Tunus, güvenlik gerekçeleriyle Libya toplantısını iptal etti

Organizasyon komitesi, özellikle Trablus hükümetinin değişimi gibi hassas bir konuyu ele alacağı için gerekli özel izni alamadı

Libyalıların kendi başlatmış olduğu ve herhangi bir Birleşmiş Milletler veya yabancı baskısı olmaksızın gerçekleştirilen bir girişim / Fotoğraf: Reuters
Libyalıların kendi başlatmış olduğu ve herhangi bir Birleşmiş Milletler veya yabancı baskısı olmaksızın gerçekleştirilen bir girişim / Fotoğraf: Reuters
TT

Tunus, güvenlik gerekçeleriyle Libya toplantısını iptal etti

Libyalıların kendi başlatmış olduğu ve herhangi bir Birleşmiş Milletler veya yabancı baskısı olmaksızın gerçekleştirilen bir girişim / Fotoğraf: Reuters
Libyalıların kendi başlatmış olduğu ve herhangi bir Birleşmiş Milletler veya yabancı baskısı olmaksızın gerçekleştirilen bir girişim / Fotoğraf: Reuters

Libya Yüksek Devlet Konseyi üyesi Bilkasım Kazit, Independent Arabia'ya yaptığı açıklamada, Tunus'ta Libya'nın gelecekteki başkanlık ve parlamento seçimlerine yönelik birleşik bir hükümet kurma yollarını tartışmak amacıyla düzenlenmesi planlanan toplantının, Tunus hükümetinin kararı üzerine iptal edildiğini bildirdi.

Kazit, iptalin nedenleri hakkında detay verirken toplantıyı organize eden komitenin Tunus makamlarından bu kadar hassas bir toplantı için gerekli izni almadığını ifade etti.

Geçen saatlerde, Libya Parlamentosu'ndan yaklaşık 50 milletvekili ile Devlet Yüksek Konseyi'nden eşit sayıda üyenin Tunus'a ulaştığı bildirildi.

2021 yılında 24 Aralık'ta gerçekleştirilmesi planlanan ancak başarısızlıkla sonuçlanan genel seçimlerin ardından, Libya Parlamentosu ve çeşitli siyasi çevreler, seçim sürecine yeniden ivme kazandırabilecek uygun bir formül arayışı içine girdi. Bu bağlamda, ülke genelinde egemenliğini sağlayabilecek birleşik bir hükümetin kurulması gibi koşullar belirlendi.

Parlamento, Fethi Başağa liderliğindeki "Ulusal İstikrar Hükümeti"ni onaylayarak bu yönde bir adım attı; ancak bu hükümet, paralel bir hükümet durumuna düştü.
Dış baskılar olmaksızın Libyalıların kendi başlarına bir toplantı düzenleme girişimleri nadiren görülürken bugün Tunus'un Gammarth banliyösünde yapılması planlanan toplantı, Birleşmiş Milletler Libya Misyonu ve yabancı büyükelçilerin katılımıyla gerçekleşecekti.

Dibeybe'nin görevden alınması

Libya, mali bir krizin yanı sıra aylardır siyasi ve kurumsal bölünmüşlüğün pençesinde.

Bu bölünmüşlük, bir yandan uluslararası tanınmayan ve parlamento tarafından desteklenen Usame Hamad'ın başkanlığını yaptığı Bingazi merkezli bir hükümet ile diğer yandan Abdülhamid Dibeybe liderliğindeki ve Trablus'ta konumlanmış bir diğer hükümet arasında kendini gösteriyor.

Her iki hükümet de kendi meşruiyetine sahip olduğunu iddia ediyor.

Ancak bu durum, keskin anlaşmazlıkta bir dönüm noktası; Birleşmiş Milletler'in Libya Özel Temsilcisi Abdallah Batılli'nin, şubat ayında Uluslararası Güvenlik Konseyi'ne hitaben yaptığı konuşmada "Libya'da meşru bir kurumun bulunmadığını" belirtmesiyle yaşandı. Batılli, "Libya'nın güvenlik ve refahını sağlamanın tek yolunun, ne doğu ne de batı hükümeti olmayan, tüm Libyalılar için bir hükümetin kurulması olduğunu" ifade etti.

Bu açıklama, Libya'nın farklı fraksiyonlarının yeni bir hükümet oluşturma yönünde adım atması için bir yeşil ışık olarak görüldü ve Parlamento ile Yüksek Devlet Konseyi bu yönde harekete geçerek Tunus'ta yapılacak olan toplantıyı organize etti.

Bu toplantı, iki tarafın da etrafında birleşebileceği bir zemin hazırlayabilir.

Parlamento üyesi Abdülmünim el-Arifi, "Milletvekilleri ve Yüksek Devlet Konseyi üyeleri, Dibeybe hükümetinin dışında birleşik bir hükümet oluşturulmasının ana gündemi olacağı toplantıya katılmak üzere zaten Tunus'a vardı" dedi.

El-Arifi, Independent Arabia ile yaptığı özel bir görüşmede, "Libya Merkez Bankası'nın raporu, ekonominin genel durumu, dinarın değeri ve likidite sorunları gibi yeni gelişmelerin Dibeybe'nin görevden alınması gerektiğini ve birleşik bir hükümet kurulmasının önemini ortaya koyduğunu" belirtti.

Dibeybe'nin, "Libya'nın bol miktarda döviz rezervine sahip olduğunu ve bu rezervlerden dilediği gibi harcayabileceğini düşündüğünü, fakat bu yaklaşımın ülkeyi bütçe açığı ile karşı karşıya bıraktığını" ifade ederek, "Bu yüzden Dibeybe'nin görevini bırakması ve yerine tüm Libyalıları temsil edecek birleşik bir hükümetin kurulmasının ardından seçim yasalarının ele alınması gerektiğini" vurguladı.

Independent Arabia'ya göre bu toplantıya Yüksek Devlet Konseyi Başkanı Muhammed Menfi ve Parlamento Başkanı Akile Salih katılmayacak ancak toplantının, iki rakip tarafın bir araya gelmesine zemin hazırlaması umuluyor.

Erken dönemde, gelecek hükümetin yapısı hakkında tahminler yayılmaya başladı.

Libya siyasi çevreleri, önümüzdeki dönemde ülkeyi yönetecek hükümetin "teknokrat hükümeti" yani yetkinliklere dayalı bir hükümet olması gerektiğini belirtti.

Bu, genel seçimler öncesinde geçiş sürecinde ülkeyi yönetecek bir hükümet anlamına geliyor.

Devlet Yüksek Konseyi üyesi Saad Bin Şerada, "Tunus'taki toplantının 6+6 komitesinin sonuçlarını teyit edeceğini ve bu sonuçların tüm taraflar için bağlayıcı olacağını" ifade etti.

Bin Şerada, Libya medyasına yaptığı açıklamada, "Hükümetin birleştirilmesi konusunda anlaşılacağını, bu hükümetin görevinin parlamento ve başkanlık seçimlerini denetlemek olacağını" söyledi.

Çok yavaş bir süreç

Libya'da yeni birleşik bir hükümet kurma konusunda iyimserlik olsa da, dış müdahaleler ve silahlı milislerin devam eden kaosu nedeniyle durum karmaşık görünüyor.

Yeni hükümet konusunda bir uzlaşıya varılması durumunda, özellikle Batı Libya güçlerini destekleyen Türkiye gibi bazı ülkelerin duruşu önemli olacak.

Libya konularında uzman siyasi analist Celal Harşavi, "Son birkaç hafta içinde, Libya atmosferi Dibeybe'ye karşı yavaşça hareket ediyordu. Çarşamba günü Tunus'ta Parlamento üyeleri ile Devlet Yüksek Konseyi üyeleri arasındaki toplantı, ona karşı atılmış başka bir küçük adım" dedi. Harşavi, "Bu sürecin hızlı veya sorunsuz olacağını beklememek gerekir, işler çok yavaş ilerleyecek" diye ekledi.

Değişimin bazı Libya grupları tarafından yönlendirildiğini belirten Harşavi, "Türkiye, sessiz kalmayı tercih etti ve durumu izliyor. Ankara'nın Dibeybe'yi desteklemeyi bırakıp bırakmayacağı veya desteklemeye devam edip etmeyeceği belirsiz" ifadelerini kullandı.



Lübnan'ın İsrail ile Hizbullah arasındaki son savaşta nasıl bir bedel ödedi?

Lübnan'ın güneyinde yer alan Tulin köyünde iş makinesiyle yıkılmış bir binanın enkazı altındaki kayıpları arayan geri dönen köy sakinleri, 16 Haziran 2026'da. (EPA)
Lübnan'ın güneyinde yer alan Tulin köyünde iş makinesiyle yıkılmış bir binanın enkazı altındaki kayıpları arayan geri dönen köy sakinleri, 16 Haziran 2026'da. (EPA)
TT

Lübnan'ın İsrail ile Hizbullah arasındaki son savaşta nasıl bir bedel ödedi?

Lübnan'ın güneyinde yer alan Tulin köyünde iş makinesiyle yıkılmış bir binanın enkazı altındaki kayıpları arayan geri dönen köy sakinleri, 16 Haziran 2026'da. (EPA)
Lübnan'ın güneyinde yer alan Tulin köyünde iş makinesiyle yıkılmış bir binanın enkazı altındaki kayıpları arayan geri dönen köy sakinleri, 16 Haziran 2026'da. (EPA)

Lübnan, üç ayı aşkın bir süredir devam eden ve Washington ile Tahran'ın bir anlaşmaya varmasıyla sona ermesi beklenen ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarıyla başlayan Orta Doğu savaşının en ağır can kayıplarını yaşayan ülke oldu.

Savaş, İran'a destek amacıyla İran destekli Hizbullah'ın İsrail'e saldırılar düzenlediği 2 Mart'ta Lübnan'a sıçradı ve ülkeyi İsrail'in hava ve kara harekâtının hedefi haline getirdi.

Aşağıda Reuters haber ajansının haberine dayanan Lübnan'ın ödediği başlıca bedeller yer alıyor.

Can kayıpları

Lübnan Sağlık Bakanlığı verilerine göre 2 Mart'tan, ABD ile İran’ın anlaşmaya vardığının açıklandığı 14 Haziran gecesine kadar en az 3 bin 783 kişi hayatını kaybetti, 11 bin 699 kişi yaralandı. Hayatını kaybedenlerin 247’si çocuk, 363’ü kadın ve 133’ü sağlık çalışanıydı. Bakanlığın açıkladığı rakamlar siviller ile silahlı unsurları kapsarken Hizbullah, kayıplarının sayısını açıklamadı.

Bu kayıplar, ABD ile İran arasında geçtiğimiz nisan ayı sonu itibarıyla ateşkes sağlandığında İran'daki 3 bin 468 ölü sayısını geçiyor. Aynı zamanda 7 Ekim 2023'ten 2024 yılının kasım ayına kadar süren önceki İsrail-Hizbullah çatışmasında Bakanlığın açıkladığı rakamları da aşıyor. Söz konusu çatışmada büyük çoğunluğu İsrail'in 2024 yılının eylül ayında başlattığı saldırının ardından olmak üzere 3 bin 768 kişi hayatını kaybetmişti.

Reuters'ın İsrail ordusu verilerine dayanarak derlediği istatistiklere göre en son saldırılarda Lübnan'da en az 28 İsrail askeri ile Hizbullah'ın saldırılarında 4 sivil hayatını kaybetti. Bu rakamlar, 2023-2024 savaşında hayatını kaybeden 73 İsrailli asker ve İsrail'in kuzeyinde öldürülen 45 sivil ile karşılaştırılabilir.

Yıkım

İsrail’in Lübnan genelinde düzenlediği hava saldırıları pek çok binaya hasar verdi. Bir kısmını tamamen yerle bir etti. Yıkımın büyük bölümü güneyde yoğunlaşırken başkent Beyrut ve güney banliyösündeki binalar zarar gördü.

Güneyin bir bölümünü işgal altında tutan İsrail güçleri, bölgedeki onlarca köyü de tahrip etti. İsrail, bu uygulamanın amacının sivil bölgelerde konuşlanan Hizbullah militanlarının saldırılarından kuzey sakinlerini korumak olduğunu öne sürdü.

Savaşın ilk ayında güneyde hasar gören binalar arasında hastaneler, elektrik santralleri ve su pompalama istasyonları yer aldı. Lübnan Ulusal Bilimsel Araştırma Konseyi'nin 2 Mart - 17 Mayıs dönemini kapsayan son verilerine göre ülke genelinde 68 binden fazla konut ya hasar gördü ya da tamamen yıkıldı. Bu konutların yaklaşık 30 bini Lübnan'ın en güneyindeki üç bölgede, 8 binden fazlası ise Beyrut ve güney banliyösünde yer alıyor.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı bu ay yayımladığı raporda yalnızca Beyrut ve güney banliyösündeki hasarın 365 milyon dolar değerinde olduğunu açıkladı. ABD Başkanı Donald Trump, İsrail'in binaları tahrip etmesini ve can kayıplarına yol açmasını eleştirdi. Trump, Fransa'daki G7 Zirvesi’nde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Birini aradığınız her seferinde konut binalarını yıkmak zorunda değilsiniz. O binalarda çok sayıda insan var ve hepsi Hizbullah üyesi değil, bunu size garanti ediyorum” ifadelerini kullandı.

Yerinden edilme

Lübnan yetkilileri, 2 Mart'tan bu yana İsrail hava saldırıları ve tahliye uyarıları nedeniyle ülke genelinde 1,2 milyondan fazla kişinin yerinden edildiğini belirtiyor.

Bu rakamın içinde, İsrail ordusunun bu savaşta ilk kez tamamen tahliye edilmesini emrettiği Beyrut'un güney banliyösünden kaçan yüz binlerce kişi yer alıyor. ABD ile İran arasındaki anlaşmanın ilanının ardından dahi yerinden edilmiş kişilerin büyük bölümü henüz evlerine dönmedi. Bunun nedeni ya dönecek ev kalmaması ya da Lübnan'daki ateşkesin sürekliliğine olan güvensizlik.

Ekonomik etki

Lübnan yetkilileri savaşın ekonomik etkisinin tam boyutunu henüz değerlendirmedi; ancak bu etkinin 2023-2024 savaşı, 2020 Beyrut liman patlaması ve 2019 mali çöküşü gibi art arda yaşanan krizlerin ardından ülkenin toparlanma sürecini sekteye uğrattığını vurguladı.

Maliye Bakanı Yasın Cabir mayıs ayında Reuters'a yaptığı açıklamada, savaşın Lübnan ekonomisini bu yıl en az yüzde 7 oranında küçültebileceğini söyledi.

Dünya Bankası ise 2024 savaşının Lübnan'a maddi hasar ve ekonomik kayıp olarak en az 8,5 milyar dolara mal olduğunu açıkladı. Banka, Lübnan'ın reel gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYİH) 2024'te yüzde 7,1 oranında daraldığını ve 2019'dan bu yana GSYİH'de birikimli düşüşün yaklaşık yüzde 40'a ulaştığını da ortaya koydu.


Washington, Irak'taki grupların "tamamen silahsızlandırılmasını" istiyor

Irak Başbakanı Ali el-Zaidi, 16 Haziran 2026'da Bağdat'ta ABD Büyükelçisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmede, (Reuters)
Irak Başbakanı Ali el-Zaidi, 16 Haziran 2026'da Bağdat'ta ABD Büyükelçisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmede, (Reuters)
TT

Washington, Irak'taki grupların "tamamen silahsızlandırılmasını" istiyor

Irak Başbakanı Ali el-Zaidi, 16 Haziran 2026'da Bağdat'ta ABD Büyükelçisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmede, (Reuters)
Irak Başbakanı Ali el-Zaidi, 16 Haziran 2026'da Bağdat'ta ABD Büyükelçisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmede, (Reuters)

ABD, Irak’taki devlet dışı bütün silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılmasını” sağlama konusunda kararlılığını vurguladı.

Bu tutum, ABD’nin başkanlık elçisi Tom Barrack ile Irak Başbakanı Ali Zeydi arasında dün Bağdat’ta yapılan görüşmenin ardından “ortak bir taahhüt” olarak açıklandı. ABD-Irak ortak bildirisinde, Zeydi ve Barrack’ın, Irak’ın devlet otoritesi dışında faaliyet gösteren bütün silahlı grupların dağıtılmasına ve silahın yalnızca devletin elinde toplanmasına yönelik planların uygulanmasını ele aldığı, ayrıca tam egemenliğin tesis edilmesinin ve bu grupların lağvedilmesinin hedeflendiği belirtildi.

Taraflar ayrıca, Irak’ın bölgesel çatışmalardan uzak tutulması ve hiçbir tarafın ülke topraklarını bölgesel barışı tehdit etmek için kullanmaması konusunda mutabık kaldı. Açıklamada, anayasal kurumlara dayalı güçlü bir Irak’ın desteklenmesinin önemine vurgu yapıldı.

Barrack, ayrıca ABD Başkanı Donald Trump’ın, Başbakan Zeydi’yi temmuz ortasında Washington’a davet ettiğini ve Beyaz Saray’da ağırlanacağını, görüşmede ikili ilişkilerin ele alınacağını ifade etti.


Samarra'daki gerilim silahların devlet tekelinde toplanması planını sınayabilir

Mukteda es-Sadr'a bağlı Seraya es-Selam mensupları, Samarra'da düzenlenen bir askerî geçit töreni sırasında. (AFP)
Mukteda es-Sadr'a bağlı Seraya es-Selam mensupları, Samarra'da düzenlenen bir askerî geçit töreni sırasında. (AFP)
TT

Samarra'daki gerilim silahların devlet tekelinde toplanması planını sınayabilir

Mukteda es-Sadr'a bağlı Seraya es-Selam mensupları, Samarra'da düzenlenen bir askerî geçit töreni sırasında. (AFP)
Mukteda es-Sadr'a bağlı Seraya es-Selam mensupları, Samarra'da düzenlenen bir askerî geçit töreni sırasında. (AFP)

Irak'ta Mukteda es-Sadr'a bağlı Seraya es-Selam grubu, salı günü yaptığı açıklamada Haşdi Şabi'nin komutası altında faaliyet göstermeyi kesin olarak reddettiğini duyurdu. Bu gelişme, Başbakan Ali ez-Zeydi hükümetinin Haziran 2026 başında uygulamaya koyduğu "silahların yalnızca devletin elinde toplanması" planı açısından erken bir sınav olarak değerlendiriliyor.

Seraya es-Selam'ın itirazı, Samarra kentinde güvenlikten sorumlu yeni bir komutanın görevlendirildiğine ilişkin haberlerin ardından geldi. Atanan komutanın, Sadr hareketinin etkin olduğu kentte Asaib Ehl el-Hak Hareketi'ne yakın bir isim olduğu öne sürülüyor.

Koordinasyon Çerçevesi'nin önde gelen liderlerinden Kays el-Hazali'nin liderlik ettiği Asaib Ehl el-Hak ile Sadr Hareketi ve lideri Mukteda es-Sadr arasında, gözlemcilerin "siyasi ve ideolojik" olarak nitelendirdiği nedenlerden dolayı uzun süredir dostane ilişkiler bulunmuyor.

"Samarra'da ciddi bir gerilim var"

Sadr Hareketi'nden bir yetkili, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Samarra'da "son derece ciddi bir gerilim ortamı" oluştuğunu söyledi.

Yetkili, Haşdi Şabi bünyesindeki bazı komutanlar ve grupların Seraya es-Selam mensuplarına yönelik "kasıtlı sürtüşme ve taciz girişimlerinde" bulunduğunu iddia etti.

vbf
Bağdat sokaklarından birinde yürüyen bir Iraklı, Mukteda es-Sadr'ın Seraya es-Selam üniformasıyla yer aldığı bir posterin önünden geçiyor. (AFP)

Aynı kaynak, anlaşmazlığın temelinde Haşdi Şabi Başkanı Falih el-Feyyad'ın Samarra'daki Haşdi Şabi Operasyonları Komutanı Ali el-Akili'yi görevden alması ve yerine Asaib Ehl el-Hak'a yakın ya da ona bağlı bir ismi atamasının bulunduğunu belirtti.

Sadr Hareketi mensubu olan Akili'nin görevden alınmasının Seraya es-Selam savaşçıları arasında ciddi rahatsızlık yarattığı ifade edildi.

Yetkili ayrıca Başbakan ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Ali ez-Zeydi'yi "konuya derhal müdahale etmeye" çağırarak, "Seraya es-Selam artık doğrudan başbakanın komutası altındadır" dedi.

Entegrasyon süreci başlatılmıştı

Başbakan Ali ez-Zeydi, bu ayın başında yayımladığı bir kararnameyle Seraya es-Selam'ın devlet güvenlik güçlerine entegrasyonunu denetleyecek üst düzey bir komite kurulmasını kararlaştırmıştı.

Kararın ardından Ortak Operasyonlar Komutanlığı, Seraya es-Selam'a bağlı tüm birliklerin personel, silah ve teçhizat bilgilerini içeren listelerin teslim alındığını açıklamıştı. Böylece örgüte bağlı tüm oluşumların Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı'na bağlı güvenlik kurumlarına katılım ve entegrasyon sürecinin tamamlanmasının hedeflendiği belirtilmişti.

dbdrb
Seraya es-Selam mensupları, 4 Haziran 2026'da Bağdat'ın kuzeyindeki Samarra kentinde Irak devlet kurumlarına entegrasyon sürecinin başlaması dolayısıyla düzenlenen törende slogan atıyor. (AP)

Seraya es-Selam, Haşdi Şabi bünyesinde 313, 314 ve 315'inci tugaylar aracılığıyla faaliyet gösteriyor ve başta Samarra olmak üzere çeşitli bölgelerde güvenlik görevleri yürütüyor.

Örgüt, Haziran 2007'de Samarra'daki İmam Askerî Türbesi'ne yönelik saldırının ardından kentte konuşlandırılmıştı.

Mukteda es-Sadr, 27 Mayıs'ta yaptığı açıklamada silahlı kanadı Seraya es-Selam'ın devlet kurumlarına entegre edileceğini duyurmuş ve diğer Haşdi Şabi gruplarını da silahlarını teslim etmeye çağırmıştı.

Her ne kadar Seraya es-Selam resmen Haşdi Şabi bünyesinde yer alsa da, grup uzun yıllardır büyük ölçüde bağımsız hareket ediyor; Haşdi Şabi komutasından emir almıyor ve birçok grup ile de yakın ilişki kurmuyor.

"Silahların devlet tekelinde toplanması" planına ilk sınav

Haşdi Şabi yönetimi, Seraya es-Selam ile yaşanan gerilime ilişkin henüz resmi bir açıklama yapmadı.

Buna karşılık Seraya es-Selam, yayımladığı bildiride Mukteda es-Sadr ve Başbakan Ali ez-Zeydi'ye seslenerek Haşdi Şabi komutası altında kalmayı reddettiğini vurguladı.

Grup, kararname doğrultusunda devletin güvenlik kurumlarına gönüllü olarak entegre olma sürecini hatırlatarak bunu "silahların devletin elinde toplanması politikasının pratik bir modeli" olarak nitelendirdi.

Açıklamada, Haşdi Şabi tarafından bazı komutanların görevden alınmasına yönelik son kararların, "komuta kademelerinin, sorumluluk alanlarının ve birliklerin değiştirilmesi yoluyla entegrasyon ve silahların devlet tekelinde toplanması sürecinin ruhuna aykırı olduğu" savunuldu.

Yeni güvenlik komutanının atanmasının da entegrasyona ilişkin kararname komitesinin çalışmalarına aykırı olduğu belirtilerek, bunun Seraya es-Selam mensuplarını hedef alan "gerekçesiz bir girişim" olduğu ifade edildi.

Grup, "Haşdi Şabi komutası altında görev yapmayı kesin olarak reddettiğini" yineledi.

Geçen cumartesi günü Samarra'daki aşiret liderleri ve din adamları da Seraya es-Selam'ın yerine başka silahlı grupların getirilmesi ihtimaline karşı uyarıda bulunmuştu. Yerel liderler, Başbakan Ali Falih ez-Zeydi'nin bizzat kente gelerek durumu yerinde incelemesini talep etmiş, ayrıca böyle bir değişiklik planlanıyorsa güvenlik dosyasının İçişleri Bakanlığı'na devredilmesini istemişti.

Gözlemciler, Seraya es-Selam ile Haşdi Şabi arasındaki gerilimin, hükümetin "silahların devlet tekeline alınması" planının gerçekten ciddi ve uygulanabilir olup olmadığını ortaya koyacak önemli bir sınav niteliği taşıdığını belirtiyor. Ayrıca bu durumun, devlet kurumlarına entegre olduklarını açıklayan silahlı gruplar arasındaki anlaşmazlıkları çözme konusunda Başbakan'ın yetkilerini nasıl kullanacağının da bir testi olduğu değerlendiriliyor.