Müslüman Kardeşler'in Türkiye'den sonraki alternatif sığınakları nereler?

İstanbul bürosu liderinin vatandaşlıktan çıkarılmasının ardından Müslüman Kardeşler’in Türkiye dışında hangi ülkelere sığınacakları merak konusu oldu.

Mısır ve Türkiye cumhurbaşkanları ve eşleri Kahire'deki İttihatiye Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda (AFP)
Mısır ve Türkiye cumhurbaşkanları ve eşleri Kahire'deki İttihatiye Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda (AFP)
TT

Müslüman Kardeşler'in Türkiye'den sonraki alternatif sığınakları nereler?

Mısır ve Türkiye cumhurbaşkanları ve eşleri Kahire'deki İttihatiye Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda (AFP)
Mısır ve Türkiye cumhurbaşkanları ve eşleri Kahire'deki İttihatiye Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda (AFP)

Kahire-Ankara hattındaki yakınlaşma sürüyor. Türkiye’nin ülkede yaşayan İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) üyelerinin dosyalarını kontrol etmeye yönelik bir dizi karar alması ve söz konusu kararların, 2013 yılında Mısır’da örgütün yönetiminin devrilmesinden bu yana en önemli sığınakları Türk toprakları olan bazı Müslüman Kardeşler lider ve üyelerini etkilemesinin ardından grubun hangi ülkelere sığınacağı soru işaretlerine neden oldu. Bu konuda ortaya çıkan sorular, Türk yetkililerin Müslüman Kardeşler Genel Şura Konseyi İstanbul bürosu lideri Mahmud Hüseyin’in vatandaşlığını geri alma kararının ardından arttı.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlara göre Müslüman Kardeşler’in lider ve üyelerinin Türkiye topraklarını terk etmek zorunda kalmaları durumunda yönelebilecekleri pek çok yer bulunuyor. Bunlardan bazıları, grup üyelerinin onlarca yıldır başvurduğu ve istikrarlı kuluçka merkezleri kurmuş olduğu geleneksel sığınaklar olarak karşımıza çıkıyor. Sığınakların başında İngiltere ve Güney Afrika geliyor. Ancak sığınabilecekleri  yeni ülkeler de ortaya çıkmaya başladı. Bunların arasında bazı Doğu Avrupa ülkeleri, Uganda, Kenya gibi Afrika ülkeleri ve hatta Somaliland gibi ayrılıkçı bölgeler de yer alıyor. Hatta örgütün bazı üyeleri, belirli miktarlarda para karşılığında, ikamet ve vatandaşlıkla ilgili kolaylıklar sağlayan Karayip ülkelerinden vatandaşlık almış durumda.

Türk yetkililerin, Müslüman Kardeşler İstanbul bürosu lideri Mahmud Hüseyin’i vatandaşlıktan çıkarma ve vatandaşlık alma şartlarını ihlal ettiği gerekçesiyle kendisi ve eşinin pasaportlarını iptal etme kararı, örgüt ve örgüte yakın çevrelerde büyük tepkiye neden oldu. Kararın, gerek Türkiye’nin Mısır’la yakınlaşmasına ilişkin siyasi nedenler, gerekse Türkiye topraklarında yaşayan göçmenlerin ve ikamet edenlerin dosyalarının kontrol edilmesine ilişkin prosedürlerle ilgili iç hususlar nedeniyle, benzer tedbirlerin başlangıcı olacağına yönelik beklentiler bulunuyor.

Geçen yılın ortasından bu yana Türk yetkililer geniş çaplı bir baskın kampanyası başlattı. Ülkede ikamet eden Müslüman Kardeşler mensuplarını hedef alan operasyonlarda kimliği, ikametgahı ve uyruğu olmayanlar gözaltına alındı. Ayrıca grubun bazı üyelerinden ülkeyi terk etmeleri istendi. Türk yetkililer, bir video kaydıyla Türkiye’nin kararını eleştiren vaiz Vecdi Guneym ve Müslüman Kardeşler’in önde gelen liderlerinin de aralarında bulunduğu yaklaşık 12 Müslüman Kardeşler üyesine vatandaşlık vermeyi reddetti.

Medyada çıkan haberlerde, Mahmud Hüseyin’e verilen Türk vatandaşlığının geri çekilmesi veya dondurulması kararı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yakın zamanda Kahire’ye yaptığı ziyarete ve yaklaşık 10 yıllık gerilimin ardından ilişkilerdeki iyileşme sürecine bağlandı. Türkiye’deki Müslüman Kardeşler örgütüne yakın sosyal medya platformlarındaki hesaplar, vatandaşlıktan çıkarma kararının, örgüt liderlerinden 50’ye yakın kişinin, dolar cinsinden belirli değerde gayrimenkul sahibi olarak Türk vatandaşlığı almaya yönelik şartları bozdukları tespit edildikten sonra benzer kararlar kapsamında geldiğini belirtti.

Türkiye 2022 yılında, gayrimenkul veya mevduatın üç yıldan önce elden çıkarılmaması, gayrimenkul satılması halinde sadece Türk vatandaşlarına satılması koşuluyla değeri 400 bin dolardan az olmayan bir mülkün satın alınması veya meblağın Türk bankalarına yatırılması karşılığında vatandaşlık verilmesine izin veren bir yasa çıkardı.

Fotoğraf Altı: Müslüman Kardeşler grubunun İstanbul’da daha önce gerçekleştirdiği bir buluşma. (Facebook ve Telegram’daki sayfalar)
Müslüman Kardeşler grubunun İstanbul’da daha önce gerçekleştirdiği bir buluşma. (Facebook ve Telegram’daki sayfalar)

Siyasi İslam grupları konusunda uzman, Kahire’deki Nil Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı yazar ve araştırmacı Ahmed Ban, Türk yetkililerin vatandaşlık edinme prosedürlerinde açık bir manipülasyon olduğunu keşfettiğini belirtti. Müslüman Kardeşler liderlerinin birçoğu, ikametlerini aynı mülkte tescil ettirerek mülkiyetini ortak olarak karşıladı. Türk yetkililer bunu manipülasyon olarak değerlendirdi ve geçtiğimiz ağustos ayından beri bununla ilgili önlemler aldı. Ban, Şarku’l Avsat’a şu açıklamada bulundu:

“Müslüman Kardeşler liderleri veya üyelerinin Türkiye’den alternatif bölgelere gitmesi, Müslüman Kardeşler lideri Salah Abdulhak liderliğindeki Londra Cephesi ile çatışan İstanbul Cephesi’nde organizasyon karmaşasına yol açıyor. Mahmud Hüseyin liderliğindeki İstanbul Cephesi’nin örgütsel varlığı, Ankara’daki yetkililerin bu cephenin liderlerine Türkiye topraklarında sağladığı finansman ve hareket olanaklarıyla bağlantılı olarak çalışıyor.”

İslami hareketler ve aşırılıkçı örgütler konusunda uzman araştırmacı Ahmed Sultan, Mahmud Hüseyin’in ve Türkiye’deki bazı Müslüman Kardeşler liderlerinin vatandaşlık hakkının iptal edilmesi kararını ‘siyasi değil hukuki bir karar’ olarak nitelendirdi. Benzeri kararların Suriyeli şahsiyetler ve diğer milletlerden kişiler hakkında da alındığını, sadece Mısırlı Müslüman Kardeşler ile sınırlı olmadığına dikkat çekti. Bunu, ikamet ve vatandaşlık dosyasına ilişkin resmi katılığın bir uzantısı ve bu dosyanın birkaç yıldır tanık olduğu manipülasyonlarla mücadele çabası olarak değerlendirdi.

Sultan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Müslüman Kardeşler unsurlarının ‘en büyük ve en önemli sığınağı’ olarak kalacağını öne sürdü. Türk liderlerle devam eden, habersiz koordinasyon ve toplantılarla birlikte, Türkiye’nin grup üyelerine sağladığı olanakların ‘başka hiçbir yerde karşılanamayacağını’ vurguladı.

Sultan, grup üyelerinin, yıllar önce şirket ve kurumlar kurmuş olan birçok Müslüman Kardeşler üyesine ve liderine ikamet olanağı sağlayan Güney Afrika da dahil olmak üzere kendi ülkelerinde kısıtlamalarla karşı karşıya kaldığında başvurduğu geleneksel sığınakların olduğuna işaret etti. Son yıllarda Türkiye ile yakın ilişkileri çerçevesinde Bosna Hersek, Kosova gibi ülkelerin de ortaya çıktığını, örgüt unsurlarının haritasında birçok Avrupa ülkesinin de yer almaya başladığını belirtti.

Yeni Zelanda, Avustralya, Kanada dahil olmak üzere bazı Karayip ülkelerinin vatandaşlığını almalarının yanı sıra, Müslüman Kardeşler gazetecisi Mutaz Matar’ın Türkiye’den sınır dışı edilmesinin ardından taşındığı Fransa da bu ülkeler arasında yer alıyor. Ancak Sultan, söz konusu ülkelerin Müslüman Kardeşlerin birinci ve ikinci kademe liderleri için bir sığınma alanı olduğuna dikkat çekti. Liderlik kademelerindeki diğer üyelerin Kenya, Uganda ve hatta son dönemde örgütün birçok unsurunun kendisine yönelik hareketine tanık olmaya başlayan Somaliland bölgesi gibi ülkelere gittiğini belirtti.

Sultan, Müslüman Kardeşler üyelerinin Malezya veya Afganistan gibi ülkelere nakledilmesini bir olasılık olarak görmediğini ifade ettiği açıklamasında, ayrıca Malezya’nın bazı Müslüman Kardeşler üyelerini Mısırlı yetkililere teslim ettiğini, Afganistan’ın ise herhangi bir örgütsel harekete katılmayı reddettiğini ve iç yapılanmaya odaklanmayı tercih ettiğini kaydetti.

Almanya merkezli araştırma merkezi Avrupa Terörle Mücadele Araştırmaları Merkezi’nin internet sitesinde yayınlanan araştırmaya göre, Avrupa güvenlik ve istihbarat raporlarında yer alan çeşitli uyarıların ardından Avrupa ülkeleri, Müslüman Kardeşler ile mücadele stratejilerini değiştirmeye başladı. Raporda, örgütün Avrupa toplumlarına sızma tehlikesi konusunda uyarıda bulunuldu.

Araştırmada, Avrupa tarafından alınan tedbirlerin 2020 yılında birçok Avrupa başkentini hedef alan terör saldırılarındaki artışın ardından geldiği, söz konusu saldırılara yönelik soruşturmalarda faillerin ülkedeki aşırı İslamcı örgütlere mensup olduğunun ortaya çıktığı belirtildi. Bu saldırılardan en öne çıkanları, aynı yılın ekim ayında Fransızca öğretmeni Samuel Paty’nin katledilmesinin yanı sıra 2 Kasım 2020’de meydana gelen Viyana saldırısı ve 30 Ekim 2020’de meydana gelen Fransız Nice saldırılarıydı.

Fransa 18 Mayıs’ta, Müslüman Kardeşler’e fon sağlanmasına karşı karar alırken, İngiliz hükümeti Müslüman Kardeşler’i açıkça eleştirdi. Fransa 2015 yılında hazırladığı bir raporda söz konusu örgütle ilişki içerisinde olunmasını ‘aşırılığın bir göstergesi’ olarak değerlendirmiş, ancak terör örgütü olarak sınıflandırılmaması gerektiği sonucuna varmış ve grubun yasaklanmasını önermemişti.



Mısır ile Türkiye arasında "Üretimden İhracata" büyüyen askerî ortaklık

Mısır Savunma Bakanı Eşref Salim Zahir'in Türkiye'ye gerçekleştirdiği bir ziyaretten. (Arşiv-Mısır Askerî Sözcüsü)
Mısır Savunma Bakanı Eşref Salim Zahir'in Türkiye'ye gerçekleştirdiği bir ziyaretten. (Arşiv-Mısır Askerî Sözcüsü)
TT

Mısır ile Türkiye arasında "Üretimden İhracata" büyüyen askerî ortaklık

Mısır Savunma Bakanı Eşref Salim Zahir'in Türkiye'ye gerçekleştirdiği bir ziyaretten. (Arşiv-Mısır Askerî Sözcüsü)
Mısır Savunma Bakanı Eşref Salim Zahir'in Türkiye'ye gerçekleştirdiği bir ziyaretten. (Arşiv-Mısır Askerî Sözcüsü)

Mısır ile Türkiye arasındaki savunma sanayisi ve askeri iş birliği, iki ülke arasında büyüyen stratejik ortaklık ve bölgede artan gerilimin ortasında ortak üretimden üçüncü ülkelere ihracata uzanan yeni bir döneme giriyor.

İki ülke dışişleri bakanlarının dün gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde vurgulanan gelişen ikili ilişkiler, uzmanlara göre önümüzdeki dönemde askeri ortaklığın daha da derinleşeceğine işaret ediyor.

Savunma sanayiinde ortak ihracat dönemi

Türkiye Makine ve Kimya Endüstrisi (MKE) Genel Müdürü İlhami Keleş, El Alameyn Uluslararası Havacılık Fuarı marjında yaptığı açıklamada, Mısır mevzuatına uygun olarak Kahire'de "Zafer" adında bir şirket kurduklarını açıkladı. Keleş, Mısır Askeri Üretim Bakanlığı ile patlayıcı maddeler, mühimmat ve çeşitli askeri teçhizatın ortak üretimine ilişkin sözleşme imzalandığını belirtti.

Keleş ayrıca şu kritik detayları paylaştı:

Hibrit tehditlere karşı geliştirilen "Tolga" sistemine Mısır'ın ilgisinin arttığı, Mısır Silahlı Kuvvetleri envanterine girmesi amacıyla sembolik bir satış yapıldığı ve bu sistemin Mısır'daki ortak girişim üzerinden tüm Afrika ve Körfez pazarına pazarlanması için altyapı kurulduğu bildirildi.

Mısır'ın askeri araç üretim kapasitesinin Türk sistem ve donanımlarıyla entegre edilerek ortak üretim yapılmasına yönelik çalışmaların sürdüğü ifade edildi.

Askeri diplomaside artan trafik

2023 yılında 12 yıllık siyasi kesintiyi sona erdiren mutabakatların ardından Mısır-Türkiye yakınlaşması son aylarda üst düzey temaslarla hız kazandı:

Şubat 2024: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin katılımıyla Kahire'de Askeri İş Birliği Anlaşması imzalandı.

Mayıs 2024: Mısır Genelkurmay Başkanı Ahmed Halife Türkiye'yi ziyaret ederek Türk mevkidaşı Metin Gürak ile görüştü; "Dostluk Denizi" ortak tatbikatının yeniden başlatılması ele alındı.

Temmuz 2024: Mısır Savunma Bakanı Eşref Salim Zahir Türkiye'ye tarihi bir ziyaret gerçekleştirdi. Ziyaret öncesinde Türkiye'nin Kahire Büyükelçisi Mutlu Şen, iki ülke orduları arasındaki ilişkilerin bölge ve dünya barışına katkı sağlayacağını vurguladı.

Ağustos 2025: İki ülke arasında dikine kalkış-iniş yapabilen (VTOL) insansız hava araçlarının (İHA) ortak üretimine ilişkin anlaşma imzalandı.

Askeri Uzman Adel el-Umda, bu ortaklığın sadece silah alımıyla sınırlı kalmayıp teknoloji transferi, ortak üretim ve ihracatı kapsaması açısından stratejik bir nitelik taşıdığını vurguladı. Türk analist Taha Odehoğlu ise savunma iş birliğinin Ortadoğu'nun iki ana aktörü arasındaki görüşmelerin daimî gündem maddesi haline geldiğini belirtti.

Yüksek Düzeyli Stratejik İş Birliği Konseyi hazırlıkları

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdullati ile Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye'de düzenlenmesi planlanan Yüksek Düzeyli Stratejik İş Birliği Konseyi toplantısının hazırlıklarını ele aldı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Konseyin; İHA üretimi, ortak tatbikatlar, deniz/hava güvenliği ve Afrika ile Arap pazarlarına yönelik ortak pazarlama süreçlerinde kurumsal bir çerçeve sunduğu ifade ediliyor.

İsrail'in endişeleri ve bölgesel dengeler

Mısır-Türkiye askeri yakınlaşması İsrail basınında endişeyle takip ediliyor. Uzmanlar, bu ortaklığın üçüncü bir tarafa karşı savunma paktı oluşturmaktan ziyade her iki ülkenin kendi savunma kapasitelerini ve caydırıcılığını artırma amacını taşıdığı değerlendirmesinde bulunuyor.


Türkiye, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını şiddetle kınadı

Husi terör örgütünün Suudi Arabistan’daki kentlerde sivil yerleşimlere yönelik saldırılarının oluşturduğu hasar (Şarku’l Avsat)
Husi terör örgütünün Suudi Arabistan’daki kentlerde sivil yerleşimlere yönelik saldırılarının oluşturduğu hasar (Şarku’l Avsat)
TT

Türkiye, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını şiddetle kınadı

Husi terör örgütünün Suudi Arabistan’daki kentlerde sivil yerleşimlere yönelik saldırılarının oluşturduğu hasar (Şarku’l Avsat)
Husi terör örgütünün Suudi Arabistan’daki kentlerde sivil yerleşimlere yönelik saldırılarının oluşturduğu hasar (Şarku’l Avsat)

Türkiye Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, Husilerin Suudi Arabistan’ın Abha, Hamis Muşayt, Cizan ve Necran kentlerindeki sivil ve ekonomik hedeflere yönelik saldırılarını en güçlü ifadelerle kınadı. Saldırılarda kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu çok sayıda sivilin yaralandığı belirtildi. Ankara ayrıca Husilerin Kızıldeniz’de ticari gemileri hedef almaya devam etmesini ve uluslararası deniz taşımacılığının güvenliği, emniyeti ve seyrüsefer özgürlüğünü tehdit etmesini kınadı.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yapılan açıklamada, “Suudi Arabistan’ı hedef alan, sivillerin can ve mal güvenliğini hiçe sayan ve bölgedeki gerilimi artıran Husi saldırılarını en güçlü şekilde kınıyoruz” ifadelerine yer verildi.

Açıklamada, “Suudi Arabistan’ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne desteğimizi yineliyoruz” denildi.

Bakanlık ayrıca saldırıların, Yemen’deki çatışmayı kalıcı bir siyasi çözüm yoluyla sona erdirmeyi amaçlayan diplomatik çabalara da zarar verdiğini vurguladı.


Ankara, Suudi Arabistan ile ekonomik ilişkileri ‘daha yüksek seviyelere’ taşımayı hedefliyor

Türkiye, Suudi Arabistan ile ekonomik ilişkilerini geliştirmeyi hedefliyor. (Şarku’l Avsat)
Türkiye, Suudi Arabistan ile ekonomik ilişkilerini geliştirmeyi hedefliyor. (Şarku’l Avsat)
TT

Ankara, Suudi Arabistan ile ekonomik ilişkileri ‘daha yüksek seviyelere’ taşımayı hedefliyor

Türkiye, Suudi Arabistan ile ekonomik ilişkilerini geliştirmeyi hedefliyor. (Şarku’l Avsat)
Türkiye, Suudi Arabistan ile ekonomik ilişkilerini geliştirmeyi hedefliyor. (Şarku’l Avsat)

Suudi Arabistan-Türkiye ekonomik ilişkileri, ticaret hacmi ve geleneksel yatırım alışverişindeki büyümenin ötesine geçerek yenilenebilir enerji ve savunma sanayisinden turizm ve lojistik hizmetlerine kadar uzanan sektörlerde sermaye, uzmanlık ve teknolojinin bir araya geldiği uzun vadeli sanayi ve yatırım ortaklıklarının kurulacağı yeni bir aşamaya giriyor.

Bu dönüşüm, Suudi yatırımcıların fonlar ile birleşme ve satın alma işlemleri aracılığıyla Türkiye’deki varlık ve şirketlere yönelik artan ilgisiyle öne çıkarken, Türk şirketleri de Suudi Arabistan’daki varlıklarını genişletmeye ve ülkenin Vizyon 2030 hedefleri ile büyük projelerinin sunduğu fırsatlardan yararlanmaya çalışıyor. Enerji ve savunma, iş birliğinin genişletilmesi açısından öne çıkan alanlar olurken, iki ülke ortak yatırım, teknoloji transferi ve sanayinin yerlileştirilmesine dayalı bir ekonomik ilişkiler modeli oluşturma yolunda ilerliyor. Bu durum, Suudi Arabistan-Türkiye ortaklığına ticaretteki dalgalanmalara daha az bağlı, daha sürdürülebilir bir boyut kazandırıyor.

Bu çerçevede, Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı Ahmet Burak Dağlıoğlu, son yıllarda Türkiye’deki Suudi yatırımlarında dikkat çekici bir dönüşüm yaşandığını belirtti. Dağlıoğlu, yatırımcıların birleşme ve satın alma işlemleri ile Türk şirketlerinde hisse alımına ve fonlar üzerinden yatırım yapmaya ilgisinin arttığını, bunun yanı sıra Suudi sermayesinin bankacılık ve finansal hizmetler, imalat sanayisi, gayrimenkul ve aile şirketleri gibi sektörlerdeki varlığını sürdürdüğünü söyledi.

Dağlıoğlu, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ile Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi tarafından İstanbul’da düzenlenen İstanbul İklim Finansmanı Zirvesi kapsamında gazetecilerle bir araya geldiği toplantıda Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Türk şirketlerinin de Suudi Arabistan pazarındaki varlıklarını genişlettiğini ifade etti. Türk şirketlerinin, Vizyon 2030 ile Krallık’ta yürütülen büyük projelerin sunduğu fırsatlardan özellikle imalat, hizmetler, sağlık, hastaneler ve lojistik sektörlerinde yararlandığını kaydetti.

Daha fazla güven

Son yıllarda Riyad ile Ankara arasındaki ilişkilerde yaşanan olumlu gelişmelerin iki ülkeden yatırımcılara daha fazla güven verdiğini ve ticaret ile yatırımların yükseliş eğilimine girmesine katkı sağladığını belirten Dağlıoğlu, iki ülke arasındaki ilişkilerin şirketlerin pazarlara giriş ve uzun vadeli yatırım kararlarında önemli bir gösterge oluşturduğunu ifade etti.

Dağlıoğlu, Türkiye’deki Suudi yatırımlarının gerçek hacminin resmi verilerde görülenden daha yüksek olabileceğine dikkat çekti. Bazı yatırımların uluslararası finans merkezlerinde kayıtlı fonlar ve şirketler üzerinden gerçekleştirilmesi nedeniyle bunların her zaman doğrudan Suudi sermaye akışı olarak kaydedilmediğini belirtti.

FGBHJU
Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı Ahmet Burak Dağlıoğlu (Şarku’l Avsat)

Dağlıoğlu, bu durumun Suudi yatırımcıların kullandığı araçların geliştiğini gösterdiğini belirterek, yatırımcıların şirketlerden hisse satın almak veya birleşme ve satın alma işlemlerini finanse etmek için fonlara ve uluslararası yatırım yapılarına daha fazla başvurmaya başladığını söyledi.

Yenilenebilir enerji

Dağlıoğlu, Suudi Arabistan merkezli Acwa Power şirketinin Türkiye’deki yenilenebilir enerji projelerine dahil olmasını, iki ülke arasındaki yatırım ilişkilerinin yönünü gösteren önemli bir örnek olarak değerlendirdi. Bu alandaki iş birliğinin geniş fırsatlar barındırdığını belirten Dağlıoğlu, Türkiye’nin temiz enerji kapasitesini artırmaya ihtiyaç duyduğunu, Suudi şirketlerin ise büyük ölçekli projelerin geliştirilmesi, finansmanı ve işletilmesi konusunda ileri düzeyde deneyime sahip olduğunu ifade etti.

Dağlıoğlu, büyük kapasiteli yenilenebilir enerji üretim projelerini kapsayan yatırım taahhütlerinin bulunduğuna işaret ederek, Türkiye’nin Antalya’da Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31’e ev sahipliği yapacağı dönemde, önümüzdeki süreçte bu alanda ilave adımların açıklanmasını beklediğini söyledi.

Enerji sektörünün iki ülke arasındaki ortaklığın başlıca eksenlerinden birine dönüşebileceğini belirten Dağlıoğlu, Suudi Arabistan’ın yenilenebilir enerji alanındaki uluslararası yatırımlarını genişletme yönündeki yaklaşımına ve Türkiye’nin enerji karmasında temiz kaynakların payını artırma hedeflerine dikkat çekti.

Savunma iş birliği

Öte yandan SAHA İstanbul Genel Sekreteri Muttalip Tütüncü, Suudi Arabistan ile Türkiye arasındaki savunma iş birliğinin artık yalnızca ürün satışı veya ihracat anlaşmalarıyla sınırlı kalmadığını, teknoloji transferi, sanayinin yerlileştirilmesi ve ortak üretim kapasitelerinin geliştirilmesini kapsayan stratejik bir ortaklığa doğru ilerlediğini söyledi.

Tütüncü, Suudi Arabistan’ın savunma sanayisini yerlileştirme hedeflerinin, Türkiye’nin son yıllarda oluşturduğu sanayi ve teknoloji kapasitesiyle örtüştüğünü, bunun da iki tarafın şirket ve kurumları arasında daha geniş kapsamlı bir iş birliğinin önünü açtığını belirtti.

Suudi Arabistan’ın yalnızca savunma ekipmanları ve sistemleri satın almayı hedeflemediğini ifade eden Tütüncü, ülkenin askeri sanayide yerli içeriğin payını artırma hedefleri doğrultusunda teknik bilgiye, üretim, geliştirme ve bakım kapasitesine sahip olmayı amaçladığını kaydetti.

Tütüncü, “Türk şirketleri Suudi Arabistan pazarını yalnızca ürün ihraç edilecek bir pazar olarak değil, uzun vadeli stratejik bir ortak olarak görüyor” diyerek, gelecekteki iş birliğinin ortak üretim, teknoloji transferi, nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesi ve yerel tedarik zincirlerinin oluşturulmasını kapsayabileceğini vurguladı.

İki ülke arasındaki savunma ilişkisini, Suudi Arabistan’ın finansman ve yatırım imkanları ile Türkiye’nin teknik ve sanayi tecrübesinden yararlanan bir ‘sanayi entegrasyonu’ olarak nitelendiren Tütüncü, bu modelin havacılık, insansız sistemler, elektronik ve ileri teknolojiler gibi alanlara da yayılabileceğini ifade etti.

İki ülke arasındaki insansız hava aracı (İHA) anlaşmalarının savunma iş birliği açısından önemli bir dönüm noktası olduğunu belirten Tütüncü, bunun iş birliğinin sonu değil, Suudi Arabistan’da sanayi ve üretim kapasitelerinin geliştirilmesini de kapsayabilecek daha geniş bir dönemin başlangıcı olduğunu söyledi.

Turizm ve mevsimsel entegrasyon

Turizm sektöründe ise Dağlıoğlu, iki ülkenin mevsimsel entegrasyona dayalı bir model oluşturma fırsatına sahip olduğunu belirtti. Türkiye’nin yaz aylarında çok sayıda Suudi turisti ağırladığını ifade eden Dağlıoğlu, Türk şirket ve turizm işletmecilerinin ise Suudi Arabistan’daki kış turizm sezonundan ve Krallık’ta hayata geçirilen yeni turizm ve eğlence projelerinden yararlanabileceğini söyledi.

WDEFRGT
SAHA İstanbul Genel Sekreteri Muttalip Tütüncü (Şarku’l Avsat)

Türk konaklama, işletmecilik ve turizm hizmetleri şirketlerinin Türkiye’de talebin düştüğü dönemlerde deneyim ve personellerini Suudi Arabistan pazarına taşıyabileceğini belirten Dağlıoğlu, bunun Suudi Arabistan’daki projelerin ihtiyaçlarının karşılanmasına katkı sağlayacağını ve Türk şirketleri için yeni fırsatlar oluşturacağını kaydetti.

Dağlıoğlu, Riyad ile Ankara arasındaki iş birliğinin yalnızca hükümetler ve büyük şirketlerle sınırlı olmadığını, yatırımcıların, girişimcilerin ve küçük ve orta ölçekli şirketlerin de birbirleriyle bağlantı kurmasını ve iki ülke pazarlarına girişlerinin kolaylaştırılmasını kapsadığını vurguladı.

Daha fazla büyüme

İki Türk yetkili, önümüzdeki dönemde karşılıklı yatırımlarda daha yüksek bir büyüme yaşanmasının beklendiğini belirtti. Bu büyümenin, ilişkilerdeki iyileşme, Suudi Arabistan’daki projelerin kapsamının genişlemesi, Suudi yatırımcıların Türkiye’deki varlık ve şirketlere yönelik artan ilgisi ve Ankara’nın sanayi, enerji ve teknoloji sektörlerini destekleyecek nitelikli yatırımları çekme hedefiyle desteklenmesi bekleniyor.

Bu süreç, Suudi Arabistan-Türkiye ilişkilerinin ticari ivmenin yeniden kazanıldığı bir aşamadan, ortak yatırım, teknoloji transferi ve kapasite entegrasyonuna dayanan daha derin ekonomik ve sanayi çıkarların oluşturulduğu bir döneme geçtiğini gösteriyor. Böylece iki ülke arasındaki ilişkiler, geleneksel ticaretteki dalgalanmaların ötesine geçen, uzun vadeli bir nitelik kazanıyor.