Saddam Hüseyin rejiminin düşmesi sonrası Necef’teki Şii dini mercinin siyasi rolü

Necef’teki Şii dini merci, herhangi bir resmi kurumdan bağımsızdır

Necef’teki İmam Ali’nin türbesinden bir görünüm (Shutterstock)
Necef’teki İmam Ali’nin türbesinden bir görünüm (Shutterstock)
TT

Saddam Hüseyin rejiminin düşmesi sonrası Necef’teki Şii dini mercinin siyasi rolü

Necef’teki İmam Ali’nin türbesinden bir görünüm (Shutterstock)
Necef’teki İmam Ali’nin türbesinden bir görünüm (Shutterstock)

Şahed Deşti

Necef’teki Şii dini merci, temsil ettiği dini derinlik nedeniyle, Büyük Gaybet (Şiilikteki On İki İmam inancı temelinde On İkinci İmam’ın gözlerden ırak ve gizli bir şekilde yaşadığı anlamında kullanılan bir ifade/Gaybet-i Kübra/Büyük Gizlilik) döneminde Irak'ta Şiilerin en büyük dini mercisi kabul edilir. Dolayısıyla takipçilerinin Şii dini mercinin her açıklamasına ve fetvasına uyması ve ona göre hareket etmesi gerektiğini görüyoruz. Bu da Şii dini mercinin takipçileri üzerinde ne kadar güçlü bir nüfuza sahip olduğunu gösteriyor.

Irak'taki Şiilerin en büyük dini mercisi, kurulmasından bugüne kadar çeşitli roller üstlenmiştir. Rolü yalnızca fıkıh boyutuyla sınırlı kalmayan merci, Şii çevrelerdeki derinliği ve ağırlığı sayesinde sosyal, kültürel ve siyasi düzeylerde de rollere sahiptir.

Saddam Hüseyin rejiminin 2003 yılında düşürülmesi, ülkenin siyasi olarak istikrara kavuşması ve Şii dini mercilere yönelik ev hapsi ve suikastlar gibi zulümlerin ortadan kalkmasıyla Şii dini mercinin Irak siyasetinde rolünün ve etkisinin artmasına katkıda bulundu.

Aynı dönemde devlet kurumlarının çöküşünün ve Irak'ın yaşadığı siyasi, sosyal ve güvenlik sorunlarının yanı sıra Irak siyaset sahnesinde bir lider ve etkili bir ismin olmaması Şii dini mercinin siyasi rolünün ortaya çıkmasına yol açtı. Söz konusu faktörler, yabancı işgal yönetiminden kurtulmak için yeni bir anayasa çıkararak ve Irak'ta türünün ilk örneği olan erken seçimleri düzenleyerek Irak demokrasisinin temellerinin sağlamlaştırılmasında büyük bir rol oynayan Şii dini mercinin etkinliğini artırdı.

İç ve dış faktörler

Irak’ta 2003 sonrası getirilen siyasi sistemin şekli, Şii dini merciye siyaset sahnesinde daha fazla yer ve rol veren en önemli faktörlerden biri oldu. Çünkü güç ve otoritenin öne çıktığı eski hükümetlerin aksine yeni Irak siyasi sisteminin siyasi otoritenin rolünün azalmasına yol açan zayıflığı, Şii dini mercinin birçok siyasi meseleye müdahale etmesine ve bu meseleleri etkilemesine olanak tanıdı. Şii dini mercilerin tarihi boyunca, ne zaman siyasi sistem güçlü olsa Şii dini mercinin rolü o kadar zayıf, siyasi sistem ne kadar zayıf olsa Şii dini mercinin rolü o kadar güçlü olmuştur.

Irak’ı etkileyen yerel, bölgesel ve uluslararası faktörler her zaman siyasi otoritenin güçlü ya da zayıf olmasında etkili olmuştur. Saddam Hüseyin rejiminin düşmesinden önceki Şii dini merci ile şu an Necef’teki Şii dini merci birbiriyle karşılaştırıldığında bu durum açıkça görülmektedir.

Şii dini mercilerin tarihi boyunca, mercinin etrafındaki ortamın, onun siyasi meseleleri ele almasındaki etkinliğini ve rolünü etkilediğini görüyoruz. Eski dönemlerde bazı Şii dini merciler ev hapsi, baskı, zulüm ve suikastlar nedeniyle siyasi meseleleri ele alamıyordu.

Saddam Hüseyin rejiminin düşmesinin ardından şu anki Şii dini merci Ayetullah Ali es-Sistani, dış siyasi rol oynadı ve bu rol kendinden önceki Şii dini merciden geri kalmadı.

Dolayısıyla şu an Irak'ta Şiilerin en büyük dini mercisi Ayetullah Ali es-Sistani, temsilcisi olduğu Necef'teki mevcut Şii dini mercinin siyasi konulara müdahalesini, halkın menfaatinin ön planda tutulması ve Şii dini merciye düşen meşru menfaatini koruması, yani velayet-i hassa meselesi olarak değerlendirebiliriz. Çünkü Necef’teki Şii dini merci, siyasi meseleler (yani milletin tüm fertlerine ve işlerine yönelik ve kapsayıcı olan meseleler/velayet-i amme) ilkesini benimsememiştir.

Irak'ta dış politika kararlarını alma yetkisi resmi devlet kurumlarına aittir. Ancak dış politika kararlarını yönlendiren ve etkileyen resmi olmayan kurumlar da bulunur. Dış politika kararlarını yönlendirmede içeride güç sahibi olan baskı grupları (lobiler) ve kamuoyunun yanı sıra, çeşitli çevrelerden ve etnik kökenlerden ülkenin siyaset sahnesinde yer alan taraflar da dış politikanın gidişatını etkilemede önemli ve etkili bir role sahiptir.

Eski Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in Necef'teki İmam Ali Türbesi'ni ziyaretinden bir kare, 26 Mart 1998 (AFP)
Eski Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in Necef'teki İmam Ali Türbesi'ni ziyaretinden bir kare, 26 Mart 1998 (AFP)

Bu bağlamda Necef’teki Şii dini merciyi 2003 sonrası Irak dış politikasına yön vermede ve bu politikayı etkilemede rol oynayan en önemli gayri resmi kurumlardan biri olarak değerlendirebiliriz. Şii dini merci, Irak devletinde gayri resmi bir yapı olmasından ötürü karar alma düzeyinde değil, dış siyasi kararları yönlendirme düzeyinde oynadığı bu rolle, Irak'ın istikrarını ve egemenliğini tehdit eden genel meseleleri etkileyerek, Irak'ın bölgesel ve uluslararası hesaplaşma alanı haline gelmesini engelledi.

Necef’teki Şii dini merci tarihi boyunca dış platformlarda çeşitli roller üstlenmiştir. Sadece Irak'ın iç işleriyle ilgilenmekle kalmayan Şii dini merci, başta tüm dini mercilerin dikkatini çeken Filistin meselesinin yanı sıra Tömbeki (Tütün) Ayaklanması, İran Meşrutiyet Devrimi ve İran Anayasa Devrimi başta olmak üzere birçok olayda rol oynadı. Şii dini merci, ülkenin yöneticisine baskı yapma amaçlı dini fetvalar, kınama açıklamaları yayınlayarak ya da siyasi teoriler oluşturarak diğer dış meselelerde de roller üstleniyor.

Şii dini mercinin Baas Partisi hükümetleri döneminde dış siyasetteki rolü sona erdi. Ancak Saddam Hüseyin rejiminin düşmesinin ardından şu anki Şii dini merci Ayetullah Ali es-Sistani, dış siyasi rol oynadı ve bu rol kendinden önceki Şii dini merciden geri kalmadı.

Şii dini merci, Necef'teki merkezinden yapılan açıklamalarla, Ayetullah Ali es-Sistani’nin temsilcileri tarafından verilen Cuma hutbeleriyle ya da Sistani’nin devlet liderleriyle bir araya geldiği özel görüşmelerle Irak'ın dış politika kararlarını etkilemeye çalıştı.

Yukarıda bahsettiğimiz bu araçlar ve yöntemler, Irak'ın dış politikasına ilişkin konularda Şii dini mercinin görüşüyle devletin görüşü arasında meselelerin boyutuna ve mahiyetine göre değişen derecelerde etkili oldu ve görüşleri yakınlaştırdı. Bu ise Şii dini mercinin Irak'ın iç politikasına ilişkin meseleler üzerindeki etkisini yansıtıyor. Dış siyasi kararların alınmasında yetki sahibi olmadığından bu normal olabilir.

Şii dini merci, dünyanın çeşitli ülkelerinden takipçileri olması nedeniyle güçlü bir dini etkiye sahip oldu.

Burada Şii dini mercinin dış meseleler üzerinde etkisinin ve ilgisinin, iç meselelere olan etkisinden ve ilgisinden ayrı tutulamayacağı belirtilmeli. Irak meselesinin uluslararasılaşması için anayasa ve seçimler gibi birçok iç mesele dış meselelerle kesişiyor. Dolayısıyla iç politikanın istikrarı, Irak dış politikasının başarısında ve istikrarında etkili oluyor.

Öte yandan dış kararları alma yetkisinin sahibi, Şii dini mercinin dini fetvalarla kitleleri harekete geçirerek dış politika kararlarındaki dengeyi değiştirebileceğinin ve karar vericiyi halkın beğenmediği herhangi bir dış siyasi karar almaktan caydırmak için baskı yapmak üzere kitleleri harekete geçirebileceğinin farkındadır. Bunun bir örneği olarak, 2014 yılında DEAŞ'ın Irak'ın kuzey ve batı bölgelerindeki coğrafi ilerleyişinin ardından Şii dini merci tarafından verilen fetva, tüm mezheplerden Irak halkını harekete geçirmişti.

Sınırların ötesine geçti

Bazıları siyasi, insani, ekonomik, dini vb. yönlerde ilgi alanlarına ve hedeflerine göre değişen çeşitli çevrelerden devlet dışı aktörlerin sayısının artmasıyla birlikte, bu aktörlerin toplumsal gelişmelere ayak uydurarak ve medya etki araçlarını artırarak coğrafi sınırların ötesinde etki sahibi olmuşlardır. Şii dini merci de bu konuda bir istisna olmamakla birlikte, takipçileri üzerindeki coğrafi sınırlarının ötesindeki güçlü dini ve siyasi etkisi nedeniyle ulusötesi bir kurum haline gelmiş durumdadır.

Şii dini merci, dünyanın çeşitli ülkelerinden takipçileri olması nedeniyle güçlü bir dini etkiye sahip oldu. Dolayısıyla Şii dini mercinin belirli bir ülkede merkezileşmesi, yalnızca bu ülkede yaşayan takipçilerinin meseleleriyle ve onların coğrafi alanlarıyla ilgilenmesi mümkün değil. Dünyanın farklı ülkelerinden takipçilerine öncülük edenler ona atıfta bulunduklarından, bu durum ona ulusötesi bir etki kazandırdı. Hangi fıkhi temellere dayanırlarsa dayansınlar dini mercilerin hepsinin takipçileri üzerinde dini etkileri vardır. Bu durum, On İki İmamcı mezhepler arasında da bilinir.

Şii dini merci tarihi boyunca yerel ve uluslararası siyasi meselelerde etkili roller üstlenmiştir.

Şii dini mercinin siyasi etkisi ise dini merciler arasındaki fıkhi farklılıklara bağlıdır. Velayet-i amme ilkesini benimseyen bir dini mercinin takipçileri üzerinde askeri ve mali açıdan açık bir siyasi etkisi vardır. Özellikle Körfez ülkelerinde çok sayıda takipçisi olan Necef’teki Şii dini merci, velayet-i amme ilkesini benimseyen dini mercilerin aksine, tavsiyelerde bulunma ve rehberlik etme dışında diğer ülkelerdeki kamu meselelerine karışmaktan kaçınıyor. Yaşadıkları ülkelerin yasalarının ihlal etmenin caiz olmadığı yönünde bir fetva yayınlayarak, takipçilerini bulundukları ülkelerin kanunlarına uymaya çağıran Necef’teki Şii dini mercinin etkisi bu yüzden Irak'ın iç işleriyle ilgili meselelerle sınırlıdır.

Bahsettiğimiz üzere Şii dini merci, diğer kurumlardan farklı bazı özelliklere sahip olan, ancak resmi olmayan kurumlardan biridir. Bağımsızdır ve hiçbir hükümet kurumuna bağlı değildir. Necef’teki İlmiyye Havzası çalışmalarını organize edecek heyetlerinin de olduğu idari bağımsızlığa sahiptir. Şiiliğin Caferiyye koluna göre şeri hakları ve el-Ahmas (beşte birler) ilkesi yoluyla mali olarak da bağımsızdır. Şii dini merci, aynı zamanda bilgiye ihtiyaç duyulduğunda ve bir dini mercinin nasıl seçileceği açısından da benzersizdir. Bu da Şii dini merciye diğer oluşumlarda olmayan bağımsız bir karakter ve etkili bir dini liderlik kazandırdı.

Farklı roller üstlendi

Şii dini merci hiçbir zaman modern tarzda bir kurumsal sisteme dönüşmeden, miras aldığı geleneksel dini eğitim sistemiyle, Irak’ta ve uluslararası siyasi meselelerde etkili roller üstlendi. Şii dini mercinin, dini ve kültürel kurumlarının dünyanın çeşitli ülkelerine yayıldığı ve örneğin, en önemli sivil toplum kuruluşlarından biri olan ve 1998 yılında Birleşmiş Milletler (BM) tarafından genel danışman olarak tanınan tek Şii kuruluş olan Hoyi Vakfı gibi Ayetullah Ebu'l-Kasım Hoyi’den miras aldığı kurumlar aracılığıyla kademeli bir kurumsal gelişmeye tanık olduğu da inkar edilemez.

Şii dini merci ayrıca yurtdışında kendisine bağlı kurumlar, dünyanın çeşitli yerlerinde bulunan din adamları ve buralardaki çalışmalarının yanı sıra Irak siyasetiyle ilgili olan politikacılar aracılığıyla medya ve uluslararası ilişkiler alanında da çeşitli kollar kurmuştur. Bu da Şii dini mercinin genel olarak uluslararası ilişkilerde, özelde ise Irak siyasetindeki rolünü teyit ediyor. Bu ise Şii dini merci ne kadar şeri sabiteleri koruyan kurumsal bir sistem olursa, rolünün ve çeşitli düzeylerdeki uluslararası varlığının da o kadar büyük olacağı anlamına geliyor.

Necef’teki dini merci, şu an birçok farklı zorlukla karşı karşıya. Bu zorlukların başında da Irak'ın siyasi istikrarı geliyor. Bu yüzden siyasi sahne müdahalesinden bu yana, özellikle son zamanlarda Temsilciler Meclisi ile Irak hükümeti arasında bazı siyasi tutumlarda ve meselelerde tartışmalara tanık olduğumuz Irak'ın iç durumunun istikrarını korumaya çalışıyor. Söz konusu tartışmalar, Irak halkının hayat şartlarının iyileştirilmesi ve değişimin yanı sıra siyaset, kamu hizmetleri ve ekonomi alanlarında reform talebiyle kitlesel gösteriler için sokağa dökülmelerine neden oldu.

Şii dini mercii sessizliğini korurken, birliğin sağlanması ve kan dökülmesinin önlenmesi adına müdahale etmemeyi ve taraf tutmamayı tercih etti. Bunun yanında bazı siyasi partilerin, Şii dini mercinin siyasi durumun iyileştirilmesi ve yolsuzlukla mücadele ile ilgili talimatlarına uymaması, farklı mezheplerden tüm siyasilere kapılarını kapatmasına ve dini mercilerin görüşlerinin ve önerilerinin aktarıldığı yayın araçlarından biri olarak kabul edilen cuma hutbelerinde siyasi mesaj vermeyi bırakmasına yol açtı.

Şii dini merci Ayetullah Ali es-Sistani’nin 2021 yılında çekilmiş bir fotoğrafı (AFP)
Şii dini merci Ayetullah Ali es-Sistani’nin 2021 yılında çekilmiş bir fotoğrafı (AFP)

Şii dini mercinin karşı karşıya olduğu bir diğer zorluk ise son dönemde Irak'ın istikrarını ve egemenliğini tehdit eden sorunlardan biri olan Irak topraklarındaki bölgesel ve uluslararası gerginlikler ile çatışmalar. Iraklı yetkililerin Uluslararası Koalisyon güçlerinin Irak topraklarından ayrılmasının yollarını aradığı bir dönemde bölgedeki çatışmalar da arttı.

Öte yandan özelde Irak'ın ve genel olarak ise tüm dünyanın karşı karşıya olduğu yerel, bölgesel ve uluslararası zorluklar da Şii dini mercinin karşılaştığı zorluklar arasında yer alıyor. Bu da Şii dini merciyi doğrudan katılım, özel görüşmeler ve yönlendirici açıklamalarla medya kuruluşlarını yoğun bir şekilde harekete geçirmeye ve sahada geniş bir yer tutmaya itti.

Diğer taraftan Şii dini mercinin Irak halkının genel çıkarları gereği siyasi konulara müdahalesi, bazılarının din ile siyaseti birbirinden ayırma ilkesini benimsemesi ve rolünü fıkhi konularla sınırlandırması yönünde çağrıda bulunmasına neden oldu. Fakat Şii dini mercii farklı düşünüyordu. Necef’teki Şii dini mercinin çalışma yöntemine ve sistemine katılsak da katılmasak da nispeten de olsa Irak'ta güvenlik ve istikrarı sağlamayı başardığı bir gerçek.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Sudanlı Doktorlar: Sudan'ın kuzeyinde Nil Nehri'nde batan feribottan 15 ceset çıkarıldı

Mavi Nil nehrinin kıyısında yer alan Sudan'ın başkenti Hartum'un silüeti ve şehri yakındaki Tuti adasına bağlayan Tuti Köprüsü (Arşiv- AFP)
Mavi Nil nehrinin kıyısında yer alan Sudan'ın başkenti Hartum'un silüeti ve şehri yakındaki Tuti adasına bağlayan Tuti Köprüsü (Arşiv- AFP)
TT

Sudanlı Doktorlar: Sudan'ın kuzeyinde Nil Nehri'nde batan feribottan 15 ceset çıkarıldı

Mavi Nil nehrinin kıyısında yer alan Sudan'ın başkenti Hartum'un silüeti ve şehri yakındaki Tuti adasına bağlayan Tuti Köprüsü (Arşiv- AFP)
Mavi Nil nehrinin kıyısında yer alan Sudan'ın başkenti Hartum'un silüeti ve şehri yakındaki Tuti adasına bağlayan Tuti Köprüsü (Arşiv- AFP)

Sudan Doktorlar Ağı dün yaptığı açıklamada, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu en az 27 kişiyi taşıyan bir feribotun Sudan'ın kuzeyindeki Nil Nehri'nde batmasının ardından 15 cesedin bulunduğunu bildirdi.

Grup Facebook paylaşımında, altı kişinin kurtulduğunu, sivil savunmanın ise Shendi bölgesinde batan feribottan kayıp kişileri arama çalışmalarının devam ettiğini belirtti.


Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

TT

Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

Yemen Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Dr. Şai Muhsin ez-Zindani, hükümetinin anayasal yeminin üzerinden 24 saat geçmeden ilk hareket sinyalini verdi. Bir sonraki duraklarının Aden olacağını ve bunun yakın zamanda gerçekleşeceğini söyledi.

Dışişleri portföyünü muhafaza etmesini, yarım kalan yapısal düzenlemeleri sonuçlandırma ihtiyacıyla ilişkilendiren Zindani, hükümetin ülke içine taşınmasının sembolik değil, icrai bir gereklilik olduğunu dile getirdi. Aden’de varlık göstermenin, karar alma ve uygulama kapasitesiyle desteklenmesi gerektiğini belirterek, önceliğin kurumsal disiplinin yeniden tesisi olduğunu kaydetti.

Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi (KAFD) içinde yer alan SRMG merkezindeki “Eş-Şark” televizyonu stüdyolarında ekonomik baskının arttığı ve siyasi beklentilerin yükseldiği bir dönemde Şarku’l Avsat Podcast özel açıklamalarda bulunan Zindani, “Bu aşama geniş söylemleri kaldırmaz; kademeli ve güveni yeniden inşa eden bir çalışmaya ihtiyaç var. Kurumsal ritmin istikrara kavuşturulmasının, hedeflerin genişletilmesinden önce geliyor” dedi.

Hükümetin oluşumu ve öncelikleri

Hükümetin oluşum süreci, öncelikleri, ortaklarla ilişkiler ve siyasi sürecin geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Zindani,  yarım asrı aşan kamu hizmeti tecrübesine dair kişisel okumalarını paylaştı.

Hükümetin oluşumunun “salt mesleki kriterlere” dayandığını belirten Zindani, “tercihlerin liyakat, uzmanlık ve tecrübe arasında yapılan karşılaştırmaya göre belirlendiğini, parti dayatmalarından uzak durulduğunu” söyledi. Hükümete özgeçmişler ulaştığını ancak herhangi bir kota talebiyle karşılaşmadıklarını ifade ederek, “Siyasi arka planlardan ziyade dosyaları yönetme kapasitesine odaklandık” dedi.

Açıklanan bakan sayısının fiili portföy sayısını yansıtmadığını kaydeden Zindani, “gerçek bakanlık sayısının yaklaşık 26 olduğunu; devlet bakanlarının ise belirli görevler ve gençlerin sürece katılımını sağlamak amacıyla atandığını” belirtti. Coğrafi ve ulusal dengenin gözetildiğini vurgulayan Zindani, temsilin “kazanç paylaşımı için değil, devletin çeşitliliğini yansıtmak amacıyla” dikkate alındığını söyledi.

Hükümet programının merkezinde vatandaşların yer aldığını ifade eden Zindani “İnsan, hükümetin ilgi odağıdır… Yaşam koşullarının iyileştirilmesi, hizmetlerin geliştirilmesi ve ekonomik toparlanma önceliğimizdir” dedi.

Kurumsal yeniden inşa ve denetimin güçlendirilmesi üzerinde çalıştıklarını belirten Zindani, kurumsal yapının zayıflığının geçmişteki aksaklıkların temel nedeni olduğunu ifade etti. Özellikle elektrik hizmetlerinde Suudi Arabistan’ın desteğiyle nispi bir iyileşme sağlandığını, ancak asıl zorluğun ekonomik reformların sürdürülmesi ve kaynak yönetimi olduğunu kaydetti.

Hesap verebilirlik konusunda ise siyasi kararın birleşmesinin hukukun uygulanması için fırsat sunduğunu belirterek, “Yetki birleştiğinde ödül ve ceza mümkün olur” dedi.

Zindani, hükümetinin oluşumunu yalnızca icrai adımlar çerçevesinde değil, devlet ile toplum arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanması bağlamında değerlendirdi. Olağanüstü koşullarda kurulan hükümetin, günlük dosyaları yönetmenin yanı sıra “düzenli performans, güvenin yeniden tesisi ve kamu görevlerinde liyakat ölçütünün hâkim kılınması yoluyla devlet fikrini toplumsal bilinçte yeniden sabitlemeyi” hedeflediğini söyledi.

Bu yaklaşımın, Yemen krizinin yalnızca siyasi ya da güvenlik boyutuyla sınırlı olmadığını; “vatandaş ile yönetim kurumları arasında süregelen bir güven krizi” içerdiğini ortaya koyduğunu belirten Zindani, kalıcı istikrarın ancak bu güvenin yeniden inşasıyla mümkün olacağını vurguladı.

Ekonomi ve denetim

Ekonomi dosyasında hızlı vaatlerden kaçındığını belirten Zindani, kaynak yönetimi ve önceliklerin yeniden düzenlenmesi diliyle konuşmayı tercih ettiğini söyledi. Toparlanmanın parçalı kararlarla değil, mali yönetimin yeniden yapılandırılması, şeffaflığın güçlendirilmesi ve etkin denetimle mümkün olacağını ifade etti.

Kaynakların disipline edilmesi ve verimli kullanılması, iç güvenin yeniden kazanılması ve dış desteğin çekilmesi için ilk adım olarak görülüyor. Zindani’ye göre mali istikrar, vatandaşların hayatında somut iyileşmenin temelini oluşturuyor.

Hükümetin Aden’e geçişi de bu bağlamda hem pratik hem de ulusal bir gereklilik olarak değerlendiriliyor. Yürütme organının ülke içinde bulunmasının idari bir tercih değil, kararın etkinliği ve sahayla temas kapasitesi için zorunlu bir şart olduğunu belirtti.

İçeriden çalışmanın hükümete toplumun önceliklerini daha iyi anlama ve onlarla etkileşim kurma imkânı sunduğunu kaydeden Zindani, devletin kamusal alandaki varlığının çatışma yıllarında gerilediğini hatırlattı. Riyad’da yemin edilmesini ise dönemin anayasal ve güvenlik koşullarının dayattığı bir durum olarak nitelendirdi; odaklanılması gerekenin sembolik mekân değil, hükümetin icraatı olduğunu söyledi.

Güvenlik ve askeri yapı

Güvenlik alanında temkinli ama gerçekçi bir dil kullanan Zindani, geçmiş yılların birikiminin kısa sürede silinemeyeceğini belirtti. Ancak güvenlik birimleri arasındaki koordinasyonun ve siyasi kararın birleşmesinin sahada nispi bir iyileşme sağladığını ifade etti.

Protestoların geçiş dönemlerinde kamusal hayatın bir parçası olduğunu kabul eden Zindani, bununla birlikte eylemlerin yasal çerçeve içinde kalmasının istikrarın korunması ve toparlanma sürecinin sekteye uğramaması açısından hayati olduğunu vurguladı.

Askeri güçlerin yeniden düzenlenmesine ilişkin olarak ise komuta birliğinin sağlanması ve birliklerin şehir dışına konuşlandırılmasının devlet otoritesinin pekiştirilmesi ve güvenlik-askerî roller arasındaki örtüşmenin azaltılması açısından gerekli olduğunu söyledi.

Geçmiş dönemdeki çoklu sadakat yapısının kurumların işlevselliğini zayıflattığını belirten Zindani, bunun aşılmasının istikrarın yeniden inşası ve hükümetin icra kapasitesinin güçlendirilmesi için temel teşkil ettiğini kaydetti.

Dış politika ve bölgesel ilişkiler

Zindani’nin açıklamaları, siyasi temsilin netliğinin Yemen’in uluslararası konumunu güçlendirmedeki önemine işaret etti. Birleşik karara sahip bir hükümetin diplomatik etkileşimi kolaylaştıracağını ve Yemen’e daha güçlü ve tutarlı bir hukuki temsil sağlayacağını belirtti.

Dışişleri portföyünü muhafaza etmesini, bakanlık ve dış temsilciliklerin yeniden düzenlenmesiyle başlayan reform sürecini tamamlama ihtiyacıyla gerekçelendiren Zindani, diplomatik işleyişin düzenli hâle getirilmesini devlet kurumlarının yeniden inşasının doğal uzantısı olarak gördüğünü söyledi.

Suudi Arabistan ile ilişkileri “geleneksel desteğin ötesine geçen, çok boyutlu bir ortaklık” olarak tanımlayan Zindani, son yıllarda sağlanan desteğin hayati sektörlere yansıdığını ve mevcut aşamada iş birliğinin kalkınma ve ekonomik istikrar alanlarında genişletilmesinin hedeflendiğini belirtti. Bu ortaklığın, bölgesel karmaşıklıklar içinde istikrarın temel dayanaklarından biri olduğunu ifade etti.

Husilere ilişkin olarak ise hükümetin barış sürecine esneklikle yaklaştığını ancak anlaşmalara bağlılık konusunda sorun yaşandığını söyledi. Son askerî ve ekonomik gelişmelerin grubun pozisyonunu zayıflattığını öne süren Zindani, gelecekteki müzakerelerin açık referanslara dayanması gerektiğini vurguladı. Husilere karşı güçlerin birleşmesinin, hızlı bölgesel ve uluslararası değişimler ışığında hükümete daha güçlü ve tutarlı bir müzakere konumu sağladığını belirtti.

Yarım asırlık kamu hizmeti

Mesleki kariyerine değinen Zindani, elli yılı aşkın bir tecrübeye sahip olduğunu; genç yaşta eğitim alanında başlayan kariyerinin diplomatik görevlerle devam ettiğini anlattı.

Yemen’in derin dönüşümler yaşadığını, bunun kurumsal yapının kırılganlığını ortaya çıkardığını ve devlet istikrarını etkilediğini söyledi. Buna rağmen geleceğin geçmişten ders çıkararak okunması gerektiğini belirten Zindani, nihayetinde kalıcı olanın makamlar değil, vatandaşın çıkarı olduğunu vurguladı.

Mevcut aşamadaki iyimserliğin siyasi bir söylem değil, karmaşık koşullar karşısında pratik bir tercih olduğunu ifade eden Zindani, asıl bahsin devlet ile toplum arasındaki güveni yeniden inşa etmek ve bölgesel ile uluslararası ortaklarla ortak çalışmayı güçlendirmek olduğunu söyledi. Bunun, Yemen’i istikrar ve toparlanma rotasına yeniden yerleştirecek bir aşamanın kapısını aralayabileceğini sözlerine ekledi.


Somali Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan önderliğindeki ortaklarımızla, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını geçersiz kılmak için çalışıyoruz

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
TT

Somali Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan önderliğindeki ortaklarımızla, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını geçersiz kılmak için çalışıyoruz

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, ülkesinin İsrail’in Somaliland bölgesini tanıma kararını geçersiz kılmak amacıyla üç siyasi ve hukuki adımdan oluşan bir paket uygulamaya koyduğunu açıkladı. Mahmud, Suudi Arabistan öncülüğündeki ortaklarla yakın koordinasyon içinde olduklarını, bölgesel istikrarın korunması ve Afrika Boynuzu’nun ‘hesaplanmamış bir tırmanıştan’ uzak tutulması için çalıştıklarını söyledi.

Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Mahmud, İsrail’in söz konusu tanıma kararından çıkar sağlayabilecek bölge ülkeleri bulunduğunu, ancak isim vermek istemediğini belirtti. Mahmud, “Belirli bir ülke ya da ülkeleri anmak istemem. Ancak bazı tarafların, bu tanımayı Somali’nin birliği ve bölgenin istikrarı pahasına dar ve kısa vadeli çıkarlar için bir fırsat olarak gördüğü açık” dedi.

Somali’nin egemenliğinin ‘kırmızı çizgi’ olduğunu vurgulayan Mahmud, ülkesinin ulusal birliği ve egemenliği korumak için gerekli tutumu takındığını ifade etti. Mahmud, “Herkese mesajımız net: İsrail’in sorumsuz maceralarına aldanılmamalı” ifadesini kullandı.

Mahmud, Somali ile dayanışmanın önemine dikkat çekerek, bölgeyi ‘sonu olmayan bir kaosa’ sürüklemeyi amaçlayan planlara karşı uyanık olunması çağrısında bulundu. Suudi Arabistan’ı ülkesinin istikrar ve birliğinin desteklenmesinde, yeniden imar ve kalkınma çabalarında ve Kızıldeniz ile hayati deniz geçiş yollarının güvenliğinin sağlanmasında kilit bir stratejik ortak olarak nitelendirdi.

Üç adım

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanımasına ilişkin olarak, hükümetinin attığı adımlara dair açıklamalarda bulundu. Mahmud, “En açık ve kararlı ifadelerle vurguluyorum ki Somaliland’ın bağımsız bir devlet olarak tanınması, Somali Federal Cumhuriyeti’nin egemenliği ve birliğine yönelik açık bir ihlaldir” dedi.

Mahmud, söz konusu tanımanın uluslararası hukuk ilkeleri, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı ve Afrika ülkelerinin sömürge döneminden kalan sınırlarının korunmasını öngören Afrika Birliği (AfB) kararlarına da aykırı olduğunu belirtti. Bu çerçevede Somali’nin bir dizi eş zamanlı adım attığını ve atmaya devam edeceğini ifade etti.

Mahmud, bu kapsamda ilk olarak BM, AfB ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) nezdinde derhal diplomatik girişimlerde bulunulduğunu, söz konusu tanımanın hukuki ve siyasi olarak reddedilmesi için harekete geçildiğini söyledi.

Mahmud, ülkesinin ‘İsrail’in egemenliğe ve ulusal birliğe yönelik açık ihlali’ konusunda BM Güvenlik Konseyi’nde resmi bir oturum talep ettiğini ve söz konusu oturumun gerçekleştirildiğini belirtti. Mahmud, Somali’nin hâlihazırda BM Güvenlik Konseyi üyesi olmasının da katkısıyla bu sürecin önemli bir diplomatik kazanım olduğunu ifade etti.

Somali lideri, AfB, Arap Birliği, İİT, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD) ve Avrupa Birliği (AB) başta olmak üzere uluslararası ortaklardan gelen dayanışma ve kınama mesajları için ‘derin minnettarlık’ duyduklarını dile getirdi.

Mahmud’a göre, İsrail’in Somaliland’ı tanıma kararını geçersiz kılmaya yönelik planın ikinci adımı, Arap, İslam ve Afrika ülkeleri arasında ortak ve koordineli bir tutum oluşturmayı hedefliyor. Mahmud, “Suudi Arabistan’ın Somali’nin birliğine yönelik herhangi bir müdahaleyi açık ve net bir şekilde kınayan ilk ülkelerden olmasını büyük takdirle karşılıyoruz” dedi.

Mahmud, Suudi Arabistan’ın tutumunun, ülkelerin egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygı konusundaki kararlı yaklaşımını yansıttığını belirterek, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun Somali’ye yönelik ‘sabit ve ilkesel destek’ mesajının bu zor dönemde önemli bir anlam taşıdığını ifade etti.

Somali Cumhurbaşkanı, birçok Arap, İslam ve Afrika ülkesinin yanı sıra Latin Amerika ve Asya’dan da çeşitli ülkelerin dayanışma ve kınama mesajları yayımladığını kaydetti. Mahmud, “Saygın gazeteniz aracılığıyla hepsine teşekkür ediyoruz. Somali ulusal hafızası bu tarihi dayanışmayı unutmayacaktır” şeklinde konuştu.

Mahmud’a göre planın üçüncü adımı ise tüm siyasi meselelerin tek ve birleşik Somali devleti çerçevesinde, dış müdahale ve dayatmalardan uzak biçimde ele alınması amacıyla iç ulusal diyaloğun güçlendirilmesini öngörüyor.

Bölgesel ve uluslararası barış

Hasan Şeyh Mahmud, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının bölgesel dengeleri yeniden şekillendirebileceği ve Kızıldeniz ile Afrika Boynuzu’nun güvenliğini tehdit edebileceği yönündeki kaygılarla ilgili olarak, “Bu tanıma, kararlı bir tutumla karşılanmazsa, bölgesel ve uluslararası barış ile güvenliği sarsacak tehlikeli bir emsal oluşturabilir” dedi.

Mahmud, söz konusu adımın yalnızca Afrika Boynuzu’nda değil, Afrika genelinde ve Arap dünyasında da ayrılıkçı eğilimleri teşvik edebileceğini, bunun da bölgesel istikrarı tehdit edeceğini belirtti. Sudan ve Yemen gibi ‘kardeş ülkelerde’ yaşanan gelişmelerin, devletlerin parçalanmasının ve ulusal yapılarının çökmesinin maliyetini açıkça gösterdiğini ifade etti.

Kızıldeniz’in güvenliğine olası etkiler konusunda ise Mahmud, “Küresel bir deniz ticaret hattından ve Arap ulusal güvenliğinin temel unsurlarından söz ediyoruz. Somali kıyılarında yaşanacak herhangi bir siyasi ya da güvenlik gerilimi, doğrudan uluslararası ticaretin ve enerji güvenliğinin güvenliğini etkileyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

Bu etkinin, başta Suudi Arabistan, Mısır, Sudan, Eritre, Yemen ve Ürdün olmak üzere kıyıdaş ülkelerin istikrarına da yansıyacağını belirten Mahmud, Somali’nin birliğinin korunmasının Kızıldeniz’in kolektif güvenliğinin temel dayanaklarından biri olduğunu vurguladı.

Bölgesel hakimiyete giriş

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının ardındaki gerçek amacını ve bu adımın Somali’nin tarihsel ayrılık karşıtı duruşunu nasıl test ettiğini şu cümlelerle açıkladı: “Gördüğümüz üzere amaç, yalnızca siyasi bir tanımanın ötesine geçiyor… Amaç siyasi hedefin ötesine geçiyor; İsrail’in Afrika Boynuzu’nda, Kızıldeniz’e doğrudan yakın bir stratejik üs edinmesini sağlamak ve Babu’l Mendeb Boğazı üzerinde etkili olarak Kızıldeniz’e kıyısı olan tüm ülkelerin ulusal güvenliğini tehdit etmek.”

Bu hamlenin Somali, Arap ve Afrika duruşunun egemenlik ve devlet birliği konusundaki kararlılığını test etmeye yönelik bir girişim olduğunu vurgulayan Mahmud sözlerini şöyle sürdürdü: “Burada açıkça belirtmek isterim ki, Somali’nin ayrılık karşıtı tutumu geçici veya taktiksel bir yaklaşım değildir. Bu, köklü bir ulusal ilke olup, geniş Arap ve Afrika desteğine sahiptir, ön saflarında ise Suudi Arabistan’ın desteği vardır.”

Mahmud, İsrail’in bu tanıma girişiminin Ortadoğu’daki çatışmayı Somali topraklarına taşıma amacı taşıdığını belirterek, “Açıkça söylüyorum, Somali’nin ulusal çıkarları ve bölgesel güvenliği için ülkemizi uluslararası veya bölgesel çatışmaların sahası haline getirmeye izin vermeyeceğiz” ifadesini kullandı.

Somali’nin barış, yeniden inşa ve sürdürülebilir kalkınma hedeflediğini, Ortadoğu’nun krizlerini ithal etmek veya kıyılarını ve bölgesel sularını askerileştirmek istemediğini vurgulayan Mahmud, “Başta Suudi Arabistan olmak üzere ortağımız olan Arap ülkeleri ile sıkı koordinasyon içinde çalışıyoruz; amacımız bölgenin istikrarını korumak ve Afrika Boynuzu’nu herhangi bir kontrolsüz tırmanıştan uzak tutmak” dedi.

cdvfgrth
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (Riyad’daki Somali Büyükelçiliği)

Mahmud, tecrübelerin, devletlerin parçalanmasının istikrar yaratmadığını, aksine ciddi güvenlik boşlukları oluşturduğunu ve etkilerinin yalnızca tek bir ülkeyle sınırlı kalmayıp tüm bölgeyi etkilediğini gösterdiğini vurguladı. “Bu nedenle, İsrail’in boş ve tehlikeli maceralarına kanmamalarını tavsiye ediyoruz” dedi.

Mahmud ayrıca, Arap ülkelerine, özellikle Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan devletlere Somali’nin ulusal güvenlikleri için güney kapısı niteliğinde olduğunu anlamaları çağrısında bulundu. Afrika’daki komşu ülkeleri ise Somali ile dayanışma içinde olmaya ve bölgeyi sonsuz bir kaosa sürüklemeye yönelik planlara karşı dikkatli olmaya çağırdı.

Suudi Arabistan-Somali ilişkileri

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, Suudi Arabistan ile Somali arasındaki ilişkilerin stratejik önemini ve Kızıldeniz’in güvenliğine katkısını vurguladı. Mahmud, “İkili ilişkilerimiz tarihî ve derin köklere sahip stratejik bir ilişkidir; bu ilişki kardeşlik, din ve ortak kader temellerine dayanır. Suudi Arabistan, Somali’nin istikrarını ve birliğini desteklemede, yeniden imar ve kalkınma çabalarında, ayrıca Kızıldeniz ve kritik deniz yollarının güvenliğinin sağlanmasında merkezi bir stratejik ortaktır” ifadelerini kullandı.

Mahmud, Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 stratejisine ve Kral Selman bin Abdulaziz ile Veliaht Prens Muhammed bin Selman liderliğinde elde edilen ekonomik başarılara büyük hayranlık duyduklarını belirtti. “Somali, bu alanlarda Suudi deneyiminden yararlanmayı hedefliyor” dedi.

Mahmud, mevcut şartlar altında Suudi liderliğinin bilgeliği, gücü ve bölgesel ve uluslararası ağırlığı sayesinde Somali’nin yeniden güçlü, birleşik ve onurlu bir şekilde kalkınmasında merkezi bir rol oynayabileceğine inandıklarını söyledi.

Suudi diplomasisinin Somali’ye uluslararası destek ve dayanışmayı sağlamakta kilit bir rol oynayacağını vurgulayan Mahmud, “Somali zorlu dönemlerden geçti, ancak bugün hızla toparlanıyor” şeklinde konuştu.

Mahmud, Somali’nin deneyimlerinden hareketle, günümüzde benzer zorluklarla karşı karşıya olan halklara karşı içten bir dayanışma hissettiklerini ve Suudi Arabistan’ın Yemen, Sudan ve Suriye’deki samimi ve kararlı rolünü takdir ettiklerini belirtti.

Son olarak, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun, Kral Selman bin Abdulaziz başkanlığında, Somali’nin toprak bütünlüğüne yönelik herhangi bir bölünme girişimini reddetme kararını büyük memnuniyetle karşıladıklarını ifade etti.

Mahmud sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Bu tutum, Suudi Arabistan’ın Somali toprak bütünlüğü ve egemenliğine tarihî desteğinin bir uzantısıdır. Suudi liderliğinin açıkça Somali’nin birliğine yönelik girişimleri reddetmesi, ülkelerimiz arasındaki kardeşlik ilişkilerini güçlendiriyor, bölgesel istikrarı pekiştiriyor ve uluslararası topluma devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesinin önemini vurgulayan güçlü bir mesaj gönderiyor.”