Suriye’deki İran ajanlarına düzenlenen suikastlar tartışmalar soru işaretlerine yol açtı

Gözlemciler, askeri danışmanlar ve silahlı gruplar da dahil olmak üzere Tahran’la bağlantılı kişiler hakkındaki bilgilerin sızdırılmasının arkasında Şam’daki güvenlik birimlerinin olduğu görüşündeler.

İsrail, el-Mazzeh mahallesindeki Devrim Muhafızları’na ait bir binaya saldırı düzenledi. (AFP)
İsrail, el-Mazzeh mahallesindeki Devrim Muhafızları’na ait bir binaya saldırı düzenledi. (AFP)
TT

Suriye’deki İran ajanlarına düzenlenen suikastlar tartışmalar soru işaretlerine yol açtı

İsrail, el-Mazzeh mahallesindeki Devrim Muhafızları’na ait bir binaya saldırı düzenledi. (AFP)
İsrail, el-Mazzeh mahallesindeki Devrim Muhafızları’na ait bir binaya saldırı düzenledi. (AFP)

İsrail tarafından Suriye’nin başkenti Şam’da gerçekleştirilen ve İran Devrim Muhafızları’nın ön saflarındaki liderleri ve Hizbullah’a mensup bazı isimleri ‘dakik füzelerle’ hedef alan suikast dalgası soru işaretlerine neden oldu. Hedeflenenlerin yerine dair bilgilerin sızdırılmasına ilişkin spekülasyonlara kapı açtı.

Şam’ın el-Mazzeh mahallesinde geçen ocak ayında gerçekleştirilen hava saldırısında, Devrim Muhafızları’na bağlı Kudüs Gücü istihbarat komutanı, Hac Sadık ve Omid Zadeh lakaplı Hüccetullah Amedvar ve takma adı Hac Golam olan yardımcısının yanı sıra diğer iki askeri danışman hedef alınmıştı. Reuters’ın haberine göre İran devlet televizyonu, o dönemde yerle bir edilen çok katlı binanın danışmanların ikametgahı olduğunu aktarmıştı.

Söz konusu operasyondan kısa bir süre önce, özellikle 25 Aralık’ta Şam kırsalındaki Seyyide Zeyneb bölgesinde benzer bir saldırı gerçekleşti. Saldırıda, İran’ın Suriye’deki vekil güçlerini koordine etmekten ve İran silahlarının Suriye üzerinden Lübnan’a nakledilmesinden sorumlu Kudüs Gücü’nün üst düzey askeri danışmanı Razi Musavi’nin ikamet ettiği bina hedef alınmış ve Musavi yaşamını yitirmişti.

El-Mazzeh bölgesi

Şam’ın batısındaki el-Mazzeh bölgesi, önde gelen Filistinli liderlerin karargahları ve konutlarının yanı sıra güvenlik ve askeri karargahlarını içeriyor. AFP’nin haberine göre burada çok sayıda büyükelçilik ve uluslararası kuruluş bir araya toplanmış durumda.

Jusoor Araştırma Merkezi’ndeki Suriyeli araştırmacı Vail Alvan’ın belirttiğine göre Seyyide Zeyneb bölgesi, İran’ın güvenliğinin ve Suriye’deki askeri nüfuzunun başkenti olarak görülüyor ve bu nedenle en önemli kale olarak sayılıyor.

Alvan, kasabadan Şam havaalanına kadar uzanan bölgede, İran’ın geniş ve özel güvenlik meydanları ile komuta ve eğitim kampları kurmayı başardığını belirtirken, İran’ın İsrail’i sık sık suikast operasyonlarıyla suçladığını söyledi. İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, ocak ayında gerçekleştirilen operasyonun ardından İsrail’in Suriye’de Devrim Muhafızları Ordusu’nun beş üyesinin öldürülmesine yol açan saldırısının cevapsız kalmayacağını dile getirdi. Ayrıca “Suriye’deki danışmanlarımızı hedef alan İsrail saldırısı ABD’nin desteğiyle gerçekleştirildi” dedi.

Diğer yandan İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Naser Kenani, “Siyonist oluşum, içine düştüğü bataklıkta ABD’yi bölgedeki direniş taraflarıyla doğrudan savaşa sokmak istiyor” şeklinde konuştu.

Bilgilerin sızdırılması

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), Suriye rejiminin güvenliğine bağlı askeri istihbaratın, geçen ocak ayında el-Mazzeh’deki binanın hedef alınmasını takip eden saatlerde, Batı Mazzeh Villaları bölgesinde geniş bir güvenlik kampanyası yürüttüğünü bildirdi.

SOHR Direktörü Rami Abdurrahman, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, tutuklanan güvenlik görevlilerinin hedef alınan yerin yakınında bulunan bir binbaşı, asistanı, bir astsubay ve bir sivilden oluşan bir güvenlik müfrezesine ait olduğunu söyledi. Ayrıca Şam’ın batısındaki Mazzeh Villaları bölgesinin, askeri personel, politikacılar ve büyükelçilikler de dahil olmak üzere üst düzey isimlerin konutları ve karargahlarının varlığı nedeniyle neredeyse tamamen güvenlik bölgesi olarak değerlendirildiğine dikkat çekti. Mahallede Devrim Muhafızları, İslami Cihad Hareketi ve Hizbullah liderleri de yaşıyor.

Aynı şekilde Reuters’ın üç kaynaktan aktardığına göre Devrim Muhafızları, Suriye rejimine Suriye güvenlik güçleri içinden bilgi sızıntısının son ölümcül saldırılarda rol oynadığı yönündeki endişelerini dile getirdi. Kaynaklar, Devrim Muhafızları’nın bir dizi İsrail saldırısı nedeniyle Suriye’de konuşlu üst düzey subayların sayısını azalttığını belirtirken, “Orada nüfuzunu sürdürmek için Tahran’la müttefik olan Şii gruplara daha fazla güvenecek” ifadelerini kullandı.

Diğer yandan İran merkezli ‘Jomhouri-e Eslami’ gazetesi, Rus ve Suriyeli tarafları İranlı yetkilileri hedef almaya yardımcı olacak bilgileri sızdırmakla suçladı. Irak Rawabet Araştırma ve Stratejik Çalışmalar Merkezi’ne göre İran’daki ılımlı köktendinci harekete bağlı gazete, Suriye’de İranlı liderlere yönelik suikastta Rusya’nın parmağı olabileceği ihtimalini gündeme getirdi. Ayrıca İsrail operasyonlarını ve hava saldırılarını başlatırken S-300 füze sisteminin neden etkisiz kaldığını sorguladı.

Merkeze göre İran’da bir başka görüş de Rusya’nın, Gazze’deki olayların patlak vermesinin ardından bölgedeki bölgesel manzaranın karmaşıklığı nedeniyle Tahran’dan uzak şekilde ‘Suriye arenasında kontrol sahibi olmak, Moskova’nın çıkarlarını gerçekleştirmek, İran’ın hedefleri hakkında doğru bilgiye ulaşmak ve hedeflerin sayısını ve toplanma alanlarını öğrenmek’ amacıyla İran güvenlik teşkilatlarının çalışmalarına sızdığına inanıyor.

Suriye rejimi yanlısı Al-Watan gazetesinin haberine göre İran’ın Şam Büyükelçisi Hüseyin Ekberi, İran Devrimi’nin 45’inci yıl dönümü dolayısıyla Şam’daki İran Büyükelçiliği’nde basın toplantısı düzenledi. Ekberi, yaptığı açıklamada rejimin güvenlik servislerinin istihbarat bilgilerini İsrail’e sızdırması nedeniyle İran’ın üst düzey subaylarını Suriye’den çektiğine dair basında çıkan haberleri yalanladı.

“Çok gelişen bilgi teknolojisine dayalı olarak, bilgiyi almak için insan unsuruna ihtiyaç kalmamıştır” diyen Ekberi, İran’ın Suriye rejim yetkilileri hakkında olumlu görüşe sahip olduğunu ve bu tür konuşmaları doğru olmadığı için tamamen reddettiğini dile getirdi. Hüseyin Ekberi açıklamasında ayrıca, “İran güçleri, yasal ve uluslararası düzenlemelere uygun olarak hükümetle tam koordinasyon halinde Suriye’de bulunuyor” ifadesini kullandı.

Suriye merkezli birkaç muhalif internet sitesinin belirttiğine göre İran büyükelçisi, İran güçlerinin Suriye rejiminin talep ettiği her yerde hazır bulunacağını söylerken, “Suriye’de eşit olarak varız ve asla geri çekilmeyeceğiz” dedi.

İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ise Suriye’de askeri danışmanlarının çalışmalarının devam edeceğini belirtti.

Gerçekleri incelemek

Lübnanlı gazeteci Jean Aziz, geçen cumartesi günü yayınlanan bir makalede diplomatlardan alıntı yaparak şunları söyledi:

“Birçok tehlikeli şey oluyor ve gelişiyor. Diplomatlar burada analize gerek olmadığını teyit etmekte hızlılar. Kaydedilen ve belgelenen gerçekleri incelemek yeterlidir. Suriye rejiminin M.H. isimli İranlı milis liderini ve 56 üyeyi tutuklaması bir sürprizdi.”

“Bu, bir karşılıklı casusluk savaşı mı yoksa sadece karşılıklı suçlamalar mı?” diye soran Lübnanlı gazeteci sözlerine şöyle devam etti:

“Gerçek ne olursa olsun bu haber, iki rejim ve aynı topraklara dayanan ordular arasında yaşanan derin olayların göstergesi olmaya devam ediyor. Bu, ‘İran’ın geri çekildiği alanlara ve Suriye ile Lübnan arasındaki sınır hattının tutulmasının önünü açan noktalara Dördüncü Tümen’den birliklerin konuşlandırılmasının yanı sıra geri çekilen güçlerin yerine Hizbullah unsurlarının getirilmesi’ yönündeki İran önerisinin Suriye tarafından reddedildiğine dair diplomatik bilgiler ışığında, İran’ın Suriye’deki bazı bölgelerden kısmen çekilmesiyle aynı zamana denk geliyor. Tüm bunlar, İran’ın Suriye büyükelçisinin bu sözlerini, bir gerçeğin tepkisi veya yalanlanması, kibir veya inkâr olarak, hatta daha da kötüleşebilecek veya kamuoyuna yansıyacak bir sorunun habercisi olarak açıklamaktadır.

 Aziz ayrıca, ülkesindeki rejimin Suriye’deki varlığıyla ilgili olarak “Burada varlığımız güçlü ve asla geri çekilmeyeceğiz” dedi.

SOHR, 6 Şubat’ta rejime bağlı askeri istihbaratın, İran milislerinden M.H. isimli bir lider ve onun yaklaşık 56 üyesinin yanı sıra İran milislerine bağlı 37 yerel militanın tutukladığını bildirdi.

SOHR kaynaklarına göre ABD’nin Deyrizor ve kırsalındaki İran milis mevzilerini hedef alan hava saldırıları ortasında uluslararası koalisyona bilgi ve koordinat sağlamak suçlamasıyla Deyrizor kentinde M.H’ye ait bir çiftlik ve otomobillerin yanı sıra E.F’ye ait otomobillere de el konuldu. Ancak bu gelişme ilk kez yaşanmadı. Öyle ki medya organlarının SOHR’dan alıntı yaptıkları haberlerine göre Eylül 2022’de de rejim istihbaratı, İran Devrim Muhafızları ve Hizbullah’a bağlı milislerin 34 üyesini, uluslararası koalisyon ve dış taraflarla işbirliği yaptıkları suçlamasıyla Deyrizor’un çeşitli bölgelerinde tutukladı.

Yaklaşık aynı dönemde Hizbullah, kendi saflarında yer alan Suriye uyruklu 17 kişinin uluslararası koalisyon ile iş birliği yapmak suçlamasıyla tutuklanmasıyla sonuçlanan bir kampanya yürütmüştü.

İstihbarat nüfuzu

Diğer yandan uluslararası ilişkiler araştırmacısı Muhammed Abadi, Devrim Muhafızları subaylarının Suriye’den çekilmesinin çeşitli nedenlerden dolayı taktiksel bir adım olduğunu belirtti. Abadi açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Bunların başında, İran’ın Musavi ve Omid Zadeh’ye yönelik acı verici saldırının ardından liderlerinin kaybını telafi edemeyecek ve hedef alırsa durumun kötüleşeceği korkusuyla yanıt veremeyecek olması geliyor. İran’ı böyle bir adım atmaya iten sebepler, Suriye, Irak veya İran coğrafyası dışında İran’ın yoğunlaştığı herhangi bir bölgede subaylarının hedef alınması durumunda karşılık veremeyeceğinin farkında olmasıydı. Bu, Ürdün’de üç ABD askerinin öldürülmesine yönelik mevcut tepkinin sınırlarıyla ilgilidir. Dolayısıyla Suriye’de subaylarının ya da komutanlarının öldürülmesi ve yanıt verememesinden dolayı utanç duymamak için onları şimdi geri çekmeyi tercih ediyor.”

Uluslararası ilişkiler araştırmacısı sözlerine şöyle devam etti:

“Mesele, Kudüs Gücü istihbarat yetkilisi Hac Sadık lakaplı Yusuf Omid Zadeh ve yardımcısının liderliğindeki danışmanlar hücresinin geçen ocak ayında gerçekleşen son saldırıda öldürülmesiyle ilgili. Öyle ki İran medyası, Suriye istihbaratına sızıldığına inanarak, Suriye güvenlik servislerini ve güçlerini, İran güçlerinin Suriye’deki konumlarını, hatta liderlerin ikametgahları veya çalışma alanları olsun, bulundukları yerleri Mossad’a sızdırmakla suçladı. Bu nedenle İran, İranlı askeri danışmanlar hakkındaki bilgilerin sızdırılmasının arkasında istihbarat ve güvenlik servislerinin olduğuna kesinlikle inanıyor. İster ABD’nin askerlerin öldürülmesine tepkisi açısından ister İran ile İsrail arasında yaşanan gri savaş açısından olsun, Suriye’deki varlıklarının büyük bir tehlike oluşturduğunun farkında. Konu taktiksel. Strateji açısından İran, hâlâ Beşşar Esed’e milyarlarca dolar gibi çok yüksek bedeller ödendiğine ve İran askeri varlığını Suriye topraklarında sağlamlaştırmak için yüzlerce asker ve liderin feda edildiğine inanıyor. Dolayısıyla Tahran bunu hiçbir şekilde göz ardı etmeyecektir.”

Alman Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü’nde (SWP) misafir araştırmacı olan İranlı güvenlik araştırmacısı Reza Azizi de İran’ın Suriye’ye doğrudan müdahalesinin son yıllarda ‘liderler ve üst düzey yetkililer düzeyinde’ sınırlı olduğuna dikkat çekti. “Güçlerin koordinasyonu sorumluluğunu üstlendiler” dedi. Diğer taraftan nüfuz esas olarak İranlı olmayan vekillere ve onlarla müttefik olan milislere dayanıyordu. Öyle ki 2020’den bu yana Hizbullah’ın rolü önemli ölçüde arttı ve neredeyse Devrim Muhafızları’nın rolüne eşit hale geldi.

Azizi konuya dair şu değerlendirmede bulundu:

“Muhtemelen Tahran, liderlerin nerede olduklarına ilişkin sızıntının kaynağı belirleninceye kadar liderleri İsrail’in ulaşamayacağı bir yerde tutma niyetindedir.”

Al-Mayadeen kanalı da Devrim Muhafızları milislerinin varlığının azaldığı yönündeki haberleri yalanladı. Kanal, güvenilir kaynaklardan alıntı yaptığı haberinde İran Devrim Muhafızları’nın Suriye’deki danışmanlarının konuşlandırılmasını azalttığına dair dolaşan söylentilerin doğru olmadığı belirtti. Ayrıca “İranlı danışmanlardan ailelerini yanlarına almadan Suriye’ye gitmeleri istendi” dedi.

Suriye pragmatizmi

Emekli General ve ulusal güvenlik ve savunma uzmanı Yarub Saher, Suriye rejiminin İsrail’e bilgi sızdırdığı iddialarını yalanladığı açıklamasında şu ifadeleri kulandı:

“Suriye varlığının kalıcılığını, istikrarını ve yaşamının devamını sağlamak amacıyla Suriye’de ulusal güvenliğin ve yüksek çıkarların temellerinin, tüm ülke ve çevresindeki bölgeye yönelik ulusal kaygılara ve genel politikalara dayanmadığının, daha ziyade iktidardaki rejimin hayatta kalmasına ve istikrarına hizmet etmeye dayandığının bilincinde olmalıyız. Bu bekaya hizmet edecek her şeye başvuruluyor ve ülkenin tüm ulusal güvenlik hedefleri bir kenara atılıyor. Tek bir hedef var, o da ülke düşse bile rejimin düşmesini engellemektir. Bunun için de rejimin pragmatizmi ve çıkarları en çirkin biçimleriyle takip ediliyor. Suriye’nin pozisyonlarını ve yansımalarını, ittifakların doğasının dışında olduğunu görüyoruz. Mesela rejimin İsrail düşmanlığı göstermesi ve masa altında tüm detaylarıyla anlaşmalar yapması bunun en güzel kanıtıdır. 1974’te savaş sonrasında İsrail- Kissinger- Esed anlaşması yapılmıştır. Bu, Suriye rejiminin korunması şartıyla İsrail ile cephenin 50 yıl sükunetini sağladı. Suriye rejimi, hayatta kalma içgüdüsüyle dikkatini başka yöne çekerek kendisine hizmet edecek olanı örmeye başladı ve pragmatizmini İran’dan masa altında İsrail’e ve ABD’ye çevirdi. İsrail ve ABD’nin İranlı liderleri, danışmanları, subayları, Hizbullahçıları (Hizbullah’ın takipçileri) ve etkili liderlik hedeflerini avlaması, Suriye, İsrail ve ABD uyumunun sadece ikinci dereceden kanıtıdır. Bunların tamamı, bu rejimi mümkün olduğu kadar hayatta tutmak adınadır.”

*Bu haber Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

TT

Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

Yemen Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Dr. Şai Muhsin ez-Zindani, hükümetinin anayasal yeminin üzerinden 24 saat geçmeden ilk hareket sinyalini verdi. Bir sonraki duraklarının Aden olacağını ve bunun yakın zamanda gerçekleşeceğini söyledi.

Dışişleri portföyünü muhafaza etmesini, yarım kalan yapısal düzenlemeleri sonuçlandırma ihtiyacıyla ilişkilendiren Zindani, hükümetin ülke içine taşınmasının sembolik değil, icrai bir gereklilik olduğunu dile getirdi. Aden’de varlık göstermenin, karar alma ve uygulama kapasitesiyle desteklenmesi gerektiğini belirterek, önceliğin kurumsal disiplinin yeniden tesisi olduğunu kaydetti.

Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi (KAFD) içinde yer alan SRMG merkezindeki “Eş-Şark” televizyonu stüdyolarında ekonomik baskının arttığı ve siyasi beklentilerin yükseldiği bir dönemde Şarku’l Avsat Podcast özel açıklamalarda bulunan Zindani, “Bu aşama geniş söylemleri kaldırmaz; kademeli ve güveni yeniden inşa eden bir çalışmaya ihtiyaç var. Kurumsal ritmin istikrara kavuşturulmasının, hedeflerin genişletilmesinden önce geliyor” dedi.

Hükümetin oluşumu ve öncelikleri

Hükümetin oluşum süreci, öncelikleri, ortaklarla ilişkiler ve siyasi sürecin geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Zindani,  yarım asrı aşan kamu hizmeti tecrübesine dair kişisel okumalarını paylaştı.

Hükümetin oluşumunun “salt mesleki kriterlere” dayandığını belirten Zindani, “tercihlerin liyakat, uzmanlık ve tecrübe arasında yapılan karşılaştırmaya göre belirlendiğini, parti dayatmalarından uzak durulduğunu” söyledi. Hükümete özgeçmişler ulaştığını ancak herhangi bir kota talebiyle karşılaşmadıklarını ifade ederek, “Siyasi arka planlardan ziyade dosyaları yönetme kapasitesine odaklandık” dedi.

Açıklanan bakan sayısının fiili portföy sayısını yansıtmadığını kaydeden Zindani, “gerçek bakanlık sayısının yaklaşık 26 olduğunu; devlet bakanlarının ise belirli görevler ve gençlerin sürece katılımını sağlamak amacıyla atandığını” belirtti. Coğrafi ve ulusal dengenin gözetildiğini vurgulayan Zindani, temsilin “kazanç paylaşımı için değil, devletin çeşitliliğini yansıtmak amacıyla” dikkate alındığını söyledi.

Hükümet programının merkezinde vatandaşların yer aldığını ifade eden Zindani “İnsan, hükümetin ilgi odağıdır… Yaşam koşullarının iyileştirilmesi, hizmetlerin geliştirilmesi ve ekonomik toparlanma önceliğimizdir” dedi.

Kurumsal yeniden inşa ve denetimin güçlendirilmesi üzerinde çalıştıklarını belirten Zindani, kurumsal yapının zayıflığının geçmişteki aksaklıkların temel nedeni olduğunu ifade etti. Özellikle elektrik hizmetlerinde Suudi Arabistan’ın desteğiyle nispi bir iyileşme sağlandığını, ancak asıl zorluğun ekonomik reformların sürdürülmesi ve kaynak yönetimi olduğunu kaydetti.

Hesap verebilirlik konusunda ise siyasi kararın birleşmesinin hukukun uygulanması için fırsat sunduğunu belirterek, “Yetki birleştiğinde ödül ve ceza mümkün olur” dedi.

Zindani, hükümetinin oluşumunu yalnızca icrai adımlar çerçevesinde değil, devlet ile toplum arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanması bağlamında değerlendirdi. Olağanüstü koşullarda kurulan hükümetin, günlük dosyaları yönetmenin yanı sıra “düzenli performans, güvenin yeniden tesisi ve kamu görevlerinde liyakat ölçütünün hâkim kılınması yoluyla devlet fikrini toplumsal bilinçte yeniden sabitlemeyi” hedeflediğini söyledi.

Bu yaklaşımın, Yemen krizinin yalnızca siyasi ya da güvenlik boyutuyla sınırlı olmadığını; “vatandaş ile yönetim kurumları arasında süregelen bir güven krizi” içerdiğini ortaya koyduğunu belirten Zindani, kalıcı istikrarın ancak bu güvenin yeniden inşasıyla mümkün olacağını vurguladı.

Ekonomi ve denetim

Ekonomi dosyasında hızlı vaatlerden kaçındığını belirten Zindani, kaynak yönetimi ve önceliklerin yeniden düzenlenmesi diliyle konuşmayı tercih ettiğini söyledi. Toparlanmanın parçalı kararlarla değil, mali yönetimin yeniden yapılandırılması, şeffaflığın güçlendirilmesi ve etkin denetimle mümkün olacağını ifade etti.

Kaynakların disipline edilmesi ve verimli kullanılması, iç güvenin yeniden kazanılması ve dış desteğin çekilmesi için ilk adım olarak görülüyor. Zindani’ye göre mali istikrar, vatandaşların hayatında somut iyileşmenin temelini oluşturuyor.

Hükümetin Aden’e geçişi de bu bağlamda hem pratik hem de ulusal bir gereklilik olarak değerlendiriliyor. Yürütme organının ülke içinde bulunmasının idari bir tercih değil, kararın etkinliği ve sahayla temas kapasitesi için zorunlu bir şart olduğunu belirtti.

İçeriden çalışmanın hükümete toplumun önceliklerini daha iyi anlama ve onlarla etkileşim kurma imkânı sunduğunu kaydeden Zindani, devletin kamusal alandaki varlığının çatışma yıllarında gerilediğini hatırlattı. Riyad’da yemin edilmesini ise dönemin anayasal ve güvenlik koşullarının dayattığı bir durum olarak nitelendirdi; odaklanılması gerekenin sembolik mekân değil, hükümetin icraatı olduğunu söyledi.

Güvenlik ve askeri yapı

Güvenlik alanında temkinli ama gerçekçi bir dil kullanan Zindani, geçmiş yılların birikiminin kısa sürede silinemeyeceğini belirtti. Ancak güvenlik birimleri arasındaki koordinasyonun ve siyasi kararın birleşmesinin sahada nispi bir iyileşme sağladığını ifade etti.

Protestoların geçiş dönemlerinde kamusal hayatın bir parçası olduğunu kabul eden Zindani, bununla birlikte eylemlerin yasal çerçeve içinde kalmasının istikrarın korunması ve toparlanma sürecinin sekteye uğramaması açısından hayati olduğunu vurguladı.

Askeri güçlerin yeniden düzenlenmesine ilişkin olarak ise komuta birliğinin sağlanması ve birliklerin şehir dışına konuşlandırılmasının devlet otoritesinin pekiştirilmesi ve güvenlik-askerî roller arasındaki örtüşmenin azaltılması açısından gerekli olduğunu söyledi.

Geçmiş dönemdeki çoklu sadakat yapısının kurumların işlevselliğini zayıflattığını belirten Zindani, bunun aşılmasının istikrarın yeniden inşası ve hükümetin icra kapasitesinin güçlendirilmesi için temel teşkil ettiğini kaydetti.

Dış politika ve bölgesel ilişkiler

Zindani’nin açıklamaları, siyasi temsilin netliğinin Yemen’in uluslararası konumunu güçlendirmedeki önemine işaret etti. Birleşik karara sahip bir hükümetin diplomatik etkileşimi kolaylaştıracağını ve Yemen’e daha güçlü ve tutarlı bir hukuki temsil sağlayacağını belirtti.

Dışişleri portföyünü muhafaza etmesini, bakanlık ve dış temsilciliklerin yeniden düzenlenmesiyle başlayan reform sürecini tamamlama ihtiyacıyla gerekçelendiren Zindani, diplomatik işleyişin düzenli hâle getirilmesini devlet kurumlarının yeniden inşasının doğal uzantısı olarak gördüğünü söyledi.

Suudi Arabistan ile ilişkileri “geleneksel desteğin ötesine geçen, çok boyutlu bir ortaklık” olarak tanımlayan Zindani, son yıllarda sağlanan desteğin hayati sektörlere yansıdığını ve mevcut aşamada iş birliğinin kalkınma ve ekonomik istikrar alanlarında genişletilmesinin hedeflendiğini belirtti. Bu ortaklığın, bölgesel karmaşıklıklar içinde istikrarın temel dayanaklarından biri olduğunu ifade etti.

Husilere ilişkin olarak ise hükümetin barış sürecine esneklikle yaklaştığını ancak anlaşmalara bağlılık konusunda sorun yaşandığını söyledi. Son askerî ve ekonomik gelişmelerin grubun pozisyonunu zayıflattığını öne süren Zindani, gelecekteki müzakerelerin açık referanslara dayanması gerektiğini vurguladı. Husilere karşı güçlerin birleşmesinin, hızlı bölgesel ve uluslararası değişimler ışığında hükümete daha güçlü ve tutarlı bir müzakere konumu sağladığını belirtti.

Yarım asırlık kamu hizmeti

Mesleki kariyerine değinen Zindani, elli yılı aşkın bir tecrübeye sahip olduğunu; genç yaşta eğitim alanında başlayan kariyerinin diplomatik görevlerle devam ettiğini anlattı.

Yemen’in derin dönüşümler yaşadığını, bunun kurumsal yapının kırılganlığını ortaya çıkardığını ve devlet istikrarını etkilediğini söyledi. Buna rağmen geleceğin geçmişten ders çıkararak okunması gerektiğini belirten Zindani, nihayetinde kalıcı olanın makamlar değil, vatandaşın çıkarı olduğunu vurguladı.

Mevcut aşamadaki iyimserliğin siyasi bir söylem değil, karmaşık koşullar karşısında pratik bir tercih olduğunu ifade eden Zindani, asıl bahsin devlet ile toplum arasındaki güveni yeniden inşa etmek ve bölgesel ile uluslararası ortaklarla ortak çalışmayı güçlendirmek olduğunu söyledi. Bunun, Yemen’i istikrar ve toparlanma rotasına yeniden yerleştirecek bir aşamanın kapısını aralayabileceğini sözlerine ekledi.


Somali Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan önderliğindeki ortaklarımızla, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını geçersiz kılmak için çalışıyoruz

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
TT

Somali Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan önderliğindeki ortaklarımızla, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını geçersiz kılmak için çalışıyoruz

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, ülkesinin İsrail’in Somaliland bölgesini tanıma kararını geçersiz kılmak amacıyla üç siyasi ve hukuki adımdan oluşan bir paket uygulamaya koyduğunu açıkladı. Mahmud, Suudi Arabistan öncülüğündeki ortaklarla yakın koordinasyon içinde olduklarını, bölgesel istikrarın korunması ve Afrika Boynuzu’nun ‘hesaplanmamış bir tırmanıştan’ uzak tutulması için çalıştıklarını söyledi.

Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Mahmud, İsrail’in söz konusu tanıma kararından çıkar sağlayabilecek bölge ülkeleri bulunduğunu, ancak isim vermek istemediğini belirtti. Mahmud, “Belirli bir ülke ya da ülkeleri anmak istemem. Ancak bazı tarafların, bu tanımayı Somali’nin birliği ve bölgenin istikrarı pahasına dar ve kısa vadeli çıkarlar için bir fırsat olarak gördüğü açık” dedi.

Somali’nin egemenliğinin ‘kırmızı çizgi’ olduğunu vurgulayan Mahmud, ülkesinin ulusal birliği ve egemenliği korumak için gerekli tutumu takındığını ifade etti. Mahmud, “Herkese mesajımız net: İsrail’in sorumsuz maceralarına aldanılmamalı” ifadesini kullandı.

Mahmud, Somali ile dayanışmanın önemine dikkat çekerek, bölgeyi ‘sonu olmayan bir kaosa’ sürüklemeyi amaçlayan planlara karşı uyanık olunması çağrısında bulundu. Suudi Arabistan’ı ülkesinin istikrar ve birliğinin desteklenmesinde, yeniden imar ve kalkınma çabalarında ve Kızıldeniz ile hayati deniz geçiş yollarının güvenliğinin sağlanmasında kilit bir stratejik ortak olarak nitelendirdi.

Üç adım

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanımasına ilişkin olarak, hükümetinin attığı adımlara dair açıklamalarda bulundu. Mahmud, “En açık ve kararlı ifadelerle vurguluyorum ki Somaliland’ın bağımsız bir devlet olarak tanınması, Somali Federal Cumhuriyeti’nin egemenliği ve birliğine yönelik açık bir ihlaldir” dedi.

Mahmud, söz konusu tanımanın uluslararası hukuk ilkeleri, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı ve Afrika ülkelerinin sömürge döneminden kalan sınırlarının korunmasını öngören Afrika Birliği (AfB) kararlarına da aykırı olduğunu belirtti. Bu çerçevede Somali’nin bir dizi eş zamanlı adım attığını ve atmaya devam edeceğini ifade etti.

Mahmud, bu kapsamda ilk olarak BM, AfB ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) nezdinde derhal diplomatik girişimlerde bulunulduğunu, söz konusu tanımanın hukuki ve siyasi olarak reddedilmesi için harekete geçildiğini söyledi.

Mahmud, ülkesinin ‘İsrail’in egemenliğe ve ulusal birliğe yönelik açık ihlali’ konusunda BM Güvenlik Konseyi’nde resmi bir oturum talep ettiğini ve söz konusu oturumun gerçekleştirildiğini belirtti. Mahmud, Somali’nin hâlihazırda BM Güvenlik Konseyi üyesi olmasının da katkısıyla bu sürecin önemli bir diplomatik kazanım olduğunu ifade etti.

Somali lideri, AfB, Arap Birliği, İİT, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD) ve Avrupa Birliği (AB) başta olmak üzere uluslararası ortaklardan gelen dayanışma ve kınama mesajları için ‘derin minnettarlık’ duyduklarını dile getirdi.

Mahmud’a göre, İsrail’in Somaliland’ı tanıma kararını geçersiz kılmaya yönelik planın ikinci adımı, Arap, İslam ve Afrika ülkeleri arasında ortak ve koordineli bir tutum oluşturmayı hedefliyor. Mahmud, “Suudi Arabistan’ın Somali’nin birliğine yönelik herhangi bir müdahaleyi açık ve net bir şekilde kınayan ilk ülkelerden olmasını büyük takdirle karşılıyoruz” dedi.

Mahmud, Suudi Arabistan’ın tutumunun, ülkelerin egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygı konusundaki kararlı yaklaşımını yansıttığını belirterek, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun Somali’ye yönelik ‘sabit ve ilkesel destek’ mesajının bu zor dönemde önemli bir anlam taşıdığını ifade etti.

Somali Cumhurbaşkanı, birçok Arap, İslam ve Afrika ülkesinin yanı sıra Latin Amerika ve Asya’dan da çeşitli ülkelerin dayanışma ve kınama mesajları yayımladığını kaydetti. Mahmud, “Saygın gazeteniz aracılığıyla hepsine teşekkür ediyoruz. Somali ulusal hafızası bu tarihi dayanışmayı unutmayacaktır” şeklinde konuştu.

Mahmud’a göre planın üçüncü adımı ise tüm siyasi meselelerin tek ve birleşik Somali devleti çerçevesinde, dış müdahale ve dayatmalardan uzak biçimde ele alınması amacıyla iç ulusal diyaloğun güçlendirilmesini öngörüyor.

Bölgesel ve uluslararası barış

Hasan Şeyh Mahmud, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının bölgesel dengeleri yeniden şekillendirebileceği ve Kızıldeniz ile Afrika Boynuzu’nun güvenliğini tehdit edebileceği yönündeki kaygılarla ilgili olarak, “Bu tanıma, kararlı bir tutumla karşılanmazsa, bölgesel ve uluslararası barış ile güvenliği sarsacak tehlikeli bir emsal oluşturabilir” dedi.

Mahmud, söz konusu adımın yalnızca Afrika Boynuzu’nda değil, Afrika genelinde ve Arap dünyasında da ayrılıkçı eğilimleri teşvik edebileceğini, bunun da bölgesel istikrarı tehdit edeceğini belirtti. Sudan ve Yemen gibi ‘kardeş ülkelerde’ yaşanan gelişmelerin, devletlerin parçalanmasının ve ulusal yapılarının çökmesinin maliyetini açıkça gösterdiğini ifade etti.

Kızıldeniz’in güvenliğine olası etkiler konusunda ise Mahmud, “Küresel bir deniz ticaret hattından ve Arap ulusal güvenliğinin temel unsurlarından söz ediyoruz. Somali kıyılarında yaşanacak herhangi bir siyasi ya da güvenlik gerilimi, doğrudan uluslararası ticaretin ve enerji güvenliğinin güvenliğini etkileyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

Bu etkinin, başta Suudi Arabistan, Mısır, Sudan, Eritre, Yemen ve Ürdün olmak üzere kıyıdaş ülkelerin istikrarına da yansıyacağını belirten Mahmud, Somali’nin birliğinin korunmasının Kızıldeniz’in kolektif güvenliğinin temel dayanaklarından biri olduğunu vurguladı.

Bölgesel hakimiyete giriş

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının ardındaki gerçek amacını ve bu adımın Somali’nin tarihsel ayrılık karşıtı duruşunu nasıl test ettiğini şu cümlelerle açıkladı: “Gördüğümüz üzere amaç, yalnızca siyasi bir tanımanın ötesine geçiyor… Amaç siyasi hedefin ötesine geçiyor; İsrail’in Afrika Boynuzu’nda, Kızıldeniz’e doğrudan yakın bir stratejik üs edinmesini sağlamak ve Babu’l Mendeb Boğazı üzerinde etkili olarak Kızıldeniz’e kıyısı olan tüm ülkelerin ulusal güvenliğini tehdit etmek.”

Bu hamlenin Somali, Arap ve Afrika duruşunun egemenlik ve devlet birliği konusundaki kararlılığını test etmeye yönelik bir girişim olduğunu vurgulayan Mahmud sözlerini şöyle sürdürdü: “Burada açıkça belirtmek isterim ki, Somali’nin ayrılık karşıtı tutumu geçici veya taktiksel bir yaklaşım değildir. Bu, köklü bir ulusal ilke olup, geniş Arap ve Afrika desteğine sahiptir, ön saflarında ise Suudi Arabistan’ın desteği vardır.”

Mahmud, İsrail’in bu tanıma girişiminin Ortadoğu’daki çatışmayı Somali topraklarına taşıma amacı taşıdığını belirterek, “Açıkça söylüyorum, Somali’nin ulusal çıkarları ve bölgesel güvenliği için ülkemizi uluslararası veya bölgesel çatışmaların sahası haline getirmeye izin vermeyeceğiz” ifadesini kullandı.

Somali’nin barış, yeniden inşa ve sürdürülebilir kalkınma hedeflediğini, Ortadoğu’nun krizlerini ithal etmek veya kıyılarını ve bölgesel sularını askerileştirmek istemediğini vurgulayan Mahmud, “Başta Suudi Arabistan olmak üzere ortağımız olan Arap ülkeleri ile sıkı koordinasyon içinde çalışıyoruz; amacımız bölgenin istikrarını korumak ve Afrika Boynuzu’nu herhangi bir kontrolsüz tırmanıştan uzak tutmak” dedi.

cdvfgrth
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (Riyad’daki Somali Büyükelçiliği)

Mahmud, tecrübelerin, devletlerin parçalanmasının istikrar yaratmadığını, aksine ciddi güvenlik boşlukları oluşturduğunu ve etkilerinin yalnızca tek bir ülkeyle sınırlı kalmayıp tüm bölgeyi etkilediğini gösterdiğini vurguladı. “Bu nedenle, İsrail’in boş ve tehlikeli maceralarına kanmamalarını tavsiye ediyoruz” dedi.

Mahmud ayrıca, Arap ülkelerine, özellikle Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan devletlere Somali’nin ulusal güvenlikleri için güney kapısı niteliğinde olduğunu anlamaları çağrısında bulundu. Afrika’daki komşu ülkeleri ise Somali ile dayanışma içinde olmaya ve bölgeyi sonsuz bir kaosa sürüklemeye yönelik planlara karşı dikkatli olmaya çağırdı.

Suudi Arabistan-Somali ilişkileri

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, Suudi Arabistan ile Somali arasındaki ilişkilerin stratejik önemini ve Kızıldeniz’in güvenliğine katkısını vurguladı. Mahmud, “İkili ilişkilerimiz tarihî ve derin köklere sahip stratejik bir ilişkidir; bu ilişki kardeşlik, din ve ortak kader temellerine dayanır. Suudi Arabistan, Somali’nin istikrarını ve birliğini desteklemede, yeniden imar ve kalkınma çabalarında, ayrıca Kızıldeniz ve kritik deniz yollarının güvenliğinin sağlanmasında merkezi bir stratejik ortaktır” ifadelerini kullandı.

Mahmud, Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 stratejisine ve Kral Selman bin Abdulaziz ile Veliaht Prens Muhammed bin Selman liderliğinde elde edilen ekonomik başarılara büyük hayranlık duyduklarını belirtti. “Somali, bu alanlarda Suudi deneyiminden yararlanmayı hedefliyor” dedi.

Mahmud, mevcut şartlar altında Suudi liderliğinin bilgeliği, gücü ve bölgesel ve uluslararası ağırlığı sayesinde Somali’nin yeniden güçlü, birleşik ve onurlu bir şekilde kalkınmasında merkezi bir rol oynayabileceğine inandıklarını söyledi.

Suudi diplomasisinin Somali’ye uluslararası destek ve dayanışmayı sağlamakta kilit bir rol oynayacağını vurgulayan Mahmud, “Somali zorlu dönemlerden geçti, ancak bugün hızla toparlanıyor” şeklinde konuştu.

Mahmud, Somali’nin deneyimlerinden hareketle, günümüzde benzer zorluklarla karşı karşıya olan halklara karşı içten bir dayanışma hissettiklerini ve Suudi Arabistan’ın Yemen, Sudan ve Suriye’deki samimi ve kararlı rolünü takdir ettiklerini belirtti.

Son olarak, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun, Kral Selman bin Abdulaziz başkanlığında, Somali’nin toprak bütünlüğüne yönelik herhangi bir bölünme girişimini reddetme kararını büyük memnuniyetle karşıladıklarını ifade etti.

Mahmud sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Bu tutum, Suudi Arabistan’ın Somali toprak bütünlüğü ve egemenliğine tarihî desteğinin bir uzantısıdır. Suudi liderliğinin açıkça Somali’nin birliğine yönelik girişimleri reddetmesi, ülkelerimiz arasındaki kardeşlik ilişkilerini güçlendiriyor, bölgesel istikrarı pekiştiriyor ve uluslararası topluma devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesinin önemini vurgulayan güçlü bir mesaj gönderiyor.”


Mısır'ın Somali'deki askeri varlığı İsrail'in endişelerini artırıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır'ın Somali'deki askeri varlığı İsrail'in endişelerini artırıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

İsrail basını, İsrail’in Mısır ordusunun Somali ve Afrika Boynuzu'ndaki hareketlerinden duyduğu endişeyi dile getirirken, Mısırlı eski askeri yetkililer, Mısır'ın Somali'deki askeri varlığını ‘meşru ve uluslararası hukuk ve uluslararası sözleşmelere uygun’ olarak değerlendirdi ve bunun bölgede güvenlik ve istikrarın sağlanmasına yardımcı olmayı amaçladığını belirttiler.

İsrail gazetesi Yisrael Hayom, Mısır'ın ordusuna Somali üzerinden İsrail'e yanıt vermesini emrettiğini ve bu konuda onu destekleyen Arap ülkeleri olduğunu yazdı. Gazete, “Afrika Boynuzu'nda güç mücadelesi alevleniyor: Mısır, İsrail'in 'Somaliland'ı tanımasına yanıt veriyor” başlıklı haberinde, bu tanımaya karşı çıkan Kahire'nin, İsrail'in hamlesine yanıt olarak Somali'deki güçlerini yeniden konuşlandırdığını kaydetti. Gazeteye göre buraya yaklaşık 10 bin Mısırlı askerin konuşlandırıldığı tahmin ediliyor.

Ancak, Mısır ordusunun eski kimyasal savaş şefi Tümgeneral Muhammed eş-Şehavi, Mısır askerlerinin ‘dünyanın en büyük sekizinci barış gücü olduğunu ve Somali'deki Mısır güçlerinin Afrika Birliği (AfB) barış güçlerinin komutası altında olduğunu ve Somali'de barışı korumak için çalıştıklarını’ söyledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Şehavi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mısır, Somali'nin stratejik konumu nedeniyle birçok ülke tarafından, özellikle de İsrail tarafından arzulandığının farkında. İsrail, Somali'nin güvenliğini istikrarsızlaştırmak ve Etiyopya'nın Kızıldeniz'e ulaşma ve bir deniz gücü kurma planı gibi belirli planları kabul etmeye zorlamak amacıyla Somaliland bölgesini Somali'den ayrılmak isteyen bir devlet olarak tanıdı. Ayrıca Etiyopya, İsrail'in desteğiyle Sudan'da istikrarın yeniden sağlanmasını engellemek ve çatışmanın devamını sağlamak gibi başka faaliyetlerde de bulunuyor.”

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, İsrail'in ayrılıkçı bölgeyi tanıması ve Kızıldeniz'de bir yer edinme çabaları sonrasında Somali ve Kızıldeniz'in güvenliği konusunda defalarca kez uyardı.

grfbgfr
AfB'nin Somali'deki barış gücü misyonunda Mısır askerleri de yer alıyor (AFP)

İsrail, geçtiğimiz aralık ayında Aden Körfezi ve Kızıldeniz'in güneyine bakan Somaliland bölgesinin bağımsızlığını tanıdı. Etiyopya, bu bölgenin bağımsızlığını tanımak karşılığında bir deniz ve askeri liman elde etmek istiyordu.

Mısırlı ulusal güvenlik uzmanı Tümgeneral Muhammed Abdulvahid, Mısır askerlerinin Somali'deki rolünün Afrika Birliği ve barış gücü çatısı altında güvenlik ve istikrarı sağlamak olduğunu vurgulayarak “Bu nedenle Mısır güçlerinin varlığı, Afrika Birliği ve Somali Devleti'nin talebi üzerine meşrudur. Somali Devleti'nin cumhurbaşkanı kısa süre önce Mısır'ı ziyaret ederek bunu tüm dünyaya teyit etmiştir” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Tümgeneral Abdulvahid, şunları söyledi:

“Bu bakımdan, İsrail'in Somaliland'ı bir devlet olarak tanıyarak ve Somali devletini bölmeye çalışarak yasadışı bir hamleye başvurup uluslararası hukuku hiçe saydığı halde, diğer tarafların Mısır'ın meşru varlığından endişe duyduklarını iddia etmeleri anlaşılabilir değil. Etiyopya'nın Somali'ye yönelik tacizleri ve kendi topraklarında bir Etiyopya deniz üssü kurulmasını kabul etmesi için yaptığı baskı, Addis Ababa tarafından gerçekleştirilen ve İsrail tarafından desteklenen, Sudan'daki Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) milis, teçhizat ve silah sağlamak gibi Afrika Boynuzu bölgesinde genel olarak gerçekleştirilen diğer şüpheli hamleler, İsrail'in bölgeyi istikrarsızlaştırmaya yönelik hamleleri bağlamında değerlendirilmeli.”

Tümgeneral Abdulvahid, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mısır ve AfB, bu gelişmelerin farkındadır ve bu nedenle Mısır'ın buradaki askeri varlığı, tüm bu tehditlere karşı koymak ve uluslararası yasal yükümlülükler ve uluslararası meşruiyet çerçevesinde hareket etmek için.”

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi pazar günü, Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud ile Mısır ziyareti sırasında düzenledikleri ortak basın toplantısında, Somali'deki barış gücü misyonuna, ülkenin güvenliğini, istikrarını ve toprak bütünlüğünü destekleme taahhüdünün bir parçası olarak asker göndermeye devam edeceğini açıkladı. Sisi ve Mahmud, ikili bir toplantı düzenledikten sonra, her iki ülkenin heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, Mısır'ın Somali'nin birliği ve toprak bütünlüğünü destekleyen tutumunu vurgulayan Sisi, ülkenin egemenliğini zedeleyecek veya istikrarını tehdit edecek her türlü önlemi reddetti.

Sisi, düzenlenen ortak asın toplantısında, ‘devletlerin güvenliğini ve egemenliğini tehlikeye atabilecek adımlara’ karşı uyarıda bulunarak, bunları ‘Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'nın ihlali’ olarak nitelendirdi. Mısır, 2024 yılının aralık ayı sonlarında, Somali'deki AfB barış gücü misyonuna asker göndereceğini duyurmuştu. Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, bu kararın ‘Somali hükümetinin talebi ve AfB Barış ve Güvenlik Konseyi'nin (AUSSOM) onayıyla’ alındığını söyledi. AUSSOM, 2024 yılı sonlarında sona eren terörle mücadele misyonunun yerini aldı.