Her 4 yılda bir denk gelen 29 Şubat tarihi hakkında bilmeniz gereken dört şey

Bu tarih, bilgisayar belleğinde listelenmediği için çeşitli ülkelerde birçok teknik arıza meydana geldi

Artık yılları dahil etmesi bakımından üstünlük Julius Caesar’da (AP)
Artık yılları dahil etmesi bakımından üstünlük Julius Caesar’da (AP)
TT

Her 4 yılda bir denk gelen 29 Şubat tarihi hakkında bilmeniz gereken dört şey

Artık yılları dahil etmesi bakımından üstünlük Julius Caesar’da (AP)
Artık yılları dahil etmesi bakımından üstünlük Julius Caesar’da (AP)

Dünyanın artık her dört yılda bir şahit olduğu ve bu yıl bu Perşembe gününe denk gelen 29 Şubat tarihi hakkında bilmeniz gereken dört şey var.

Eski Mısır, takvimini mevsimlerin doğal döngüsüne daha iyi uydurmaya çalıştı. Ancak Paris Gözlemevi’ne bağlı Gök Mekaniği ve Gök Günlüğü Hesaplama Enstitüsü’nün (L’Institut de mécanique céleste et de calcul des éphémérides/IMCCE) açıklamasına göre 708 yılındaki Roma Takvimi Reformu (MÖ 45’te Jülyen takviminin devreye sokulması) ile artık yılları hesaba katması bakımından üstünlük Julius Caesar’da.  

O dönemde 366 günden oluşan yıllarda fazladan gün, 24 Şubat’ın, yani Mart takviminden önceki altıncı günün tekrarıydı.

29 Şubat’ta doğan ünlüler

IMCCE Enstitüsü’ne göre 1582’de Gregoryen takvimine geçişle birlikte artık gün, şubatın sonuna eklendi ve 29 Şubat oldu.

Dünya’nın Güneş etrafındaki dönüşü tam olarak 365 gün 6 saat değil de 365 gün 5 saat 48 dakika ve birkaç saniye sürdüğü için, 4 rakamının katı olan tüm yıllar, artık yıllar değildir. Nitekim 100’ün katları bunun istisnasıdır. Bundan hareketle mesela 1900 ve 2100 yıllarında 29 Şubat tarihleri yoktur.

96 yaşında ölen Fransız oyuncu Michéle Morgan, 29 Şubat’ta doğduğu için ‘diğerlerinden dört kat daha yavaş’ yaşlandığını ve bu yüzden şanslı biri olduğunu söyleyerek, şaka yollu övünürdü. Onun gibi İtalyan besteci Rossini, Fransız oyuncu Gérard Darmon, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, Amerikalı rap müzisyeni Ja Rule ve Kanadalı komedyen Sugar Sammy de 29 Şubat doğumlu.

Kadim gelenekler

Ulusal İstatistik ve Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü’nün verilerine göre dünyada sadece birkaç milyon insan, özellikle Fransa’da da 1968 yılından bu yana 27 bin 832 kişi bu ayrıcalıklı doğum tarihine sahip.

Meksika sınırında, Teksas’ın 1988 yılından itibaren artık yılların küresel başkenti ilan edilen şehri Anthony’de, 29 Şubat’ta doğan insanlar için özel festivaller düzenleniyor.

İrlanda’da hükümet, Birleşmiş Milletler tarafından 1994 yılında ilan edilen Uluslararası Aile Yılı’nın onuncu yıldönümü münasebetiyle 2004 yılında 29 Şubat’ta doğan çocuklara 100 euroluk ikramiye ödedi.

İrlandalılar ayrıca, beşinci yüzyıla kadar uzanan eski bir geleneği de halen anıyor. Bu geleneğe göre 29 Şubat, Bekarlar Günü ya da Kadınlar İçin Ayrıcalık Günü idi. Yani bu günde kadınlar, erkeklere evlenme teklifinde bulunabilirdi. Evlenme tekliflerini reddeden kişilerin ise bazılarının hediye sunması, bazılarının da para cezası ödemesi gerekiyordu. 2010 yılında bu gelenek, Amy Adams’ın başrol oynadığı romantik komedi filmi Leap Year’a ilham kaynağı oldu ve Time dergisi bu filmi ‘Yılın En Kötü Filmi’ olarak seçti.

Bilgisayarlarda arıza

Yeni milenyum yaklaşırken tüm endişeler, 1 Ocak 2000’de bilgisayarlarda büyük bir arıza meydana gelmesi ihtimaline yoğunlaştı. Ancak nihayetinde teknik sorunlar, 29 Şubat 2000 tarihiyle alakalıydı. AFP’nin arşivine göre Bulgaristan’da polis bilgisayarları, Japon meteoroloji servisleri, ABD Sahil Güvenlik’in mesaj arşivleme sistemi ve Montreal’de belediye vergi servisi geçici olarak hizmet dışı kaldı.  

Paris’te parkmetrelere özel bilgisayar sistemi 29 Şubat 2000 tarihini listelemediği için, cihazlarda tek tek düzeltme yapılması gerekti.

Aslında 2000 senesi artık yıl olamaz. Çünkü 100’ün katı olan seneler öyle değil. Ancak 2000 (ya da 1600 veya 2400) gibi 400’ün katı ise iş değişir.



Trump Bağdat’ta kartları yeniden karıyor... Maliki konusunda keskin bölünme

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve Nuri el-Maliki (AFP)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve Nuri el-Maliki (AFP)
TT

Trump Bağdat’ta kartları yeniden karıyor... Maliki konusunda keskin bölünme

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve Nuri el-Maliki (AFP)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve Nuri el-Maliki (AFP)

Irak’ta hükümet kurma krizi, ABD Başkanı Donald Trump’ın Nuri el-Maliki’nin adaylığına ilişkin yeni açıklamasıyla daha da derinleşti. Açıklama, Koordinasyon Çerçevesi içindeki bölünmenin boyutunu ortaya koyarken, yürütme erkine ilişkin sürecin şekillenmesinde iç dinamiklerle dış mesajların nasıl iç içe geçtiğine de işaret etti.

Trump daha önce Maliki’nin adaylığına karşı olduğunu belirten bir mesaj yayımlamış, bu tutum Bağdat’ta üçüncü dönem başbakanlık ihtimaline yönelik doğrudan bir ‘veto’ olarak yorumlanmıştı. Ancak dün akşam yaptığı yeni açıklamada, ‘Irak’ta yeni bir başbakan atanması konusunu değerlendirdiğini’ ve Washington’ın ‘bazı seçeneklere’ sahip olduğunu söylemesi, Şii siyasi blok içinde geniş çaplı tartışmalara yol açtı.

Koordinasyon Çerçevesi içindeki bir kesim, yeni ifadeyi açık bir ret pozisyonundan geri adım ya da en azından tonun yumuşatılması olarak değerlendirdi ve bunun Maliki’nin adaylığının sürdürülmesine imkân tanıyabileceğini savundu. Buna karşı çıkanlar ise Trump’ın ‘seçenekler’ vurgusunun, itirazın sürdüğü anlamına geldiğini ve özellikle güvenlik, enerji ve askeri varlık gibi başlıklarda Bağdat-Washington ilişkilerinin hassasiyeti dikkate alındığında, uzlaşıya dayalı alternatif isimlerin gündeme gelebileceğine işaret ettiğini belirtti.

Yaşanan tartışmalar, 2005’ten bu yana sıkça görülen bir tabloyu yeniden gündeme taşıdı. ABD faktörü, Irak’ta hükümetlerin kurulma sürecinde çoğu zaman açık baskı ya da dolaylı diplomatik mesajlar yoluyla belirleyici unsurlardan biri olarak öne çıkıyor.

Çatlak gün yüzüne çıkıyor

Koordinasyon Çerçevesi’nin haftalık açıklamalarında birlik mesajı verilmesine rağmen, Maliki’nin adaylığına ilişkin görüş ayrılıkları, taraflara yakın televizyon kanallarındaki karşılıklı açıklamalar ve tartışma programları üzerinden kamuoyuna yansıdı.

Koordinasyon Çerçevesi, başta Nuri el-Maliki liderliğindeki Kanun Devleti Koalisyonu, Ammar el-Hekim’in liderliğini yaptığı Hikmet Hareketi ve Kays el-Hazali’nin başında bulunduğu Asaib Ehli’l Hak Hareketi olmak üzere önde gelen Şii siyasi güçleri bünyesinde barındırıyor.

Edinilen bilgilere göre, Koordinasyon Çerçevesi içindeki 12 bileşenden 10’u Maliki’nin adaylığına onay verdi. Ancak etkili bazı grupların itirazı, sürecin kesin sonuca bağlanmasını zorlaştırdı.

Krizin, hükümetin kurulmasına ilişkin anayasal sürelerin aşılmaya devam etmesiyle daha da derinleştiği belirtiliyor. Söz konusu sürelerin ihlaline yönelik açık yaptırım hükümlerinin bulunmaması, uzlaşının sağlanamadığı her dönemde gecikmenin tekrarlanan bir siyasi teamüle dönüşmesine yol açtı.

Mesud Barzani’nin internet sitesinde yayınlanan, Maliki’yi Erbil’de ağırladığı fotoğraf (Arşiv)Mesud Barzani’nin internet sitesinde yayınlanan, Maliki’yi Erbil’de ağırladığı fotoğraf (Arşiv)

Kürtlerin uyarısı

Kürt kanadında ise tutumun daha temkinli olduğu görüldü. Mesud Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP), 24 Ocak’ta Maliki’nin adaylığını tebrik etmiş ve bu adım, Koordinasyon Çerçevesi içindeki tercihe yönelik ilkesel bir kabul olarak yorumlanmıştı. Ancak Trump’ın paylaşımı, Kürt siyasi güçleri resmi bir tutum değişikliği açıklamaksızın tabloyu yeniden değerlendirmeye yöneltti.

Bu çerçevede Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, Münih Güvenlik Konferansı’na katılımı sırasında yaptığı açıklamada, ülkesinin ‘Maliki’ye ilişkin ABD’den gelen işaretleri ciddiyetle ele aldığını’ söyledi. Hüseyin, buna karşın başbakan adaylığının ‘iç mesele’ olduğunu vurgulayarak, Washington’a meydan okumadan iç uzlaşıları da zedelememeye dönük dengeli bir tutum sergiledi.

İki büyük Kürt partisi, nihai pozisyonlarını belirlemeden önce Koordinasyon Çerçevesi’nin son kararını bekliyor. Koordinasyon Çerçevesi’nin Maliki adaylığında ısrar edip etmeyeceği ya da alternatif bir isme yönelip yönelmeyeceği, Kürt tarafının tutumunu da şekillendirecek.

Belirsiz mesajlar

Buna paralel olarak, Koordinasyon Çerçevesi içindeki bazı taraflar İran’ın tutumunu ölçmeye çalıştı. Maliki’ye yakın güçler Tahran’dan gelen işaretleri dolaylı destek olarak yorumlarken, karşıt taraflar bunu yalnızca adayın kendisine değil, genel olarak ‘adaylık sürecine’ yönelik olumlu bir tarafsızlık olarak değerlendirdi. Dış mesajların farklı yorumlanması, uzlaşının sağlanması yerine bölünmeyi derinleştirdi.

Tartışmaların ittifakın bütünlüğünü tehdit edecek seviyeye ulaşması üzerine, Koordinasyon Çerçevesi Genel Sekreterliği, ‘medya üzerinden tırmandırma kampanyalarının’ derhal durdurulacağını ve kararı ihlal edenlerin hesap vereceğini duyurdu. Bu adım, özel bir komitenin acil toplantısı sonrası, bölünmenin medya alanından örgütsel tabana yayılmasını önlemeyi amaçlayan bir girişim olarak değerlendirildi.

Ancak kampanyaların durdurulması, anlaşmazlığın sona erdiği anlamına gelmiyor. Trump’ın son açıklaması, tartışmayı netleştirmek yerine daha karmaşık bir boyuta taşıdı: Bu bir geri adım mı, Maliki’nin geçişini mümkün kılacak mı, yoksa yeni bir pazarlık için baskı mesajı mı? Bu iki yorum arasında, adaylığın kaderi hâlâ hassas iç dengelere ve birden fazla olasılığa açık dış sinyallere bağlı olarak belirsizliğini koruyor.


İran ile Cenevre görüşmeleri öncesinde ABD’den yüksek dozda tehdit

ABD Başkanı Donald Trump, Güney Karolina'daki Fort Bragg askeri üssünde düzenlenen törende konuşma yapıyor (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump, Güney Karolina'daki Fort Bragg askeri üssünde düzenlenen törende konuşma yapıyor (EPA)
TT

İran ile Cenevre görüşmeleri öncesinde ABD’den yüksek dozda tehdit

ABD Başkanı Donald Trump, Güney Karolina'daki Fort Bragg askeri üssünde düzenlenen törende konuşma yapıyor (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump, Güney Karolina'daki Fort Bragg askeri üssünde düzenlenen törende konuşma yapıyor (EPA)

ABD ile İran arasında salı günü Cenevre’de başlaması beklenen ikinci tur temasların yeni bir diplomatik pencere açması öngörülüyor. Bu durumda Başkan Donald Trump’ın İran’da “rejim değişikliğinin olabilecek en iyi şey” olabileceğini söylemesi, Washington’un mesajlarının tonunu sertleştirdi. Böylece “genişletilmiş nükleer anlaşma” söyleminden, Tahran’daki siyasi meşruiyeti sorgulayan bir söyleme geçilmiş oldu.

Münih Güvenlik Konferansında konuşan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Bloomberg’e verdiği demeçte, “Başkan Trump İran ile bir anlaşma yapmayı tercih ediyor ancak bu son derece zor” dedi. Rubio diğer yandan, “Eğer İran lideri Ali Hamaney Trump’la görüşmek isterse, bu yarın gerçekleşebilir” ifadelerini kullandı.

Askerî takvimle paralel diplomasi

Yükselen söylemin askerî takvimden bağımsız olmadığına dikkat çekiliyor. Amerikan basınında yer alan değerlendirmelere göre ikinci uçak gemisi Gerald Ford’un Karayipler’den Ortadoğu’ya ulaşması üç ila dört hafta sürecek. Bu süre, Trump’ın anlaşma için işaret ettiği zaman dilimiyle ve Pentagon’un hava savunma sistemleri, uçaklar ve geniş çaplı operasyon için gerekli destek unsurlarını yeniden konuşlandırması için ihtiyaç duyduğu takvimle büyük ölçüde örtüşüyor.

Bu eşzamanlılık, “baskı altında müzakere” ifadesini somutlaştırıyor: Hızlı ilerlemesi hedeflenen diplomatik süreç ile ağır ama istikrarlı biçimde ilerleyen askerî hazırlık süreci.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner’in, Umman’ın arabuluculuğunda Cenevre’de İran heyetiyle görüşmesi bekleniyor. Aynı gün Ukrayna savaşıyla ilgili temaslar da gündemde olacak.

Dosyaların bu şekilde iç içe geçmesi, Beyaz Saray’ın “paralel baskı” yöntemini benimsediğini gösteriyor. Washington, birden fazla dosyayı aynı müzakere masasında tutarken, askerî gücünü farklı operasyon alanlarına hızla kaydırabilme yeteneğini de sergiliyor.

 Uydu görüntüsünde Gerald Ford uçak gemisi Karayipler'de seyrediyor (Reuters).Uydu görüntüsünde Gerald Ford uçak gemisi Karayipler'de seyrediyor (Reuters).

“Rejim değişikliği” gölgesinde Cenevre

Trump’ın “rejim değişikliği” ifadesi ise temel bir soruyu gündeme getiriyor: Bu, müzakere çıtasını yükseltmek için kullanılan azami bir koz mu, yoksa gerçek bir hedef değişikliği mi?

Yakın dönem deneyimleri, Washington’un birçok konuda en sert ifadeleri daha sonra adım atabileceği “manevra alanı” yaratmak için kullandığını gösteriyor. Ancak Tahran’ın genellikle açık bir düşmanlık niyeti olarak yorumladığı bu kadar ağır bir kavramın devreye sokulması, nükleer sınırlamalara ilişkin teknik uzlaşının kurgulanmasını zorlaştırabilir.

Beyaz Saray ise Başkan’ın “tüm seçenekleri masada tuttuğunu” ve nihai karar öncesi farklı görüşleri dinlediğini belirtiyor. Kriz dönemlerinde sıkça kullanılan bu ifade, görünürde zıt iki hattın bir arada yürütülmesine imkân tanıyor: Hedefi “anlaşma” olarak sunan diplomatik süreç ile “alternatifin hazır olduğu” mesajını veren askerî hazırlık süreci.

Ancak karşı tarafın, müzakerelerin askerî operasyon ya da rejim değişikliği için zemin hazırladığı yönündeki şüpheleri bertaraf etmesi zorlaşabilir.

Harekât hazırlığı ve caydırıcılık

Gerald Ford uçak gemisinin bölgeye sevki, ABD’nin deniz gücü ağırlığını artırarak caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlıyor. Bu adım, özellikle İran’dan gelebilecek olası bir karşılığın yalnızca doğrudan ABD çıkarlarını değil, çeşitli ülkelerdeki üsleri ve ortakları da hedef alabileceği dikkate alındığında önem taşıyor.

Pentagon’un yalnızca saldırı kapasitesini değil, konuşlu birliklerin korunmasını da hesaplaması gerekiyor. Ordu için gereken yaklaşık bir aylık hazırlık süresi ile ikinci uçak gemisinin bölgeye varışı örtüşürken, yönetimin Cenevre görüşmelerine yüksek bir tehdit eşiği ile başlamak istediği değerlendiriliyor.

Bu durumda sert söylemin, askerî hazırlık tamamlanana kadar siyasi anlamda “zaman kazanma” amacı taşıdığı da belirtiliyor. Bir tarafta İran üzerinde baskı korunurken, arka planda askerî hazırlık süreci ilerliyor.

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

Yanlış değerlendirmenin tehlikeleri

Tahran’ın ise iki yönlü strateji izleyebileceği öngörülüyor: Kamuoyu önünde “tehdit altında müzakereyi” reddeden sert bir tutum göstermek, aynı zamanda Beyaz Saray’ın siyasi “başarı” ilan etmesine imkân verecek kısmi ya da aşamalı bir anlaşmaya açık olup olmadığını test etmek.

Washington’un taleplerinin nükleer dosyanın ötesine geçerek balistik füzeler ve bölgesel nüfuz alanlarını kapsaması, İran açısından içerideki siyasi maliyeti artırabilir. Bu da Tahran için “zaman kazanma” seçeneğini daha cazip hâle getiriyor olabilir.

Sonuç olarak Trump’ın açıklamaları, kesinleşmiş bir karar ilanından ziyade “zorlayıcı diplomasi” olarak değerlendiriliyor: Siyasi hedef çıtasını yükseltmek, bunu somut askerî hazırlıklarla desteklemek ve Cenevre’de şartlı uzlaşı kapısını açık tutmak. Ancak söylemin “rejim değişikliği” eşiğine yaklaşması, orta yol alanını daraltırken, taraflardan birinin müzakereleri kaçınılmaz bir operasyonun örtüsü olarak algılaması hâlinde yanlış hesap riskini de ortaya çıkarıyor.


Washington ve Tahran arasında diplomasi ve savaş alanı

Görünüşe göre İran, zenginleştirme oranı konusunda taviz vermeye ve bunu yüzde 3,67'nin altına indirmeye hazır (Sosyal medya)
Görünüşe göre İran, zenginleştirme oranı konusunda taviz vermeye ve bunu yüzde 3,67'nin altına indirmeye hazır (Sosyal medya)
TT

Washington ve Tahran arasında diplomasi ve savaş alanı

Görünüşe göre İran, zenginleştirme oranı konusunda taviz vermeye ve bunu yüzde 3,67'nin altına indirmeye hazır (Sosyal medya)
Görünüşe göre İran, zenginleştirme oranı konusunda taviz vermeye ve bunu yüzde 3,67'nin altına indirmeye hazır (Sosyal medya)

Hüda Rauf

ABD saldırısı mı yoksa bir anlaşma mı? Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasındaki gerilimde hangi senaryonun daha olası olduğu konusunda soru işaretleri artıyor. Birçok kişiyi bu soruyu sormaya iten husus hem Washington'un hem de Tahran'ın diplomasi ve savaş alanı sloganını benimsemesi. Her iki taraf da müzakere etme ve bir anlaşmaya varma arzusunu vurgularken, İran ve Amerikan askeri hareketliliği hızlanıyor, caydırıcılık mesajları, tehditler ve güç gösterileri de artıyor.

Bölgedeki artan ABD askeri yığınağı, İran tesislerine olası yakın bir ABD saldırısını düşündürüyor. Hatta ABD Merkez Komutanlığı Komutanı Amiral Brad Cooper Tahran ile Maskat'taki görüşmede ABD heyetinin bir parçasıydı. Öte yandan Tahran, İran Devrimi'nin yıldönümü kutlamaları sırasında füze gücünü sergilemeye devam ediyor ve savaş gemilerine saldırmak için kullanabileceği gemisavar füzeleri hakkında haberler yayınlamayı sürdürüyor.

İran, caydırıcılığını güçlendirme konusunda kararlı, herhangi bir saldırının bölgeyi bölgesel bir savaşa sürükleyeceğini ve böylece Washington ve İsrail ile olan çatışmasını uluslararasılaştıracağını belirtiyor. Eş zamanlı olarak Washington niyeti belirsiz olan askeri tehdidini sürdürüyor. Bu tehdidin amacı İran'ı hızla bir anlaşmaya varmaya zorlamak olacağı gibi, geçen yılki gibi sürpriz bir ABD saldırısı düzenlemek de olabilir. Ancak her iki taraf da diplomatik kanalları açık tutmak için çalışıyor; bu da bölgesel aktörlerin korumaya çalıştıkları bir süreç.

ABD, İran ile Türkiye yerine Maskat'ta görüşmeyi ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin dediği gibi, görüşmenin nükleer meseleyle sınırlı kalmasını kabul ederek esneklik göstermiş görünebilir. Ne var ki bu, Tahran'ı askeri bir saldırıyı önlediği konusunda iyimser olmaya itiyor mu?

Arakçi'ye göre sadece nükleer mesele görüşüldü. Buna ek olarak İran, yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumu teslim etmeyi reddettiğini ve balistik füze programının veya bölgesel vekil güçleri ağının görüşülmesini reddettiğini açıkladı. Bu, zenginleştirme, anlaşmanın çerçevesi ve müzakere alanları konusunda temel anlaşmazlıkların devam ettiğini gösteriyor ve bu da şüphesiz nihai sonuca gölge düşürüyor.

İran, uranyum zenginleştirme oranı konusunda taviz vermeye, bunu 2015 nükleer anlaşmasında belirtilen seviye olan yüzde 3,67'nin altına düşürmeye hazır görünüyor. Hatta yüzde 1'e kadar düşürme tavizini de verebilir. İran ayrıca, Başkan Donald Trump yönetiminin kalan üç yıllık süresi boyunca uranyum zenginleştirmeyi dondurmayı teklif edebilir. Dahası, bazı bölge ve muhtemelen Avrupa ülkeleriyle ortaklık kurarak bölgesel bir uranyum zenginleştirme konsorsiyumuna katılmayı da önerebilir.

Buna karşılık, İran muhtemelen yaptırımların kaldırılmasını ve ABD'nin nükleer anlaşmadan çekilmesi nedeniyle yaşadığı kayıpların tazminini talep edecektir. Bu son talebin üzerinde çok durmayabilir ama müzakereler sırasında bir pazarlık kozu olarak kullanacaktır. İlave olarak İran, tutuklu bazı çifte vatandaşlığa sahip Amerikan vatandaşlarının serbest bırakılmasını da teklif edebilir.

Bölgesel bir uranyum zenginleştirme konsorsiyumu kurulması, zenginleştirme oranı konusunda bir çözüm olabilir ve İran'ın kırmızı çizgi olarak gördüğü sıfır zenginleştirme talebinden kaçınmasını sağlayabilir. Ancak bir ikilem devam ediyor: İran, konsorsiyumun yurt dışında değil, kendi topraklarında kurulmasına razı olabilir. Bu, kendi tesislerinde minimum bir zenginleştirme oranı teklif edilerek önlenebilecek bir sorun olabilir.

Yukarıda açıklandığı gibi bir anlaşmaya varılırsa, uzun vadeli, kapsamlı bir anlaşma değil, İran ve Washington arasında bir anlaşma veya pazarlık ile karşı karşıya kalacağız. Trump'ın anlık kazanımlar ve propagandasını yapacağı bir zafer arayışında olan pragmatik kişiliği göz önüne alındığında, böyle bir anlaşmayı kabul edebilir. Ancak, herhangi bir İran-Amerikan anlaşmasını baltalayabilecek ana faktör İsrail'dir. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre 12 günlük savaş, Tel Aviv'in İran'ın hızla gelişen füze programını ortadan kaldırmanın güvenliği için şart olduğunu anlamasını sağladı. Ancak Tahran, bunu ulusal güvenliğini ve savunma doktrinini tehdit eden kırmızı bir çizgi olarak görüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Washington’da Trump ile yaptığı görüşmeden sonra yaptığı açıklamalara göre, herhangi bir anlaşma İsrail'in balistik füzeler de dahil olmak üzere endişelerini ele almalıdır. Bu, İran için Washington ile bir anlaşmaya varılsa bile, İran füze yeteneklerini geliştirirse İsrail'in saldırı hakkını saklı tuttuğu anlamına geliyor. İran ise füze programını geliştirmeye devam edecek ve bu nedenle Tahran, herhangi bir anlaşmanın doğrudan bir İsrail saldırısından veya sabotaj eylemlerinin, topraklarındaki hayati önemdeki hedeflere yönelik saldırıların yeniden başlamasından muaf olacağının garantisi olmadığını anlıyor.

İran'ın bölgedeki tüm cephelerde gerilimi artırmaya, küresel enerji güvenliğini etkilemek için bilhassa Körfez güvenliğini etkileyecek gerilimler yaratmaya kararlı olduğunu açıkça gören bölgesel arabuluculuk çabaları göz önüne alındığında, Trump, İran ile şartlı diplomasiye bir şans vermeye çalışıyor olabilir. Nitekim bölgedeki bazı silahlı milis gruplar İran'a saldırılması durumunda onu desteklemeye niyetli olduklarını ilan ettiler. Bu durum, bölgenin 7 Ekim 2023'ten bu yana geçen üç yılda yaşadığından daha yoğun ve geniş çaplı bir çatışmaya sahne olacağını gösteriyor.