Ortadoğu ülkeleri neden Somali'ye gün geçtikçe daha fazla ilgi göstermeye başladı?

Etiyopya’nın Somaliland ile yaptığı anlaşma sonrası bölgede gerilimin tırmanma riski arttı

İllüstratör: Nash Weerasekera
İllüstratör: Nash Weerasekera
TT

Ortadoğu ülkeleri neden Somali'ye gün geçtikçe daha fazla ilgi göstermeye başladı?

İllüstratör: Nash Weerasekera
İllüstratör: Nash Weerasekera

Christopher Phillips

Dünyanın tüm dikkati halen Gazze Şeridi’ndeki savaş üzerindeyken, Kızıldeniz'in diğer yakasında medyanın gözünden kaçan bir kriz büyüyor. Bu kriz, yakında bölgeyi benzer şekilde istikrarsızlaştıracak.

Somali'den 1991 yılından bu yana fiili olarak bağımsızlığını sürdüren ayrılıkçı Somaliland Cumhuriyeti, henüz uluslararası toplum tarafından tanınmış değil. Ancak Somaliland ile komşusu Etiyopya arasında geçtiğimiz ocak ayı başlarında imzalanan mutabakat zaptı sonrasında bu durum değişecek gibi görünüyor. Herhangi bir deniz limanı olmayan Etiyopya, Berbera Limanı da dahil olmak üzere Somaliland’ın Kızıldeniz kıyılarına erişme ve askeri üs kurma karşılığında komşusunu tanıma sözü verdi.

İki ülke arasında yapılan anlaşmanın duyurulması, Etiyopya’yı ‘topraklarını resmi olarak parçalamaya yeşil ışık yakmakla’ suçlayan Somali’yi kızdırdı. Duyuru, Somali'nin toprak bütünlüğünü destekleyen ve aynı zamanda Etiyopya’nın Kızıldeniz’e erişme fırsatı yakalamasından endişe eden Mısır başta olmak üzere Ortadoğu'daki birçok ülkenin de tepkisini çekti.

Öte yandan Ortadoğu ülkelerinin bu tartışmaya ilgisi yeni değil. Bölgesel güçler, son on yıldır Somali siyasetine ve genel olarak Afrika Boynuzu bölgesine olan ilgilerini önemli ölçüde artırdı.

Somali ve Afrika Boynuzu'nda yalnızca Mısır'ın değil, Katar'ın, Türkiye'nin, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) ve hatta söz konusu ülkelerden biraz daha az da olsa Suudi Arabistan'ın, İran'ın ve İsrail'in özel çıkarları var.

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, anlaşmanın imzalanmasından kısa bir süre sonra Kahire’ye ve Doha'ya gerçekleştirdiği ani ziyaretlerin yanı sıra anlaşmanın hayata geçirilmesini engellemek amacıyla Arap Birliği'ni (AL) acil toplantıya çağırması da bu özel çıkarların bir göstergesi. Ortadoğu ülkeleri, bir zamanlar Afrika Boynuzu bölgesinde yaşanan gerilimlerden ve çatışmalardan zarar gören ve Arapça konuşulan bir ülke olan Somali ile ilgilenmezken, ülke bugün Ortadoğu dış politikasının ve zaman zamanda rekabetin önemli bir sahası haline gelmiş durumda.

Körfez’deki birçok ülke, ABD’nin Somali'deki cihatçı militanlarla ilgili endişelerini paylaşıyordu.

Somali'de Ortadoğu

Somali, Ortadoğu'ya olan yakınlığına rağmen bölgesel güçler açısından geçmişte yüksek bir önceliğe hiç sahip olmadı. Somali, Ortadoğu bölgesiyle kültürel, dini ve dilsel bağları olduğundan 1974 yılında AL üyeliğine kabul edildi. Aynı bağlar, Katar'ın 1980'lerde Somali ile iş anlaşmaları geliştirmesine de katkıda bulundu. Öte yandan Somali’nin 1960 yılında bağımsızlığını kazanmasından bu yana ülke tarihinin büyük bölümünde onunla en fazla ilgilenen ve ülkede en fazla etkili olan dış güçler Ortadoğu ülkeleri değil, küresel güçler oldu.

Soğuk Savaş döneminde Somali'de iktidarı elinde bulunduran Marksist diktatörlük, Mogadişu'yu kapsamlı bir şekilde silahlandırdı ve 1977 yılında Etiyopya'ya yönelik talihsiz işgali başlatması için onu cesaretlendiren Sovyetler Birliği ile ittifak kurdu. Ancak savaş sırasında fırsatçı bir politika izleyen Moskova, tutum değiştirdi. Bu durum, Somali'nin yenilgisine ve sonunda da çöküşüne yol açtı. Ülke 1991 yılından sonra kaosa sürüklendi. Ülkede iç savaş çıkması, ABD’nin dikkatinin ona yönelmesini sağladı. ABD, eski Başkan George H.W. Bush'un ‘Yeni Dünya Düzeni’ planı çerçevesinde 1992 yılında Mogadişu'yu istikrara kavuşturmak için Birleşmiş Milletlere (BM) bağlı görev gücünün liderliğini üstlendi.

sd vdf
Somalili muhalif milisler, Mogadişu'daki üslerine doğru yola çıkmadan önce, 7 Mayıs 2021 (AFP)

Ancak ABD, ağır kayıplar vermesi ve Somali’ye olan ilgisini kaybetmesi sonrası askerlerini bir yıllık görev süresinin ardından geri çekse de Somali, Washington'ın radarında kalmaya devam etti. ABD’de yaşanan 11 Eylül saldırılarından sonra Somali'de faaliyet gösteren radikal İslamcı milisler, eski Başkan George W. Bush'un 2002 yılında Sonsuz Özgürlük Operasyonu - Afrika Boynuzu (Operation Enduring Freedom – Horn of Africa/OEF-HOA) adlı askeri operasyonun başlatılması ve Somalili cihatçı milislerle mücadele için komşusu Cibuti'de bir askeri üs kurulması talimatı vermesinde rol oynadı. Beyaz Saray ayrıca, Mogadişu'da iktidara gelen İslamcı çizgideki İslami Mahkemeler Birliği (ICU) örgütünü ortadan kaldırmak amacıyla müttefiki Etiyopya'nın 2006 yılında Somali'yi işgalini destekledi.

İşgal, Ortadoğu’daki güçlerin Somali'ye daha güçlü müdahale etmesinin önünü açtı. Katar, işgalden önce İslam Mahkemeleri Birliği ile ilişkiler kurmuştu. Bu yüzden Somali’nin işgaline karşı çıksa da 2006 yılından sonra Somali’de Etiyopya ve Afrika Birliği (AfB) tarafından kurulan başkanlık sisteminde yer alan siyasal İslamcılarla ilişkilerini sürdürdü. Körfez’deki birçok ülke, ABD’nin Somali'deki cihatçı militanlarla ilgili endişelerini paylaşıyordu. 2000'li yılların sonlarında Somali'nin orta kesimlerinin ve güneyinin büyük bir bölümünü ele geçiren El Kaide bağlantılı eş-Şebab Hareketi’nin İslami Mahkemeler Birliği'ni desteklemesiyle bu endişelerin yersiz olmadığı kısa sürede anlaşıldı.

BAE ve Katar, Somali’de 2012, 2017 ve 2022 yıllarında gerçekleşen cumhurbaşkanlığı seçimlerinde rakip adayları destekledi.

Ortadoğu’dan birçok ülke, uluslararası deniz taşımacılığı için stratejik öneme sahip bir bölge olan Kızıldeniz ve Hint Okyanusu'nun hassas kıyılarında cihatçı gruplarla mücadele etmek ve istikrarı sağlamak amacıyla bölgede ilk kez büyük bir müdahaleye girişti. Bölgesel rakipler arasında gerilim artarken, Somali siyaseti beklenmedik şekilde bir savaş arenasına dönüştü. BAE ve Katar, Somali’de 2012, 2017 ve 2022 yıllarında gerçekleşen cumhurbaşkanlığı seçimlerinde rakip adayları destekledi ve bu adayların seçim kampanyalarına kaynak aktardı. Hem BAE hem de Katar, özellikle Somali'nin 2011 yılında şiddetli bir kıtlık yaşamasının ardından ülkeye önemli miktarlarda yardım gönderdi, altyapı projelerine yatırım yaptı ve Somali ordusunun eğitimine yardım etti. Aynı rolü Türkiye de oynadı. Ankara, 2017 yılında Somali'ye ihracat yapan en büyük beşinci ülke haline geldi. Bunun yanında Türkiye, yardım programları aracılığıyla Somali’de yeni hastaneler, okullar ve yollar inşa etti. Türk şirketleri, Mogadişu Limanı’nın ve Uluslararası Havaalanı’nın geliştirilmesi için yapılan birçok ihaleyi kazandı.

Bir yandan Katar ile Türkiye, diğer yandan BAE arasında 2000'li yılların ortalarında giderek artan rekabet, 2017’de Katar'ın desteklediği cumhurbaşkanı adayının seçimleri kazanmasıyla BAE'nin Somali'den geçici olarak önemli ölçüde geri çekmesine neden oldu. Böylece Abu Dabi'nin Somaliland'a olan ilgisi arttı. Bölge, 1980'li yılların sonunda Somali devletine karşı isyan bayrağı çekmiş, ancak Mogadişu demir yumrukla isyanı bastırmıştı.

sdvfsv
Etiyopya ile ayrılıkçı Somaliland bölgesi arasında imzalanan liman anlaşmasının ardından Mogadişu’daki Eng. Yariisow Stadyumu’nda düzenlenen Somali hükümetine destek gösterisi sırasında Somali bayrağını dalgalandıran kız öğrenciler, 3 Ocak 2024 (AFP)

Mogadişu, 1991 yılında kaosa sürüklenince (Somaliland'ın başkenti) Hargeisa, neredeyse eski İngiliz kolonisi dönemdeki sınırlar içinde bağımsızlığını ilan etme fırsatı yakaladı. Uluslararası toplumdan hiçbir taraf, Somaliland’ın Somali’den ayrılmasını kabul etmese de Somali, bölgeyi geri alamayacak kadar zayıftı. Çeşitli dış güçlerle sahip olduğu gayrı resmi ilişkilerden yararlanan Hargeysa, demokratik bir hükümet kurmayı başardı.

Bahsi geçen dış güçlerden biri, Mogadişu ile arasında çok eskilere dayanan bir düşmanlığa sahip olan ve Somali'nin ‘Balkanlaştırılmasını’ memnuniyetle karşılayan Etiyopya'ydı. Addis Ababa, 2016 yılında Somaliland bölgesindeki Berbera Limanı’nı geliştirmesi için BAE’ye baskı yaptı ve bunda başarılı oldu. Aynı zamanda Hargeysa ile Abu Dabi arasında daha yakın ilişkiler kurulmasına yardım etti. Anlaşma sonucunda Dubai merkezli Dubai Port World Şirketi otuz yıllığına limanı kiraladı. Anlaşmada BAE’nin Yemen'deki savaşın en yoğun olduğu dönemde inşa etmeye başladığı bir askeri ve deniz üssünün kurulmasını içerse de savaş sona erince BAE, üslerin inşasını iptal etme kararı aldı. 2017 yılında Somali'ye yönelik müdahalelerinden geri adım atan BAE, Somaliland ile askeri işbirliğini güçlendirdi ve sahil güvenlik, polis kuvvetleri ve güvenlik servislerinin eğitilmesi alanlarında Hargeysa’ya yardımcı oldu.

Addis Ababa uzun süredir halkın ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla denize erişim yolları arıyordu.

2024 krizi

Somaliland ile Etiyopya arasında bu yılın başlarında yapılan anlaşma, ilişkilerinin daha uzun yıllar devam edeceğine ve hem diplomatik hem de stratejik angajmanlarında büyük bir değişimin olacağına işaret ediyor. Esasında Etiyopya, 1991 yılında Somali'den bağımsızlığını ilan etmesinden bu yana Somaliland’ın yakın bir müttefiki olmaya devam etti. Etiyopya, Somali'nin parçalanması karşısında memnuniyetini gizlemezken, Somaliland'ın ona sağladığı Kızıldeniz'e erişim imkanına da büyük değer veriyor. Çünkü Etiyopya, Eritre'nin 1991 yılında bağımsızlığını kazanmasıyla denize erişimini kaybetti.

Etiyopya, o tarihten bu yana ticaretinin büyük kısmını, dar bir geçiş noktası olan Cibuti Limanı üzerinden gerçekleştiriyordu. Addis Ababa, 120 milyonluk nüfusunun ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla uzun süredir denize erişim yolları arıyordu. Aslında Berbera Limanı’nın geliştirilmesini istemesinin arkasında Cibuti'ye alternatif bir liman bulmak yatıyordu. BAE, Berbera Limanı’nı Etiyopya sınırına bağlayan 400 milyon dolarlık bir yolun inşasını finanse etmeye yardımcı olarak Addis Ababa’nın işini oldukça kolaylaştırdı. Fakat Etiyopya, ticaret amaçlı isteklerinin ötesine geçip Somaliland kıyısında bir askeri üs inşa etmeyi içeren bir anlaşma imzalaması ve bunun karşılığında komşusunun bağımsızlığını tanıma sözü vermesi yeni bir durum. Bu durum da Somali’nin ve Ortadoğu'daki müttefiklerinin öfkeli tepkisine neden oldu.

sdvfdsv
Fotoğraf: Shutterstock

Öte yandan Somali, söz konusu anlaşmanın imzalanmasından sonra yalnızca Ortadoğu'daki müttefiklerinden yardım istemedi. Avrupa Birliği (AB) anlaşmayı kınarken, ABD endişelerini dile getirdi. Doğu Afrika (Afrika Boynuzu) Bloku Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD) ise gerilimin tırmanmasının önlenmesi çağrısında bulunmak üzere Uganda'da acil bir zirve düzenledi. Ancak yine de Ortadoğulu aktörler, Somali'nin anlaşmaya karşı mücadele planlarında önemli bir rol oynadı. Somali ayrıca anlaşmanın duyulmasından iki hafta sonra acil olarak AL Dışişleri Bakanları Toplantısı düzenlenmesi çağrısında bulundu. AL Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt, toplantıda Arap Birliği’nin Somali'nin egemenliğini desteklediğini vurguladı. Uzun süredir müttefik olan Türkiye ve Katar da vakit kaybetmeden Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud'a desteklerini açıkladı.

Ancak Katar, BAE ve Türkiye'nin aksine Somali’yi en çok destekleyenlerden biri Mısır oldu.

İsrail şu an Gazze Şeridi’ndeki savaşla meşgul olduğundan Etiyopya ile Somali arasındaki gerilime müdahale edemiyor.

Mısır, önce kendi iç sorunlarına, ardından da Afrika Boynuzu'ndaki komşusu Sudan'a odaklandığından 2010 yılına kadar Somali'yle fazla ilgilenmedi. Ancak son yıllarda askeri destek verilmesi de dahil olmak üzere Somali’ye yönelik müdahalelerini yoğunlaştırdı.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Etiyopya ile Somaliland arasındaki anlaşmanın duyurulmasından bir gün sonra Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud'la yaptığı telefon görüşmesinde desteğini ifade etmiş, beş gün sonra da Mısır'dan bir heyeti Mogadişu'ya göndermişti. Sisi, daha sonra Somali’nin egemenliğinin Mısır için ‘kırmızı çizgi’ olduğunu söyledi. Ancak Mısır'ın Somali’nin egemenliğinden daha büyük endişeleri var.

Prensipte uzun süredir Afrika'daki her türlü ayrılıkçı harekete karşı çıkan Mısır, kendi devletlerini zayıflatabilecek bir emsal oluşturacağından korkan diğer birçok sömürge sonrası devletin paylaştığı endişelere sahip. Mısır, daha spesifik olarak Somali konusunda ise Süveyş Kanalı tarafından güvence altına alınan hayati kazanımlarını tehdit eden Kızıldeniz'deki istikrarsızlıktan zaten endişeli. Ayrıca, Etiyopya'nın halihazırda güvenlik durumu kırılgan olan denizlerde daha fazla deniz gücüne erişmesini istemiyor. Bunun yanında Kahire ile Addis Ababa arasında, Etiyopya’nın Mavi Nil Nehri üzerinde inşa ettiği Büyük Rönesans Barajı (Hedasi) konusunda da fiili bir anlaşmazlık söz konusu. Kahire, tüm çabalarına rağmen Addis Ababa'yı, Mısır'ın su güvenliğine büyük bir tehdit oluşturan projeden vazgeçiremedi.

dcfvdf
İsrail'e ait bir F-16 savaş uçağı, İsrail'in Gazze Şeridi sınırı yakınlarında gökyüzüne işaret fişekleri fırlatırken, 24 Şubat 2024 (Reuters)

Öte yandan BAE, Somaliland ile Etiyopya arasında yapılan anlaşma karşısında nispeten sessiz kaldı. Son yıllarda, Addis Ababa ile onun baş düşmanı Asmara arasında 2018 yılında imzalanan barış anlaşmasına arabuluculuk yapan BAE, Etiyopya ile daha da yakınlaştı. Aynı zamanda Somaliland ile yakın ticari ilişkilere sahip olan BAE, daha önce de belirtildiği gibi, Berbera Limanı ile ilgili çeşitli anlaşmalar imzalayarak Hargeysa’yı gayri resmi olarak tanıdı. Ancak bu, müttefiki Etiyopya’nın eylemlerinin güçlü bir şekilde savunulması ya da AL üyesi olan Somali’nin güçlü bir şekilde desteklenmesi anlamına gelmedi.

Bu göreceli tarafsızlık, BAE'nin değişen jeopolitik koşullarını yansıtıyor olabilir. BAE’nin Somaliland'a yönelik ilk müdahalesi, adayı kısa bir süre önce Somali’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanan Katar'la bölgesel rekabetinin doruğa çıktığı bir dönemde de olsa Abu Dabi'nin Doha ile ilişkilerinde artık tansiyon daha düşük. Esasında BAE, 2022 yılında Somali'de Hasan Şeyh Mahmud'u desteklemişti. Hal böyle olunca ve BAE'nin her iki tarafta da çıkarları varken karşı tarafı tutması stratejik açıdan akıllıca olmayabilir.

Öte yandan bölge İsrail’in de radarında. İsrail, geçmişte Kızıldeniz'e kıyısı olan tek Arap olmayan ülke olarak mevcut statüsünü korumak istiyordu. İsrail, İran'ın geçmişte Hamas'a malzeme tedariki için Eritre ve Sudan üzerinden deniz yolunu kullanması nedeniyle endişeliydi. Bu yüzden 1960'lı ve 1970'li yıllardan beri yakın işbirliği içinde olduğu Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme ihtimalini memnuniyetle karşılamış, ancak sessizliğini korumuş olabilir. Ancak İsrail şu an Gazze Şeridi’ndeki savaşla bölgeye müdahale edemeyecek kadar meşgul ve muhtemelen ya kısmen ya da tamamen bölgede gözlerden uzak olacak.

Somali, 2000'li yıllardan itibaren Ortadoğu ülkelerinin müdahaleleriyle daha istikrarlı bir ülke haline geldi.

Tırmanış faktörleri mi yoksa sakinlik faktörleri mi?

Somaliland-Etiyopya anlaşmasının yarattığı krize dahil olan ülke sayısı göz önüne alındığında Ortadoğu ülkelerinin Somali'ye müdahalesinin şiddet olaylarının tırmanma riskini artırdığı sonucuna varılabilir. Son olarak Mısır Cumhurbaşkanı Sisi'nin Somali’nin egemenliğini Mısır’ın ‘kırmızı çizgi’ olarak nitelendirmesiyle, dış aktörlerin krizi nasıl militarize edebileceğini görmek kolay. Fakat yine de mesele tam olarak bu da değil. Somali'nin 2000'li yıllardan itibaren Ortadoğu ülkelerinin müdahaleleriyle daha istikrarlı bir ülke haline geldiği söylenebilir. Somali, her ne kadar eş-Şebab Hareketi henüz yenilgiye uğratılmamış ve halen istikrara kavuşmamış olsa da son on yılda, önceki otuz yıla kıyasla çok daha fazla yabancı yatırım çekti. Bu da en azından başkent Mogadişu'da bir dereceye kadar istikrarın sağlanmasına katkıda bulundu. BAE, Katar, Türkiye ve diğer ülkeler, seçimlerde farklı adayları desteklemiş olsa da bu ülkelerin hiçbiri, başka bazı ülkelerde olduğu gibi rakip silahlı grupları desteklemeye başvurmadı.

BAE, Etiyopya ile Eritre arasındaki arabuluculukta hayati bir rol oynadı. Bu da Ortadoğu ülkelerinin işlevsiz olmak şöyle dursun, istikrarı teşvik etme potansiyeline sahip olduğunu gösteriyor. Mevcut krizde de aynısı olabilir. Çağımızın aktörleri üzerinde giderek artan Ortadoğu ülkelerinin müdahaleleri, gerilimleri artırabildiği kadar bu gerilimleri kolayca yatıştırmaya da yardımcı olabilir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
TT

Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’li müzakerecilerle gerçekleştirdiği görüşmelerin ilk turunun sonuçları hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi. Diğer yandan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, Tahran ile Washington arasında nükleer müzakerelerde arabuluculuk rolü üstlenen Umman’a yarın bir heyetin başında gitmeyi planladığını açıkladı.

Laricani’nin ziyareti, geçen hafta sonu Umman’da yaklaşık dokuz aylık aranın ardından yapılan dolaylı görüşmelerin ilk turunu izleyen ve İran-ABD hattında ikinci bir müzakere turuna ilişkin beklentilerin arttığı bir döneme denk geliyor.

Söz konusu görüşmeler, ABD’nin İran yakınlarında deniz kuvvetlerini artırdığı ve Tahran’ın olası bir saldırıya sert karşılık vereceğini duyurduğu bir ortamda, diplomasiye yeni bir fırsat açmayı amaçlıyor.

Laricani, Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Umman’da üst düzey yetkililerle bir araya gelerek son bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele alacağını, bunun yanı sıra ikili iş birliğini farklı düzeylerde değerlendireceğini belirtti.

Müzakerelerin bir sonraki turunun tarih ve yerinin ise henüz açıklanmadığı kaydedildi. Nükleer görüşmelere, İran’da Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin nezaret ettiği ve nihai kararların, Dini Lider Ali Hamaney’in onayının ardından alındığı ifade edildi.

scdvfgth
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, 18 Ocak’ta Tahran’da Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin için düzenlenen resepsiyonun ardından ofisinden ayrılırken görülüyor. (Laricani’nin internet sitesi)

Laricani’nin Umman’a yapacağı ziyaretin duyurulması, Arakçi’nin bugün parlamentoyu, kapalı kapılar ardında yapılan bir oturumda görüşmelerin sonuçları hakkında bilgilendirmesiyle eş zamanlı gerçekleşti.

Parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkan Yardımcısı Abbas Muktedayi, oturumun yapıldığını doğrulayarak, İran Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin de Arakçi ile birlikte toplantıya katıldığını bildirdi.

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise “İran sıfır zenginleştirmeyi kabul etmeyecektir” diyerek, ‘ülkenin ulusal gücünün unsurlarından biri olan füze kapasitesinin hiçbir şekilde müzakere konusu yapılamayacağını’ vurguladı.

Parlamento Başkanlık Divanı Sözcüsü Abbas Guderzi de Dışişleri Bakanı ile Genelkurmay Başkanı’nın toplantı sırasında İran’ın uranyum zenginleştirmeden vazgeçmesine karşı olduklarını açıkça ifade ettiklerini söyledi.

Guderzi, ‘müzakerelerin yeri ve çerçevesinin tamamen İslam Cumhuriyeti tarafından belirlendiğinin’ teyit edildiğini belirterek, bunun ‘İran’ın diplomasi sahasındaki gücünü yansıttığını’ dile getirdi. Ancak bu tutumun hangi tarafça ilan edildiğine dair ayrıntı vermedi.

Öte yandan Arakçi dün düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin ‘gerçek müzakereler yürütme’ konusundaki ciddiyetine dair şüphelerini dile getirdi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Arakçi, İran’ın ‘tüm işaretleri değerlendirdikten sonra müzakerelere devam edip etmeme konusunda karar vereceğini’ söyledi ve bu kapsamda Çin ve Rusya ile istişareler yürütüldüğünü ifade etti.

frvfr
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte uçak gemisi “Abraham Lincoln” üzerinde (ABD Donanması – AFP).

İran, kırmızı çizgileri olarak gördüğü tutumunda ısrarcı davranıyor. Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı kalmasını kabul ediyor ve barışçıl bir nükleer programa sahip olma hakkını vurguluyor. Buna karşılık, Körfez’de geniş bir deniz gücü konuşlandıran ve bölgedeki üslerde askeri varlığını artıran ABD, iki ek başlığı da içeren daha kapsamlı bir anlaşma talep ediyor. Washington’un gündemindeki bu başlıklar, İran’ın füze kapasitesinin sınırlandırılması ve Tahran’ın İsrail’e düşman silahlı gruplara verdiği desteğin sona erdirilmesi olarak öne çıkıyor.

İsrail ise bu iki başlıkta herhangi bir taviz verilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu çerçevede İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun çarşamba günü Washington’a gitmesi bekleniyor.


Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
TT

Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)

Amerikalı, Hint kökenli ruhani öğretmen ve çok satan sağlık kitaplarının yazarı Deepak Chopra, İsrail’e övgüler yağdırırken, Jeffrey Epstein’ın kendisine Tel Aviv’de katılması fikrine de büyük bir heyecan duyuyordu.

İngiliz The Times gazetesinin haberine göre, 2019’daki tutuklanmasından iki yıl önce Epstein, Chopra’nın Tel Aviv’deki Menora Salonu’nda vereceği konferans sırasında onunla görüşmeye davet edildi. Epstein dosyaları kapsamında yayımlanan milyonlarca belgeden birinde Chopra’nın şu ifadeleri yer aldı:
“Bizimle İsrail’e gel. Rahatla, ilginç insanlarla vakit geçir. İstersen takma isim kullan. Kızlarını da getir. Burada olman çok eğlenceli olur. Sevgiler.”

Ancak Epstein bu davete mesafeli yaklaştı ve şu yanıtı verdi:
“Başka bir yer. İsrail’i hiç sevmiyorum.”

Epstein’ın Mart 2017’de daveti reddetmesinin nedenleri, ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı dosyalardaki gizemlerden biri olmayı sürdürüyor. Belgeler, Epstein’ın özellikle İsrail ve eski Başbakan Ehud Barak ile ilişkisine dair çelişkili ve kafa karıştırıcı bir tablo ortaya koyuyor.

“Epstein casusluk eğitimi aldı” iddiası

ABD’de, Epstein’ın yabancı bir istihbarat servisi adına çalışmış olabileceğine dair iddialar yeniden gündeme geldi. Bu iddialar özellikle sağcı yorumcu Tucker Carlson ve benzer isimler tarafından dillendirildi. Dosyalar arasında, FBI’a bilgi veren gizli bir kaynağın, Epstein’ın gerçekte İsrail istihbarat servisi Mossad için çalıştığını öne sürdüğü iddialar da yer aldı.

FBI’ın Los Angeles ofisinin Ekim 2020 tarihli bir raporunda, söz konusu kaynağın “Epstein’ın Mossad tarafından devşirilmiş bir ajan olduğuna ikna olduğu” ifade edildi. Raporda ayrıca Epstein’ın Mossad adına “casusluk eğitimi aldığı”, uzun yıllar kişisel avukatlığını yapan Harvard Hukuk Fakültesi profesörü Alan Dershowitz aracılığıyla Amerikan ve müttefik istihbarat operasyonlarıyla bağlantılar kurduğu iddia edildi. Raporda, Jared Kushner ile kardeşi Josh Kushner’ın da Dershowitz’in öğrencileri arasında olduğu ifade edildi.

Ancak Dershowitz bu iddiaları alaya alarak, “Herhangi bir istihbarat servisinin ona gerçekten güveneceğini sanmıyorum. Ayrıca böyle bir şeyi benden saklayamazdı” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise hafta sonunda yaptığı açıklamada, Epstein’ın Ehud Barak ile olan yakın ilişkisinin onun İsrail adına casusluk yapmadığının kanıtı olduğunu savundu. Netanyahu, X platformunda, “Jeffrey Epstein ile Ehud Barak arasında alışılmadık derecedeki yakın ilişki, onun İsrail için çalıştığını değil, tam tersini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Belgeler, Barak ve eşi Nili’nin defalarca Epstein’ın New York’taki dairesinde kaldığını ve Epstein’ın 2019’daki son tutuklanmasından kısa süre önce yeniden ziyaret planladıklarını ortaya koyuyor. Epstein’ın, 2006’da çocuk istismarı ve insan ticareti suçlamalarıyla ilk kez tutuklanmasından sonra da ilişkilerinin devam ettiği görülüyor. Barak daha sonra Epstein ile ilişkisi nedeniyle pişmanlık duyduğunu söyledi.

2018’de Epstein, Barak’tan bir e-postada “Mossad için çalışmadığımı netleştirmesini” istedi. Bir yıl önce ise Barak’a, kendisinden “eski Mossad ajanlarını kirli soruşturmalar için bulmasının istenip istenmediğini” sormuştu.

Belgelere göre Epstein, “Carbyne” adlı (eski adıyla Reporty Homeland Security) İsrailli bir girişime 1,5 milyon dolarlık yatırım yapılmasına katkıda bulundu. Barak, “Vergiden kaçınmak için Kıbrıs’ı kullanma yönündeki İsrail numarası eski ve tehlikelidir” uyarısında bulunurken, iş insanı Nicole Junkermann, Kıbrıs yerine Lüksemburg’un tercih edilmesini önerdi.

“Kesin kanıt yok”

Epstein’ın servetinin kaynağı da uzun süredir soru işaretleri yaratıyor. Eski İngiliz askeri istihbarat subayı Lynette Nusbacher, teorik olarak Epstein’ın bir istihbarat varlığı olmasının mümkün olduğunu, ancak “suçlarıyla mahkûm olmuş biri olmanın ötesine geçtiğini kanıtlayan hiçbir delil bulunmadığını” ifade etti.

2003 yılında Epstein, partneri Ghislaine Maxwell için “çelişkili vize damgalarından kaçınmak” gerekçesiyle ikinci bir pasaport başvurusunda bulundu. Başvuruda Maxwell’in İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan’a seyahat etmeyi planladığı belirtiliyordu. Maxwell’in babası, eski medya patronu Robert Maxwell’in Mossad ile bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyordu.

Epstein, Yahudi bir ailede dünyaya geldi ve New York’ta, çoğunluğu Yahudilerden oluşan Sea Gate adlı kapalı sitede büyüdü. 1985 yılında ailesiyle birlikte İsrail’i ziyaret etti, Tel Aviv’de Plaza Oteli’nde ve Kudüs’te King David Oteli’nde kaldı. Ailesini gezdirmek için limuzin kiraladığı da aktarılan bilgiler arasında.

Resmî kayıtlara geçmeyen başka ziyaretler de söz konusu. 20 Mayıs 2012 tarihli bir e-postada sekreterinden Paris’ten Tel Aviv’e, oradan New York’a ya da Tel Aviv’den Yalta’ya uçuşlar araştırmasını istedi. Bir gün sonra ise “24’ünde Tel Aviv, 27’sinde New York’a birinci sınıf” diye yazdı.

Epstein ayrıca, İsrail’deki en lüks mülklerin açık artırmalarını takip eden pahalı bir emlak sitesine üyeydi.

2017 itibarıyla İsrail’e seyahat etmeye hevesli görünmese de İsrailli kadınlara ilgisini gizlemedi. Chopra’dan “çekici sarışın bir İsrailli… zihin maddenin üstündedir” diye bir istekte bulundu. Chopra ise İsrailli kadınların “savaşçı, agresif ve son derece çekici” olduğu uyarısında bulundu.

Chopra geçen hafta yaptığı açıklamada, “Hiçbir zaman suç teşkil eden ya da sömürücü bir davranışın parçası olmadım. İstismar ve suistimalin her türlüsünü kesin bir dille kınıyorum” ifadesini kullandı.

Epstein ile halen çocuklara yönelik cinsel insan ticareti ağındaki rolü nedeniyle 20 yıl hapis cezası çeken Ghislaine Maxwell arasındaki derin ve uzun süreli ilişki de Epstein’ın İsrail ile bağlantılı olduğu yönündeki komplo teorilerini destekliyor.

Maxwell’in babası Robert Maxwell’in İsrail istihbaratıyla bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyor. Maxwell’in İsrail ekonomisine milyonlar aktardığı ve dönemin Başbakanı Yitzhak Shamir’e “en az 250 milyon dolar yatırım” sözü verdiği biliniyor.

Robert Maxwell, 1991 yılında “Lady Ghislaine” adlı yatından düşerek Kanarya Adaları açıklarında ölü bulundu. Cenazesi İsrail’e götürülerek, Kudüs’te devlet elitlerine ayrılan Zeytin Dağı Mezarlığı’na defnedildi.

“Mossad mı öldürdü?”

Epstein’ın bazı e-postalarında, Robert Maxwell’in Mossad tarafından öldürüldüğüne inandığına dair ifadeler yer aldı. 15 Mart 2018 tarihli bir e-postada Epstein, başlığı “İş bitirildi” olan mesajında Maxwell’in kaderine dair spekülasyonlarda bulundu.

Bu iddialar, Gordon Thomas ve Martin Dillon’un yazdığı “Robert Maxwell’in Suikastı: İsrail’in Süper Casusu” adlı kitapta ortaya atılan teoriyle örtüşüyor. Kitapta, Maxwell’in Mossad için çalıştığı, ancak 3 milyar doları aşan borçlarının faizi olarak talep ettiği 600 milyon dolar ödenmezse her şeyi ifşa etmekle tehdit ettiği ve bunun üzerine öldürüldüğü öne sürülüyor.

The Times’ın görüştüğü pek çok uzman, Maxwell’in Mossad ile bağlantılarını ya da Epstein’ın İsrail istihbaratıyla ilişkisini doğrulayan somut bir bilgiye rastlamadıklarını belirtiyor. Ancak İsrail istihbaratıyla bağlantıları olan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir İsrailli yazar, “Mossad’ın kimi işe alacağını asla bilemezsiniz. Herkes ajan olabilir” değerlendirmesinde bulundu.


İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, dün yaptığı açıklamada, Yahudilerin "bu kötülüğün üstesinden geleceğini" belirterek, Sidney'deki Bondi Plajı'nda Yahudi bayramını kutlayan 15 kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının kurbanlarına başsağlığı diledi.

Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşan Herzog, "Terör, şiddet ve nefret karşısında, tüm inançlardan ve tüm milletlerden iyi insanlar arasındaki bağlar güçlü kalacaktır" dedi.

Bu arada, Filistin yanlısı göstericiler, İsrail Cumhurbaşkanı'nın ziyaretini protesto etmek için Sidney'de toplanmayı planlıyordu. Yetkililer ziyareti büyük bir olay olarak nitelendirmiş ve kalabalığı kontrol etmek için binlerce polis memuru görevlendirmişti. Polis, kamu güvenliği gerekçesiyle göstericileri Sidney'in merkezindeki bir parkta toplanmaya çağırmıştı, ancak protesto organizatörleri bunun yerine şehrin tarihi Belediye Binası'nda toplanmayı planladıklarını söylemişti.

Yetkililer, ziyaret sırasında polise nadiren kullanılan yetkiler verdi; bunlar arasında kalabalıkları dağıtma ve yer değiştirme, belirli alanlara erişimi kısıtlama, insanları ayrılmaya yönlendirme ve araçları arama yetkisi de bulunuyordu.

Yeni Güney Galler Emniyet Müdür Yardımcısı Peter McKenna, Channel Nine News'e yaptığı açıklamada, "Protesto organizatörleriyle yakın temas halinde olduğumuz için bu yetkilerden herhangi birini kullanmak zorunda kalmayacağımızı umuyoruz" dedi. "Genel olarak, tüm toplumu güvende tutmak istiyoruz... Toplum güvenliğini sağlamak için ancak bu amaçla, büyük sayıda polis memuru görevlendireceğiz" dedi. Avustralya'nın en büyük şehri olan Sidney'de yaklaşık 3 bin polis memuru görevlendirilecek.

Herzog, Bondi Plajı'ndaki ölümcül silahlı saldırının ardından Avustralya Başbakanı Anthony Albanese'nin daveti üzerine Avustralya'yı ziyaret ediyor.

Herzog'un ziyareti, Filistin yanlısı grupların muhalefetiyle karşılandı ve Avustralya'nın büyük şehirlerinde protestolar planlandı. Filistin Eylem Grubu da beklenen protestolara getirilen kısıtlamalara karşı Sidney'deki bir mahkemede dava açtı.

Filistin Eylem Grubu yaptığı açıklamada, "BM Soruşturma Komisyonu'nun Gazze'de soykırımı kışkırttığı sonucuna varmasının ardından, bugün Isaac Herzog'un tutuklanmasını ve soruşturulmasını talep etmek için ulusal bir protesto günü olacak" ifadeleri yer aldı.

İsrail hükümetinin sert eleştirmeni olan Avustralya Yahudi Konseyi, pazartesi günü 1000'den fazla önde gelen Avustralyalı Yahudi akademisyen ve toplum figürünün imzaladığı açık bir mektup yayınlayarak Albanese'yi Herzog'a yaptığı daveti geri çekmeye çağırdı.