğunu, çünkü zaten Mısır devletinin olayların başından beri gerek yardımların ulaştırılması gerekse ateşkesin sağlanması hususundaki arabuluculuk çalışmaları ile Filistin’e destek vermek için siyasi düzeyde faaliyet gösterdiğini vurguladı.
Halil, gösteri çağrısının Mısır devletinin, savunmasız Filistin halkına karşı her gün ‘ihlaller ve suçlar’ işleyen İsrail’e karşı henüz kullanmadığı birçok baskı aracı bulunduğu gerekçesiyle hareketten geldiğini belirtti. İsrail’in Refah’a girme ve Philadelphia Koridoru’nu kontrol etmeye ilişkin tekrarlanan söylemleriyle Mısır ulusal güvenliğinin açıkça tehdit altında olduğunu vurguladı.
Geçtiğimiz haftalar, İsrail’in ‘sınır şeridi ve Philadelphia Koridoru konusunda bir anlaşmaya varılmasının yakın olduğu’ yönündeki tekrarlanan söylemlerinin etkisiyle Mısır ve İsrail arasındaki iplerin gerilmesine tanık oldu. Mısırlı yetkililer, koridorla ilgili herhangi bir anlaşmayı reddediyor. Koridorun varlığı iki ülke arasında imzalanan Camp David barış anlaşmasına ek bir güvenlik anlaşmasına bağlı. Koridor, 2005 yılından beri Filistinlilerin kontrolünde bulunuyor.
Sivil Hareket Sözcüsü’ne göre, İsrail’in, Filistin davasını tasfiye etmek için Filistinlileri topraklarından sürmeye yönelik planlarının tehlikelerinin ‘halkın farkında’ olması gerektiğini söyledi. Bunun için Filistin halkının kararlılığını destekleyen bir halk hareketi olmasının kaçınılmaz olduğunu ve bunun Mısırlı yetkililerin açıkladığı resmi tutumla da örtüştüğünü kaydetti.
Muhafazakarlar Partisi Başkanlık Konseyi’nin bir üyesi, Mısır’ın Camp David de dahil olmak üzere imzaladığı anlaşmalara saygı duymasının, İsrail’in Filistin halkına yönelik saldırılarını sürdürmesine ve Mısır’ın ulusal güvenliğini tehdit etmek de dahil olmak üzere, anlaşmayı ihlal etmesine müsaade etmek anlamına gelmeyeceğini vurguladı. Tel Aviv’in şartlarına uymaması nedeniyle Mısır’ın anlaşmayı derhal iptal ederek tepki göstermesi gerektiğini söyledi. Ancak El-Ehram Merkezi’ndeki uzman, Camp David’in iptal edilmesi yönündeki çağrıları ‘çocukça’ ve pervasızca bulduğunu söyledi. Bu tür anlaşmalara yaklaşımların, özellikle bunun gibi bir adımın sonuçları da dahil olmak üzere birtakım hususlara bağlı olduğunu vurguladı.
90 günlük Sudan ateşkesi ve ardından yapılacak müzakerelere ilişkin bir ABD belgesihttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5295019-90-g%C3%BCnl%C3%BCk-sudan-ate%C5%9Fkesi-ve-ard%C4%B1ndan-yap%C4%B1lacak-m%C3%BCzakerelere-ili%C5%9Fkin-bir-abd
(foto altı) ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, el-Ubeyd kentindeki durumla ilgili endişelerini dile getirdi. (Arşiv – AFP)
90 günlük Sudan ateşkesi ve ardından yapılacak müzakerelere ilişkin bir ABD belgesi
(foto altı) ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, el-Ubeyd kentindeki durumla ilgili endişelerini dile getirdi. (Arşiv – AFP)
ABD yönetimi ile Sudan hükümeti arasında karşılıklı olarak paylaşılan belgelerin sızdırılması, Sudanlılar arasında sivillerin yaşadığı insani krizin bir kısmını hafifletebilecek bir ateşkese ulaşılabileceğine dair umutları yeniden canlandırdı. Ancak söz konusu belgeler, ülkenin savaşı sona erdirmeye gerçekten yaklaşıp yaklaşmadığı ya da yeni girişimin önceki barış çabalarıyla aynı akıbete uğrayıp uğramayacağı konusunda geniş çaplı tartışmaları da beraberinde getirdi.
Reuters’ın, üst düzey Sudanlı yetkililere dayandırdığı haberine göre, yetkililer sızdırılan belgelerin içeriğini doğruladı. Belgeler, tarafların girişimin genel ilkeleri üzerinde büyük ölçüde uzlaştığını, ancak şehirlerde konuşlu bulunan Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) geleceği konusunda temel bir anlaşmazlık yaşandığını ortaya koydu. Belgelerin sızmasının ardından tarafların tutumları farklılık gösterdi. Sudan hükümeti ateşkes fikrine şartlı destek verirken, ABD’den gelen açıklamalar çelişkili bir görünüm sergiledi. Washington önce Hartum’un öneriyi reddettiğini belirtirken, daha sonra hükümetin teklifi kabul ettiğini açıkladı. Buna rağmen tarafların ateşkes konusunda nihai bir anlaşmaya varması halen uzak bir ihtimal olarak değerlendiriliyor.
Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre ABD, insani yardımların ulaştırılmasına imkân sağlayacak, sivillerin korunmasını güçlendirecek ve kalıcı ateşkese yönelik müzakerelerin önünü açacak 90 günlük acil bir insani ateşkes ilan edilmesini önerdi. Plan, kalıcı ateşkesin ardından sivil otoritenin öncülüğünde bir siyasi geçiş süreci başlatılmasını ve bunun seçimlerle sonuçlanmasını öngörüyor.
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan (AFP)
Sudan hükümeti ise sızdırılan belgeye göre, öneriye onay vermesini, ABD planında öngörülen sınırlı çekilmeler yerine HDK’nin 11 Mayıs 2023’ten bu yana kontrol altına aldığı tüm kentlerden tamamen çekilmesi şartına bağladı.
25 Haziran tarihini taşıyan ve Sudan hükümetine atfedilen belgede, ABD girişiminin birçok temel ilkesiyle mutabakat sağlandığı görüldü. Bunlar arasında çatışmanın askerî yöntemlerle çözülemeyeceğinin kabul edilmesi, ülke genelinde ateşkes ilan edilmesi, ABD başkanlığında; Birleşmiş Milletler (BM), Afrika Birliği (AfB) ve Arap Birliği’nin üyeliğinde bir koordinasyon komitesi kurulması ile anlaşmanın uygulanmasını denetleyecek, insani yardımların ulaştırılmasını ve sivillerin korunmasını güvence altına alacak BM gözetim mekanizmasının oluşturulması yer alıyor.
Bununla birlikte Sudan’ın yanıtında temel şart olarak, HDK’nin kontrol altına aldığı tüm kentlerden çekilmesi öne çıktı. Belgeye göre sonraki güvenlik düzenlemeleri kapsamında bu güçlerin geri çekilmesi, terhis edilmesi, silahsızlandırılması ve unsurlarının BM gözetiminde yeniden topluma kazandırılması öngörülüyor. Aynı zamanda Sudan Silahlı Kuvvetleri’nin ülkenin tek ulusal ordusu olarak korunması ve diğer silahlı oluşumların bu yapı bünyesine entegre edilmesi talep ediliyor.
Sızdırılan belgeler, taraflar arasındaki anlaşmazlığın görünürde tek bir maddeyle sınırlı olmasına rağmen girişimin özünü ilgilendirdiğini ortaya koyuyor. ABD önerisi, derhal ateşkes ilan edilmesini, ardından özellikle Kuzey Darfur ve Kuzey Kordofan eyaletlerinde insani yardımların ulaştırılmasını sağlayacak sınırlı çekilmeler ve kuvvetlerin yeniden konuşlandırılmasını öngörüyor. Kalıcı ateşkes anlaşması çerçevesindeki askerî düzenlemelerin ise daha sonraki müzakerelerde ele alınması planlanıyor. Buna karşılık Sudan hükümeti, ateşkesin uygulanmasının ön koşulu olarak HDK’nin kentlerden tamamen çekilmesini ve sahadaki askerî kontrol haritasının değiştirilmesini şart koşuyor.
Beşli Mekanizma’nın Sudan üzerine yakın zamanda düzenlenen Berlin Konferansı’na katılan üyeleri (X)
Görüş ayrılığı yalnızca askerî çekilmelerle sınırlı değil. ABD’nin önerisi, bağımsız ve seçimle iş başına gelmiş sivil bir hükümete karşı hesap verebilir tek bir ulusal ordunun kurulmasını öngörürken, Sudan’ın yanıtında silahlı kuvvetlerin mevcut Sudan hükümetine bağlı kalması esas alınıyor.
Reuters’ın aktardığına göre ABD önerisi, Müslüman Kardeşler ile ağır insan hakları ihlalleriyle suçlanan milis unsurlarının süreç dışında tutulmasını da içeriyor. Buna karşılık Sudan’ın sunduğu belgede, belirli grup ya da örgütlerin adı verilmeden daha genel bir ifadeyle ‘şiddet yanlısı aşırılıkçı gruplar’ tanımı kullanılıyor.
26 Haziran’da düzenlenen BM Güvenlik Konseyi oturumunda, ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, Sudan Egemenlik Konseyi’nin ateşkes önerisinin son versiyonunu reddettiğini açıklamıştı. Ancak BM Sudan Özel Temsilcisi’nin, Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan’ın çekilmelere ilişkin bir takvim ve barış planı içeren resmi yanıt gönderdiğini belirtmesinin ardından Boulos, Burhan’ın girişimi kabul etmesini memnuniyetle karşıladığını söyledi. Boulos, “Burhan’ın son barış önerisini reddetmek yerine kabul ettiğini duymaktan memnuniyet duyuyorum” ifadesini kullanırken, girişimin Sudan Dışişleri Bakanı ve Egemenlik Konseyi üyeleriyle istişare içinde, Mısır’la koordinasyon halinde hazırlandığını ve Suudi Arabistan tarafından da memnuniyetle karşılandığını belirtti.
Bu yaklaşım farklılığı, tarafların ‘kabul’ kavramını farklı yorumlamasından kaynaklanıyor. Hartum yönetimi, genel çerçeveyi benimseyip HDK’nin çekilmesini şart koşmasını önerinin şartlı kabulü olarak değerlendirirken, Washington bu şartın, ön koşulsuz ve derhal ateşkes öngören girişimin temelini değiştirdiği görüşünü savunuyor. Bu nedenle taraflar, ortak bir nihai metin üzerinde uzlaşmaktan halen uzak görünüyor.
Burhan da cuma günü Omdurman’da yaptığı son açıklamada, girişime ilişkin tutumunu netleştirmedi. Burhan, hükümetinin verdiği yanıtın içeriğine ilişkin ayrıntı paylaşmazken, Sudan Silahlı Kuvvetleri'nin kendisine dayatılan ya da Sudan halkının güvenlik ve barışını sağlamayan hiçbir düzenlemeyi kabul etmeyeceğini söyledi. Burhan, ‘saldırganlar ve isyancılar’ olarak nitelediği unsurlar etkisiz hale getirilinceye kadar askerî operasyonların süreceğini vurguladı.
Belgelerin sızdırılması, Egemenlik Konseyi üyesi Şemseddin Kebaşi ile Boulos arasında Kahire’de yapıldığı öne sürülen ve kamuoyuna açıklanmayan görüşmeye ilişkin tartışmalarla aynı döneme denk geldi. Siyasi çevrelerde görüşmeye ilişkin iki farklı iddia öne çıktı. İlk iddiaya göre Kebaşi, Burhan’ın bilgisi dışında Boulos ile görüştü ve toplantının ayrıntılarını kendisiyle paylaşmadı. Buna karşılık Al Arabiya televizyonunun Kebaşi’ye yakın kaynaklara dayandırdığı haberde, görüşmenin Boulos’un talebi üzerine, Burhan’ın bilgisi dahilinde gerçekleştirildiği ve toplantının içeriği hakkında Burhan’a bilgi verildiği belirtildi. Sudan veya ABD tarafından söz konusu iddiaları doğrulayan ya da yalanlayan resmî bir açıklama yapılmadı.
Sumud İttifakı’nın önde gelen isimlerinden Halid Ömer Yusuf ise Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, Dörtlü Mekanizma tarafından sunulan yol haritasının ‘bugüne kadarki en önemli, en kapsamlı ve en sağlam girişim’ olduğunu söyledi. Yusuf, ateşkes sürecini engelleyen tarafa yönelik uluslararası baskı artmadığı sürece yakın dönemde kayda değer bir ilerleme sağlanmasının zor olduğunu ifade etti.
HDK için koşullar
Buna karşılık HDK, ABD’nin ateşkes girişimi ya da orduya atfedilen yanıt hakkında resmî bir açıklama yapmadı. Ancak kimliğinin açıklanmasını istemeyen üst düzey bir HDK yetkilisi, Reuters’a yaptığı açıklamada, ABD’nin önerisinin kendilerine ulaştığını, girişimi memnuniyetle karşıladıklarını ve yazılı bir yanıt sunduklarını söyledi. Yetkili, yanıtın içeriği ile çekilme şartına ilişkin tutumlarına dair ayrıntı vermedi.
İsminin açıklanmasını istemeyen bir başka üst düzey HDK kaynağı ise Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, kontrol ettikleri kentlerden çekilmelerinin ‘müzakere konusu olmadığını’ belirtti. Kaynak, herhangi bir ateşkesin tarafların mevcut mevzilerini koruması esasına dayanması gerektiğini, yeniden konuşlanma ve silahsızlanma gibi konuların ise kalıcı ateşkes müzakereleri kapsamında ele alınması gerektiğini ifade etti.
Siyasi analist Muhammed Latif’e göre, ABD ve bölge ülkelerinden gelen baskılar, giderek ağırlaşan insani kriz, tarafları destekleyen bölgesel aktörlerin askerî zafer elde etmenin güç olduğuna kanaat getirmesi, sivil güçlerin taleplerinin artması ile Sudan’ın bölünmesi ve devlet kurumlarının çökmesi yönündeki endişelerin büyümesi, ateşkese ulaşılması ihtimalini güçlendiren başlıca unsurlar arasında yer alıyor.
Bununla birlikte Latif, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, tarafların müzakere masasında avantaj sağlamak amacıyla stratejik öneme sahip bölgelerde çatışmaları sürdürmesinin ve ateşkesin yeniden silahlanma, yeni savaşçıların saflara katılması ya da askerî yeniden konuşlanma için kullanılmasını önleyecek denetim mekanizmaları üzerindeki anlaşmazlıkların girişimin başarısını sekteye uğratabileceği uyarısında bulundu.
Latif ayrıca, silahlı unsurların geniş bir coğrafyaya yayılmış olmasının, her iki tarafın liderliğinin tüm savaşçı gruplar üzerinde tam kontrol kurmasını zorlaştırdığını belirtti. Bu durumun, küçük bir grubun ateşkesi ihlal etmesi ya da sınırlı bir çatışmanın yaşanması halinde anlaşmanın tamamen çökmesine yol açabileceğini ifade eden Latif, savaşın sürmesinden çıkar sağlayan iç ve dış aktörlerin de çıkarlarına aykırı görmeleri durumunda herhangi bir ateşkesi başarısızlığa uğratabilecek kapasiteye sahip olduklarını söyledi.
Sudan İslami Hareketi Genel Sekreteri Ali Ahmed Karti (Facebook)
Mevcut veriler, Sudan’ın artık yazılı öneriler, resmî yanıtlar, kesintisiz siyasi temaslar ve artan uluslararası baskılarla şekillenen bir müzakere sürecine girdiğini gösteriyor. Ancak bu durum, savaşın sona ermesinin yakın olduğu anlamına gelmiyor. Sudan ordusu, HDK’nin kentlerden çekilmesini ateşkesin temel ön koşulu olarak görmeyi sürdürürken, HDK bu şart konusunda henüz resmî bir tutum açıklamadı. Buna karşın, resmî olmayan açıklamalar grubun bu talebe sıcak bakmadığına işaret ediyor.
Bu çerçevede Sudan, nihai bir ateşkes anlaşmasına ulaşmaktan ziyade, önceki girişimlere kıyasla daha ciddi bir müzakere turuna yaklaşmış görünüyor. Sürecin başarısı ise arabulucuların çekilmelere ilişkin geçiş niteliğinde bir uzlaşı formülü geliştirebilmesine, uygulanabilir denetim ve güvence mekanizmaları oluşturmasına ve her iki tarafı da hiçbirine önceden askerî ya da siyasi avantaj sağlamayacak bir ateşkesi kabul etmeye ikna edebilmesine bağlı olacak.
Ürdün ordusu: İran'dan ateşlenen üç füze topraklarımıza düştühttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5295016-%C3%BCrd%C3%BCn-ordusu-i%CC%87randan-ate%C5%9Flenen-%C3%BC%C3%A7-f%C3%BCze-topraklar%C4%B1m%C4%B1za-d%C3%BC%C5%9Ft%C3%BC
Ürdün ordusu: İran'dan ateşlenen üç füze topraklarımıza düştü
Ürdün'ün başkenti Amman. (Arşiv - Petra)
Ürdün Silahlı Kuvvetleri, İran'dan ateşlenen üç füzenin pazar sabaha karşı ülke topraklarına düştüğünü, olayda can kaybı ya da yaralanma yaşanmadığını açıkladı. Gelişme, İran ile ABD arasında İran Devrim Muhafızları'nın Hürmüz Boğazı'nda bir gemiyi hedef almasının ardından yeniden başlayan karşılıklı saldırılar sırasında yaşandı.
Şarku’l Avsat’ın Ürdün Haber Ajansı Petra'dan aktardığı haber göre Ürdün Silahlı Kuvvetleri Genel Komutanlığı'ndan üst düzey bir askeri kaynak, "İran topraklarından gelen üç füze bu sabah erken saatlerde ülkenin farklı bölgelerine düştü. Olayda herhangi bir can kaybı yaşanmazken, yalnızca sınırlı maddi hasar meydana geldi" ifadelerini kullandı.
Kaynak, Kraliyet İstihkâm Birlikleri ekiplerinin derhal olay yerlerine sevk edildiğini, bölgeleri güvenlik altına alarak füze parçaları ve kalıntılarını teknik prosedürlere uygun şekilde etkisiz hale getirdiğini, ilgili kurumların ise sahadaki gelişmeleri takip etmeyi sürdürdüğünü belirtti.
Açıklamada ayrıca Ürdün Silahlı Kuvvetleri'nin (Arap Ordusu), ülke hava sahasının veya topraklarının çatışma alanı olarak kullanılmasına izin vermeyeceği vurgulandı. Ordu, ülkenin güvenliğini, istikrarını ve egemenliğini hedef alan her türlü tehdide kararlılıkla karşılık verileceğini, tüm birliklerin olası tehditlere karşı en üst seviyede hazırlıklı olduğunu bildirdi.
Öte yandan ABD ordusu da bugün İran'a yönelik yeni bir saldırı dalgası başlattığını duyurdu. Saldırıların, İran'ın Hürmüz Boğazı'nda bir konteyner gemisini hedef almasının ardından ve ABD Başkanı Donald Trump'ın talimatıyla gerçekleştirildiği belirtildi.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), yaptığı açıklamada bunun bu hafta İran'a yönelik düzenlenen üçüncü saldırı dalgası olduğunu belirterek, operasyonun "Devrim Muhafızları'nın Hürmüz Boğazı'ndan geçiş yapan Kıbrıs bayraklı bir konteyner gemisine açık bir saldırı düzenlemesinin ardından" gerçekleştirildiğini ifade etti.
Ali et-Tahir Geçidi ile Hürmüz Boğazı arasında Lübnan’ın Güneyihttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5295007-ali-et-tahir-ge%C3%A7idi-ile-h%C3%BCrm%C3%BCz-bo%C4%9Faz%C4%B1-aras%C4%B1nda-l%C3%BCbnan%E2%80%99%C4%B1n-g%C3%BCneyi
Ali et-Tahir Geçidi ile Hürmüz Boğazı arasında Lübnan’ın Güneyi
İsrail’in düzenlediği hava saldırıları sonucu enkaza dönüşen bir bina (Şarku’l Avsat)
Önce Sur'a, oradan Nabatiye'ye giden yolda sizi karşılayan fotoğraflar tüm hikâyeyi anlatıyor. Bunlar Hasan Nasrallah ve yol arkadaşlarının fotoğrafları, Ayetullah Humeyni ve Ali Hamaney'in oğlu Mücateba Hamaney’in yan yana görüldükleri fotoğraflar ve Kasım Süleymani'nin portreleriydi. Bir de yanından geçtiğimiz El-Musalih'teki kalesinin yakınlarında yer alan Meclis Başkanı Nebih Berri'nin fotoğrafları.
Şarku’l Avsat’ın Lübnan'ın güneyindeki köy ve kasabalarda gerçekleştirdiği gezide ziyaretçi, bu bölgenin kaderinin bugün Nebatiye şehri yakınlarındaki stratejik tepe olan ‘Ali et-Tahir Geçidi’nde ve Körfez'deki Hürmüz Boğazı'nda yaşananların seyrinde ne kadar süredir askıda kaldığını dinleyebilir. Ali et-Tahir tepesinin tünellerinde Hizbullah savaşçılarının tahkimat kurduğu düşünülse de İsrail, tepenin eşiğinde bekleyerek burayı ele geçirmekle tehdit ediyor. Bu da Lübnan Hizbullah’ının müttefiki İran'ın da içine çekileceği yeni bir çatışmanın fitilini ateşleyebilir. Gerçek şu ki bu tabloyu izleyen biri, Lübnan'ın güneyini bölgedeki büyük krizle birbirine bağlayan İran ipliğini ona hatırlatacak birine ihtiyaç duymuyor. Mesele yalnızca Lübnan'ın ABD-İran mutabakat muhtırasının birinci maddesinde ve ateşkes çerçevesinde anılmasıyla sınırlı değil. İran ipi muhtıranın bir ürünü olmanın ötesinde çok daha derin ve çok daha eski.
Güney köylerindeki yıkım insanı ürkütüyor. Bu küçük taşlar bir zamanlar birer duvardı. Sakinlerine yaz sıcağını, kış soğuğunu ve rüzgârların hainliğini savuşturacaklarını vaat eden birer çatıydı. Annenin altında çocuklarını kucakladığı çatılar. Açlığı kovalayacak yemekler pişirdiği çatılar. Çocukların okula gidip babaların gözleri, dedelerin gülümsemeleri ve duvarlara asılı fotoğraflar eşliğinde büyüdüğü çatılar. Kasırga esip geçmeden önceydi bunlar, ama artık öyle değil.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة