ABD’nin Ortadoğu savaşından kaçınmak için ortaya koyduğu ‘silahsızlandırılmış bir Filistin devleti’ önerisi

Filistinli gruplar, Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın 2018 yılında açıkça işaret ettiği bu düşünceye karşı çıkıyor.

Siyasetçilere göre silahsız bir Filistin devleti fikri, iki taraf arasında on yıllardır yaşanan çatışmayı bitirecek bir çözüm olabilir. (AFP)
Siyasetçilere göre silahsız bir Filistin devleti fikri, iki taraf arasında on yıllardır yaşanan çatışmayı bitirecek bir çözüm olabilir. (AFP)
TT

ABD’nin Ortadoğu savaşından kaçınmak için ortaya koyduğu ‘silahsızlandırılmış bir Filistin devleti’ önerisi

Siyasetçilere göre silahsız bir Filistin devleti fikri, iki taraf arasında on yıllardır yaşanan çatışmayı bitirecek bir çözüm olabilir. (AFP)
Siyasetçilere göre silahsız bir Filistin devleti fikri, iki taraf arasında on yıllardır yaşanan çatışmayı bitirecek bir çözüm olabilir. (AFP)

Washington’daki Beyaz Saray’ın bahçesinde, 1993 yılında Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile İsrail arasında Oslo Anlaşması imzalandığında Filistinliler, uzun bir süredir hayalini kurdukları devletin artık bir taş atımı mesafede olduğunu zannettiler. Ancak bağımsızlığa ve onunla gelen liman ve havaalanı inşasına, açık geçitlere, ekonomik toparlanmaya ve iş fırsatlarına dair umutlar, kısa sürede keskin bir şekilde çöktü. Bocalayan otuz yıllık müzakerelerin ardından Filistinliler tamamen anladılar ki arzulanan devleti kurma yolu, artık tıkalı. İsrail’in Filistin şehirleri üzerinde yeniden askerî kontrol kurarak, yerleşim inşaatını yoğunlaştırıp yerleşimci sayısını 1993’te yaklaşık 280 binken yaklaşık 800 bine çıkararak, Batı Şeria topraklarının yaklaşık yüzde 11’ine el koyup Kudüs’ü izole eden ve en önemli su kaynaklarının kontrolünü ele geçiren bir güvenlik duvarı örerek sahada emrivaki dayatma politikası da bugünkü gerçekliklerini her zamankinden daha kasvetli ve iç karartıcı hale getirdi. Bu gerçekler, bir Filistin devleti inşası için gerekli tüm temelleri fiilen geçersiz kılıyor ve yıkıyor.

Siyasi aktivistlere göre İsrail öne sürdüğü şartlarda halen Filistinlilerin İsrail devletinin Yahudiliğini tanımasını talep ediyor, Filistinli mültecilerin dönüşünü ve Doğu Kudüs’ten çekilmeyi reddediyor ve bir ordudan ve tam egemenlikten yoksun bir Filistin’den söz ediyor.

Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırısından ve pek çoklarına göre dünyanın en yıkıcı savaşlarından biri olan yoğun bir savaşın patlak vermesinden sonra Beyaz Saray, Filistinliler ile İsrailliler arasındaki çatışmanın çözümüne bir giriş olarak iki devletli çözümün gerekliliğine her zamankinden fazla inanıyor. Ona göre Ortadoğu bölgesinde beklenen savaşın gerçekleşmemesinin yolu, İsrail’in güvenliğini garanti edecek şekilde silahtan arındırılmış bir Filistin devletinin kurulmasından geçiyor.

ABD merkezli internet sitesi Axios tarafından geçtiğimiz ocak ayının sonunda açıklanan bu Amerikan önerisini daha da ciddiye almayı gerektirecek şekilde Londra, iki devletli çözüme doğru geri dönülemez bir ilerleme kaydedilmesi gerektiğini ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere müttefikleriyle Filistin devletinin tanınması meselesini değerlendirdiğini belirtti. Bizzat İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da bu düşünceyi 2009 ile 2015 yılları arasında birkaç kez önerdi, ancak son senelerde hiç değinmedi.

Silahsızlandırma

‘Oxford Uluslararası Hukuk’ kitabına göre silahsızlandırma, belirli bir coğrafi bölgedeki silahların ve askerî varlığın azaltılması, hatta ortadan kaldırılması anlamına geliyor. BM sözlüğüne göre ise bu bölgede herhangi bir savaşçının, silahın, teçhizatın ya da askerî tesisin varlığı yasak olup, askerî operasyonları destekleyen ya da bunlarla bağlantılı olan herhangi bir saldırgan eylem ya da faaliyette bulunulamaz. Uluslararası Kızılhaç Komitesi de burayı, silahlı çatışmanın tarafları arasında kararlaştırılan ve çatışmanın herhangi bir tarafınca işgaline ya da askerî amaçlarla kullanımına izin verilmeyen bölge olarak tanımlamış. İsrailli araştırma kuruluşu Kudüs Halkla İlişkiler Merkezi’ne göre (Jerusalem Center for Public Affairs/JCPA) ise ‘silahsızlandırma’ terimi, uluslararası hukukta genelde öngörülenden daha kapsamlıdır, çünkü ortak terim, “çatışmaların ve askerî tehditlerin değişken doğasını hesaba katmaz.”

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre İsrail için de birtakım önlemler mevcut. Silahsızlandırmayı garanti eden bu önlemler, ‘Filistin emniyeti ve iç güvenlik çerçevelerinin açık askerî özellikler olmadan sürdürülmesiyle’ ve Filistinlilerin sadece ‘hedefi yalnızca iç güvenlik ve emniyet olan silahlar edinmesine’ izin verilmesiyle ilgilidir. Bu önlemler ayrıca ‘Filistinli güvenlik güçleri ile yabancı ordular arasında askerî ittifakların ya da iş birliğinin bulunmamasıyla, savunma sanayii gibi askerî altyapının olmamasıyla ve askerî amaçlara yönelik olmadığı iddia edilen çift kullanımlı bileşenlerin üretiminin engellenmesiyle’ de ilgili.

Silahsızlandırılmış Filistin devleti fikrini uygulanabilir bulan pek çok siyasetçiye göre bu, iki taraf arasında onlarca yıldır devam eden çatışmayı sona erdirecek ve gerilimin ve şiddetin bölgeye yayılmasını engelleyecek bir çözüm olabilir.

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas da 2018 yılında bu fikri memnuniyetle karşıladığını açıkça belirtmiş ve İsrailli bir grup akademisyene, 1967 sınırlarında kurulacak bir Filistin devletinin ‘silahtan arındırılmış olması gerektiğini’ düşündüğünü ve ‘kaynakların ordu yerine eğitim kurumlarına tahsis edilmesini ve Filistin emniyet güçlerinin de tabancayla değil, copla yetinmesini tercih ettiğini’ söylemişti. Abbas’ın 2004’ten bu yana başkanlığını yaptığı Fetih hareketi de yaptığı bir açıklamada mevcut hedefin ‘kimseyle bir silahlanma yarışına girmek değil, 4 Haziran 1967 sınırlarında bağımsız bir devlet kurmak’ olduğunu söyleyerek Abbas’ın açıklamalarını teyit etti.

2020 yılında ‘İsrail’in ilhak planına karşı Filistinli çabalar’ olarak adlandırdığı hamle kapsamında Filistin Başbakanı Muhammed Iştiyye de Avrupa Birliği’ni (AB), BM’yi, Rusya’yı ve ABD’yi içeren Uluslararası Dörtlü’ye egemen, bağımsız ve silahtan arındırılmış bir Filistin devletinin kurulmasını öngören bir Filistin önerisi sundu.  

Ancak bu öneriye itiraz eden bazı eleştiriler de mevcut.

Egemenlik ve bağımsızlık

AB ve ABD tarafından ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırılan Hamas hareketi, Filistinlilerin egemenlik sahibi, bağımsız bir devlet istediğini vurguladı. Hareketin genel ilkelerine ve politikalarına dair belge, 4 Haziran 1967 sınırlarında ve başkenti Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını ‘ortak bir ulusal uzlaşma formülü’ olarak değerlendiriyor ve ‘sebepler, koşullar ve baskılar ne olursa olsun Filistin topraklarının tek karışından vazgeçilmeyeceğinin’ altını çiziyor. 

Hareketin 1 Mayıs 2017 tarihinde yayınladığı ve 12 başlığa ayrılmış 42 maddeden oluşan belgede ‘Kudüs’ün Filistin’in başkenti ve Mescid-i Aksa’nın da Filistinlilerin ve Müslümanların münhasır hakkı olduğu’ ifade ediliyor. Ayrıca ‘mülteci meselesini gündemden düşürmeye yönelik tüm projelere ve girişimlere’ karşı olunduğu ve ‘Siyonist varlığın meşruiyetinin tanınmayacağı’ ilan edilerek, ‘nehirden denize Filistin’in tamamen özgürleşmesinden başka bir yolun olmadığı’ vurgulanıyor.  

İslami Cihad hareketinin liderleri ise Amerikan planının ‘dünya kamuoyunu ve Filistinlileri aldatmaya’ yönelik olduğuna dikkat çekti. Hareket lideri Nafiz Azzam daha önce, “İşgal güçlerinin, halkımızın arzuladığı devletin özelliklerini bizim adımıza belirlemesine izin vermeyi reddettiğimiz gibi, bu çözümleri de reddediyoruz. Hele de bunu belirleyen taraflar, Washington ile Tel Aviv ise” demiş ve ‘kendi hareketi için direnişin, değişmez bir tercih, bir yaklaşım ve politika olduğunu’ belirtmişti.

İngiliz gazetesi The Guardian’ın haberine göre ‘en radikal’ Filistinli silahlı örgütlerden biri kabul edilen İslami Cihad, her türlü siyasi barış sürecini reddediyor ve ‘İsrail’in dört bir yanında, Batı Şeria’da ve Gazze Şeridi’nde bir İslam devleti kurma’ hedefine ulaşmak için tek yolun askerî zafer olduğunu düşünüyor.

Diğer yandan Filistin Ulusal Girişim Hareketi Genel Sekreteri Mustafa Bergusi, ‘işgalin sona erdirilmesi, yerleşimlerin tamamen ortadan kaldırılması ve Kudüs’ün Filistin devletinin başkenti olarak belirlenmesi gibi pratik saha uygulamaları benimsenmediği sürece bir Filistin devletine dair konuşmalara itibar etmediğini’ söyledi. Filistin Halk Partisi Genel Sekreteri Bessam es-Salihi ise ‘Batı Şeria’da ve Gazze’de gerçek ve Batı Şeria’da, Gazze Şeridi’nde ve Kudüs’te sorumluluğu üstleneceğine dair bir teminata sahip bir Filistin devletinin kurulmasının, işgalin sona ermesiyle mümkün olduğunu’ ifade etti.  

Bir varoluş sorunu

Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) ise ABD Başkanı Joe Biden’ın ‘silahsızlandırılmış’ bir Filistin devleti kurulmasına ilişkin önerilerini ‘Amerika’nın Filistin davasını tasfiye etmeye yönelik yeni bir planı’ olarak değerlendirdi. Yaptığı bir basın açıklamasında ABD’nin önerisinin ‘peşini bırakmayan bir varoluş sorununun gölgesinde Siyonist varlığı, içine düştüğü yenilgi bataklığından kurtarma girişimi’ olduğunu söyleyen FHKC, ABD yönetiminin ‘Filistin halkına yönelik saldırısında ve soykırım savaşında Siyonist varlığa ortak olan bir düşman’ olduğunu vurguladı. Ayrıca ‘silahsızlandırılmış bir devlete dair’ her türlü önerinin ‘Filistin davasını tamamen ortadan kaldırmayı ve uluslararası meşruiyet kararlarını atlamayı hedeflediğini’ açıklayarak, Amerika’nın önerisinin ‘Filistin halkının egemenliğini elinden aldığını, ona teslimiyet koşulları dayattığını ve onu en basit haklarından ve yaşam unsurlarından mahrum edip, boğucu bir kuşatma altında bıraktığını’ belirtti. İsrail’in terör örgütü olarak kabul ettiği Halk Cephesi, Filistin Yönetimi’ni ya da Filistinli veya Arap herhangi bir tarafı ‘Amerika’nın bu reddedilmiş ve şüpheli planını ele alma veya uygulama’ konusunda da uyardı.  

Filistin Demokratik Kurtuluş Cephesi ise yaptığı bir açıklamada ‘BM’nin gözetiminde ve ilgili BM kararlarına uygun olarak, bağlayıcı bir gündem ve takvimle uluslararası bir konferans düzenlenmesinin yolunu açacak anlamlı bir siyasi sürecin başlatılmasını’ talep etti ve şöyle dedi:

“İşgalden kurtulmak, 4 Haziran 1967 sınırlarında ve başkenti Kudüs olmak üzere bağımsız ve tam egemen bir devlet kurmak ve mülteci meselesini 1948 yılından bu yana tehcir edildikleri yurtlarına ve yuvalarına geri dönme haklarını garanti eden 194 sayılı karar uyarınca çözmek gerekiyor.”

Siyasi analist Hani el-Mısri’ye göre Biden yönetiminin bir Filistin devleti kurulmasından bahsetmesi, ‘Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkını yeniden gündeme getirmek için değil, İsrail’in güvenliğini sağlamak, iki uluslu bir devletin kurulmasını önlemek, İsrail’i bir Yahudi devleti olarak korumak, Amerika’nın bölge üzerindeki hegemonyasının devamını sağlayacak şekilde İsrail’i bölgeye entegre etmek ve Çin’in, Rusya’nın ve İran’ın ilerleyişini sınırlayacak yeni bir Ortadoğu kurmak’ içindir.

İsrail’in güvenliği

İsrailli yetkililer ve analistler ise bir Filistin devletinin kurulmasına itiraz konusunda hemfikir. Ulusal Birlik Partisi’ne mensup Knesset üyesi Gideon Sa’ar, ‘bir Filistin devletinin İsrail’in güvenliği ve geleceği için bir tehdit oluşturacağını’ düşünüyor. İsrailli Jerusalem Post gazetesinin haberine göre Sa’ar ayrıca, Filistin devletinin ‘radikal bir devlet ve bir terör üssü olacağını, en aşırı unsurlarla ittifak kuracağını ve bunun da bölgenin istikrarını kalıcı olarak sarsacağını’ ifade etti.

Amerika’nın arzusuna aykırı olarak daha önce Netanyahu, ABD’ye ‘Gazze savaşı sonrasına dair herhangi bir senaryo çerçevesinde’ bir Filistin devletinin kurulmasına yönelik itirazını bildirdiğini açıklamıştı.

Fransız Le Figaro gazetesine göre İsrail’in bir tercih yapması gerekiyor: ‘Ya aralıklarla bir kaos yaşamaya devam etmekle birlikte Filistin Mandası’nın tamamı üzerinde askerî kontrolü sürdürecek ya da silahsızlandırılmış bir Filistin devletinin kurulması ve sınırlarında barışın sağlanması için bu toprakların yüzde 22’sinden vazgeçecek.’

Yazar Renaud Girard, ‘bölgesel güçlerin, Filistinlileri, mültecilerin bir Yahudi devleti olarak kalmayı isteyen İsrail’e geri dönüşünün mümkün olmadığı konusunda ikna etmesi’ gerektiğini düşünüyor. Ona göre ‘Amerika, bu çözümü siyasi olarak desteklemek için gerekli araçlara sahip. Filistinliler de kendilerine uzatılan bu eli ve kendi devletlerini kurma fırsatını değerlendirmeyip, Yahudileri denize atma hayallerini sürdürürlerse, onları bekleyen feci akıbeti hak edecekler.’

The Washington Post’un 16 Şubat 2021’de 521 uzmanın cevaplarına dayanarak yayınladığı anket dikkat çekici. Buna göre uzmanların yüzde 52’si, en azından önümüzdeki on yıl içinde bir Filistin devletinin kurulmasını mümkün görmezken, sadece 6’sı önümüzdeki on yıl içinde bunun mümkün olabileceğini düşünüyor.

*Bu yazı Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.