Ortadoğu ülkeleri neden Somali'ye gün geçtikçe daha fazla ilgi göstermeye başladı?

Etiyopya’nın Somaliland ile yaptığı anlaşma sonrası bölgede gerilimin tırmanma riski arttı

İllüstratör: Nash Weerasekera
İllüstratör: Nash Weerasekera
TT

Ortadoğu ülkeleri neden Somali'ye gün geçtikçe daha fazla ilgi göstermeye başladı?

İllüstratör: Nash Weerasekera
İllüstratör: Nash Weerasekera

Christopher Phillips

Dünyanın tüm dikkati halen Gazze Şeridi’ndeki savaş üzerindeyken, Kızıldeniz'in diğer yakasında medyanın gözünden kaçan bir kriz büyüyor. Bu kriz, yakında bölgeyi benzer şekilde istikrarsızlaştıracak.

Somali'den 1991 yılından bu yana fiili olarak bağımsızlığını sürdüren ayrılıkçı Somaliland Cumhuriyeti, henüz uluslararası toplum tarafından tanınmış değil. Ancak Somaliland ile komşusu Etiyopya arasında geçtiğimiz ocak ayı başlarında imzalanan mutabakat zaptı sonrasında bu durum değişecek gibi görünüyor. Herhangi bir deniz limanı olmayan Etiyopya, Berbera Limanı da dahil olmak üzere Somaliland’ın Kızıldeniz kıyılarına erişme ve askeri üs kurma karşılığında komşusunu tanıma sözü verdi.

İki ülke arasında yapılan anlaşmanın duyurulması, Etiyopya’yı ‘topraklarını resmi olarak parçalamaya yeşil ışık yakmakla’ suçlayan Somali’yi kızdırdı. Duyuru, Somali'nin toprak bütünlüğünü destekleyen ve aynı zamanda Etiyopya’nın Kızıldeniz’e erişme fırsatı yakalamasından endişe eden Mısır başta olmak üzere Ortadoğu'daki birçok ülkenin de tepkisini çekti.

Öte yandan Ortadoğu ülkelerinin bu tartışmaya ilgisi yeni değil. Bölgesel güçler, son on yıldır Somali siyasetine ve genel olarak Afrika Boynuzu bölgesine olan ilgilerini önemli ölçüde artırdı.

Somali ve Afrika Boynuzu'nda yalnızca Mısır'ın değil, Katar'ın, Türkiye'nin, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) ve hatta söz konusu ülkelerden biraz daha az da olsa Suudi Arabistan'ın, İran'ın ve İsrail'in özel çıkarları var.

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, anlaşmanın imzalanmasından kısa bir süre sonra Kahire’ye ve Doha'ya gerçekleştirdiği ani ziyaretlerin yanı sıra anlaşmanın hayata geçirilmesini engellemek amacıyla Arap Birliği'ni (AL) acil toplantıya çağırması da bu özel çıkarların bir göstergesi. Ortadoğu ülkeleri, bir zamanlar Afrika Boynuzu bölgesinde yaşanan gerilimlerden ve çatışmalardan zarar gören ve Arapça konuşulan bir ülke olan Somali ile ilgilenmezken, ülke bugün Ortadoğu dış politikasının ve zaman zamanda rekabetin önemli bir sahası haline gelmiş durumda.

Körfez’deki birçok ülke, ABD’nin Somali'deki cihatçı militanlarla ilgili endişelerini paylaşıyordu.

Somali'de Ortadoğu

Somali, Ortadoğu'ya olan yakınlığına rağmen bölgesel güçler açısından geçmişte yüksek bir önceliğe hiç sahip olmadı. Somali, Ortadoğu bölgesiyle kültürel, dini ve dilsel bağları olduğundan 1974 yılında AL üyeliğine kabul edildi. Aynı bağlar, Katar'ın 1980'lerde Somali ile iş anlaşmaları geliştirmesine de katkıda bulundu. Öte yandan Somali’nin 1960 yılında bağımsızlığını kazanmasından bu yana ülke tarihinin büyük bölümünde onunla en fazla ilgilenen ve ülkede en fazla etkili olan dış güçler Ortadoğu ülkeleri değil, küresel güçler oldu.

Soğuk Savaş döneminde Somali'de iktidarı elinde bulunduran Marksist diktatörlük, Mogadişu'yu kapsamlı bir şekilde silahlandırdı ve 1977 yılında Etiyopya'ya yönelik talihsiz işgali başlatması için onu cesaretlendiren Sovyetler Birliği ile ittifak kurdu. Ancak savaş sırasında fırsatçı bir politika izleyen Moskova, tutum değiştirdi. Bu durum, Somali'nin yenilgisine ve sonunda da çöküşüne yol açtı. Ülke 1991 yılından sonra kaosa sürüklendi. Ülkede iç savaş çıkması, ABD’nin dikkatinin ona yönelmesini sağladı. ABD, eski Başkan George H.W. Bush'un ‘Yeni Dünya Düzeni’ planı çerçevesinde 1992 yılında Mogadişu'yu istikrara kavuşturmak için Birleşmiş Milletlere (BM) bağlı görev gücünün liderliğini üstlendi.

sd vdf
Somalili muhalif milisler, Mogadişu'daki üslerine doğru yola çıkmadan önce, 7 Mayıs 2021 (AFP)

Ancak ABD, ağır kayıplar vermesi ve Somali’ye olan ilgisini kaybetmesi sonrası askerlerini bir yıllık görev süresinin ardından geri çekse de Somali, Washington'ın radarında kalmaya devam etti. ABD’de yaşanan 11 Eylül saldırılarından sonra Somali'de faaliyet gösteren radikal İslamcı milisler, eski Başkan George W. Bush'un 2002 yılında Sonsuz Özgürlük Operasyonu - Afrika Boynuzu (Operation Enduring Freedom – Horn of Africa/OEF-HOA) adlı askeri operasyonun başlatılması ve Somalili cihatçı milislerle mücadele için komşusu Cibuti'de bir askeri üs kurulması talimatı vermesinde rol oynadı. Beyaz Saray ayrıca, Mogadişu'da iktidara gelen İslamcı çizgideki İslami Mahkemeler Birliği (ICU) örgütünü ortadan kaldırmak amacıyla müttefiki Etiyopya'nın 2006 yılında Somali'yi işgalini destekledi.

İşgal, Ortadoğu’daki güçlerin Somali'ye daha güçlü müdahale etmesinin önünü açtı. Katar, işgalden önce İslam Mahkemeleri Birliği ile ilişkiler kurmuştu. Bu yüzden Somali’nin işgaline karşı çıksa da 2006 yılından sonra Somali’de Etiyopya ve Afrika Birliği (AfB) tarafından kurulan başkanlık sisteminde yer alan siyasal İslamcılarla ilişkilerini sürdürdü. Körfez’deki birçok ülke, ABD’nin Somali'deki cihatçı militanlarla ilgili endişelerini paylaşıyordu. 2000'li yılların sonlarında Somali'nin orta kesimlerinin ve güneyinin büyük bir bölümünü ele geçiren El Kaide bağlantılı eş-Şebab Hareketi’nin İslami Mahkemeler Birliği'ni desteklemesiyle bu endişelerin yersiz olmadığı kısa sürede anlaşıldı.

BAE ve Katar, Somali’de 2012, 2017 ve 2022 yıllarında gerçekleşen cumhurbaşkanlığı seçimlerinde rakip adayları destekledi.

Ortadoğu’dan birçok ülke, uluslararası deniz taşımacılığı için stratejik öneme sahip bir bölge olan Kızıldeniz ve Hint Okyanusu'nun hassas kıyılarında cihatçı gruplarla mücadele etmek ve istikrarı sağlamak amacıyla bölgede ilk kez büyük bir müdahaleye girişti. Bölgesel rakipler arasında gerilim artarken, Somali siyaseti beklenmedik şekilde bir savaş arenasına dönüştü. BAE ve Katar, Somali’de 2012, 2017 ve 2022 yıllarında gerçekleşen cumhurbaşkanlığı seçimlerinde rakip adayları destekledi ve bu adayların seçim kampanyalarına kaynak aktardı. Hem BAE hem de Katar, özellikle Somali'nin 2011 yılında şiddetli bir kıtlık yaşamasının ardından ülkeye önemli miktarlarda yardım gönderdi, altyapı projelerine yatırım yaptı ve Somali ordusunun eğitimine yardım etti. Aynı rolü Türkiye de oynadı. Ankara, 2017 yılında Somali'ye ihracat yapan en büyük beşinci ülke haline geldi. Bunun yanında Türkiye, yardım programları aracılığıyla Somali’de yeni hastaneler, okullar ve yollar inşa etti. Türk şirketleri, Mogadişu Limanı’nın ve Uluslararası Havaalanı’nın geliştirilmesi için yapılan birçok ihaleyi kazandı.

Bir yandan Katar ile Türkiye, diğer yandan BAE arasında 2000'li yılların ortalarında giderek artan rekabet, 2017’de Katar'ın desteklediği cumhurbaşkanı adayının seçimleri kazanmasıyla BAE'nin Somali'den geçici olarak önemli ölçüde geri çekmesine neden oldu. Böylece Abu Dabi'nin Somaliland'a olan ilgisi arttı. Bölge, 1980'li yılların sonunda Somali devletine karşı isyan bayrağı çekmiş, ancak Mogadişu demir yumrukla isyanı bastırmıştı.

sdvfsv
Etiyopya ile ayrılıkçı Somaliland bölgesi arasında imzalanan liman anlaşmasının ardından Mogadişu’daki Eng. Yariisow Stadyumu’nda düzenlenen Somali hükümetine destek gösterisi sırasında Somali bayrağını dalgalandıran kız öğrenciler, 3 Ocak 2024 (AFP)

Mogadişu, 1991 yılında kaosa sürüklenince (Somaliland'ın başkenti) Hargeisa, neredeyse eski İngiliz kolonisi dönemdeki sınırlar içinde bağımsızlığını ilan etme fırsatı yakaladı. Uluslararası toplumdan hiçbir taraf, Somaliland’ın Somali’den ayrılmasını kabul etmese de Somali, bölgeyi geri alamayacak kadar zayıftı. Çeşitli dış güçlerle sahip olduğu gayrı resmi ilişkilerden yararlanan Hargeysa, demokratik bir hükümet kurmayı başardı.

Bahsi geçen dış güçlerden biri, Mogadişu ile arasında çok eskilere dayanan bir düşmanlığa sahip olan ve Somali'nin ‘Balkanlaştırılmasını’ memnuniyetle karşılayan Etiyopya'ydı. Addis Ababa, 2016 yılında Somaliland bölgesindeki Berbera Limanı’nı geliştirmesi için BAE’ye baskı yaptı ve bunda başarılı oldu. Aynı zamanda Hargeysa ile Abu Dabi arasında daha yakın ilişkiler kurulmasına yardım etti. Anlaşma sonucunda Dubai merkezli Dubai Port World Şirketi otuz yıllığına limanı kiraladı. Anlaşmada BAE’nin Yemen'deki savaşın en yoğun olduğu dönemde inşa etmeye başladığı bir askeri ve deniz üssünün kurulmasını içerse de savaş sona erince BAE, üslerin inşasını iptal etme kararı aldı. 2017 yılında Somali'ye yönelik müdahalelerinden geri adım atan BAE, Somaliland ile askeri işbirliğini güçlendirdi ve sahil güvenlik, polis kuvvetleri ve güvenlik servislerinin eğitilmesi alanlarında Hargeysa’ya yardımcı oldu.

Addis Ababa uzun süredir halkın ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla denize erişim yolları arıyordu.

2024 krizi

Somaliland ile Etiyopya arasında bu yılın başlarında yapılan anlaşma, ilişkilerinin daha uzun yıllar devam edeceğine ve hem diplomatik hem de stratejik angajmanlarında büyük bir değişimin olacağına işaret ediyor. Esasında Etiyopya, 1991 yılında Somali'den bağımsızlığını ilan etmesinden bu yana Somaliland’ın yakın bir müttefiki olmaya devam etti. Etiyopya, Somali'nin parçalanması karşısında memnuniyetini gizlemezken, Somaliland'ın ona sağladığı Kızıldeniz'e erişim imkanına da büyük değer veriyor. Çünkü Etiyopya, Eritre'nin 1991 yılında bağımsızlığını kazanmasıyla denize erişimini kaybetti.

Etiyopya, o tarihten bu yana ticaretinin büyük kısmını, dar bir geçiş noktası olan Cibuti Limanı üzerinden gerçekleştiriyordu. Addis Ababa, 120 milyonluk nüfusunun ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla uzun süredir denize erişim yolları arıyordu. Aslında Berbera Limanı’nın geliştirilmesini istemesinin arkasında Cibuti'ye alternatif bir liman bulmak yatıyordu. BAE, Berbera Limanı’nı Etiyopya sınırına bağlayan 400 milyon dolarlık bir yolun inşasını finanse etmeye yardımcı olarak Addis Ababa’nın işini oldukça kolaylaştırdı. Fakat Etiyopya, ticaret amaçlı isteklerinin ötesine geçip Somaliland kıyısında bir askeri üs inşa etmeyi içeren bir anlaşma imzalaması ve bunun karşılığında komşusunun bağımsızlığını tanıma sözü vermesi yeni bir durum. Bu durum da Somali’nin ve Ortadoğu'daki müttefiklerinin öfkeli tepkisine neden oldu.

sdvfdsv
Fotoğraf: Shutterstock

Öte yandan Somali, söz konusu anlaşmanın imzalanmasından sonra yalnızca Ortadoğu'daki müttefiklerinden yardım istemedi. Avrupa Birliği (AB) anlaşmayı kınarken, ABD endişelerini dile getirdi. Doğu Afrika (Afrika Boynuzu) Bloku Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD) ise gerilimin tırmanmasının önlenmesi çağrısında bulunmak üzere Uganda'da acil bir zirve düzenledi. Ancak yine de Ortadoğulu aktörler, Somali'nin anlaşmaya karşı mücadele planlarında önemli bir rol oynadı. Somali ayrıca anlaşmanın duyulmasından iki hafta sonra acil olarak AL Dışişleri Bakanları Toplantısı düzenlenmesi çağrısında bulundu. AL Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt, toplantıda Arap Birliği’nin Somali'nin egemenliğini desteklediğini vurguladı. Uzun süredir müttefik olan Türkiye ve Katar da vakit kaybetmeden Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud'a desteklerini açıkladı.

Ancak Katar, BAE ve Türkiye'nin aksine Somali’yi en çok destekleyenlerden biri Mısır oldu.

İsrail şu an Gazze Şeridi’ndeki savaşla meşgul olduğundan Etiyopya ile Somali arasındaki gerilime müdahale edemiyor.

Mısır, önce kendi iç sorunlarına, ardından da Afrika Boynuzu'ndaki komşusu Sudan'a odaklandığından 2010 yılına kadar Somali'yle fazla ilgilenmedi. Ancak son yıllarda askeri destek verilmesi de dahil olmak üzere Somali’ye yönelik müdahalelerini yoğunlaştırdı.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Etiyopya ile Somaliland arasındaki anlaşmanın duyurulmasından bir gün sonra Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud'la yaptığı telefon görüşmesinde desteğini ifade etmiş, beş gün sonra da Mısır'dan bir heyeti Mogadişu'ya göndermişti. Sisi, daha sonra Somali’nin egemenliğinin Mısır için ‘kırmızı çizgi’ olduğunu söyledi. Ancak Mısır'ın Somali’nin egemenliğinden daha büyük endişeleri var.

Prensipte uzun süredir Afrika'daki her türlü ayrılıkçı harekete karşı çıkan Mısır, kendi devletlerini zayıflatabilecek bir emsal oluşturacağından korkan diğer birçok sömürge sonrası devletin paylaştığı endişelere sahip. Mısır, daha spesifik olarak Somali konusunda ise Süveyş Kanalı tarafından güvence altına alınan hayati kazanımlarını tehdit eden Kızıldeniz'deki istikrarsızlıktan zaten endişeli. Ayrıca, Etiyopya'nın halihazırda güvenlik durumu kırılgan olan denizlerde daha fazla deniz gücüne erişmesini istemiyor. Bunun yanında Kahire ile Addis Ababa arasında, Etiyopya’nın Mavi Nil Nehri üzerinde inşa ettiği Büyük Rönesans Barajı (Hedasi) konusunda da fiili bir anlaşmazlık söz konusu. Kahire, tüm çabalarına rağmen Addis Ababa'yı, Mısır'ın su güvenliğine büyük bir tehdit oluşturan projeden vazgeçiremedi.

dcfvdf
İsrail'e ait bir F-16 savaş uçağı, İsrail'in Gazze Şeridi sınırı yakınlarında gökyüzüne işaret fişekleri fırlatırken, 24 Şubat 2024 (Reuters)

Öte yandan BAE, Somaliland ile Etiyopya arasında yapılan anlaşma karşısında nispeten sessiz kaldı. Son yıllarda, Addis Ababa ile onun baş düşmanı Asmara arasında 2018 yılında imzalanan barış anlaşmasına arabuluculuk yapan BAE, Etiyopya ile daha da yakınlaştı. Aynı zamanda Somaliland ile yakın ticari ilişkilere sahip olan BAE, daha önce de belirtildiği gibi, Berbera Limanı ile ilgili çeşitli anlaşmalar imzalayarak Hargeysa’yı gayri resmi olarak tanıdı. Ancak bu, müttefiki Etiyopya’nın eylemlerinin güçlü bir şekilde savunulması ya da AL üyesi olan Somali’nin güçlü bir şekilde desteklenmesi anlamına gelmedi.

Bu göreceli tarafsızlık, BAE'nin değişen jeopolitik koşullarını yansıtıyor olabilir. BAE’nin Somaliland'a yönelik ilk müdahalesi, adayı kısa bir süre önce Somali’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanan Katar'la bölgesel rekabetinin doruğa çıktığı bir dönemde de olsa Abu Dabi'nin Doha ile ilişkilerinde artık tansiyon daha düşük. Esasında BAE, 2022 yılında Somali'de Hasan Şeyh Mahmud'u desteklemişti. Hal böyle olunca ve BAE'nin her iki tarafta da çıkarları varken karşı tarafı tutması stratejik açıdan akıllıca olmayabilir.

Öte yandan bölge İsrail’in de radarında. İsrail, geçmişte Kızıldeniz'e kıyısı olan tek Arap olmayan ülke olarak mevcut statüsünü korumak istiyordu. İsrail, İran'ın geçmişte Hamas'a malzeme tedariki için Eritre ve Sudan üzerinden deniz yolunu kullanması nedeniyle endişeliydi. Bu yüzden 1960'lı ve 1970'li yıllardan beri yakın işbirliği içinde olduğu Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme ihtimalini memnuniyetle karşılamış, ancak sessizliğini korumuş olabilir. Ancak İsrail şu an Gazze Şeridi’ndeki savaşla bölgeye müdahale edemeyecek kadar meşgul ve muhtemelen ya kısmen ya da tamamen bölgede gözlerden uzak olacak.

Somali, 2000'li yıllardan itibaren Ortadoğu ülkelerinin müdahaleleriyle daha istikrarlı bir ülke haline geldi.

Tırmanış faktörleri mi yoksa sakinlik faktörleri mi?

Somaliland-Etiyopya anlaşmasının yarattığı krize dahil olan ülke sayısı göz önüne alındığında Ortadoğu ülkelerinin Somali'ye müdahalesinin şiddet olaylarının tırmanma riskini artırdığı sonucuna varılabilir. Son olarak Mısır Cumhurbaşkanı Sisi'nin Somali’nin egemenliğini Mısır’ın ‘kırmızı çizgi’ olarak nitelendirmesiyle, dış aktörlerin krizi nasıl militarize edebileceğini görmek kolay. Fakat yine de mesele tam olarak bu da değil. Somali'nin 2000'li yıllardan itibaren Ortadoğu ülkelerinin müdahaleleriyle daha istikrarlı bir ülke haline geldiği söylenebilir. Somali, her ne kadar eş-Şebab Hareketi henüz yenilgiye uğratılmamış ve halen istikrara kavuşmamış olsa da son on yılda, önceki otuz yıla kıyasla çok daha fazla yabancı yatırım çekti. Bu da en azından başkent Mogadişu'da bir dereceye kadar istikrarın sağlanmasına katkıda bulundu. BAE, Katar, Türkiye ve diğer ülkeler, seçimlerde farklı adayları desteklemiş olsa da bu ülkelerin hiçbiri, başka bazı ülkelerde olduğu gibi rakip silahlı grupları desteklemeye başvurmadı.

BAE, Etiyopya ile Eritre arasındaki arabuluculukta hayati bir rol oynadı. Bu da Ortadoğu ülkelerinin işlevsiz olmak şöyle dursun, istikrarı teşvik etme potansiyeline sahip olduğunu gösteriyor. Mevcut krizde de aynısı olabilir. Çağımızın aktörleri üzerinde giderek artan Ortadoğu ülkelerinin müdahaleleri, gerilimleri artırabildiği kadar bu gerilimleri kolayca yatıştırmaya da yardımcı olabilir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
TT

Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)

Harvard Üniversitesi’nde ekonomi profesörü olan Pol Antras, Suudi Arabistan’ın küresel ticaretteki dönüşüm sahnesinde istisnai bir model sunduğunu ve geleneksel gelişmekte olan piyasa kalıplarından köklü şekilde farklılaştığını belirtti. Antras, küreselleşmenin sona ermediğini, aksine ‘parçalı entegrasyon’ adıyla yeniden şekillendiğini vurguladı. Şarku’l Avsat’a konuşan Antras, Suudi Arabistan’ın vizyonu ve yapısal reformlarının, ülkeyi dünyadaki bu parçalı entegrasyon sürecinden faydalanabilecek avantajlı bir konuma getirdiğini söyledi. Antras, ülkenin lojistik ve yapay zekâ alanındaki yatırımlarının, küresel krizlerin yarattığı gürültüyü aşan sürdürülebilir büyümenin gerçek motoru olduğunu kaydetti.

Pol Antras, modern dönemin önde gelen ekonomi teorisyenlerinden biri olarak kabul ediliyor ve Harvard Üniversitesi’nde profesör olarak görev yapıyor. Uluslararası ticaret konusundaki araştırmaları, şirketlerin üretim süreçlerini sınırlar ötesinde nasıl organize ettiklerini ve küresel değer zincirlerini anlamada çığır açıcı nitelikte.

Geleneksel ekonomi sınıflandırmalarını eleştirerek konuşmasına başlayan Antras, “Gelişmekte olan piyasaların uluslararası ticaret dönüşümünden nasıl faydalandığı konusunda genel ifadeler kullanmak çok zor. Bunun nedeni, genellikle ülkeleri kıtalarda veya benzer gruplarda toplama eğilimimizdir” dedi. Antras, ‘gelişmekte olan piyasalar’ kavramının altında çok farklı sanayi yapılarının saklı olduğunu vurgulayarak Suudi Arabistan’ın durumunu örnek gösterdi: “Bazı ekonomiler büyük ölçüde imalat ihracatına dayanıyor ve ticari entegrasyon ile pazar erişimi onların hayat damarları. Buna karşılık Suudi Arabistan gibi bir ekonomi, çok fazla ihraç yapmasına rağmen Çin ile temel ürünlerinde çok az rekabetle karşılaşıyor.” Bu durumun Suudi Arabistan için eşsiz bir fırsat yarattığını belirten Antras, “Suudi Arabistan için bu dönem, Çin’den daha düşük maliyetle mal temin etmek veya daha önce yalnızca ABD pazarına giden ürün çeşitlerine erişim sağlamak için büyük bir fırsat” dedi.

Gelişmekte olan piyasaların ‘damping’ ve rekabet baskısıyla nasıl başa çıkması gerektiği sorulduğunda Antras, açık bir tavsiye verdi: “Bence gelişmekte olan piyasalar olabildiğince az korumacı eğilim göstermeli. Bu kolay olmayacak; çünkü Çin’in ihracat artışı bazı yerel üreticileri etkileyecek ve onları koruma yönünde siyasi baskı yaratacak. Ancak geleceğe doğru yol, kendinizi çok taraflı sisteme bağlı bir ekonomi olarak konumlandırmak, yabancı üreticilerin pazara girmesine izin vermek ve aynı zamanda yerli üreticilerin dış pazarlara açılmasını teşvik etmektir. Büyük ülkelerin uygulamalarını taklit etmekten tamamen kaçınmalıyız.”

Yerel sanayilerin korunmasıyla ilgili olarak ise Antras şu ifadeleri kullandı: “Evet, Çin’in damping uygulamaları bazı ülkelerde ciddi kaygı yaratıyor, çünkü bu ülkelerin yerli üretim tabanları Çin ürünleriyle doğrudan rekabet ediyor. Ancak Suudi Arabistan için endişe daha az; çünkü Çin ürünleriyle doğrudan çatışan bir üretim tabanı yok. Aslında ucuz ithalat, Suudi tüketiciye fayda sağlayabilir. Eğer bir sektör zarar görürse, insanları korumanın daha iyi yolları var: kredi planları sağlamak, sübvansiyonlar vermek veya şirketlerin iş modellerini yeniden düşünmelerine ve geliştirmelerine yardımcı olmak gibi.”

Küreselleşme ölmedi... sadece ‘parçalandı’

‘Küreselleşmenin sona erip ermediği’ sorusuna yanıt veren Antras, yeni bir kavram ortaya koyarak şöyle dedi: “Bence küreselleşme bitmedi, ben bunu ‘parçalı entegrasyon’ (Fragmented Integration) olarak adlandırıyorum. Entegrasyon süreci devam edecek, ancak ticaret anlaşmaları farklı yollarla yapılacak. Artık sadece çok taraflı müzakerelere güvenemeyiz; çünkü bu anlaşmalara bağlılık hissi dünya genelinde azaldı. Anlaşmalar imzalanmaya devam edecek, ancak süreç daha karmaşık olacak ve belirsizlik en belirgin özellik olarak kalacak.”

Faiz ve yapay zekâ: madalyonun diğer yüzü

Yüksek faiz oranlarının gelişmekte olan ülkelerin karmaşık sanayilere geçiş planları üzerindeki etkisine de değinen Antras, “Yüksek faiz oranları, gelişmekte olan piyasaların karşılaştığı risk primiyle birlikte, yatırımları şüphesiz sınırlıyor. İhracat, kredi, yatırım ve kalite iyileştirmesi gerektiriyor. Ancak faizlerin yükselmesinin temel bir nedeni var; bu, yapay zekâ ve teknolojik değişim kaynaklı yüksek büyüme beklentilerini yansıtıyor” ifadelerini kullandı.

Antras, bu büyümenin aynı zamanda çözüm sunduğunu belirterek şöyle devam etti: “Eğer bu büyüme potansiyeli gerçekleşirse, verimlilik önemli ölçüde artacak ve KOBİ’ler talebi daha iyi öngörebilecek, daha önce keşfedilmemiş pazarlara erişim sağlayacak. Dolayısıyla evet, faizler kısa vadede olumsuz bir güç, ancak gerçek bir büyüme potansiyelinden kaynaklanıyorsa durum o kadar da kötü olmayabilir.”

İş kaygısı ve devlet müdahalesi

Antras, işgücü piyasasına ilişkin derin endişelerini de dile getirdi. Önümüzdeki zorlukların çift yönlü ve ciddi olduğunu belirten Antras, Çin’in rekabeti ile yapay zekâ aracılığıyla otomasyonun işgücü üzerindeki etkisinin birleştiğini vurguladı. Antras, “İşgücünün geleceği konusunda ciddi endişelerim var; Çin’den gelen yoğun ihracat rekabeti, yapay zekâ ile işlerin otomatikleşmesiyle birleşirse, özellikle genç işçiler arasında ciddi işgücü piyasası sıkıntılarına yol açabilir” dedi.

Bu durumun piyasaya bırakılmaması gerektiğini söyleyen Antras, “Burada hükümet müdahalesine acil ihtiyaç var; bu müdahale, büyük mali kaynaklar ve yüksek düzeyde hazırlık gerektiriyor” dedi. Tek çözümün ‘verimlilik şartı’ olduğunu belirten Antras sözlerini şöyle noktaladı: “Yeni teknolojiler beklenen ölçüde verimliliği artırırsa, bu büyüme hükümetlere zarar görenleri telafi etmek ve insan kaynaklarını yeniden eğitmek için gerekli mali alanı sağlayacaktır. Başarı, kısa vadeli olumsuz etkileri yönetmek ile uzun vadeli stratejik kazançlara yatırım yapmak arasında hassas bir denge kurmakta yatıyor.”


Afrika'da "hamile bluzu" tartışması

Popüler Ganalı YouTuber Wode Maya, ülkesinin liderinin yerel kıyafetleri yurtdışında da tanıtmasının önemli olduğunu söyledi (Gana Cumhurbaşkanlığı)
Popüler Ganalı YouTuber Wode Maya, ülkesinin liderinin yerel kıyafetleri yurtdışında da tanıtmasının önemli olduğunu söyledi (Gana Cumhurbaşkanlığı)
TT

Afrika'da "hamile bluzu" tartışması

Popüler Ganalı YouTuber Wode Maya, ülkesinin liderinin yerel kıyafetleri yurtdışında da tanıtmasının önemli olduğunu söyledi (Gana Cumhurbaşkanlığı)
Popüler Ganalı YouTuber Wode Maya, ülkesinin liderinin yerel kıyafetleri yurtdışında da tanıtmasının önemli olduğunu söyledi (Gana Cumhurbaşkanlığı)

Bu hafta Lusaka'da düzenlenen Gana-Zambiya İş Forumu'na Batı Afrika ülkesinin lideri John Dramani Mahama da katıldı. 

67 yaşındaki Gana Cumhurbaşkanı, Afrika'nın güneyindeki Zambiya'nın başkentine çarşamba günü ulaştığında üstünde "fugu" diye bilinen geleneksel bir kıyafet vardı. 

Üç günlük devlet ziyaretine panço benzeri bu kıyafetle başlayan Mahama'yı, Zambiya Devlet Başkanı Hakainde Hichilema ve beraberindeki yetkililer takım elbiseleriyle karşıladı.

Gana Cumhurbaşkanı, Zambiya'da yaşayan yurttaşlarıyla bir araya geldiğinde de üzerinde aynı kıyafet vardı

Haftanın bir gününü "Fugu Cuması" ilan ederek geleneksel kıyafetlerin giyilmesini teşvik eden Mahama, sosyal medyada alaycı yorumlara konu oldu. 

BBC'nin yorumunu aktardığı Zambiyalılardan Malama Mulenga, "hamile bluzu" derken Master G, meşhur Cazcı Kardeşler (Blues Brothers) filmine gönderme yaparak "Bluz kardeşlerimizi seviyoruz" ifadesini kullandı.

Gana Dışişleri Bakanı Samuel Okudzeto Ablakwa bu kıyafetin sosyal medyada ses getirmesinin gençlerin kültürel miraslarına sahip çıkmaya niyetli olduğunun göstergesi olduğunu savundu. 

45 yaşındaki siyasetçi, fuguyu bir kıyafetten ibaret görmediklerini, Afrika kimliği, onuru ve mirasının bir sembolü olarak saydıklarını söyledi:

Sosyal medyada bu elbiseyi merak eden gençlere: Bu kıyafeti 6 Mart 1957'de ülkenin bağımsızlığını ilan eden, Gana'nın kurucusu Osagyefo Kwame Nkrumah giyiyordu.

63 yaşındaki Zambiya lideri de mevkidaşının kıyafet tercihini destekledi. Hichilema cuma günü yaptığı açıklamada Mahama'nın kendisine bir adet fugu hediye ettiğini hatırlattı. Ancak daha fazlasını almaya niyetli olduğunu da sözlerine ekledi: 

Sosyal medyadaki yorumlardan sonra Gana'dan daha fazla fugu isteyeceğiz.

Independent Türkçe, BBC, News Ghana


David Beckham'dan arasının açık olduğu oğlu Brooklyn'e gönderme

Brooklyn, Victoria ve David Beckham (Reuters)
Brooklyn, Victoria ve David Beckham (Reuters)
TT

David Beckham'dan arasının açık olduğu oğlu Brooklyn'e gönderme

Brooklyn, Victoria ve David Beckham (Reuters)
Brooklyn, Victoria ve David Beckham (Reuters)

David Beckham, Brooklyn'in ailesiyle barışma planı olmadığını açıklamasından sadece birkaç hafta sonra, en büyük oğlu hakkında düşük profilli bir gönderme paylaşmış gibi görünüyor.

26 yaşındaki Brooklyn, ocak ayında Instagram'da yayımladığı bomba etkisi yaratan açıklamada, babası David ve annesi Victoria'yı, oyuncu ve mirasyedi eşi Nicola Peltz Beckham'la ilişkisini "durmaksızın sabote etmeye" çalışmakla suçlamıştı.

"Tüm hayatım boyunca, ebeveynlerim basında ailemiz hakkındaki anlatıları kontrol etti" iddiasında bulunmuştu.

Yapmacık sosyal medya paylaşımları, aile etkinlikleri ve sahte ilişkiler, içine doğduğum hayatın değişmez bir parçası oldu.

Beckham ailesi henüz Brooklyn'in açıklamasına doğrudan yorumda bulunmadı ancak 50 yaşındaki eski futbolcu, son sosyal medya paylaşımında oğluna ince bir gönderme yaptı.

İngiltere milli takımının eski kaptanı, kariyeri boyunca kullandığı kramponların "arşivinin" fotoğrafını paylaştı; bazılarının üzerinde Brooklyn'in adı yazılmıştı.

Kramponların çoğunda Brooklyn'in küçük kardeşleri 23 yaşındaki Romeo, 20 yaşındaki Cruz ve 14 yaşındaki Harper'ın da adları yazıyordu.

sdfv
David Beckham, kişiselleştirilmiş krampon "arşivinin" fotoğrafını paylaştı (Instagram/Davidbeckham)

David, futbol kariyerine 1992'de Manchester United'da başlamış, 2003'te Real Madrid'e transfer olmuş ve daha sonra LA Galaxy'de oynamak için Atlantik'in ötesine geçmişti.

Bu hafta, Brooklyn'in babasına adanmış bir dövmesini kapattırdığı iddia edildi.

Gelecek vaat eden aşçı Brooklyn'in kolunda daha önce "Baba" kelimesi yazılmış bir çapa dövmesi vardı.

Ancak Brooklyn'in yakın zamanda çekilen bir fotoğrafında, yazının soyut şekillerle kapatıldığı anlaşılıyordu.

Brooklyn'in kayınpederi milyarder Nelson Peltz, yakın zamanda bir soru-cevap etkinliğinde aile dramasına değinerek, izleyicilere "uzun ve mutlu bir evlilikleri olmasını" umduğunu söyledi.

"Kızım ve Beckham ailesi bambaşka bir konu ve bugün burada bunun hakkında konuşmayacağız" dedi.

Şunu söyleyeyim, kızım harika, damadım Brooklyn harika ve onların uzun ve mutlu bir evlilik geçirmesini çok istiyorum.

Independent Türkçe