Küresel ekonomide kadınların liderliği artıyor

Erkeklerin yoğunlukta olduğu ekonomi ve finans sektöründe kadınların liderliği artarken, uluslararası ekonominin güçlü kurumları ile finans şirketlerinde kadın yöneticilerin çoğalması dikkati çekiyor.

AA
AA
TT

Küresel ekonomide kadınların liderliği artıyor

AA
AA

Dünya Bankasının yayımladığı, "Kadınlar, İş Dünyası ve Hukuk Raporu"na göre, küresel ekonomiyi harekete geçirme gücüne sahip olmalarına rağmen yasalar, uygulama eksiklikleri ve sosyal normlar kadınları iş hayatından uzak tutuyor.

Büyümenin yavaşladığı bir dönemde, kadınların küresel iş gücüne katılımının artırılmasının küresel ekonomik görünümü önemli ölçüde iyileştirebileceği değerlendirilirken, istihdam ve girişimcilikte cinsiyet eşitsizliğinin giderilmesinin, küresel gayrisafi yurt içi hasılayı yüzde 20'den fazla artırabileceği hesaplanıyor.

Gelecek 10 yılda cinsiyet eşitsizliğinin ortadan kaldırılmasının mevcut küresel büyüme oranını iki katına çıkaracağı tahmin ediliyor.

Ekonomiler, kadınlar için fırsat eşitliği yasalarını yürürlüğe koyma konusunda son yıllarda kayda değer bir ilerleme kaydederken bugün kadınların erkeklerin sahip olduğu yasal hakların 3'te 2'sinden azına sahip olduğu görülüyor.

Kadınlar, iş ve sosyal hayatta eşitsizliklerle karşılaşmaya devam ederken erkeklerin çoğunlukta olduğu ekonomi ve finans sektöründe yavaş da olsa etkinliğini artırıyor.

Küresel ekonominin önemli kurumlarına liderlik eden kadınların artması dikkati çekerken, ABD Hazine Bakanlığı, Uluslararası Para Fonu (IMF), Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve Dünya Ticaret Örgütünün (DTÖ) liderlik koltuğunda oturan kadınlar dünya ekonomisine yön veriyor.

Dünyanın en büyük ekonomisinin dümeninde kadın var

Dünyanın en büyük ekonomisi ABD'de Hazine Bakanlığı görevine gelen ilk kadın olan Janet Yellen'ın her açıklaması piyasalarda geniş yankı buluyor. Daha önce ABD Merkez Bankasına (Fed) başkanlık eden tecrübeli ekonomist, Fed'in ilk kadın başkanı olma unvanını taşırken 2014-2018 döneminde yönettiği bankanın en başarılı liderlerinden biri olarak anılıyor.

ABD ekonomisinin 2007-2009 finansal krizinin etkilerinden kurtulmaya çalıştığı bir dönemde Fed'in dümenine geçen Yellen'ın uyguladığı kademeli sıkılaştırma politikasının iş gücü piyasasının yanı sıra büyümeyi de güçlendirdiği belirtiliyor.

ABD Başkanı Joe Biden yönetiminde dünyanın en büyük ekonomisinin başına geçen Yellen'ın açıklamaları ve aldığı kararlar, ABD'nin yanı sıra küresel ekonomide de yakından takip ediliyor.

Avro Bölgesi'nin para politikasına yön veren kadın

ECB'nin ilk kadın Başkanı Christine Lagarde da Avro Bölgesi'nde uygulanacak para politikasını şekillendiren ve piyasaların odağındaki bir diğer kadın lider olarak öne çıkıyor. Bankanın başkanlığını 1 Kasım 2019'da Mario Draghi'den devralan Lagarde'ın kariyer geçmişinde 2011-2019 döneminde yürüttüğü IMF Başkanlığı görevi de bulunuyor.

Fransız kökenli avukat ve iş kadını Lagarde'ın 2007'den 2011'e kadar Fransa hükümetinde Ekonomi ve Maliye Bakanı olarak görev yaptığı biliniyor. Göreve başladığında selefi İtalyan Draghi'nin son dönem uyguladığı para politikalarında ciddi bir değişiklik yapmayan Lagarde, Kovid-19 salgınının neden olduğu ekonomik krizle politika değişikliğine gitmek zorunda kalmıştı.

Salgının ardından Rusya'nın Ukrayna'da başlattığı savaş ve yüksek enflasyonla karşı karşıya kalan Avrupa ekonomisinde, Lagarde'ın attığı "şahin" adımlarla 2022'de enflasyonla mücadele süreci başladı.

Uluslararası para sistemi istikrarına kadın eli değdi

IMF Başkanı Kristalina Georgieva ise Lagarde'ın ardından Fon'un liderlik koltuğuna oturan ikinci kadın başkan olma özelliğini taşıyor. Özellikle Kovid-19 krizi sürecindeki aktif tutumuyla adından söz ettiren Georgieva, IMF'ye 2019 yılından bu yana liderlik ediyor.

Bulgar ekonomist, 2017-2019 döneminde Dünya Bankası'nda üst yöneticilik görevinde bulundu. Jim Yong Kim'in istifasının ardından 2019'da kısa bir süre Dünya Bankası Grubu Başkan Vekili olarak da görev yapan Georgieva, 2014-2016'da Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcılığı görevini de yürüttü.

Gelişmekte olan bir ülkeden IMF Başkanlığı görevine gelen ilk isim olan Georgieva, uluslararası para sisteminin istikrarını sağlamaya ve krizleri önlemeye yönelik politikalara yön veriyor.

Ayrıca Georgieva'nın ardından IMF'nin iki numaralı isminin de bir kadın olması dikkati çekiyor. Daha önce 2019-2022 yılları arasında IMF'de başekonomist olarak görev yapan Gita Gopinath, 2022'den bu yana Fonun başkan yardımcılığı pozisyonunda bulunuyor.

Küresel ticareti düzenleyen de bir kadın

Dünya ekonomisinin bir diğer önemli kuruluşlarından Dünya Ticaret Örgütüne de Nijeryalı Ngozi Okonjo Iweala liderlik ediyor.

Küresel ticareti düzenleyen tek uluslararası organ konumunda bulunan DTÖ'nün genel direktörlüğü görevini 1 Mart 2021'de devralan Iweala, aynı zamanda örgütün ilk Afrikalı genel direktörü olma özelliğini taşıyor. Iweala'nın Asya, Afrika, Avrupa, Latin Amerika ve Kuzey Amerika'da 40 yılı aşkın deneyime sahip küresel bir finans uzmanı, ekonomist ve uluslararası kalkınma uzmanı olduğu biliniyor.

Dünya Bankasındaki kariyerine iki kez ara vererek Nijerya'da iki dönem Maliye Bakanlığı görevinde bulunan Iweala kısa bir süre de Nijerya Dışişleri Bakanlığı görevini üstlendi.

Iweala'nın, Nijerya'da Maliye Bakanı olduğu dönemde ülkenin finansal istikrarını iyileştirmek ve yolsuzlukla mücadele için hayata geçirdiği ekonomik reformlarla takdir topladığı belirtiliyor. Iweala, DTÖ Direktörlüğü görevi öncesi Küresel Aşı İttifakı'nın başında bulunuyordu.

Hem müzakere gündemindeki tıkanma hem de ABD'nin çok taraflı sisteme itirazları ve almış olduğu tek taraflı önlemler nedeniyle uzun zamandır sorunlarla boğuşan DTÖ için Iweala'nın yönetime gelmesi, örgütte yeni bir sürecin başlaması açısından önem taşıyor.

Finans sektöründe üst düzey kadın yönetici sayısı artıyor

Uluslararası denetim, vergi ve danışmanlık hizmetleri şirketi Deloitte'nin raporuna göre artık daha fazla kadın finansal hizmet sektöründe üst düzey pozisyonlarda bulunuyor. Sektörde en yüksek kademelerdeki kadın sayısı yıldan yıla artarken, kadınların dünya genelindeki üst düzey pozisyonların yüzde 18’ine sahip olduğu kaydediliyor.

Ayrıca, finansal hizmetler sektöründe üst düzey yöneticilere, son 10 yılda erkeklerden daha çok kadınların eklendiği belirtiliyor. Üst düzey pozisyonlarda kadınlarının oranı 2012'de yüzde 12,1 seviyesinde bulunurken, söz konusu oranın bu yıl yüzde 18,9'a çıkacağı, 2031'de de yüzde 22’ye yaklaşacağı tahmin ediliyor.

Fortune 500 listesinde kadın CEO oranı ilk kez yüzde 10’u geçti

Fortune dergisi tarafından hazırlanan ve yayınlanan ABD'deki en yüksek net ciroya sahip 500 kurumun sıralandığı listede, 2023'te kadınların yönettiği 52 şirket yer aldı. Böylece, kadınların yönettiği 44 şirketin listede yer aldığı 2022’ye göre kadın üst yönetici (CEO) sayısında yüzde 18 artış oldu. Listede kadın CEO oranı da ilk kez yüzde 10’u aşarak 10,4’e çıktı.

Listede finans alanında faaliyet gösteren, kadınların CEO'luk görevini üstlendiği şirketler de Fannie Mae, Citigroup, Jackson Financial, Fidelity, Jones Financial ve Thrivent olarak sıralandı.

Kredi notu yüksek şirketler yönetim kurullarında daha fazla kadın bulundurma eğiliminde

Moody's'in çalışmasında, kadınların dünyada işyerlerinde giderek artan bir rol oynadığı, küresel geliri artırdığı ve iş gücü piyasalarındaki baskıyı azalttığı bildirildi.

Daha fazla kadın katılımının yalnızca ekonomik büyümeye destek olmadığı vurgulanan çalışmada, görüş çeşitliliğinin iyi kurumsal yönetimi desteklemesi nedeniyle kadınların yönetim kurullarında bulunmasının şirketlerin kredi gücüyle de ilişkili olduğu ifade edildi.

Çalışmada, kredi notu yüksek şirketlerin yönetim kurullarında daha fazla kadın bulundurma eğilimine sahip olduğu aktarıldı.
Kurullardaki cinsiyet çeşitliliği artmasına rağmen eşitliğin hala uzakta olduğunun altı çizilen çalışmada, kamu ve özel sektör aktörlerinin, çeşitli politika önlemleri ve mali mekanizmalar yoluyla cinsiyet eşitsizliğini azaltmaya yönelik adımlar attığına işaret edildi.



Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
TT

Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)

Harvard Üniversitesi’nde ekonomi profesörü olan Pol Antras, Suudi Arabistan’ın küresel ticaretteki dönüşüm sahnesinde istisnai bir model sunduğunu ve geleneksel gelişmekte olan piyasa kalıplarından köklü şekilde farklılaştığını belirtti. Antras, küreselleşmenin sona ermediğini, aksine ‘parçalı entegrasyon’ adıyla yeniden şekillendiğini vurguladı. Şarku’l Avsat’a konuşan Antras, Suudi Arabistan’ın vizyonu ve yapısal reformlarının, ülkeyi dünyadaki bu parçalı entegrasyon sürecinden faydalanabilecek avantajlı bir konuma getirdiğini söyledi. Antras, ülkenin lojistik ve yapay zekâ alanındaki yatırımlarının, küresel krizlerin yarattığı gürültüyü aşan sürdürülebilir büyümenin gerçek motoru olduğunu kaydetti.

Pol Antras, modern dönemin önde gelen ekonomi teorisyenlerinden biri olarak kabul ediliyor ve Harvard Üniversitesi’nde profesör olarak görev yapıyor. Uluslararası ticaret konusundaki araştırmaları, şirketlerin üretim süreçlerini sınırlar ötesinde nasıl organize ettiklerini ve küresel değer zincirlerini anlamada çığır açıcı nitelikte.

Geleneksel ekonomi sınıflandırmalarını eleştirerek konuşmasına başlayan Antras, “Gelişmekte olan piyasaların uluslararası ticaret dönüşümünden nasıl faydalandığı konusunda genel ifadeler kullanmak çok zor. Bunun nedeni, genellikle ülkeleri kıtalarda veya benzer gruplarda toplama eğilimimizdir” dedi. Antras, ‘gelişmekte olan piyasalar’ kavramının altında çok farklı sanayi yapılarının saklı olduğunu vurgulayarak Suudi Arabistan’ın durumunu örnek gösterdi: “Bazı ekonomiler büyük ölçüde imalat ihracatına dayanıyor ve ticari entegrasyon ile pazar erişimi onların hayat damarları. Buna karşılık Suudi Arabistan gibi bir ekonomi, çok fazla ihraç yapmasına rağmen Çin ile temel ürünlerinde çok az rekabetle karşılaşıyor.” Bu durumun Suudi Arabistan için eşsiz bir fırsat yarattığını belirten Antras, “Suudi Arabistan için bu dönem, Çin’den daha düşük maliyetle mal temin etmek veya daha önce yalnızca ABD pazarına giden ürün çeşitlerine erişim sağlamak için büyük bir fırsat” dedi.

Gelişmekte olan piyasaların ‘damping’ ve rekabet baskısıyla nasıl başa çıkması gerektiği sorulduğunda Antras, açık bir tavsiye verdi: “Bence gelişmekte olan piyasalar olabildiğince az korumacı eğilim göstermeli. Bu kolay olmayacak; çünkü Çin’in ihracat artışı bazı yerel üreticileri etkileyecek ve onları koruma yönünde siyasi baskı yaratacak. Ancak geleceğe doğru yol, kendinizi çok taraflı sisteme bağlı bir ekonomi olarak konumlandırmak, yabancı üreticilerin pazara girmesine izin vermek ve aynı zamanda yerli üreticilerin dış pazarlara açılmasını teşvik etmektir. Büyük ülkelerin uygulamalarını taklit etmekten tamamen kaçınmalıyız.”

Yerel sanayilerin korunmasıyla ilgili olarak ise Antras şu ifadeleri kullandı: “Evet, Çin’in damping uygulamaları bazı ülkelerde ciddi kaygı yaratıyor, çünkü bu ülkelerin yerli üretim tabanları Çin ürünleriyle doğrudan rekabet ediyor. Ancak Suudi Arabistan için endişe daha az; çünkü Çin ürünleriyle doğrudan çatışan bir üretim tabanı yok. Aslında ucuz ithalat, Suudi tüketiciye fayda sağlayabilir. Eğer bir sektör zarar görürse, insanları korumanın daha iyi yolları var: kredi planları sağlamak, sübvansiyonlar vermek veya şirketlerin iş modellerini yeniden düşünmelerine ve geliştirmelerine yardımcı olmak gibi.”

Küreselleşme ölmedi... sadece ‘parçalandı’

‘Küreselleşmenin sona erip ermediği’ sorusuna yanıt veren Antras, yeni bir kavram ortaya koyarak şöyle dedi: “Bence küreselleşme bitmedi, ben bunu ‘parçalı entegrasyon’ (Fragmented Integration) olarak adlandırıyorum. Entegrasyon süreci devam edecek, ancak ticaret anlaşmaları farklı yollarla yapılacak. Artık sadece çok taraflı müzakerelere güvenemeyiz; çünkü bu anlaşmalara bağlılık hissi dünya genelinde azaldı. Anlaşmalar imzalanmaya devam edecek, ancak süreç daha karmaşık olacak ve belirsizlik en belirgin özellik olarak kalacak.”

Faiz ve yapay zekâ: madalyonun diğer yüzü

Yüksek faiz oranlarının gelişmekte olan ülkelerin karmaşık sanayilere geçiş planları üzerindeki etkisine de değinen Antras, “Yüksek faiz oranları, gelişmekte olan piyasaların karşılaştığı risk primiyle birlikte, yatırımları şüphesiz sınırlıyor. İhracat, kredi, yatırım ve kalite iyileştirmesi gerektiriyor. Ancak faizlerin yükselmesinin temel bir nedeni var; bu, yapay zekâ ve teknolojik değişim kaynaklı yüksek büyüme beklentilerini yansıtıyor” ifadelerini kullandı.

Antras, bu büyümenin aynı zamanda çözüm sunduğunu belirterek şöyle devam etti: “Eğer bu büyüme potansiyeli gerçekleşirse, verimlilik önemli ölçüde artacak ve KOBİ’ler talebi daha iyi öngörebilecek, daha önce keşfedilmemiş pazarlara erişim sağlayacak. Dolayısıyla evet, faizler kısa vadede olumsuz bir güç, ancak gerçek bir büyüme potansiyelinden kaynaklanıyorsa durum o kadar da kötü olmayabilir.”

İş kaygısı ve devlet müdahalesi

Antras, işgücü piyasasına ilişkin derin endişelerini de dile getirdi. Önümüzdeki zorlukların çift yönlü ve ciddi olduğunu belirten Antras, Çin’in rekabeti ile yapay zekâ aracılığıyla otomasyonun işgücü üzerindeki etkisinin birleştiğini vurguladı. Antras, “İşgücünün geleceği konusunda ciddi endişelerim var; Çin’den gelen yoğun ihracat rekabeti, yapay zekâ ile işlerin otomatikleşmesiyle birleşirse, özellikle genç işçiler arasında ciddi işgücü piyasası sıkıntılarına yol açabilir” dedi.

Bu durumun piyasaya bırakılmaması gerektiğini söyleyen Antras, “Burada hükümet müdahalesine acil ihtiyaç var; bu müdahale, büyük mali kaynaklar ve yüksek düzeyde hazırlık gerektiriyor” dedi. Tek çözümün ‘verimlilik şartı’ olduğunu belirten Antras sözlerini şöyle noktaladı: “Yeni teknolojiler beklenen ölçüde verimliliği artırırsa, bu büyüme hükümetlere zarar görenleri telafi etmek ve insan kaynaklarını yeniden eğitmek için gerekli mali alanı sağlayacaktır. Başarı, kısa vadeli olumsuz etkileri yönetmek ile uzun vadeli stratejik kazançlara yatırım yapmak arasında hassas bir denge kurmakta yatıyor.”


Suudi Arabistan, hayati öneme sahip sektörleri geliştirmek için Suriye ile stratejik anlaşmalar imzaladı

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
TT

Suudi Arabistan, hayati öneme sahip sektörleri geliştirmek için Suriye ile stratejik anlaşmalar imzaladı

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih bugün yaptığı açıklamada, krallığın Suriye'nin Halep kentindeki iki havaalanının geliştirilmesi için çeşitli aşamalarda 7,5 milyar riyal (2 milyar dolar) yatırım yapacağını söyledi.

Yatırım Bakanı Halid bin Abdulaziz el-Falih başkanlığındaki üst düzey Suudi heyeti, Suudi Arabistan Krallığı ile Suriye Arap Cumhuriyeti arasındaki ekonomik ve yatırım iş birliğini güçlendirmeyi ve ortak projelerin pratik uygulamasına yönelik ikili ortaklıkları ilerletmeyi amaçlayan resmi bir ziyaretin başlangıcı olarak bu sabah Suriye'nin başkenti Şam'a geldi.

El-Falih, "Nas" şirketinin ülke dışındaki ilk yatırımı olan "Nas Syria" adlı bir havayolu şirketinin kurulduğunu duyurdu.

El-Falih ayrıca, Suriye'deki büyük projelere yatırım yapmaya adanacak olan Elaf Yatırım Fonu'nu da başlattı.

Suriye Yatırım Otoritesi Başkanı Talal el-Hilali ise ülkesinin telekomünikasyon altyapısını geliştirmek, iletişim ağlarını ve internet kalitesini modernize etmek için Suudi Arabistan ile bir anlaşma imzalayacağını duyurdu.

Açıklamada, Suudi Arabistan ile vatandaşların yaşamlarını doğrudan etkileyen hayati sektörleri hedefleyen bir dizi stratejik anlaşmanın imzalanacağı da belirtildi.

Suudi Arabistan Yatırım Bakanlığı tarafından yayınlanan basın açıklamasında, Suudi heyetinin ziyaretinin "iki kardeş ülke arasındaki stratejik ortaklığı destekleme, kalkınma projelerini desteklemede özel sektörün rolünü güçlendirme ve ortak çıkarlara hizmet eden ve gelecek dönemdeki kalkınma eğilimlerine ayak uyduran sürdürülebilir bir ekonomik entegrasyon yolu oluşturma çerçevesinde gerçekleştiği" ifade edildi.

Açıklamada, bu ziyaretin "Krallık ile Suriye arasındaki ekonomik ortaklıkta ileri bir aşamayı temsil ettiği, geçen yıl düzenlenen bir dizi toplantı ve forumun devamı niteliğinde olduğu ve bu toplantılar ve forumlar sonucunda karşılıklı yatırımı teşvik etmek ve bir dizi hayati sektörde ortak çalışma mekanizmalarını etkinleştirmek amacıyla bir dizi anlaşmanın imzalandığı" belirtildi. Açıklamada ayrıca, "Bu sürekli çabalar, iki ülke arasındaki stratejik uyumu teyit ederek hem Suudi hem de Suriye özel sektörleri için ekonomik kalkınmayı destekleme ve yatırım fırsatlarını genişletme konusunda büyük bir hedef çerçevesinde ortak ekonomik entegrasyonu derinleştirme amacını ortaya koymaktadır." ifadelerine yer verildi.


Altın ve gümüş fiyatları niçin çok değişiyor?

Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)
Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)
TT

Altın ve gümüş fiyatları niçin çok değişiyor?

Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)
Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)

Altın ve gümüşte üst üste kırılan rekorların ardından gelen düşüş mercek altına alındı. 

Wall Street Journal'ın (WSJ) analizinde, ABD Başkanı Donald Trump'ın ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanlığı'na Kevin Warsh'u aday göstermesinin ardından değerli metallerde sert düşüş yaşandığına dikkat çekiliyor. 

Analize göre yatırımcılar, Warsh'un enflasyona karşı "şahin bir politika" izleyeceğini ve Fed'in başına atanmasının doların güçlenmesini sağlayacağını düşünüyor. Financial Times'ın analizinde de benzer bir noktaya işaret ediliyor. 

Fed'in bağımsızlığıyla ilgili endişeler, mayıstan bu yana doların değerinin düşmesinde önemli rol oynadı. 

Trump ise doların seyrinde olumsuz bir durum olmadığını savunarak "Bence harika gidiyor" demişti. 

Analizde, Warsh'un adaylığının duyurulmasıyla altın ve gümüşte hızlı satışlar başladığı vurgulanıyor. Diğer yandan değerli metallerdeki düşüşün, "piyasa temellerinin öngördüğünün çok ötesine çıkan çılgın alımların sonucu olduğuna" da dikkat çekiliyor. 

Trump'ın cuma günkü açıklamasında "çok zeki, çok iyi ve güçlü" diye nitelediği Warsh'un adaylığını duyurmasıyla dolarda da toparlanma görüldü. 

Değerli metallerin değişken seyrinde spekülasyonların da önemli rol oynadığına işaret ediliyor. 

En uç spekülasyonların, "vatandaşların külçe gümüş almak için sıraya girdiği" Çin'den geldiği belirtiliyor. Çin sınır polisinin, Hong Kong'dan ülkeye yaklaşık 227 kilogram gümüş kaçırmaya çalışan iki kişiyi geçen hafta yakalaması da gündem olmuştu. 

Çin yönetimi, yatırım çılgınlığının risklerini azaltmak için UBS gümüş vadeli işlem fonu da dahil 5 emtia fonunun ticaretini cuma günü askıya almıştı. 

Öte yandan sert satışlara rağmen WSJ analistleri, özellikle altın ve bakırda yükselişin sürebileceği tahminini paylaşıyor. 

Fed-Beyaz Saray çekişmesi

Fed Başkanı Jerome Powell'la Trump arasındaki çekişme, ABD Merkez Bankası'nın bağımsızlığıyla ilgili endişeleri artırıyor. 

Tartışma Fed ofis binalarının yenilenmesini kapsayan çok yıllı projeyle ilgili. Beyaz Saray'ın proje için öngördüğü bütçe 1,9 milyar dolardı. Ancak işçilik ve malzeme fiyatlarındaki artış, tasarım değişiklikleri ve asbestle kurşun kirliliği gibi öngörülemeyen sorunlar nedeniyle maliyet 2,5 milyar dolara çıkmıştı.

ABD Başkanı, Powell'ın dolandırıcılık yaptığını ima ederek süreci kötü yönettiğini öne sürmüştü. Fed başkanı ise hakkındaki iddiaları reddederek, binaların renovasyon masraflarının uzun vadede kendini amorti edeceğini belirtmişti.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Financial Times