Silahsızlandırılmış Filistin devleti önerisinin hayata geçirilme ihtimali ve tavizler

Savaş Kabinesi’ndeki iki bakan, yarım milyondan fazla yerleşimciye yaptırım uygulanmasına karşı çıkmak için resmi bir karar alınması çağrısında bulundu.

Tel Aviv, tek taraflı olarak Filistin devletini tanımayı reddederken Filistin Yönetimi bu devletin kurulmasının bölgede istikrarın anahtarı olduğunu ileri sürüyor. / Fotoğraf: Independent Arabia
Tel Aviv, tek taraflı olarak Filistin devletini tanımayı reddederken Filistin Yönetimi bu devletin kurulmasının bölgede istikrarın anahtarı olduğunu ileri sürüyor. / Fotoğraf: Independent Arabia
TT

Silahsızlandırılmış Filistin devleti önerisinin hayata geçirilme ihtimali ve tavizler

Tel Aviv, tek taraflı olarak Filistin devletini tanımayı reddederken Filistin Yönetimi bu devletin kurulmasının bölgede istikrarın anahtarı olduğunu ileri sürüyor. / Fotoğraf: Independent Arabia
Tel Aviv, tek taraflı olarak Filistin devletini tanımayı reddederken Filistin Yönetimi bu devletin kurulmasının bölgede istikrarın anahtarı olduğunu ileri sürüyor. / Fotoğraf: Independent Arabia

İsrail ile Filistinliler arasında uzun vadeli barışın sağlanmasına yönelik ayrıntılı ve kapsamlı bir plan hakkında Washington'dan iyimser açıklamalar geliyor. Amerikan gazetesi The Washington Post'ta yer alan habere göre, bu iyimser açıklamalar arasında önümüzdeki haftalarda açıklanabilecek silahsızlandırılmış bir Filistin devletinin kurulmasına yönelik özel bir takvim de yer alıyor. İsrailli yerleşimciler ise yerleşime devam etmeyi ve Amerikan baskısına boyun eğmemeyi talep ediyor. Batı Şeria ve Doğu Kudüs'teki 700 binden fazla Yahudi yerleşimci, uluslararası toplumun Gazze'nin yanında gelecekte bir Filistin devleti kurmak istediği topraklarda yaşıyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu pazar günü ‘İsrail'in Filistinlilerle kalıcı çözüme ilişkin uluslararası dikteleri kategorik olarak reddettiğini’ doğruladı ve ‘Filistin devletinin tek taraflı tanınmasına’ şiddetle karşı çıktı. Yerleşimciler, özellikle ABD'nin kendilerine karşı daha sert tavırlar almasıyla birlikte gelecekteki Filistin devletinin tehlikesini hissediyor. Diğer yandan son dönemde Batı Şeria'da doğrudan şiddet veya korkutma eylemleri gerçekleştirmekle suçlanan yerleşimcilere benzeri görülmemiş cezalar uygulandı.

(foto altı) Yerleşimciler, uluslararası destekle tartışılan gelecekteki bir Filistin devletinin tehlikesini hissediyor. / Fotoğraf: Independent Arabia
Yerleşimciler, uluslararası destekle tartışılan gelecekteki bir Filistin devletinin tehlikesini hissediyor. / Fotoğraf: Independent Arabia

Bu yılın başında yerleşim yeri sayısı yaklaşık 176 yerleşim birimine ve 186 karakola ulaştı. Batı Şeria yüzölçümünün yüzde 42'sini oluşturan yerleşim yerleri, yasadışı olarak kabul ediliyor ve iki devletli çözümün önündeki temel engellerden biri olarak görülüyor.

Askeri kontrol

1993'teki Oslo Anlaşması ve bunu takip eden Gazze-Eriha Anlaşması uyarınca Filistin Yönetimi Batı Şeria, Gazze Şeridi ve Doğu Kudüs'te yaşayan Filistinlilerin özerk yönetim işlerini yürütmek üzere geçici bir varlık olarak Filistin topraklarının sadece yüzde 22'si üzerinde kuruldu. Batı Şeria'nın toplam alanı ise yaklaşık 5 bin 760 kilometrekare. Ancak anlaşmaya göre Batı Şeria'nın yüzde 21'ine tekabül eden A Bölgesi'nde, alanı yüzde 18 olarak tahmin edilen B bölgesinde ve Batı Şeria'nın yüzde 61'ine tekabül eden C Bölgesi üzerinde tam İsrail kontrolü ile Filistin yönetiminin yetki alanı sınırlandı. 2000 yılında İkinci İntifada'nın patlak vermesiyle birlikte İsrail Batı Şeria'da tam kontrolü yeniden ele geçirerek, askeri kontrolü de sağladı. İsrail, Batı Şeria'nın doğal kaynaklarının yüzde 87'sini, ormanlarının yüzde 90'ını ve yollarının yüzde 49'unu içeren C Bölgesi'ndeki yerleşim alanını genişletti. Daha sonra 980 kilometre uzunluğunda bypass yol ağları yaparak Filistin bölgelerine nüfuz etti ve kırsal toplulukları parçaladı. Bu sınıflandırmaların dışında bırakılan Kudüs meselesi; mülteciler, sınırlar ve su problemleri gibi nihai çözüm müzakerelerine ertelendi.

(foto altı) Bu yılın başında yerleşim yeri sayısı yaklaşık 176 yerleşim birimine ve 186 karakola ulaştı. / Fotoğraf: Independent Arabia
Bu yılın başında yerleşim yeri sayısı yaklaşık 176 yerleşim birimine ve 186 karakola ulaştı. / Fotoğraf: Independent Arabia

Gözlemciler, İsrail'in 1967'de kontrol ettiği topraklardan çekilmesinin barışın önkoşulu olduğu ilkesine dayanan 242 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararı uyarınca Filistin devletinin tanınmasının, atılan diğer adımlarla tutarlı olacağına inanıyor. Söz konusu diğer adımlardan en öne çıkanı, Arap Birliği'nin tüm üyeleri tarafından kabul edilen ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) tarafından desteklenen 2002 Arap Barış Girişimi'dir. Ancak yazar Heller'e göre, ABD Başkanı Joe Biden'ın desteklediği silahsızlandırılmış bir Filistin devletine ilişkin konuşmada 242 sayılı karardan hiç bahsedilmiyor. İngiliz gazetesi The Guardian'da yayımlanan makalesinde Heller şu ifadeleri kullandı:

“ABD Başkanı’nın teşvik ettiği şey, apartheid sırasında Güney Afrika'daki Bantustanlar’a veya Doğu Ukrayna'daki Rus kukla devletlerine benzer bir devlet gibi görünüyor. Bu da onun gerçek manada bir devlet olmadığı anlamına geliyor. Eğer böyle bir Filistin devleti kurulsaydı, bu, Filistinliler, çevredeki bölge ve hatta uluslararası toplum tarafından İsrail'in uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmesi veya Filistinlilerin bir devlet kurma yönündeki isteklerinin tanınması olarak görülmeyecek.”

(foto altı) ABD Başkanı Joe Biden'ın desteklediği silahsızlandırılmış bir Filistin devletine ilişkin konuşmada 242 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararından hiç bahsedilmiyor. / Fotoğraf: Independent Arabia
ABD Başkanı Joe Biden'ın desteklediği silahsızlandırılmış bir Filistin devletine ilişkin konuşmada 242 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararından hiç bahsedilmiyor. / Fotoğraf: Independent Arabia

Heller, “Batı'nın, İsrail halkının güvenliğini ve bölgedeki küresel çıkarları baltalamaya çalışan İsrail siyasi güçlerini marjinalleştirmeye ve izole etmeye çalışmasına ek olarak, Filistin Ulusal Konseyi'nin (Filistin Kurtuluş Örgütü'nün yasama organı) gerçek anlamda reform yapılarak daha sorumlu, daha demokratik ve daha temsili hale getirilmesi” çağrısında bulundu.

Varoluşsal tehdit

İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, X platformu üzerinden yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Bu planı hiçbir şekilde kabul etmeyeceğiz. Bu plan aslında Filistinlilerin bize karşı işledikleri korkunç katliam için bir ödül hak ettiklerini ifade ediyor. Filistin devleti, 7 Ekim'de kanıtlandığı üzere, İsrail için varoluşsal bir tehdit oluşturmaktadır.” İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir de X platformunda, “Bin 400 kişi öldürüldü ve dünya onlara bir devlet vermek istiyor. Bu kesinlikle olmayacak” yazdı. Savaş Kabinesi’ndeki iki bakan, yarım milyondan fazla yerleşimciye yaptırım uygulanmasına karşı çıkmak için resmi bir karar alınması çağrısında bulundu. Bununla beraber Likud Partisi'nden Diaspora ve Eşitlik Bakanı Amichai Chikli Filistin devletini tanıma planını reddetti. Chikli, “İsrail'in Amerikalıları, Filistin Yönetimi ile Oslo Anlaşmaları’nı iptal etmek gibi tek taraflı adımlarla tehdit etmesi gerekiyor” dedi. Tel Aviv'deki Bar-Ilan Üniversitesi'nde Ortadoğu meselelerinde araştırmacı olan Mordechai Kedar ise iki devletli çözümün uygulanabilir olmadığı görüşünü dile getirdi. “İsrail'de çoğunluk bir Filistin devletinin kurulmasından korkuyor. Çünkü Batı Şeria'da Hamas'a verilen destek büyük ve ezici hale geldi” ifadelerini kullanan Kedar, “Gelecekte bir Filistin devleti kurulursa, Hamas'ın 7 Ekim'de yaptığı gibi bize karşı tekrar böyle bir şeye girişmeyeceğinin garantisi nedir?” diye sordu. İsrailli siyasi analist Ubi Stern ise mevcut İsrail hükümetinin Filistinlileri, Yahudi devletinin yönetimi altında yaşayan ve kendi kaderini tayin etme hakkına sahip olmayan azınlıklardan başka bir şey olarak görmediğini kaydetti.

(foto altı) İsrail'de çoğunluk, Batı Şeria'daki Hamas hareketine verilen desteğin artması nedeniyle Filistin devletinin kurulmasından korkuyor. / Fotoğraf: Independent Arabia
İsrail'de çoğunluk, Batı Şeria'daki Hamas hareketine verilen desteğin artması nedeniyle Filistin devletinin kurulmasından korkuyor. / Fotoğraf: Independent Arabia

İsrail'in iki taraf arasında önkoşulsuz doğrudan müzakereler dışında bir Filistin devletinin kurulmasını kategorik olarak reddeden resmi kararına cevaben Filistin Devlet Başkanlığı Sözcüsü Nebil Ebu Rudeyne pazar günü yaptığı açıklamada başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devletinin kurulmasının ‘çözüm sürecinin, bölgenin geleceğinin ve istikrarının anahtarı’ olduğunu söyledi. Filistin resmi haber ajansı WAFA, Rudeyne’nin şu sözlerini aktardı:

“Filistin Devleti BM'ye tam üye olmadan bölge ateş içinde kalmaya devam edecek. Filistin Devleti, başkenti Doğu Kudüs olmak üzere Filistin toprakları üzerinde bağımsızlığını somutlaştırmadıkça bölgede gerilim sürecek. Filistin Devleti, Filistin-Arap duruşunu arkasına almadıkça, yerinden edilme ve soykırım karşısında birleşmedikçe bölgede tansiyon artmaya devam edecek, bölge sürekli çatışma ve bitmeyen savaşlar içinde kalacak.”

Diğer yandan El Fetih Sözcüsü Hüseyin Hamayel de şu açıklamayı yaptı: “Dünyadaki tüm siyasetçilerin iki devletli çözüm seçeneğini tercih etmesini gerektiren şey uluslararası meşruiyettir. Filistin halkına kendi kaderini tayin etme ve 1967 sınırlarında devletini kurma hakkını vermek uluslararası hukukun üstünlüğüne ve uluslararası meşruiyete hürmeten yapılmalıdır.” Filistin Uluslararası İlişkiler Araştırmaları Derneği (PASSIA) Direktörü Adnan Golani ise Filistin devletinin kurulmasına yönelik mevcut çağrıları küçümsedi ve bunları ‘Gazze Şeridi'nde Filistinlilerin maruz kaldığı soykırımdan dikkatleri başka yöne çekmeye yönelik ABD girişimleri’ olarak değerlendirdi. Golani, iki intifada arasında Filistin devleti vaatlerini duymaya alışmış olan Filistinlilerin bu adımın ciddiyetine olan güvenlerini kaybettiklerini vurguladı.

Mültecilerin dönüşü

Pek çok kişi, Filistinliler ile İsrailliler arasında kökleri 70 yılı aşkın süredir devam eden çatışmanın çözümüne giriş noktası olarak iki devletli çözüme yönelik ABD girişiminin başarısından şüphe duyuyor. Ortadoğu'da beklenen savaşın etkisiz hale getirilmesi, İsrail'in güvenliğini garanti edecek şekilde silahsızlandırılmış bir Filistin devletinin kurulmasından geçiyor. Gözlemciler, İsrail'in çatışmayı sona erdirme konusunda ilerleme sağlayacak bir barış planını kabul etme olasılığının, daha önce olduğu gibi, Filistinlilerin, mültecilerin geri dönüş haklarının iptal edilmesi ve İsrail'in bir Yahudi devleti olarak tanınması gibi konularda büyük tavizler vermesini gerektireceğine inanıyor. ABD, Filistin Yönetimi'nin bu talepleri karşılamasını talep ediyor. Filistinliler ise bunu imkânsız ve arzu edilen barışa ulaşmanın önünde gerçek bir engel olarak görüyor. Mevcut sağcı İsrail hükümetinin benimsediği aşırılık, Filistinlilerle bir çözüme ulaşma niyetinde olmadığını teyit ediyor.

(foto altı) Pek çok kişi, Filistinliler ile İsrailliler arasında devam eden çatışmanın çözümüne giriş noktası olarak iki devletli çözüme yönelik ABD girişiminin başarısından şüphe duyuyor. / Fotoğraf: Independent Arabia
Pek çok kişi, Filistinliler ile İsrailliler arasında devam eden çatışmanın çözümüne giriş noktası olarak iki devletli çözüme yönelik ABD girişiminin başarısından şüphe duyuyor. / Fotoğraf: Independent Arabia

Her ne kadar Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas daha önce İsrail'in üzerinde anlaşmaya vardığı makul bir sayı dahilinde mültecilerin bir kısmının geri dönmesine dayalı bir pazarlık yapma isteğini dile getirmiş olsa da, Filistin Kurtuluş Örgütü Mülteci İşleri Dairesi ve Batı Şeria'daki halk komiteleri, mültecilerin geri dönüş hakkının devredilemez olduğunu yineledi. Filistinli mültecilerin geri dönüş hakları tanınmazsa, her türlü barış anlaşması halk tarafından reddedilecek. Tüm Filistinli mültecilerin evlerine ve mülklerine dönüş hakkı hayata geçirilmedikçe bölgede güvenlik ve istikrar sağlanamayacak. Filistinli mülteciler meselesi, Filistin halkının adalete ve temel haklarına kavuşması için uluslararası destek ve onay alması gereken siyasi ve insani bir mesele.

Fransız Le Figaro gazetesi yazarı Renaud Girard ‘İsrail'in, aralıklı kaos içinde yaşamaya devam ederken Filistin'in tamamı üzerinde askeri kontrolü sürdürmek ile silahsızlandırılmış bir Filistin devleti kurmak ve sınırlarında barışı sağlamak için topraklarının yüzde 22'sinden vazgeçmek arasında bir seçim yapması gerektiğine’ inanıyor. Girard şu ifadeleri kullandı: “Bölgesel güçlerin Filistinlileri, mültecilerin bir Yahudi devleti olarak kalmak isteyen İsrail'e dönmelerinin imkansızlığı konusunda ikna etmesi gerekiyor. ABD bu çözümü siyasi olarak desteklemek için gerekli araçlara sahip. Filistinliler kendilerine uzatılan bu eli ve fırsatı değerlendirip kendi devletlerini kurmazlarsa ve Yahudileri denize atma hayallerine devam ederlerse, başlarına gelen felaketi hak edecekler.” Amerikan dergisi Foreign Policy de ise şu ifadeler yer aldı: “Hamas silahsızlanmayı kabul etmeyecek ve Gazze'deki diğer silahlı gruplar nihai çözüme katılmayabilir. Sadece bu gruplarla İsrail arasında değil, aynı zamanda onlarla gelecekteki Filistin Yönetimi arasında da huzursuzluğun devam edeceğine dair benzer korkular olacak.”

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Siyasi analist İsmet Mansur, İsrail'in Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’nın (UNRWA) bazı çalışanlarını 7 Ekim'deki saldırıya katılmakla ve Hamas'la iş birliği yapmakla suçladığını ifade etti. Bunun sonucunda bazı ülkeler UNRWA'ya sağladıkları fonları dondurdu. İsrail'in bu yöndeki tüm çözümleme çabaları, uluslararası girişimlerin mültecilerin geri dönüş hakkına ilişkin sayfayı çevirmekte başarısız olmasının ardından geldi. Bu konu Filistin, Arap ve İsrail karar alma çevrelerinin gündeminden çıkarılamadı. UNRWA Genel Komiseri Philippe Lazzarini birkaç gün önce İsrail'i ‘Filistinlilerin bir gün vatanlarına geri dönme hakkına sahip oldukları fikrini yok etmeyi amaçlayan’ koordineli bir kampanya başlatmakla suçladığında bu durum teyit edilmiş oldu. Filistinli analist ve yazar Hani el-Mısri ise şunları söyledi: “Müzakere masasında geri dönüş hakkının bir Filistin devletinin kurulmasıyla değiştirilmesi söz konusu değil. Çünkü bu kabul edilemez ve kendi vatanlarının içinde ve dışında milyonlarca Filistinli mültecinin haklarına gölge düşürüyor. İsrail'in önerdiği şey, sınırlara, Kudüs'e, yerleşim yerlerine, güvenlik ve suya dönüş hakkından her konuda feragat edilmesidir. İsrail, Filistinlilerin başka alternatifleri olduğunu ve işgalle bir arada yaşamaya ve onunla sonsuza kadar müzakere etmeye devam etmek gibi tek bir seçeneğe sahip olmak zorunda olmadıklarını anladığında, Filistin devleti çözümünün kendisi için gelecekte karşılaşabileceklerinden daha iyi olduğunu anlayacaktır.”



Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Kassam Tugayları’nın Kuzey Tugay Komutanı’nın suikasta kurban gittiğini doğruladı

İzzeddin el-Beyk
İzzeddin el-Beyk
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Kassam Tugayları’nın Kuzey Tugay Komutanı’nın suikasta kurban gittiğini doğruladı

İzzeddin el-Beyk
İzzeddin el-Beyk

Gazze Şeridi’ndeki Hamas Hareketi’nden dört kaynak, İsrail’in bugün Kassam Tugayları’nın Kuzey Tugay Komutanı İzzeddin el-Beyk’i, Gazze kentinin kuzeybatısındaki Nasr mahallesinde bulunduğu bir meskene düzenlenen saldırıyla öldürdüğünü doğruladı.

Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları ayrı açıklamalarda, ‘Aşmavi’ lakabıyla tanınan el-Beyk’in, savaş uçakları tarafından gerçekleştirildiği değerlendirilen ve meskeni hedef alan saldırıda atılan 3 füze sonucunda olay yerinde hayatını kaybettiğini belirtti. Kaynaklar, füzelerin hedefin öldüğünden emin olmak amacıyla kullanılmış olabileceğini ifade etti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz da operasyonu duyurarak el-Beyk’in öldürüldüğünü doğruladı.

Şarku’l Avsat muhabirinin aktardığına göre saldırı sabaha karşı saat 03.30’da gerçekleşti. Saldırının ardından daire alevler içinde kaldı ve yangın, sivil savunma ekiplerinin müdahalesiyle söndürülene kadar yarım saatten fazla sürdü.

İsrail ordusunun, hedef alınan kişiyi ya patlamanın etkisiyle ya da bu füzelerden yayılan zehirli duman nedeniyle öldürmek amacıyla yoğun yangına yol açan füzeler kullandığı görülüyor.

Saldırı, yaklaşık iki ay önce gündüz saatlerinde benzer bir saldırının düzenlendiği başka bir binanın bitişiğindeki konut binasında gerçekleşti. Söz konusu saldırıda, Kassam Tugayları’na bağlı Gazze Tugayı’nın operasyonlar komutanı ve 7 Ekim 2023 saldırısında önemli rol oynayan isimlerden Edhem Nesman öldürülmüştü.

Önceki suikast girişimi

El-Beyk, geçtiğimiz mayıs ayının sonlarında, Hamas’ın Gazze Şeridi’ndeki Kassam Tugayları’nı sırasıyla Muhammed es-Sinvar’ın ardından komuta eden İzzeddin el-Haddad ve Muhammed Avde’nin öldürülmesinden birkaç gün sonra bir suikast girişiminin hedefi olmuştu.

Söz konusu saldırıda Gazze Tugayları Komutan Yardımcısı ve Zeytun Taburu Komutanı İmad İslim öldürülmüştü. O dönemde Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, İslim ile el-Beyk’in yanı sıra Gazze Tugayları’nın yeni komutanı Muhanned Receb arasında bir toplantı yapılmasının planlandığını, ancak saldırı düzenlendiğinde diğer iki ismin bölgeye henüz ulaşmadığını belirtmişti.

Bu operasyon, Kassam Tugayları’nın Han Yunus Tugayı Komutanı Muhammed el-Yazuri ile Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd’in öldürülmesinden yaklaşık iki hafta sonra gerçekleştirildi.

İzzeddin el-Beyk kimdir?

48 yaşındaki İzzeddin el-Beyk, Hamas’ın en önemli kalelerinden biri olan Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki Felluce bölgesinde yaşayan ve uzun yıllardır hareketin önde gelen mensupları arasında yer alan bir isimdi. 1990’ların sonunda camilerdeki faaliyetlere katılmasının ardından Hamas’a dahil olan el-Beyk, İkinci İntifada’nın başlamasıyla Kassam Tugayları bünyesinde çalışmaya başladı. İsrail’in kampa ve Beyt Lahiya beldesine yönelik kara operasyonlarına karşı koyma faaliyetlerinde belirgin ve etkin bir rol üstlendi. El-Beyk, 2004 yılında Cibaliye Mülteci Kampı’nı hedef alan kapsamlı bir İsrail askeri operasyonuna karşı koyarken Yasin tanksavar roketlerini ilk kullanan isimlerden biri oldu.

Hamas kaynaklarının Şarku’l Avsat’a verdiği bilgilere göre el-Beyk, Kassam Tugayları’nın Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki ve bugün Nuhbe olarak adlandırılan ilk özel birliklerinden birine komuta etti. Uzun yıllar boyunca Cibaliye Mülteci Kampı bölgesindeki Batı Taburu’nun komutanlığını yürüttü. Daha sonra bu görevden ayrılarak Kuzey Tugayı istihbarat biriminin başına geçti. Kasım 2023’te Ahmed el-Gandur’un öldürülmesinin ardından ise Kuzey Tugayı’nın komutanı oldu.

Kaynaklar, el-Beyk’in Kuzey Tugayı istihbarat biriminin başındayken, dönemin Gazze Şeridi genelindeki istihbarat sorumlusu Muhammed Avde’nin ‘gözde adamı’ olarak nitelendirildiğini belirtiyor. İkili arasında özel bir ilişki bulunduğu, her ikisinin de Cibaliye Mülteci Kampı’nda yaşadığı ifade ediliyor.

Kaynaklara göre el-Beyk, son savaş sırasında ‘Generaller Planı’ olarak adlandırılan ve Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Filistinlilerin yerinden edilmesini amaçlayan planın başarısızlığa uğratılmasında rol oynadı. El-Beyk ve beraberindeki savaşçılar, İsrail ordusuyla doğrudan çatışmalarda mevzilerini korudu.

Kendisiyle yakından tanışan Hamas kaynaklarından biri, el-Beyk’in usta bir keskin nişancı olduğunu ve bir dönem Kuzey Tugayı’ndaki operasyonların yönetiminden sorumlu olduğunu belirtti. Kaynak, el-Beyk’in halk arasında sevilen isimlerden biri olduğunu da ifade etti.

El-Beyk, savaş öncesinde ve savaş sırasında çok sayıda suikast girişiminin hedefi oldu. Bunlardan biri son savaşın ikinci yarısında Cibaliye Mülteci Kampı’nda gerçekleştirildi. Saldırıda koruması öldürülürken el-Beyk saldırıdan sağ kurtuldu.


Sağlık sektörü de eğitim sektörüne katıldı... Sektörel protestolar UBH’yi kuşatıyor

Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
TT

Sağlık sektörü de eğitim sektörüne katıldı... Sektörel protestolar UBH’yi kuşatıyor

Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)

Batı Libya’daki çok sayıda sağlık çalışanı, dün Trablus’ta Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) binası önünde ‘haklarını’ talep etmek üzere toplandı. Eylem, ülkede öğretmenlerin genel greviyle eş zamanlı gerçekleşirken, Libya’da hükümeti giderek artan taleplerle karşı karşıya bırakan mesleki protestoların tırmandığı bir döneme denk geldi.

Başkent Trablus’taki es-Sikke Yolu üzerinde bulunan hükümet binası önünde yüzlerce sağlık personeli, diş hekimi ve sağlık sektörü çalışanı toplandı. Göstericiler, aralarında maaşların artırılmasının da bulunduğu dokuz talebin Trablus’taki yetkililer tarafından yerine getirilmesi çağrısında bulundu.

Protesto, pazar akşamı hükümet binası önünde düzenlenen barışçıl bir gösteri sırasında güvenlik görevlilerinin bazı doktorlara saldırması üzerine düzenlendi. Olay, çok sayıda Libyalının tepkisine yol açarken, olayın soruşturulması yönündeki çağrılar da arttı.

Sağlık çalışanları, protestolarının ‘yıllardır devam eden sıkıntılar ve geçim baskıları, fiyatlardaki artış, biriken borçlar ve sağlık sektöründeki koşulların kötüleşmesi’ nedeniyle gerçekleştirildiğini belirtti. Çalışanlar, taleplerinin çalışma koşullarının iyileştirilmesini ve sağlık çalışanlarının insanca yaşayabilecekleri koşulların güvence altına alınmasını amaçladığını vurguladı.

Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği tarafından dün yayımlanan ve çalışanların açıklamalarının aktarıldığı bildiride, eylemin ‘geçici bir öfke anı olmadığı, yıllarca süren sabrın ardından’ gerçekleştirildiği belirtildi. Açıklamada, sağlık çalışanlarının ‘zor’ olarak nitelendirdiği koşullara rağmen, görevlerini yerine getirmeye ve vatandaşlara hizmet etmeye kararlı mesleki kadro ve uzmanların görevlerini sürdürdüğü kaydedildi.

Çalışanlar, taleplerinin ‘kişisel kazanımlarla ilgili olmadığını’, sağlık sektörü çalışanlarının koşullarının iyileştirilmesini ve görevlerini yerine getirebilecekleri uygun bir çalışma ortamının sağlanmasını hedeflediğini vurguladı. Açıklamada ayrıca sağlık sisteminin reforme edilmesi ve Libya vatandaşlarına sunulan sağlık hizmetlerinin seviyesinin yükseltilmesi çağrısı yapıldı.

cdfghyju
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto eylemine katılan iki çocuk, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)

Çalışanlar, taleplerinin küçümsenmesi veya sorgulanmasına yönelik girişimleri reddederken, eylemlerini sürdürme ve vatandaşların hayatını doğrudan ilgilendiren temel sektörlerden biri olarak sağlık sektörünü geliştirme konusundaki kararlılıklarını vurguladı.

Libya’daki sağlık çalışanlarının talepleri arasında maaşların artırılması, ek ödemeler ve yan hakların uygulanması, sağlık sigortası sağlanması, personel yapısının genişletilerek düzenlenmesi ve personel açığının giderilmesi yer alıyor. Çalışanlar ayrıca ilaç, tıbbi malzeme ve cihazların temin edilmesini, görevlerini yerine getirirken korunmalarını, ulusal insan kaynağının korunmasını ve uzmanların özel sektöre veya yurt dışına yönelmesine neden olan sorunların giderilmesini talep ediyor. Sendikaların ve meslek kuruluşlarının, çalışanları ve sağlık sektörünü ilgilendiren kararlara dahil edilmesi de talepler arasında bulunuyor.

Libya Genel Diş Hekimleri Sendikası da dün bir gösteri düzenleyerek tüm sağlık sektörü çalışanlarına, ‘sağlık sektörünün tarihindeki en büyük protesto gösterisi’ olarak nitelendirdiği eylemde toplanma çağrısı yaptı. Sendika, sektörde çalışanların ‘meşru ve adil haklarının’ talep edilmesini istedi.

Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği ise pazar günü Libya’daki ‘çok sayıda tıbbi ve yardımcı sağlık personeli ile idari çalışanın, Trablus’taki es-Sikke Yolu üzerinde bulunan Başbakanlık binası önünde barışçıl bir protesto düzenledikleri sırada hükümet binasını korumakla görevlendirilen güç tarafından saldırıya uğramasına’ tepki gösterdi ve olayı kınadı.

j78k
Güvenlik güçleri, pazar günü Trablus’taki UBH binası önünde doktorların düzenlediği barışçıl eylemi dağıttı. (Milletvekilleri ve Devlet Yüksek Konseyi üyelerinin hesapları)

Devlet Yüksek Konseyi (DYK) üyesi Ebu’l Kasım Kuzeyt de olaya dikkat çekerek protesto sırasında bir güvenlik görevlisinin bir doktorun yakasından tuttuğunu gösteren fotoğrafı paylaştı. Kuzeyt, alaycı bir ifadeyle, “Sivil devletin polisi, üniversite hocalarına saldırdıktan sonra bugün de doktorları boğuyor!” dedi.

Sendika ve sağlık kuruluşları, Libya Başsavcısı’ndan saldırı olayıyla ilgili ‘derhal ve acil bir soruşturma’ başlatılmasını ve olaya karışan herkesin hesap vermesini talep etti. Kuruluşlar ayrıca sağlık çalışanlarına tam koruma sağlanması çağrısında bulundu.

Libyalı akademisyen Farac Derdur, “Cehalet devletin kurumlarına kök saldığında bilimin değeri geriler, doktor ve öğretmen aşağılanırken silahlı oluşumlara mensup kişiler sahnenin önüne çıkar” dedi. Derdur, “Yeterlilikten yoksun bu ayrım, ülkenin durumunun düzelmesini engelliyor ve kaynaklarının her geçen gün daha fazla tüketilmesine yol açıyor” ifadesini kullandı.

Derdur, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda ücret yapısındaki büyük farklılığa da dikkat çekerek, “Yıllarını zorlu bilim dallarında eğitim almaya adamış bir doktorun 2 bin dinarı aşmayan bir maaş alması, silahın başında yer alanların ise bunun katbekat fazlasını kazanması nasıl mümkün olabilir?” diye sordu.

Baskıların ardından UBH, Petrol Tesisleri Muhafızları mensuplarının maaşlarının artırılmasını kabul etti. Bu karar, Libya’daki öğretmenler ile sağlık sektöründe çalışanların geniş kesimlerinin tepkilerini artırırken, Misrata Havalimanı çalışanları ve sivil havacılık personeli de mesleki taleplere dayalı protestolara katıldı. Çalışanlar, ‘mali ve idari durumlarının düzenlenmesi’ çağrısında bulundu.

Bu gelişmelerin yanı sıra Libya’daki öğretmen hareketi, tüm okullarda genel grev kararını sürdürüyor. Eğitim Bakanı Muhammed el-Karyu ise öğrencilerin eğitim hakkının korunması amacıyla okulların derhal açılması ve öğrencilerin kabul edilmesi için belediyelerdeki eğitim müdürlerine pazar günü yazılı talimat gönderdi.

Öğretmenlerin tepkisini yatıştırmaya yönelik bir girişim olarak Karyu, dün sabah Genel Sağlık Sigortası Fonu Yönetim Kurulu ile bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, eğitim sektöründeki öğretmen ve idari personel için uygulanacak sağlık sigortası programının hayata geçirilmesine ilişkin mekanizmaları belirleyecek ortak bir yaklaşım ele alındı.

fgthyju
Pazar günü Batı ve Orta bölgelerden bir dizi eğitim müfettişiyle geniş kapsamlı bir toplantı düzenlendi. (UBH Eğitim Bakanlığı)

Toplantıda, gerekli verilerin toplanması ve güncellenmesi ile bunların Bilgi ve Dokümantasyon Merkezi’ne iletilmesini sağlayacak yöntem ve mekanizmalar ele alındı. Böylece sektörde çalışanların tamamına sağlık sigortası sağlanmasına ilişkin onaylı düzenlemenin hazırlanması amaçlanıyor.

UBH Sağlık Bakanı Muhammed el-Guc da pazar akşamı sağlık sektöründe çalışanların taleplerini görüşmek üzere tıp sendikaları, yardımcı sağlık meslekleri ve tıbbi laboratuvar temsilcileri ile sağlık hizmetleri ve hastane yöneticileriyle bir araya geldi.

El-Guc, bakanlığın yayımladığı açıklamada, çalışanların çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve mali haklarının artırılması yönündeki taleplerinin meşru olduğunu belirtti. El-Guc, söz konusu taleplerin yasal çerçeve ve mevcut imkanlar doğrultusunda karşılanması için çalışmaların sürdüğünü kaydetti.


Mısır’da düzenlenen Filistin ulusal diyaloğunun gündeminin başında seçimlerin ertelenmesi yer alıyor

(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)
(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)
TT

Mısır’da düzenlenen Filistin ulusal diyaloğunun gündeminin başında seçimlerin ertelenmesi yer alıyor

(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)
(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)

Halil Musa

Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın önümüzdeki günlerde Mısır’da ‘kapsamlı bir ulusal diyalog’ gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısı, 28 Kasım’da yapılması planlanan genel seçimlerin ertelenmesine yönelik seslerin yükseldiği bir dönemde geldi.

Gözlemciler bu çağrıyı, seçimlerin iptal edildiği 2021 yılının aksine, ertelenmesi konusunda bir uzlaşı platformu olarak değerlendiriyor. Nitekim 2021’de seçimlerin düzenlenmesi kararı Hamas ile varılan tam bir uzlaşıyla alınmış olmasına rağmen Abbas, erteleme adımını ulusal bir mutabakat olmaksızın tek taraflı olarak atmıştı.

Erteleme konusunda genel mutabakat

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  üst düzey bir Filistinli yetkili; Fetih, Hamas ve Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin (FHKC) her birinin farklı gerekçelerle seçimlerin ertelenmesini istediğini, Washington ve Tel Aviv’in de erteleme taraftarı olduğunu belirtti. Yetkili, “Filistinli grupların ulusal diyalog toplantılarında seçimlerin zamanında yapılması konusunda uzlaşması halinde seçimler gerçekleştirilecek; ancak bu grupların erteleme üzerinde mutabık kalmaları durumunda ise seçimler ertelenecek” değerlendirmesinde bulundu.

Mahmut Abbas’ın önümüzdeki günlerde Mısır’da yapılması planlanan ulusal diyalog toplantılarına katılması bekleniyor. Bu hamle, Temmuz 2023’te Mısır’ın el-Alemeyn kentinde gerçekleşen görüşmelerden bu yana bu ölçekte atılan ilk adım olma özelliğini taşıyor.

Seçimler önemli

Fetih Hareketi Merkez Komitesi, diyalog sürecini başlatmak üzere bir heyet oluşturdu. Komite, ‘meşruiyetlerin yenilenmesi ve Filistin siyasi sisteminin birliğinin güçlendirilmesi için bir çıkış noktası olarak seçimlerin gerçekleştirilmesinin’ önemini vurguladı. Ancak Komite, ‘seçimlerin Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi de dahil olmak üzere tüm Filistin topraklarında düzenlenmesi için gerekli koşulların hazırlanması ve Merkez Seçim Kurulu’nun görevlerini özgürce yerine getirmesine imkân tanınması’ gerektiğinin altını çizdi. Seçimlerin ertelenebileceğine işaret eden Komite, ‘işgal yönetiminin halkımızın seçimlere katılımının önüne koyduğu engellerin kaldırılması’ çağrısında bulundu.

Fetih yöneticilerinden Cibril er-Racub ise genel seçimlerin ertelenmesini ve ulusal uzlaşının sağlanmasının ardından gerçekleştirilmesini; sürecin de genel seçimlerle değil, devlet başkanlığı seçimleriyle başlatılmasını talep etti. Filistinli siyasetçi Avni el-Meşni ise seçimlerin ertelenmesi konusunun ‘Kahire’deki ulusal diyalog çağrısının temelini oluşturduğunu, bunun nedeninin de herkesin bu karar üzerinde uzlaşması ve hiçbir gruba bu sorumluluğun yüklenmemesi arzusu olduğunu’ belirtti.

Merkez Seçim Kurulu’nun tutumu

El-Meşni, “Seçimlerden beklenen, sonuçların seçim tarihlerini belirleyen tarafın şartlarıyla örtüşmesidir; zira bu taraf yalnızca kendisinin kazanacağı bir seçim istemektedir” değerlendirmesinde bulundu. El-Meşni sözlerini şöyle sürdürdü: “Erteleme için bir bahane arıyorlar. Bu görevi Merkez Seçim Kurulu’na yıkmaya çalıştılar, ancak Kurulun bu görevi reddetmesi ve seçimleri düzenlemeye hazır olduğunu teyit etmesi nedeniyle başarısız oldular.”

Filistin Merkez Seçim Kurulu’nun aktardığına göre, Gazze Şeridi’nde seçimlerin düzenlenmesi için iki plan hazırlandı. İlk plan, İsrail’in seçim materyali ve ekipmanının oy verme tarihinden bir hafta önce bölgeye girişine izin vermesine dayanıyor. Merkez Seçim Kurulu Sözcüsü Ferit Taamallah’a göre alternatif plan ise ‘seçim ekipmanları ile oy sandıklarının doğrudan Gazze Şeridi’nde imal edilmesini’ öngörüyor.

Kudüs kentindeki seçim sürecine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Taamallah, Seçim Kurulu’nun planının -1996, 2005 ve 2006 yıllarında olduğu gibi- kentin varoşlarındaki oy verme merkezlerine dayandığını, yani kentteki Filistinlilerin oylarını bu varoşlarda kullanacağını açıkladı. Taamallah, bu durumun İsrail’in kentte oy kullanma hakkına sahip 140 bin kişiden sadece 6 bininin kentteki posta merkezlerinde oy kullanmasına izin vermesiyle eş zamanlı yürüyeceğini belirtti. İsrail’in Kudüs’te seçim yapılmasına izin vermemesi meselesine de değinen Taamallah, bu sorunun ‘teknik olarak aşılabileceğini, ancak meselenin teknik olmaktan ziyade siyasi olduğunu’ vurguladı.

El-Meşni’ye göre, Filistin’in iki büyük siyasi hareketinin seçimleri erteleme yönündeki arzusu nedeniyle mevcut eğilim, ‘Fetih Hareketi’ne seçimleri ertelemesi için bir çıkış yolu sağlayan FHKC’nin erteleme girişimini kabul etme yönünde’ ağırlık kazanıyor.

Söz konusu girişim; genel seçimlerin ertelenmesini, ‘mevcut engeller ve karmaşık koşullar nedeniyle’ Ulusal Konsey’in yeniden oluşturulmasını ve uzlaşıya dayalı bir geçiş dönemine geçilmesi çağrısını içeriyor.

FHKC, “Halkımızın acil ihtiyaçlarının karşılanmasına, direnişinin desteklenmesine; çatışma ve çekişmelerden uzak, özgür ve kapsamlı seçimlerin düzenlenebilmesi için siyasi, hukuki ve toplumsal zeminin hazırlanmasına öncelik verilmesi” çağrısında bulundu.

Girişime göre geçiş dönemi, ‘seçimler için gerekli bir çıkış noktası oluşturacak ve sürecin yeni bir bölünme ile iç çatışma alanına dönüşmesini engelleyecek.’ Metin, “Halkımızın tüm kesimleri ile siyasi ve toplumsal unsurlarının kapsamlı bir temsilini yansıtacak şekilde geçiş dönemi için yeni bir Ulusal Konsey oluşturulmasını” ve belirlenecek geçiş süreci boyunca görev yapacak birleşik bir ulusal uzlaşı hükümetinin kurulmasını öngörüyor.

Girişim, seçimler konusunda ise ‘ulusal meşruiyetin yenilenmesi için bir gereklilik olarak’ kapsamlı seçim ilkesinin benimsenmesini ve katılım için hiçbir ön koşul olmaksızın seçimlerin eş zamanlı olarak düzenlenmesi hususunda uzlaşıya varılmasını talep ediyor.

Erteleme talepleri

Siyasi araştırmacı Cihad Harb, ulusal diyalog çağrısının ‘Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın seçimlerin ertelenmesi konusunda Filistinli grupların onayını alma arzusundan’ kaynaklandığı değerlendirmesinde bulundu. Harb, “Birlik kurulması ve siyasi program gibi geniş kapsamlı konularda bir ulusal diyalogdan söz ettiğimizde, bu durum Filistin’in iç düzenlemelerine ilişkin bir geçiş sürecini gerektirir” dedi. Filistinli grupların seçimlere hazır olduklarını beyan etmelerine rağmen erteleme temennisinde bulunduklarını belirten Harb, “Fetih Hareketi iç hatlarda sürece hazır olmadığı için erteleme istiyor. Seçim kurulunca listelerin oluşturulması kararı ve hareketin 8. Kongresi’nden çıkan sonuçların bünyesinde yarattığı karmaşa nedeniyle henüz listesini bile netleştirmiş değil” ifadelerini kullandı.

Hamas hareketine ilişkin değerlendirmesinde ise Harb, örgütün ‘önümüzdeki aylarda uluslararası alanda kabul görüp göremeyeceğini bekleyip gördüğüne, bir başka deyişle aldığı ağır darbelerin ardından Gazze Şeridi’ndeki varlığını bugünkünden daha geniş ve etkin şekilde pekiştirme üzerine bahis oynadığına’ dikkat çekti.

Filistin Devlet Başkanı, genel seçimler için adaylık başvuru süresini 12 günden 18 güne çıkarma kararı almıştı. Böylece adaylık için yasal süre 26 Eylül’den 13 Ekim’e kadar uzatılmış oldu. Abbas’a göre sürenin uzatılması, ‘ulaşım zorlukları, coğrafi engeller ve seçim sürecini çevreleyen olağanüstü koşullar altında adaylara ve listelere daha fazla esneklik sağlamayı’ hedefliyor.

Başvuruların geçen cumartesi günü başlamasının ardından Batı Şeria’nın el-Bire kentinde ve Gazze Şeridi’ndeki Deyr el-Balah’ta yer alan Merkez Seçim Kurulu’na yedi aday listesi sunuldu.