Gazze’deki şiddet sahnelerinin bizim için ‘sıradanlaşmaması’ için ne yapmalıyız?

Gazze’deki şiddet sahnelerinin psikolojimize etkileri nelerdir?

Filistinliler, İsrail’in Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah mülteci kampına düzenlediği hava saldırılarında ölen yakınlarının cesetleri yanında ağlıyor (AFP)
Filistinliler, İsrail’in Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah mülteci kampına düzenlediği hava saldırılarında ölen yakınlarının cesetleri yanında ağlıyor (AFP)
TT

Gazze’deki şiddet sahnelerinin bizim için ‘sıradanlaşmaması’ için ne yapmalıyız?

Filistinliler, İsrail’in Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah mülteci kampına düzenlediği hava saldırılarında ölen yakınlarının cesetleri yanında ağlıyor (AFP)
Filistinliler, İsrail’in Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah mülteci kampına düzenlediği hava saldırılarında ölen yakınlarının cesetleri yanında ağlıyor (AFP)

İsrail’in Ekim ayında Gazze’de savaş başlatmasıyla birlikte televizyonlar ve sosyal medyada yer alan şiddet içerikli korkunç görüntüler pek çok kişiyi rahatsız etti.

Gazze Şeridi’nden gelen bu dehşet verici görüntüler tüm dünyanın gündemine oturdu.

Lübnan’da sosyal bilimler ve iletişim alanında üniversitede eğitim alan Jana, savaş nedeniyle yaşanan acı sahneleri görmemek için sosyal medya platformu X’i bir süre açmadığını söyledi.

Jana konuya ilişkin açıklamasını şöyle sürdürdü;

Telefonum suçluluk ve panik duygusunun bir aracı haline geldi. Savaşın başlamasından sonra, yıkımın ortasında ölen çocukları veya yerinden edilmiş Filistinlileri gösteren acı görüntülerin yayılması nedeniyle yaklaşık 20 gün boyunca X hesabımı açamadım. Tüm bu görüntülere dayanamadım ve hiçbir şeyi değiştiremeyeceğimi hissettiğim için de görüntülerden uzak durmaya karar verdim.

Ancak yaklaşık bir ay sonra hızla X’e geri döndüğünü söyleyen Jana, açıklamasına şu ifadelerle devam etti;

Savaş uzadıkça, her yerde acı verici fotoğraf ve videolar görürken X’e geri dönmenin doğal olduğunu hissettim. Çünkü bu görüntüler kaçınılmaz ve beyin zamanla buna alışıyor. Maalesef çoğu kişi için de durum böyle sanırım.

Çaresizliğe alışmak

Şarku’l Avsat’a konuşan klinik psikoterapist Rita Maria Hawila, bu psikolojik süreci şu ifadelerle değerlendirdi;

Günlük hayatımızda defalarca gördüğümüz, karşılaştığımız tüm bu acı kareler ve sahneler, zamanla sıradanlaşıyor. Şiddet içerikli video oyunları karşısında saatlerce vakit geçiren çocukların öldürmeye ve yok etmeye alışmasının nedeni bu. Bu nedenle aile içi şiddete maruz kalan insanlar da buna uyum sağlıyor, onlar zor ve zulmü bir yaşam biçimi haline getiren sorunlar yaşıyor.

fdrvbefb
Filistinliler İsrail’in gece Refah mülteci kampına düzenlediği hava saldırısının ardından yıkılan binaları inceliyor (AFP)

Konuyu daha önce köpekler üzerinde yapılan bir araştırmadan bir örnekle açıklayan Hawila, şöyle devam etti;

 Birkaç köpek bir kafese yerleştirildi ve elektrik şoku verildi. İlk başta köpekler kafesten kaçmaya çalıştı. Ama bunu yapamadı. Bir süre tecrübe kazandıktan sonra köpeklere yine elektrik şoku verildi. Ancak deneyi yapanlar bu sefer kafesin kapısını açtılar ve ironik bir şekilde köpekler kaçmayı düşünmediler. Buradaki fikir alışkanlıkla ve öğrenilmiş çaresizlik duygusuyla alakalı.

Tüm canlılar gibi bizim de çevremize ve maruz kaldığımız koşullara uyum sağladığımızı ve bunun tehlikeli bir konu olduğunun altını çizen Hawila şunları söyledi;

Acıya ne kadar çok maruz kalırsak, ona karşı o kadar toleransımız olur. Beyin, çevresinde olup bitenlerin normal olduğuna ve bununla yaşanılması gerektiğine ikna olmasına yardımcı olan maddeler salgılar.

Hawila bundan yola çıkarak, şiddete ve çaresizliğe alışmamak için konuyu daha açık bir şekilde konuşmanın, özellikle sosyal medya aracılığıyla sık sık tartışmanın önemini vurguladı.

sdvdsvds
Bir Filistinli, ağır yaralı bir çocuğu Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’taki bir hastaneye taşıyor (AFP)

Şiddet ve ölen insanlara dair sahnelere maruz kaldığımızda beynimize ne olur?

Şarku’l Avsat’a görüş bildiren bir diğer klinik psikoloji uzmanı Benin Britaa ise, durumu bilimsel ve fizyolojik açıdan şöyle açıkladı;

Beynimiz, vücuda tehlike sinyalleri göndermekten, duyguları ve anıları düzenlemekten sorumlu olan amigdala adı verilen bölgeyi içerir. Herhangi bir şoka maruz kaldığımızda tepki amigdalaya ulaşır ve beynimiz şuna komutu verir: Bununla yüzleş ya da yüzleşme veya düşünceleri dondur. Duygusal sistemimiz durumdan etkileniyor, bu nedenle vücudumuz bilinçdışı duygusal mekanizma adı verilen ve unutmayla doğrudan ilgili olan bir sürece başvuruyor. Beynimiz, örneğin uyum sağlamak, işi normal bir şekilde tamamlamak ve bir arada yaşamak için acı verici sahneleri unutmak zorunda olduğuna karar veriyor. Bu, acı verici düşünceleri bastırmak için beynin benimsediği bir savunma mekanizmasıdır.

dscsdv def
Han Yunus’un doğusunda İsrail uçakları tarafından yıkılan bir evin enkazı altından bir erkek çocuğunun cesedi çıkarıldı (AFP)

Psikoterapist ve öğrenme güçlükleri uzmanı Rania el-Bobo da, gerçeği değiştiremediğimiz bir dönemde acı verici sahnelere maruz kalmanın olumsuz etkileri olduğunu, kişinin sürekli ve tekrar tekrar korku, üzüntü ve kaygı hissetmesine neden olduğunu, bunun da konsantrasyon ve dikkat gibi bilişsel yetenekler üzerinde olumsuz etkiye yol açtığını söyledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan psikoterapist değerlendirmesini şöyle sürdürdü;

Bu insanlar odaklanamayabilir ve dikkatleri dağılabilir, hatta günlük işlerini bile tamamlayamayabilirler. Şiddete defalarca tanık olan insanlar doğal olarak daha saldırgan hale gelebilir ve temelde strese girebilir. Bazıları sosyal ilişkilerden çekilerek ve depresyon durumuna girerek tepki gösterebilir. Bu, uykuyu etkiler, kötü rüyalara ve kabuslara yol açabilir.

Psikoterapist, bu sahnelere maruz kalan bazı kişilerin, duygularını kontrol etme yeteneklerinin diğerlerine göre daha zayıf olması nedeniyle panik atak ve sürekli kaygı yaşadıklarını, bunun normal olduğunu söyledi.

df dfevf
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Beyt Lahya’da çocuklar gıda yardımı toplamak için çabalıyor (AFP)

Bobo, bazı insanların ‘duygusal donukluk’ olarak adlandırılan durumu, yani şiddete, öldürmeye ve yıkıma karşı tepkisizlik yaşadığını vurgulayarak, şu ifadelerle devam etti;

Özellikle zaman geçtikçe ve zihnimizin gördüğü acı verici görüntülerin çokluğuyla birlikte, bu durum önemli sayıda sosyal medya kullanıcısı tarafından da hissediliyor. Bu olumsuz bir şey, duygusal donukluk olarak bilinen şeye yol açıyor. Öyle ki trajediler meydana geldiğinde empati kuramıyoruz, etkileşim kurma ve gerçekliği değiştirme yeteneğimizi kaybediyoruz.

dsv dfvb
İsrail’ in düzenlediği saldırının ardından yaşanan yıkım (Reuters)

Peki gerçekten şiddete alışkın mıyız?

Şiddete alışmanın normal olmadığının altını çizen Bobo, “Gazze’deki sahnelerde olduğu gibi, gördüğümüz şeylerin sırf tekrar etmesi yüzünden alışmamız sağlıklı değil” dedi.

Psikoterapist, “Şiddetin hepimizin yaşadığı insan deneyiminin bir parçası olduğunu bilerek, olay pasif uyum sağlama kategorisine giriyor.  Ancak adaptasyonun insan deneyimi üzerinde acı etkileri vardır. Bu nedenle kişinin duygusal hissedebilmesi için daha korkunç veya tehlikeli bir şoka veya sahneye ihtiyacı vardır” ifadelerini kullandı.

devffedv
Han Yunus’un doğusunda İsrail’in hava saldırısında öldürülen çocuğunun cesedini taşıyan bir baba (AFP)

Bunun bir örneğini Lübnan gerçekliğinden ve İsrail sınırında yaşananlardan veren Bobo, şu ifadelerle değerlendirmesini sürdürdü;

İsrail’in Lübnan’ın güney sınırına ilk saldırısında öfkelendik ve olup bitenlere karşı gerginlik hissettik, ancak zamanla buna alıştık. Daha sonra bombardımanın yoğunluğu arttı ve Lübnan’ın iç kesimlerinde, başkente nispeten yakın olan kasabaları da etkiledi.  Bu da duyguları yeniden alevlendirdi. Ancak yakında buna da uyum sağlayabiliriz.

Kendimizi şiddete alışmaktan nasıl koruruz?

Şiddet ve savaş sahnelerine alışmanın kabul edilemez olduğunun altını çizen Bobo, insanlara konuyu daha fazla konuşmalarını, cesetlerin ve ölümlerin sıradan rakamlar haline gelmemesinin önemini vurgulamalarını tavsiye etti.

Psikoterapist, şu ifadelerle açıklamasını noktaladı;

Şiddete alışmanın yalnızca daha tehlikeli şiddet doğurduğu, izlemekten kaçınmanın krizin sonu anlamına gelmediği konusunda farkındalık yaratmaya çalışmalıyız.



Trump: İran savaşı Kongre ara seçimlerinden sonra sona erecek

Trump: İran savaşı Kongre ara seçimlerinden sonra sona erecek
TT

Trump: İran savaşı Kongre ara seçimlerinden sonra sona erecek

Trump: İran savaşı Kongre ara seçimlerinden sonra sona erecek

ABD Başkanı Donald Trump, bugün yaptığı açıklamada, İran’la savaşın kasım ayında gerçekleştirilecek Kongre ara seçimlerinin ardından sona ereceğine inandığını yineledi. Trump ayrıca, savaşın sona ermesiyle birlikte petrol fiyatlarının sert biçimde düşeceğini belirtti.

İrlanda’nın başkenti Dublin’de bulunan Trump, “Bunun çok yakında gerçekleşeceğini düşünüyorum. Büyük olasılıkla Kongre ara seçimlerinin hemen ardından olacağını düşünüyorum. Onlar seçimleri zorlaştırmak amacıyla mümkün olduğunca uzun süre direnmeye çalışıyor. Ancak insanların bunun farkında olduğunu düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Trump, Suudi Arabistan’da Doğu-Batı petrol boru hattını hedef alan hava saldırısından İran’ın sorumlu olabileceğini öne sürdü. ABD Başkanı ayrıca, “Husiler bizimle savaşmak istemiyor” dedi.

İran tarafında ise Şarku’l Avsat’ın ISNA’dan aktardığına göre Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılabileceğine işaret etti. Pezeşkiyan, bunun gerçekleşmesini Washington’un deniz ablukasına son vermesi ve İran limanlarına yönelik saldırılarını durdurması şartına bağladı.

BRICS ülkeleri zirvesine katılmak üzere Yeni Delhi’de bulunan Pezeşkiyan’ın açıklamsına göre Umman ve İran, pazartesi günü Umman’ın başkenti Maskat’ta, iki ülkenin kıyısında bulunan ve küresel petrol ve doğal gaz ticareti açısından hayati önem taşıyan Hürmüz Boğazı üzerinden yeni deniz ulaşım güzergâhlarının oluşturulmasına ilişkin bir anlaşmayı imzalayacak.


Fransa'ya gönderilen göçmenler kayıp: Onlarca çocuğun akıbeti bilinmiyor

Muhafazakar Parti'nin gölge İçişleri Bakanı Chris Philp, BK'nin göçmenlik sisteminin "tamamen çöktüğünü" savunuyor (Reuters)
Muhafazakar Parti'nin gölge İçişleri Bakanı Chris Philp, BK'nin göçmenlik sisteminin "tamamen çöktüğünü" savunuyor (Reuters)
TT

Fransa'ya gönderilen göçmenler kayıp: Onlarca çocuğun akıbeti bilinmiyor

Muhafazakar Parti'nin gölge İçişleri Bakanı Chris Philp, BK'nin göçmenlik sisteminin "tamamen çöktüğünü" savunuyor (Reuters)
Muhafazakar Parti'nin gölge İçişleri Bakanı Chris Philp, BK'nin göçmenlik sisteminin "tamamen çöktüğünü" savunuyor (Reuters)

The Guardian'ın insan hakları örgütlerine dayandırdığı habere göre, Londra'yla Paris arasında imzalanan anlaşma kapsamında Birleşik Krallık'tan (BK) Fransa'ya geri gönderilen yüzlerce göçmenin izi kaybedildi.

Bunların arasında 40'tan fazla "yaşı tartışmalı çocuğun" da olduğu bildiriliyor. 

2025 yazında imzalanan anlaşma kapsamında BK, yasadışı yollarla Manş Denizi'ni geçerek topraklarına ulaşan göçmenleri Fransa'ya geri gönderebiliyor. 

Ancak iltica taleplerini meşru gördüğü, daha önce kaçak yollarla ülkeye girmemiş, Fransa topraklarındaki sığınmacılara kucak açıyor.

Geri gönderilen göçmen kadar sığınmacının kabul edilmesini öngören bu mutabakat, "biri girer, biri çıkar anlaşması" diye de biliniyor. 

Dönemin BK Başbakanı Keir Starmer'ın "çığır açan" diye nitelediği bu anlaşmanın etkisi sınırlı oldu. Eylül 2025'ten beri yaklaşık 32 bin kişi kaçak yollarla BK topraklarına ayak basarken küçük teknelerle gelip geri gönderilenlerin sayısı 1400 civarında kaldı. 

Sahada faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, bu anlaşma kapsamında Fransa'ya gönderilen yüzlerce göçmenin kaybolduğunu bildiriyor. 

BK gazetesine konuşan Fransız siyasetçiler de zorla geri gönderilenlerden yalnızca 200'ünün hâlâ Fransız makamlarıyla iletişim halinde olduğunu, yüzlerce kişininse Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde kayıtdışı yaşamaya başladığını söyledi.

Humans for Rights Network Direktörü Maddie Harris'in aktardığına göre, kaybolanlar arasında refakatsiz çocuk olduklarını beyan eden ve yaşları belirlenememiş en az 41 kişi de yer alıyor. 

"Biri girer, biri çıkar" anlaşmasının kapsamı dışında kalan refakatsiz çocukların yetişkinlere yönelik göçmen gözaltı merkezlerinde tutulması yasalara aykırı. 

BK İçişleri Bakanlığı iddiaları kesin bir dille reddederek geri gönderilen kişilerin tamamının yetişkin olduğunu savundu. 

Bakanlık gazeteye yaptığı açıklamada, "Yaşı konusunda anlaşmazlık bulunan hiç kimse Fransa'ya geri gönderilmedi" ifadelerini kullandı.

Diğer yandan 1 Ekim'de bitecek anlaşmanın süresinin uzatılıp uzatılmayacağı henüz bilinmiyor. 

Britanya medyası, Paris'in bu anlaşmayı sonlandırıp BK'yle AB'nin tamamını kapsayan bir mutabakata varmak istediğini öne sürüyor. 

Fransa İçişleri Bakanı Laurent Nunez'in bu yöndeki niyetlerine dair Britanyalı mevkidaşı Shabana Mahmood'u bilgilendirdiği de haberleştirilen iddialar arasında. 

Independent Türkçe, Guardian, RT


MI6 Eski Başkanı: Laricani, bir anlaşmaya varabilme yeteneği nedeniyle İsrail'in suikastına kurban gitti

2014 yılının sonlarına kadar İngiliz dış istihbarat teşkilatının başkanlığını yürüten John Sawers, İran’da bir ‘iktidar mücadelesi’ yaşandığını belirtti. (Getty Images)
2014 yılının sonlarına kadar İngiliz dış istihbarat teşkilatının başkanlığını yürüten John Sawers, İran’da bir ‘iktidar mücadelesi’ yaşandığını belirtti. (Getty Images)
TT

MI6 Eski Başkanı: Laricani, bir anlaşmaya varabilme yeteneği nedeniyle İsrail'in suikastına kurban gitti

2014 yılının sonlarına kadar İngiliz dış istihbarat teşkilatının başkanlığını yürüten John Sawers, İran’da bir ‘iktidar mücadelesi’ yaşandığını belirtti. (Getty Images)
2014 yılının sonlarına kadar İngiliz dış istihbarat teşkilatının başkanlığını yürüten John Sawers, İran’da bir ‘iktidar mücadelesi’ yaşandığını belirtti. (Getty Images)

2014 yılının sonlarına kadar İngiltere’nin dış istihbarat servisi MI6’nın başkanlığını yürüten John Sawers, İran içinde bir ‘iktidar mücadelesi’ yaşandığına dikkat çekti. Sawers, “İran rejiminin giderek daha fazla askeri bir karaktere büründüğüne, sivillerin ise giderek daha fazla dışlandığına ilişkin göstergeler var. Muhammed Bakır Kalibaf konusunda büyük umutlarımız vardı ancak şu anda gelişmelerin merkezinde olmadığı açık” dedi.

Sawers, Ali Laricani’nin öldürülmesinin ardındaki hedefe ilişkin bilgiler paylaştı. Sawers, Financial Times gazetesine verdiği röportajda, İran’ın ‘zaten ağır olan ve giderek artan’ ekonomik baskılarla karşı karşıya kalacağını belirtti. ABD tarafının karşı karşıya olduğu kısıtlamaların ise ekonomik olmaktan ziyade siyasi nitelik taşıdığını ifade eden Sawers, “Bir galon benzinin 4 dolara yükselmesinin Amerikalılar açısından gerçekten büyük bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Dolayısıyla bu durum bir süre daha devam edecek” diye konuştu. Sawers, ABD’nin kendisi açısından acı verici ve maliyetli hale gelen savaşlardan çekilme konusunda ‘uzun bir geçmişe’ sahip olduğuna dikkat çekerek Vietnam, 1983’te Lübnan, 10 yıl sonrasında Somali ve Joe Biden döneminde Afganistan örneklerini verdi. “Amerikalılar zor savaşlarda direnç göstermeleri ve savaşı sürdürmeleriyle tanınmıyor” diyen Sawers, “Bence bölge ülkeleri nihayetinde İran’la bir tür uzlaşmaya ve onunla bir arada yaşamanın formülüne ulaşacak. Ancak bunun için henüz zaman gelmedi” değerlendirmesinde bulundu.

Ali Laricani (AFP)
Ali Laricani (AFP)

Laricani, Kalibaf ve iktidar mücadelesi

2014 yılının sonlarına kadar İngiltere’nin dış istihbarat servisi MI6’nın başkanlığını yürüten Sawers, İran içinde bir ‘iktidar mücadelesi’ yaşandığına dikkat çekerek, “İran rejiminin giderek daha fazla askeri bir karaktere büründüğüne, sivillerin ise dışlandığına ilişkin göstergeler var” dedi.İngiliz gazetesiyle yaptığı röportajda Sawers, “Muhammed Bakır Kalibaf konusunda büyük umutlarımız vardı ancak şu anda gelişmelerin merkezinde olmadığı açık” ifadesini kullandı.

Bu açıklamalar, son aylarda İran İslami Şura Meclisi Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın adının ABD ile yürütülen barış görüşmelerinde İran rejiminin baş müzakerecisi olarak birçok kez gündeme geldiği ve Kalibaf’ın müzakerelere bizzat katıldığı bir dönemde yapıldı.

Sawers, “Bu süreçte merkezi bir rol üstlenebilecek tek kişi Ali Laricani’ydi. Ancak İsrailliler onu kasıtlı olarak öldürdü. Çünkü Laricani’nin her iki tarafın da kabul edebileceği bir barış anlaşmasına varabilecek isim olduğunu düşünüyorlardı ve bu nedenle onu tehdit olarak görüyorlardı. Dolayısıyla bölgedeki durumun geleceği konusunda ciddi endişeler var” dedi. Eski İngiliz yetkili, mevcut durumun devam edeceğini öngörerek, “Bence bu durum birkaç ay daha sürecek. Ancak ekonomik baskılar belirli bir noktada İran rejimi üzerindeki etkilerini göstermeye başlayacak” diye konuştu.

Geniş çaplı tepkiler

Sawers’ın son günlerde yaptığı açıklamalar, Farsça yayın yapan medya kuruluşları ve sosyal medya platformlarında geniş yankı uyandırdı. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığhabere göre öyle ki bazı çevreler, Laricani’nin en azından hayatının son döneminde İngiliz istihbarat servisiyle bağlantıları olmuş olabileceğine dair spekülasyonlarda bulundu.

Sawers’ın Kalibaf’ın karar alma mekanizmasının merkezinde yer almadığı yönündeki açıklamaları ile İran’da fiili karar alma sürecinde Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) ve diğer yapıların rolüne ilişkin değerlendirmeleri, rejim içindeki güç dengelerine dair yeni soru işaretlerini beraberinde getirdi.

Sawers, 2000’li yılların ortalarında İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nda siyasi direktör olarak görev yapmış ve o dönemde Avrupa üçlüsü olarak bilinen İngiltere, Fransa ve Almanya’nın İran’la yürüttüğü nükleer müzakerelere katılmıştı.

İran tarafında ise Ali Laricani, 2005-2007 yılları arasında Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri ve İran’ın baş nükleer müzakerecisi olarak görev yapmıştı.

Sawers, 2007 yılında bu görevinden ayrılarak New York’a geçti ve İngiltere’nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi oldu.

Aynı yıl Laricani, dönemin Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’la yaşadığı anlaşmazlık nedeniyle Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreterliği ve nükleer müzakereleri yürütme görevlerinden istifa etti. Laricani’nin yerine Said Celili getirildi.

İki yıl sonra, 2009’da, Mahmud Ahmedinejad ile Mir Hüseyin Musevi arasında yaşanan ve tartışmalı sonuçlarıyla gündeme gelen İran Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden birkaç ay sonra Sawers, New York’taki görevinden Londra’ya dönerek İngiltere’nin dış istihbarat servisi MI6’nın başına geçti.

Sawers, 2014 yılına kadar beş yıl boyunca bu görevini sürdürdü.

İran’ın gücünün değerlendirilmesi

Sawers, Amerikalıların İran’ın direnme kapasitesini, İranlıların ise ABD’nin direnme kapasitesini yanlış değerlendirdiğini belirterek, “Bu nedenle şu anda bölgede yakın zamanda bir ilerleme sağlanması ihtimali bulunmuyor. Bunun nedenlerinden biri de İran’daki değişimler” dedi.

“İran’da bir tür halk ayaklanması görmeyi çok istesem de gerçek şu ki bunun bir benzeri bu yılın başında yaşandı. Rejim acımasızca müdahale etti ve buna karşılık kaç kişiyi öldürdüğünü bilmiyoruz; sayı muhtemelen binlerceydi. İç muhalefetin öncü gücü, yani sokaklardaki protestocular, kelimenin tam anlamıyla ortadan kaldırıldı” diyen Sawers, rejimin her türlü protesto belirtisini bastırma konusundaki kararlılığının çok yüksek olduğunu söyledi.

İran güvenlik güçlerinin Çin’in sağladığı gözetim teknolojilerinin de yardımıyla ülke içindeki durum üzerinde çok güçlü bir kontrol kurduğunu belirten Sawers, “Bu durum değişebilir. Eğer insanlar sofralarına yiyecek koyamaz hale gelir veya elektrik ve suya erişemez duruma düşerse tablo değişecektir. Ancak henüz bu aşamaya gelmedik” ifadelerini kullandı.

Amerikan yaklaşımı

ABD’nin uzun vadeli yaklaşımına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Sawers, “Trump’ın bölgeden tamamen çekileceğini düşünmüyorum. Umman ile İran arasında Hürmüz Boğazı’ndan gemilerin geçiş şartlarına ilişkin yürütülen görüşmeler gibi bazı müzakere imkanlarının bulunduğunu düşünüyorum. Bazı petrol tankerleri ve sıvılaştırılmış doğal gaz taşıyan gemilerin yeniden boğazdan geçmeye başladığını görmeye başladık. İranlılar bundan hoşlanmıyor ancak seçenekleri sınırlı. Bu nedenle bu boks maçında Amerikalıların puan üstünlüğü sağladığını düşünüyorum. İranlılar nasıl karşılık vereceklerine karar vermek zorunda. Uzun vadede ise Amerikalıların bölgedeki varlıklarını azaltmak isteyeceğini düşünüyorum” dedi.