Ilımlılık Bloğu’nun girişimi, Lübnan için bir cumhurbaşkanının seçilmesini teşvik mi, yoksa zaman kaybı mı?

Washington ile Paris arasındaki ‘siyasi kimya’ seviyesi düştü.

Suudi Arabistan Büyükelçisi Velid Buhari, Ulusal Ilımlılık Bloğu’nu ziyaret etti (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan Büyükelçisi Velid Buhari, Ulusal Ilımlılık Bloğu’nu ziyaret etti (Şarku’l Avsat)
TT

Ilımlılık Bloğu’nun girişimi, Lübnan için bir cumhurbaşkanının seçilmesini teşvik mi, yoksa zaman kaybı mı?

Suudi Arabistan Büyükelçisi Velid Buhari, Ulusal Ilımlılık Bloğu’nu ziyaret etti (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan Büyükelçisi Velid Buhari, Ulusal Ilımlılık Bloğu’nu ziyaret etti (Şarku’l Avsat)

Cumhurbaşkanlığı seçimini çıkmazdan kurtarmak için Ilımlılık Bloğu’nun öne sürdüğü girişimin sonuçları, bu meselede varılan sonuçlarla bağlantılı olmaya devam ediyor. Bununla birlikte adının cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ‘engelleyiciler kategorisine’ girmemesi için parlamento blokları boykottan uzak dururken, seçimlere geniş katılımın sağlanmasında ise bir sorun olmayacağı ifade edildi.

Cumhurbaşkanlığı seçimini hızlandırmak için gerekli adımların tartışılmasıyla sınırlı olması beklenen istişare toplantısının tarihi bekleniyor. Ayrıca istenen amaca ulaşmak için takip edilmesi gereken mekanizmayı dikkatlice düşünmek gerekiyor. Ilımlılık Bloğu’nun rolü tartışmayı yönetmekle sınırlı kalacak ve görüşmede gerekli noktalara ulaşmak üzere Meclis Başkanı Nebih Berri’ye sunulacak fikirler ortaya koyulacak.

‘Gizemli bir girişim’

İstişare toplantısının organizatörü olan Ilımlılık Bloğu, şu ana kadar ilan edilen adayları (aday listesindeki Marada Hareketi’nin lideri eski Milletvekili Süleyman Franciyye ve rakibi eski bakan Cihad Azur) dışarıda bırakarak Beşli Komite’nin tercih ettiği üçüncü cumhurbaşkanlığı seçeneğini tercih etmek için parlamento blokları turunda cumhurbaşkanlığı adaylarının isimlerine yer vermekten kaçındı. Buna rağmen çıkış yolu, herkesin fikir birliğine varacak bir aday arayışı içinde kendini yolun ortasında konumlandırması olarak sayılıyor. Parlamento içindeki bölünmüşlük, bahsi geçen adaylardan herhangi birinin seçimleri kazanacağını garanti etmiyor.

Parlamento kaynakları, belirsizliğin toplantının istenen sonuçlarını çevrelediğini belirtti. Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Ilımlılık Bloğu’nun yaptığı hazırlık toplantılarının, Hizbullah’ın Franciyye’yi aday gösterme konusundaki ısrarının aksine, muhalefet güçlerinin tutunduğu üçüncü başkanlık seçeneğinin olasılığını garanti altına alarak siyaset sahnesinde bir değişikliğe yol açmadığını söyledi.

Kaynaklar, istişare toplantısının nihai sonuç alınmadan sona ermesinden korktuklarını belirtti. Özellikle de Ilımlılık Bloğu’na üye olan milletvekillerinin, cumhurbaşkanlığı seçimlerini esnek bir şekilde ele almanın kapısını aralayan ve krizden kurtulmak için gerekli kolaylıklar gerektiren fikirler öne sürmeden, parlamento bloklarının görüşlerini dinlemekle yetindiklerini söyledi. Güneydeki çatışma şiddetlenirken, İsrail ile hala çatışmanın kontrolden çıkmasını önlemek için baskı uygulayan Hizbullah arasındaki savaşı genişletme tehdidinde bulunuyor. Dolayısıyla toplantının, cumhurbaşkanının seçilmesine uygun bir ortam oluşturmak yerine her partinin popülist pozisyonlarını tekrarlayacağı ve uçurumun derinleşeceği bir platform bulduğu parlamenter bir Hyde Park’a dönüşmesinin bir faydası yok.

Beşli Komite, Ilımlılık girişimiyle ilişkisini yalanladı

Aynı kaynaklar, Beşli’nin Ilımlılık Bloğu’nun başlattığı girişimle herhangi bir ilgisinin bulunduğunu da yalanladı. Bu durum, üye devletlerin büyükelçilerinden biri tarafından bir dizi parlamento bloğu başkanı tarafından da dile getirildi. Ayrıca kendisinin ve Beşli Komite’deki büyükelçilerin rolünün, isimlere müdahale etmeden cumhurbaşkanının seçimini kolaylaştırmak için destek ve yardım sağlama şemsiyesi altında kaldığını söyledi.

İsminin zikredilmesini istemeyen Büyükelçi, bu durumu yalanlarken, zaman zaman komite içinde fikir ayrılıkları olduğu yönünde haberler yapıldığına dikkati çekti ve Beşli Komite üyeleri arasında bir bölünmenin varlığına ilişkin söylentilerin hiçbirinin gerçek olmadığını vurguladı. Büyükelçi, aksi takdirde cumhurbaşkanlığı seçimlerinin bir an önce yapılmasını gerektiren mevcut istisnai koşullar ışığında eğer bu sözler doğru olsaydı, cumhurbaşkanlığı boşluğunun sona erdirilmesine öncelik vermeleri konusunda milletvekillerine destek vermekte zorlanacaklarını söyledi.

Büyükelçi, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırganlığını durduracak bir çözüm bularak ve Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmaya son vererek bölgedeki gerilimleri sona erdirmeyi amaçlayan uluslararası ve bölgesel iletişimin merkezinde yer alacak bir cumhurbaşkanının seçilmesi gerektiğini vurguladı.

Beşli Komite içerisindeki anlaşmazlığa dair gerçek

Ancak bizzat büyükelçinin Beşli içinde bir anlaşmazlık yaşandığını yalanlaması, gereken amaca hizmet etmiyor. Aksi taktirde parlamento kaynaklarına göre Fransa Cumhurbaşkanı’nın temsilcisi Jean-Yves Le Drian’ın Beyrut’a dönüşüne ilişkin herhangi bir tarihin bulunmaması nedeniyle Paris ile Washington arasındaki, Beşli’nin performansına neredeyse olumsuz yansıyan ‘siyasi kimya’ seviyesindeki düşüş hakkında da ne söylenebilirdi? Bu durum, Fransa’nın Lübnan Büyükelçisi Herve Magro’nun siyasi güçler ve ekonomik kurumlarla yaptığı görüşmelerde de dile getirildi.

Şarku’l Avsat’ın ekonomi kaynaklarından edindiği bilgilere göre Büyükelçi Magro, eski Bakan Muhammed Şukayr başkanlığındaki ekonomik kurumlarla yaptığı toplantıda, Amerikalı arabulucu Amos Hochstein’ın 1701 sayılı kararın uygulanmasına yönelik arabuluculuğuyla doğrudan ilgili olmasına rağmen Tel Aviv’e yaptığı tekrarlanan ziyaretlere Beyrut’u dahil etmemesi karşısında Washington kanalından göz kırptı. Fransız Büyükelçisi, Hochstein’ın Beyrut’u ziyaret etmeyi ihmal etmesinin nedenlerini sorarken, bakanlık kaynaklarına göre ABD’li arabulucu, Lübnan’ın aklında olduğunu ve savaşın güneye yayılmasını önlemek için çalıştığını belirtti.

Dolayısıyla Ilımlılık Bloğu ile Beşli Komite arasında büyükelçinin kendisinin de söylediği gibi siyasi ufkun tıkanmasında bir boşluk açabilecekleri bir uyum yok. Büyükelçi ayrıca parlamento içindeki bölünmeyi azaltacak ve seçimleri krizden çıkaracak bir pencere açacak her türlü çabayı tebrik ettiğine dikkati çekti.

Parlamento bloklarının çoğu, milletvekillerinin istişare toplantısı yapılması yönündeki çağrılarına, toplantıda her iki tarafın da cumhurbaşkanı seçimini engellemekten diğerini sorumlu tuttuğu yönünde özelde söylediklerinin aksi şeklinde yanıt verse de Ilımlılık Bloğu’nun kendi girişimini sunmasını sağlayan iyi niyetten bir an bile şüphe etmek mümkün değil.

Geriye şu soru kalıyor; İstişare toplantısı, cumhurbaşkanı seçimi için dış koşulların henüz olgunlaşmadığı gerekçesiyle zaman kaybıyla mı sonuçlanacak? Yoksa cumhurbaşkanın seçilmesini kısır döngüden çıkarmak için Ilımlılık Bloğu’nun kendine sakladığı bilgiler mi var? Mensubiyetleri ne olursa olsun toplantıya katılmak için davet edilenler, dayanışmaya istekli olduklarını belirterek çağrı sahiplerine yönelik atılım için açıkça rekabet ediyor. Çoğu, çağrıyı öncekiler gibi ele alarak özel meclislerinde bildirdiklerinin aksine, boşa harcanan zamanı doldurmaya çalışıyorlar. Bunun için de cumhurbaşkanı seçiminden başlayarak anayasal kurumların düzenini yeniden sağlamanın zamanının henüz gelmediğini bahane ediyor. Seçimleri kolaylaştırma konusunda tavrını başkasına bağlayan taraf, bunu, anlaşmadaki koşullarını iyileştirebilecek kapasiteye sahip uluslararası ve bölgesel kuruluşların tasarrufuna bırakmayı tercih edecektir.



Emin Halife Fahime’nin ölümü: Lockerbie davasının giyotininden kurtulan Libyalının hikâyesi

Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)
Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)
TT

Emin Halife Fahime’nin ölümü: Lockerbie davasının giyotininden kurtulan Libyalının hikâyesi

Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)
Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)

25 Ağustos 2026’da Başkent Trablus’un sakin bir köşesinde, Libya vatandaşı Emin Halife Fahime’nin yaklaşık 70 yıllık hayatı sessizce sona erdi.

Fahime’nin ölümüyle, Doğu ile Batı arasındaki diplomatik ve istihbarat mücadelesinin tarihindeki en gizemli ve çarpıcı sayfalardan biri resmen kapandı. Böylece 1988 yılında Frankfurt’tan Londra üzerinden New York’a gitmekte olan Pan Am’ın 103 sefer sayılı uçağının İskoçya’nın Lockerbie kasabası üzerinde havaya uçurulmasıyla başlayan ve onlarca yıl boyunca uluslararası siyasetin seyrini değiştiren davanın canlı tanıklarından biri de hayata veda etti.

Havayollarında sıradan bir çalışan olarak başladığı meslek hayatının ardından yaklaşık on yıl boyunca Fahime’nin adı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi koridorlarında yankılandı. Fotoğrafı, 20. yüzyılın en korkunç hava terörü eylemlerinden biri olarak nitelendirilen saldırının “ikinci sanığı” sıfatıyla dönemin dünya televizyonlarında ve gazetelerinde geniş yer buldu.

Fahime, günlük yaşamının Malta’daki ayrıntılarının neredeyse bir ülkeyi sarsacak uluslararası bir suçlamanın temelini oluşturduğu benzersiz bir hukuk ve siyaset mücadelesinin istemeden de olsa merkezinde yer aldı. Hollanda’daki tarihi Camp Zeist Mahkemesi’nde kurşun geçirmez cam bölmenin arkasında İskoç adaletinin kendisi için söylediği “beraat” kararını bizzat duydu. Böylece ülkesine, siyasetin yıllarca kendisine veremediği bir beraat belgesiyle döndü.

cfrb
Libyalı vatandaş Emin Halife Fahime (Wikipedia)

Ölümü, uluslararası yaptırımların ve ağır ambargonun damgasını vurduğu dönemin acı hatıralarını yeniden gündeme getirdi. Fahime, kendisini yutmaya ramak kalan siyasi fırtınanın tam ortasında yaşayan, ancak hayatının son dönemini siyasetin gürültüsünden uzakta ve büyük ölçüde inzivada geçiren bir adam olarak tarihe geçti.

Unutulan başlangıçlar: Trablus’tan Luqa Havalimanı’na

Emin Halife Fahime, 1956 yılında Libya’nın başkenti Trablus’un çevresindeki Suk el-Cuma bölgesinde dünyaya geldi. Meslek hayatında ilerleyerek Libya Arap Havayolları’nda çalışmaya başladı. 1980’lerin ortalarında Malta’daki Luqa Havalimanı’nda şirketin istasyon müdürü, harekât ve sevkiyat sorumlusu olarak görevlendirildi.

scvfbg
Emin Halife Fahime, Libya’nın Trablus kentindeki Suk el-Cuma Camii’nde cuma namazının ardından (2 Şubat 2001) (Getty)

Genç çalışan açısından bu görev, Akdeniz’in ortasında rutin bir havalimanı işi gibi görünüyordu. Ancak söz konusu görev, dönemin Libya rejimi ile ABD ve Batılı müttefikleri arasında Akdeniz’in iki yakasında yürütülen yoğun istihbarat mücadelesiyle kesişti.

gtrbgtn
İskoçya’nın Lockerbie kasabası üzerinde bombalı saldırıya uğrayan ABD uçağının ardından oluşan yıkımdan bir görüntü (Arşiv – Şarku’l Avsat)

Fahime o sırada, bu Akdeniz havalimanında kargo belgelerine attığı imzaların ve vardiya çizelgelerinin, yıllar sonra Washington ve Londra’daki üst düzey soruşturmacılar tarafından hazırlanan uluslararası iddianamenin temel unsurlarına dönüşeceğini bilmiyordu.

Uçağın düşürüldüğü gece ve başlayan uluslararası fırtına

21 Aralık 1988’de Pan Am’a ait Boeing 747 tipi 103 sefer sayılı uçak, Frankfurt’tan New York’a giderken İskoçya’nın Lockerbie kasabası üzerinde infilak etti. Saldırıda 270 kişi hayatını kaybetti.

dfvfdbf
Uçağın İskoçya’nın Lockerbie kasabasına düşmesinin ardından çekilen görüntü (AFP)

ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI) ile İskoç polisinin üç yıl süren kapsamlı ortak soruşturmasının ardından, Kasım 1991’de iki Libyalı resmen suçlandı: Abdülbasit el-Makrahi ve Emin Halife Fahime.

Dönemin Batılı soruşturmacıları, Fahime’nin Malta Havalimanı’ndaki görevinden ve bağlantılarından yararlanarak, içinde kayıt cihazına gizlenmiş zaman ayarlı bomba bulunan kahverengi bir Samsonite valizin geçirilmesini kolaylaştırdığını ileri sürdü. İddiaya göre bomba, Libya Havayolları’na ait bir uçakla Malta’dan Frankfurt’a, oradan da facianın yaşandığı Pan Am uçağına ulaştırılmıştı.

Tarihi teslim ve tarafsız ülkede yargılama

Trablus başlangıçta vatandaşlarını teslim etmeyi reddetti. Bunun sonucunda Libya, 1992’de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından uygulamaya konulan ağır uluslararası yaptırımlar ve hava ile ekonomik ambargo altına girdi.

sdvedfv
Lockerbie saldırısının sanığı Emin Halife Fahime (ortada), Lockerbie saldırısı davasında beraat etmesinden bir gün sonra, 1 Şubat 2001’de Libya’nın başkenti Trablus’a gelişinde kendisini kahraman gibi karşılayan kalabalığa el sallıyor (Getty)

Libya, yaklaşık on yıl boyunca ağır bir izolasyon ve ekonomik felç yaşadı. Ancak Arap ve Afrika ülkelerinin yürüttüğü yoğun diplomatik çabalar sonucunda hukuki ve tarihi açıdan benzersiz bir uzlaşma formülü ortaya çıktı.

Bu kapsamda Libya, 1999 yılında iki sanığı, İskoçya’ya bağlı özel bir mahkemede yargılanmak üzere teslim etmeyi kabul etti. Duruşmalar, Hollanda’da Utrecht yakınlarında bulunan eski bir ABD askeri üssü olan Camp Zeist’te, tarafsız topraklarda ve İskoç ceza hukuku çerçevesinde gerçekleştirildi.

“Camp Zeist” şoku: Tarihi beraat ve dönüş

31 Ocak 2001’de dünya, milyonlarca insanın beklediği kararın açıklanmasını nefesini tutarak izledi. İskoç yargıçlar, Fahime’nin suçlandığı tüm suçlardan kesin olarak beraat etmesine karar verirken, ortağı Abdülbasit el-Makrahi’yi ömür boyu hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme ayrıca Fahime’nin kurşun geçirmez cam bölmenin arkasından derhal serbest bırakılmasına hükmetti.

fdv
Uçağın bombalanması davasının başlıca sanığı, Libya vatandaşı Abdülbasit el-Makrahi (Arşiv – AFP)

Yargıçlar, Fahime’nin beraat kararını delillerin yetersizliğine ve tanık anlatımlarındaki önemli boşluklara dayandırdı. Özellikle Maltalı giyim tüccarı Tony Gauci’nin ifadelerinde ciddi çelişkiler bulunduğuna dikkat çekildi. Savunma ayrıca, bombalı valizin gönderildiği sırada Fahime’nin Malta’da bulunmadığını, iş seyahati nedeniyle İsveç’te olduğunu ortaya koydu.

Son nefesine kadar gönüllü inziva

Beraatinin ardından doğrudan Libya’ya dönen Fahime, Trablus’ta hem resmi makamlar hem de halk tarafından kahraman gibi karşılandı. Libya’daki çevreler açısından o, Batı’daki bir mahkemenin bizzat verdiği kararla Libya devletine yöneltilen Amerikan anlatısının bütünüyle sorgulanabileceğini gösteren canlı bir kanıt olarak görülüyordu.

sddfvf
Emin Halife Fahime (ortada), Libya’nın Trablus kentindeki Suk el-Cuma Camii’nde cuma namazının ardından cemaatle selamlaşıyor (2 Şubat 2001) (Getty)

Ancak yıllarca süren korku, belirsizlik ve tutukluluğun yorduğu Fahime, kesin biçimde kamuoyundan ve siyasetten uzaklaşmayı tercih etti. Hayatının geri kalanını Trablus’ta ailesinin yanında sıradan bir vatandaş olarak geçirdi ve o dönemin sırlarını anlatabilecek röportajlar vermeyi reddetti.

Ölümünün açıklanması ve resmi olarak taziye mesajlarının yayımlanmasıyla Fahime, Libya ile Batı arasındaki sancılı mücadelenin bir bölümünü de beraberinde götürdü.


Suudi Arabistan, SDG’nin Suriye askeri kurumlarına entegrasyonunu memnuniyetle karşıladı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).
TT

Suudi Arabistan, SDG’nin Suriye askeri kurumlarına entegrasyonunu memnuniyetle karşıladı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).

Suudi Arabistan, Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) Suriye Arap Cumhuriyeti'nin askeri kurumlarına entegre edilmesini memnuniyetle karşıladığını ve bu adımın Suriye'de güvenlik ve istikrarın sağlanmasına katkıda bulunacağını açıkladı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından bügün(Çarşamba) yapılan açıklamada, Krallığın, "Suriye hükümetinin Suriye halkının birlik ve kalkınma yolculuğunu sürdürme yönündeki beklentilerini gerçekleştirmek amacıyla attığı adımlara desteğini yinelediği" belirtildi. Açıklamada ayrıca Suriye ve halkı için güvenlik, barış ve refah temennisinde bulunuldu.

SDG lideri Mazlum Abdi, salı günü yaptığı açıklamada, SDG ile Kürtlerin öncülüğündeki Özerk Yönetim ve buna bağlı askeri ve sivil oluşumların feshedildiğini ve Suriye devletinin kurumlarına entegre edileceğini duyurmuştu. Abdi'nin açıklaması, Şam'da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından gelmişti.

Söz konusu açıklama, Suriye makamları ile Kürtler arasında aylar süren müzakerelerin ardından geldi. Müzakerelerin yanı sıra taraflar arasında askeri çatışmalar da yaşanmıştı. Daha sonra varılan anlaşmayla, Özerk Yönetim'in kurumları ile SDG güçlerinin kademeli olarak Suriye devletinin kurumlarına entegre edilmesi kararlaştırılmıştı.

 


Suriye'nin eski Devlet Başkanı Haddam: Suriye'nin 12 milyar dolarlık rezervi Hafız Esad'ın adına kayıtlıydı

Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
TT

Suriye'nin eski Devlet Başkanı Haddam: Suriye'nin 12 milyar dolarlık rezervi Hafız Esad'ın adına kayıtlıydı

Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)

Suriye'nin eski Devlet Başkan Yardımcısı Abdülhalim Haddam'ın anılarında para ve iktidar ilişkilerine ilişkin en dikkat çekici anlatımlardan biri, dönemin Suriye devlet rezervinin, kitapta yer alan bilgilere göre 12 milyar dolar tutarında olmasına rağmen devlet kurumlarının adına değil, eski Devlet Başkanı Hafız Esad'ın şahsi adına kayıtlı olduğu yönünde.

Haddam'ın kaleme aldığı, Al Majalla (Mecelle) Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Hamidi tarafından yayına hazırlanan ve Suudi Araştırma ve Medya Grubu'na (SRMG) bağlı Raf Yayınevi tarafından eylül ayı başında yayımlanacak anılarında şu ifadeler yer alıyor:

“Hiç kimsenin, bu büyüklükteki bir meblağın devlet başkanının şahsi adına yatırılmasını düşünmesi mümkün değildi. Bu, onun değil, Suriye devletinin parasıydı.”

Haddam'ın anlatımına göre mesele bununla sınırlı kalmadı ve yurtdışında Esad'ın adına açılmış hesaptan bir miktar paranın çekildiğini bildiren belgenin cumhurbaşkanına ulaşmasıyla bir iç krize dönüştü.

grthyju
Kitabın kapağı

Hafız Esad duruma şaşırarak bankadan para transfer talimatının kendisine gönderilmesini istedi. Birkaç gün sonra talimatın bir kopyası ulaştı. İmzanın incelenmesi üzerine belgenin sahte olduğu ortaya çıktı. Bankaya, 65 milyon doların hangi hesaba aktarıldığı sorulduğunda, paranın dönemin Başbakanı Mahmud Zubi'ye ait bir hesaba gönderildiği belirlendi.

Haddam, Hafız Esad'ın öfkelendiğini ve güvenlik teşkilatlarından birinin başkanından Zubi'yi çağırmasını ve parayı geri vermemesi halinde idam edileceği konusunda kendisini uyarmasını istediğini anlatıyor. Para da bunun üzerine bankaya geri yatırıldı.

Anılarda bu olay, Zubi'nin siyasi kariyeri ve görev süresiyle bağlantılı olarak ele alınıyor. Zubi, Kasım 1987'den Mart 2000'e kadar başbakanlık görevinde kalmış ve 1918'de kurulan Suriye devletinden bu yana en uzun süre görev yapan başbakan olmuştu.

cs
Hafız Esad ve yanında merhum Başbakan Mahmud Zubi (AFP)

Haddam, Zubi hakkında sert bir portre çizerek onun sadece yolsuzluğun kolaylaştırılmasına değil, bizzat uygulanmasına da sürüklendiğini belirtiyor. Zubi'nin, güven ilişkilerini Basil Esad ve Muhammed Mahluf'un çevresine kadar genişlettiğini anlatan Haddam, kendisinin ise 1989'dan itibaren Hafız Esad'ın önünde yolsuzluk dosyalarını gündeme getirdiğini söylüyor. Ancak Esad'ın buna, “Bu bilgileri nereden getiriyorsun? Gerçek, söylediğinden farklı” şeklinde yanıt verdiğini aktarıyor.

Haddam, Zubi'nin sonunu da içeriden anlatıyor. Mayıs 2000'in ortalarında, ölüm belirtilerinin belirginleştiği Hafız Esad, iktidardaki Baas Partisi liderliğinin bazı üyelerini evine çağırdı ve onlara, “Mahmud Zubi bana ihanet etti. Onu soruşturun ve hesap sorun” dedi. Ancak suçlamanın ne olduğunu açıklamadı.

Zubi partiden ihraç edildi ve hakkında soruşturma açılmasına karar verildi. Karar kendisine bildirildiğinde, “Ben ne yaptım?” diye tekrarlamaya başladı. Ardından Haddam'a, “Beni soruşturmaya çağırırlarsa intihar ederim” dedi.

24 Mayıs 2000'de Şam Emniyet Müdürü, iki subayla birlikte Zubi'yi soruşturmaya götürmek üzere evine geldi. Zubi, evinin ikinci katına çıktı ve başına ateş ederek intihar etti.

Haddam, sahtecilik olayı ve devlet rezervine ilişkin bilgiyi intiharın ardından “kısa süre içinde” öğrendiğini yazıyor.

Anılarda Zubi dönemine ilişkin başka dosyalara da yer veriliyor. Bunların başında, 1990'ların başında Airbus uçaklarının satın alınmasına ilişkin sözleşme geliyor.

Haddam'ın aktardığına göre başbakanın başkanlığında bir komite kuruldu. Ancak Ulaştırma Bakanı, Fransız şirketiyle komisyon almak amacıyla temasa geçmesinin ardından komiteden çıkarıldı. Hükümet, belgelenmiş itirazlara rağmen sözleşmeyi onayladı. Bunun, Zubi'nin hükümet üyelerine cumhurbaşkanının sözleşmeye onay verdiği izlenimini vermesinin ardından gerçekleştiği belirtiliyor.

dbrfgb
Hafız Esad ve solunda Abdülhalim Haddam, 1999 (Getty)

Haddam, Zubi'nin intiharından birkaç gün sonra Başbakan Yardımcısı Selim Yasin ile Ulaştırma Bakanı Müfid Abdülkerim'in gözaltına alınmasını ise dikkat çekici bir çelişki olarak kaydediyor. Söz konusu iki isim, Airbus sözleşmesine itiraz etmişti. Haddam'a göre, haksız yere gözaltına alınan Yasin ve Abdülkerim, 15'er yıl hapis cezasına ve uçakların değerini aşan bir para cezasına çarptırıldı.

Haddam aynı bağlamda, dönemin Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin, cumhurbaşkanının onayıyla görevlendirdiği uzmanların hazırladığı bir ekonomik reform çalışmasından da söz ediyor. Üç milyon dolara mal olan çalışmayı, hükümet ve parti liderliği üyeleri arasında “kendisinden başka hiç kimsenin okumadığını” belirtiyor.

Söz konusu banka belgelerinin bağımsız olarak doğrulanması mümkün olmadı. Dolayısıyla olayla ilgili anlatım, sahibinin sorumluluğunda bulunuyor. Olayın ayrıntıları, Zubi'nin başbakanlığı dönemindeki gelişmeler ve bu döneme eşlik eden yolsuzluk dosyaları, kitabın “Mahmud Zubi'nin intiharı” başlıklı bölümünde yer alıyor.