İsrail hükümetinin ‘Filistin devletini reddetmek’ konusundaki ‘fikir birliği’ liderlik krizine işaret ediyor

İsrail ve Filistin halklarını cezalandırıyorlar ve barış için tarihi bir fırsatı feda ediyorlar.

İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, 28 Ekim'de Tel Aviv'de düzenlediği basın toplantısında Başbakan Binyamin Netanyahu (solda) ve Savaş Kabinesi Üyesi Benny Gantz (sağda) ile bir araya geldi. (AP)
İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, 28 Ekim'de Tel Aviv'de düzenlediği basın toplantısında Başbakan Binyamin Netanyahu (solda) ve Savaş Kabinesi Üyesi Benny Gantz (sağda) ile bir araya geldi. (AP)
TT

İsrail hükümetinin ‘Filistin devletini reddetmek’ konusundaki ‘fikir birliği’ liderlik krizine işaret ediyor

İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, 28 Ekim'de Tel Aviv'de düzenlediği basın toplantısında Başbakan Binyamin Netanyahu (solda) ve Savaş Kabinesi Üyesi Benny Gantz (sağda) ile bir araya geldi. (AP)
İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, 28 Ekim'de Tel Aviv'de düzenlediği basın toplantısında Başbakan Binyamin Netanyahu (solda) ve Savaş Kabinesi Üyesi Benny Gantz (sağda) ile bir araya geldi. (AP)

İsrail hükümetinin dün Birleşmiş Milletler (BM) üyesi olarak tam bağımsız bir Filistin devletini tanımayı reddetmeyi oybirliğiyle onayladığının Tel Aviv'de resmi olarak doğrulanması ve ‘fikir birliği’ kelimesinin defalarca vurgulanması, İsrail'in yaşadığı liderlik krizinin ne kadar derin olduğunu gösteriyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, kararı tek taraflı olarak tanınmayı reddetmekle var olan sınırlamaya dikkat etti. Seçtiği formül oldukça ihtiyatlıydı ve bunu savaştaki müttefiki ve siyasetteki rakibi olan Resmi Kamp Partisi Başkanı ve Savaş Kabinesi Üyesi Benny Gantz ile birlikte formüle ettiği söyleniyor.

Fotoğraf Altı: Mart 2021’de düzenlenen seçim öncesinde kullanılan, Binyamin Netanyahu ve Benny Gantz’ın propaganda posteri. (Reuters)
Mart 2021’de düzenlenen seçim öncesinde kullanılan, Binyamin Netanyahu ve Benny Gantz’ın propaganda posteri. (Reuters)

İsrail hükümeti tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“İsrail, Filistinlilerle kalıcı bir çözüme ilişkin uluslararası emirleri kategorik olarak reddediyor. Bu tür bir çözüm ancak taraflar arasında önkoşul olmaksızın doğrudan müzakere yoluyla sağlanabilir. İsrail, Filistin devletinin tek taraflı uluslararası tanınmasına karşı çıkıyor. Bu tür bir tanınma, 7 Ekim katliamından sonra terörizm için eşi benzeri olmayan büyük bir ödüldür ve gelecekteki herhangi bir barış anlaşmasını engeller.”

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Netanyahu hükümeti pratikte Filistin devletine hayır demedi. Filistin meselesinin iki devletli çözüm temelinde adil bir çözümü karşılığında İsrail ile Arap ve İslam ülkeleri arasında kapsamlı bir barışın tesis edilmesini öngören ABD, Batı ve Arap projesini reddetmedi. Bu nedenle hükümetin Bezalel Smotrich ve diğer aşırı sağcı bakanları dışlayarak aldığı karar, Dini Siyonizm Partisi’nden aşırı sağcı hareketin liderleri tarafından beğenilmedi. Filistin devleti fikrinin bütünüyle reddedilmesi için yine oybirliğiyle başka bir karar alınmasını istediler.

Netanyahu, Smotrich'in talebine yanıt vermekte acele etmeyecek ve bunun nedeni onunla aynı fikirde olmaması değil. Son haftalarda birkaç kez kendisinin ‘Filistin devletinin kurulmasını engelleyen İsrail lideri’ olduğuyla övündü.

Ancak bu konuda ABD Başkanı Joe Biden yönetimiyle çatışmaya girmekte aceleci değil. Zira Washington, Tel Aviv'de çok iyi duyulan uyarı ve tehdit mesajları yayınlıyor. Başlangıçta, Filistin'in statüsünün BM'de gözlemci devletten tam üye devlete yükseltilmesi fikri, ABD'nin medyaya yaptığı bir sızıntıya dayanıyordu.

Ancak İsrail'in bu sızıntıya verdiği yanıtın oybirliğiyle reddedilmesi ve ‘bunun terörizme bir hediye’ olduğu iddiası büyük bir İsrail sorunudur. En önemlisi de İsrailli liderlerin sokakta nefret ve öfke duygularına kapılmasıdır. Bu liderlik, Filistin devletinin tanınmasının kapsamlı bir planın, Arapların İsrail'e cömert bir teklifinin parçası olduğunu biliyor.

Fotoğraf Altı: ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, cumartesi günü Münih'te İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ile görüştü. (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, cumartesi günü Münih'te İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ile görüştü. (AFP)

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken'ın söylediği barış için tarihi bir fırsat. Açıkça İsrail'i destekleyen, hatta Hamas'ı yok etme adı altında Gazze halkına karşı çılgın bir savaşta İsrail'e ortak olmayı seçen süper gücün temsilcisinin söylediği bir hakikat. Bu ortaklık, çocuklarının hayatına ve ABD’nin bir savaşa dahil olmasına mal oluyor ki halen daha da genişleyip onu içine çekme tehlikesi var. ABD, kapsamlı barış planını sunarken bile bunu her şeyden önce İsrail'in çıkarı olarak sunuyor.

Eğer İsrail cesaret ve liderlik ruhuyla karakterize edilen cesur bir liderliğe sahip olsaydı bu projeyi iki eliyle kucaklar ve İsrail kamuoyuna müjde olarak sunardı.

Fotoğraf Altı: (Soldan sağa) Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat, ABD Başkanı Jimmy Carter ve İsrail Başbakanı Menachem Begin, 17 Eylül 1978'de Beyaz Saray'da yapılan ortak deklarasyon sırasında Camp David zirvesinde varılan iki anlaşmadan birini imzalıyor. Mısır, İsrail'in Mısır sınırındaki yoğun nüfuslu kamplarda yaklaşık 1,4 milyon Filistinlinin yaşadığı Refah'a büyük çaplı bir saldırı başlatması halinde İsrail'le on yıllardır süren barış anlaşmasını iptal etme tehdidinde bulundu. (AP)
 (Soldan sağa) Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat, ABD Başkanı Jimmy Carter ve İsrail Başbakanı Menachem Begin, 17 Eylül 1978'de Beyaz Saray'da yapılan ortak deklarasyon sırasında Camp David zirvesinde varılan iki anlaşmadan birini imzalıyor. Mısır, İsrail'in Mısır sınırındaki yoğun nüfuslu kamplarda yaklaşık 1,4 milyon Filistinlinin yaşadığı Refah'a büyük çaplı bir saldırı başlatması halinde İsrail'le on yıllardır süren barış anlaşmasını iptal etme tehdidinde bulundu. (AP)

İsrail geçmişte Sina'dan çekilmeye şiddetle karşı çıkan Menachem Begin gibi liderleri tanıyordu. Begin 1978'de Camp David'e gitti ve “Sina'nın bir santiminden bile çekilmem istenirse çantamı toplayıp İsrail'e döneceğim” tehdidinde bulundu. Ancak ABD Başkanı Jimmy Carter'ın arabuluculuğunda Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat'la yaptığı görüşmelerin sonunda Sina'dan tamamen çekilmesini öngören anlaşmaya imza attı. O dönemde kendisine şu soru yöneltildi:

 “Bir santim bile geri çekilmeyeceğinize dair söz vermemiş miydiniz?”

Begin bu soruya şu cevabı verdi:

“Evet. Ama Camp David'in büyüleyici yeşil tarlalarında, parlak güllerin, taze esintinin ve güzel atmosferin altında dolaşırken, oynayan çocukları, sevinçli gençleri ve birbirlerini seven yaşlı erkek ve kadınları gördüğümde, İsrail savaşlarında öldürülen 12 bin İsrailliyi hatırladım. Kendi kendime şöyle dedim: 12 bin İsraillinin daha savaşlarda ölmesini istemiyorum. Bu yüzden barış fırsatını kaçırmamaya karar verdim.”

13 Eylül 1993'te Washington'da imzalanan Oslo Anlaşması'nın ardından Yaser Arafat ile İzak Rabin arasında gerçekleşen tarihi el sıkışma. (Getty Images)
13 Eylül 1993'te Washington'da imzalanan Oslo Anlaşması'nın ardından Yaser Arafat ile İzak Rabin arasında gerçekleşen tarihi el sıkışma. (Getty Images)

İzak Rabin siyasi ideolojisinde bir değişiklik yapıp Filistinlilerin kemiklerini kıracağına söz verdikten sonra, Filistin halkının ve Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) haklarını tanıyan bir anlaşma imzaladı. Böylece iki devletli çözüme ulaşmayı amaçlayan Oslo süreci başladı. Rabin, “Barış düşmanlarla yapılır. Deneme fırsatını kaçırdığımın tarihime kaydedilmesini istemiyorum. Sadece barışmaya çalışıyorum” ifadelerini kullandı.

Fırsatı kaçırmadılar

Begin ve Rabin İsrail'deki en aşırılar arasındaydı ve işgal, baskı, savaş, suikast ve yerleşim politikasına katkıda bulundular. Ancak kan dökebilecek bir barış sürecine siyasi ufuk açacak tarihi bir dönüm noktasına ulaşmak için ABD yönetiminin kendilerine sunduğu fırsatı da kaçırmadılar.

Fotoğraf Altı: ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken İsrail'e yaptığı son ziyarette İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ortak basın toplantısı düzenledi. (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken İsrail'e yaptığı son ziyarette İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ortak basın toplantısı düzenledi. (Reuters)

Onları takip eden siyasi liderlik böyle bir görev için çok küçüktü. Begin'den sonra İsrail 12 binden fazla ölüyle bunun bedelini ödedi. Filistinliler ise bu rakamın kat kat fazlasını ödedi. Yıkım ve sayılması güç diğer kayıplardan bahsetmeye gerek bile yok. Ancak bu bedel mevcut liderliğin değişim yapmasına yetmiyor, başka bir Amerikan diline ihtiyaçları var gibi görünüyor. Bu dil, ABD’lilerin Bosna Hersek'te liderlere 29 yıldır devam eden barışçıl bir çözümü ya da Vietnam'daki savaş durdurulduğunda olduğu gibi barışçıl bir çözümü empoze ederken kullandıkları dile benziyor.

Netanyahu reddiyeci yaklaşımını sürdürüyor. Zira Washington'da kendisiyle anlaşmaya cesaret edecek sağlam bir liderlik olmadığına inanıyor.



SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
TT

SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye devlet kurumları arasındaki entegrasyon sorunsuz şekilde hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak? SDG, on yılı aşkın süredir sahip olduğu askerî ve bazı bölgelerdeki sivil nüfuzdan gerçekten vazgeçecek mi? Washington ve Erbil’in himayesinde 30 Ocak’ta varılan anlaşma tüm boyutlarıyla uygulanabilecek mi, yoksa yalnızca belirli başlıklarla mı sınırlı kalacak?

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü isimlerin bir kısmı, metinden uygulamaya geçildiğinde başarı şansının sınırlı olduğunu savunurken; diğer bir kesim ise entegrasyon sürecinin bölgesel ve uluslararası destek altında yürütüldüğü sürece başarısızlık için gerçekçi bir neden bulunmadığı görüşünde.

sdvdfv
Suriye'nin Kamışlı kentinde, ABD askeri araçları, DEAŞ tutuklularını Suriye'den Irak'a taşıyan otobüslere eşlik etti (Reuters)

Sürecin başlangıcı, Kamışlı Uluslararası Havalimanı ile Rümeylan petrol sahasının devlete devredilmesiyle olumlu bir tablo çiziyor. Bu adımda bayrak indirme ya da personel gözaltıları gibi sembolik uygulamalara başvurulmaması, tarafların prensipte sürecin başarıya ulaşmasını istediğini gösteriyor. Suriyeliler, ülkenin yeniden birleşmesini, istikrarın sağlanmasını ve ekonomik canlanmayı umut ederken; geriye kalan ayrıntılar hâlâ soru işaretleri barındırıyor ve yanıtların uygulama aşamasında netleşmesi bekleniyor.

Karşılıklı çıkar

Hurşid Deli – Suriyeli Kürt siyaset analisti

Anlaşmanın sahada uygulanmaya başladığı açıkça görülüyor. Bunun başlıca nedeni, net bir yol haritası ve aşamalı adımlar içermesi. En önemlisi ise hem Suriye hükümeti hem de SDG açısından karşılıklı çıkarların söz konusu olması. Şam yönetimi için temel hedef Suriye’nin yeniden birleşmesi iken, SDG açısından çıkar; güçlerinin yerel bir yapı olarak varlığını sürdürmesi ve kontrol ettiği bölgelerin yönetiminde rol almaya devam etmesi. Bu durum, Kürtlerin gelecek dönemde Suriye siyasal yaşamına katılımını da güvence altına alıyor.

Deli’ye göre anlaşma yalnızca Şam ve SDG’nin çıkarlarıyla sınırlı değil; aynı zamanda uluslararası, bölgesel ve Arap desteğine de sahip. Anlaşma, Washington, Paris ve Erbil’in yoğun diplomatik çabaları sonucunda ortaya çıktı ve bu durum sürece bir tür uluslararası koruma ve garanti sağlıyor.

Bu çerçevede, SDG’nin askerî ve sivil kurumlarının Suriye devlet yapısına entegrasyonunun başarısız olacağına dair somut bir gerekçe bulunmadığı görüşü öne çıkıyor. Elbette bazı teknik ve idari zorluklar ortaya çıkabilir; ancak mevcut siyasi ve sahadaki koşullar, bu engellerin aşılmasına imkân tanıyor.

dsvfr
12 Ocak 2026'da Halep'in Şeyh Maksud mahallesinde SDG ile yaşanan çatışmaların ardından (AP)

Deli, anlaşmanın SDG ve Asayiş’in nüfuzundan tamamen vazgeçmesini öngörmediğini, aksine bu nüfuzun Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesinde yeniden yapılandırıldığını belirtiyor. Asayiş güçlerine önümüzdeki dönemde temel bir rol verilirken, SDG’nin askerî yapısı Haseke’de üç tugaydan oluşan bir tümen ve Kobani’de Halep güvenlik komutanlığına bağlı bir tugay şeklinde organize edilecek. SDG ve Suriye ordusu birlikleri, şehir merkezlerinden Şeddadi ve Cebel’de belirlenecek noktalara çekilecek.

Bu yeniden yapılanmanın hedeflerinden biri de DEAŞ’la mücadelede yeni ve etkin bir mekanizma oluşturmak. SDG’nin bu alandaki uzun tecrübesi ve uluslararası koalisyonla yürüttüğü iş birliği, entegrasyonu askerî açıdan da anlamlı kılıyor.

Ayrıca SDG ve Asayiş’in  isimleri değişse dahi varlığını sürdürmesi, Kürt bölgelerindeki halk için önemli bir güven unsuru olarak görülüyor. Bu durum, Kürt bileşenin dışlanmadığı bir Suriye vizyonunu destekliyor. Cumhurbaşkanı Şara’nın Kürt meselesine yönelik kapsayıcı yaklaşımı ve bu konuda yayımlanan 13 sayılı kararname de süreci güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.

Uygulamada engeller

Samer el-Ahmed – Doğu Suriye uzmanı gazeteci ve araştırmacı

SDG ile varılan anlaşma iki temel faktörün sonucu. İlki, Suriye ordusunun halk desteğiyle birlikte Cezire bölgesinde sahada güç kazanması ve SDG’ye yönelik birikmiş toplumsal tepki. İkincisi ise özellikle ABD’nin tutumundaki değişim ve SDG’ye verilen siyasî-askerî desteğin azalmasıyla birlikte Şam’ın uluslararası koalisyonla yeniden temas kurması.

Teorik olarak anlaşma, SDG için devlet dışı bir askerî yapıdan ulusal bir çerçeveye geçiş açısından tarihî bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda Kürtlerin haklarını Suriye devleti içinde elde etmesinin de önünü açıyor.

Ancak uygulamaya geçildiğinde başarı ihtimali sınırlı görünüyor. Zira SDG’nin fiilî yapısı hâlâ büyük ölçüde PKK’nın etkisi altında. Entegrasyon, PKK açısından bölgesel nüfuz, finansman ve stratejik alan kaybı anlamına geliyor ve bu durum örgütün anlaşmayı isteksizce uygulamasına yol açıyor.

Temel sorun, SDG içindeki Suriyeli bazı liderlerin niyetinden ziyade, karar alma yetkisine sahip olmamaları. Ağır silahların devri, Semalka Sınır Kapısı’nın kontrolü, yabancı unsurların bölgeden çıkarılması ve şehirlerden çekilme gibi kritik dosyalar hâlâ çözümsüz.

Bu nedenle süreç, Şeyh Maksud ve 10 Mart anlaşmalarında olduğu gibi zaman kazanmaya dayalı bir modele dönüşebilir. Kısa vadede askerî çatışma ihtimali düşük olsa da, anlaşmanın uygulanmasını zorlamak için baskı unsuru olarak gündeme gelebilir.

Şam yönetimi ise Haseke üzerindeki tam egemenliği yeniden tesis etme konusunda kararlı. Bu hedefin, barışçıl yollarla ya da gerekirse askerî seçenekle hayata geçirilmesi planlanıyor. Sahadaki ve siyasetteki göstergeler, bu yaklaşımın hem halk desteğine hem de bazı uluslararası aktörlerin örtük onayına sahip olduğunu gösteriyor.

Sivil ortak arayışı

Hüseyin Çelebi – Gazeteci yazar

PKK ve Suriye uzantılarının, sahip oldukları nüfuz ve ayrıcalıklardan kolayca vazgeçmesi gerçekçi değil. Özerk yönetim deneyimi, örgütün yarım yüzyıllık mücadelesinin tek somut kazanımı olarak görülüyor. Bu yapı, Esad yönetiminin devrim sürecinde zorunlu olarak verdiği bir alanın ürünüydü.

Çelebi’ye göre entegrasyon büyük ölçüde şekli kalacak. PKK, idari ve güvenlik yapılarını yeraltına taşıyarak “gölge yönetim” yoluyla etkisini sürdürmeye çalışacak. Tehdit, kadrolaşma ve mali baskılar bu stratejinin araçları olmaya devam edecek.

sdervr
Suriye hükümeti heyetinin Pazar günü Kamışlı Uluslararası Havalimanı'nı yeniden açmak için yaptığı ziyaret sırasında Kürt iç güvenlik güçlerine mensup kişiler havalimanı dışında nöbet tutuyor (Reuters)

Bu nedenle entegrasyonun başarısı, Şam’ın yaklaşımına bağlı. PKK’nın geçmişte imzaladığı anlaşmalara uymadığı biliniyor. Hükümetin yalnızca silahlı güç olduğu için SDG’yi ödüllendirmemesi, buna karşılık Kürt toplumundan sivil ortaklar bularak onları desteklemesi gerektiği vurgulanıyor.

Entegrasyonun önündeki 3 temel engel

El-Mu‘tasım Keylani – Hukuk ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı

Haseke’deki entegrasyon süreci, yalnızca idari değil; Suriye krizinin özüne dokunan çok katmanlı bir sınav niteliği taşıyor.

Birinci engel, derinleşmiş güven krizidir. Yıllar süren çatışmalar ve fiilî özerk yönetim deneyimi, hem Kürt toplumunda hem de merkezî otorite çevrelerinde karşılıklı kaygılar yarattı. Bu kriz, yalnızca söylemlerle değil; somut garantiler ve şeffaf mekanizmalarla aşılabilir.

İkinci engel, egemenlik ve güvenlik boyutudur. Çoklu askerî otoriteler ve sınır aşan bağlantılar, ulusal entegrasyonu zayıflatıyor. Silahlı yapılar arasındaki sadakat çatışması sona ermeden kalıcı istikrar mümkün değil.

Üçüncü engel ise ekonomik ve hizmet alanındaki zorluklar. Haseke halkı entegrasyonu, günlük yaşamındaki iyileşmelere göre değerlendirecek. Hizmetlerde ve gelir dağılımında yaşanacak başarısızlıklar, sürecin meşruiyetini hızla aşındırabilir. Ayrıca yerel yönetimden devlet yapısına geçişte net bir ademimerkeziyetçilik vizyonunun olmaması, entegrasyonu biçimsel bir adıma dönüştürme riski taşıyor.

Sonuç olarak Haseke’deki entegrasyon; güven, egemenlik, ekonomi ve yönetişim başlıklarında eş zamanlı sınavlarla karşı karşıya. Bu engellerin aşılması, geçici denge politikalarıyla değil; hukuka dayalı, kapsayıcı ve ulusal bir projeyle mümkün olabilir.


Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.