Hindistan Ortadoğu'daki denge politikasından vazgeçmeyecek

Yeni Delhi'nin stratejisi: Çoklu ittifaklar, ekonomik ve savunma ilişkileri

Hindistan Başbakanı Narendra Modi, 14 Şubat'ta Abu Dabi'de bir Hindu tapınağının açılışı sırasında. (AFP)
Hindistan Başbakanı Narendra Modi, 14 Şubat'ta Abu Dabi'de bir Hindu tapınağının açılışı sırasında. (AFP)
TT

Hindistan Ortadoğu'daki denge politikasından vazgeçmeyecek

Hindistan Başbakanı Narendra Modi, 14 Şubat'ta Abu Dabi'de bir Hindu tapınağının açılışı sırasında. (AFP)
Hindistan Başbakanı Narendra Modi, 14 Şubat'ta Abu Dabi'de bir Hindu tapınağının açılışı sırasında. (AFP)

Lina el-Hatib

Hindistan'ın Ortadoğu'yla ilişkisi, Yeni Delhi'nin ‘çoklu ittifaklar’ olarak adlandırdığı şeyi benimseme yönündeki daha geniş stratejisinin bir parçası. Diğer yandan, ABD'nin Hindistan'a yönelik tutumunun aksine, Ortadoğu ülkeleri Hindistan'la çalışmayı Çin'le yüzleşmede dengeleme eyleminin bir parçası olarak görmüyor. Hindistan ile Ortadoğu arasındaki ilişki, siyasi uzlaşmadan ziyade ekonomik ve güvenlik iş birliğini ön plana çıkaran karşılıklı pragmatizmi yansıtıyor.

Küresel Güney’in sınırları

Bazı analistler ‘Küresel Güney’ terimini Asya, Afrika ve Latin Amerika'daki ülkeleri, Kuzey veya Batı’dakilerden, yani ABD ve Avrupa ülkeleriyle farklı veya çelişkili ilişkilere ve konumlara sahip olan ülkelere atıfta bulunmak için kullanıyor. Hindistan, özellikle BRICS ve Dörtlü Güvenlik Diyaloğu (QUAD) gibi çok taraflı örgütlere aktif üyeliği nedeniyle kendisini sıklıkla bu sınıflandırma altında buldu. Geçtiğimiz yıl Hindistan G20 dönem başkanlığını üstlendi ve bu görevi kendisini Küresel Güney'in şampiyonu olarak konumlandırmak için kullandı. Hindistan'ın bu konuda aldığı tedbirlerden biri de dönem başkanlığı sırasında Afrika Birliği'nin (AfB) G20'ye kabul edilmesiydi.

Ancak bu sınıflandırma, Hindistan'ın küresel politikadaki rolüne ilişkin gerçekçi olmayan beklentileri de beraberinde getiriyor. ‘Küresel Güney’ terimi sorunludur, çünkü gerçekte farklı siyasi konumları benimseyen ve farklı ulusal ve bölgesel önceliklere sahip çok sayıda ülke arasında birlik ve uyumu varsaymaktadır. Hindistan'ın kendisini böyle bir gruplaşmanın sesi olarak sunması, yalnızca Batı ile değil, aynı zamanda Küresel Güney’deki diğer ülkelerle ilgili olarak da oynadığı rol hakkında, Hindistan'ın hedef ve davranışlarıyla tutarlı olmayabilecek varsayımları gündeme getiriyor.

Söz konusu varsayımlar, 27 Ekim'de gerçekleşen Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'ndaki oylama bağlamında açıkça ortaya çıktı. Hindistan, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarını kınayan BM oylamasında çekimser kaldı ve Hamas saldırılarını kınayan bildiriyi destekledi. Bazı analistler Hindistan'ın BM'deki oy verme davranışını İsrail ile savunma, güvenlik ve teknoloji alanlarındaki iş birliğinin bir sonucu olarak yorumlarken, bazıları da Siyonizm ile Hindu milliyetçiliği arasında ideolojik benzerlikler olduğunu iddia etti.

Ancak daha yakından bakıldığında, Hindistan'daki siyasi davranışın herhangi bir siyasi kampla uyum etrafında dönmediği ortaya çıkıyor. Dolayısıyla Küresel Güney teriminin Hindistan'ın tercih ettiği diplomatik yaklaşımı maskelediği açıktır. Hindistan bir yandan kendisini Batı ile dünyanın diğer bölgeleri arasında bir köprü olarak konumlandırıyor. Diğer yandan en önemli rekabeti iki Asya ülkesiyle: Çin ve Pakistan. Uluslararası düzeydeki denge ile Asya bölgesel bağlamındaki rekabetin bu birleşimi, Hindistan'ın Ortadoğu'daki ilişkilerinde açıkça görülüyor ve ekonomik ve savunma alanlarındaki iş birliği bu ilişkilerin merkezinde yer alıyor.

Ekonomik ilişkilerde dengenin sağlanması

Hindistan, ‘çoklu ittifak’ politikasının bir parçası olarak, Ortadoğu'daki çeşitli, hatta rakip taraflarla ekonomik ve savunma bağlarını sürdürmeyi amaçlıyor. İsrail ve Körfez ülkeleriyle ekonomik ve savunma ilişkileri, Hindistan'ın Ortadoğu'daki en güçlü ilişkileri olarak kabul ediliyor. Hindistan aynı zamanda İran'la bağlarını güçlendirmeye de çalışıyor. Ekonomik açıdan bakıldığında, İsrail'in kendi topraklarında 80 bin Filistinlinin çalışmasını engelleme kararının ardından yaşanan iş gücü sıkıntısı nedeniyle İsrail, alternatif olarak Hindistan'dan yaklaşık 10 bin işçi çalıştırmayı planlıyor. Bu adımın, Hindistan ile İsrail arasında halihazırda mevcut olan ticaret ve savunma ilişkilerine yeni bir katkı olduğu değerlendiriliyor.

İran'la iş birliğini artırmaya çalışan Hindistan, bir iş birliği anlaşması imzaladı.

Hindistan aynı zamanda İran'la iş birliğini de artırıyor. Ocak ayında Hindistan, İran'ın Çabahar Limanı’nı geliştirmek için bir iş birliği anlaşması imzaladı. Bu liman her iki ülke için de stratejik öneme sahiptir. İran'ın Hint Okyanusu'ndaki tek limanıdır ve Batı yaptırımlarından kaçınmada önemli bir rol oynayabilir. Pakistan, malların Afganistan ve Orta Asya'dan Hindistan'a kara yoluyla geçişine izin vermediğinden, limana tam erişim Hindistan'ın Pakistan'ı atlatmasına olanak tanıyor.

Kasım 2023'te Hamas ile İsrail arasındaki savaş yoğunlaşırken Hindistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Vinay Kwatra, İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile Çabahar lokasyonunun stratejik önemi ve liman üzerinden bağlantının artırılması olasılığı hakkında görüşmelerde bulundu. Çabahar Anlaşması, limanın Hindistan, İran, Afganistan, Ermenistan, Azerbaycan, Rusya, Orta Asya ve Avrupa arasında mal taşımayı amaçlayan Uluslararası Kuzey-Güney Ulaştırma Koridoru’nun (INSTC) bir parçası olması nedeniyle Hindistan ve İran arasındaki ticari ilişkileri de güçlendiriyor.

(foto altı) Bir Hint Apache helikopteri 14 Şubat'taki eğitim tatbikatına katıldı. (AFP)
 Bir Hint Apache helikopteri 14 Şubat'taki eğitim tatbikatına katıldı. (AFP)

Hindistan aynı zamanda Arap ülkeleriyle ekonomik ve güvenlik ilişkilerini derinleştirmeye çalışıyor. 2022 yılında İsrail, Hindistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve ABD'yi simgeleyen I2U2 grubu kuruldu. Grubun açılış bildirisinde ‘su, enerji, ulaşım, uzay, sağlık ve gıda güvenliği alanlarında ortak yatırımlar ve yeni girişimler’ konusunda iş birliği yapılmasının hedeflendiği ifade edildi. Hindistan aynı zamanda Eylül ayı sonlarında açıklanan ve Suudi Arabistan ile BAE tarafından imzalanan bir ekonomik koridor olan Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru’nun (IMEEC) da bir parçası.

I2U2 ve IMEEC, başta Kuşak ve Yol Girişimi olmak üzere Çin'in uluslararası katılımı için birer rakip. Ancak ABD, Hindistan'ı Çin'e karşı potansiyel bir denge unsuru olarak görse de, Körfez Arap devletlerinin Hindistan'la ilişkileri ABD'nin Hindistan veya Çin'e yönelik yaklaşımını takip etmiyor ve bunun yerine Arap ülkelerinin diplomatik erişimini genişletmeye odaklanıyor.

Savunma iş birliği

Hindistan ile Körfez ülkeleri arasındaki savunma iş birliği önemli ölçüde artıyor. Hindistan ve Suudi Arabistan, 2021'de ortak bir deniz tatbikatı gerçekleştirdi. Suudi Arabistan yakın zamanda, yalnızca ülkenin askeri yeteneklerini sergilemekle kalmayıp aynı zamanda kapsamlı diplomatik ilişkilerini de vurgulayan Dünya Savunma Sanayi Fuarı (World Defence Show) 2024'e ev sahipliği yaptı. Hindistan fuarın önemli bir katılımcısıydı. Fuar tarihleri, Hindistan ile Suudi Arabistan arasında Pakistan sınırına yakın Racastan eyaletinde gerçekleştirilen ilk ortak askeri tatbikat ‘Sada Tanseeq (Yankı Koordinasyonu) 2024’ ile aynı zamana denk geldi.

Diğer taraftan Pakistan, Suudi Arabistan ile askeri ortaklığını sürdürüyor. Zira iki ülke, 21 Ocak'ta Okara'da Pakistan Ordusu ile Suudi Arabistan Kara Kuvvetleri arasında ortak bir askeri tatbikat gerçekleştirdi. Ayrıca Pakistan Hava Kuvvetleri, Suudi Arabistan'ın ev sahipliği yaptığı ‘Zafer Mızrakları 2024’ adı altında düzenlenen uluslararası askeri tatbikatlara katıldı. Ancak bu, Suudi Arabistan'ın Hindistan'la askeri iş birliğinin genişletilmesini engellemedi. Bu da Suudi Arabistan'ın iki rakip ülkeyle ilişkilerini sürdürme arzusunu doğruluyor.

Hindistan ve Körfez ülkeleri arasında savunma iş birliği arttı.

Hindistan Hava Kuvvetleri ve BAE Hava Kuvvetleri'nin, Fransız Hava ve Uzay Kuvvetleri ile iş birliği içinde 23 Ocak'ta ortak ‘Çöl Şövalyesi’ (Desert Knight) tatbikatını gerçekleştirmesiyle Hindistan, BAE ve Bahreyn arasındaki savunma iş birliği de arttı. Diğer yandan İsrail, geçtiğimiz günlerde Husi saldırıları göz önüne alındığında Hindistan'dan malları Kızıldeniz yerine BAE üzerinden taşıma arzusunu açıkladı. Ancak Hindistan, Kızıldeniz'in güvenliğini sağlamayı amaçlayan Bahreyn merkezli çok taraflı Müşterek Deniz Kuvvetleri Girişimi'ne 25 Ocak'ta tam üye olarak katılmasına rağmen, bölgedeki gemileri Husi saldırılarından korumak için ABD liderliğindeki koalisyona katılmaktan kaçındı. Bu karar Hindistan'ın İran'la ilişkilerini sürdürmek istemesinden kaynaklanıyor.

(foto altı) İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ve Hintli mevkidaşı Subrahmanyam Jaishankar 15 Ocak'ta Tahran'da bir araya geldi. (AFP)
İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ve Hintli mevkidaşı Subrahmanyam Jaishankar 15 Ocak'ta Tahran'da bir araya geldi. (AFP)

Yukarıdaki genel bakış, Hindistan'ın çoklu ittifak stratejisinin hem Hindistan'a hem de iş yaptığı Ortadoğu ülkelerine fayda sağladığını gösteriyor. Bu yaklaşım, ortak konularda iş birliğine olanak tanırken, her bir tarafın kendi ulusal hedeflerini takip etmesine de imkân sağlıyor. Bu aynı zamanda Ortadoğu ve Küresel Güney bağlamında Hindistan'ın çoklu ittifak stratejisini raydan çıkaracak bir siyasi veya güvenlik pozisyonu aramasının pek mümkün olmadığı anlamına da geliyor.

* Şarku’l Avsat tarafından Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Kanada'yı hedef alan Trump'tan "Donald Duck" ordusu paylaşımı

Başkan Donald Trump, kaslı ve saçları geriye taranmış "Donald Duck"lardan oluşan bir ordunun "Amerika Gölü"nde devriye gezmesini gösteren ve yapay zekayla oluşturulduğu düşünülen videoyu cumartesi paylaştı (Truth Social/@RealDonaldTrump)
Başkan Donald Trump, kaslı ve saçları geriye taranmış "Donald Duck"lardan oluşan bir ordunun "Amerika Gölü"nde devriye gezmesini gösteren ve yapay zekayla oluşturulduğu düşünülen videoyu cumartesi paylaştı (Truth Social/@RealDonaldTrump)
TT

Kanada'yı hedef alan Trump'tan "Donald Duck" ordusu paylaşımı

Başkan Donald Trump, kaslı ve saçları geriye taranmış "Donald Duck"lardan oluşan bir ordunun "Amerika Gölü"nde devriye gezmesini gösteren ve yapay zekayla oluşturulduğu düşünülen videoyu cumartesi paylaştı (Truth Social/@RealDonaldTrump)
Başkan Donald Trump, kaslı ve saçları geriye taranmış "Donald Duck"lardan oluşan bir ordunun "Amerika Gölü"nde devriye gezmesini gösteren ve yapay zekayla oluşturulduğu düşünülen videoyu cumartesi paylaştı (Truth Social/@RealDonaldTrump)

ABD Başkanı Donald Trump cumartesi günü kaslı, saçları geriye taranmış ve ağır silahlı "Donald Duck"lardan oluşan bir ordunun "Amerika Gölü" kıyılarında devriye gezmesini gösteren ve yapay zekayla oluşturulduğu düşünülen bir video paylaştı.

Başkan birkaç saat sonra Virginia'daki golf sahasındayken yapay zekayla oluşturulmuş bir video daha paylaştı: Bu sefer kendisini "Ontario Gölü'ne Hoş Geldiniz" yazılı tabelayı bizzat devirip yerine "Amerika Gölü'ne Hoş Geldiniz" yazılı bir tabela yerleştirirken gösteriyordu: Videonun devamında Village People'ın YMCA şarkısı eşliğinde dans ediyordu.

ABD'nin uzun zamandır müttefiki ve ticaret ortağı olan Kanada'yla yaşadığı sert gümrük vergisi savaşı sırasında Trump'ın Ontario Gölü'nün adını "Amerika Gölü" diye değiştiren başkanlık kararnamesinin ardından bu paylaşımlar geldi.

Hawaii Five-O adlı dizinin tema müziğinin kullanıldığı 34 saniyelik videoda, Kanada kazlarından oluşan bir birliğin Büyük Göl'ün yakınında düzenli adımlarla yürüdüğü görülüyor. Kuşlar insan kollarına sahip, saldırı tüfekleri taşıyor ve başkanın kendine özgü sarı kabarık saçlarıyla arzıendam eyliyor.

Daha sonra kazlar silahlarını havaya doğru ateşlerken Toronto'ya benzediği görülen, yakındaki bir şehrin siluetinin üzerinde havai fişekler patlıyor.

Önceki günlerde Trump, Kanada-ABD sınırında yer alan Ontario Gölü'nün adının değiştirilmesine ABD'nin "ciddi önem" verdiğini duyurmuştu. Gölün haritasının üstüne keçeli kalemle yazı yazdığını gösteren bir TikTok videosu da paylaşmıştı.

80 yaşındaki ABD Başkanı videoda, "Küçük bir değişiklik yapacağız, buna Ontario Gölü'nden farklı bir şey diyeceğiz" demişti.

Görsel kaldırıldı.
Başkan Trump, Ontario Gölü tabelasını bizzat devirdikten sonra Village People'ın şarkısı eşliğinde dans ettiğini gösteren başka bir yapay zeka videosu daha paylaştı (Truth Social/@RealDonaldTrump)

Bunun yalnızca bir trolleme girişimi olduğuna dair tüm şüpheler, Trump'ın perşembe imzaladığı başkanlık kararnamesiyle ortadan kalktı. Bu kararnameyle federal kurumlara tüm resmi belgelerde ve kayıtlarda Ontario Gölü'nden "Amerika Gölü" diye bahsetmeleri talimatı verdi. Bu hamle, Trump'ın geçen yıl Meksika Körfezi'nin adını "Amerika Körfezi" diye değiştirmeye yönelik benzer bir girişimde bulunmasını andırdı.

Başkan, federal hükümetin coğrafi oluşumlardan nasıl bahsedeceğine karar verebilse de yabancı ülkeleri, özel kuruluşları ve hatta Amerikan eyaletlerini kendisini takip etmeye zorlayamaz.

Kanada Başbakanı Mark Carney, perşembe X'te yaptığı bir paylaşımla bu emirnameye yanıt verdi.

Carney, "Ontario Gölü'nün adı, uygun bir şekilde 'Göl güzeldir, göl büyüktür' anlamına gelen Wendat dilindeki Ontari'io kelimesinden geliyor. Bu ismin geçmişi 400 yılı aşıyor ve hem Kanada Konfederasyonu'nun hem de Amerika Birleşik Devletleri Bağımsızlık Bildirgesi'nin öncesine dayanıyor" diye yazdı.

"Amerika'nın değiştiğini biliyoruz. Ticari ilişkileri, dış politikaları, ulusal anıtları ve hidronimleri" deyip ekledi:

Kanadalılar da oranın gerçek adının Ontario Gölü olduğunu biliyor; geçmişte, şimdi ve her zaman.

Trump'ın göreve gelmesinden bu yana ABD'yle Kanada arasındaki ilişkiler kötüleşti. Bunda Trump'ın, Kanada'nın "51. eyalet" olması gerektiğini defalarca dile getirmesi de etkili oldu. Bu hafta ticaretle ilgili gerginlikler daha da tırmandı.

Ottawa'yla Washington arasındaki son dakika görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından ABD, 22 Ağustos'ta yaklaşık 20 milyar dolarlık Kanada ihracatına yüzde 50 gümrük vergisi getirdi. Trump yönetimi, Kanada'yı ABD şirketlerine karşı ayrımcılık yapmakla suçladı.

Trump'ın suçlamalarını reddeden Carney, bu vergileri savaş ilanı niteliğindeki bir eyleme benzetti. Çeşitli Amerikan mallarına yüzde 50'ye varan oranlarda gümrük vergisi getirerek misillemede bulundu.

Ticaret savaşı aynı zamanda bir laf dalaşına da dönüştü. Trump bu hafta Truth Social platformunda Ontario Eyalet Başbakanı Doug Ford'u hedef aldı ve onu "hizaya girmesi" gereken ve atıp tutan bir "uşak" diye niteledi.

Ford ise düzenlediği basın toplantısında Trump'a "diktatör", "zorba" ve "iflas kralı" diye karşılık verdi. Trump'a "k**ımı öp" de dedi.

Independent Türkçe


İsrail’den Atina’ya 3,6 milyar avroluk savunma kalkanı

Yunanistan'ın İsrail'den savunma sistemi satın alması (Reuters)
Yunanistan'ın İsrail'den savunma sistemi satın alması (Reuters)
TT

İsrail’den Atina’ya 3,6 milyar avroluk savunma kalkanı

Yunanistan'ın İsrail'den savunma sistemi satın alması (Reuters)
Yunanistan'ın İsrail'den savunma sistemi satın alması (Reuters)

Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin art arda yaşanan gerilim dalgalarına sahne olduğu ve birçok çevrenin bu gerilimin kaçınılmaz bir askeri çatışmaya doğru tırmandığını, bundan kaçınmanın ise adeta mucize gerektireceğini düşündüğü bir dönemde, İsrail ve Yunanistan savunma bakanlıkları 3,6 milyar avro değerinde silah ve askeri hizmet satışına ilişkin bir anlaşma imzalamaya hazırlanıyor.

Savunma şemsiyesi

Anlaşmanın amacı, Yunanistan'ın “Aşil Kalkanı” olarak bilinen ve çok katmanlı bir savunma şemsiyesi oluşturmayı hedefleyen savunma projesini ilerletmek. Proje, Yunanistan'ın hava, füze, deniz ve siber savunma alanlarındaki kapasitesini güçlendirmeyi amaçlıyor.

Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias, anlaşmayı pazartesi günü İsrailli mevkidaşı Israel Katz ile birlikte imzalamak üzere Tel Aviv'e geldi.

Anlaşmanın uygulanması, imza tarihinden itibaren 35 ay sürecek. Proje kapsamında İsrail Savunma Bakanlığı ile İsrail ordusuna bağlı büyük savunma şirketleri ve Yunan şirketleri iş birliği yapacak. Yunan şirketleri, toplam proje bedelinin 700 milyon avroluk bölümünü oluşturan bazı İsrail silahlarının üretim ve imalat süreçlerini üstlenecek.

dfgthyj
Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias (AP) 

Şarku’l Avsat’ın Maariv gazetesinden aktardığı habere gör, iki ülke arasındaki müzakereler birkaç ay sürdü ancak Yunanistan'ın bu silahların kullanım sürecini tamamen kendisinin yönetmesi ve İsrail'in herhangi bir müdahalede bulunmaması yönündeki ısrarı nedeniyle anlaşmanın imzalanması birkaç kez ertelendi.

Yunanistan, İsrail'in başlıca askeri müşterilerinden biri. Atina, yıllar boyunca İsrail'den füze, bomba ve insansız hava araçları satın aldı. Ancak Tel Aviv, teknolojilerin düşman ülkelere ulaşmasını engelleyebilmek amacıyla silahların kullanımına yönelik denetim mekanizması oluşturmak istedi. Yunanistan ise bu talebi reddetti.

2030 Gündemi

Tel Aviv'deki askeri kaynaklar, Jerusalem Post gazetesine yaptıkları açıklamalarda, “Aşil Kalkanı” projesinin Yunanistan'ın “2030 Gündemi” başlıklı planının bir parçası olduğunu ve planın “Türkiye ve İran'dan gelebilecek olası tehditlere” karşı koymayı amaçladığını belirtti.

Bu nedenle Ankara'daki liderlerin İsrail'e yönelik saldırılarının dozunun yükseldiği ifade ediliyor. İsrail ise bu sürece büyük bir istekle yaklaşıyor. Zira ülke, savunma sanayisini hızla geliştirmeye ve kendisini “bölgesel bir süper güç” haline getirmeye çalışırken Akdeniz ülkeleriyle ilişkilerini de güçlendiriyor.

İsrail gazetesi, Yunanistan ile yapılan anlaşmayı “İsrail tarihindeki en büyük askeri ihracat anlaşması” olarak nitelendirdi. Bundan önceki en büyük silah anlaşması Almanya ile yapılmıştı. 2023'te imzalanan anlaşma, İsrail'in füze savunma sisteminin ilk kez yurt dışına satılmasını içeriyor ve 3,5 milyar dolar değerindeydi.

David's Sling

Yunanistan ile yapılan anlaşma, çok katmanlı ve entegre bir savunma ağı kurulmasını öngörüyor. Bu kapsamda ağır ve balistik füzeleri önlemek amacıyla “David's Sling” sistemleri, insansız hava araçlarına karşı kullanılmak üzere mobil SPYDER sistemleri ve uçaklarla füzelere karşı savunma amacıyla tasarlanan “Barak MX” sistemi Yunanistan'a satılacak.

Anlaşma ayrıca sistemlerin işletilmesi ve fırlatma operasyonlarının yönetilmesi amacıyla Yunanistan'da bir komuta ve kontrol merkezi kurulmasını da kapsıyor. Bu merkez, İsrail'de kullanılan sisteme benzer şekilde yapay zekâ yeteneklerinden yararlanacak.

ytju
“David’s Sling” hava savunma sistemi (Arşiv – Reuters)

Anlaşmanın ayrıntılarına göre İsrail'in Rafael, Elbit, Elta ve Spark savunma şirketleri ile İsrail Havacılık ve Uzay Sanayii (IAI), Yunanistan'a Heron 1 ve VIP Bat tipi savaş dronları, SAR tipi küçük uzay uyduları ve düşman insansız hava araçlarına karşı kullanılacak anti-drone sistemleri sağlayacak.

Anlaşma ayrıca üç adet Millennium C-390 nakliye uçağı, ABD yapımı Apache helikopterlerinde lazerle etkinleştirilen Hellfire füzeleri ve “yarı denizaltı” olarak tanımlanan 10 deniz aracının tedarikini içeriyor. Buna ek olarak İsrail şirketleri, çok sayıda deniz askeri aracının modernizasyonunu ve restorasyonunu gerçekleştirecek.

Gizli savaş

Maariv gazetesi, İsrail ve Yunanistan'ın Türkiye'nin bu anlaşmaya olumlu bakmadığının farkında olduğunu bildirdi. Gazeteye göre Ankara, anlaşmayı kendisine karşı Yunanistan, Kıbrıs ve İsrail arasındaki askeri ittifakın güçlendirilmesinin bir parçası olarak görüyor.

Gazete ayrıca bunu, İsrail'in Türkiye'ye karşı ekonomik alanda yürüttüğü gizli savaşın bir parçası olarak değerlendiriyor. Bunun özellikle Yunanistan üzerinden Avrupa'ya doğalgaz taşıyacak boru hattı projesinde kendisini gösterdiği, söz konusu güzergâhın Türkiye'den geçen alternatif hatta karşı geliştirildiği belirtiliyor.

Bu nedenle Türkiye yönetimi yeniden İsrail'e yönelik siyasi saldırılara başladı ve İsrail'i, “provokasyonlar” yoluyla bölgenin istikrarını bozmak istemekle suçladı.

İki tarafın çılgınlığı

Tel Aviv'deki çok sayıda uzman, İsrail ile Türkiye arasındaki ilişkilerin askeri bir çatışmaya sürüklenmesi konusunda uyarıda bulundu. Haaretz gazetesi ise bunu “iki tarafın çılgınlığı” olarak nitelendirdi.

Sağ görüşlü Israel Hayom gazetesinde yazan Profesör Eyal Zisser, “Türkiye ve İsrail aralarındaki yüksek sesli düşmanlıktan kazanç sağlıyor. Bununla birlikte şimdiye kadar sözlerden eylemlere geçme konusunda temkinli davrandılar; çünkü bu, hem mantığa hem de çıkarlarına aykırı” ifadelerini kullandı.

Zisser, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ancak tırmandığımız yol kaçınılmaz bir çatışma yoludur. Bundan kaçınılacağını hayal etmek zor. Fakat umudumuz, birilerinin son anda bu süreci frenlemesi olmalı.”


Tahran: Hürmüz’ü yeniden açmak için acelemiz yok

26 Ağustos 2026 Çarşamba günü İran’ın güneyindeki Bender Abbas açıklarında Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemiler (Reuters)
26 Ağustos 2026 Çarşamba günü İran’ın güneyindeki Bender Abbas açıklarında Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemiler (Reuters)
TT

Tahran: Hürmüz’ü yeniden açmak için acelemiz yok

26 Ağustos 2026 Çarşamba günü İran’ın güneyindeki Bender Abbas açıklarında Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemiler (Reuters)
26 Ağustos 2026 Çarşamba günü İran’ın güneyindeki Bender Abbas açıklarında Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemiler (Reuters)

Tahran, Umman Sultanlığı ile gemilerin geçişine ilişkin düzenlemeler konusunda mutabakata varılmasına rağmen Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak için acele etmediğini açıkladı. İran, seyrüseferin yeniden başlatılmasına ilişkin uygulama aşamasına geçilmesini ise önce ABD’nin, Tahran’ın deniz ulaşımının yeniden başlaması için temel bir şart olduğunu belirttiği yükümlülükleri yerine getirmesine bağladı.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, varılan mutabakatın “otomatik olarak uygulama aşamasına geçmeyeceğini” söyledi. Garibabadi, İran’ın üzerinde anlaşmaya varılan adımları, “karşı taraf, özellikle de ABD, yükümlülüklerini yerine getirdiğinde” uygulayacağını belirtti.

Garibabadi ayrıca, bazı gemilerin Tahran’la koordinasyon olmaksızın boğazdan geçtiğine ilişkin haberleri yalanladı. İranlı yetkili, güzergâhı kullanan herhangi bir geminin bunu “İran İslam Cumhuriyeti ile koordinasyon ve onun izniyle” yaptığını savundu.

İran’ın resmi Mehr Haber Ajansı, İran Silahlı Kuvvetlerinin 22 Ağustos’tan bu yana boğazdan izinsiz geçmeye çalıştığını belirttiği 30 gemiyi engellediğini bildirdi. Ajans, halen sınırlı bir deniz trafiğinin Tahran’ın onayladığı bir güzergâh üzerinden, “koordinasyon ve ücret ödenmesi” şartıyla gerçekleştirildiğini aktardı.

Mehr, savaştan önce yaklaşık 1.500 petrol tankeri ve 1.700 ticari geminin Hürmüz Boğazı’ndan geçtiğini, ancak mevcut durumda deniz ve ticaret trafiğinde büyük bir düşüş yaşandığını belirtti.

Petrol rakamları üzerinden mücadele

Tahran ayrıca ABD güçlerinin Hürmüz Boğazı’ndaki mayınları temizlediği yönündeki iddiaları da reddetti. İran, Washington’ın buna ilişkin herhangi bir kanıt sunmadığını savunurken, boğazdan geçen petrol ihracatının hacmine ilişkin ABD tarafından açıklanan rakamlara da itiraz etti.

csdfrgthy
ABD Hava Kuvvetleri’ne ait KC-46 Pegasus uçağı, Orta Doğu üzerinde uçuş sırasında KC-135 Stratotanker uçağından havada yakıt ikmali yapıyor (ABD Hava Kuvvetleri)

Bağımsız bir kuruluş olan TankerTrackers.com’un pazar günü yayımladığı son tahmine göre, ABD’nin uyguladığı deniz ablukası hattından ayrılan ham petrol ihracatı son yedi tam gün içinde günlük ortalama 6,7 milyon varil olarak gerçekleşti.

Şirket, tahminlerinin Otomatik Tanımlama Sistemi (AIS) verileri ile her gün çekilen yüzlerce uydu görüntüsüne dayandığını belirtti. Verilere, AIS cihazlarını kapatan tankerlerin yanı sıra abluka hattından ayrıldıktan sonra cihazlarını yeniden çalıştıran tankerlerin de dahil edildiği kaydedildi.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Brad Cooper ise ABD güçlerinin son aylarda yaklaşık 750 milyon varil ham petrol taşıyan 1.500 ticari geminin geçişine yardımcı olduğunu söylemişti.

Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleşen petrol akışına ilişkin rakamlar, Tahran ile Washington arasında yeni bir tartışmaya yol açtı. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, iki hafta içinde Basra Körfezi’nden 130 milyon varil petrolün çıkarılmasına ABD’nin yardımcı olduğunu söylemişti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD hükümeti içindeki bazı çevreleri enerji piyasalarını etkilemek ve “kişisel çıkarlar” elde etmek amacıyla “saf” olarak nitelendirdiği medya kuruluşlarını kullanmakla suçladı.

Arakçi, Tahran’ın elindeki “istihbarat bilgilerinin”, “enerji piyasalarını manipüle etmek için büyük çabalar” yürütüldüğünü gösterdiğini söyledi. Ancak İranlı bakan, kamuoyuna açık herhangi bir kanıt sunmadı ve suçladığı ABD’li aktörlerin kim olduğunu belirtmedi.

sdfvgthy
İranlılar, başkent Tahran’da üzerinde ABD Başkanı Donald Trump’ın patlamaların ortasında tasvir edildiği ve “Büyük Zafer! Hürmüz Boğazı” yazısının yer aldığı bir reklam panosunun önünden motosikletleriyle geçiyor, 24 Ağustos 2026 Pazartesi (AP)

Arakçi, söz konusu çevrelerin Başkan Donald Trump’ı kaybedilen bir savaşın içinde boğulmuş halde tutmaya çalıştığını savundu. Ayrıca İsrail’le özdeşleşen tarafları, savaşın sonuçlarına ilişkin iyimser değerlendirmeler sunarak çatışmaların sürmesini teşvik etmekle suçladı.

İranlı bakan, sonunda “gerçek maliyeti Amerikan tüketicilerinin hissettiğini” söyledi.

Brent petrolünün varil fiyatı son günlerde 90 doların altında kaldı. Bu fiyat, savaş öncesindeki yaklaşık 70 dolarlık seviyenin üzerinde bulunurken, savaşın bazı aşamalarında petrol fiyatı 110 doların üzerine çıkmıştı.

Arakçi, savaşın devam etmesi halinde İran güçlerinin bölgedeki “herhangi bir Amerikan hedefini” vuracağını belirterek bunlar arasında üsler, tesisler ve askerlerin toplandığı noktaların bulunduğunu söyledi.

Tahran’ın daha önce bölge ülkelerine, İran’ın bir Amerikan saldırısına maruz kalması halinde ABD üslerinin misilleme hedefleri arasında yer alacağını bildirdiğini belirten Arakçi, İran’ın füze kapasitesinin savaş sırasında etkinliğini kanıtladığını savundu.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf da tartışmaya dahil olarak Bessent’i abluka koşullarında Basra Körfezi’nden geçen petrol miktarına ilişkin yalan söylemekle suçladı. Kalibaf, Bessent’in paylaşımına “Yalancı, yalancı” şeklinde alaycı bir ifadeyle karşılık verdi.

Kalibaf ayrıca Moody’s Analytics tarafından yapılan ve savaşın maliyetini 130 milyar doların üzerinde gösteren bir tahmine işaret etti. Kuruluş, savaşın maliyetini haziran ortası itibarıyla yaklaşık 130 milyar dolar olarak hesaplamıştı.

Kalibaf ayrıca, ticaret şirketi Jane Street’in vadeli işlem sözleşmelerinin bir döneminde petrol fiyatlarının düşeceğine yönelik yaptığı bir bahiste 130 milyon dolardan fazla kaybettiğini öne sürdü. Ancak bu rakama ilişkin herhangi bir kaynak göstermedi.

Abluka ithalat üzerinde baskı oluşturuyor

İranlı yetkililer, deniz ablukasının ithalat üzerindeki etkisini kabul etti.

İran Meclisi Ekonomi Komisyonu üyesi Cafer Kadiri, ülkenin toplam 210 milyon tonluk ithalatının yüzde 83’ünün güneydeki deniz sınırları üzerinden gerçekleştirildiğini ve ABD ablukasının bu güzergâhta sorunlara yol açtığını söyledi.

Kadiri, İran’ın günlük 15 ila 20 milyon litre arasında benzin açığıyla karşı karşıya olduğunu, bir litre benzinin ithalatının hükümete yaklaşık 1 dolara mal olduğunu belirtti.

Kadiri, benzinin herhangi bir kısıtlama olmaksızın tedarik edilmeye devam edilmesinin ve bunun bir bölümünün kaçakçılığa gitmesinin “mantıklı olmadığını” söyledi. İranlı milletvekili, dengeyi sağlamak amacıyla hükümetin yakıt kotalarını düşürmeyi veya fiyatları değiştirmeyi değerlendirmesi çağrısında bulundu.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan da cuma günü devlet televizyonunda yayımlanan bir röportajda ülkesinin “savaş halinde” olduğunu söyledi. Pezeşkiyan, ithalat güzergâhlarının kapatılmasının benzin de dahil olmak üzere bazı ürünlerin tedarikinde zorluklara yol açtığını belirtti.

CFGTHY
28 Ağustos 2026 Cuma günü Umman Sultanlığı’ndaki Musandam’dan görülen Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler (Reuters).

Pezeşkiyan, devlet gelirlerinin düştüğünü ve petrol ile doğal gaz tesislerinin hedef alınmasının üretimde gerilemeye yol açtığını ifade etti. İran Cumhurbaşkanı, ithalat yollarının yeniden açılması halinde dahi dışarıdan yakıt tedarik edilebilmesi için mali kaynaklara ihtiyaç duyulacağını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre Pezeşkiyan,  ABD yaptırımları ve deniz ablukası nedeniyle İran’ın ihracat ve ithalatının yaklaşık yüzde 35 oranında gerilediğini belirtti.

Buna karşılık Devrim Muhafızları’na yakın Fars Haber Ajansı pazar günü, Petrol Bakanlığından elde ettiğini belirttiği verilere dayanarak İran’ın hâlâ satışa yetecek miktarda petrol rezervine sahip olduğunu bildirdi.

Ajans, petrol gelirlerinin yılın ilk dört ayında bütçede öngörülen hedefin yüzde 99’una ulaştığını ve Petrol Bakanlığının petrol satışlarından elde edilen döviz gelirlerinden 7,5 milyar doları Merkez Bankasına aktardığını belirtti.

Washington’ın adımları bekleniyor

Tahran ve Maskat, geçen hafta Hürmüz Boğazı’nda gemilerin geçişine ilişkin yeni düzenlemeler konusunda müzakerelerde ilerleme kaydedildiğini açıklamıştı.

Pezeşkiyan cuma günü yaptığı açıklamada, görüşmeler sonucunda Devrim Muhafızları, İran Silahlı Kuvvetleri ve İran müzakere ekibi tarafından hazırlanan bir yol haritasına ulaşıldığını ve bunun İran liderine sunularak onayının alındığını söyledi.

Pezeşkiyan’ın anlatımına göre Umman başlangıçta düzenlemeleri kabul etti, ancak daha sonra bazı çekincelerini dile getirdi. Taraflar, bunun ardından koordineli yol haritası doğrultusunda güzergâhın yeniden açılması konusunda mutabakata vardı.

Pezeşkiyan, uygulamanın ABD’nin ablukayı ve yaptırımları kaldırmasına, petrol ve petrokimya ihracatıyla bağlantılı İran fonlarını serbest bırakmasına, yatırımların yeniden başlamasına ve Lübnan’daki savaşa ilişkin bazı yükümlülüklerin yerine getirilmesine bağlandığını belirtti.

Buna karşılık İran’ın, “rejimin kararları ve politikaları doğrultusunda” Hürmüz Boğazı’nı yeniden açacağını söyledi.

Daha önce İran Genelkurmay Başkanlığına bağlı Defa Press Haber Ajansı, Tahran ve Maskat’ın ticari gemiler için geçici bir koridor oluşturulmasını görüştüğünü bildirmişti. Buna göre koridor, birbirine zıt yönde hareket edecek iki güzergâhtan oluşacak, bu güzergâhlar arasında yaklaşık iki deniz mili mesafe bulunacak ve toplam genişlik yaklaşık yedi deniz mili olacaktı.

Ajans, Umman Denizi’nden Basra Körfezi’ne giriş güzergâhının tamamen İran karasularından geçeceğini, çıkış güzergâhının bir bölümünün de İran sularında bulunacağını aktardı.

Geçici düzenlemelerin, kalıcı bir sistem konusunda 30 ila 60 gün sürmesi beklenen müzakerelerin önünü açabileceği belirtildi.

Pezeşkiyan, mevcut düzenlemeleri daha önce kısa süre içinde çöken İslamabad Mutabakatı ile ilişkilendirmişti.

İran Cumhurbaşkanı, mutabakattan önceki anlaşmayı Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin 13 üyesinden 12’sinin desteklediğini ve mutabakatın çökmesinden önce uygulamasının başladığını söyledi. Buna göre abluka ve yaptırımların hafifletilmesi için adımlar atılmış, dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması da görüşülmeye başlanmıştı.

Pezeşkiyan, Washington’ın İran petrolünün satışına izin verdiği mutabakatın yürürlükte olduğu dönemde İran’ın yaklaşık 90 milyon varil petrol sattığını da belirtti.

İran’ın aynı dönemde 300 milyar dolara kadar ulaşabilecek yabancı yatırımlara yönelik planlar hazırladığını da sözlerine ekledi.